2009-05-26 - 16:00
CHP GRUP TOPLANTISI..
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, halen TBMM'de görüşülmekte olan Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesini öngören kanun tasarısını eleştirerek, ''Kanunla yapılan yanlışı, Anayasa mahkemesi belirler, belirleyecek. Çok açık, net'' dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi konusunda yaşanan tartışmaları değerlendirdi.

''Bu konu, en temel konumuzdur'' diyen Baykal, Türkiye'nin, bu arazilerin 2014 yılına kadar mayından arındırılması konusunda Ottowa Sözleşmesini imzaladığını, önünde 5 yıl süre bulunduğunu söyledi.

Baykal, hükümetin 2004 yılında bu konuda bir girişim başlattığını, çeşitli denemelerden sonra ''arazinin bir yabancı firma tarafından temizlenmesi ve karşılığında firmaya 49 yıllığına araziyi kullanma imkanı tanınmasını amaçlayan bir kararname düzenlendiğini'' ifade ederek, ''Yani diyor ki hükümet; 'Bir şirket gelsin, bu araziyi mayından temizlesin. Bu temizlemediği araziye karşılık olarak da şirket 40 kusur yıl burayı kullansın.' Bu, bizim hukuk sistemimize aykırı'' iye konuştu.

-''ANAYASA MAHKEMESİ, YANLIŞI BELİRLEYECEK''-

Mayınlı arazinin temizlenmesi için yapılması gereken iş ile temizlenen arazinin nasıl kullanılacağı konusunda değerlendirme yapma ve karar almanın ayrı işler olduğunu anlatan Baykal, şöyle devam etti:

''Bu ikisini aynı sepete koymak, tek bir kararname içinde bunu düzenlemek, yapana 'Sen, bunu kullan' demek söz konusu olamaz. Nitekim bu doğrultuda, CHP milletvekillerinin girişimi sonucunda Danıştay, konuya el koydu. Yürütmeyi durdurma kararı verdi ve bu yılın Mart ayında kararnameyi iptal etti. Bunun yanlış olduğu, hukuken kabul edilebilir olmadığı ortaya çıktı. Şimdi hükümet, bunu gördükten sonra, bu defa bir kanun tasarıyla Parlamento'nun önüne geldi.

Kararnameyle elde edemediği sonucu, kanunla güvence altına almayı amaçlıyor. Yani bir anlamda, hukukun arkasından dolanmayı amaçlayan, hukuka baypas yapmayı, hukuku etkisiz kılmayı öngören bir düzenlemedir. Kanun gücüyle 'Ben, bunu yaparım. Kanun çıkarırım, kanunla bu işi hallederim' demiştir. Ama iş yine yanlış. Kararnameyle de yanlış, kanunla da yanlış. Kanunla yapılan yanlışı, Danıştay belirledi. Kanunla yapılan yanlışı, Anayasa Mahkemesi belirler, belirleyecek. Çok açık, net.''

Hükümetin, bu konuda kararlılık içinde olduğunu, mayından temizlenecek araziyi başka kuruluşa devretmeyi içine sindirmiş olarak yola çıktığını ileri süren Baykal, bu durumun, Türkiye'de çok büyük tepki çektiği, haklı rahatsızlık yarattığını söyledi. Hukuk, siyaset ve ekonomik açıdan konunun sorgulanması gerektiğini anlatan Baykal, Beyaz Rusya'dan, eski Yugoslavya'ya, Tacikistan'a kadar pek çok ülke arazilerini mayından temizleme işiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Suriye'nin de bu sorununa kendisinin el attığını belirten Baykal, şöyle devam etti:

''Başbakan da 'Suriye yaptı' diyor. Sor bir bakalım, Suriye nasıl yaptı? Dünyada, arazisini mayından temizlemiş ülkeler arasında bir tek ülke var mı ki 'Gelin, benim arazimi temizleyin, temizlediğiniz araziyi de size bırakıyorum. 40-50 yıl, siz orayı istediğiniz gibi kullanın' demiş olsun. Var mı böyle bir başka ülke? Üstelik bizim arazi, sınırda. Üstelik bizim arazi, terör bölgesinin hemen üstünde, dünyanın en karmaşık, en istikrarsız coğrafyasının tam ortasında. Böyle bir arazide biz 'Gelin burayı temizleyin, sonra da alın kullanın' diyeceğiz. Kaç yıl? Yarım asır neredeyse... Böyle bir şey olur mu? Zaten bir yarım asır orayı mayınladık, vatandaşların kullanmasına engel olduk, Türkiye'nin kullanmasına engel olduk. Şimdi bir yarım asırda, böyle bir yöntemle vazgeçeceğiz ve o coğrafyamızda 100 yıl kullanma hakkından vazgeçeceğiz. Bunun bir mantığı olabilir mi?''

Hükümetin, mayından temizleme işinin maliyeti konusunda güvenilir raporlar almadığını öne süren Baykal, hükümetin verdiği rakamların da belirsiz olduğunu iddia etti. Baykal, ''Böyle bir konu, Türkiye'nin konusudur, bizim konumuzdur. Orayı biz mayınladık. Hiçbir kimseden de yardım istemedik. Şimdi mayından orayı temizleme işi, Türkiye'nin kendi sorumluluğunda bir iştir. Biz, yaparız, yapmanın yolunu bulmalıyız, dışardan hizmette satın alınır, dışardan uzman şirketleri de devreye sokarız ama o işi yaptırmak sorumluluğunu biz üstleniriz. Bir başka ülkeye, 'gel, sen bunu yapıver, buna karşılık da sen kullan' demek, Türkiye'ye yakışmaz. Bu önümüzdeki temel konudur.''

''İŞİN HUKUKUNDA TEMEL ZAFİYET VAR''-

Baykal, yapılacak işin, sadece mayından temizleme işi ise bunun için kanuna gerek olmadığını, Bakanlar Kurulu'nun yetkili olduğunu ifade ederek, o arazinin birine devredilmesi konusunda ise yetkinin TBMM'de olduğunu vurguladı.

İşin hukukunda ''temel zafiyet olduğunu'' belirten Baykal, maliyet konusunda da kesin bir bilginin olmadığını kaydetti.

Dünyada bu yöntemle mayın temizleyen hiçbir ülke olmadığını belirten Baykal, ''Koca Türkiye, koca silahlı kuvvetleriyle, dünyadaki büyük ekonomik potansiyeliyle kendi topraklarındaki mayını temizlemekten aciz kalacak, bir başka ülkeye devredecek...'' dedi.

-''O BÖLGEYLE KAYNAŞMA PROJESİDİR''

Mayınların temizlenmesiyle 216 bin dönüm arazi kazanımının söz konusu olduğuna işaret eden Baykal, bunun yüzde 70'inin fevkalade değerli 1. ve 2. sınıf tarım arazisi olduğunu kaydetti. Baykal, şöyle konuştu:

''Orada binlerce çiftçiye geçim imkanı sağlamak mümkün. Bu konu sadece bir mayından kurtulma konusu değildir. Bu konu Türkiye'nin o bölgesinde bir sosyal kaynaşma, bir sosyal bütünleşme, o bölgesinde halkımızın refah-yoksulluk açmazı karşısındaki sıkıntısından kurutulabilmesi için bir kapı açma, pencere açma şansıdır. Bunu kullanmaktan Türkiye nasıl vazgeçebilir? O bölgede böyle bir arazinin kazanılmış olması yıllardan beri zaten ihmal edilmiş olan o bölgeye çok gerektiği halde ihmal edilmiş olan toprak reformunun bir anlamda küçük bir ölçekte sınır boyunda gerçekleştirilmesi şansının ele geçirilmesi demektir. Oradaki topraksız, yoksul köylülere o arazilerin dağıtılması Türkiye'nin bir barış projesidir, bir kalkınma projesidir, o bölgeyle kaynaşma projesidir. Bundan vazgeçmek mümkün mü?''

-''OLDU BİTTİ İLE GEÇİRİLMEK İSTENİYOR''-

Konunun parlamentodan ''Gerektiği gibi konuşulmadan bir oldu bitti ile geçirilmek istendiğini'' ileri süren Baykal, Genelkurmay Başkanlığı'nın mayınların NATO'ya bağlı NAMSA tarafından temizlenmesi görüşünü aktardığını da hatırlattı.

Baykal, ''Türkiye'de Genelkurmay bu kanunun altında yatan hazırlığın çok ötesinde bir öneri ortaya atıyor, bir açıklama yapıyor. Bu ne biçim dağınıklıktır, bu ne biçim kopukluktur? Genelkurmay bir şey söylüyor, hükümet başka birşey. Hangi konuda? Tam işbirliği yapmaları gereken konuda. Bundan daha önemli işbirliği gerektiren konu var mı? Oradaki toprağın mayından nasıl temizleneceği konusunda Genelkurmay'la hükümetin bir ortak anlayış içinde bulunması gerekmez mi?'' diye konuştu.

Baykal, 600 bin mayının temizlenmesinin gündeme geldiğini, ancak Türkiye'nin temizlemesi gereken mayın sayısının 900 bin olduğunu belirterek, hükümetin kalan 300 bin mayın için aynı hassasiyeti göstermediğini iddia etti.

Deniz Baykal, ''Bu kanun derhal geri çekilmelidir. Ve kamuoyunu tatmin edecek, parlamentonun vicdanını rahatlatacak, Genelkurmay'ın bu konudaki düşüncelerini değerlendirecek ciddi bir çalışma yapılarak, sorumlu bir şekilde Türkiye'nin önüne çıkarılmalıdır. Ve burada amaç hiçbir şekilde temizlenen arazinin yabancı bir şirkete, yabancı bir ülkeye devredilmesi olmamalıdır'' dedi.

''BAŞBAKAN KIZGINLIKLA ONU, BUNU SUÇLUYOR''-

Bu konudaki duyarlılıklarının ve eleştirilerinin hükümet tarafından doğru algılanmadığını da savunan Baykal, şöyle devam etti:

''Şimdi Başbakan diyor ki 'Bunlar hep böyledir. Bu kanunu engelliyorlar. Zaten azınlıkları da memleketten bunlar kovdular. Bu bir faşizan yaklaşımdır. Ben özür diliyorum' diyor. Bu yaklaşımla bizim konuştuğumuz mayınlı arazinin temizlenmesi konusu arasında ne ilgi var? Burada konuşulan mayınlı arazinin Türkiye için en doğru nasıl değerlendirileceği konusudur. Başbakan bu konuda gördüğü muhalefetten çok tedirgin, çok rahatsız, çok tepkili. Ve kızgınlığını, onu, bunu suçlayarak, anlamsız suçlamalar yaparak, konuyu saptırarak, çarptırarak değiştirerek kontrol altına almaya çalışıyor. Başbakan'ın açtığı o konu konuşulacaksa getirsin konuşalım. Türkiye'de neyi kast etti 'azınlıkları gönderdiniz' derken? 'Faşizan bir uygulama' derken kast ettiği nedir? Konuşalım, çok açık olsun. Varsa bir iddiası getirsin biz tümünü değerlendirmeye hazırız ama bunun zamanı, zemini bizim mayınlı arazilerin nasıl kullanılacağı tartışmamız değildir.''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, milletvekilliği dokunulmazlığına ilişkin düzenleme olmasına karşın cumhurbaşkanıyla ilgili böyle bir düzenleme olmadığını ifade ederek,''Hakime, 'vay sen nasıl yaparsın' diye, Başbakan bir türlü, Cumhurbaşkanlığı bir türlü... Bu kadar uğraşacağınıza cumhurbaşkanlığına dokunulmazlık getirin'' dedi.

Baykal, Başbakan'ın görevinin, ülkenin hak ve hukukunu savunmak, yapılan haksızlıkların hesabını sormak olduğunu belirtti. Başbakan'ın, Türkiye'yi suçlayarak nereye varmak istediğini bilemediğini ifade eden Baykal, ''Ancak görüyoruz ki Başbakan'ın kendisi, Türkiye'ye haksızlık yapmaya çok teşne bir konumda görünüyor'' diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Güneydoğu Anadolu'da vatandaşlarına ''Eğer beğenmiyorsan çek git'' diyebildiğini, 70 milyonu dinlediğini ifade eden Baykal, konuşmasında şunları kaydetti:

''Sonra 'faşizan uygulama' diye, tarihin içinden, çok özel koşullarda yaşanan, şartların niye ortaya çıktığının incelenmesi gereken, üzüntü verici olayları, demagojik bir üslupla, bugün bir suçlama konusu haline getiriyor. Başbakan, 'Türkiye'den azınlıkları attık' diyor ama Başbakan'ın ağzından, Batı Trakya'da, bir defa çıktığı, belli süre içinde geri gelmediği için vatandaşlıktan atılan 60 bin Türk kökenli Yunan vatandaşının hesabını sorduğuna tanık olmadım. Bu tarihin derinliklerinde değil, daha dün yaşanmıştır. Türkiye, kendisini
suçlayarak, birilerinin gözüne girmeye çalışarak, haklılığını kimseye kabul ettiremez. Yanlışı konuşalım, tartışalım ama bizim ihtiyacımız, Türkiye'ye yapılan haksızlıkların hesabını sormak, ülkenin hukukuna sahip çıkmak, Türkiye'yi sahiplenmek, savunmaktır.''

Baykal, mayınlı arazilerin, Türkiye'de boynu bükük, işsiz, topraksız vatandaşlar dururken, yabancı ülkeye devredilmesinin kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, bölgedeki vatandaşların, başka ülkelerin şirketlerinde maraba konumunda çalışmasını içlerine sindiremeyeceklerini söyledi.

Bu bölgenin, birileri için çok cazip olduğunu, birilerini yakından ilgilendirdiğini ifade eden CHP Genel Başkanı Baykal, mücadelelerini, kanun çıkıncaya ve çıktıktan sonra Mecliste, mahkemede ve milletin önünde sürdüreceklerini bildirdi. Baykal, yasayı çıkaranları, amaçlarını yapamaz hale getirmenin boyunlarının borcu olduğunu vurgulayarak, ''O bölgeyi birilerine peşkeş çekmelerine imkan olmadığını, o bölgedeki insanlarla omuz omuza ortaya
koyacağız'' dedi.

''MUTLAK ZIRH HALİNE GELDİ''

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında Sincan Ağır Ceza Mahkemesinin kararını da değerlendiren Baykal, dokunulmazlıkla ilgili düzenlemenin, yanlış, yetersiz ve tutarsız şekilde ortaya çıktığının bir kez daha görüldüğünü öne sürdü.

Baykal, cumhurbaşkanı seçiminden önce ''Cumhurbaşkanı seçimini böyle yaparsanız, seçtiğiniz cumhurbaşkanı sabahleyin Çankaya'da büyükelçileri kabul eder, öğleden sonra da mahkemede hesap verir'' dediğini anımsatarak, gelinen noktanın, bunun ne kadar doğru ve gerçekçi olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.

Dokunulmazlıkların; yeterli, adaletli, toplumun bekleyişine, vicdanına yatkındüzenlenmediğini kaydeden Baykal, suçun ve milletvekilliğinin ayrı şeyler olduğunu vurguladı. Baykal, bir kişinin milletvekilliğinin, yaptığı yanlıştan, işlediği suçtan dolayı hesap vermeyeceği anlamına gelmemesi gerektiğini vurguladı.

İngiltere'de bir milletvekilinin suç işlemesinin, takip edilmesine engel oluşturmadığını, ifadesinin alınabildiğini, yargılanabildiğini anlatan Baykal, bazı ülkelerde dokunulmazlığın, meclisin toplantı halinde geçerli olduğunu söyledi.

Baykal, dokunulmazlığın çok kötü kullanıldığını ve mutlak zırh haline geldiğini belirtti.

''CUMHURBAŞKANLIĞINA NE?''

En utanç verici suçları işleyenin, ''milletvekilidir'' diye takip edilemediğini ifade eden Deniz Baykal, milletvekilliği, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığının onurlu görevler olduğunu kaydetti.

''Ancak en saygın olan; Türkiye'nin bir hukuk devleti olması, hukukun
işlemesi ve herkesin hukuka tabi olduğunun bilinmesidir'' diyen Baykal, şunları
kaydetti:

''Hukuk karşısında, cumhurbaşkanı da vatandaş da eşit. 'Cumhurbaşkanı, şu şekilde yargılanır' diye bir düzenleme getirilirse, elbette o düzenlemenin gereği yerine getirilir. Türkiye'de milletvekilleriyle ilgili düzenleme var ama cumhurbaşkanlarıyla ilgili düzenleme yok. 'Olması gerekir, uygundur' uygundur ama olmamış. Hukuk cambazlığıyla, olması gerektiğine inandığın şeyi, olmadığı halde olur kılmak, kabul edilebilir değildir. Yapılması gereken; varmış gibi davranmak değil, var kılmaktır.

Cumhurbaşkanı seçilmeden önce işlendiği iddia edilen bir suçla ilgili dosya, bir hakimin önüne gelmiş, mahkeme karar almış. Bu karar doğrudur, yanlıştır, o kararı irdeleyecek, denetleyecek yargı mercileri var. Onlara götürsün, değerlendirir. Cumhurbaşkanlığı, bir hakimin, anlayışı çerçevesinde aldığı karar karşısında yayınladığı bildiride, yargının kararının kötü niyetli olduğunu ifade ediyor. Cumhurbaşkanlığı kurumunun, bir yargı organı kararında,
her türlü hukuki itiraz yolu varken, 'bu karar kötü niyetlidir' diye, resmi bir açıklama yapması, Türkiye'de hukukun da cumhurbaşkanlığının da saygınlığına en büyük darbeyi vurmuştur. Mahkeme karar almış, Cumhurbaşkanlığına ne? Hakime, 'vay sen nasıl yaparsın' diye, Başbakan bir türlü, Cumhurbaşkanlığı bir türlü... Bu kadar uğraşacağınıza cumhurbaşkanlığına dokunulmazlık getirin. Çifte standart, hukukta ve devletin en yüksek mercilerinde himaye görüyorsa, işimiz var demektir.''

''KİMSE DOKUNAMIYOR HAZRETE''

Baykal, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, RTÜK Başkanı Zahid Akman'dan istifasını istediğini anımsatarak, bunun medya tarafından, heyecanla, sevinç çığlıklarıyla karşılandığını söyledi.

Arınç'ın istifaya davet ettiğini ancak ortada istifanın değil, üçüncü dönem başkan seçilme talebinden vazgeçmenin olduğunu belirten Baykal, ''Başbakan yardımcısı nereden istifa istedi, RTÜK Başkanlığından mı üyeliğinden mi istedi? Ya da 'Temennimi söyledim takdir onundur' mu dedi? Bu işin temenniyle takdirle ilgisi var mı?'' diye sordu. Baykal, şunları kaydetti:

''RTÜK toplanır, karar alır. CHP'nin 3 üyesi var, bu üyelerin hepsi, bu konuda gereğini yapmaya hazır. Sen onu görevden almaya hazırsan, çık ifade et, hep beraber alıverelim. Arzunu söylediğini, bana ne söylüyorsun. 'Kamuoyuna şirin gözükmeye çalışıyorum. Kamuoyu beni bu konuda duyarlı olarak görsün. Ben temennimi yapmış olurum, o istifa eder, etmez...'

Şimdi yarış başladı. Eski Adalet Bakanı 'ben ondan önce istemiştim' diyor. Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı istifasını istemiş dinlemiyor, orada kalıyor. Bunun gücü nereden geliyor? Maşallah. Siz ne diyorsunuz buna? İstifasını isteyen Hükümet üyeleri, bu manzarayı içlerine nasıl sindiriyorlar? Hükümetine saygı duymak isteyen bir muhalefet partisinin genel başkanı olarak ben, bundan üzüntü duyuyorum. Kimse dokunamıyor hazrete. Hazret, istediği zaman, istediği kadar kalacak. Şimdi herkes, üçüncü kez RTÜK Başkanı olmayı, kendi arzusuyla uygun görmediği için bizim de sevinmemizi bekliyor.''

Bu arada CHP Grubunu, mayınlara basma sonucu çeşitli yerlerinden sakat kalan bir grup vatandaş da izledi. Baykal, konuşmasının ardından bu vatandaşlarla bir süre sohbet ederek, sorunlarını dinledi.