2013-01-22 - 12:02
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ırkçılığın asabiyet olduğunu belirterek,''Asabiyet şeytandandır. Irkını, kavmini, kafatasını övmek, onunla böbürlenmek; yaratılanı aşağılamak şeytandandır'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yıllardır yapılan ihmallerin tersine, bu ihmalleri telafi etmek için geri kalmış, geri bırakılmış illere pozitif ayrımcılık uyguladıklarını, buralara daha fazla yatırım yapıp, hizmet götürdüklerini bildirdi.
Erdoğan, AK Parti TBMM Grubu'ndaki konuşmasına başlamadan önce partisine katılan Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba'ya partisinin rozetini taktı.
Heyecanını dile getiren Fakıbaba, ''Sizleri, arkadaşlarımı, ailemi özlemiştim. Bana bu fırsatı verdiniz, size yürekten teşekkür ediyorum, minnettarım. Sizin hoşgörünüz, büyüklüğünüz bana bu fırsatı verdi. Şanlıurfa'da müthiş bayram var. Bu bayramın nedeni sizsiniz'' dedi.
Fakıbaba, partiye gelişinin nedeninin, sadece makam olmadığını; AK Parti'nin şanlı üyeliğini alabilmek olduğunu kaydetti. Fakıbaba, ''Bundan sonra sizin ve partimin emrinde olacağım, bir nefer gibi çalışacağım'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan da hayırlı olsun temennisinde bulundu.
AK Parti'nin son grup toplantısından bu güne kadar geçen 1 hafta içinde son derece önemli açılış ve temaslar gerçekleştirdiklerini anlatan Erdoğan, geçen hafta Salı günü Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu'nun 25. toplantısını, Çarşamba genişletilmiş il başkanları toplantısını, Perşembe ise iki önemli açılış yaptıklarını söyledi.
Erdoğan, ekmek israfını önleme kampanyasını 17 Ocak'ta başlattıklarını anımsatarak, bu kampanyanın son derece önemli olduğunu kaydetti.
Toprak Mahsulleri Ofisi'nin araştırmasına göre Türkiye'de yılda 37 milyar adet ekmek üretildiğini, 35 milyar adet ekmek tüketildiğini bildirdi. Erdoğan, günde 6 milyon adet, yılda 2 milyar adet ekmeğin çöpe gittiğini vurgulayarak, 1,5 milyar liralık kaynağın çöpe atıldığını kaydetti.
Erdoğan, daha vahiminin, Türkiye zenginleştikçe, milli gelir artışına bağlı olarak refah, tüketim, alım gücü arttıkça ekmek israfının da arttığını dile getirdi.
Başbakan Erdoğan, 2011'de günde 5 milyon ekmek çöpe giderken, 2012'de bu sayının 6 milyona çıktığını belirterek, dünyada yılda 870 milyon kişinin yetersiz beslendiğini, 10 milyon kişinin yetersiz beslenme ve açlıktan hayatını kaybettiğini söyledi. Erdoğan, dünyada 1,3 milyar ton gıda, 1 trilyon doların israf edildiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bizim ülke, millet olarak bu israfın önüne mutlaka ama mutlaka geçmemiz gerekiyor. Biz kültürümüz, medeniyetimiz, değerlerimiz itibariyle vahşi büyümenin taraftarı asla olamayız. Refah artıkça dünya meselelerine, sosyal meselelere gözünü kapatan, bencilleşen, hırsla ve sınırsızca tüketen bir toplumdan, böyle bir topluluktan yana olamayız. Bizim temel ilkemiz son derece net; komşusu açken tok yatan bizden değildir. Somali'de kardeşi bir dilim ekmek, bir damla süt için kıvranırken sofrasındaki ekmeği, dudaklarını silerek çöpe atan bizden olamaz. Biz gürül gürül akan nehirden su içerken, abdest alırken dahi o suyu israf etmemekle öğütlenmiş bir medeniyetin mensubuyuz.
Kendi öz değerlerimizle büyüyeceğiz, medeniyetimizin temel ilke ve dinamikleriyle büyüyeceğiz. Biz büyüdükçe kendisine, değerlerine yabancı olanlardan değil, büyüdükçe biz olarak kalanlardan olacağız. Aziz milletimin, ekmek kullanımı konusunda çok daha duyarlı olmasını rica ediyorum. Ekmek alırken, bölerken bir değil birkaç defa düşünülmesini, o ekmeğe sahip olmayanların hatırlanılmasını, ona göre davranılmasını rica ediyorum. Çünkü biz ekmeğe nimet diyenlerdeniz. Büyüklerimiz, 'ekmeği bıçakla kesmeyin' derlerdi. Onu bile, o nimete zulüm telakki ederlerdi. Başlatılan kampanyanın bu hissiyatı çoğaltmasını, ekmek israfının önüne geçmesini temenni ediyorum.
Artık beyaz undan ekmek dönemini de kapatıyoruz. Artık buğdayın orijinalinden üretilen un, kepekli un dediğimiz neyse, bundan ekmeğimizi üretelim. Zira gıda, vitamin orada. Biz bunu bırakıyor, bütün vitamini çıkarıyoruz. Neymiş, beyaz un parlakmış. Buna aldanmayacağız. Batı bunu anladı, bizi geçmiş durumda. İnşallah biz de bu açığı süratle kapatacağız.''
Erdoğan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından tamamlanan 365 tesis ve yatırımın resmi açılışını geçen hafta Ankara'da gerçekleştirdiklerini anlattı. Erdoğan, 389 temizlik ve hizmet aracını teslim ettiklerini, Türkiye'ye 1,5 milyar liralık hizmet ve eser kazandırmış olduklarını kaydetti. Erdoğan, 81 ilde şehir alt yapılarını güçlendirme, çevreyi koruma noktasında çok önemli yatırımların hizmete girdiğini dile getirdi.
Başbakan Erdoğan, geçen hafta sonu Gaziantep'te gerçekleştirdiği temaslar hakkında bilgi verdi. Erdoğan, Gaziantep'te 64 farklı başlıkta eserin açılışını yaptıklarını, bu eserlerin toplam değerinin 1 milyar 200 milyon lira bedelle üretilen yatırımlar olduğunu belirtti.
Gaziantep Üniversitesi'nde fahri doktora unvanı aldığını anlatan Erdoğan, üniversiteye kazandırılan 70 milyon tutarındaki tesisleri de resmi olarak hizmete açtıklarını anlattı.
Erdoğan, sivil toplum örgütü temsilcileri, kanaat önderleriyle bir araya geldiklerini, karşılıklı sohbet havasında istişarelerde bulunduklarını ifade etti.
Yoğun sis nedeniyle İslahiye'ye gidemediklerini belirten Erdoğan, ancak en kısa zamanda İslahiye'ye gideceklerini kaydetti.
Gittikleri Nizip'te caddeler boyunca farklı bir heyecanı, coşkuyu gördüklerini anlatan Erdoğan, ''On bini aşkın insanın oradaki teveccühüyle karşı karşıya kaldık. Coşku, heyecan dolu mitingimizi yaptık. Arabalarımız cadde boyu zor yol aldı. Nizip'ten Suriyeli kardeşlerimizin misafir edildiği kampa ulaştık. Orada da kamptaki kardeşlerimize hitap ettik, çadırları dolaştık. İkizlerle karşı karşıya kaldık, ikizleri kucakladık, ağlaşan anne, babayı gördük. Babası şehit olan, kendisi cepheden gelen iki kardeşimizin nişan yüzüklerini taktık. İnşallah bir iki hafta içinde evliliklerini yapacaklar'' diye konuştu.
Konuşmanın bu bölümünde Erdoğan'ın kampta çekilen görüntüleri yansıtıldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Gaziantep'in, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin illerinden biri olduğuna işaret etti.
Coğrafya, nüfus, potansiyel olarak gerek Güneydoğu Anadolu, gerek Doğu Anadolu bölgesinin illerinden farklı olmadığını vurgulayan Erdoğan, ancak Gaziantep'in hem 81 il içinde hem de Doğu ve Güneydoğu illeri içinde çok farklı bir kalkınmayı gerçekleştirdiğini, bunu başarıyla sürdürdüğünü söyledi.
Gaziantep'in, sanayi, ticaret, tarım, turizm, eğitim noktasında potansiyelini değerlendirdiğini dile getirerek, ''Hem kazanan hem de Türkiye'ye kazandıran bir şehrimiz oldu'' dedi.
Erdoğan, Gaziantep'in 6. ve 7. organize sanayi bölgelerini kurmaya hazırlandığını ifade ederek, ''Üretimleri görüyorsunuz. Devletin kapısında 'ne olur bize para verin' diye bekleyen bir anlayış da yok. Kendi ayakları üzerinde ayağa kalkan, gayretle, koşturarak hamdolsun büyük göçe rağmen ayakta duran bir ilimiz. Bunu başarıyla entegre etti. İşsizliği mümkün olduğunca düşük seviyelerde korudu. 75 milyonun, özellikle Doğu ve Güneydoğu'daki illerimizin Gaziantep'in bu büyük başarısını ciddi şekilde sorgulamamız, bu başarının altındaki saikleri, dinamikleri görmemiz, anlamamız gerekiyor'' diye konuştu.
Gaziantep'te şu anda 3 üniversite bulunduğunu, dördüncüsünün geldiğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
''Bunu neden Van yapmadı, Diyarbakır neden yapamadı da Gaziantep yaptı. Mardin, Şırnak, Hakkari, Batman, Ağrı neden bu seviyelere ulaşamadı- Kilis farklı, Adana, Osmaniye, Hatay farklı yerde duruyor. Adıyaman, Şanlıurfa bu bölgede farklı yerlerde duruyor. Bazı illerimiz umutla büyürken, bazı illerimiz, o illerin yaşayanları, girişimcileri tarafından umutla büyütülürken ne yazık ki bazıları yerinde sayıyor, kabuğunu bir türlü kıramıyor. Kamu yatırımları noktasında hiçbir ilimize farklı davranmıyoruz. Hangi ilimizin ne ihtiyacı varsa, ne eksikse, ne gerekiyorsa o ilden aldığımız oy oranına asla bakmadan, o ilin milletvekillerine, partisine, belediye başkanlarının partisine bakmadan eşit seviyede kamu yatırımlarını ulaştırıyoruz. Yolsa yol, köprüyse köprü, hastaneyse hastane, okulsa okul. İstanbul, Ankara, nüfusa göre ne yapılıyorsa, hangi yatırım yapılıyorsa, Van, Muş, Bitlis'e de o yapılıyor. Tam tersine biz yıllardır yapılan ihmallerin tersine, bu ihmalleri telafi etmek için geri kalmış, geri bırakılmış illerimize pozitif ayrımcılık uyguluyor, oralarda daha fazla yatırım yapıyor, daha fazla oralara hizmet götürüyoruz. Özel sektörün bu illere ilgi göstermesi için aynı şekilde pozitif ayrımcılık uyguluyor, bu illerimize teşvikler kapsamında, son derece cazip teşvikler uyguluyoruz. Bunlara rağmen bu şehirlerimiz, özel sektör yatırımları, üretim, ihracat, istihdam noktasında neden büyümüyor, gelişmiyor. Bunun üzerinde durmamız gerekiyor. İşte, terörün bu bağlamda artık çok daha güçlü şekilde sorgulanması gerekiyor. Tek neden burada terör.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2002 öncesine ait kimin ne acısı varsa, o acıyı paylaştıklarını ve ortak acıları olarak gördüklerini belirterek, ''10 yıl boyunca olduğu gibi, bundan sonra da acıların değil, umudun şekillendirdiği istikbale yürümek istiyoruz'' dedi.
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, Doğu ve Güneydoğu illerinin 12 Eylül 1980 mücadelesiyle birlikte ağır ve insanlık dışı süreçler yaşandığına işaret ederek, terörle mücadele adı altında bölgede çok ağır tahribat gerçekleştirildiğini, çocuklarının gözleri önünde anne ve babalara yapılan insanlık dışı muamelelerin çocuklarda silinmesi zor travmalar bıraktığını kaydetti.
Erdoğan, ''Çok açık söylüyorum; 1980'lerde, 1990'larda terörle mücadele adı altında adeta terör örgütünün eline fırsat, bahaneler, hatta imkan verildi. Bir köye, mezraya, eve arama yapmak için giren güvenlik güçleri, o kadar dikkatsiz davrandı ki terör örgütüne istismar imkanı tanıdı. Yapılan işkenceler, insanlık dışı vicdan dışı muameleler, terörün ürettiği bataklığı daha da derinleştirdi'' dedi.
AK Parti'nin göreve geldiği 2002 yılının bu anlamda son derece önemli bir milat olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:
''AK Parti ile OHAL kalkmıştır. Fakat Kürt kardeşlerim bize hep şunu söylediler; 'kaldırın şu olağanüstü hali, biz başka bir şey istemiyoruz.' Kaldırdık olağanüstü hali ama maalesef gene herhangi bir şey yok. AK Parti ile birlikte işkenceye sıfır tolerans başlamıştır. Kimse şunu söyleyemez; 'işkence yapılıyor.' Çünkü bu konuda kararlılığımız sınırsızdır. AK Parti ile birlikte, başta dil olmak üzere kültürel haklar üzerindeki baskı ve sindirmeler sona ermiştir. AK Parti, 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' anlayışıyla göreve gelmiş, 10 yıl boyunca bu ülkeyi yaşatmanın mücadelesi içinde olmuştur. Biz 2002 öncesinde yaşanan acı hadiselerin hepsini gayet iyi biliyoruz. 2002 öncesinde oluşan travmayı çok ama çok iyi biliyoruz. Ancak biz 2002'yi, AK Parti'nin göreve gelişini bir milat olarak görüyor, bunun bir milat ve dönüm noktası olduğunu da hem fiiliyatımızda hem söylemlerimizde açık, net ortaya koyuyoruz. AK Parti'nin, Hükümet görevini devraldığı 2002 tarihi; sadece belli kesimler, sadece belli zulümler, belli baskılar ve acılar için değil, bu ülkede on yıllar boyunca yaşanmış ve yaşatılmış acılar için de bir milat olmuştur. Biz İstiklal Savaşımızın adından başlayan istikbal mücadelesine kendi dönemimizde en büyük katkıyı verdik, veriyoruz. Cumhuriyetimizi büyütmek, yüceltmek için Cumhuriyetimizi demokrasiyle, refahla, kardeşlikle güçlendirmek için on yıldır gece gündüz demeden gayret gösteriyoruz. Fakat bizi Cumhuriyet döneminde belli zamanlarda yapılan hataları telafi etmek, o hataları sorgulamak, o hatalarla yüzleşmek için de çok samimi gayret içindeyiz. CHP döneminde kapatılan, ahıra, depoya, müzeye çevrilen camiler belli bir kesimin, belli bir zümrenin camileri değil, topyekun bu milletin camileridir. Aslından Türkçe'ye çevrilen, yıllarca Türkçe okunan ezan belli kesimin değil, bütün bu milletin, bütün bu ümmetin ezanıdır. Sadece belli kesimin kitapları değil, sağda, solda birçok kitap yasaklandı, toplatıldı. Sadece belli dilde yazılmış kitaplar, kasetler, plaklar değil her dilde kitaplar, dergiler, plaklar yasaklandı. İki ayrı uçta olmalarına rağmen Nazım Hikmet de Necip Fazıl da Kemal Tahir de Mehmet Akif de devletin gadrine uğradı, devletin hışmına uğradı, devlet tarafından dışlandı, horlandı, ötelendi. Statükocular devlet karşısında öz evlat muamelesi görürken, halka üvey evlat muamelesi yapıldı. Sessiz zümreler devlet karşısında birinci sınıf kabul edilirken, değerleri toptan ikinci sınıf insan kabul edildi. İşte AK Parti iktidarı, 2002'den itibaren bu gidişe 'dur' demiş, bu gidişi tersine çevirmenin, normalleştirmenin mücadelesi içinde olmuştur.''
Erdoğan, kendilerinin Cumhuriyeti demokrasiyle, güçlü ekonomiyle, aktif dış politikayla güçlendirmenin mücadelesini verirken, Cumhuriyet döneminde zaman zaman ortaya çıkan hatalarla da cesur şekilde yüzleşen bir iktidar olduklarını kaydetti.
Kendilerinin 'insan devlet için vardır'' demediklerini, tam aksine ''devlet insan için vardır'' dediklerini, farklarının bu olduğunu belirten Erdoğan, ''Dini, mezhebi, ırkı, dili, ideolojisi, fikri, geliri ne olursa olsun, bizim için insan insandır. Bizim için herkes ama herkes devlet karşısında birinci sınıf vatandaştır. Biz nasıl kapatılan camileri, imam hatiplerini, yasaklanan başörtüsünün hukukunu savunuyorsak, Dersim, Çorum, Kahramanmaraş, Sivas'ın da hukukunu savunuyor ve bu hadiselerle de cesaretle yüzleşiyoruz'' dedi.
AK Parti birlikte Türkiye'de parametrelerin değiştiğini ifade eden Erdoğan, ''AK Parti ile birlikte Türkiye'de statüko sona ermiştir. AK Parti ile birlikte Türkiye'de vesayet, cunta rejimi, çetelerin, mafyanın sirayet ettiği rejim sona ermiştir. Aynı şekilde asimilasyon, ret, inkar politikaları AK Parti ile birlikte son bulmuştur. 2002'den beri biz demokrasi mücadelesini tek başımıza veriyoruz. Biz bir yandan Türkiye'yi büyüttük, bir yandan Cumhuriyetimizi güçlendirdik, aynı zamanda da tek başımıza bu milletin acılarının izini sürdük, bu milletin ortak yaralarını tedavi etmenin mücadelesini verdik'' diye konuştu.
Acılar üzerine bir gelecek inşa edilemeyeceğini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Geçmişin acıları diri tutularak, sağlıklı bir gelecek imar edilemez. Acılardan, nefretten, öfkeden yola çıkarak kardeşlik hukuku yüceltilemez. Elbette yaşanan acıları unutmayacağız ve unutturmayacağız. Elbette yapılan yanlışların üzerine cesaretle gidecek ve onları sorgulayacağız. Ama biz istikbalimizi acılar üzerine değil, umutlar üzerine inşa edeceğiz. 2002 öncesine ait kimin ne acısı varsa, o acıyı paylaşıyoruz ve o acıyı ortak acımız olarak görüyoruz. Ama 2002 sonrasında 10 yıl boyunca olduğu gibi, bundan sonra da acıların değil, umudun şekillendirdiği istikbale yürümek istiyoruz. Açık yüreklilikle, samimiyetle diyorum ki Diyarbakırlı kardeşim, yüreğindeki yarayı gel beraber tedavi edelim. Çankırılı kardeşim yüreğindeki yarayı birlikte tedavi edelim. Silahı, sıkılı yumrukları aradan çekelim. Öfkenin, nefretin dilini aradan çekelim ve geçmişin acılarıyla hep hep birlikte, el ele, omuz omuza yüzleşelim. Varsın birileri kardeşliğe inanmasın, varsın birileri acıları istismar etmeye, acılar üzerinden rant sağlamaya çalışsın. ''
Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmaya işaret ederek, şöyle konuştu:
'Yine bu sabah yavru muhalefet verip veriştiriyor. Hakaret, aman yarabbi diz boyu... Kim buna kılavuzluk yapıyor, bilemiyorum ama dedim ya cevap vermeyeceğim. Cevap vermeyeceğim için üzerinde durmayacağım. Onların dilinden hukuk anlar, onları hukuka havale edeceğiz. Çünkü bu ülkede ne Anamuhalefet ne yavrular, muhalefet olarak ürettikleri bir şey yok. Bunların dili maalesef sövmeyle eşdeğer. Bizi, ne yazık ki yanlış kılavuz seçtikleri için o yanlış kılavuzlarının onlara öğrettiği yolda değerlendirmeye gidiyorlar. Onun için de cevap yok, onların cevabı hukukta. Biz 75 milyon tek yürek halinde, ortak geleceğimizi, ortak umutlar çerçevesinde birlikte inşa ediyoruz. Kuran-ı Kerim'de bütün ayrıntılarıyla izah edilen son derece ibretlik bir vakadır, Allah meleklere 'Adem'e secde edin' dediğinde bütün melekler secde ettiler ama şeytan secde etmedi. Çünkü o çok kibirliydi ve kibirlendi. Şeytan, 'Ben ademden hayırlıyım, beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın' dedi. İşte ırkçılık budur ve böyle başlamıştır, böyle... Irkçılık asabiyet, asabiyet ise şeytandır. Irkını, kavmini, kafatasını övmek, onunla böbürlenmek diğerlerini, diğer yaratılanları aşağılamak şeytandandır. Biz başka yerden kaynak aramayacağız. Benim Kürt kardeşimin de Türk kardeşimin de kaynağa aynı kaynaktır. Onun için biz yaratılanı yaratandan ötürü seviyoruz.''
Erdoğan, bu sırada kendisine verilen bir notu okudu. Daha sonra konuşmasını sürdüren Erdoğan, ''Bizi öz değerlerimizden uzaklaştırmaya çalışanlara karşı hep birlikte dikkatli olacağız. Bize şeytanın başlattığı o asabiye, o ırkçılık duygusunu aşılamaya çalışanlara karşı evet, şimdini altını çiziyorum, 'Recmedilmiş şeytandan Allah'a sığınırım' diyerek uzaklaşırız. Eğer istikbali acılar ve acıların sebep olduğu farklılıklar üzerine inşa edersek, şeytan ve şeytanın izinden gidenler kazanır, biz ise kaybederiz. İşte onun için istikbali, ortak kaynaklarımız, ortak değerlerimiz ve ortak tarihimiz üzerine inşa edeceğiz. Şeytan ve şeytanın izinden gidenler kaybedecek, inşallah tek bir millet olarak, kardeş olarak kazanan biz oluruz.''
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DÖKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Erdoğan, AK Parti TBMM Grubu'ndaki konuşmasına başlamadan önce partisine katılan Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba'ya partisinin rozetini taktı.
Heyecanını dile getiren Fakıbaba, ''Sizleri, arkadaşlarımı, ailemi özlemiştim. Bana bu fırsatı verdiniz, size yürekten teşekkür ediyorum, minnettarım. Sizin hoşgörünüz, büyüklüğünüz bana bu fırsatı verdi. Şanlıurfa'da müthiş bayram var. Bu bayramın nedeni sizsiniz'' dedi.
Fakıbaba, partiye gelişinin nedeninin, sadece makam olmadığını; AK Parti'nin şanlı üyeliğini alabilmek olduğunu kaydetti. Fakıbaba, ''Bundan sonra sizin ve partimin emrinde olacağım, bir nefer gibi çalışacağım'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan da hayırlı olsun temennisinde bulundu.
AK Parti'nin son grup toplantısından bu güne kadar geçen 1 hafta içinde son derece önemli açılış ve temaslar gerçekleştirdiklerini anlatan Erdoğan, geçen hafta Salı günü Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu'nun 25. toplantısını, Çarşamba genişletilmiş il başkanları toplantısını, Perşembe ise iki önemli açılış yaptıklarını söyledi.
Erdoğan, ekmek israfını önleme kampanyasını 17 Ocak'ta başlattıklarını anımsatarak, bu kampanyanın son derece önemli olduğunu kaydetti.
Toprak Mahsulleri Ofisi'nin araştırmasına göre Türkiye'de yılda 37 milyar adet ekmek üretildiğini, 35 milyar adet ekmek tüketildiğini bildirdi. Erdoğan, günde 6 milyon adet, yılda 2 milyar adet ekmeğin çöpe gittiğini vurgulayarak, 1,5 milyar liralık kaynağın çöpe atıldığını kaydetti.
Erdoğan, daha vahiminin, Türkiye zenginleştikçe, milli gelir artışına bağlı olarak refah, tüketim, alım gücü arttıkça ekmek israfının da arttığını dile getirdi.
Başbakan Erdoğan, 2011'de günde 5 milyon ekmek çöpe giderken, 2012'de bu sayının 6 milyona çıktığını belirterek, dünyada yılda 870 milyon kişinin yetersiz beslendiğini, 10 milyon kişinin yetersiz beslenme ve açlıktan hayatını kaybettiğini söyledi. Erdoğan, dünyada 1,3 milyar ton gıda, 1 trilyon doların israf edildiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bizim ülke, millet olarak bu israfın önüne mutlaka ama mutlaka geçmemiz gerekiyor. Biz kültürümüz, medeniyetimiz, değerlerimiz itibariyle vahşi büyümenin taraftarı asla olamayız. Refah artıkça dünya meselelerine, sosyal meselelere gözünü kapatan, bencilleşen, hırsla ve sınırsızca tüketen bir toplumdan, böyle bir topluluktan yana olamayız. Bizim temel ilkemiz son derece net; komşusu açken tok yatan bizden değildir. Somali'de kardeşi bir dilim ekmek, bir damla süt için kıvranırken sofrasındaki ekmeği, dudaklarını silerek çöpe atan bizden olamaz. Biz gürül gürül akan nehirden su içerken, abdest alırken dahi o suyu israf etmemekle öğütlenmiş bir medeniyetin mensubuyuz.
Kendi öz değerlerimizle büyüyeceğiz, medeniyetimizin temel ilke ve dinamikleriyle büyüyeceğiz. Biz büyüdükçe kendisine, değerlerine yabancı olanlardan değil, büyüdükçe biz olarak kalanlardan olacağız. Aziz milletimin, ekmek kullanımı konusunda çok daha duyarlı olmasını rica ediyorum. Ekmek alırken, bölerken bir değil birkaç defa düşünülmesini, o ekmeğe sahip olmayanların hatırlanılmasını, ona göre davranılmasını rica ediyorum. Çünkü biz ekmeğe nimet diyenlerdeniz. Büyüklerimiz, 'ekmeği bıçakla kesmeyin' derlerdi. Onu bile, o nimete zulüm telakki ederlerdi. Başlatılan kampanyanın bu hissiyatı çoğaltmasını, ekmek israfının önüne geçmesini temenni ediyorum.
Artık beyaz undan ekmek dönemini de kapatıyoruz. Artık buğdayın orijinalinden üretilen un, kepekli un dediğimiz neyse, bundan ekmeğimizi üretelim. Zira gıda, vitamin orada. Biz bunu bırakıyor, bütün vitamini çıkarıyoruz. Neymiş, beyaz un parlakmış. Buna aldanmayacağız. Batı bunu anladı, bizi geçmiş durumda. İnşallah biz de bu açığı süratle kapatacağız.''
Erdoğan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından tamamlanan 365 tesis ve yatırımın resmi açılışını geçen hafta Ankara'da gerçekleştirdiklerini anlattı. Erdoğan, 389 temizlik ve hizmet aracını teslim ettiklerini, Türkiye'ye 1,5 milyar liralık hizmet ve eser kazandırmış olduklarını kaydetti. Erdoğan, 81 ilde şehir alt yapılarını güçlendirme, çevreyi koruma noktasında çok önemli yatırımların hizmete girdiğini dile getirdi.
Başbakan Erdoğan, geçen hafta sonu Gaziantep'te gerçekleştirdiği temaslar hakkında bilgi verdi. Erdoğan, Gaziantep'te 64 farklı başlıkta eserin açılışını yaptıklarını, bu eserlerin toplam değerinin 1 milyar 200 milyon lira bedelle üretilen yatırımlar olduğunu belirtti.
Gaziantep Üniversitesi'nde fahri doktora unvanı aldığını anlatan Erdoğan, üniversiteye kazandırılan 70 milyon tutarındaki tesisleri de resmi olarak hizmete açtıklarını anlattı.
Erdoğan, sivil toplum örgütü temsilcileri, kanaat önderleriyle bir araya geldiklerini, karşılıklı sohbet havasında istişarelerde bulunduklarını ifade etti.
Yoğun sis nedeniyle İslahiye'ye gidemediklerini belirten Erdoğan, ancak en kısa zamanda İslahiye'ye gideceklerini kaydetti.
Gittikleri Nizip'te caddeler boyunca farklı bir heyecanı, coşkuyu gördüklerini anlatan Erdoğan, ''On bini aşkın insanın oradaki teveccühüyle karşı karşıya kaldık. Coşku, heyecan dolu mitingimizi yaptık. Arabalarımız cadde boyu zor yol aldı. Nizip'ten Suriyeli kardeşlerimizin misafir edildiği kampa ulaştık. Orada da kamptaki kardeşlerimize hitap ettik, çadırları dolaştık. İkizlerle karşı karşıya kaldık, ikizleri kucakladık, ağlaşan anne, babayı gördük. Babası şehit olan, kendisi cepheden gelen iki kardeşimizin nişan yüzüklerini taktık. İnşallah bir iki hafta içinde evliliklerini yapacaklar'' diye konuştu.
Konuşmanın bu bölümünde Erdoğan'ın kampta çekilen görüntüleri yansıtıldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Gaziantep'in, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin illerinden biri olduğuna işaret etti.
Coğrafya, nüfus, potansiyel olarak gerek Güneydoğu Anadolu, gerek Doğu Anadolu bölgesinin illerinden farklı olmadığını vurgulayan Erdoğan, ancak Gaziantep'in hem 81 il içinde hem de Doğu ve Güneydoğu illeri içinde çok farklı bir kalkınmayı gerçekleştirdiğini, bunu başarıyla sürdürdüğünü söyledi.
Gaziantep'in, sanayi, ticaret, tarım, turizm, eğitim noktasında potansiyelini değerlendirdiğini dile getirerek, ''Hem kazanan hem de Türkiye'ye kazandıran bir şehrimiz oldu'' dedi.
Erdoğan, Gaziantep'in 6. ve 7. organize sanayi bölgelerini kurmaya hazırlandığını ifade ederek, ''Üretimleri görüyorsunuz. Devletin kapısında 'ne olur bize para verin' diye bekleyen bir anlayış da yok. Kendi ayakları üzerinde ayağa kalkan, gayretle, koşturarak hamdolsun büyük göçe rağmen ayakta duran bir ilimiz. Bunu başarıyla entegre etti. İşsizliği mümkün olduğunca düşük seviyelerde korudu. 75 milyonun, özellikle Doğu ve Güneydoğu'daki illerimizin Gaziantep'in bu büyük başarısını ciddi şekilde sorgulamamız, bu başarının altındaki saikleri, dinamikleri görmemiz, anlamamız gerekiyor'' diye konuştu.
Gaziantep'te şu anda 3 üniversite bulunduğunu, dördüncüsünün geldiğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
''Bunu neden Van yapmadı, Diyarbakır neden yapamadı da Gaziantep yaptı. Mardin, Şırnak, Hakkari, Batman, Ağrı neden bu seviyelere ulaşamadı- Kilis farklı, Adana, Osmaniye, Hatay farklı yerde duruyor. Adıyaman, Şanlıurfa bu bölgede farklı yerlerde duruyor. Bazı illerimiz umutla büyürken, bazı illerimiz, o illerin yaşayanları, girişimcileri tarafından umutla büyütülürken ne yazık ki bazıları yerinde sayıyor, kabuğunu bir türlü kıramıyor. Kamu yatırımları noktasında hiçbir ilimize farklı davranmıyoruz. Hangi ilimizin ne ihtiyacı varsa, ne eksikse, ne gerekiyorsa o ilden aldığımız oy oranına asla bakmadan, o ilin milletvekillerine, partisine, belediye başkanlarının partisine bakmadan eşit seviyede kamu yatırımlarını ulaştırıyoruz. Yolsa yol, köprüyse köprü, hastaneyse hastane, okulsa okul. İstanbul, Ankara, nüfusa göre ne yapılıyorsa, hangi yatırım yapılıyorsa, Van, Muş, Bitlis'e de o yapılıyor. Tam tersine biz yıllardır yapılan ihmallerin tersine, bu ihmalleri telafi etmek için geri kalmış, geri bırakılmış illerimize pozitif ayrımcılık uyguluyor, oralarda daha fazla yatırım yapıyor, daha fazla oralara hizmet götürüyoruz. Özel sektörün bu illere ilgi göstermesi için aynı şekilde pozitif ayrımcılık uyguluyor, bu illerimize teşvikler kapsamında, son derece cazip teşvikler uyguluyoruz. Bunlara rağmen bu şehirlerimiz, özel sektör yatırımları, üretim, ihracat, istihdam noktasında neden büyümüyor, gelişmiyor. Bunun üzerinde durmamız gerekiyor. İşte, terörün bu bağlamda artık çok daha güçlü şekilde sorgulanması gerekiyor. Tek neden burada terör.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2002 öncesine ait kimin ne acısı varsa, o acıyı paylaştıklarını ve ortak acıları olarak gördüklerini belirterek, ''10 yıl boyunca olduğu gibi, bundan sonra da acıların değil, umudun şekillendirdiği istikbale yürümek istiyoruz'' dedi.
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, Doğu ve Güneydoğu illerinin 12 Eylül 1980 mücadelesiyle birlikte ağır ve insanlık dışı süreçler yaşandığına işaret ederek, terörle mücadele adı altında bölgede çok ağır tahribat gerçekleştirildiğini, çocuklarının gözleri önünde anne ve babalara yapılan insanlık dışı muamelelerin çocuklarda silinmesi zor travmalar bıraktığını kaydetti.
Erdoğan, ''Çok açık söylüyorum; 1980'lerde, 1990'larda terörle mücadele adı altında adeta terör örgütünün eline fırsat, bahaneler, hatta imkan verildi. Bir köye, mezraya, eve arama yapmak için giren güvenlik güçleri, o kadar dikkatsiz davrandı ki terör örgütüne istismar imkanı tanıdı. Yapılan işkenceler, insanlık dışı vicdan dışı muameleler, terörün ürettiği bataklığı daha da derinleştirdi'' dedi.
AK Parti'nin göreve geldiği 2002 yılının bu anlamda son derece önemli bir milat olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:
''AK Parti ile OHAL kalkmıştır. Fakat Kürt kardeşlerim bize hep şunu söylediler; 'kaldırın şu olağanüstü hali, biz başka bir şey istemiyoruz.' Kaldırdık olağanüstü hali ama maalesef gene herhangi bir şey yok. AK Parti ile birlikte işkenceye sıfır tolerans başlamıştır. Kimse şunu söyleyemez; 'işkence yapılıyor.' Çünkü bu konuda kararlılığımız sınırsızdır. AK Parti ile birlikte, başta dil olmak üzere kültürel haklar üzerindeki baskı ve sindirmeler sona ermiştir. AK Parti, 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' anlayışıyla göreve gelmiş, 10 yıl boyunca bu ülkeyi yaşatmanın mücadelesi içinde olmuştur. Biz 2002 öncesinde yaşanan acı hadiselerin hepsini gayet iyi biliyoruz. 2002 öncesinde oluşan travmayı çok ama çok iyi biliyoruz. Ancak biz 2002'yi, AK Parti'nin göreve gelişini bir milat olarak görüyor, bunun bir milat ve dönüm noktası olduğunu da hem fiiliyatımızda hem söylemlerimizde açık, net ortaya koyuyoruz. AK Parti'nin, Hükümet görevini devraldığı 2002 tarihi; sadece belli kesimler, sadece belli zulümler, belli baskılar ve acılar için değil, bu ülkede on yıllar boyunca yaşanmış ve yaşatılmış acılar için de bir milat olmuştur. Biz İstiklal Savaşımızın adından başlayan istikbal mücadelesine kendi dönemimizde en büyük katkıyı verdik, veriyoruz. Cumhuriyetimizi büyütmek, yüceltmek için Cumhuriyetimizi demokrasiyle, refahla, kardeşlikle güçlendirmek için on yıldır gece gündüz demeden gayret gösteriyoruz. Fakat bizi Cumhuriyet döneminde belli zamanlarda yapılan hataları telafi etmek, o hataları sorgulamak, o hatalarla yüzleşmek için de çok samimi gayret içindeyiz. CHP döneminde kapatılan, ahıra, depoya, müzeye çevrilen camiler belli bir kesimin, belli bir zümrenin camileri değil, topyekun bu milletin camileridir. Aslından Türkçe'ye çevrilen, yıllarca Türkçe okunan ezan belli kesimin değil, bütün bu milletin, bütün bu ümmetin ezanıdır. Sadece belli kesimin kitapları değil, sağda, solda birçok kitap yasaklandı, toplatıldı. Sadece belli dilde yazılmış kitaplar, kasetler, plaklar değil her dilde kitaplar, dergiler, plaklar yasaklandı. İki ayrı uçta olmalarına rağmen Nazım Hikmet de Necip Fazıl da Kemal Tahir de Mehmet Akif de devletin gadrine uğradı, devletin hışmına uğradı, devlet tarafından dışlandı, horlandı, ötelendi. Statükocular devlet karşısında öz evlat muamelesi görürken, halka üvey evlat muamelesi yapıldı. Sessiz zümreler devlet karşısında birinci sınıf kabul edilirken, değerleri toptan ikinci sınıf insan kabul edildi. İşte AK Parti iktidarı, 2002'den itibaren bu gidişe 'dur' demiş, bu gidişi tersine çevirmenin, normalleştirmenin mücadelesi içinde olmuştur.''
Erdoğan, kendilerinin Cumhuriyeti demokrasiyle, güçlü ekonomiyle, aktif dış politikayla güçlendirmenin mücadelesini verirken, Cumhuriyet döneminde zaman zaman ortaya çıkan hatalarla da cesur şekilde yüzleşen bir iktidar olduklarını kaydetti.
Kendilerinin 'insan devlet için vardır'' demediklerini, tam aksine ''devlet insan için vardır'' dediklerini, farklarının bu olduğunu belirten Erdoğan, ''Dini, mezhebi, ırkı, dili, ideolojisi, fikri, geliri ne olursa olsun, bizim için insan insandır. Bizim için herkes ama herkes devlet karşısında birinci sınıf vatandaştır. Biz nasıl kapatılan camileri, imam hatiplerini, yasaklanan başörtüsünün hukukunu savunuyorsak, Dersim, Çorum, Kahramanmaraş, Sivas'ın da hukukunu savunuyor ve bu hadiselerle de cesaretle yüzleşiyoruz'' dedi.
AK Parti birlikte Türkiye'de parametrelerin değiştiğini ifade eden Erdoğan, ''AK Parti ile birlikte Türkiye'de statüko sona ermiştir. AK Parti ile birlikte Türkiye'de vesayet, cunta rejimi, çetelerin, mafyanın sirayet ettiği rejim sona ermiştir. Aynı şekilde asimilasyon, ret, inkar politikaları AK Parti ile birlikte son bulmuştur. 2002'den beri biz demokrasi mücadelesini tek başımıza veriyoruz. Biz bir yandan Türkiye'yi büyüttük, bir yandan Cumhuriyetimizi güçlendirdik, aynı zamanda da tek başımıza bu milletin acılarının izini sürdük, bu milletin ortak yaralarını tedavi etmenin mücadelesini verdik'' diye konuştu.
Acılar üzerine bir gelecek inşa edilemeyeceğini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Geçmişin acıları diri tutularak, sağlıklı bir gelecek imar edilemez. Acılardan, nefretten, öfkeden yola çıkarak kardeşlik hukuku yüceltilemez. Elbette yaşanan acıları unutmayacağız ve unutturmayacağız. Elbette yapılan yanlışların üzerine cesaretle gidecek ve onları sorgulayacağız. Ama biz istikbalimizi acılar üzerine değil, umutlar üzerine inşa edeceğiz. 2002 öncesine ait kimin ne acısı varsa, o acıyı paylaşıyoruz ve o acıyı ortak acımız olarak görüyoruz. Ama 2002 sonrasında 10 yıl boyunca olduğu gibi, bundan sonra da acıların değil, umudun şekillendirdiği istikbale yürümek istiyoruz. Açık yüreklilikle, samimiyetle diyorum ki Diyarbakırlı kardeşim, yüreğindeki yarayı gel beraber tedavi edelim. Çankırılı kardeşim yüreğindeki yarayı birlikte tedavi edelim. Silahı, sıkılı yumrukları aradan çekelim. Öfkenin, nefretin dilini aradan çekelim ve geçmişin acılarıyla hep hep birlikte, el ele, omuz omuza yüzleşelim. Varsın birileri kardeşliğe inanmasın, varsın birileri acıları istismar etmeye, acılar üzerinden rant sağlamaya çalışsın. ''
Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmaya işaret ederek, şöyle konuştu:
'Yine bu sabah yavru muhalefet verip veriştiriyor. Hakaret, aman yarabbi diz boyu... Kim buna kılavuzluk yapıyor, bilemiyorum ama dedim ya cevap vermeyeceğim. Cevap vermeyeceğim için üzerinde durmayacağım. Onların dilinden hukuk anlar, onları hukuka havale edeceğiz. Çünkü bu ülkede ne Anamuhalefet ne yavrular, muhalefet olarak ürettikleri bir şey yok. Bunların dili maalesef sövmeyle eşdeğer. Bizi, ne yazık ki yanlış kılavuz seçtikleri için o yanlış kılavuzlarının onlara öğrettiği yolda değerlendirmeye gidiyorlar. Onun için de cevap yok, onların cevabı hukukta. Biz 75 milyon tek yürek halinde, ortak geleceğimizi, ortak umutlar çerçevesinde birlikte inşa ediyoruz. Kuran-ı Kerim'de bütün ayrıntılarıyla izah edilen son derece ibretlik bir vakadır, Allah meleklere 'Adem'e secde edin' dediğinde bütün melekler secde ettiler ama şeytan secde etmedi. Çünkü o çok kibirliydi ve kibirlendi. Şeytan, 'Ben ademden hayırlıyım, beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın' dedi. İşte ırkçılık budur ve böyle başlamıştır, böyle... Irkçılık asabiyet, asabiyet ise şeytandır. Irkını, kavmini, kafatasını övmek, onunla böbürlenmek diğerlerini, diğer yaratılanları aşağılamak şeytandandır. Biz başka yerden kaynak aramayacağız. Benim Kürt kardeşimin de Türk kardeşimin de kaynağa aynı kaynaktır. Onun için biz yaratılanı yaratandan ötürü seviyoruz.''
Erdoğan, bu sırada kendisine verilen bir notu okudu. Daha sonra konuşmasını sürdüren Erdoğan, ''Bizi öz değerlerimizden uzaklaştırmaya çalışanlara karşı hep birlikte dikkatli olacağız. Bize şeytanın başlattığı o asabiye, o ırkçılık duygusunu aşılamaya çalışanlara karşı evet, şimdini altını çiziyorum, 'Recmedilmiş şeytandan Allah'a sığınırım' diyerek uzaklaşırız. Eğer istikbali acılar ve acıların sebep olduğu farklılıklar üzerine inşa edersek, şeytan ve şeytanın izinden gidenler kazanır, biz ise kaybederiz. İşte onun için istikbali, ortak kaynaklarımız, ortak değerlerimiz ve ortak tarihimiz üzerine inşa edeceğiz. Şeytan ve şeytanın izinden gidenler kaybedecek, inşallah tek bir millet olarak, kardeş olarak kazanan biz oluruz.''
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DÖKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
