2009-10-13 - 12:37
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokollere ilişkin ''Bu metinler, tamamen Türkiye'nin iradesi dışında hazırlanmış ve hükümete dikte ettirilmiştir'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye ile
Ermenistan arasında imzalanan protokollere ilişkin ''Bu metinler, tamamen
Türkiye'nin iradesi dışında hazırlanmış ve hükümete dikte ettirilmiştir'' dedi.
Bahçeli, haftalık Grup Toplantısında Hükümetin 7 yıllık politikalarını
eleştirdi. ''Yurt içinde tahripkar ve istismara dayalı politikaların, dış
ilişkilerde de yaşanmaya devam ettiğini'' savunan Bahçeli, milli çıkarların ucuz
pazarlıkların konusu haline getirildiğini, Türkiye'nin, yabancı güçlerin
baskısının başarı olarak makyajlandığı bir oyunun figüranı olduğunu ifade etti.
AK Parti zihniyetinin, yabancı mihraklardan gelen dayatmalara karşı
''hayır'' diyebilmesi için şart olan, siyasi ahlakını ve milli direncini
kaybettiğini söyleyen Bahçeli, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda da Kıbrıs
Türklerinin geleceğinin rehin bırakıldığını, sorunun Rumların etkisi ve kontrolü
altındaki AB'ye havale edildiğini kaydetti.
Türkiye'nin AB üyeliği, Irak'taki gelişmeler, Filistin sorunu konusundaki
politikalarını da eleştiren Bahçeli, sorunların çözüm inisiyatifinin, Türkiye'nin
dışındaki güç odaklarına geçtiğini savundu.
Bahçeli, AK Parti Hükümetinin Ermenistan'la diplomatik ilişki kurulması
ve sınırın açılması protokollerini 10 Ekim 2009 günü imzaladığını anımsatarak,
imza töreninde üçüncü ülke yetkililerinin müşahit olarak hazır bulunmasının, AKP
Hükümetinin Ermenistan'a açılım politikasının dış vesayet ve güdüm altında
olduğunu göstermesi bakımından ilginç bulduğunu söyledi.
Tören sırasında iki ülke Dışişleri Bakanlarının yapacağı konuşmaların
içeriğinin tartışma konusu olmasını ''protokollerin çürük bir zemine dayandığını
gösterdiği'' şeklinde yorumlayan Bahçeli, ''Türkiye ile Ermenistan arasında
yaşanan son gelişmeleri AKP zihniyetinin içine düştüğü teslimiyet ortamının
kaçınılmaz neticesi olarak görmek gerekmektedir'' dedi.
-''TÜRKİYE'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE DAİR NET BİR İFADE VAR MI?-
Ermenistan'ın, imzalanan protokollerle Türkiye ile diplomatik ilişki
kurulmasının ve sınırın açılmasının takvime bağlanmasını sağladığını belirten
Bahçeli, protokol metinleri incelendiğinde, Ermenilerin soykırım iddialarından
vazgeçtiklerine dair hiçbir belirti olmadığı, Karabağ'dan çekileceklerine yönelik
tek kelime bulunmadığı, Ermenistan'ın Türkiye'nin toprak bütünlüğüne razı
olduğuna dair açık ve net bir ifadenin yer almadığını kaydetti.
Türkiye'nin imzaladığı protokolleri uygulamaya koyacağı konusunda resmi
yükümlülük altına girdiğine dikkati çeken Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan'ın
imzalardan sonra yaptığı açıklamada 'Ermenilerin Karabağ'dan çıkmalarının
gereğine' ilişkin sözlerinin ise hiçbir hükmü ve bağlayıcılığı bulunmamaktadır.
Başbakan'ın protokollerde yer almayan ve dile getirilmeyen bir hususu, gayri
resmi ortamda bir şart gibi sunmaya çalışması, milletimizi aldatma arayışından
başka hiç bir anlam taşımamaktadır'' diye konuştu.
-SORULARINA YANIT ARIYOR-
Bahçeli, cevap aradığı soruları şöyle sıraladı:
''Madem ki, Ermenilerin Karabağ'dan çekilmesi bu derece önem verilen bir
konudur ve doğrudur, AKP hükümeti protokollerde yer almasında neden ısrarcı
olmamıştır? Hatta, bu konuda, Zürih'te yapılacak imza töreninin 3 saat
gecikmesine yol açacak kadar tedirgin olan Ermenilerin tepkileri karşısında neden
geri adım atılmış ve zaten yetersiz olan açıklama metinleri hangi sebeple
okunmamıştır? Üzerinde mutabık, kalınan 'tarih boyutu hakkında diyalog yapılması'
konusunun tarafsızlığı ve bilimselliği nasıl sağlanacaktır?
Üstelik, bu konunun bir alt komitede ele alınmasına yönelik; mutabakatın
Türkiye'nin 1915 olayları hakkında Ortak Tarih Komisyonu kurulması önerisiyle bir
ilgisi bulunmamaktadır. Bu sapma nerede ve neden yaşanmıştır?''
''Bu metinler, tamamen Türkiye'nin iradesi dışında hazırlanmış ve
hükümete dikte ettirilmiştir'' diyen Bahçeli, geçen hafta Ermenistan Dışişleri
Bakanının ''protokolü kendilerinin yazdığını'' açıklayarak hükümetin bu müzakere
sürecindeki yerini ilan ettiğini söyledi.
-''TEHLİKELİ GİDİŞAT...''-
Protokolde iki ülke sınırının açılmasına ilişkin madde bulunduğunu
belirten Bahçeli, sınır kapısının açılması için, kapanmasına neden olan Dağlık
Karabağ'ın işgal edilmesi gerekçelerinden hangilerinde ilerleme kaydedildiğini
veya taahhüde bağlandığının açıklanmasını istedi.
Bahçeli, protokollerin imzasıyla ABD ve Avrupa'ya, AKP hükümetine baskı
yapacakları yeni bir dayatma alanı daha açıldığına dikkati çekti.
Bugün Başbakan Yardımcısı sıfatını taşıyan bir hükümet üyesinin, 16 Şubat
2000 tarihinde TBMM Genel Kurulundaki konuşmasında Fransa Parlamentosunu
eleştirerek ''Parlamento kararıyla tarihi gerçekler değiştirilemez, hele hele
ters yüz edilemez; Ermenilerin, Doğu Anadolu'da on binlece Müslüman Türk'e,
kadın, çocuk, ihtiyar demeden nasıl bir vahşet icra ettikleri gerçeğini hiç
değiştiremez'' dediğini belirten Bahçeli, bu sözlere aynen katıldıklarını, söz
konusu Bakana ve Başbakana ''Aradan geçen 9 yıl sonra teslimiyet belgelerini
Meclis zemininde bekleterek tarihi gerçekleri nasıl değiştireceksiniz?
Başlattığınız yeni dönemde, Doğu Anadolu topraklarının Batı Ermenistan olup
olmadığını mı, Ağrı Dağı'nın kime ait olduğunu mu müzakere edeceksiniz?'' diye
sordu.
-''SPORDAN SİYASETİN KİRLİ ELLERİNİ ÇEKİN''-
Ermenileri üzmemek için Azerbaycan bayrağının maçın oynanacağı sahaya
sokulmak istenmemesine değinen Bahçeli, ''Buradan hükümeti yöneldiği tehlikeli
gidişat için uyarmak istiyorum; spordan siyasetinizin kirli ellerini çekiniz,
Bursalıdan korkmayınız. Bursa'nın tertemiz insanlarını milli meselelerde tehdit
görmeyiniz. Bursa'mızı teslimiyetinize basamak ve mekan olarak kullanmayınız''
diye konuştu.
TBMM'nin önüne geldiğinde, protokollere karşı çıkacaklarını belirten MHP
Genel Başkanı Bahçeli, konuşmasını şölye sürdürdü:
''Bu ilişki şekli ve yöntemi AKP zihniyetinin alnına kazılan yeni bir
kara lekedir. Başbakan Erdoğan'ın Ermenistan talepleri karşısında 'eğilip
bükülemeyiz' sözlerinin millet vicdanında karşılığı ve anlamı yoktur. Zira
Başbakan ve hükümetinin omurgası, yıllardır yabancılar karşısında eğile büküle
bütün kat yerlerinden kırılmıştır. Hiçbir mesele karşısında yabancı payandaların
desteği dışında dik durabilmelerinin ve görüşebilmelerinin imkanı
kalmamıştır.''
Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, ''Demokratik Açılım''
çalışmalarına değindi. ''Yıkım projesi'' olarak nitelendirdiği açılım
çalışmalarının yeni bir aşamaya girdiğini ifade eden Bahçeli, ''Türkiye'nin
ayrışması ve Türk milletinin çözülmesiyle sonuçlanacak olan sözde 'Kürt açılımı'
sürecinde baş rolü oynayan AKP zihniyeti, kendilerine koltuk değneği ve suç
ortağı arama yolunda geçtiğimiz hafta mesafe kaydetmişler ve DTP'den sonra CHP
ile de temas kurmuşlardır'' diye konuştu.
''Yıkım projesinde'' görev alacak taşeronların netleşmeye başladığını,
Anamuhalefet partisi liderinin ''Postacı bugün de kapımızı çalmadı'' diyerek
yollarını gözlediği mektubun nihayet muhatabına ulaştığını söyleyen Bahçeli,
şöyle devam etti:
''Anamuhalefet liderinin, daha önce 'saygınlığını ve inandırıcılığını
kaybettiğini' söylediği yıkım sürecinde, iade-i taahhütlü postayı reddedeceği
yerde bir cevapla randevu vermesi, sürece dahil olmak arayışının işareti
olmuştur.
Sayın Baykal bu girişimiyle istemese de AKP'ye kapıları aralamış ve
sindirim sistemine dahil olarak (hazmedilme) sürecinin parçası ve (hazmettirme)
arayışının unsuru haline gelmiştir. Bu günden sonra vereceği cevap ve
görüşmelerin kamera önünde yapılması da CHP'yi sürecin sorumluluğundan
kurtaramayacaktır.''
CHP Genel Başkanı Baykal'ın, 1989 yılında partisinin genel sekreteri
olarak yayımladığı raporun baskısı altında bunaldığını öne süren Bahçeli, bu
raporda, bugün AK Parti ve işbirlikçilerinin dile getirdiği ve 1991 yılındaki
Erdoğan raporuna benzer tespitlerin bulunduğunu iddia etti.
-''BAŞBAKAN ŞANTAJA DÖNÜŞTÜRDÜ''-
''Bu nedenle ya 21 yıl önceki görüşlerini inkar edecektir ya da bunlara
sahip çıkmaya devam edecektir. Çıkışı kalmamıştır. Başbakan Erdoğan, bu konuyu
şantaja dönüştürmüştür'' diyen Bahçeli, şunları söyledi:
''Sayın Baykal, AKP Genel Başkanı vatandaş Recep Tayip Erdoğan'ı,
karanlık gelişmelerle gidilecek bir seçim sonunda Başbakan yapan süreçte olduğu
gibi yeni bir çözüm ortağı ve yol arkadaşı haline gelmek üzeredir. Sayın
Anamuhalefet liderinin, kendi ifadesiyle 'tutarsızlıklar, çelişkiler,
belirsizlikler içeren, tehlikeli tuzaklar barındıran bu 'açılım politikasında
hiçbir şekilde sizinle birlikte olmayacağımız çok açıktır' sözlerine rağmen, baş
başa ikili görüşmeye daveti, tutumunu hala netleştiremediği konusunda manidar
işaretler vermiştir.
Belki de böylelikle, Başbakanın ifade ettiği gibi 'bağcıyla
uğraşmayacaklar ve üzümü beraber yemeye' başlayacaklardır. Taşlar yerine oturacak
ve 'yıkım troykası' bu yolla tamamlanacaktır. Ve fotoğraf karesinde eksik parça
da yerini alacak Meclis kürsüsü önünde poz veren AKP ve DTP'nin arasına CHP de
girecektir.''
-ATALAY'IN DİYARBAKIR ZİYARETİ-
MHP Genel Başkanı Bahçeli, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Diyarbakır
ziyareti sırasında yaşananları ''rezalet'' olarak nitelendirdi.
Bahçeli, ülkenin emniyet ve asayişinden birinci derecede sorumlu olan bir
hükümet üyesinin gözleri önünde kepeklerin kapatıldığını, sokakların
boşaltıldığını ve bu tehdidin Bakan tarafından görmezden gelindiğini iddia
etti.
Mahalli idareler seçiminden önce de Başbakan Erdoğan'ın ziyaretinde aynı
manzaralara şahit olunduğunu ifade Bahçeli, şu görüşleri savundu:
''Bugün gelinen aşamada yaşadığımız sokak eylemleri, ihanet provaları,
değişen hiçbir şeyin olmadığını, hükümetin terör örgütüne teslim bayrağı
çektiğini göstermektedir. Bu teslimiyet öylesine vahim bir boyut almıştır ki
yıllardır yurt dışında sözde kongre adı altında toplanan PKK kadroları, son
kongrelerini siyasi parti toplantısı kimliğiyle Başkent Ankara'da yapmaktan
çekinmemişlerdir. Ve bütün bunlar hükümetin, güvenlik kuruluşlarının ve adli
makamların adeta gözetiminde ve nezaretinde yapılmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla,
artık bölücülük suç olmaktan çıkmış, isyan provası yapmanın, ihanete alkış
tutmanın, ayrılma tehditleri savurmanın itibar gördüğü bir 'hukuki, fikri ve
siyasi kangren' bütün ülkeyi sarmıştır. Bu gelişmeler olurken bir başbakan
Yardımcısı'nın rahle-i tedrisinden geçtiği eski genel başkanı ile şimdiki
Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere bütün başbakanları 'tembel ev kızlarına'
benzetmesi elbette ki kendi bileceği iştir. Ancak Başbakan Erdoğan'ı kutsayacak
sözler sarf etmiş olması kangrenin hangi boyutlara ulaştığını, cerahatın hangi
mevkilere sirayet ettiğini göstermesi bakımından ibret verici olmuştur.''
-IMF DÜNYA BANKASI TOPLANTILARI-
Bahçeli, İstanbul'da yapılan IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarını
da değerlendirdi. Ekim ayının ilk haftasında gerçekleşen IMF ve Dünya Bankası
toplantılarına damgasını vuran asıl gelişmenin, krizin analitik bir bakış
açısıyla değerlendirilmesi ve alınması gereken önlemlerden ziyade, İstanbul'un
belirli yerlerinde meydana gelen protesto gösterileri olduğunu ileri süren
Bahçeli, ''Ancak, protestoların yakın hedefinde hiçbir suçu günahı olmayan masum
insanların yer alması, iş yerlerinin zarar görmesi kabul edemeyeceğimiz ve asla
hoş göremeyeceğimiz bir tabloyu ortaya çıkarmıştır'' dedi.
-''SÖMÜRGE VALİLERİNİN DAHİ UYGULAMALARINDA GÖRÜLMEDİ''-
Kendilerini kaygılandıran başka bir hususun da Başbakan Erdoğan'ın; IMF
ve Dünya Bankası toplantılarının açılış konuşmasında dile getirdiği konular ve
meselelere yaklaşım tarzı olduğunu ifade eden Bahçeli, Erdoğan'a şu soruları
yöneltti:
''Devri iktidarınızda, çoğalan borçların altında ezilen, tarlasından
çıkan mahsulün dahi karnını doyuramadığı çiftçi kardeşlerimizin sesini duydunuz
mu? Siftah yapmadan kapatılan kepenklerin altında hayalleri kalan esnafımızın
çığlıklarını işittiniz mi? Aldığı harcamasına yetmeyen, kira baskısından
bunalmış, taksitlerden yorulmuş, kredi kartı bataklığında kaybolmuş
memurlarımızın feryadına kulak verdiniz mi? Emeklilerimizi, işçilerimizi, dul ve
yetimlerimizi, siyaset malzemesi yapmak dışında; hatırınıza ve aklınıza hiç
getirdiniz mi? Elbette bu sorulara verilecek olumlu bir cevabın olmadığını aziz
milletimiz hem bilmekte hem de yaşamaktadır. Başbakan Erdoğan'ın bu yaklaşımı
tarihte sömürge valilerinin dahi, uygulamalarında görülmemiştir.''
-ERDOĞAN, AMAN DİLEMİŞTİR''-
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın yönettiği ülkenin gerçeklerinden kopuk
olduğunu ileri sürerek, ''Erdoğan, IMF ve Dünya Bankası yetkililerinden yardım ve
aman dilemiştir'' dedi.
Toplantının sonucunda alınan kararları da eleştiren Bahçeli, konuşmasını
şöyle tamamladı:
''IMF ile anlaşıp anlaşmama konusunda bile sürekli çelişkili bir siyasi
duruş gösteren Başbakan Erdoğan'dan beklentimiz; başkalarına nasihat vermeyi
bırakması, artık laf olsun diye yaptığı konuşma üslubundan vazgeçmesi, gerçek
gündeme yoğunlaşması, vatandaşlarımızın tahammül edilemez hale gelen sorunlarına
biran önce eğilmesidir. Görünen odur ki kemerleri sıkmaktan bahsetmeye başlayan
AKP hükümetinin, yeni ve katlanılamaz hayat şartlarını kendi sorumsuzluğunu ört
bas etmek amacıyla milletimize reva göreceği son açıklamalarla ortaya çıkmıştır.
Biz kemerlerin değil, yolsuzluk kanallarının sıkılmasını, garip gurebaya sahip
çıkılmasını, refah kapılarının açılmasını, iş sahalarının oluşturulmasını,
pahalılığın azalmasını, sofraların zenginleşmesini, ekmeğin çoğalmasını
istiyoruz.''
-AZERBAYCAN'A ROZETLİ DESTEK-
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve milletvekilleri, grup toplantısında
yakalarına Türkiye-Azerbaycan bayraklarının bulunduğu rozetler taktı.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Azerbaycan kardeşliğini vurgulamak
için rozetleri taktıklarını ifade ederek, bunun bir protesto olmadığını
söyledi.
Şandır, yarın oynanacak Türkiye-Ermenistan milli maçı sırasında herkesin
bu rozeti takmasını isteyerek, ''''Türkiye-Azerbaycan dostluğu her projenin
üzerindedir'' dedi.
MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş da yarın oynanacak milli maça
gitmeyi düşündüğünü belirterek, ''Azerbaycan bayrağı alınmazsa, Azerbaycan milli
takımının forması var. Onu giyer giderim'' dedi.
Ermenistan arasında imzalanan protokollere ilişkin ''Bu metinler, tamamen
Türkiye'nin iradesi dışında hazırlanmış ve hükümete dikte ettirilmiştir'' dedi.
Bahçeli, haftalık Grup Toplantısında Hükümetin 7 yıllık politikalarını
eleştirdi. ''Yurt içinde tahripkar ve istismara dayalı politikaların, dış
ilişkilerde de yaşanmaya devam ettiğini'' savunan Bahçeli, milli çıkarların ucuz
pazarlıkların konusu haline getirildiğini, Türkiye'nin, yabancı güçlerin
baskısının başarı olarak makyajlandığı bir oyunun figüranı olduğunu ifade etti.
AK Parti zihniyetinin, yabancı mihraklardan gelen dayatmalara karşı
''hayır'' diyebilmesi için şart olan, siyasi ahlakını ve milli direncini
kaybettiğini söyleyen Bahçeli, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda da Kıbrıs
Türklerinin geleceğinin rehin bırakıldığını, sorunun Rumların etkisi ve kontrolü
altındaki AB'ye havale edildiğini kaydetti.
Türkiye'nin AB üyeliği, Irak'taki gelişmeler, Filistin sorunu konusundaki
politikalarını da eleştiren Bahçeli, sorunların çözüm inisiyatifinin, Türkiye'nin
dışındaki güç odaklarına geçtiğini savundu.
Bahçeli, AK Parti Hükümetinin Ermenistan'la diplomatik ilişki kurulması
ve sınırın açılması protokollerini 10 Ekim 2009 günü imzaladığını anımsatarak,
imza töreninde üçüncü ülke yetkililerinin müşahit olarak hazır bulunmasının, AKP
Hükümetinin Ermenistan'a açılım politikasının dış vesayet ve güdüm altında
olduğunu göstermesi bakımından ilginç bulduğunu söyledi.
Tören sırasında iki ülke Dışişleri Bakanlarının yapacağı konuşmaların
içeriğinin tartışma konusu olmasını ''protokollerin çürük bir zemine dayandığını
gösterdiği'' şeklinde yorumlayan Bahçeli, ''Türkiye ile Ermenistan arasında
yaşanan son gelişmeleri AKP zihniyetinin içine düştüğü teslimiyet ortamının
kaçınılmaz neticesi olarak görmek gerekmektedir'' dedi.
-''TÜRKİYE'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE DAİR NET BİR İFADE VAR MI?-
Ermenistan'ın, imzalanan protokollerle Türkiye ile diplomatik ilişki
kurulmasının ve sınırın açılmasının takvime bağlanmasını sağladığını belirten
Bahçeli, protokol metinleri incelendiğinde, Ermenilerin soykırım iddialarından
vazgeçtiklerine dair hiçbir belirti olmadığı, Karabağ'dan çekileceklerine yönelik
tek kelime bulunmadığı, Ermenistan'ın Türkiye'nin toprak bütünlüğüne razı
olduğuna dair açık ve net bir ifadenin yer almadığını kaydetti.
Türkiye'nin imzaladığı protokolleri uygulamaya koyacağı konusunda resmi
yükümlülük altına girdiğine dikkati çeken Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan'ın
imzalardan sonra yaptığı açıklamada 'Ermenilerin Karabağ'dan çıkmalarının
gereğine' ilişkin sözlerinin ise hiçbir hükmü ve bağlayıcılığı bulunmamaktadır.
Başbakan'ın protokollerde yer almayan ve dile getirilmeyen bir hususu, gayri
resmi ortamda bir şart gibi sunmaya çalışması, milletimizi aldatma arayışından
başka hiç bir anlam taşımamaktadır'' diye konuştu.
-SORULARINA YANIT ARIYOR-
Bahçeli, cevap aradığı soruları şöyle sıraladı:
''Madem ki, Ermenilerin Karabağ'dan çekilmesi bu derece önem verilen bir
konudur ve doğrudur, AKP hükümeti protokollerde yer almasında neden ısrarcı
olmamıştır? Hatta, bu konuda, Zürih'te yapılacak imza töreninin 3 saat
gecikmesine yol açacak kadar tedirgin olan Ermenilerin tepkileri karşısında neden
geri adım atılmış ve zaten yetersiz olan açıklama metinleri hangi sebeple
okunmamıştır? Üzerinde mutabık, kalınan 'tarih boyutu hakkında diyalog yapılması'
konusunun tarafsızlığı ve bilimselliği nasıl sağlanacaktır?
Üstelik, bu konunun bir alt komitede ele alınmasına yönelik; mutabakatın
Türkiye'nin 1915 olayları hakkında Ortak Tarih Komisyonu kurulması önerisiyle bir
ilgisi bulunmamaktadır. Bu sapma nerede ve neden yaşanmıştır?''
''Bu metinler, tamamen Türkiye'nin iradesi dışında hazırlanmış ve
hükümete dikte ettirilmiştir'' diyen Bahçeli, geçen hafta Ermenistan Dışişleri
Bakanının ''protokolü kendilerinin yazdığını'' açıklayarak hükümetin bu müzakere
sürecindeki yerini ilan ettiğini söyledi.
-''TEHLİKELİ GİDİŞAT...''-
Protokolde iki ülke sınırının açılmasına ilişkin madde bulunduğunu
belirten Bahçeli, sınır kapısının açılması için, kapanmasına neden olan Dağlık
Karabağ'ın işgal edilmesi gerekçelerinden hangilerinde ilerleme kaydedildiğini
veya taahhüde bağlandığının açıklanmasını istedi.
Bahçeli, protokollerin imzasıyla ABD ve Avrupa'ya, AKP hükümetine baskı
yapacakları yeni bir dayatma alanı daha açıldığına dikkati çekti.
Bugün Başbakan Yardımcısı sıfatını taşıyan bir hükümet üyesinin, 16 Şubat
2000 tarihinde TBMM Genel Kurulundaki konuşmasında Fransa Parlamentosunu
eleştirerek ''Parlamento kararıyla tarihi gerçekler değiştirilemez, hele hele
ters yüz edilemez; Ermenilerin, Doğu Anadolu'da on binlece Müslüman Türk'e,
kadın, çocuk, ihtiyar demeden nasıl bir vahşet icra ettikleri gerçeğini hiç
değiştiremez'' dediğini belirten Bahçeli, bu sözlere aynen katıldıklarını, söz
konusu Bakana ve Başbakana ''Aradan geçen 9 yıl sonra teslimiyet belgelerini
Meclis zemininde bekleterek tarihi gerçekleri nasıl değiştireceksiniz?
Başlattığınız yeni dönemde, Doğu Anadolu topraklarının Batı Ermenistan olup
olmadığını mı, Ağrı Dağı'nın kime ait olduğunu mu müzakere edeceksiniz?'' diye
sordu.
-''SPORDAN SİYASETİN KİRLİ ELLERİNİ ÇEKİN''-
Ermenileri üzmemek için Azerbaycan bayrağının maçın oynanacağı sahaya
sokulmak istenmemesine değinen Bahçeli, ''Buradan hükümeti yöneldiği tehlikeli
gidişat için uyarmak istiyorum; spordan siyasetinizin kirli ellerini çekiniz,
Bursalıdan korkmayınız. Bursa'nın tertemiz insanlarını milli meselelerde tehdit
görmeyiniz. Bursa'mızı teslimiyetinize basamak ve mekan olarak kullanmayınız''
diye konuştu.
TBMM'nin önüne geldiğinde, protokollere karşı çıkacaklarını belirten MHP
Genel Başkanı Bahçeli, konuşmasını şölye sürdürdü:
''Bu ilişki şekli ve yöntemi AKP zihniyetinin alnına kazılan yeni bir
kara lekedir. Başbakan Erdoğan'ın Ermenistan talepleri karşısında 'eğilip
bükülemeyiz' sözlerinin millet vicdanında karşılığı ve anlamı yoktur. Zira
Başbakan ve hükümetinin omurgası, yıllardır yabancılar karşısında eğile büküle
bütün kat yerlerinden kırılmıştır. Hiçbir mesele karşısında yabancı payandaların
desteği dışında dik durabilmelerinin ve görüşebilmelerinin imkanı
kalmamıştır.''
Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, ''Demokratik Açılım''
çalışmalarına değindi. ''Yıkım projesi'' olarak nitelendirdiği açılım
çalışmalarının yeni bir aşamaya girdiğini ifade eden Bahçeli, ''Türkiye'nin
ayrışması ve Türk milletinin çözülmesiyle sonuçlanacak olan sözde 'Kürt açılımı'
sürecinde baş rolü oynayan AKP zihniyeti, kendilerine koltuk değneği ve suç
ortağı arama yolunda geçtiğimiz hafta mesafe kaydetmişler ve DTP'den sonra CHP
ile de temas kurmuşlardır'' diye konuştu.
''Yıkım projesinde'' görev alacak taşeronların netleşmeye başladığını,
Anamuhalefet partisi liderinin ''Postacı bugün de kapımızı çalmadı'' diyerek
yollarını gözlediği mektubun nihayet muhatabına ulaştığını söyleyen Bahçeli,
şöyle devam etti:
''Anamuhalefet liderinin, daha önce 'saygınlığını ve inandırıcılığını
kaybettiğini' söylediği yıkım sürecinde, iade-i taahhütlü postayı reddedeceği
yerde bir cevapla randevu vermesi, sürece dahil olmak arayışının işareti
olmuştur.
Sayın Baykal bu girişimiyle istemese de AKP'ye kapıları aralamış ve
sindirim sistemine dahil olarak (hazmedilme) sürecinin parçası ve (hazmettirme)
arayışının unsuru haline gelmiştir. Bu günden sonra vereceği cevap ve
görüşmelerin kamera önünde yapılması da CHP'yi sürecin sorumluluğundan
kurtaramayacaktır.''
CHP Genel Başkanı Baykal'ın, 1989 yılında partisinin genel sekreteri
olarak yayımladığı raporun baskısı altında bunaldığını öne süren Bahçeli, bu
raporda, bugün AK Parti ve işbirlikçilerinin dile getirdiği ve 1991 yılındaki
Erdoğan raporuna benzer tespitlerin bulunduğunu iddia etti.
-''BAŞBAKAN ŞANTAJA DÖNÜŞTÜRDÜ''-
''Bu nedenle ya 21 yıl önceki görüşlerini inkar edecektir ya da bunlara
sahip çıkmaya devam edecektir. Çıkışı kalmamıştır. Başbakan Erdoğan, bu konuyu
şantaja dönüştürmüştür'' diyen Bahçeli, şunları söyledi:
''Sayın Baykal, AKP Genel Başkanı vatandaş Recep Tayip Erdoğan'ı,
karanlık gelişmelerle gidilecek bir seçim sonunda Başbakan yapan süreçte olduğu
gibi yeni bir çözüm ortağı ve yol arkadaşı haline gelmek üzeredir. Sayın
Anamuhalefet liderinin, kendi ifadesiyle 'tutarsızlıklar, çelişkiler,
belirsizlikler içeren, tehlikeli tuzaklar barındıran bu 'açılım politikasında
hiçbir şekilde sizinle birlikte olmayacağımız çok açıktır' sözlerine rağmen, baş
başa ikili görüşmeye daveti, tutumunu hala netleştiremediği konusunda manidar
işaretler vermiştir.
Belki de böylelikle, Başbakanın ifade ettiği gibi 'bağcıyla
uğraşmayacaklar ve üzümü beraber yemeye' başlayacaklardır. Taşlar yerine oturacak
ve 'yıkım troykası' bu yolla tamamlanacaktır. Ve fotoğraf karesinde eksik parça
da yerini alacak Meclis kürsüsü önünde poz veren AKP ve DTP'nin arasına CHP de
girecektir.''
-ATALAY'IN DİYARBAKIR ZİYARETİ-
MHP Genel Başkanı Bahçeli, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Diyarbakır
ziyareti sırasında yaşananları ''rezalet'' olarak nitelendirdi.
Bahçeli, ülkenin emniyet ve asayişinden birinci derecede sorumlu olan bir
hükümet üyesinin gözleri önünde kepeklerin kapatıldığını, sokakların
boşaltıldığını ve bu tehdidin Bakan tarafından görmezden gelindiğini iddia
etti.
Mahalli idareler seçiminden önce de Başbakan Erdoğan'ın ziyaretinde aynı
manzaralara şahit olunduğunu ifade Bahçeli, şu görüşleri savundu:
''Bugün gelinen aşamada yaşadığımız sokak eylemleri, ihanet provaları,
değişen hiçbir şeyin olmadığını, hükümetin terör örgütüne teslim bayrağı
çektiğini göstermektedir. Bu teslimiyet öylesine vahim bir boyut almıştır ki
yıllardır yurt dışında sözde kongre adı altında toplanan PKK kadroları, son
kongrelerini siyasi parti toplantısı kimliğiyle Başkent Ankara'da yapmaktan
çekinmemişlerdir. Ve bütün bunlar hükümetin, güvenlik kuruluşlarının ve adli
makamların adeta gözetiminde ve nezaretinde yapılmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla,
artık bölücülük suç olmaktan çıkmış, isyan provası yapmanın, ihanete alkış
tutmanın, ayrılma tehditleri savurmanın itibar gördüğü bir 'hukuki, fikri ve
siyasi kangren' bütün ülkeyi sarmıştır. Bu gelişmeler olurken bir başbakan
Yardımcısı'nın rahle-i tedrisinden geçtiği eski genel başkanı ile şimdiki
Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere bütün başbakanları 'tembel ev kızlarına'
benzetmesi elbette ki kendi bileceği iştir. Ancak Başbakan Erdoğan'ı kutsayacak
sözler sarf etmiş olması kangrenin hangi boyutlara ulaştığını, cerahatın hangi
mevkilere sirayet ettiğini göstermesi bakımından ibret verici olmuştur.''
-IMF DÜNYA BANKASI TOPLANTILARI-
Bahçeli, İstanbul'da yapılan IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarını
da değerlendirdi. Ekim ayının ilk haftasında gerçekleşen IMF ve Dünya Bankası
toplantılarına damgasını vuran asıl gelişmenin, krizin analitik bir bakış
açısıyla değerlendirilmesi ve alınması gereken önlemlerden ziyade, İstanbul'un
belirli yerlerinde meydana gelen protesto gösterileri olduğunu ileri süren
Bahçeli, ''Ancak, protestoların yakın hedefinde hiçbir suçu günahı olmayan masum
insanların yer alması, iş yerlerinin zarar görmesi kabul edemeyeceğimiz ve asla
hoş göremeyeceğimiz bir tabloyu ortaya çıkarmıştır'' dedi.
-''SÖMÜRGE VALİLERİNİN DAHİ UYGULAMALARINDA GÖRÜLMEDİ''-
Kendilerini kaygılandıran başka bir hususun da Başbakan Erdoğan'ın; IMF
ve Dünya Bankası toplantılarının açılış konuşmasında dile getirdiği konular ve
meselelere yaklaşım tarzı olduğunu ifade eden Bahçeli, Erdoğan'a şu soruları
yöneltti:
''Devri iktidarınızda, çoğalan borçların altında ezilen, tarlasından
çıkan mahsulün dahi karnını doyuramadığı çiftçi kardeşlerimizin sesini duydunuz
mu? Siftah yapmadan kapatılan kepenklerin altında hayalleri kalan esnafımızın
çığlıklarını işittiniz mi? Aldığı harcamasına yetmeyen, kira baskısından
bunalmış, taksitlerden yorulmuş, kredi kartı bataklığında kaybolmuş
memurlarımızın feryadına kulak verdiniz mi? Emeklilerimizi, işçilerimizi, dul ve
yetimlerimizi, siyaset malzemesi yapmak dışında; hatırınıza ve aklınıza hiç
getirdiniz mi? Elbette bu sorulara verilecek olumlu bir cevabın olmadığını aziz
milletimiz hem bilmekte hem de yaşamaktadır. Başbakan Erdoğan'ın bu yaklaşımı
tarihte sömürge valilerinin dahi, uygulamalarında görülmemiştir.''
-ERDOĞAN, AMAN DİLEMİŞTİR''-
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın yönettiği ülkenin gerçeklerinden kopuk
olduğunu ileri sürerek, ''Erdoğan, IMF ve Dünya Bankası yetkililerinden yardım ve
aman dilemiştir'' dedi.
Toplantının sonucunda alınan kararları da eleştiren Bahçeli, konuşmasını
şöyle tamamladı:
''IMF ile anlaşıp anlaşmama konusunda bile sürekli çelişkili bir siyasi
duruş gösteren Başbakan Erdoğan'dan beklentimiz; başkalarına nasihat vermeyi
bırakması, artık laf olsun diye yaptığı konuşma üslubundan vazgeçmesi, gerçek
gündeme yoğunlaşması, vatandaşlarımızın tahammül edilemez hale gelen sorunlarına
biran önce eğilmesidir. Görünen odur ki kemerleri sıkmaktan bahsetmeye başlayan
AKP hükümetinin, yeni ve katlanılamaz hayat şartlarını kendi sorumsuzluğunu ört
bas etmek amacıyla milletimize reva göreceği son açıklamalarla ortaya çıkmıştır.
Biz kemerlerin değil, yolsuzluk kanallarının sıkılmasını, garip gurebaya sahip
çıkılmasını, refah kapılarının açılmasını, iş sahalarının oluşturulmasını,
pahalılığın azalmasını, sofraların zenginleşmesini, ekmeğin çoğalmasını
istiyoruz.''
-AZERBAYCAN'A ROZETLİ DESTEK-
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve milletvekilleri, grup toplantısında
yakalarına Türkiye-Azerbaycan bayraklarının bulunduğu rozetler taktı.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Azerbaycan kardeşliğini vurgulamak
için rozetleri taktıklarını ifade ederek, bunun bir protesto olmadığını
söyledi.
Şandır, yarın oynanacak Türkiye-Ermenistan milli maçı sırasında herkesin
bu rozeti takmasını isteyerek, ''''Türkiye-Azerbaycan dostluğu her projenin
üzerindedir'' dedi.
MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş da yarın oynanacak milli maça
gitmeyi düşündüğünü belirterek, ''Azerbaycan bayrağı alınmazsa, Azerbaycan milli
takımının forması var. Onu giyer giderim'' dedi.
