2008-10-21 - 12:40
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin siyasi ortamının giderek ağırlaştığını, bölücü terör ve etnik tahriklerin çok tehlikeli biçimde tırmandığını, iç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhunun yara aldığını, hain tuzaklarla dolu bir dönemden geçildiğini söyledi.
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye'nin siyasi ortamının giderek ağırlaştığını, bölücü terör ve etnik tahriklerin çok tehlikeli biçimde tırmandığını, iç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhunun yara aldığını, hain tuzaklarla dolu bir dönemden geçildiğini söyledi.
Türkiye'nin terörle ve etnik bölücülükle mücadele konusunda, tarihi bir yol ayrımında olduğunu ifade eden Bahçeli, ''kanlı terör saldırılarının tırmandığı, tahriklerin hayasızca sergilendiği ve İmralı canisi lehine gövde gösterilerine dönüşen ayaklanma provalarının yapıldığı bir dönemde bulunulduğunu'' kaydetti.
Bahçeli, ''Bugünkü ortamda; güvenlik güçlerini hedef alan yıpratma ve karalama kampanyalarının hız kazanması, terörle mücadelenin zaafa uğratılması için 'güvenlik-demokrasi' dengesi etrafında maksatlı bir tartışma başlatılması ve siyasi çözüm çığırtkanlarının yeniden sahneye çıkması, bu ihanet cephesinin Türkiye'nin terörle mücadele iradesini kırmaya ve PKK'nın siyasi hedeflerinin tartışılacağı bir zemine çekmeye çalıştığını göstermektedir'' dedi.
-''EN BÜYÜK SORUMLU ERDOĞAN VE AKP''-
''Bu noktaya gelinmesinin en büyük sorumlusunun, terörle mücadele için gerekli iradeye sahip olmadığı anlaşılan ve bölücülüğe şirin görünerek siyasi hesaplar peşinde koşan Başbakan Erdoğan ve AK Parti Hükümeti olduğunu'' ileri süren Bahçeli, şöyle devam etti:
''72 aydır ülke yönetiminde olan Başbakan ve partisi; bugüne kadar 'terörle mücadele' ve 'terörle müzakere' arasında sürekli gidip gelmiş, şartlara ve esen rüzgara göre sürekli yer değiştirmiş ve bu hayati konuda nerede durduğuna bir türlü açıklık getirememiştir. Başbakan Erdoğan'ın bugünkü vahim tablo karşısında yapması gereken; Türk milliyetçilerine saldırmayı ve siyasi kışkırtmacılık yapmayı bırakıp, terörün tırmanması, bölücülüğün önünün açılması ve PKK'nın siyasallaşma stratejisinin adım adım ilerletilmesindeki rolü ve katkısı hakkında tarihin ve milletin huzurunda namuslu bir vicdan muhasebesi yapmaktır. Bu konuda yapacağı böyle bir muhasebe için de geçmişten bugüne siyasi çizgisine, bu alandaki şaibeli siciline ve temsil ettiği siyasi zihniyetin milli birlik anlayışına bakması yeterli olacaktır. Başbakan'ın bu ahlaki ve siyasi zorunluluğun gereğini yerine getirememesi durumunda herkes çok iyi bilmelidir ki gereğini Türk milleti mutlaka yapacak ve kendisini milli vicdanda mahkum edecektir.''
-''SİCİLİ LEKELİ...''-
MHP Lideri Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın bu konudaki sicilinin lekeli olduğunu ileri sürerek, Erdoğan'ın Türk milletini etnik temelde tasnif ederek, Türkiye'yi 36 etnik gruba bölen, ırk ve köken temelinde ayrıştırmaya heves eden biri'' olduğunu savundu.
Erdoğan'ın, ''Türk milletine kimlik arayışına girdiğini, bu amaçla alt ve üst kimlik tartışmaları başlattığını ve kurucu kimliği değiştirerek bunun yerine ''Türkiyelilik" gibi kavramların kabul edilmesini'' savunduğunu belirten Bahçeli, şöyle konuştu:
''PKK'nın siyasi taleplerine demokratik reform adına sahip çıkarak bu yöndeki Avrupa Birliği dayatmalarının taşeronluğunu yapan, Türkiye'de eyaletler sistemini gündeme sokarak tartıştıran, Türkçe'den başka dillerin eğitim sistemi içine alınmasına kapıyı aralayacak Anayasa değişikliği taslakları hazırlatan, etnik bölücülere vadeli siyasi çözüm ümidi veren, teröristlere siyasi af konusunu çeşitli kılıflarla Türkiye'nin gündemine sokmak arayışlara yönelen ve Türkiye'nin bölünme senaryolarının demokratikleşme reçetesi olarak pazarlanmasını teşvik eden, bizzat Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmuştur. Başbakan Erdoğan, bugüne kadar terörle mücadele konusunda gerekli siyasi irade, kararlılık ve niyete sahip olmadığını her vesileyle ortaya koymuş, güvenlik güçlerinin terörle mücadele için ihtiyaç duyduğu imkan ve yetkileri vermemek için her bahanenin arkasına sığınarak ayak sürümüştür. Hükümetin Irak'ın kuzeyinden kaynaklanan terörle mücadele konusundaki acz, zafiyet ve ataleti de bu lekeli sicile uygun olarak tecelli etmiştir.''
-''DİRENİŞ CEPHESİ OLUŞTURDU''-
Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, 2002-2007 döneminde sınır ötesi operasyonu gündeme almamak için bir direniş cephesi oluşturduğunu ifade ederek, ''Son iki hafta içinde yaşanan gelişmeler, AKP hükümetinin geçmişteki hatalardan ders almadığını ve bugüne kadar izlediği sakat siyaseti gözden geçirerek etkili bir strateji belirleyip buna kararlılıkla uygulama iradesi bulunmadığını ortaya koymuştur'' dedi.
AK Parti'nin, ''Ezber bozuyorum'', ''Tabuları yıkıyorum'', ''Düşmanlığı kaldırıyorum'' ve ''Dostluk çemberi oluşturuyorum'' adı altında sürdürdüğü yanlış politikaların, bugün karşılarına hezimet ve teslimiyet olarak çıktığını dile getiren Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''(Stratejik derinliğe) gireceğiz diye çıkılan yolda geldiğimiz son durak stratejik girdabın bizi sürükleyip götüreceği meçhul yer olacaktır. İktidarın sözde özgürlükler adına terörle mücadele etmekten imtina ettiği dikkate alınırsa, göz yumduğu, alkışladığı altı yıllık vahim süreçte yaşananlar, devlet ve millet hasımlığının nerelere kadar dayandığının, hangi makamlar tarafından sorumsuzca dile getirilmeye başlandığının örnekleri ile doludur. Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı tarafından bir yabancı dergiye verilen mülakatta söylenen sözler, bunun en son misali olması bakımından ibret vericidir. Sayın Cumhurbaşkanı'nın geride kalan süreci suçlayıcı ifadelerle, geçmişte ayrımcılık yapıldığını söylemesi asla kabul edilebilir ve yakışan bir durum değildir. Biz Cumhurbaşkanı'ndan kendi geçmişimizi şikayet etmek yerine açılışını yaptığı kitap fuarının alt katında açıkça sergilenen bölünmüş Türkiye haritalarına müdahale edecek cesaret ve iradeyi göstermesini beklerdik.''
''Başbakan Erdoğan ve arkadaşlarının, hüviyetleri ve sicilleriyle bölücülüğün en büyük ümit ve cesaret kaynağı olduğunu gösteren somut verileri, artık hiç kimsenin inkar edemeyeceği gerçeklerdir'' diyen Bahçeli, Erdoğan'ın partisine yönelik yaptığı açıklamaları eleştirdi.
-''TABELA PARTİSİ'' İFADESİNE YANIT-
Başbakan Erdoğan'ın MHP'yi ''tabela partisi''gibi boş hayalin peşinden koştuğunu belirterek, ''Sayın Başbakan, kast ettiğiniz tabela ile hangi siyasi hareketi tanımladığınızı bilmemiz mümkün değildir. Ancak MHP'yi de ima ettiğinizi var sayarak, kendimizi size bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Sizin 'tabela' diyerek küçümsediğiniz üç hilal, muhteşem Türk tarihinin hatırasıdır. Her biri kutlu ceddimizin bin yıllık hükümranlığını temsil eden üç kıtayı ve üç kıtadaki beşeriyet kucaklaşmasını simgeler. Bu semboller milliyetçi düşüncenin jeopolitiğinin bin yıllık eseri ve gelecek bin yıllardaki ülküsüdür'' dedi.
Bu sembollerin aziz hatıralarında Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar yaşanmış destanların izlerinin bulunduğunu dile getiren Bahçeli, bunlardan Başbakan Erdoğan'ın anlam çıkarmasının, nafile bir çaba olacağını ileri sürdü.
''Milliyetçi Hareket, Türkiye'nin milli birliğinin ve kardeşliğinin temel harcı ve ebedi sigortasıdır'' değerlendirmesinde bulunan Bahçeli, şunları kaydetti:
''Türkiye'nin kanlı bir kardeş kavgasına sürüklenmesini önlemek, bu vatanı ve milleti gönülden seven herkes için birinci öncelikli ve en önemli görevdir. Türk milliyetçilerini etnik temelde bir çatışma ortamına çekmek için yapılan çok yönlü hesaplar, tezgahlar ve tahrikler bizce malumdur. Ancak, herkes çok iyi bilsin ki Başbakan Erdoğan'ın siyasi kışkırtmaları ve etnik bölücülerin tüm tahriklerine rağmen bu oyun mutlaka boşa çıkarılacaktır. Milliyetçi Hareket ve ülkücü gençlik, Türkiye için bir felaket olacak böyle bir kavganın tarafı olmayacak, bunu önlemek için demokratik ve meşru zeminlerde sonuna kadar mücadele edecektir. Milliyetçi Hareket'in terör ve etnik bölücülük konusundaki milli duruşu ve bu hususta kimseyle tartışmayacağı değişmez kırmızı çizgileri herkes tarafından çok iyi bilinmektedir. Milliyetçi Hareket'in ne olduğu, milli meselelerde nerede durduğu bellidir ve şerefli geçmişmizin şahadeti alanda milli vicdanda tescil edilmiştir. Başbakan Erdoğan'a tavsiyemiz, bu konularda kendisinin ve partisinin nerede durduğuna bir bakması ve bizi hedef alan ithamlarda bulunmadan önce çok iyi düşünmesidir. Başbakan'ın milliyetçilik konusunda sözde kalan iddiaları ve etnik kimlikleri okşamanın Türkiye'nin milli birliğine sahip çıkılmasını amaçlayan bir siyaset tarzı olduğu yolundaki vehimleri hakkında kendisiyle bir tartışmaya girmek bizim için abesle iştigal olacaktır.''
-''ERDOĞAN'IN İMZASININ BULUNDUĞU RAPOR...''-
Devlet Bahçeli, Türkiye'de terör sorununun, her dönemde siyasi partilerin ilgilendiği ve kendi dünya görüşlerine göre çözüm önerileri geliştirdiği hassas bir konu olduğunu vurgulayarak, Başbakan Erdoğan'ın Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı yaptığı dönemde hazırlanan rapora dikkati çekti.
Bahçeli, bu raporda, ''Güneydoğu Anadolu sorunu gerçekte ulusal bir sorundur, istenilen Kürt ulusal kimliğinin tanınması ve eşit ve gönüllü bir birliktelik oluşturulmasıdır. Bu makul bir taleptir. Biz siyasi parti olarak, resmi ideolojiyi sorgulamalıyız. Kemalist devletin geleneksel zora ve silaha başvuru yöntemi artık iflas etmiştir. Devlet terörünü de kınamalıyız. PKK ile devlet çatışmasında devlet safında görünmemeliyiz. Bunun için devletin PKK'yı bölücü, terörist ve ayrılıkçı olarak nitelendiren söyleminden uzak durmalıyız. Kürtçe eğitim serbest olmalıdır'' gibi ifadelerin bulunduğunu belirtti.
PKK'nın siyasi talepleri ile büyük ölçüde örtüşen bu raporun altındaki imzanın, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ait olduğunu belirten Bahçeli, ''Geçmişten bugüne çizgisinin değişmediğini söyleyen Erdoğan, şimdi Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanıdır ve değişmeyen bu görüşlerini hayata geçirmek için sinsi bir yıkım projesinin taşeronluğunu yapmaya soyunmuştur. Başbakan'a şimdi buradan soruyorum; bu raporun size ait olduğunu inkar edebiliyor musunuz? Eğer bunu yapamayacaksanız, sizin gerçek kimliğiniz nedir? Gerçek yüzünüz hangisidir'' diye konuştu.
''TÜRKİYE;Yİ BÖLMEYE AZİZ MİLLETİMİZİ BİRBİRİNE DÜŞÜRMEYE ÇALIŞAN
PKK TERÖR ÖRGÜTÜ, BAŞBAKANIN ADİ SUÇLU GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞTIĞI
MASUM BİR SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİLDİR''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terörist unsurlarla mücadelenin silahlı kamu gücü ile yapılmasının bir mecburiyet olduğunu söyledi.
Teröristle mücadelede en büyük görevin öncelikle TSK'ya düştüğüne dikkati çeken Bahçeli, bu kutlu ocağın mensuplarının çeyrek yüzyılı aşan süredir en zor şartlar altında görevlerini başarı ile yerine getirdiğini belirtti. Bahçeli, tespitlerine göre terörle mücadelede 6 binin üzerinde subay, astsubay, uzman erbaş, uzman jandarma, polis, er ve korucu şehit verildiğini, yaralı güvenlik mensubu sayısının ise 12 binin üzerinde olduğunu söyledi.
Bahçeli, son yıllarda TSK ile Emniyet mensuplarının mücadelesinin her yerde ve her zeminde aynı takdirle karşılanmadığını, aynı bağlılıkla yaklaşılmadığını belirtti.
-''MALUMUN YÜKSEK SESLE İLAMI...''-
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un yaptığı açıklamanın, kendileri açısından malumun yüksek sesle ve yerinde bir ilamı olduğunu ifade edeni Bahçeli, ''Bu nedenle, gerek Anayasal başkomutan olan Sayın Cumhurbaşkanının ve gerekse Başbakan Erdoğan;ın komutanın açıklamasını müteakip destek mesajları ise yeri, zamanı ve içeriği açısından ıskalanmış, gecikmiş ve inandırıcılıktan uzak sözlerdir'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın aile fotoğrafında Mehmetçiğin olmadığını savunan Bahçeli, ''Ortada boy gösterdiğiniz bu tabloda, sağınızda kardeşim dediğiniz Barzani ve Talabani, solunuzda konutlarda ağırladığınız bölücüler ve pazarlık yaptığınız Kandilciler, hemen arkanızda ise boyun eğdiğiniz çuvalcılar yer almaktadır. Bulunduğunuz yer burası, kadrajın aldığı görüntü ve gizlice yemek yediğiniz buluşma masalarının anlamı budur'' iddiasında bulundu.
-''BİR ASIRLIK İHANET YOLCULUĞU...''-
Devlet Bahçeli, ''Terörle mücadelenin yirmi beş yılı aşan tecrübesi, bölücülüğün Osmanlı'dan başlayarak bir asırlık ihanet yolculuğu, bu sürecin bütün kapsamını ve derinliğini, kimlerle dost olmamız gerektiğini, kimlere ne kadar güvenilebileceğini, kimlerle nasıl ilişki kurulacağını hepimize öğretmiş olmalıdır'' diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Terörle mücadelenin önemli ayaklarından biri ve belki de en önemlisi bugün Irak yönetimi ve Iraklı aşiret reisleri ile olan ilişkiler ve PKK ile olan yakınlaşmalarıdır.
Küresel gücün dayatmaları sonucu, Talabani ile görüşmeye itilen Türkiye, her müzakereden sonra PKK;nın Kandil;den çıkarılacağına dair söz ve taahhütlerle avunmuş ve bu yalanlara her defasında bile bile göz yummuştur.
Hükümetin yumuşak karnını ve zafiyetini fark eden Barzani ise PKK;nın mevcudiyetinin kendisi ile Türk devletini muhatap kılacağını anlayarak bu tehdit unsurlarını canlı ve diri tutmanın getirdiği fırsatları sonuna kadar kullanmıştır.
Hatta daha da ileri giderek, bu terörist unsurlara kimlik verip maaşa bağlayarak PKK;yı kendi silahlı gücünün parçası haline getirmiştir.''
Sözde terörle mücadele etmemenin AK Parti açısından en önemli ayağının Iraklı aşiret reisleri ile görüşmeleri başlatmak olduğunu belirten Bahçeli, sınır ve ölçü tanımayan boyun eğmişlik hali ile ''kapımız herkese açık'' denilerek taviz ve ilkesizliğin emsalsiz örneklerinin verildiğini iddia etti.
-''BİR AKP KLASİĞİ''-
Bahçeli, ABD;nin yıllardır dayattığı ''üçlü mekanizmayı kullanın'' baskısı altında kalındığını, Bağdat ve Ankara'nın birbirlerine muhatap edilerek, sorunun çözüm adresi olarak dolaylı yoldan kuzeydeki bölgesel yönetimin gösterildiğini savundu. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Her terör eyleminden sonra, içeride Terörle Mücadele Yüksek Kurulunun toplantısı, dışarıda ise Barzani ve Talabani ile müzakerelerin yenilenmesi bir AKP klasiği olarak siyasetimize yerleşmiştir.
Türkiye;nin gidemediği, Barzani;nin 'haberim yok' dediği, Talabani;nin temizlendiğini söylediği, ABD;nin ise gözlediği Kandil Dağı;na gazetecilerin, yayıncıların gittikleri ve tefrikalar yayınladıkları bilinmektedir.
Iraklı aşiret reislerinin 'Terör şiddetle çözülmez, silahlar bırakılmalı, ateşkes sağlanmalı, af çıkartılmalı' şeklindeki küstahlıkları, AKP zihniyeti tarafından yıllardır sessizce dinlenmiş, hatta Başbakan'ın ağzından 'silahı bırakır gelir masada konuşursun' sözleri ile bu alçaklığa çanak tutulmuştur.
Gelişmeler, iktidarın altı yıllık aldığı mesafe ve sınır tanımaz ilkesizliği bu ilişkiler zincirinin burada son bulmayacağını, Hükümet ile Kandil temsilcilerinin bir masaya oturuncaya kadar süreceğini işaret etmektedir.''
Başbakan Erdoğan'a, ''Barzani, 'Türkiye;nin Kerkük;e müdahale hakkı varsa bizim de Diyarbakır;a var' tehdidinden dolayı özür dilemiş midir?'' sorusunu yönelten Bahçeli, bu sorulara hükümetin verebileceği hiçbir olumlu cevabın bulunmadığını iddia etti.
-''TURUNCU TAVİZ''-
''Türkiye maalesef AKP ile girdiği çıkmaz yolda seçeneksiz kalmış, caydırıcı hiçbir tedbire başvuramadan, karşı taraftan hiçbir geri adım ve iyi niyet görmeden tek taraflı olarak taviz vermeye mecbur hale getirilmiştir'' diyen Bahçeli, hükümetin muhatap aldığı Iraklı aşiret reislerine PKK;nın terör örgütü olduğunu kabul ettiremediğini ileri sürdü.
Bahçeli, bunu bile kabule yanaşmamış olanlarla, kurulan ilişkiden sonuç alınmasının mümkün olmadığını belirterek, şunları söyledi:
''Bilinmelidir ki resmi ağızlardan Türk devletinin şartları konusunda bir ilerleme kaydedilmeden, yeni adımların atılmaya çalışılmasının sonuçları çok ağır olacaktır. Başbakan'ın bu yaklaşımı güncel tabiri ile bir turuncu tavizdir. Tam bir geri adımdır.
Kimin kimi masaya oturttuğunu görmek ve arkasındaki bölge haritalarını çizmekle meşgul gücü bilmek için diplomat olmaya, hükümet üyesi bulunmaya hiç gerek yoktur. Her şey ortadadır.
Bu itibarla, Başbakan Erdoğan ve AKP hükümeti bu görüşmelerle başlattığı yeni dönemde karşımıza çıkması mukadder olan kanlı sürecin bedelini ödemek, vebalını taşımak, sorumluluğunu tek başına almak durumundadır.''
Bu gelişmelerden kaygı duyduğunu ifade eden Bahçeli, sözlerini söyle sürdürdü:
'Irak'ın kuzeyindeki coğrafyada oluşan gevşek federal yapının en önemli muhalifi ve en çok tepki göstereni olan Türkiye'nin, bu zorlama yapının yöneticileri ile görüşmesi bunların meşruiyetlerini ve güçlerini artıracaktır.
Irak'a yönelik küresel operasyonun başlayacağı dönemde, Türk devleti tarafından ilan edilen kırmızı çizgilerden biri olan Irak'ın toprak bütünlüğünün devamının önündeki kararlılık ve engeller gevşeyecektir.
Türkiye bu yanlış yolda ilerletilerek, Irak;ın üçe bölünmesi ve kuzeyde bir bağımsız devletin kurulması için başlayan sürecin kritik ve vazgeçilmez aktörü olarak yeni bir stratejik türbülansa girecektir.
Bu yeni süreç, PKK;nın affına ve İmralı canisinin serbest kalmasına kadar gidecek, Türkiye komşu devletten beslenen ve kaynaklanan bir etki ve çekim alanı altında kalarak üniter yapısı sorgulanmaya başlanacaktır.
Türkiye;nin milli güvenliği ve bekasını doğrudan ilgilendiren bu durum ve aşiret reisine bu imkânın tanınması, Kerkük;ün geleceği ve Türkmenlerin varlığı ile ilgili niyetlerini gerçekleştirmesine zemin hazırlayacaktır.
Iraklı Peşmerge reisi, istediklerini kopartana kadar geçecek süre içinde, PKK;yı Kandil;de rezerve etmeye devam edecek, Türk Devletini masaya oturmaya ve tavizler kopartmaya yarayan bu ilişkiyi denge noktasında tutarak örgüte olan desteğini ve yönetimini sürdürecektir.''
-''PKK MASUM SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİLDİR''-
''Türkiye;yi bölmeye aziz milletimizi birbirine düşürmeye çalışan PKK terör örgütü, Başbakanın adi suçlu gibi göstermeye çalıştığı masum bir sivil toplum kuruluşu değildir'' diyen Bahçeli, PKK'nın küresel güçlerin hizmetinde, bölgesel mihrakların kontrolünde varlığını çeyrek yüzyılı aşan süredir devam ettiren ve hedefine Türkiye;yi alan kanlı bir küresel terör organizasyonu olduğunu bildirdi.
Bahçeli, samimiyeti sorgulanmakla birlikte, Başbakan Erdoğan ile ABD Devlet Başkanı Bush arasındaki görüşmede PKK için ortaya konan ''ortak düşman'' kavramının gerçek anlamının da bu olduğunu belirtti.
Gelişmelerin terörün kaynağının ve yönetiminin Barzani;ye dayandığını gösterdiğini ifade eden Bahçeli, Hükümetin, Barzani;yi muhatap alan yaklaşımının da bunun sonucu ve eseri olduğunu iddia etti.
MHP lideri Bahçeli, ''Hükümet güçle ve caydırıcı tedbirlerle desteklenen diplomasi ile muhasımlarını hizaya getirecek yerde, büyük bir yanılgı ile terörün kaynağına, bölücülüğün merkezine, ihanetin odağına kadar yanaşmıştır. Hükümet, denize düşmüştür ve yılana sarılmaktadır. Bize göre bunun adı ve tanımı da ihanetten başka bir şey değildir'' dedi.
Bahçeli, konuşmasının sonunda, geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden gazeteci İrfan Ülkü ile şair Fazıl Hüsnü Dağlarca;ya Allah;tan rahmet diledi.
Bu arada, Manisa'dan gelen bir grup, MHP Manisa Milletvekilleri ile birlikte üzüm üreticilerinin sorunlarını içeren raporu Bahçeli'ye sundu.
Türkiye'nin terörle ve etnik bölücülükle mücadele konusunda, tarihi bir yol ayrımında olduğunu ifade eden Bahçeli, ''kanlı terör saldırılarının tırmandığı, tahriklerin hayasızca sergilendiği ve İmralı canisi lehine gövde gösterilerine dönüşen ayaklanma provalarının yapıldığı bir dönemde bulunulduğunu'' kaydetti.
Bahçeli, ''Bugünkü ortamda; güvenlik güçlerini hedef alan yıpratma ve karalama kampanyalarının hız kazanması, terörle mücadelenin zaafa uğratılması için 'güvenlik-demokrasi' dengesi etrafında maksatlı bir tartışma başlatılması ve siyasi çözüm çığırtkanlarının yeniden sahneye çıkması, bu ihanet cephesinin Türkiye'nin terörle mücadele iradesini kırmaya ve PKK'nın siyasi hedeflerinin tartışılacağı bir zemine çekmeye çalıştığını göstermektedir'' dedi.
-''EN BÜYÜK SORUMLU ERDOĞAN VE AKP''-
''Bu noktaya gelinmesinin en büyük sorumlusunun, terörle mücadele için gerekli iradeye sahip olmadığı anlaşılan ve bölücülüğe şirin görünerek siyasi hesaplar peşinde koşan Başbakan Erdoğan ve AK Parti Hükümeti olduğunu'' ileri süren Bahçeli, şöyle devam etti:
''72 aydır ülke yönetiminde olan Başbakan ve partisi; bugüne kadar 'terörle mücadele' ve 'terörle müzakere' arasında sürekli gidip gelmiş, şartlara ve esen rüzgara göre sürekli yer değiştirmiş ve bu hayati konuda nerede durduğuna bir türlü açıklık getirememiştir. Başbakan Erdoğan'ın bugünkü vahim tablo karşısında yapması gereken; Türk milliyetçilerine saldırmayı ve siyasi kışkırtmacılık yapmayı bırakıp, terörün tırmanması, bölücülüğün önünün açılması ve PKK'nın siyasallaşma stratejisinin adım adım ilerletilmesindeki rolü ve katkısı hakkında tarihin ve milletin huzurunda namuslu bir vicdan muhasebesi yapmaktır. Bu konuda yapacağı böyle bir muhasebe için de geçmişten bugüne siyasi çizgisine, bu alandaki şaibeli siciline ve temsil ettiği siyasi zihniyetin milli birlik anlayışına bakması yeterli olacaktır. Başbakan'ın bu ahlaki ve siyasi zorunluluğun gereğini yerine getirememesi durumunda herkes çok iyi bilmelidir ki gereğini Türk milleti mutlaka yapacak ve kendisini milli vicdanda mahkum edecektir.''
-''SİCİLİ LEKELİ...''-
MHP Lideri Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın bu konudaki sicilinin lekeli olduğunu ileri sürerek, Erdoğan'ın Türk milletini etnik temelde tasnif ederek, Türkiye'yi 36 etnik gruba bölen, ırk ve köken temelinde ayrıştırmaya heves eden biri'' olduğunu savundu.
Erdoğan'ın, ''Türk milletine kimlik arayışına girdiğini, bu amaçla alt ve üst kimlik tartışmaları başlattığını ve kurucu kimliği değiştirerek bunun yerine ''Türkiyelilik" gibi kavramların kabul edilmesini'' savunduğunu belirten Bahçeli, şöyle konuştu:
''PKK'nın siyasi taleplerine demokratik reform adına sahip çıkarak bu yöndeki Avrupa Birliği dayatmalarının taşeronluğunu yapan, Türkiye'de eyaletler sistemini gündeme sokarak tartıştıran, Türkçe'den başka dillerin eğitim sistemi içine alınmasına kapıyı aralayacak Anayasa değişikliği taslakları hazırlatan, etnik bölücülere vadeli siyasi çözüm ümidi veren, teröristlere siyasi af konusunu çeşitli kılıflarla Türkiye'nin gündemine sokmak arayışlara yönelen ve Türkiye'nin bölünme senaryolarının demokratikleşme reçetesi olarak pazarlanmasını teşvik eden, bizzat Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmuştur. Başbakan Erdoğan, bugüne kadar terörle mücadele konusunda gerekli siyasi irade, kararlılık ve niyete sahip olmadığını her vesileyle ortaya koymuş, güvenlik güçlerinin terörle mücadele için ihtiyaç duyduğu imkan ve yetkileri vermemek için her bahanenin arkasına sığınarak ayak sürümüştür. Hükümetin Irak'ın kuzeyinden kaynaklanan terörle mücadele konusundaki acz, zafiyet ve ataleti de bu lekeli sicile uygun olarak tecelli etmiştir.''
-''DİRENİŞ CEPHESİ OLUŞTURDU''-
Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, 2002-2007 döneminde sınır ötesi operasyonu gündeme almamak için bir direniş cephesi oluşturduğunu ifade ederek, ''Son iki hafta içinde yaşanan gelişmeler, AKP hükümetinin geçmişteki hatalardan ders almadığını ve bugüne kadar izlediği sakat siyaseti gözden geçirerek etkili bir strateji belirleyip buna kararlılıkla uygulama iradesi bulunmadığını ortaya koymuştur'' dedi.
AK Parti'nin, ''Ezber bozuyorum'', ''Tabuları yıkıyorum'', ''Düşmanlığı kaldırıyorum'' ve ''Dostluk çemberi oluşturuyorum'' adı altında sürdürdüğü yanlış politikaların, bugün karşılarına hezimet ve teslimiyet olarak çıktığını dile getiren Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''(Stratejik derinliğe) gireceğiz diye çıkılan yolda geldiğimiz son durak stratejik girdabın bizi sürükleyip götüreceği meçhul yer olacaktır. İktidarın sözde özgürlükler adına terörle mücadele etmekten imtina ettiği dikkate alınırsa, göz yumduğu, alkışladığı altı yıllık vahim süreçte yaşananlar, devlet ve millet hasımlığının nerelere kadar dayandığının, hangi makamlar tarafından sorumsuzca dile getirilmeye başlandığının örnekleri ile doludur. Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı tarafından bir yabancı dergiye verilen mülakatta söylenen sözler, bunun en son misali olması bakımından ibret vericidir. Sayın Cumhurbaşkanı'nın geride kalan süreci suçlayıcı ifadelerle, geçmişte ayrımcılık yapıldığını söylemesi asla kabul edilebilir ve yakışan bir durum değildir. Biz Cumhurbaşkanı'ndan kendi geçmişimizi şikayet etmek yerine açılışını yaptığı kitap fuarının alt katında açıkça sergilenen bölünmüş Türkiye haritalarına müdahale edecek cesaret ve iradeyi göstermesini beklerdik.''
''Başbakan Erdoğan ve arkadaşlarının, hüviyetleri ve sicilleriyle bölücülüğün en büyük ümit ve cesaret kaynağı olduğunu gösteren somut verileri, artık hiç kimsenin inkar edemeyeceği gerçeklerdir'' diyen Bahçeli, Erdoğan'ın partisine yönelik yaptığı açıklamaları eleştirdi.
-''TABELA PARTİSİ'' İFADESİNE YANIT-
Başbakan Erdoğan'ın MHP'yi ''tabela partisi''gibi boş hayalin peşinden koştuğunu belirterek, ''Sayın Başbakan, kast ettiğiniz tabela ile hangi siyasi hareketi tanımladığınızı bilmemiz mümkün değildir. Ancak MHP'yi de ima ettiğinizi var sayarak, kendimizi size bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Sizin 'tabela' diyerek küçümsediğiniz üç hilal, muhteşem Türk tarihinin hatırasıdır. Her biri kutlu ceddimizin bin yıllık hükümranlığını temsil eden üç kıtayı ve üç kıtadaki beşeriyet kucaklaşmasını simgeler. Bu semboller milliyetçi düşüncenin jeopolitiğinin bin yıllık eseri ve gelecek bin yıllardaki ülküsüdür'' dedi.
Bu sembollerin aziz hatıralarında Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar yaşanmış destanların izlerinin bulunduğunu dile getiren Bahçeli, bunlardan Başbakan Erdoğan'ın anlam çıkarmasının, nafile bir çaba olacağını ileri sürdü.
''Milliyetçi Hareket, Türkiye'nin milli birliğinin ve kardeşliğinin temel harcı ve ebedi sigortasıdır'' değerlendirmesinde bulunan Bahçeli, şunları kaydetti:
''Türkiye'nin kanlı bir kardeş kavgasına sürüklenmesini önlemek, bu vatanı ve milleti gönülden seven herkes için birinci öncelikli ve en önemli görevdir. Türk milliyetçilerini etnik temelde bir çatışma ortamına çekmek için yapılan çok yönlü hesaplar, tezgahlar ve tahrikler bizce malumdur. Ancak, herkes çok iyi bilsin ki Başbakan Erdoğan'ın siyasi kışkırtmaları ve etnik bölücülerin tüm tahriklerine rağmen bu oyun mutlaka boşa çıkarılacaktır. Milliyetçi Hareket ve ülkücü gençlik, Türkiye için bir felaket olacak böyle bir kavganın tarafı olmayacak, bunu önlemek için demokratik ve meşru zeminlerde sonuna kadar mücadele edecektir. Milliyetçi Hareket'in terör ve etnik bölücülük konusundaki milli duruşu ve bu hususta kimseyle tartışmayacağı değişmez kırmızı çizgileri herkes tarafından çok iyi bilinmektedir. Milliyetçi Hareket'in ne olduğu, milli meselelerde nerede durduğu bellidir ve şerefli geçmişmizin şahadeti alanda milli vicdanda tescil edilmiştir. Başbakan Erdoğan'a tavsiyemiz, bu konularda kendisinin ve partisinin nerede durduğuna bir bakması ve bizi hedef alan ithamlarda bulunmadan önce çok iyi düşünmesidir. Başbakan'ın milliyetçilik konusunda sözde kalan iddiaları ve etnik kimlikleri okşamanın Türkiye'nin milli birliğine sahip çıkılmasını amaçlayan bir siyaset tarzı olduğu yolundaki vehimleri hakkında kendisiyle bir tartışmaya girmek bizim için abesle iştigal olacaktır.''
-''ERDOĞAN'IN İMZASININ BULUNDUĞU RAPOR...''-
Devlet Bahçeli, Türkiye'de terör sorununun, her dönemde siyasi partilerin ilgilendiği ve kendi dünya görüşlerine göre çözüm önerileri geliştirdiği hassas bir konu olduğunu vurgulayarak, Başbakan Erdoğan'ın Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı yaptığı dönemde hazırlanan rapora dikkati çekti.
Bahçeli, bu raporda, ''Güneydoğu Anadolu sorunu gerçekte ulusal bir sorundur, istenilen Kürt ulusal kimliğinin tanınması ve eşit ve gönüllü bir birliktelik oluşturulmasıdır. Bu makul bir taleptir. Biz siyasi parti olarak, resmi ideolojiyi sorgulamalıyız. Kemalist devletin geleneksel zora ve silaha başvuru yöntemi artık iflas etmiştir. Devlet terörünü de kınamalıyız. PKK ile devlet çatışmasında devlet safında görünmemeliyiz. Bunun için devletin PKK'yı bölücü, terörist ve ayrılıkçı olarak nitelendiren söyleminden uzak durmalıyız. Kürtçe eğitim serbest olmalıdır'' gibi ifadelerin bulunduğunu belirtti.
PKK'nın siyasi talepleri ile büyük ölçüde örtüşen bu raporun altındaki imzanın, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ait olduğunu belirten Bahçeli, ''Geçmişten bugüne çizgisinin değişmediğini söyleyen Erdoğan, şimdi Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanıdır ve değişmeyen bu görüşlerini hayata geçirmek için sinsi bir yıkım projesinin taşeronluğunu yapmaya soyunmuştur. Başbakan'a şimdi buradan soruyorum; bu raporun size ait olduğunu inkar edebiliyor musunuz? Eğer bunu yapamayacaksanız, sizin gerçek kimliğiniz nedir? Gerçek yüzünüz hangisidir'' diye konuştu.
''TÜRKİYE;Yİ BÖLMEYE AZİZ MİLLETİMİZİ BİRBİRİNE DÜŞÜRMEYE ÇALIŞAN
PKK TERÖR ÖRGÜTÜ, BAŞBAKANIN ADİ SUÇLU GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞTIĞI
MASUM BİR SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİLDİR''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terörist unsurlarla mücadelenin silahlı kamu gücü ile yapılmasının bir mecburiyet olduğunu söyledi.
Teröristle mücadelede en büyük görevin öncelikle TSK'ya düştüğüne dikkati çeken Bahçeli, bu kutlu ocağın mensuplarının çeyrek yüzyılı aşan süredir en zor şartlar altında görevlerini başarı ile yerine getirdiğini belirtti. Bahçeli, tespitlerine göre terörle mücadelede 6 binin üzerinde subay, astsubay, uzman erbaş, uzman jandarma, polis, er ve korucu şehit verildiğini, yaralı güvenlik mensubu sayısının ise 12 binin üzerinde olduğunu söyledi.
Bahçeli, son yıllarda TSK ile Emniyet mensuplarının mücadelesinin her yerde ve her zeminde aynı takdirle karşılanmadığını, aynı bağlılıkla yaklaşılmadığını belirtti.
-''MALUMUN YÜKSEK SESLE İLAMI...''-
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un yaptığı açıklamanın, kendileri açısından malumun yüksek sesle ve yerinde bir ilamı olduğunu ifade edeni Bahçeli, ''Bu nedenle, gerek Anayasal başkomutan olan Sayın Cumhurbaşkanının ve gerekse Başbakan Erdoğan;ın komutanın açıklamasını müteakip destek mesajları ise yeri, zamanı ve içeriği açısından ıskalanmış, gecikmiş ve inandırıcılıktan uzak sözlerdir'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın aile fotoğrafında Mehmetçiğin olmadığını savunan Bahçeli, ''Ortada boy gösterdiğiniz bu tabloda, sağınızda kardeşim dediğiniz Barzani ve Talabani, solunuzda konutlarda ağırladığınız bölücüler ve pazarlık yaptığınız Kandilciler, hemen arkanızda ise boyun eğdiğiniz çuvalcılar yer almaktadır. Bulunduğunuz yer burası, kadrajın aldığı görüntü ve gizlice yemek yediğiniz buluşma masalarının anlamı budur'' iddiasında bulundu.
-''BİR ASIRLIK İHANET YOLCULUĞU...''-
Devlet Bahçeli, ''Terörle mücadelenin yirmi beş yılı aşan tecrübesi, bölücülüğün Osmanlı'dan başlayarak bir asırlık ihanet yolculuğu, bu sürecin bütün kapsamını ve derinliğini, kimlerle dost olmamız gerektiğini, kimlere ne kadar güvenilebileceğini, kimlerle nasıl ilişki kurulacağını hepimize öğretmiş olmalıdır'' diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Terörle mücadelenin önemli ayaklarından biri ve belki de en önemlisi bugün Irak yönetimi ve Iraklı aşiret reisleri ile olan ilişkiler ve PKK ile olan yakınlaşmalarıdır.
Küresel gücün dayatmaları sonucu, Talabani ile görüşmeye itilen Türkiye, her müzakereden sonra PKK;nın Kandil;den çıkarılacağına dair söz ve taahhütlerle avunmuş ve bu yalanlara her defasında bile bile göz yummuştur.
Hükümetin yumuşak karnını ve zafiyetini fark eden Barzani ise PKK;nın mevcudiyetinin kendisi ile Türk devletini muhatap kılacağını anlayarak bu tehdit unsurlarını canlı ve diri tutmanın getirdiği fırsatları sonuna kadar kullanmıştır.
Hatta daha da ileri giderek, bu terörist unsurlara kimlik verip maaşa bağlayarak PKK;yı kendi silahlı gücünün parçası haline getirmiştir.''
Sözde terörle mücadele etmemenin AK Parti açısından en önemli ayağının Iraklı aşiret reisleri ile görüşmeleri başlatmak olduğunu belirten Bahçeli, sınır ve ölçü tanımayan boyun eğmişlik hali ile ''kapımız herkese açık'' denilerek taviz ve ilkesizliğin emsalsiz örneklerinin verildiğini iddia etti.
-''BİR AKP KLASİĞİ''-
Bahçeli, ABD;nin yıllardır dayattığı ''üçlü mekanizmayı kullanın'' baskısı altında kalındığını, Bağdat ve Ankara'nın birbirlerine muhatap edilerek, sorunun çözüm adresi olarak dolaylı yoldan kuzeydeki bölgesel yönetimin gösterildiğini savundu. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Her terör eyleminden sonra, içeride Terörle Mücadele Yüksek Kurulunun toplantısı, dışarıda ise Barzani ve Talabani ile müzakerelerin yenilenmesi bir AKP klasiği olarak siyasetimize yerleşmiştir.
Türkiye;nin gidemediği, Barzani;nin 'haberim yok' dediği, Talabani;nin temizlendiğini söylediği, ABD;nin ise gözlediği Kandil Dağı;na gazetecilerin, yayıncıların gittikleri ve tefrikalar yayınladıkları bilinmektedir.
Iraklı aşiret reislerinin 'Terör şiddetle çözülmez, silahlar bırakılmalı, ateşkes sağlanmalı, af çıkartılmalı' şeklindeki küstahlıkları, AKP zihniyeti tarafından yıllardır sessizce dinlenmiş, hatta Başbakan'ın ağzından 'silahı bırakır gelir masada konuşursun' sözleri ile bu alçaklığa çanak tutulmuştur.
Gelişmeler, iktidarın altı yıllık aldığı mesafe ve sınır tanımaz ilkesizliği bu ilişkiler zincirinin burada son bulmayacağını, Hükümet ile Kandil temsilcilerinin bir masaya oturuncaya kadar süreceğini işaret etmektedir.''
Başbakan Erdoğan'a, ''Barzani, 'Türkiye;nin Kerkük;e müdahale hakkı varsa bizim de Diyarbakır;a var' tehdidinden dolayı özür dilemiş midir?'' sorusunu yönelten Bahçeli, bu sorulara hükümetin verebileceği hiçbir olumlu cevabın bulunmadığını iddia etti.
-''TURUNCU TAVİZ''-
''Türkiye maalesef AKP ile girdiği çıkmaz yolda seçeneksiz kalmış, caydırıcı hiçbir tedbire başvuramadan, karşı taraftan hiçbir geri adım ve iyi niyet görmeden tek taraflı olarak taviz vermeye mecbur hale getirilmiştir'' diyen Bahçeli, hükümetin muhatap aldığı Iraklı aşiret reislerine PKK;nın terör örgütü olduğunu kabul ettiremediğini ileri sürdü.
Bahçeli, bunu bile kabule yanaşmamış olanlarla, kurulan ilişkiden sonuç alınmasının mümkün olmadığını belirterek, şunları söyledi:
''Bilinmelidir ki resmi ağızlardan Türk devletinin şartları konusunda bir ilerleme kaydedilmeden, yeni adımların atılmaya çalışılmasının sonuçları çok ağır olacaktır. Başbakan'ın bu yaklaşımı güncel tabiri ile bir turuncu tavizdir. Tam bir geri adımdır.
Kimin kimi masaya oturttuğunu görmek ve arkasındaki bölge haritalarını çizmekle meşgul gücü bilmek için diplomat olmaya, hükümet üyesi bulunmaya hiç gerek yoktur. Her şey ortadadır.
Bu itibarla, Başbakan Erdoğan ve AKP hükümeti bu görüşmelerle başlattığı yeni dönemde karşımıza çıkması mukadder olan kanlı sürecin bedelini ödemek, vebalını taşımak, sorumluluğunu tek başına almak durumundadır.''
Bu gelişmelerden kaygı duyduğunu ifade eden Bahçeli, sözlerini söyle sürdürdü:
'Irak'ın kuzeyindeki coğrafyada oluşan gevşek federal yapının en önemli muhalifi ve en çok tepki göstereni olan Türkiye'nin, bu zorlama yapının yöneticileri ile görüşmesi bunların meşruiyetlerini ve güçlerini artıracaktır.
Irak'a yönelik küresel operasyonun başlayacağı dönemde, Türk devleti tarafından ilan edilen kırmızı çizgilerden biri olan Irak'ın toprak bütünlüğünün devamının önündeki kararlılık ve engeller gevşeyecektir.
Türkiye bu yanlış yolda ilerletilerek, Irak;ın üçe bölünmesi ve kuzeyde bir bağımsız devletin kurulması için başlayan sürecin kritik ve vazgeçilmez aktörü olarak yeni bir stratejik türbülansa girecektir.
Bu yeni süreç, PKK;nın affına ve İmralı canisinin serbest kalmasına kadar gidecek, Türkiye komşu devletten beslenen ve kaynaklanan bir etki ve çekim alanı altında kalarak üniter yapısı sorgulanmaya başlanacaktır.
Türkiye;nin milli güvenliği ve bekasını doğrudan ilgilendiren bu durum ve aşiret reisine bu imkânın tanınması, Kerkük;ün geleceği ve Türkmenlerin varlığı ile ilgili niyetlerini gerçekleştirmesine zemin hazırlayacaktır.
Iraklı Peşmerge reisi, istediklerini kopartana kadar geçecek süre içinde, PKK;yı Kandil;de rezerve etmeye devam edecek, Türk Devletini masaya oturmaya ve tavizler kopartmaya yarayan bu ilişkiyi denge noktasında tutarak örgüte olan desteğini ve yönetimini sürdürecektir.''
-''PKK MASUM SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİLDİR''-
''Türkiye;yi bölmeye aziz milletimizi birbirine düşürmeye çalışan PKK terör örgütü, Başbakanın adi suçlu gibi göstermeye çalıştığı masum bir sivil toplum kuruluşu değildir'' diyen Bahçeli, PKK'nın küresel güçlerin hizmetinde, bölgesel mihrakların kontrolünde varlığını çeyrek yüzyılı aşan süredir devam ettiren ve hedefine Türkiye;yi alan kanlı bir küresel terör organizasyonu olduğunu bildirdi.
Bahçeli, samimiyeti sorgulanmakla birlikte, Başbakan Erdoğan ile ABD Devlet Başkanı Bush arasındaki görüşmede PKK için ortaya konan ''ortak düşman'' kavramının gerçek anlamının da bu olduğunu belirtti.
Gelişmelerin terörün kaynağının ve yönetiminin Barzani;ye dayandığını gösterdiğini ifade eden Bahçeli, Hükümetin, Barzani;yi muhatap alan yaklaşımının da bunun sonucu ve eseri olduğunu iddia etti.
MHP lideri Bahçeli, ''Hükümet güçle ve caydırıcı tedbirlerle desteklenen diplomasi ile muhasımlarını hizaya getirecek yerde, büyük bir yanılgı ile terörün kaynağına, bölücülüğün merkezine, ihanetin odağına kadar yanaşmıştır. Hükümet, denize düşmüştür ve yılana sarılmaktadır. Bize göre bunun adı ve tanımı da ihanetten başka bir şey değildir'' dedi.
Bahçeli, konuşmasının sonunda, geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden gazeteci İrfan Ülkü ile şair Fazıl Hüsnü Dağlarca;ya Allah;tan rahmet diledi.
Bu arada, Manisa'dan gelen bir grup, MHP Manisa Milletvekilleri ile birlikte üzüm üreticilerinin sorunlarını içeren raporu Bahçeli'ye sundu.
