2011-02-09 - 21:22
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulunda, Yargıtay ve Danıştayda yeni daireler kurulmasını öngören yasa tasarısının 2. bölümü üzerindeki görüşmeler sürdürüldü.


TBMM Genel Kurulunda, Yargıtay ve Danıştayda
yeni daireler kurulmasını öngören yasa tasarısının 2. bölümü üzerindeki
görüşmeler sürüyor.

Değişiklik önergesi üzerine söz alan MHP Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın,
Yargıtaydaki dosyaların eritilmesi gerektiğine katıldıklarını, ancak çözüm
yolunun önemli olduğunu ifade etti. Yalçın, ''iktidarın, bu sorunu geçmişe dönük
intikam aracı olarak kullanmak istediğini ve bu yönde bir düzenleme getirdiğini''
öne sürdü. Rıdvan Yalçın, Yargıtayda biriken dosyaların, kurumun yapısını
değiştirmeden geçici görevlendirme ya da geçici dairelerle eritilebileceğini
söyledi.

CHP Aydın Milletvekili Fatih Atay, iktidarın, getirilen tasarıyla
''Yargıtayı ele geçirmek istediğini'' öne sürdü. İktidarın, Türkiye'de sistemi
değiştirmek istediğini, başkanlık sistemine geçmeyi arzu ettiğini savunan Atay,
''Partinizin Genel Başkanı bu dileğini dile getirdi'' dedi.

MHP Konya Milletvekili Faruk Bal, AK Parti'nin ''arka bahçe'' olarak
şikayet ettiği yargıyı şimdi ''ön bahçesi'' haline getirmek istediğini iddia
etti. Tasarının kanunlaşmasının ardından Yargıtaya atanacak yeni üyelerin de
sıkıntı yaşayabileceğini savunan Bal, ''Bunlara, 'AKP'nin seçtiği üyeler'
diyecekler ve yargının içinde siyasal tartışmalar başlayacak'' diye konuştu.

CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü ise Yargıtayda biriken dosya
sorununun geçici görevlendirmelerle çözülebileceğini, gelişmiş ülkelerde bunun
örneklerinin olduğunu söyledi. Dünyanın hiçbir yerinde, yargıyla uğraşanların
bundan hayır görmediğini ifade eden Mengü, ''tasarının bir çözüm değil, operasyon
olduğunu'' öne sürdü.

MHP Kırşehir Milletvekili Metin Çobanoğlu, tasarının, ''yürütmenin
yargıyı kuşatma operasyonunun bir parçası'' olduğu görüşünü savundu. ''Yargıyla,
adaletle oynamanın kimsenin işine yaramayacağını'' söyleyen Çobanoğlu, ''Burada
yaptığınız değişiklikler yarın sizin ayağınıza dolanabilir'' dedi.

Görüşmelerde, tasarıya, Yargıtayda ''Bilgi İşlem Merkezi'' kurulmasını
öngören yeni bir madde eklendi.

Madde üzerine söz alan MHP Konya Milletvekili Faruk Bal, maddeyi
destekleyeceklerini söyledi. Bal, MHP'de, adil ve makul sürede yargılama hakkını
düzenleyecek ve yargının kendi içindeki sorunlarını çözecek ''Milli Yargı
Projesi'' hazırladıklarını belirtti. Bal, bu projenin yargıdaki iş yükünü teknik
destekle çözebilecek, usul hatalarını engelleyecek, maddi ve insan hatalarını
önleyebilecek niteliklere sahip olduğunu ifade etti.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, AK Parti'liler CHP'ye, ''Darbeci,
statükocu, Ergenokoncu'' gibi yakıştırmalarda bulunduğunu, ancak ''asıl darbe
yanlısının AK Parti olduğunu'' iddia etti.

İnce, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün, ''12 Eylül ürünü YÖK'ün kurucu
üyesi olduğunu, eski İçişleri Bakanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Abdulkadir
Aksu'nun da 12 Eylül döneminde Rize Belediye Başkanı yapıldığı'' görüşünü
savundu.

''Siz yalnızca darbe tüccarı olmakla kalmayıp darbecilerin
avukatıymışsınız haberimiz yokmuş'' diyen İnce, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı
Ahmet İyimaya'nın, bir dönem Kenan Evren'in avukatlığını yaptığını öne sürdü.
İnce, sözlerine şöyle devam etti:

''Duyduk duymadık demeyin. Ey ahali, ey aziz halkım, ey sevgili
milletvekilleri... Kenan Evren bu ülkede darbe yaptığında CHP'yi kapattı. Bu
partinin yöneticilerin zorunlu ikamete tabi tutu. Arkadaşlarımız işkence
görürken, Ahmet İyimaya Kenan Evren'in avukatıymış. Sizi gidi darbe şakşakçıları
sizi, sizi gidi darbeciler sizi, sizi gidi Ergenekoncular sizi, sizi gidi darbe
tüccarları sizi... Siz çelişkilerinize bir yenisini daha eklediniz. Sayın İyimaya
bu kürsüye gelip ne diyecek?''

Söz alan Ahmet İyimaya ise okul olmadığı için köyünde ilkokulu okuma
fırsatının bulamadığını, 12 yaşına kadar lastik ayakkabı dahi giyemediğini,
babası general, annesi profesör olmayan, vasat köylünün çocuğu olduğunu söyledi.
Yükseldiği her makama alın teriyle geldiğini anlatan İyimaya, şöyle devam etti:

''Ankara Barosunda yapayalnız avukatlığı başladım ve sorumluluk hukukunda
derinleştim. 12 Eylül'de birkaç senelik avukattım. Bildiri yayımlandığında beni
en fazla üzen şey, avukat ve doktorların çok kazandığı ve vergi
vermedikleriydi.

Tarih bana bir fırsat verdi. Tarihi 1993 ya da 1994'tür. 12 Eylül rejimi
sona ermişti. Aziz Nesin, değerli meslektaşım Emin Değer'in dilekçesiyle Kenan
Paşa'ya bir dava açmıştı. Kenan Paşa'yı darbeci sıfatının dışında tanımazdım. Bir
sabah, saygı duyduğum Turgut Akıntürk bana telefon açtı. 'Kenan Paşa'ya dava
açıldı. Yargıtaydan, hukuk bilim dünyasından sorduk bu konuda en kaliteli isim
sensin. Davayı kabul eder misin?' dedi.

Bir darbe yapmış insanın, hukuktan yardım isteme talebine, aynı 1960
darbesinden sonra, kimi baroların 'Ben bunların avukatlığını alamam' diye karar
verdiğinde, Ankara Barosunun bir savunma yıldızı gibi yükselip, 'savunmayı
yaparım' dediği gibi ben de davayı aldım, avukatlık yaptım.

Bir zarf içinde Çankaya'dan para geldi. Ben de 'ilk demeci avukatlık
ücreti konusunda olan bir zatın parasını almıyorum ve iade ediyorum' dedim. Ben
vicdanımda, ahlakımda; savunma mesleğinin kutsallığında... Rahmetli Faruk Eren'in
'Avukatlar olarak istemediğiniz kişiler olabilir ama her insanın derininde bir
insan cevherinde çıkabilir' arifesini kendime ilke edinmiştim.''

AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ da parti grubuna yönelik
''darbeci'' nitelendirmesi karşılığında herkesin güleceğini ifade ederek, ''Hele
bunu bir de CHP söyleyince keyiflerinin dozajı daha da artıyordur'' dedi.

Geriye doğru kısa bir yolculuk yapıldığında her şeyin daha iyi
anlaşılacağını ifade eden Bozdağ, şunları söyledi:

''27 Mayıs 1960 darbesi oldu. Bu ülkenin bir Başbakanı ve iki saygıdeğer
bakanı idam sehpasında... Uyduruk şekilde yargılanırken kimlerin nasıl bayram
yaptığını bu millet bilir. Bu parlamentoda, 1963 yılında... Rahmetli İsmet
İnönü'nün Başbakan sıfatıyla imzaladığı kanun tasarısıyla 1960 darbesinin
yapıldığı gün 'hürriyet ve anayasa bayramı' ilan edildi. Bu bayram Anayasa
Mahkemesinde kutlanıyordu. Milli iradeyi temsil edenleri ipe gönderip, bu haltı
yiyenlerin yaptığı işin yapıldığı günü bayram ilan ediliyor. Darbecilik budur.

1971 yılında generaller 12 Mart muhtırası veriyor. Hükümet istifa ediyor.
CHP'nin içinden saygıdeğer bir isim başbakan oluyor. Bakanları da darbeciler
tayin ediyor. Bu parlamento muhtıracıların talimatıyla şakır şakır kanun çıkardı,
Anayasa değiştirdi.

28 Şubat 1997... Bu ülkede yine aynı şeyler oldu. Hukuk rafa kalktı.

Yıl 2007, 28 Nisanda bir muhtıra daha verildi. O muhtırada da hükümete,
parlamentoya; özellikle AK Parti grubuna karşı... 'Biz düdüğü çalınca nasıl olsa
Meclis hiza istikamet yapar, bizim dediğimiz olur. Düdük bizimdir, her yerde
öter' diyenler düdüğü çaldılar. Düdüğü duyar duymaz alkışa geçip, televizyona
çıkıp, 'gayet iyi' diyenler var. Ama ayağı kalkıp, 'Herkes yerini, hududunu
bilecek. Herkes haddini bilecek' diye milli iradeye sahip çıkıp milletin dediğini
Cumhurbaşkanı yapan bu partidir.''

CHP'nin, TSK İçhizmet Kanunu 35. maddesinde değişiklik öngören kanun
teklifini de eleştiren Bozdağ, teklifin, darbe yapmak isteyenlerin elini
güçlendirecek nitelikte olduğunu söyledi.

Bunun üzerine söz alan CHP Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay,
Bozdağ'ın, sözkonusu kanun teklifiyle ilgili değerlendirmesinde ''Meclisi ve
kamuoyunu yanılttığını'' söyledi.

Okay, sözkonusu kanunun 35. maddesinin TSK'nın görev tanımını
belirlediğini belirterek, ''Bu maddenin bu tanımı içinde, önceki halinde sadece
'Cumhuriyeti' derken biz teklifle, TSK'nın görev tanımını 'demokratik parlamenter
sistemin işleyişi içinde' ibaresi olarak değiştiriyoruz'' diye konuştu.

Bozdağ'ın 28 Şubat süreci ile ilgili eleştirisine de değinen Okay, ''28
Şubat sürecinde o imzayı atan sizin ağababanızdı. O zaman bir çoğunuz o partide
siyaset yapıyordunuz. 28 Şubat'ı siz kabul ettiniz, siz imzaladınız. O zaman
Başbakan da Necmettin Erbakan'dı'' diye konuştu.

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan da Yargıtayda kurulması öngörülen
bilgi işlem merkezinin yazı işleri müdürü, şef, programcı, çözümleyici,
bilgisayar işletmecisi, zabıt katibi ve teknisyen oluşmasının planlandığını,
bunun ''yanlış'' olduğunu savundu. Kaplan, ''Sizin anladığınız bilgi işlem
merkezi buysa sınıfta çakmışsınız. Bilgi işlem merkezi zabıt katibi, hizmetli,
sekreter işi değildir. Bilişim hukukunda bu işin uzmanı teknokratı, akademisyeni,
dil bilen, en az 10 yıllık birikimi olan, uluslararası hukuk tecrübesi bulunan
kişiler alınmalı'' dedi. Kaplan, ayrıca adalet sisteminin bütün olarak
düşünülmesi gerektiğini, bir kişinin karakola düştüğü andan itibaren sistemin
çalışmaya başladığını belirterek, sadece daire ve üye saysı artırarak bağımsız
bir yargı oluşturulamayacağını kaydetti.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, askerliğini yapmamış hakim, savcı ve aday sayısının bin 500 civarında olduğunu söyledi.

TBMM Genel Kurulunda görüşülen Yargıtay ve Danıştay'da yeni daireler
kurulmasını öngören yasa tasarısı üzerinde milletvekillerinin sorularını
yanıtlayan Ergin, hakim ve savcı sayısının 12 bin küsur olduğunu ifade ederek,
bunlar arasında 841'inin askerliğini yapmadığını, 144'ünün halen askerlikte
bulunduğunu kaydetti.

Ergin, 794 aday içerisinde de 501'inin askerliğini yapmadığını, 42'sinin
de askerde olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

''Askerlik görevini yapmamış ve halen yapmakta olan bin 500 civarında
hakim, savcı ve aday toplamı var. Elbette ki bunlar bir şekilde askerlik
görevinden muaf tutulabilir ise şu anda hakim savcı sıkıntımızı aşma noktasında
önemli bir katkı sağlar. Ancak, polislerle ilgili yasa geçtikten sonra hakim ve
savcılara ilişkin böyle bir ihtiyacın dile getirilmesi, beraberinde hemen diğer
meslek gruplarının da benzer taleplerini getireceğinden, aynı sıfatta ve derecede
eğitim almış farklı görevlerdeki doktor, mühendis, eczacı ihtiyacı söz konusu
olabilecektir. Genelkurmayın kendi ihtiyaçları da değerlendirilmek suretiyle
karşılanabilmektedir. Nitekim polislerimize ilişkin değerlendirme, Genelkurmay
Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve hükumet nezdinde yapılan uzun çalışmalar
sonrasında bu noktaya gelebilmiştir. Bu şu anda gündemde olan bir husus değil.
Ama ileride zaman ne getirir ne götürür şimdiden bağlayıcı bir şey söylemek
istemiyorum.''

Yargıtayda ''bilgi işlem merkezi müdürlüğü'' kurulmasına ilişkin önerge
kabul edilirken, buna bağlı olarak kadrolarda da artış yapıldı.



CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, önerge üzerinde konuşurken,
CHP'li Hakkı Suha Okay ve Önder Sav'ın Sivas davasında müdahil olanların
avukatlığını yaptığını belirterek, ''Sivas Davası utanç davasıdır. Eskiden bir
Adalet Bakanı vardı, sizin de ağa babalarınızdan biri. O davaya milletvekili
olarak katılmıştı, 35 kişiyi yakanları savunmuştu. Devlet Bakanı Hayati Yazıcı da
sanıkların avukatıydı'' dedi.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in, CMK uyarınca yapılan tahliyeler
konusunda ''sütten çıkmış ak kaşık'' gibi konuştuğunu savunan Dibek, ''Sanki
hükumetin hiçbir kusuru yok. Dosya 10 yıl Diyarbakır'da kaldı, Eylül ayında
Yargıtay'a geldi. Siz UYAP'tan görüyorsunuz, kimin ne zaman tahliye olacağını.
Niye bu maddenin uygulanması ertelenmedi?'' diye konuştu.

Ergin, Dibek'in eleştirilerine yanıt verirken, Adalet Bakanlığının
Yargıtay'da devam eden dosyalarda hangi sanığın durumunun ne olduğunu bilebilecek
konumda olmadığına işaret ederek, ''Bizde sadece ceza evlerinde bulunan hükümlü
ve tutukluların ceza evlerine giriş tarihi söz konusu. Dosyalardaki durumları
nedir, ne değildir detay bilgi bizde yok. Yargıtay, kendi bilgisayar sisteminden
ilk derece mahkeme hakimlerine bilgi açarken, bakanlığa açmış değil'' dedi.

CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, Komisyonda tasarı görüşülürken
CHP'li üyelerin istifa ettiğini belirterek, bir grubun tümüyle çekilmesi halinde
komisyonun görevine devam edemeyeceğini ileri sürdü.

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya'nın, ''Komisyon Başkanı
olarak siyasi sorumluluğu üstlendiğini'' söylemekle neyi kastettiğini
anlamadığını belirten Öztürk, ''Bu sözleriyle yeniden seçilememeyi mi yoksa
milletvekili listesine girmeyi mi kastetti?'' diye sordu( 21.22)