2006-12-12 - 12:40
BAŞBAKAN ERDOĞAN: ''REFORM SÜRECİMİZ AYNI KARARLIKLA SÜRECEKTİR''
Partisinin TBMM grup toplantısında, AB ile ilişkilerde yaşanan son gelişmeler hakkında bilgi veren Erdoğan, görüşmeler sırasında Finlandiya'ya ve ilgili diğer taraflara hiç bir şekilde yazılı öneride bulunmadıklarını bildirerek, ''Bize de herhangi bir yazılı teklif gelmedi'' dedi.
Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, AB ile ilişkilerde yaşanan son gelişmeler hakkında bilgi verdi.

Yaşanan tıkanıklığın önünü açmak maksadıyla bir süredir gündemde olan çabalarına rağmen bugün, Türkiye-AB ilişkilerinin ciddi bir sınavdan geçtiğini vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:
''Biz, bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz siyasi ve ekonomik reformları, kendi milletimizin iyiliği için insanımızı mevcut olan en yüksek standartlara
ulaştırmak amacıyla yaptık.
Önümüzdeki dönemde de bu istikamette yapmamız gerekenleri gayet iyi biliyoruz. Reform sürecimiz aynı kararlıkla sürecektir. Asla rehavet gibi bir yaklaşımı veya yakıştırmayı kabul etmiyoruz. Birileri, bu yakıştırmayı yapabilir, bu yaklaşımı gösterebilir. Ama biz bunu kabul etmiyoruz. Takvim neyse bu takvim aynen çalışmıştır, işlemiştir ve gerekenler yerine getirilmiştir.
Açık söylüyorum; Ek Protokol meselesinde Türkiye'ye haksızlık yapılmıştır. Unutmayalım ki bugün AB'li dostlarımızın da henüz yerine getirmediklerini kabul ettikleri bir sözleri vardır. Annan Planının, Rumlar tarafından reddedilmesi üzerine AB Konseyi, 26 Nisan 2004 tarihinde aldığı kararla KKTC'ye uygulanan izolasyonları kaldırmayı taahhüt etmiştir. Dolayısıyla Türkiye, Ek Protokol taahhüdünü üstlenirken, KKTC'ye uygulanan izolasyonlara da son verileceği düşüncesiyle hareket etmiştir.''

Ek Protokole imza koyarken, bu imzanın Güney Kıbrıs Rum Yönetimini tanıma anlamına gelmediğine dair bir deklarasyon da yayınladıklarını hatırlatan Erdoğan, o dönemin pek çok siyasi liderinin ve dönemin başkanının da uluslararası medya karşısında açıklama yaptıklarını hatırlattı.

AB'nin, Türkiye'nin deklarasyonuna karşı yaptığı açıklamada, ''Türkiye'nin Ek Protokolü tüm üyelere tam uygulaması gerektiğini, Türkiye yükümlülükleri yerine getirmediği takdirde ilgili müzakerelerde fasılların açılmayacağını'' bildirdiğini anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''AB Komisyonu 29 Kasım'da, Türkiye'nin Ek Protokolün uygulanmasından doğan yükümlülükleri yerine getirmediği sonucuna varmış ve bu çerçevede müzakere sürecimizle ilgili bir dizi kısıtlayıcı öneride bulunmuştur.
Hükümetimiz, başından beri Türkiye'nin, AB Konseyi'nin taahhütleri çerçevesinde KKTC'ye yönelik izolasyonlar kaldırılmadan tek başına adım
atmayacağını, ülkemizin Gümrük Birliği çerçevesinde liman ve havaalanlarını, Rum gemi ve uçaklarına açmasının ancak bu koşul gerçekleştiği takdirde mümkün olabildiğini ifade etmiş ve o kararlılığını sonuna kadar sürdürmüştür. Bundan sonra da aynı kararlıktayız.
Mevcut tıkanıklığın aşılabilmesi amacıyla Finlandiya Dönem Başkanlığı Sonbahar'da bir girişim başlatmıştı. Bu çerçevede Kıbrıs Türklerinin
izolasyonlarına son verecek doğrudan ticaret tüzüğünün AB tarafından onaylanması ve Mağusa Limanının ticarete açılmasıyla bu bağlamda Türkiye'nin deniz ve hava limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması konularında bir uzlaşma aranmıştır.
Bizim bu temaslardaki yaklaşımımız, esas itibariyle 24 Ocak tarihli eylem planımızda da yer aldığı şekliyle deniz ve havaalanları üzerindeki tüm izolasyon ve kısıtlamaların eş zamanlı kaldırılması anlayışına oturtulmuştur. Ancak, Finlandiya Dönem Başkanlığının bu girişimi, Rumların, Maraş gibi kapsamlı bir çözümün parçası olan bir hususu, Ek Protokolün uygulanmasıyla irtibatlandırması üzerine sonuçsuz kalmıştır.''

Finlandiya Başbakanı'nın 1 Aralık'ta gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yeni bir inisiyatifin başlatılması konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını ifade eden Erdoğan, bu konudaki görüş ve düşüncelerini Fin Dönem Başkanlığına aktardıklarını söyledi.

''ŞİFAHEN SUNDULAR''
Finlilerin bu önerilerini olgunlaştırarak, AB ülkelerine ''şifahen'' sunduklarını açıklayan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Şunu özellikle bilmenizi istiyorum; bugüne kadar yazılanlar, çizilenler, konuşulanlar, şunlar bunlar... Aksini ispat edenler çıkar, bu ülkede bunu
milletimize söyler. Aksini ispat edemeyen konuşmaların adı yalandır. Bunun da siyasette ne kadar çirkin olduğunu sizler takdir edersiniz, milletimiz takdir eder.
Biz görüşmeler kapsamında ne Finlandiya'ya ne de tarafımızdan ilgili diğer taraflara hiç bir şekilde yazılı önerilerde bulunmadık. Bize de herhangi bir yazılı bir teklif gelmemiştir.
Önerilerimiz, Hükümetimizin bugüne kadar kararlılıkla sürdürdüğü tutumun bir ürünüdür ve benimsediğimiz temel devlet politikasıyla da uyum içinde olmuştur.
Yaklaşımımızı, kısıtlamaların karşılıklı olarak kaldırılması amacıyla AB'nin siyasi mutabakatının ortaya çıkması üzerine inşa ettik.
Bu gerçekleştiği takdirde önerimizin esasını teşkil eden adımların karşılıklı olarak atılması için teknik görüşmelere geçilmesini hedeflemiştik. Hiç
bir zaman tek taraflı adım atılması gündemimizde olmamıştır. Hükümetimiz, başından beri Türk milletinin hür iradesiyle çıktığı bu yolculukta
karşılaştığımız güçlükleri, milli menfaatlerimizi koruyarak aşmaya yönelik bir yaklaşım benimsemiştir. Ne yazık ki bugün gelinen noktada bütün iyi niyetimize rağmen AB Konseyinin aldığı kararla Türkiye'ye haksızlık yapılmıştır. Bu karar, Türkiye-AB ilişkilerinin ulaştığı boyutla bağdaşmamaktadır. Ayrıca, AB ile ortaklaşa belirlediğimiz hedefle de çelişmektedir.''

Erdoğan, grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusunda açıklamalarda bulundu. Erdoğan, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözüm yerinin
hiçbir zaman AB olmayacağını söyledi. Kıbrıs sorununda, BM zemininde adil ve kalıcı çözümden yana olduklarını belirten Erdoğan, ''Bu yöndeki çabalarımızı sürdürmekte kararlıyız'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs'taki iki liderin bir araya gelerek kapsamlı çözüm sürecini başlatmalarını istediklerini ifade ederek, şunları kaydetti:
''Ancak açıkça bir kez daha gördük ki, Rum ve Yunan tarafı çözümsüzlükten nemalanmaktadır, çıkar sağlamaktadır. Kıbrıs Türk tarafıyla siyasi eşitlik temelinde çözüme gitmek istememektedirler. Bu gerçeği AB üyesi ülkelerin görmesini bekliyoruz. Rum tarafını bir an önce çözüme sevk etmek gerektiğini, umarım AB'deki dostlarımız da anlayacaktır. Bunu aslında özel görüşmelerimizde kendileri de teyit ediyorlar ve söylüyorlar. 'Artık biz de bunlardan bıktık diyorlar.' Ama gel gelelim ki dünyaya açıklamaları yapacakları zaman bu gerçekleri söylemiyorlar.
Türkiye, AB ile ilişkilerinin açıklık, dürüstlük ve hakkaniyet üzerine oturtulmasını bekliyor.''

''SON 4 YILIN AYRI BİR YERİ VAR''
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin uzun yıllardır Kıbrıs meselesini adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme kavuşturmak için diplomasi zemininde mücadele ettiğini söyledi. Bu mücadele içinde son 4 yılın ayrı bir yeri olduğunu belirten Erdoğan, ''Bunu da her akıl ve insaf sahibi kabul ediyor'' dedi.

Kıbrıs'ta taviz verildiğini iddia edenler olduğunu kaydeden Erdoğan, AK Parti iktidarı boyunca Türkiye'nin ve KKTC'nin kazanımlarını görmek istemeyenler olduğunu bildirdi.

Recep Tayyip Erdoğan, İbn-i Sina'nın, ''Hiç kimse, görmek istemeyen kadar kör değildir'' sözünü anımsatarak, ana muhalefet partisi liderinin özellikle son süreçte yaptığı açıklamaları, hiçbir insaf ölçüsüyle ve sorumlu bir siyaset anlayışı ile izah etmenin mümkün olmadığını söyledi.

Erdoğan, ''AK Parti olarak bizim siyasi terbiyemiz, edep adap anlayışımız, kendilerine 'adam ol adam' veya 'küstah' gibi ifadeleri kullanmak suretiyle, bizim aynı üslupla cevap vermemize müsaade etmez. Sayın Baykal, ya ayna karşısında konuşuyor ya da aksi seda alanı müsait olan bir atmosferde konuşuyor'' diye konuştu.

''BAYKAL, MEYDANI BOŞ SANMASIN''
Yola çıkarken bir iddiayla yola çıktıklarını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
''(Siyasetteki söylem kirliliğini ortadan kaldıracağız) diyerek çıktık yola.
Dolayısıyla bizim literatürümüzde bu yok, bundan sonra da olmayacak, onların literatüründe olabilir. Biz onların yaklaşım tarzını hiçbir zaman kabul etmedik, kabul etmeyeceğiz. Çünkü bizim ülkemiz, bunlardan çok çekti. Ne devlet adabım, ne bugüne kadar aldığım eğitim, ne de ahlak anlayışım; milli meselelerimizi, siyasi çıkarlarım öyle gerektiriyor diye dünyanın gözleri önünde ulu orta polemik konusu yapmaya imkan vermez.
Sadece şu kadarını söylemekle yetiniyorum; Eğer Sayın Baykal, bizim Kıbrıs davasında taksit taksit ne yaptığımızı görmek istiyorsa, dönsün de son 4 yılda KKTC nereden nereye geldi ona bir baksın.
Bazılarını hatırlatayım, o zaman bizim Kıbrıs davasını adım adım nereden alıp nereye getirdiğimizi itiraf etmekten korksa da belki anlayacaktır. Sayın Baykal, kaba muhalefet mantığıyla, akıl, kararlılık gerektiren bu ince diplomasiyi anlayamıyor. Hiçbir fikir geliştirmeden, öneride bulunmadan AK
Parti'yi zayıf düşürmek adına Türkiye'yi zayıf düşürmek, siyaset üretmek yerine spekülasyon üretmek, en hafif ifadeyle siyasi fırsatçılıktır. Kimin haddine Kıbrıs davasını gölgelemek, kimin haddine ucuz hesaplarla Türkiye Cumhuriyeti'ni küçük düşürmek, kimin haddine her metrekaresinde Türk milletinin evlatlarının aziz kanı bulunan KKTC'yi bir politik çıkar konusu yapmak!
Bizim sırtımızdaki devlet sorumluluğuyla, diplomatik çıkarlarımız zarar görmesin diye konuşmadığımıza bakıp, Sayın Baykal meydanı boş zannetmesin.''
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, geçen 4 yıl içinde KKTC ile birlikte yürütülen aktif diplomasi sayesinde KKTC'nin elde ettiği kazanımları anlattı.
Göreve geldikleri günden itibaren Kıbrıs meselesinin, gündemlerinin en önemli konuları arasında yer aldığını ifade eden Erdoğan, bu meseleyi bütün boyutlarıyla ele alarak kısa ve uzun vadeli stratejiler geliştirdiklerini söyledi.
Erdoğan, adada iki kesimlilik ve siyasi eşitlik temelinde kapsamlı, kalıcı ve adil bir çözüm sağlanması için önemli adımlar attıklarını belirterek, ''Bu
adımlar sayesinde KKTC, uluslararası zeminde 4 yıl öncesiyle kıyaslanamayacak bir ağırlığa ve güce kavuşmuştur'' dedi.Bu gerçeği göremeyenler olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Türkiye'yi her meselede olduğu gibi, böyle çok önemli bir dış meselede de çözümsüzlükten çözüm bekleme ataletine sevk edenler, kendi sırça köşklerinde dünya gerçekleriyle yüzleşmekten uzak yaşamayı tercih etmektedir. Onların, dünyaya kör ve sağır kalmak gibi bir lüksleri olabilir ama bizim ülkemizin, milletimizin yok. KKTC halkının ise hiç yok.''

-''MEMURLAR KARŞILIYORDU, MEMURLAR...''-
Geçmişin ve bugünün farkını ortaya koymak için sadece KKTC liderlerinin bugün, bazı dünya ülkelerinde hangi seviyede muhatap alındıklarına bakmanın yeterli olacağını kaydeden Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, başbakan olduğu dönemde ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya dışişleri bakanlarıyla üst düzey görüşmeler yaptığını ve Avrupa Parlamentosuna hitap ettiğini söyledi.Başbakan Erdoğan, KKTC'nin, dünyanın önemli ülkelerinde siyasi muhatap kabul edilme noktasında önemli kazanımlar elde ettiğini ifade etti.
Erdoğan, ''Soruyorum; Bütün bunlar 4 yıl önce neden olamıyordu? Bu, sadece Sayın Talat'ın başbakanlığı dönemi. Bu sorumun cevabını da lütfen o dönemle çok ilgilenenler arasınlar, bulsunlar. Memurlar karşılıyordu, memurlar...'' diye konuştu.

-''KIBRIS TÜRK DEVLETİ OLARAK TEMSİL EDİLMESİ...''-
İstanbul'da gerçekleştirilen İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları toplantısının KKTC için tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirten
Erdoğan, KKTC'nin İKÖ nezdinde toplantıdan sonra, artık bir toplum, topluluk, cemaat olarak değil, Annan Planında yer aldığı şekliyle, ''Kıbrıs Türk Devleti'' olarak temsil edilmesinin kararlaştırıldığını anımsattı.
Bunun, iktidarlarından önce niye başarılmadığını soran Erdoğan, ''Niye onlar bunu halledemedi? Hani bunlar KKTC'yi çok seviyordu, dünyada itibar kazanması için mücadele ediyorlardı? Arkadaşlar, kendimizi aldatmayalım. KKTC'yi devlet olarak sadece biz tanıyorduk. Güney Kıbrıs Rum Yönetimini ise bizim dışımızda tüm dünya tanıyordu. Ama KKTC'yi bizim dışımızda tüm dünya kabul etmiyordu. Bu durumu görmemezlikten nasıl geliriz de bu konuda attığımız adımları dikkat etmeyiz'' diye konuştu.
Recep Tayyip Erdoğan, İKÖ toplantısında, İKÖ üyesi ülkelerin Kıbrıs Türklerine uygulanan ambargoların kaldırılması için uluslararası zeminde
çalışmalar yürütmesi kararı da alındığını anımsattı.

-''TALAT, RESMİ DAVETLİ OLARAK PAKİSTAN'A GİTTİ''-
İKÖ heyetinin KKTC'yi ziyaret ettiğini de hatırlatan Erdoğan, ABD, Azerbaycan, Kırgızistan, Tacikistan ve Umman'dan heyetlerin, KKTC'ye doğrudan ziyaretlerde bulunduklarını belirtti. Talat'ın cumhurbaşkanı sıfatıyla Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak bu ülkeye ziyarette bulunduğunu ifade eden Erdoğan, KKTC'nin Türkiye dışında ABD, İngiltere, Belçika, Pakistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Azerbaycan'da temsilcilikleri bulunduğunu söyledi.
Erdoğan, atılan bütün adımların, hem Türkiye'nin hem de KKTC'nin önünü açacak adımlar olduğunu kaydederek, ''Kıbrıs konusunda izlediğimiz akılcı, gerçekçi, vakur politikaların bir sonucudur'' dedi.
''Bu önemli meselede böyle bir milli davada bu kadar önemli gelişmeler oluyor. Bunun sevincini yaşamak, bu sürece fikirle, öneriyle yeni açılımlarla katkıda bulunmak varken, atılan bu adımlara gölge düşürmeye çalışanlar, bu ülkeye iyilik etmiyor'' dedi.
Erdoğan, kendi iktidarlarıyla Kıbrıs sorununun hamaset çizgisinden gerçekçi
diplomasi çizgisine çekildiğini ifade etti.
Kıbrıs konusunu istismar etmenin, KKTC'nin geleceğini ilgilendiren önemli bir konuda akılsız tartışmalar açmanın, aklı selimi bir tarafa bırakarak küçük
politik hesaplara girmenin son derece yanlış olduğunu kaydeden Erdoğan, içeride kısır çekişmelerle uğraşırken geçen haftalarda AİHM'in çok önemli bir karara imza attığını hatırlattı.
Bu kararın ''nereden nereye gelindiği'' bakımından önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, ''Hükümete kara çalmakla meşgul oldukları için bunu
görmeyenler var'' dedi.
KKTC, Güney Kıbrıs Rum yönetimi ve AİHM üçgenindeki hukuk sürecinin en önemli adımlarından birinin 7 Aralık 2006 tarihinde atıldığını anlatan Erdoğan, AİHM'in bir Rum vatandaşının başvurusuna ilişkin verdiği kararında, ''KKTC'nin kurmuş olduğu Taşınmaz Mal Komisyonunun AİHM'in beklentilerini karşıladığını'' ifade ettiğini belirtti.
''Bu karar, KKTC için tarihi bir karardır'' diyen Erdoğan, AİHM'in KKTC'nin kurmuş olduğu Taşınmaz Mal Komisyonu ve bu komisyonunun verdiği kararı etkin bir iç hukuk yolu olarak tanıdığını kaydetti. Erdoğan, ''Zira, AİHM, kendisine bireysel olarak başvuran her Rum vatandaşına bundan böyle KKTC'deki iç hukuk yollarını tükettikten sonra kendisine gelinmesini söylemektedir. AİHM'in iç hukuku referans gösteren bu kararı, Kıbrıs davasında elde edilmiş bir büyük hukuk başarısıdır. Hayırlı olsun diyorum'' dedi.

-''YANLARINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ''-
Başbakan Erdoğan, izledikleri Kıbrıs politikasının önceliklerinden birinin de KKTC'nin kalkınması ve ilerlemesini temin olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
''Kıbrıslı kardeşlerimizin daima yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz.
Biz göreve geldiğimizde ve öncesinde, KKTC'deki kardeşlerimizin kişi başına milli geliri neydi? Altyapı neydi? Verilen destek neydi? Diyoruz ya, Halep oradaysa arşın Kuzey Kıbrıs'ta. Ama, ön yargı ve ön kabullerle bazı çalışmalar ve yayınlar yapmak suretiyle malum çevreler, AK Parti iktidarına bu şekilde yaklaşma gayretinde olanlar, nasıl tarihi bir yanlışın içinde olduklarını göstermek istiyorum. Diplomatik gelişmeler neyi gösterirse göstersin, KKTC'nin kendi ayakları üzerinde durabilmesi, bizim için hayati derecede önemlidir. Bu gerçekleri asla görmezden gelemeyiz.''
İlk günden bu yana KKTC'nin ekonomik ve sosyal gelişmesine özel bir önem atfettiklerine işaret eden Erdoğan, bunun neticesinde KKTC'nin, son 4 yılda yüzde 50 oranını aşan bir büyüme istikrarı yakaladığını kaydetti. Bu yıl bu oranın yüzde 60'ı yakalayacağını tahmin ettiklerini belirten Erdoğan, ''4 yıldaki bu büyüme istikrarıyla, kişi başına 4 bin 500 dolar olan milli gelir şimdi 10 bin doları aştığını biliyor musunuz? Bakınız, 4 bin 500 dolar nire, 10 bin dolar nire?'' diye sordu.

-KKTC'YE YAPILAN DESTEKLER-
Erdoğan, geçen 4 yılda KKTC için önemli bir sektör olan turizmde önemli yatırımlar gerçekleştiğini belirterek, Kuzey Kıbrıs'ı ihmal etmediklerini, 6 bin
olan yatak kapasitesine son 3 yılda 2 bin 700 yatağın eklendiğini, yeni otel inşaatlarıyla 16 binden fazla yatak kapasitesine ulaşılacağını söyledi.
Yükseköğretim alanında son yıllarda önemli gelişmeler yakalandığını belirten Erdoğan, halen KKTC'deki üniversitelerde 40 binden fazla öğrencinin öğrenim gördüğünü, bu rakamın 1999 yılında bunun yarısı olduğunu vurguladı. Bugünkü öğrenci sayısının daha da artacağını ifade eden Erdoğan, orta vadede hedefin 60 bin öğrenciye ulaşmak olduğunu bildirdi.
Siyasi ve ekonomik tedbirlerin yanı sıra altyapı çalışmalarına da büyük önem verildiğini kaydeden Erdoğan, Ercan Havaalanının uluslararası uçuşlara uygun hale getirilebilmesi için terminal binası ve tüm alanının yeniden düzenlendiğini, bunun için toplam 35 milyon dolarlık yatırım yapıldığını söyledi.

-''BİZ Mİ KUZEY KIBRIS'TAN ELİMİZİ ÇEKTİK?''-
Türkiye'nin 1974-1996 yılları aralarında 23 yıllık sürede KKTC'ye yılda ortalama 80 milyon dolar yardım yaptığını, 1997-2002 yılları arasında yıllık
ortalama 210 milyon dolar yardım gerçekleştirdiğini belirten Erdoğan, son 4 yılda ise yıllık ortalamanın 360 milyon dolara ulaştığını anlattı.
Erdoğan ''Biz mi Kuzey Kıbrıs'tan elimizi çektik? Biz mi Kuzey Kıbrıs'ı ihmal ettik? Biz mi Kuzey Kıbrıs'ı sahiplenmedik? Öyle gelip de yalan ifadelerle halkımızı aldatmak ve Türkiye Cumhuriyeti AK Parti iktidarının ilgisiz kaldığı yolunda ifadeler kullanmak ne izanla ne insafla bağdaşır. KKTC'nin ekonomik gelişmesinde son 4 yılda gerçekleştirdiğimiz bu yüksek yardım oranları, en önemli yanıttır'' diye konuştu.

-''UZUN SOLUKLU BİR MÜCADELE''-

Kıbrıs davasının uzun soluklu bir mücadele olduğunu bildiklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti:
''Bu mücadelede hükümetimiz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs Türk halkının yanında olmaya devam edecektir. Bütün ekonomik ve diplomatik desteklerimize rağmen hala KKTC'nin yaşatılıp yaşatılamayacağına dair, siyasi tarihimizde arşivlerde kafi miktarda örneğini bulabileceğimiz sözler, iyi niyetten uzak bir bühtandır. Bizim hükümetimizle birlikte Kıbrıs sorunu hamaset çizgisinden gerçekçi diplomasi çizgisine çekilmiştir. Biz başından beri 'ver kurtul', 'çözümsüzlük çözümdür' diyenlere karşı, 'Rumlardan bir adım önde olacağız' ve 'kazan-kazan'', 'çöz ve yaşat'' anlayışıyla hareket edeceğiz dedik.
Bundan sonra Türkiye, Kıbrıs meselesinde temel hassasiyetleri koruyarak ve tavizsiz şekilde mücadelesini sürdürecektir. Verdiğimiz mücadele sayesindedir ki çözümsüzlüğü çözüm olarak gören anlayıştan, çözüm için bir adım önde olan anlayışa geçmiş durumdayız. Geçimsiz, uzlaşmaz, çözümden kaçan taraf imajı Rumların üzerindedir artık. Kıbrıs meselesi onlarca yıldır BM'nin meselesidir ve bu zeminde çözüm aranmaktadır. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Hükümetimiz, KKTC'ye her türlü desteği vermeye devam edecektir, bundan kimsenin şüphesi olmasın.''
BM Genel Sekreteri Annan'ın açıklamalarına da işaret eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bugüne kadar BM'den böyle doğru sesler çıkıyor muydu? Ama artık çıkıyor. Çünkü süreci onlarla birlikte yaşadık. Özellikle Davos'ta başlayan süreci ve Burgenstock'ta yapılan açıklamaları birlikte yaşadık. Orada, verdikleri sözün arkasında durmayanların Yunanistan ve Rum kesimi olduğunu bizzat yaşadıkları için, bugün bu açıklamaları yapıyorlar. Biz de ne kadar doğru yaptığımızı görüyoruz'' dedi.