2015-04-02 - 11:45
TBMM'DE TÜRKPA ÇEVRE VE DOĞAL KAYNAKLAR KOMİSYONU 1. TOPLANTISI...
TBMM'de Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) Çevre ve Doğal Kaynaklar Komisyonu 1. Toplantısı düzenlendi. Komisyon Başkanlığını Azerbaycan Milletvekili Ahliman Amiraslonov'un yaptığı komisyon toplantısının açılış konuşmasını TBMM Başkanvekili Sadık Yakut yaptı.
TBMM'de Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) Çevre ve Doğal Kaynaklar Komisyonu 1. Toplantısı düzenlendi.

Komisyon Başkanlığını Azerbaycan Milletvekili Ahliman Amiraslonov'un yaptığı komisyon toplantısının açılış konuşmasını TBMM Başkanvekili Sadık Yakut yaptı.

Yakut, TBMM'de gerçekleştirilen Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) Çevre ve Doğal Kaynaklar Komisyonu 1. Toplantısı'nda yaptığı konuşmada dünya üzerinde sınırlı sayıda bulunan kaynakların insan ihtiyaçlarını karşılamaya fazlasıyla yetebilecekken, ihtiras ve üstünlük mücadelesi ile çok kıymetli ve sınırlı kaynakların heba olduğunu söyledi.

Türkiye'nin batısında büyük bir enerji ve maden talebi, doğusunda ise büyük bir enerji ve maden arzı bulunduğunu ifade eden Yakut, "Beraberce kendi imkânlarımızla çıkartıp işleyeceğimiz kaynakları Orta Asya'dan Avrupa'ya yine biz ulaştırabilirsek; elde edeceğimiz büyük zenginlikle kapsamlı bir istikrar ortamı sağlayabiliriz." dedi

Başkanvekili Yakut, açılış konuşmasını gerçekleştirdiği toplantıda şunları kaydetti;

"TÜRKPA'ya yeni bir çalışma alanı veren Çevre ve Doğal Kaynaklar Komisyonunun Birinci Toplantısı vesilesiyle sizleri Meclisimizde ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bağımsız Türk Devletleri'nden gelen konuklarımızı ağırlamak bizim için oldukça özel öneme sahiptir. Sizlere konuk derken, yabancı ülkeden gelen bir heyetle mukayese etmemiz asla mümkün değildir. Sizler burada kendi evinizdesiniz. Sizleri, Türk Dünyasının ortak karşılama sözü ile selamlamak istiyorum. Hoş geldiniz

Bizler, tarihte hâkimiyeti altında barış ve adalet tesis etmiş, yüce Göktürk Türk Kağanlığı'nı kurmuş atalarımızdan miras kalan tarihimizle geleceğe yürümeliyiz. Biz tarihte emperyalist olmadık; dünyaya düzen getirmek, barış ve istikrar geçirmek için büyük devletler kurduk. Tarihteki büyük Türk devletleri ticaretin özgürce ve güvenle yapılabildiği, çevresindeki coğrafyalara da olumlu tesir eden örneklerdir. Tarihimizi geleceğimiz için bir ilham olarak kabul edip, özgüvenle daha aydınlık bir geleceğe yürüyebiliriz. Günümüzde dünyaya etki eden en önemli konular arasında üretim ve enerji yer alıyor. Sanayi tesisleri ve enerji santralleri doğal kaynaklara, ham maddelere dayanıyor. Kısaca ifade etmek gerekirse modern dünya toprağın ve denizlerin altından çıkan kaynaklarla işliyor. Uluslararası ilişkilerde, uluslararası kuruluşlarda en önemli gündem maddeleri arasında doğal kaynaklarla ilgili konular yer alıyor.

Çatışma ve savaşların nedenleri arasında da doğal kaynaklarla ilgili çekişmeler büyük bir yer tutuyor. Dünya üzerinde sınırlı sayıda bulunan kaynaklar insan ihtiyaçlarını karşılamaya fazlasıyla yetebilecekken, ihtiras ve üstünlük mücadelesi ile çok kıymetli ve sınırlı kaynaklar heba oluyor. Elbette bizler, Türk dili konuşan ülkeler, anlaşmazlıkların müzakereyle çözülmesini arzu eden barışçı devletleriz. Kendi haklarımızı savunmak, topraklarımızı korumak ve halklarımızı iyi şartlarda yaşatmak dışında bir amacımız yok, bize karşı saldırgan olmayan hiçbir devlete karşı düşmanca bir yaklaşımımız yok.

Günümüz dünyasının gerektirdiği doğal kaynaklar temin edilirken doğanın da korunması sorunsalıyla karşı karşıyayız. Doğayı korumak zorundayız çünkü yok edilen doğal alanlar bize yeni hastalıklar getiriyor, doğanın dengesi bozuluyor ve bu dünyada canlı yaşamını sürdürülebilir kılan dengeler bozulursa insanoğlunun da yaşamlarını sürdürmesi mümkün olmayacaktır. Karşılaştığımız çevre felaketleri yalnızca nitelikli yaşama imkânlarımızı değil, alacağımız nefesleri de tüketiyor.

Bugünkü toplantımızın gündemini oluşturan çölleşme de çok önemli bir çevre felaketi türü. Toprakların ölmesi olarak ifade edilebilecek çölleşme; tarım, hayvancılık ve doğal yaşam için gerekli toprakların kaybedilmesi anlamına gelmektedir. Doğal bitki örtüsünün ve ormanların yok edilmesi, sürdürülemez tarım uygulamaları, yanlış sulama politikaları, akarsu yataklarının değiştirilmesi gibi nedenlerle yeryüzünün bitki yaşamına elverişli üst tabakası kaybedilmektedir.

Çölleşmenin nedenleri genellikle insan kaynaklıdır. Günümüzde felaket boyutunda çölleşme yaşanan bölgelere baktığımızda; bugüne kadar sorunun çözümüne yönelik, çölleşmenin önlenmesine yönelik önlemler alınmadığı için, geçmiş dönemlerde bu konu ihmal edildiği için mevcut kötü durumun ortaya çıktığı görülmektedir.

Çölleşmeyle mücadele konusunda Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi önem arz eden bir uluslararası girişim. Bu Sözleşme TÜRKPA üyesi ülkelerin 1997-1998 yıllarında taraf oldukları bir Birleşmiş Milletler belgesi. Bu Sözleşme'yi kabul etmiş ülkeler arasında düzenlenecek olan Taraflar Konferansı bu yıl Ekim ayında Türkiye'de Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın ev sahipliğinde düzenlenecek.

Bu konuda yapılacak uluslararası çalışmalar ve ortak girişimler ayrı bir yere sahip, çünkü çölleşme felaketi sınır aşan coğrafyalarda, birden çok ülkeyi ilgilendiren alanlarda da yaşanabiliyor. Bizim için en yakın örnek Aral. Türk dünyasının tarihinde, kültüründe önemli bir yeri olan Aral'ın koskoca bir deniz iken bugün büyük ölçüde çöle dönüşmüş olması içimizi acıtıyor. Üstelik ortaya çıkan bu çölleşmiş bölgeden kalkan toz bulutları Tanrı Dağlarındaki, Kırgızistan'daki Ala Dağlarda kalıcı buz tabakalarının erimesine yol açıyor. Bu örnekle çölleşme sorununun binlerce kilometre uzaktaki alanlara dahi zararlı etkileri olabildiğini görüyoruz.

Bizler, atalarımızın uğruna kanını ve canını verdiği vatan topraklarını kutsal sayıyoruz. Türkiye için mukaddes olan yalnızca Türkiye Cumhuriyeti toprakları değildir, aynı zamanda bütün kardeş ülkelerin topraklarını vatan sayıyoruz. Türk dili konuşan ülkelere yönelik olarak çölleşme sorunlarıyla ilgili hassasiyetimizin somut örneklerinden biri olarak Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün Orta Asya Alt Bölge Ofisi'nin Türkiye'nin desteğiyle resmi olarak 2006'da Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkiye, Türkmenistan ve Özbekistan'a hizmet sağlamak amacıyla Ankara'da kurulmuş olması gösterilebilir.

Türkiye'de de çölleşme ve erozyon ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Konya Ovası, Aras Nehri ve Iğdır Ovası'nda ciddi ölçüde verimli toprak kaybımız söz konusu. Bununla mücadele etmek için farklı kaynaklardan programlar yürütüyoruz. Türkiye'nin karşı karşıya olduğu yerel çölleşme sorunları aşılsa bile, başka ülkelerdeki felaketlerin bizi de etkileyeceğinin bilincindeyiz. Bu da bizi tekrar çölleşmeyle mücadele konusunda uluslararası iş birliğinin önemine getiriyor.

Türk dili konuşan bağımsız ülkeler olarak karşı karşıya kaldığımız ekolojik felaketlere kendi imkânlarımız dâhilinde çözümler üretmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi'ne taraf olmamızla bu konudaki uluslararası girişimlere de destek verdiğimizi göstermiş bulunuyoruz. "Peki bunu daha ileriye nasıl götürebiliriz?" diye düşündüğümüzde ise, işe öncelikli olarak bu alandaki bilgi ve deneyim birikimimizi paylaşarak başlayabiliriz.

Ülkelerimizde ne gibi yöntemler, programlar geliştirildi; çölleşmeyle mücadelenin yasal altyapısı nasıl hazırlandı? Bu gibi temel unsurlarla ilgili bir diğer Türk dili konuşan ülkenin deneyimlerinden yararlanarak karşı karşıya kaldığımız sorunlara daha iyi çözümler üretebiliriz. Aynı zamanda, karşılıklı olarak çölleşmeyle mücadelede yapılan çalışmalar hakkında bilgi sahibi olmamız bu alanda yapabileceğimiz çeşitli iş birliği girişimlerinde de bizim önümüzü açacaktır.

Doğayı korumak için gerekli duyarlılık ve sorumluluk; çocuklarımızın alacağı nefeslere karşı duyarlılık ve sorumluluğumuzdur. Yarın Azerbaycan'da Kura Nehri yöresinde, Kazakistan'da Aral yöresinde, Kırgızistan'ın Narın'ında, doğacak çocukların sağlıklı bir geleceğe sahip olmalarını arzuluyoruz.

Elbette doğayı korurken doğal kaynaklardan da sürdürülebilir şekilde istifade etmeliyiz. Hatta bu kaynakları yabancı ülkeler eliyle değil, kendi imkânlarımızla kendi yönetimimizde çıkartabilirsek, kişinin kendi evini koruduğu gibi kendi vatanımızı da daha iyi koruruz. Yabancılar arkalarında kirli ve kullanılamaz topraklar bırakabilir, tükettikleri madenleri birer zehir deposu olarak terk edebilir. Ancak kendi kaynaklarımızı kendimiz çıkarıp, işleyip satabilirsek doğaya daha az zarar verilmesini bizzat gözetebiliriz.

Hazar Denizinin doğusundan batısına uzanan ağlar, tarihte uzak doğunun ipek ve baharatlarının Avrupa'ya ulaştığı İpek Yolu'nun güzergâhıydı. Tarihte, madenler ve kıymetli eşyalar, doğu ve batı arasında Baharat ve İpek yolu ile taşınmaktaydı. Büyük Türk devletleri de bu yolların güvenli bir şekilde işlemesini sağlıyordu. İpek ve baharat gibi o zamanın en değerli kaynaklarının geçtiği güzergâhı güvenli bir şekilde işleten devletler zenginleşip güçlenerek eski dünyanın süper devletleri olmuştu. Bizler böyle bir mirasa dayanarak, bugün kendi doğal kaynaklarımızı kendimiz işletip pazarlayabilirsek tekrar dünyada en güçlü devletleri arasına girebiliriz.

Türkiye'nin batısında büyük bir enerji ve maden talebi, doğusunda ise büyük bir enerji ve maden arzı bulunmaktadır. Beraberce kendi imkânlarımızla çıkartıp işleyeceğimiz kaynakları Orta Asya'dan Avrupa'ya yine biz ulaştırabilirsek; elde edeceğimiz büyük zenginlikle kapsamlı bir istikrar ortamı sağlayabiliriz. Yeni bir yaklaşım, yeni bir bakış açısıyla; doğal zenginliklerimizi kendimiz çıkartıp, kendimiz işleyip, kendimiz pazarlayabilirsek, bugün karşı karşıya olduğumuz sorunları çözebilecek imkân ve kabiliyetlere fazlasıyla kavuşmuş oluruz.

Aslında burada tarihî bir kaçınılmazlık söz konusu; Orta Asya'nın zengin petrol ve doğal gaz kaynakları elbette dünya piyasalarına ulaşacaktır. Ancak bunların İpek Yolu'nun doğal güzergâhı içinde Hazar'ı aşıp Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşması sağlanamazsa, bu kaynaklar eninde sonunda başkalarının etkisine girecektir. Elbette bu ihtimal, Orta Asya'da ve Kafkaslarda büyük çıkar çatışmaları çekişme ve istikrarsızlık yaratacak, bu istikrarsızlık da küresel dünyada barış ve istikrara zarar verecektir.

Eğer dile getirdiğim yeni bakış açısı hayata geçirilebilirse, ülkelerimizde büyük bir zenginlik ve istikrar tesis edilecektir. Aksi hâlde, biz önümüzdeki fırsatları değerlendiremezsek, büyük bir şansı kaçırmış olacağız.

Gelecek nesillere, çocuklarımıza, torunlarımıza yaşanabilir, yeşil ve ahenkli bir dünya bırakabilmek ümidiyle sizleri bir kez daha selamlıyor, yeni kurulan Komisyonumuza çalışmalarında başarılar diliyor ve toplantımızın verimli geçmesini temenni ediyorum"

Komisyon Başkanı Azerbaycan Milletvekili Ahliman Amiraslonov ise komisyon çalışmaları ve komisyonun gerçekleştireceği etkinlik ve faaliyetler hakkında bilgi verdi.