2014-11-11 - 13:21
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "Çevremiz siyasi istikrarsızlıklar içinde, ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmış olabilir ama bu çevre ülkelerin halkları bizim kardeş halklarımızdır ve onların ekonomik alanda ihtiyaçlarını karşılama gücüne de kudretine de sahip olan yegane devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Burada önemli olan Türkiye'deki siyasi istikrarın muhafazasıdır" dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "Çevremiz siyasi istikrarsızlıklar içinde, ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmış olabilir ama bu çevre ülkelerin halkları bizim kardeş halklarımızdır ve onların ekonomik alanda ihtiyaçlarını karşılama gücüne de kudretine de sahip olan yegane devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Burada önemli olan Türkiye'deki siyasi istikrarın muhafazasıdır" dedi.
Davutoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Geçen haftayı önemli hamlelerle doldurduklarını belirten Davutoğlu, ekonomide yapısal dönüşüm stratejini açıkladıklarını hatırlattı. Türkiye'nin son 12 yıl içinde olağanüstü bir ekonomik performans sergilediğinin altını çizen Davutoğlu, bu performansı "Yeni Türkiye" anlayışı ile reel sektör odaklı olarak güçlendirme kararlılığında olduklarını söyledi.
Hükümetlerinin kurulmasının ilk günlerinde ilgili bakanlıklara reel sektörü canlandıracak, Türk ekonomisinde gelecek perspektifini somut eylem planları ile tanımlayacak geniş kapsamlı bir reform paketi hazırlanması talimatı verdiğini aktaran Davutoğlu, bu çerçevede iş dünyasında da büyük kabul gören, yapısal dönüşüm programını ilan ettiklerini anlattı. Programın ilk 9 sektörünü reel sektör ağırlıklı olarak ve 457 eylem planı ile kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Davutoğlu, buradaki temel amacın Türkiye'nin ekonomik kalkınmasında ana odağı oluşturacak olan üretim kapasitesinin artmasını sağlamak, ARGE ve inovasyon programları ile Türkiye'deki emek yoğun sektörlerden teknoloji yoğun sektörlere geçiş çalışmasını yürütmek ve öncelikli programlar çerçevesinde ülkenin ekonomisindeki altyapı gücünü daha da kuvvetlendirmek olduğuna işaret etti.
Programda daha önce açıklanan öncelikli alanlar hakkında bilgi veren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Enerji, sağlık, havacılık, uzay, otomotiv, raylı sistemler gibi çok değişik alanlarda ciddi bir hamle dönemini başlatmış bulunuyoruz. 12 yıldır ülkemizin ekonomik alanda katettiği mesafe ve başarı hikayesi herkesçe malumdur. Şimdi buna reel sektörü canlandıran bu hamle ile yeni boyutlar kazandırıyoruz. G-20 zirvesi'nden sonra döndüğümüzde inşallah makro ekonomik dönüşüm programlarından ibaret olan 8 madde, sektörel dönüşüm programını ve sosyal boyut ağırlıklı ayrıca 8 sektörel dönüşüm programı ile aslında bu paketin bir bütünlük içinde 2023 Türkiye'sine gidişin ana unsurlarını tespit etmiş olacağız."
Davutoğlu, planın G-20 ülkeleri arasında daha önce alınmış kararlar çerçevesinde gerçekleştirilen ilk örnek yapısal dönüşüm stratejisi olması bakımından da bütün dünyanın dikkatini çektiğini söyledi.
Başbakan Davutoğlu, hafta içinde Bursa'da Sanayi ve Ticaret Odası üyeleriyle bir araya geldiğini, haftasonu da Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun yeni yönetim kurulu ile görüştüğünü hatırlattı. Dolayısıyla açıklanan programı işadamlarıyla da kapsamlı bir şekilde paylaşma imkanı bulduğunu belirten Davutoğlu, "Gerek Bursa gibi gerçekten sanayi alanında Türkiye'nin öncü şehirlerinden biri olması hasebiyle Bursa gibi son derece önemli, bu program açısından önemli, ilimizde gördüğümüz canlılık ve bu programları sahiplenme, gerekse Dış Ekonomik Kurul'un bir bütün olarak bu programı benimsemesi beni ziyadesiyle memnun etti" diye konuştu.
Bir ülkenin, devletin ve hükümetin makro stratejik planlaması ile şirketlerin kendilerine özel planlamalarında bir bütünlük olduğunda ekonomik hamlelerin başarıyla gerçekleşeceğini vurgulayan Davutoğlu, "Ama devletin makro stratejik, makro ekonomik programları ile şirketlerin yapıları arasında uyumsuzluk olduğunda Ankara'da alınan kararların hayata geçirilmesi imkanı kalmaz" dedi.
Küresel ekonomik krizden sonra bütün dünyada bir taraftan son derece dikkatli bir süreç takibi yaşandığını diğer taraftan da Türkiye gibi vizyon sahibi ülkelerin kriz sonrasına hazırlanma çabasında olduğunu ifade eden Davutoğlu, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun geçen aylarda yeniden yapılandırıldığını ve bu yeniden yapılandırma çerçevesinde de makro ekonomik stratejik hedefler konusunda istişare imkanı bulduklarını söyledi. Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Kendilerine de ifade ettiğim gibi Türkiye'nin önümüzdeki dönemde dış ekonomik ilişkilerinde üç ana boyut çok ciddi bir sıçrama yapma zarureti var. Birincisi, Avrupa Birliği sathında özellikle Avrupa'da yaşanan kriz sonrasında ortaya çıkan yeni tabloyu değerlendirerek, AB ile ekonomik ilişkilerimize çok boyutlu bir nitelik kazandırmak zorundayız. Şirketlerimizin Avrupa'daki her bir gelişmeyi takip ederek orada etkin bir rol üstlenmeleri bizim için önemlidir.
Yine yakın havzalardaki şirketlerimizin geçmişte, özel sektörümüzün, girişimcilerimizin, ciddi iş potansiyeli bulduğu alanlardaki siyasi sarsıntıları da istişarelerde değerlendirdik. Bu siyasi sarsıntıların ötesinde bütün girişimcilerimize, işdünyasına buradan bir kez daha sesleniyorum; Türkiye'deki yeni üretim hamlesinin önemli pazarları yakın havzalardır. Bu siyasi sarsıntıları istikrara kavuşması durumunda ortaya çıkacak yeni konjonktürü de en iyi değerlendirecek olan Türk girişim dünyasıdır. Bu çerçevede kendilerine de söylediğim gibi; çevre havzalarda, Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkasya, Orta Asya'da siyasi istikrarsızlıklar ne boyutta olursa olsun, buradaki ekonomik çıkarlarımızı koruyacak bir perspektifi sürdürecek ve buralarda kesinlikle Türk ekonomisi ile bu havzaların bütünleşmesi yönündeki çabalarımızı güçlendireceğiz."
Davutoğlu, bu kapsamda bu ay içinde Irak'a bir ziyaret düşündüğünü, ardından da Irak ile Yüksek Düzeyde Stratejik İşbirliği Konseyi'ni tekrar canlandırmak üzere Irak Başbakanı'nın da Türkiye'ye geleceğini aktardı. Aralık başında Atina'da Yunanistan ile Yüksek Düzeyde Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısı yapacaklarını ifade eden ve "Aynı şekilde Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin de Aralık başında Türkiye'ye gelecek" diyen Davutoğlu, Azerbaycan ile olan ilişkilerin de güçlü bir eksene oturduğuna dikkati çekti.
Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Çevremiz siyasi istikrarsızlıklar içinde, ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmış olabilir ama bu çevre ülkelerin halkları bizim kardeş halklarımızdır ve onların ekonomik alanda ihtiyaçlarını karşılama gücüne de kudretine de sahip olan yegane devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Burada önemli olan Türkiye'deki siyasi istikrarın muhafazasıdır.
İşadamlarımızla, özel sektörle geçtiğimiz hafta yürüttüğüm temaslarda kendilerini bir hususu bir kez daha vurguladım; Türkiye son derece kritik iki seçim süreci yaşadı, önümüzde de 2015 seçimi var. Ama girişimcilerimize buradan bir kez daha ifade ediyorum; Türkiye'deki siyasi istikrarı bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. 30 Mart seçimleri öncesinde 'Türkiye acaba bir türbülans girer mi?' diye frene basan yabancı çevreler ya da yatırımcılar ya da Türkiye'de iş dünyasındaki, belki bazı kaygılarla ortaya çıkan tereddütlere mahal yoktur. Türkiye demokratik istikrarı sağlamış bir ülkedir. İstikrar eğer otoriter yapılarla sağlanırsa ekonomi orada hayat alanı bulamaz. Önemli olan istikrarın demokrasi ile sağlanmış olmasıdır. Gerek 30 Mart mahalli seçimleri gerekse 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve daha sonra yaşadığımız gelişmeler gösterdi ki Türkiye'de demokrasi kökleşmiştir ve demokratik istikrar sağlam zeminlere oturmuştur. Bu demokratik istikrarın da garantörü AK Parti'dir. AK Parti'nin denklemde olmadığı bir Türk siyasi hayatının istikrara kavuşması mümkün değil."
Davutoğlu, hükümet olarak 2015 seçimlerine giderken kısa dönemli popülist uygulamalar içinde olmayacaklarını belirterek, hiç bir zaman da böyle bir yaklaşım içinde olmadıklarını söyledi. "AK Parti hiçbir zaman kısa dönemli hesap yapmamıştır, hiçbir zaman seçim kazancı üzerine ekonomik politika yürütmemiştir" diyen Davutoğlu, kent ekonomileri bazında gerçekleştirdikleri programların bile uzun vadeli olduğuna işaret etti.
Ekonomik ilişkiler konusunda AB ve komşu havzaların yanında üçüncü alan olarak Afrika, Latin Amerika ve Doğu Asya açılımlarını seçtiklerini kaydeden Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Afrika açılımımızı, daralan Avrupa piyasasının, sıkıntılar içine girmiş Ortadoğu ve yakın havzalardaki piyasaların getirdiği problemleri aşmak için son derece öngörülü bir şekilde yeni bir ekonomik havzası olarak tanımladık. ve kesinlikle Afrika'da geçici değiliz, kalıcı olacağız. Latin Amerika'daki, Doğu Asya'daki ilişkiler onlar da kalıcı olacaktır. Biz hükümet olarak iş dünyamızın önünü açmaya çalışıyoruz. Önlerindeki tabiri caizse vize gibi, ticaret, gümrük kısıtlamaları gibi mayınları temizleyerek çok güvendiğimiz dinamizmini, Türkiye'nin dinamizmin olarak gördüğümüz işdünyamızın küresel ekonomik alana daha rahat bir şekilde girmesi çabası içindeyiz" diye konuştu.
Davutoğlu, verilerin ekonominin çarklarının güçlü şekilde döndüğünü gösterdiğini belirterek, ihracatçılara ve sanayicilere teşekkür etti.
Başbakan Davutoğlu, hafta içinde Bursa'da 21 yeni eseri halkın hizmetine sunduklarını, İstanbul'da da Aksaray-Yenikapı metro hattının açılışını yaptıklarını belirterek, özellikle bu hattın ulaşımdaki önemini vurguladı. İstanbul'un yeraltında da Avrupa ve Asya'yı birbirine bağladığını ifade eden Davutoğlu, bu hizmetlerle gurur duyduklarını söyledi. Davutoğlu, "Bizim dönemimizde İstanbul'da 141 kilometre metro hattı, raylı sistem hattı yapıldı. 2019'a kadar 466 kilometreye çıkacak. 2023'e kadar 779 kilometreye çıkacak" değerlendirmesinde bulundu. Davutoğlu, bu hizmetler yapılırken İstanbul'un tarihi dokusunun da korunduğuna dikkati çekti.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Biz bir taraftan çözüm sürecini bir barış projesi, bir daimi kalıcı kardeşlik projesi olarak hakim kılmaya çalışırken diğer taraftan Sünni, Alevi ayrımı üzerine hesap yapanların da hesaplarını bozmaya kararlıyız. Hiç kimsenin bu topraklarda etnik ve mezhep temelli bir ayrımı körüklemesine izin vermeyeceğiz" dedi.
Davutoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Hacıbektaş ziyaretini anlattı.
Hacıbektaş'ta Aşure gününe katıldığını anımsatan Davutoğlu, "İkrar vermeye, destur almaya gittim" diye konuştu.
Davutoğlu, Başbakan olduktan sonra Hz. Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahi Evran'ın mekanını ziyaret ettiğini söyledi. Davutoğlu, "Emir Sultan, Ebu Eyyub El Ensari, Ertuğrul Gazi, Şeyh Edebali, Seyyid Burhaneddin Veli...Hepsi ortak bir mirası bize taşıyan erenlerdir. Horasan erenleridir. Biz ortak miras içinde herhangi bir mezhep ve meşrep ayrımını esas alan bir politikayı temelden reddederiz" şeklinde konuştu.
İki ay içerisinde ziyaret ettiği her mekanda tarihten beslenen bu güçlü mesajı, o mekanlarda duymanın, hissetmenin kendisine büyük bir azim ve kararlılık verdiğini vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Tarih de millet de şahit olsun ki bu topraklarda bu iman tohumunu eken, bu medeniyet tohumunu eken bütün bu erenlerin mirasına sahip çıkmak en ulvi görevimizdir. Hacıbektaş'taki, Nevşehir'deki bütün vatandaşlarımıza, kardeşlerimize, dostlara, canlara, erenlere beni bağırlarına baktıkları için bir kez daha selam ediyorum.
Bizim için Hacı Bektaş-ı Veli ile Hz. Mevlana arasında bir fark yoktur. İkisi aynı güzel kaynaktan beslenen muhabbet pınarlarıdır. Hz. Mevlana'ya Konya'da gösterdiğimiz muhabbetle Hacı Bektaş-ı Veli'ye Hacıbektaş'ta gösterdiğimiz muhabbet aynı hissiyatın ürünüdür. İlk defa bir Aşure günü vesilesiyle Hacı Bektaş-ı Veli'yi ziyaret eden ilk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmak bana büyük bir gurur vermiştir.
Bizim AK Parti olarak takip ettiğimiz 12 yıllık siyasetin temeli, bütün vatandaşlarımız arasındaki muhabbet bağlarını güçlendirmek, devletimiz ile vatandaşlarımız arasındaki aidiyet bağını tahkim etmektir. Bir devlet iki şeyle kaim olur. Vatandaşları arasındaki ortak kültür bağı, manevi bağ, tarihdaşlık ve vatandaşlarının bütünüyle devlet arasındaki ortak vatandaşlık, eşit vatandaşlık bilincidir. Bu aidiyetler zayıfladı mı ülkeler çözülmeye, dağılmaya başlarlar. İşte Irak işte Suriye. Biz bir taraftan çözüm sürecini bir barış projesi, bir daimi kalıcı kardeşlik projesi olarak hakim kılmaya çalışırken diğer taraftan Sünni, Alevi ayrımı üzerine hesap yapanların da hesaplarını bozmaya kararlıyız. Hiç kimsenin bu topraklarda etnik ve mezhep temelli bir ayrımı körüklemesine izin vermeyeceğiz."
Davutoğlu, Alevi-Bektaşi geleneğinin iki ana damarı bulunduğunu belirterek, her yerde bu damara atıfla kültürel geleneğin sürdürüldüğünü söyledi. Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bir, 12 İmam geleneği ve Hz. Peygamber'e kadar giden o köklü mübarek silsile. Bu en önemli referans noktasıdır. Hacı Bektaş-ı Veli'de de diğer birçok Alevi Bektaşi, Horasan ereninde de bu atıfı görürsünüz. İkinci kaynak Horasan erenleri ile ta Hoca Ahmet Yesevi'ye kadar giden kaynaktır ki bu iki kaynak Anadolu'da birleşmiş ve İslam kültürünün Anadolu'daki bir rengi, bir güzel çeşnisi olarak kökleşmiş, yerleşmiştir. Şimdi bizim bütün Alevi vatandaşlarımıza hem eşit vatandaşlık haklarından istifade etmek konusunda yardımcı olacağız hem de Alevilik'in bu özgün karakterinin korunması için ne gerekiyorsa onlara destekte bulunmaya devam edeceğiz."
Davutoğlu, bu çerçevede Hacıbektaş'a ziyareti öncesinde Bakanlar Kurulu'nda aldıkları kararla hem Hacı Bektaş-ı Veli hem de Hz. Mevlana'nın türbelerini ziyaret edenlerden artık ücret alınmayacağını bildirdi. Oranın feyzinden istifade etmek isteyenlerden ücret alınmasının yanlış bir uygulama olduğuna işaret eden Davutoğlu, bunları tümüyle düzenleyeceklerini kaydetti.
Hz. Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli'yi ziyaret ederek, onların feyzinden istifade etmek isteyenlerin dünyevi bir hesap ile o mekanlara gitmeyeceklerinin altını çizen Davutoğlu, "Sadece huşu ile edep ile erkan ile o mekanlara girecekler ve o mekanlardan feyz alacaklar" dedi.
Bu ziyaretlerinin, orada Alevi vatandaşlarla kucaklaşma ve verdikleri mesajların bazı siyasi partilerde rahatsızlığa sebebiyet verdiğini ifade eden Davutoğlu, şunları söyledi:
"Öncelikle CHP, benim ziyaretimden bir gün önce bir Alevi paketi açıklama ihtiyacı hissetti. Eğer ziyaretim olmasaydı açıklar mıydı bilemiyorum. Ama dikkat ediniz o pakette hep AK Parti hükümetleri döneminde yapılan çalıştaylara atıf var. Bizim iktidarımıza gelene kadar Alevi meselesi ve Alevi vatandaşlarımızın sorunları hiçbir zaman açık yüreklilikle tartışılmadı. Bunun ilk defa açık yüreklilikle tartışılması AK Parti iktidarı döneminde o zaman sayın Başbakanımızın verdiği talimatla AK Parti'li bakanların yürüttüğü çalışmalarla gerçekleşti. Bu çalıştaylarla hem değişik Alevi kesimin temsilcileriyle bir iletişim imkanı oldu hem de neler yapılacağı açık bir şekilde ele alındı. Ama CHP'nin açıkladığı bu pakete baktığınızda hep 'istemezük' şeyini görürsünüz. Din dersi kalksın, din ibaresi kalksın. Benim Hacı Bektaş-ı Veli'de gördüğüm, bütün o ulu erenlerde gördüğüm temel hususiyet İslam kültür ve medeniyeti sembolleriyle olan irtibattır. Beni karşılarken 'Ali ihman' diyerek karşıladılar, 'ihman Ali' diyerek karşıladılar. Misafiri, her gelen misafiri Hz. Ali gibi gören bir gelenekten bahsediyoruz. Atıf yaptıkları şahıslar Hz. Peygamber'in torunlarıdır, evlatlarıdır. Hz. Ali'dir, Hz. Hasan'dır, Hz. Hüseyin'dir, Hz. Zeynel Abidin'dir, Hz. Cafer-i Sadık'tır, İmam El Askeri'dir, Musa Kazım'dır, İmam El Taki'dir, İmam El Naki'dir, İmam Muhammed Mehdi'dir. Bütün bu seyyid silsilesine bakınız. Hepsi bugün Aleviliğin İslam dışı bir gelenek olduğunu ispat etmeye çalışanların kullandıkları ibarelerin tam tersidir. Hepsi seyiddir, hepsi imamdır, hepsi Peygamber torunudur.
Bu nasıl bir anlayıştır ki hem '12 İmam' diyeceksiniz hem de Alevi, Bektaşi geleneğini, bütün bu çizgi içinde gelişmiş olan geleneği İslam ile irtibatı olmayan bir gelenek gibi takdim edeceksiniz. Eminim bütün Alevi vatandaşlarımız, samimiyetle Aleviliği benimseyen kardeşlerimiz bu tartışmaları kendi içlerinde özgün bir şekilde yaparlar. Ben Alevi vatandaşlarıma, bütün Alevi aydınlarına bu yılı, önümüzdeki ayları Hacı Bektaş-ı Veli'nin Makalat'ını okuma ayları olarak ilan etmeye davet ediyorum. Gerçek Alevi-Bektaşi geleneği hangi değerlere dayanıyor onu görmek için. Gülbang bütün tasavvuf geleneğinde aynı güzel sözlerle başlar. 'Vakitler hayrola, hayırlar feth ola, şerler defola, 12 imam himmeti üzerimize hazıru nazır ola.' Osmanlı'da Bektaşi geleneğine girmiş olan bu güzel ifadeler, 'vakit hayır, şerrin defolması, hayırların feth olması', tabirlerinden hangisi Sünni gelenekte yok ya da hangi Sünni gelenekte olan tabir Alevi gelenekte yok? Neden bir karşıtlık üzerine dini bir Alevilik inşa etmeye çalışıyoruz? Neden modern din dışı ideolojiler çerçevesinde Aleviliği kökünden koparmaya çalışıyoruz? AK Parti, Alevi Bektaşi geleneğine saygılıdır ve onun kökünün klasiklerini muhafaza etmesi konusunda da her türlü desteği vermeye hazırdır."
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Davutoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Geçen haftayı önemli hamlelerle doldurduklarını belirten Davutoğlu, ekonomide yapısal dönüşüm stratejini açıkladıklarını hatırlattı. Türkiye'nin son 12 yıl içinde olağanüstü bir ekonomik performans sergilediğinin altını çizen Davutoğlu, bu performansı "Yeni Türkiye" anlayışı ile reel sektör odaklı olarak güçlendirme kararlılığında olduklarını söyledi.
Hükümetlerinin kurulmasının ilk günlerinde ilgili bakanlıklara reel sektörü canlandıracak, Türk ekonomisinde gelecek perspektifini somut eylem planları ile tanımlayacak geniş kapsamlı bir reform paketi hazırlanması talimatı verdiğini aktaran Davutoğlu, bu çerçevede iş dünyasında da büyük kabul gören, yapısal dönüşüm programını ilan ettiklerini anlattı. Programın ilk 9 sektörünü reel sektör ağırlıklı olarak ve 457 eylem planı ile kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Davutoğlu, buradaki temel amacın Türkiye'nin ekonomik kalkınmasında ana odağı oluşturacak olan üretim kapasitesinin artmasını sağlamak, ARGE ve inovasyon programları ile Türkiye'deki emek yoğun sektörlerden teknoloji yoğun sektörlere geçiş çalışmasını yürütmek ve öncelikli programlar çerçevesinde ülkenin ekonomisindeki altyapı gücünü daha da kuvvetlendirmek olduğuna işaret etti.
Programda daha önce açıklanan öncelikli alanlar hakkında bilgi veren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Enerji, sağlık, havacılık, uzay, otomotiv, raylı sistemler gibi çok değişik alanlarda ciddi bir hamle dönemini başlatmış bulunuyoruz. 12 yıldır ülkemizin ekonomik alanda katettiği mesafe ve başarı hikayesi herkesçe malumdur. Şimdi buna reel sektörü canlandıran bu hamle ile yeni boyutlar kazandırıyoruz. G-20 zirvesi'nden sonra döndüğümüzde inşallah makro ekonomik dönüşüm programlarından ibaret olan 8 madde, sektörel dönüşüm programını ve sosyal boyut ağırlıklı ayrıca 8 sektörel dönüşüm programı ile aslında bu paketin bir bütünlük içinde 2023 Türkiye'sine gidişin ana unsurlarını tespit etmiş olacağız."
Davutoğlu, planın G-20 ülkeleri arasında daha önce alınmış kararlar çerçevesinde gerçekleştirilen ilk örnek yapısal dönüşüm stratejisi olması bakımından da bütün dünyanın dikkatini çektiğini söyledi.
Başbakan Davutoğlu, hafta içinde Bursa'da Sanayi ve Ticaret Odası üyeleriyle bir araya geldiğini, haftasonu da Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun yeni yönetim kurulu ile görüştüğünü hatırlattı. Dolayısıyla açıklanan programı işadamlarıyla da kapsamlı bir şekilde paylaşma imkanı bulduğunu belirten Davutoğlu, "Gerek Bursa gibi gerçekten sanayi alanında Türkiye'nin öncü şehirlerinden biri olması hasebiyle Bursa gibi son derece önemli, bu program açısından önemli, ilimizde gördüğümüz canlılık ve bu programları sahiplenme, gerekse Dış Ekonomik Kurul'un bir bütün olarak bu programı benimsemesi beni ziyadesiyle memnun etti" diye konuştu.
Bir ülkenin, devletin ve hükümetin makro stratejik planlaması ile şirketlerin kendilerine özel planlamalarında bir bütünlük olduğunda ekonomik hamlelerin başarıyla gerçekleşeceğini vurgulayan Davutoğlu, "Ama devletin makro stratejik, makro ekonomik programları ile şirketlerin yapıları arasında uyumsuzluk olduğunda Ankara'da alınan kararların hayata geçirilmesi imkanı kalmaz" dedi.
Küresel ekonomik krizden sonra bütün dünyada bir taraftan son derece dikkatli bir süreç takibi yaşandığını diğer taraftan da Türkiye gibi vizyon sahibi ülkelerin kriz sonrasına hazırlanma çabasında olduğunu ifade eden Davutoğlu, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun geçen aylarda yeniden yapılandırıldığını ve bu yeniden yapılandırma çerçevesinde de makro ekonomik stratejik hedefler konusunda istişare imkanı bulduklarını söyledi. Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Kendilerine de ifade ettiğim gibi Türkiye'nin önümüzdeki dönemde dış ekonomik ilişkilerinde üç ana boyut çok ciddi bir sıçrama yapma zarureti var. Birincisi, Avrupa Birliği sathında özellikle Avrupa'da yaşanan kriz sonrasında ortaya çıkan yeni tabloyu değerlendirerek, AB ile ekonomik ilişkilerimize çok boyutlu bir nitelik kazandırmak zorundayız. Şirketlerimizin Avrupa'daki her bir gelişmeyi takip ederek orada etkin bir rol üstlenmeleri bizim için önemlidir.
Yine yakın havzalardaki şirketlerimizin geçmişte, özel sektörümüzün, girişimcilerimizin, ciddi iş potansiyeli bulduğu alanlardaki siyasi sarsıntıları da istişarelerde değerlendirdik. Bu siyasi sarsıntıların ötesinde bütün girişimcilerimize, işdünyasına buradan bir kez daha sesleniyorum; Türkiye'deki yeni üretim hamlesinin önemli pazarları yakın havzalardır. Bu siyasi sarsıntıları istikrara kavuşması durumunda ortaya çıkacak yeni konjonktürü de en iyi değerlendirecek olan Türk girişim dünyasıdır. Bu çerçevede kendilerine de söylediğim gibi; çevre havzalarda, Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkasya, Orta Asya'da siyasi istikrarsızlıklar ne boyutta olursa olsun, buradaki ekonomik çıkarlarımızı koruyacak bir perspektifi sürdürecek ve buralarda kesinlikle Türk ekonomisi ile bu havzaların bütünleşmesi yönündeki çabalarımızı güçlendireceğiz."
Davutoğlu, bu kapsamda bu ay içinde Irak'a bir ziyaret düşündüğünü, ardından da Irak ile Yüksek Düzeyde Stratejik İşbirliği Konseyi'ni tekrar canlandırmak üzere Irak Başbakanı'nın da Türkiye'ye geleceğini aktardı. Aralık başında Atina'da Yunanistan ile Yüksek Düzeyde Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısı yapacaklarını ifade eden ve "Aynı şekilde Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin de Aralık başında Türkiye'ye gelecek" diyen Davutoğlu, Azerbaycan ile olan ilişkilerin de güçlü bir eksene oturduğuna dikkati çekti.
Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Çevremiz siyasi istikrarsızlıklar içinde, ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmış olabilir ama bu çevre ülkelerin halkları bizim kardeş halklarımızdır ve onların ekonomik alanda ihtiyaçlarını karşılama gücüne de kudretine de sahip olan yegane devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Burada önemli olan Türkiye'deki siyasi istikrarın muhafazasıdır.
İşadamlarımızla, özel sektörle geçtiğimiz hafta yürüttüğüm temaslarda kendilerini bir hususu bir kez daha vurguladım; Türkiye son derece kritik iki seçim süreci yaşadı, önümüzde de 2015 seçimi var. Ama girişimcilerimize buradan bir kez daha ifade ediyorum; Türkiye'deki siyasi istikrarı bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. 30 Mart seçimleri öncesinde 'Türkiye acaba bir türbülans girer mi?' diye frene basan yabancı çevreler ya da yatırımcılar ya da Türkiye'de iş dünyasındaki, belki bazı kaygılarla ortaya çıkan tereddütlere mahal yoktur. Türkiye demokratik istikrarı sağlamış bir ülkedir. İstikrar eğer otoriter yapılarla sağlanırsa ekonomi orada hayat alanı bulamaz. Önemli olan istikrarın demokrasi ile sağlanmış olmasıdır. Gerek 30 Mart mahalli seçimleri gerekse 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve daha sonra yaşadığımız gelişmeler gösterdi ki Türkiye'de demokrasi kökleşmiştir ve demokratik istikrar sağlam zeminlere oturmuştur. Bu demokratik istikrarın da garantörü AK Parti'dir. AK Parti'nin denklemde olmadığı bir Türk siyasi hayatının istikrara kavuşması mümkün değil."
Davutoğlu, hükümet olarak 2015 seçimlerine giderken kısa dönemli popülist uygulamalar içinde olmayacaklarını belirterek, hiç bir zaman da böyle bir yaklaşım içinde olmadıklarını söyledi. "AK Parti hiçbir zaman kısa dönemli hesap yapmamıştır, hiçbir zaman seçim kazancı üzerine ekonomik politika yürütmemiştir" diyen Davutoğlu, kent ekonomileri bazında gerçekleştirdikleri programların bile uzun vadeli olduğuna işaret etti.
Ekonomik ilişkiler konusunda AB ve komşu havzaların yanında üçüncü alan olarak Afrika, Latin Amerika ve Doğu Asya açılımlarını seçtiklerini kaydeden Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Afrika açılımımızı, daralan Avrupa piyasasının, sıkıntılar içine girmiş Ortadoğu ve yakın havzalardaki piyasaların getirdiği problemleri aşmak için son derece öngörülü bir şekilde yeni bir ekonomik havzası olarak tanımladık. ve kesinlikle Afrika'da geçici değiliz, kalıcı olacağız. Latin Amerika'daki, Doğu Asya'daki ilişkiler onlar da kalıcı olacaktır. Biz hükümet olarak iş dünyamızın önünü açmaya çalışıyoruz. Önlerindeki tabiri caizse vize gibi, ticaret, gümrük kısıtlamaları gibi mayınları temizleyerek çok güvendiğimiz dinamizmini, Türkiye'nin dinamizmin olarak gördüğümüz işdünyamızın küresel ekonomik alana daha rahat bir şekilde girmesi çabası içindeyiz" diye konuştu.
Davutoğlu, verilerin ekonominin çarklarının güçlü şekilde döndüğünü gösterdiğini belirterek, ihracatçılara ve sanayicilere teşekkür etti.
Başbakan Davutoğlu, hafta içinde Bursa'da 21 yeni eseri halkın hizmetine sunduklarını, İstanbul'da da Aksaray-Yenikapı metro hattının açılışını yaptıklarını belirterek, özellikle bu hattın ulaşımdaki önemini vurguladı. İstanbul'un yeraltında da Avrupa ve Asya'yı birbirine bağladığını ifade eden Davutoğlu, bu hizmetlerle gurur duyduklarını söyledi. Davutoğlu, "Bizim dönemimizde İstanbul'da 141 kilometre metro hattı, raylı sistem hattı yapıldı. 2019'a kadar 466 kilometreye çıkacak. 2023'e kadar 779 kilometreye çıkacak" değerlendirmesinde bulundu. Davutoğlu, bu hizmetler yapılırken İstanbul'un tarihi dokusunun da korunduğuna dikkati çekti.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Biz bir taraftan çözüm sürecini bir barış projesi, bir daimi kalıcı kardeşlik projesi olarak hakim kılmaya çalışırken diğer taraftan Sünni, Alevi ayrımı üzerine hesap yapanların da hesaplarını bozmaya kararlıyız. Hiç kimsenin bu topraklarda etnik ve mezhep temelli bir ayrımı körüklemesine izin vermeyeceğiz" dedi.
Davutoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Hacıbektaş ziyaretini anlattı.
Hacıbektaş'ta Aşure gününe katıldığını anımsatan Davutoğlu, "İkrar vermeye, destur almaya gittim" diye konuştu.
Davutoğlu, Başbakan olduktan sonra Hz. Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahi Evran'ın mekanını ziyaret ettiğini söyledi. Davutoğlu, "Emir Sultan, Ebu Eyyub El Ensari, Ertuğrul Gazi, Şeyh Edebali, Seyyid Burhaneddin Veli...Hepsi ortak bir mirası bize taşıyan erenlerdir. Horasan erenleridir. Biz ortak miras içinde herhangi bir mezhep ve meşrep ayrımını esas alan bir politikayı temelden reddederiz" şeklinde konuştu.
İki ay içerisinde ziyaret ettiği her mekanda tarihten beslenen bu güçlü mesajı, o mekanlarda duymanın, hissetmenin kendisine büyük bir azim ve kararlılık verdiğini vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Tarih de millet de şahit olsun ki bu topraklarda bu iman tohumunu eken, bu medeniyet tohumunu eken bütün bu erenlerin mirasına sahip çıkmak en ulvi görevimizdir. Hacıbektaş'taki, Nevşehir'deki bütün vatandaşlarımıza, kardeşlerimize, dostlara, canlara, erenlere beni bağırlarına baktıkları için bir kez daha selam ediyorum.
Bizim için Hacı Bektaş-ı Veli ile Hz. Mevlana arasında bir fark yoktur. İkisi aynı güzel kaynaktan beslenen muhabbet pınarlarıdır. Hz. Mevlana'ya Konya'da gösterdiğimiz muhabbetle Hacı Bektaş-ı Veli'ye Hacıbektaş'ta gösterdiğimiz muhabbet aynı hissiyatın ürünüdür. İlk defa bir Aşure günü vesilesiyle Hacı Bektaş-ı Veli'yi ziyaret eden ilk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmak bana büyük bir gurur vermiştir.
Bizim AK Parti olarak takip ettiğimiz 12 yıllık siyasetin temeli, bütün vatandaşlarımız arasındaki muhabbet bağlarını güçlendirmek, devletimiz ile vatandaşlarımız arasındaki aidiyet bağını tahkim etmektir. Bir devlet iki şeyle kaim olur. Vatandaşları arasındaki ortak kültür bağı, manevi bağ, tarihdaşlık ve vatandaşlarının bütünüyle devlet arasındaki ortak vatandaşlık, eşit vatandaşlık bilincidir. Bu aidiyetler zayıfladı mı ülkeler çözülmeye, dağılmaya başlarlar. İşte Irak işte Suriye. Biz bir taraftan çözüm sürecini bir barış projesi, bir daimi kalıcı kardeşlik projesi olarak hakim kılmaya çalışırken diğer taraftan Sünni, Alevi ayrımı üzerine hesap yapanların da hesaplarını bozmaya kararlıyız. Hiç kimsenin bu topraklarda etnik ve mezhep temelli bir ayrımı körüklemesine izin vermeyeceğiz."
Davutoğlu, Alevi-Bektaşi geleneğinin iki ana damarı bulunduğunu belirterek, her yerde bu damara atıfla kültürel geleneğin sürdürüldüğünü söyledi. Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bir, 12 İmam geleneği ve Hz. Peygamber'e kadar giden o köklü mübarek silsile. Bu en önemli referans noktasıdır. Hacı Bektaş-ı Veli'de de diğer birçok Alevi Bektaşi, Horasan ereninde de bu atıfı görürsünüz. İkinci kaynak Horasan erenleri ile ta Hoca Ahmet Yesevi'ye kadar giden kaynaktır ki bu iki kaynak Anadolu'da birleşmiş ve İslam kültürünün Anadolu'daki bir rengi, bir güzel çeşnisi olarak kökleşmiş, yerleşmiştir. Şimdi bizim bütün Alevi vatandaşlarımıza hem eşit vatandaşlık haklarından istifade etmek konusunda yardımcı olacağız hem de Alevilik'in bu özgün karakterinin korunması için ne gerekiyorsa onlara destekte bulunmaya devam edeceğiz."
Davutoğlu, bu çerçevede Hacıbektaş'a ziyareti öncesinde Bakanlar Kurulu'nda aldıkları kararla hem Hacı Bektaş-ı Veli hem de Hz. Mevlana'nın türbelerini ziyaret edenlerden artık ücret alınmayacağını bildirdi. Oranın feyzinden istifade etmek isteyenlerden ücret alınmasının yanlış bir uygulama olduğuna işaret eden Davutoğlu, bunları tümüyle düzenleyeceklerini kaydetti.
Hz. Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli'yi ziyaret ederek, onların feyzinden istifade etmek isteyenlerin dünyevi bir hesap ile o mekanlara gitmeyeceklerinin altını çizen Davutoğlu, "Sadece huşu ile edep ile erkan ile o mekanlara girecekler ve o mekanlardan feyz alacaklar" dedi.
Bu ziyaretlerinin, orada Alevi vatandaşlarla kucaklaşma ve verdikleri mesajların bazı siyasi partilerde rahatsızlığa sebebiyet verdiğini ifade eden Davutoğlu, şunları söyledi:
"Öncelikle CHP, benim ziyaretimden bir gün önce bir Alevi paketi açıklama ihtiyacı hissetti. Eğer ziyaretim olmasaydı açıklar mıydı bilemiyorum. Ama dikkat ediniz o pakette hep AK Parti hükümetleri döneminde yapılan çalıştaylara atıf var. Bizim iktidarımıza gelene kadar Alevi meselesi ve Alevi vatandaşlarımızın sorunları hiçbir zaman açık yüreklilikle tartışılmadı. Bunun ilk defa açık yüreklilikle tartışılması AK Parti iktidarı döneminde o zaman sayın Başbakanımızın verdiği talimatla AK Parti'li bakanların yürüttüğü çalışmalarla gerçekleşti. Bu çalıştaylarla hem değişik Alevi kesimin temsilcileriyle bir iletişim imkanı oldu hem de neler yapılacağı açık bir şekilde ele alındı. Ama CHP'nin açıkladığı bu pakete baktığınızda hep 'istemezük' şeyini görürsünüz. Din dersi kalksın, din ibaresi kalksın. Benim Hacı Bektaş-ı Veli'de gördüğüm, bütün o ulu erenlerde gördüğüm temel hususiyet İslam kültür ve medeniyeti sembolleriyle olan irtibattır. Beni karşılarken 'Ali ihman' diyerek karşıladılar, 'ihman Ali' diyerek karşıladılar. Misafiri, her gelen misafiri Hz. Ali gibi gören bir gelenekten bahsediyoruz. Atıf yaptıkları şahıslar Hz. Peygamber'in torunlarıdır, evlatlarıdır. Hz. Ali'dir, Hz. Hasan'dır, Hz. Hüseyin'dir, Hz. Zeynel Abidin'dir, Hz. Cafer-i Sadık'tır, İmam El Askeri'dir, Musa Kazım'dır, İmam El Taki'dir, İmam El Naki'dir, İmam Muhammed Mehdi'dir. Bütün bu seyyid silsilesine bakınız. Hepsi bugün Aleviliğin İslam dışı bir gelenek olduğunu ispat etmeye çalışanların kullandıkları ibarelerin tam tersidir. Hepsi seyiddir, hepsi imamdır, hepsi Peygamber torunudur.
Bu nasıl bir anlayıştır ki hem '12 İmam' diyeceksiniz hem de Alevi, Bektaşi geleneğini, bütün bu çizgi içinde gelişmiş olan geleneği İslam ile irtibatı olmayan bir gelenek gibi takdim edeceksiniz. Eminim bütün Alevi vatandaşlarımız, samimiyetle Aleviliği benimseyen kardeşlerimiz bu tartışmaları kendi içlerinde özgün bir şekilde yaparlar. Ben Alevi vatandaşlarıma, bütün Alevi aydınlarına bu yılı, önümüzdeki ayları Hacı Bektaş-ı Veli'nin Makalat'ını okuma ayları olarak ilan etmeye davet ediyorum. Gerçek Alevi-Bektaşi geleneği hangi değerlere dayanıyor onu görmek için. Gülbang bütün tasavvuf geleneğinde aynı güzel sözlerle başlar. 'Vakitler hayrola, hayırlar feth ola, şerler defola, 12 imam himmeti üzerimize hazıru nazır ola.' Osmanlı'da Bektaşi geleneğine girmiş olan bu güzel ifadeler, 'vakit hayır, şerrin defolması, hayırların feth olması', tabirlerinden hangisi Sünni gelenekte yok ya da hangi Sünni gelenekte olan tabir Alevi gelenekte yok? Neden bir karşıtlık üzerine dini bir Alevilik inşa etmeye çalışıyoruz? Neden modern din dışı ideolojiler çerçevesinde Aleviliği kökünden koparmaya çalışıyoruz? AK Parti, Alevi Bektaşi geleneğine saygılıdır ve onun kökünün klasiklerini muhafaza etmesi konusunda da her türlü desteği vermeye hazırdır."
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
