2010-12-13 - 20:21
2011 YILI BÜTÇESİ GENEL KURULDA...
TBMM Genel Kurulu'nda, 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelerde eleştirileri cevaplayan Başbakan Erdoğan, bütçenin hayırlı olmasını diledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2011 bütçesinin,
toplumsal duyarlılığı olan, sosyal yönü kuvvetli, dezavantajlı grupları gözeten;
üretimi, yatırımı, ticareti, ihracatı destekleyen bir bütçe olduğunu; işçi,
esnaf, memur, çiftçi, emekli, öğrenci, yatırımcı ve sanayiciler gibi tüm
kesimlerinin ihtiyaçlarını, sorunlarını dikkate aldığını, özellikle ücretli
kesimin alım gücünü artırdığını ifade etti. Erdoğan, ''En önemlisi de 2011
Haziran ayında genel seçimler yapılacak olmasına rağmen, bugün görüşmeye
başladığımız bütçe seçimden etkilenmeyen, seçim nedeniyle popülizme başvurmayan,
'Seçim var' diyerek hedeflerinden vazgeçmeyen bir bütçedir'' dedi.

TBMM Genel Kurulu'nda, 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı
üzerindeki görüşmelerde eleştirileri cevaplayan Başbakan Erdoğan, bütçenin
hayırlı olmasını diledi.

60. Hükümet olarak 4'üncü; 58'inci, 59'uncu ve 60'ıncı hükümetler olarak
da 9'uncu bütçelerinin bugün TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmeye başladığını
belirten Erdoğan, görüşmelerin yapıcı bir ortamda geçmesini, katkı verici bir
anlayışla sürdürülmesini, karşılıklı anlayış ve nezaketin asla elden
bırakılmamasını temenni etti.

2011 bütçesinin temel özelliklerini Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in sunuş
konuşmasında ayrıntılarıyla aktardığına işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Burada ayrıntılara girmeyeceğim ancak şu kadarını belirtmekte fayda
görüyorum, AK Parti iktidarı tarafından bundan önce hazırlanmış olan 8 bütçe gibi
9. bütçe de güçlü Türkiye vizyonuyla uyumlu bir bütçedir. 2011 bütçesi, toplumsal
duyarlılığı olan, sosyal yönü kuvvetli, dezavantajlı grupları gözeten; üretimi,
yatırımı, ticareti, ihracatı destekleyen bir bütçedir. 2011 bütçesi, işçi, esnaf,
memur, çiftçi, emekli, öğrenci, yatırımcı ve sanayiciler gibi tüm kesimlerin
ihtiyaçlarını, sorunlarını dikkate alan, özellikle ücretli kesimin alım gücünü
artıran bir bütçedir. Bu bütçemizde de bölgesel kalkınmaya, sosyal katılımcılığa
önem verilmiştir.

2011 bütçesi vatandaştan aldığını vatandaşa veren bir bütçe olduğu kadar,
birlikte kalkınmayı, hakça paylaşmayı hedefleyen, yarınları düşünen, geleceği
tasarlayan bir bütçedir. En önemlisi de 2011 Haziran ayında genel seçimler
yapılacak olmasına rağmen, bugün görüşmeye başladığımız bütçe seçimden
etkilenmeyen, seçim nedeniyle popülizme başvurmayan, 'seçim var' diyerek
hedeflerinden vazgeçmeyen bir bütçedir.''

Başbakan Erdoğan, Türkiye'de AK Parti iktidarlarıyla birlikte ''seçim
ekonomisi'' kavramının tedavülden kalktığını ifade ederek, zira seçim ekonomisi
ve popülizmin ''açık açık milletin kaynaklarını çarçur etmek, milletin emanetine
haksızlık etmek'' olduğunu söyledi.

Türkiye'nin bunu defalarca yaşadığını ve çok ağır bedeller ödediğini
belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Siyaseti, kendileri ve yakın çevreleri için bir geçim kaynağı, bir
ikbal vesilesi olarak görenler, kendi hırsları uğruna, defalarca Türkiye
ekonomisinin dengeleriyle oynadılar. Merkez Bankasına talimat verildi,
karşılıksız para basıldı. Çeşitli toplum kesimlerine, bedeli, sonuçları, faturası
hiç hesaba katılmadan bol keseden dağıtıldı. Tedbirler ertelendi, mali disiplin
delik deşik edildi. Para politikaları rafa kaldırıldı, popülist vaatler havada
uçuştu.

Seçim öncesinde geçici bir rahatlık yaşayan milletimiz, seçimin hemen
ardından bu savurganlığın faturasını çok ağır şekilde ödedi. Enflasyon bu ülkede
3 haneli rakamlara kadar yükseldi. Bütçe açığında rekorlar kırıldı. Faizler
astronomik seviyelere tırmandı. Arka arkaya gelen zamlar, isabetsiz tedbirler
neticesinde milletin beli büküldü. Adeta kaşıkla verilen, kepçeyle geri
alındı.''

Başbakan Erdoğan, 8 yıllık iktidarları boyunca, enflasyon yoluyla, faiz
yoluyla, karşılıksız para basmak yoluyla milletin emeğine ve ekmeğine göz diken
politikalardan özellikle sakındıklarını dile getirerek, yüzde 30 seviyesinden
aldıkları enflasyonun, 2009 sonunda yüzde 6,5 seviyesine gerilediğini, Kasım
2010'da da yüzde 7.3 olduğunu anlattı.

Tek haneli düşük enflasyonun bu yıl da muhafaza edildiğine dikkati çeken
Erdoğan, yüzde 63 seviyesinden devraldıkları devletin borçlanma faiz oranının ise
yüzde 7 seviyesine kadar gerilediğini söyledi. Erdoğan, şöyle devam etti:

''Şimdi az önce burada konuşuluyor ve faizin yükseltildiğinden
bahsediliyor; insaf edin. Devletin borçlanma faizinin yüzde 63 olduğu bir orandan
yüzde 7'ye iniyorsunuz, siz hala faizin yükseltildiğini konuşuyorsunuz. Bunun bir
defa insafla yakından uzaktan alakası yok. Yani, milletimizin emeği korundu,
ekmeği korundu. Maşallah, bundan ayrıca gururlandık; aferin, gelişme var. Ülkenin
kaynakları, vatandaşın alın teri muhafaza edildi. 2002'den sonra 2 yerel seçim,
bir genel seçim, 2 halk oylaması ve bir Cumhurbaşkanlığı seçimini yaşadık.
Dikkatinizi çekiyorum, hiçbir seçim döneminde mali disiplin bozulmamış,
piyasaların güveni sarsılmamıştır. Bugün de aynı şekilde, genel seçime 7 ay
kalmasına rağmen Türkiye'ye, Türkiye ekonomisine güven hat safhada devam
etmektedir.''

Erdoğan, iktidara geldikleri 2002'de kamuoyu yoklamalarında en az
güvenilen kurum olarak siyaset kurumunun çıktığına işaret ederek, ''ileri yaş
grubunda olduğu kadar, genç nesil nezdinde de siyasetin kirli bir iş olarak
görüldüğünü'' anlattı.

O dönemde siyasete, siyasetçiye, siyaset kurumuna güvenilmediğini,
siyasetçinin sokağa çıkmaya korktuğunu, ''Ben siyasetçiyim'' demeye çekindiğini
ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''Siyaset yalanla, siyaset yolsuzlukla, siyaset sözünden dönmekle, çark
etmekle, U dönüşü yapmakla, sabah söylediğini akşam yalanlamakla, hatta şimdi
biliyorsunuz, yeni yeni tornistan, çakma, filan bu tür şeyler çıkmaya başladı...
Bunlar bir yerden çıkıyor. Bazı gerekçeleri var bunların. İktidara gelmek için
pervasızca atıp tutanlar, Kaf Dağının ardındakini vaat edenler, her yolu mubah
görenler, ilkeleri rafa kaldıranlar, aynada kendilerine baktıklarında yüzleri
kızarmasa da milletin aynasında mahcup olurlar ve her zaman mahcup olmuşlardır.
Birilerinin şuur altı böyle şekillenmiş olabilir. Birileri bugün hala siyaseti
bir yolsuzluk, bir usulsüzlük, kayırma, imtiyaz vesilesi olarak görüyor, şuur
altındaki bu anlayışı siyasete egemen kılmaya çalışıyor.

Ben şunu büyük bir gururla, büyük bir samimiyetle ifade etmek istiyorum,
milletimizin teveccühüne, takdirine, itimadına dayanarak şunu açık açık
söylüyorum, AK Parti siyaseti temize çeken bir partidir. Siyaseti farklı olan bir
partidir. Siyaset ile yolsuzluğu, siyaset ile popülizmi birbirinden ayırmış,
birbirinden uzaklaştırmış bir partidir. AK Parti siyasete güveni yeniden tesis
etmiş, siyasete itibarını iade etmiş olan bir partidir. Bizim siyasetimiz, bizim
siyaset anlayışımız, bu ülkeye 8 yıl önce hakim olan siyaset tarzından tamamen
farklı bir yerde durmaktadır.

Biz en başından itibaren büyük düşünüyor, büyük hedefler belirliyor ve bu
büyük hedeflere ulaşmak için de büyük adımlar atıyoruz. Biz Türkiye'nin
potansiyeline, dinamizmine inanıyor ve 8 yıldır bunun gereğini yapıyoruz.
Tarihimizle, kültürümüzle, medeniyetimizle çok büyük olduğumuzun bilincindeyiz.
Bu bölgede, bu coğrafyada çok uzun süreler tarihe yön verdiğimizin, tarih
yazdığımızın bilincindeyiz. Biz ufku olan, idealleri olan, büyük gayeleri, büyük
vizyonu olan bir millet olduğumuzun idrakindeyiz. Bu ülkeye, bu millete biçilen
elbisenin dar olduğunu, artık dar geldiğini biliyor, engelleri aşarak, zincirleri
kırarak, prangalardan kurtularak, geleceğe yürüyoruz.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Memleket
yönetmek başka bir şey, herkesin karı değil. Beş, on tane koyunu güdemeyenler,
ülke nasıl yönetilir bilemez'' dedi.

TBMM Genel Kurulu'nda 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı
üzerinde eleştirilere yanıt veren Başbakan Erdoğan, ''hamaset edebiyatı
yapmadığını'' söyledi.

''Eğer inanmayanlar varsa Balkanlar'da Türkiye'nin bugünkü imajını iyi
okumalarını tavsiye ediyorum. Onlara Kafkasya'da, Ortadoğu'da, Afrika'da,
Avrupa'daki Türkiye imajını doğru okumalarını tavsiye ediyorum. Ben Mardin'de,
Aydın'da, Siirt'te, Sivas'ta, Konya'da gördüğüm coşkuyu, heyecanı, aynı şekilde
Kosova'da Lübnan'da gördüm'' diyen Erdoğan, Trabzon'da, Antalya'da, Van'da,
Bingöl'de gördüğü heyecanı, umudu, sevinci; Saray Bosna'da, Dakka'da, Karaçi'de,
Brüksel'de, Paris'te, Berlin'de de gördüğünü kaydetti.

Erdoğan, ''8 yıldır benim gurbetçi kardeşim, soydaşım, vatandaşım,
gittiği her yerde göğsünü gere gere 'Türküm' diyor, göğsünü gere gere Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu ifade ediyor. Benim her bir kardeşim cebindeki
pasaportunu, Türk Lirası'nı artık gururla taşıyor'' diye konuştu.

''Paramızı delik deşik edenler, sıfırlarla parayı zenginleştirdiği
zannedenler, bizim paramızın onuruyla oynamadılar mı? Birin yanına 6 sıfır
koyanlar kimlerdi? Hani onlar paramızın değerini koruma anlayışına sahiptiler? Bu
nasıl anlayıştır? 6 sıfırı attığımız zaman 'enflasyon patlar' diyenler onlar
değil miydi?'' sorularını yönelten Başbakan Erdoğan, ''Bunu biz yaptık, başardık
ve şu anda paramız da bundan dolayı değeriyle dünyada itibarını görüyor'' dedi.

AB ile katılım müzakerelerini kararlılıkla yürütürken, kurumsallaşma
sürecini devam ettirirken, Ortadoğu, Afrika, Balkanlarla hasret giderirken,
vizeleri kaldırarak bu bölgelerle kucaklaştıklarını ve işbirliğini artırdıklarını
ifade eden Erdoğan, Suriye'ye 2002 yılında 267 milyon dolar olan ihracatın 2009
sonunda 1,4 milyar dolara, Irak'a 829 milyon dolardan 5 milyar dolara, Rusya'ya
1,172 milyar dolardan 3 milyar dolara, Yunanistan'a 590 milyon dolardan 1,6
milyar dolara çıktığını ifade etti.

Başbakan Erdoğan, ''İşte dostluğun, dayanışmanın neticesi budur. Sıfır
sorun anlayışının neticesi budur. Biz kazanıyoruz, komşularımız kazanıyor,
bölgemiz, halklarımız kazanıyor. Bölgede, Türkiye'nin çabalarıyla barış,
dayanışma, huzur ve istikrar kazanıyor'' dedi.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Dün, Başkentin köylerine yol götüremeyen bir Türkiye vardı, bugün
Ankara'nın da ülkenin dört bir yanının da köylerine KÖYDES ile yol, su götüren
bir iktidar var. Dün alan bir Türkiye vardı, bugün dünyanın her yerinde yardım
elini uzatan, Kızılay'ı, TİKA'sı (Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi), sivil
toplum örgütleriyle yaraları saran, yani veren, elini uzatan bir Türkiye var.
Sadece şu son 4 yılda diğer ülkelere yaptığımız resmi kalkınma yardımlarımızın
yıllık ortalaması 700 milyon doları aştı. Sivil toplum kuruluşları ve özel
sektörün yardımlarıyla birlikte Türkiye son 4 yılda dünya genelinde ihtiyaç
sahiplerine yıllık ortalama 1,5 milyar dolar yardım sağladı. Yerelde de güçlüyüz
küreselde de güçlüyüz. Köylerimizi, ilçelerimizi, illerimizi, hizmetlerle,
eserlerle buluştururken yerele sıkışmıyor, kendimizi dünyadan da
soyutlamıyoruz.

Sloganlarla, içi boş vaatlerle içi boşaltılmış kavramlarla hareket
etmiyoruz. Hayalleri gerçeğe dönüştürüyor, kavramlara anlam kazandırıyor,
demokrasiye, milliyetçiliğe, halkçılığa en ideal anlamda somut karşılıklar
bulmanın mücadelesini veriyoruz. Milliyetçilik; ülkeyi büyütmektir, ülkenin
itibarını büyütmektir, millete hizmet üretmektir. Milliyetçilik; proje
üretmektir, plan üretmektir, ekonomiyi geliştirmektir, iç ve dış politikaya
vizyon kazandırmak, milli değerleri yüceltmek, milli kültürü yaşatmak, bizi biz
eden değerleri muhafaza etmektir. Milliyetçilik; yol yapmaktır, okul açmaktır,
hastane, konut inşa etmektir, şehirleri, evleri doğal gaz ile buluşturmak, hızlı
tren hatlarını döşemek, Türkiye'ye ufuk açmak, aydınlık bir kapı aralamaktır. 79
yılda ülkemizde inşa edilen bölünmüş yol miktarı 6 bin 101 kilometreyken 8 yılda
inşat ettiğimiz bölünmüş yol uzunluğu 13 bin 375 kilometredir. Bunların üzerinden
sizler de şimdi seyahat ediyorsunuz.''

Başbakan Erdoğan, konuşmasının bu bölümünde muhalefet sıralarından atılan
sözlere, ''Belki görürsünüz de marifet iltifata tabidir, bir teşekkür edersiniz
ama böyle bir usulünüz de yoktur. Bu, nezaket meselesidir'' karşılığını verdi.

Bu bölünmüş yollarla 153 milyon saat tasarruf sağlandığını, 4,8 milyar
liranın ülkenin kasasına kaldığını, bu yolların 649 milyon litre yakıt tasarrufu
sağladığını ve 2,1 milyar liranın vatandaşın cebinde kaldığını kaydeden Erdoğan,
''Bu hesapları biz yapıyoruz ama bir de muhalefet yapsa...'' dedi.

Erdoğan, bölünmüş yollarla birlikte trafik kazalarında da düşüş olduğunu
söyledi.

İstanbul'u, Bursa'yı, Sivas'ı hızlı trene kavuşturmak için yoğun şekilde
çalıştıklarını belirten Başbakan Erdoğan, Ankara-Eskişehir yüksek hızlı tren
hattını hizmete açtıklarını, bu hafta da Ankara-Konya hızlı tren deneme
seferlerinin başlatılacağını bildirdi. Erdoğan, böylece Ankara-Konya'nın 1 saat
15 dakikaya ineceğini söyledi.

Türkiye'nin denizlerini keşfetmesini sağladıklarını, havayolunu ''halkın
yolu'' haline getirdiklerini, 8 yılda 160 bin derslik açtıklarını, 750 bin
bilgisayarı okullara gönderdiklerini, 80 yeni üniversite kurduklarını anımsatan
Başbakan Erdoğan, Fatih Projesi ile artık kara tahtadan akıllı tahtaya
geçildiğini, aynı zamanda her sınıfta dizüstü bilgisayar ve internet ağı
olacağını dile getirdi.

Türkiye'nin, bu projeyle, bilişim teknolojisini bütün çocuklarıyla
buluşturmaya adım attığını belirten Erdoğan, ''Ülkesini ve milletini sevmek
budur; sağlık hizmetini ülkenin dört bir yanına yaymaktır. Milliyetçilik;
vatandaşın ayağına eğitim, sağlık hizmetini, adaleti, emniyeti ulaştırmaktır. Biz
bunu yaptık, bunu yapıyoruz. Sadece Türkiye için de değil Moğolistan
Karakurum'undan tutunuz, Saraybosna'ya, Kırım'dan Kudüs'e kadar nerede ata
yadigarı varsa, nerede bize ait kültürel miras varsa sahip çıkıyor ve bunu
onarıyoruz'' diye konuştu.

''Memleket yönetmek başka bir şey, herkesin karı değil. Beş, on tane
koyunu güdemeyenler ülke nasıl yönetilir bunu bilemez'' diyen Erdoğan, şunları
kaydetti:

''8 yılda 20 milyar dolar tutarında modernizasyon projesi yürüttük. Bu
projelerin yüzde 90'ını Türkiye'den, kendi sanayimizden, kendi imkanlarımızdan
temin ettik. Milli piyade tüfeğimizin atış denemeleri başladı. 2011 yılından
itibaren Türkiye artık kendi piyade tüfeğini seri olarak üretmeye başlıyor aynı
zamanda ihracatını yapacak. Bütün alt sistemleriyle ilk defa Türkiye modern bir
tankın üretimine başlıyor, prototip üretimine başladık. İnsansız hava aracının
prototip tasarımına ve imalatına başladık. Türkiye ABD ve İsrail'den sonra
insansız hava aracı üreten dünyadaki üçüncü ülke oluyor. Türkiye'nin ilk savaş
gemisi MİLGEM'İ tamamen kendi öz kaynaklarımızla inşa ettik.

İtalyanlarla ürettiğimiz Atak helikopterleri 2011'de test uçuşlarına
başlıyor ve 2013'den itibaren de seri üretimle hem kendimize hem de dünyaya
ihracatına başlıyoruz. Şu anda talepler gelmeye başladı. Kendi imalatımız olan
Göktürk Uydusu'nu 2012'de uzaya gönderiyoruz. Başta F-16 olmak üzere, F-4, C-130
ve T-38 uçaklarımız, Skorsky helikopterlerimiz ve Leopar tanklarımız bizzat kendi
sanayimiz tarafından ülkemizde modernize ediliyor. Dünyadaki 100 büyük savunma
sanayi kuruluşu arasında artık Türkiye de var. Malezya'nın zırhlı tekerlekli
araçlarını, Birleşik Arap Emirlikleri'nin sahil güvenlik botlarını, Suudi
Arabistan'ın zırhlı araç modernizasyonunu, Hollanda'nın alçak irtifa hava savunma
sistemini, Pakistan'ın F-16 modernizasyonunu, Güney Kore'nin eğitim simülatörünü
biz üretiyoruz, Türkiye üretiyor, Türk firmaları üretiyor.''

*** HABERİN DEVAMINA "İLGİLİ DÖKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ ***

(21.17)