2010-06-22 - 11:54
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, son günlerde
meydana gelen terör saldırılarını anımsatarak, şehitlere Allah'tan rahmet,
yaralılara acil şifalar, ailelere, millete ve silah arkadaşlarına sabır ve
başsağlığı diledi. Bahçeli, ''Dayanacak takatimiz, bekleyecek zamanımız ve
katlanacak tahammülümüz kalmamıştır. Boş sözlerle ve sonuçsuz beyanatlarla,
hamasi tesellilerle avunacak kimse de bulunmamaktadır'' diye konuştu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''AKP küresel
siyasi taşerondur. PKK küresel silahlı taşerondur. Her iki taşeron, aynı
merkezden ama ayrı ayrı kanallardan ülkemizi yıkmak için küresel pazarlık usulü
ile yıkım ihalesini almışlar ve işe çoktan koyulmuşlardır'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, son günlerde
meydana gelen terör saldırılarını anımsatarak, şehitlere Allah'tan rahmet,
yaralılara acil şifalar, ailelere, millete ve silah arkadaşlarına sabır ve
başsağlığı diledi. Bahçeli, ''Dayanacak takatimiz, bekleyecek zamanımız ve
katlanacak tahammülümüz kalmamıştır. Boş sözlerle ve sonuçsuz beyanatlarla,
hamasi tesellilerle avunacak kimse de bulunmamaktadır'' diye konuştu.
''Bölücülüğü azdıranın AKP hükümeti olduğunun artık bilindiği'' görüşünü
savunan Bahçeli, ''Bu siyaset körlüğü, yanlış teşhisler, yıkıcı tedbirler, sözde
açılım denen ihanet projeleri devam ettiği sürece hain saldırıların ve aziz
evlatlarımızın kayıplarının sona ermesi ve milletimizin terör ve bölücülük
belasından kurtulması mümkün görülmemektedir'' dedi.
Bugünkü şartlar altında, Türkiye'nin, ancak savaş ortamında verilebilecek
kadar ağır kayıplarla sarsıldığını anlatan Bahçeli, ''Hükümetin bölücü terörle
müzakeresi kanlı terörün eylemlerini artırdığını ve teröriste yönelik tavizkar
yaklaşımların canileri inlerinden çıkartmakta teşvik edici olduğunu'' söyledi.
Devlet Bahçeli, şöyle konuştu:
''İyi şeyler olacak' denilerek başlatılan yıkım projelerinin bir yılı
aşan seyri ile 'umut verici gelişmeler' olarak tanımlanan Habur terörist
törenlerinin ardından yaşananlar maalesef kan, gözyaşı, eylem, ihanet olarak geri
dönmüştür.
Dün askerlerimizi şehit edenler, Başbakan Erdoğan'ın törenle kucakladığı
teröristlerin açılım arkadaşlarıdır.
Geldiğimiz noktada hiçbir tereddüt yoktur ki, Başbakan'ın bütün yıkım
projeleri iflas etmiş ve bu sapmanın bedeli ağır olmuş, can kayıpları olarak
Anadolu'muzun kutsal yuvalarına, aile ocaklarına geri dönmüştür. Bütün bu
olanlardan sonra bugün milletimiz yaşadıklarından ders çıkartmaya, karşısına
kanlı tablo olarak çıkan tehdidin gerçek sorumlularını, açılımın aktörlerini
görmeye başlamıştır. Bu bizim için bunca kayıptan sonra bir nebze olsun
tesellimizdir.
Bir başka tesellimiz ise ifadelerinde bir samimiyet varsa Başbakan
Erdoğan'ın sonunda pişmanlık emareleri göstermeye başlamış olması ve onca
işbirliği arayışından sonra PKK'nın birilerinin taşeronu olduğunu itiraf etmiş
bulunmasıdır. Bu beyanat bizim için çok önemli, ileriye bakabilmemiz açısından
ise ümit vericidir.
Zira PKK'nın arkasındaki güçlerin bu ülkenin Başbakanı tarafından
biliniyor olması, terörün çözümünde çok önemli bir aşama, Başbakan Erdoğan'ın
zulüm arkadaşlarına kadar varacak kirli zincirin ortaya çıkması demektir.''
Türkiye'nin, şimdi dikkatini Başbakan Erdoğan'ın ''terörün arkasında
olduğunu açıklayacağı isimlere çevirdiğini'' ifade eden Bahçeli, ''Ya bunları
Türk milletiyle paylaşacaktır ya da kendi sorumluluğunu başkalarına atan ve
bahane bulan ikiyüzlü siyasetçi olarak tarihe geçecektir'' dedi.
MHP Genel Başkanı Lideri Bahçeli, ''Şayet terörün arkasında oldukları
bilinmesine rağmen bu güçlere ve devletlere suskun kalınmışsa şehitlerin
vebalinin sorumluluğu kimde olacaktır? Eğer, PKK terör örgütü birileri tarafından
kontrol ediliyor ve bunu da Başbakan Erdoğan biliyorsa dökülen şehit kanlarının
sorumluluğundan nasıl kurtulacaktır? Başbakan Erdoğan, bu açıklamasının arkasında
durur ve sahip çıkarsa ülkemizi parçalamaya çalışan mihraklara karşı bilerek
tepkisiz ve korkak davranmışsa, bu tutumu vatana ihanet anlamına gelmeyecek
midir?'' sorularını yöneltti.
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''AKP küresel siyasi taşerondur, PKK küresel silahlı taşerondur. Her iki
taşeron, aynı merkezden ama ayrı ayrı kanallardan ülkemizi yıkmak için küresel
pazarlık usulü ile yıkım ihalesini almışlar ve işe çoktan koyulmuşlardır.
Aralarında yıkıma erişmek için kıyasıya bir rekabetin olduğu ancak son
gelişmelerle terör örgütünün ön aldığı anlaşılmaktadır.
Bu aşamada tam bir acziyet ve şaşkınlık yaşayan Başbakan'a tavsiyemiz,
ikircikli ve yanardöner tavrından vazgeçerek, terörle ve bölücülükle mücadelede
nerede duracağına ve kimin yanında yer alacağına açıklık getirmesidir. Bir yanda
ardından şiirler eşliğinde gözyaşı döktüğü ve törenle karşıladığı teröristlerle
kucaklaşmaya devam mı edecektir? Yoksa 'kelle' diye hitap ettiği şehitlerimizin
huzurunda gösterdiği sahte nedameti sürdürüp milletin merhametine mi
sığınacaktır? Bir yanda terörü lanetlemeyeni terörist olarak ilan etmeye devam mı
edecektir? Öte yanda, hemen yanı başında hükümetin Amerikalı üyesinin, elinden
kan damlayan hainleri 'kandırılmış çocuklar' diyerek şehitlerle bir tutmasını
sineye mi çekecektir? Bir yanda bölücülüğü meşrulaştırmak için İmralı canisiyle
pazarlıklara devam mı edecektir? Yoksa bunları unutup terör örgütü yıllarca kan
döktü, huzuru bozdu, gelişmenin ve demokrasinin önünde en büyük engel oldu demeyi
mi sürdürecektir? Bir yanda kanı yerde kalmayacak diyerek şehitler huzurunda
hamasi nutuklar atmaya mı devam edecektir? Yoksa terörün destekçisi, şehidimizin
katili, aşiret reisine kırmızı halılarını sermeyi mi sürdürecektir?''
''Başbakan'ın dün geri kalmışlığı terörün nedeni olarak görürken, bugün
terörün zenginleşme ve kalkınma nedeniyle çıktığını söyleyecek kadar buhrana
sürüklendiğini'' ileri süren Bahçeli, ''Bu hastalıklı ruh haline göre, terörün
azmasının nedeni el ele tutuştuğu bölücüler değil, sözde aynı cephede olduğumuzu
söyleme alçaklığını ve cüretini gösterdiği Milliyetçi Hareket Partililer'dir''
dedi.
Bahçeli, ''Ne tehditlerden korkarız, ne iftiralardan yılarız. Ne
hainlerle kucaklaşır, ne bozguncularla işbirliği yaparız. Bunun için AKP'ye
karşıyız. Bunun için hainlerin düşmanıyız'' diye konuştu. Bahçeli, şunları
söyledi:
''Başbakanın bölünme modeli demokrasi olacak, ancak bizim direnişimiz
bölücülük sayılacak. Bunu asla kabul etmeyiz. Hükümetin yıkımı açılım olacak,
bizim duruşumuz ayıp sayılacak. Bunu elimizin tersiyle iteriz. Teröristin döktüğü
kan unutulacak, biz ise kandan beslenmiş olacağız. Bu çürümüşlüğü lanetleriz.
Terörist törenle karşılanacak, oysa bizim şehide sahip çıkmamız eleştirilecek.
Küstah zihniyete hak ettiği cevabı veririz. Düzenlerin, tertiplerin, komploların
içinde olmayız. Olduğumuz gibi görünür, göründüğümüz gibi de oluruz. Biz
Milliyetçi Hareketiz. Dün ne isek bugün de oyuz. Dün milliyetçiydik, bugün de
oyuz. Dün de ayaktaydık bugün de varız. Hainlere inat, alçaklara inat, düşmanlara
inat, var olmaya da devam edeceğiz.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Başbakan
Erdoğan ve kadroları artık tamamen tükenmiştir. Hükümet yönetim kabiliyetini
tümüyle yitirmiştir. Erken genel seçime gidilmesi şart olmuştur. Türkiyemizin
daha fazla oyalanacak vakti ve bekleyecek mecali kalmamıştır. Seçim sandığı
ülkemiz için kurtuluş olacaktır'' dedi.
Bahçeli, ''Türkiye'nin terör örgütü üzerinden 26 yıldır süren düşmanca saldırı
altında olduğunu'' ifade etti.
''Verilen onca can ve mal kaybının, heba olan ekonomik potansiyelin,
israf olan beşeri gücün büyüklüğü karşısında bu mücadeleyi başka türlü
tanımlamanın imkanı kalmamıştır'' diyen Bahçeli, şöyle konuştu:
''Mücadelenin asimetrik olduğunu söyleyenler aslında terör örgütünün
arkasındaki küresel desteği saklamaya çalışanlardır. Bu belanın artık Türk
milletinin geleceğinden mutlaka ve kesin olarak defedilmesinin zamanı çoktan
gelmiş ve geçmektedir. Ancak burada bu defetme ve temizleme işleminin nasıl
yapılacağı konusunda ayrılıklar vardır. Biz, son terörist teslim oluncaya veya
terör yuvaları temizleninceye kadar mücadeleden tarafız ve bu konuda kararlıyız.
Buna karşılık, AKP'nin tezi teröristin taleplerini siyasete ve anayasal düzene
indirerek karşılamak ve gönülleri hoş tutarak terörü sözde önlemek ama özde
dönüştürmektir.
Bu konuda en büyük yanılgıları eğer bir kasıt içinde değillerse terörü
bir kimlik sorunu olarak görerek, konuyu, milleti parçalayarak çözeceklerini
zannetmiş olmalarıdır. Oysa bu yaklaşım, kanlı terör örgütünün yıllardan beri
ulaşmayı hedeflediği ama bir yolla gösterilen direnç sayesinde ulaşamadığı nihai
hedeftir. Zira terör örgütü bütün gayret ve eylemlerine rağmen yıllarca siyasal
taban tutturamamış, emellerini gerçekleştirme yolunda fırsat bulamamıştır.''
''AKP zihniyetinin tamamen dış dayatmalardan beslenen ve bölgesel
oyunlardan kaynaklanan teslimiyetçi siyasetinin, tam ümitleri tükenme
noktasındayken PKK terör örgütüne yeni bir kapı araladığını'' öne süren Bahçeli,
''Bu ise bölücülüğün siyasallaşması yolunda yeni ve daha önemli bir vasıta olan
AKP kadrolarını kullanma imkanı vermiştir'' dedi.
''Bütün bu sürecin sorumlusu ve müsebbibi AKP hükümetidir. Yanlışı,
hatayı ve ihaneti başka adreste aramaya mahal yoktur'' diye konuşan Bahçeli,
şöyle devam etti:
''Bugün Mehmetçiği katledenlerin arkadaşları, dün Habur'da
davul-zurnalarla karşılanırken, bu namertliği 'umut verici gelişmeler' diyerek
izaha çabalayan bu hükümettir. Terör örgütü ile pazarlık yapan, açılım mezalimini
demokratikleşme olarak gören; şehide 'kelle', katile 'sayın' diyen bu hükümettir.
Irak'ın kuzeyinden gelerek vatanımıza kasteden şeref ve haysiyet yoksunlarını
destekleyen Peşmerge reisine 'abi' diyen bu hükümettir. Dağlıca'da, Aktütün'de
bayrağımızın yere düşmemesi, milletimizin rahat uyuması, bağımsızlığımızın
gölgelenmemesi için şehitlerimizin kanlarını yerde bırakan bu hükümettir.
Gazze'ye yardım konusunda aceleci olan, herkese kafa tutan; ama sıra PKK'ya
gelince efendilerine karşı tepkisiz kalan bu hükümettir. Zillete göz yuman,
İmralı canisini rahat ettiren, ABD'ye teslim olan, Irak'ta Müslüman kanının
akmasına seyirci kalan bu hükümettir. Çekilen her sıkıntının ve ıstırabın
sorumlusu, kanlı eylemleri gerçekleştiren hainler kadar bunlara fırsat ve cüret
veren bu Hükümet'tir, bu hükümetin Başbakanı Erdoğan'dır.''
Başbakan Erdoğan ve kadrolarının tükendiğini ileri süren Bahçeli,
''Hükümet yönetim kabiliyetini tümüyle yitirmiştir. Ülkemizin sorunlarının çözüm
insiyatifi AKP'nin elinden bütünüyle çıkmıştır. Milletin vicdanında meşruiyetini
de haysiyetini de kaybetmiştir'' dedi.
Devlet Bahçeli, ''Sahte kahramanlıklar, kuru hamasetten başka sığınacağı
istismar alanı kalmamıştır. Bugünkü Meclis aritmetiği AKP dışında bir hükümet
etme modeline kapalıdır. AKP içinde bir hükümet değişiminin Başbakan Erdoğan'ın
peşine takılarak sonuç getirmeyeceği de ortadadır. Milliyetçi Hareket Partisi bu
gerçekleri aylar öncesinden görerek 7 Ocak 2010 tarihini 'AKP'den kurtuluş günü'
olarak ilan etmiştir. Aradan geçen sürede yaşananlar bizi haklı çıkarmıştır.
Şimdi bu haklılığımızın millet vicdanında ve milli iradede tescili için
demokratik kuralların işletilmesi ve erken genel seçime gidilmesi şart olmuştur.
Türkiyemizin daha fazla oyalanacak vakti ve bekleyecek mecali kalmamıştır. Seçim
sandığı ülkemiz için kurtuluş olacaktır. O gün geldiğinde, Büyük Ortadoğu
Eşbaşkanı gidecek, Türk milletinin temsilcileri gelecektir. Yabancı başkentlerde
boyun eğenler gidecek, Dünyaya Başkent Ankara'dan bakanlar gelecektir'' diye
konuştu.
Tırmanan terör dalgasının bütün yurtta hassasiyeti artırdığını, öfke ve
haklı infiale neden olduğunu ifade eden Bahçeli, kalabalık cenaze törenleri ve
terörü lanetleyen gösterilerin bu durumun göstergesi olduğunu savundu.
Milletin, şehitlerini kucaklama yolunda gösterdiği kadirşinaslık ve
sahiplenme duygusunun her türlü takdirin üzerinde olduğunu belirten Bahçeli,
şunları söyledi:
''Çok şükür ki milletimizde bizi millet yapan hasletler hala yaşamakta,
bizi bir arada tutan manevi değerler canlılığını bütün tahribatlara karşı
korumaktadır. Ancak son gelişmelerle beraber gözlemlediğimiz iki önemli husus
dikkat çekicidir ve üzerinde durulması gerekmektedir. Birincisi, giderek
gerginleşen toplumun öfkesini yanlış mecralara boşaltacağı bir küçük kıvılcımın
büyük olaylara neden olması ihtimalinin artmış bulunmasıdır. Bu konuda hepimizin
dikkatli ve sağduyulu olması şarttır. İkincisi ise terörle mücadeleden başarı ile
çıkılacağına dair beklentilerin zayıflamış olması ve bu mücadelenin sorumlu
kurumları ve stratejileri ile birlikte sorgulanmaya başlanmasıdır. Bu iki husus
da son derece önemlidir ve terörle mücadelenin sonucunu doğrudan etkileyecek
kadar kritik hususlardır. Terörün özellikle bir yöremizde yoğunlaşıyor olması ve
artış göstermesi, burada olağan yönetimlerin yetersizliğinin işaretidir.
Zira gelişen olaylar münferiden, seyrek ve anlık değil, bir ya da birkaç
ili içine alacak kadar yaygın, örgütlü ve sistematiktir. Terör örgütü, hiç
olmadığı kadar sokak desteği almaya başlamış, hain emellerini alenen kitleler
üzerinden yaymaya ve meydan okumaya başlamıştır. Dilediği yerde eylem yapacak
hareket ve olay üstünlüğüne sahip olmuş, ülkemizin gündemini belirlemede
inisiyatif kazanmıştır. Birbiriyle yoğun irtibat ve koordinasyon gerektiren
terörle mücadele faaliyetlerinde kopukluk, dağınıklık, disiplin, uygulamada
beraberliğin yeterince olmadığı da açıktır.''
Bahçeli, güvenlik güçlerine ek imkanlar sunarak, kamu düzeninin istikrara
kavuşturulması için Olağanüstü Hal (OHAL) ilanı önerdiklerini anımsattı.
Medyada, ''bilindik çevrelerin ve mihrakların'' bu teklife yönelik
görüşlerine dikkati çeken Bahçeli, şunları kaydetti:
''Dikkatli olunuz ve takip ediniz; kim yıkım projesini sahipleniyorsa
sütunlarında OHAL'e de karşı olanlar aynıdır. Kim, dün hepimizin 'Ermeniyiz'
demişse, bugün OHAL'e karşı olanlar da aynıdır. Kim, Erbil'de Peşmerge
toplantılarına alkış tutmuşsa, bugün OHAL'e köşelerinde karşı çıkan onlardır.
Demek ki teklifimiz doğrudur, hedefimiz doğrudur, isabetimiz tamdır. Elbette ki
olağanüstü hal ilanı, yaşanan şartların bütünüyle değerlendirilmesi sonucu
verilecektir. Ancak 1987 yılında ilk ilan edildiği tarihten uzatılmadığı için
kalktığı 2002 yılına kadar OHAL'in varlığını gerektiren bütün şartlar bugün
fazlasıyla mevcuttur.
Şayet, açılımdan vazgeçilmesi, Kuzey Irak'a karşı caydırıcılık
stratejisinin uygulanması, Irak'ın kuzeyindeki terör yuvalarına geniş çaplı bir
kara harekatı yapılması, Kuzey Irak'ta geçici güvenlik kuşağı oluşturulması,
Kandil bölgesinin terör karargahı olmaktan çıkartılması ve terörist başının dış
dünyayla temasının kesilmesi gibi somut önerilerimizin yanı sıra olağanüstü hal
ilanına yönelik teklifimizin de dikkate alınmaması halinde, dökülecek kanların
sorumluluğu ve vebali nafile toplantı ve boş sözlerle oyalananların üstünde
kalacaktır ve unutmayalım ki aziz milletimiz süreci bir kez sorgulamaya başladığı
takdirde hiç kimse duyarsızlıklarının, körlüklerinin ve ihmallerinin bedelini
ödemekten kurtulamayacaktır. Türk milletinin sabrı, sadakati, saygısı ve desteği
sonsuza kadar hata yapmaya devam edeceklerin arkasında olmayacaktır. Buradan
muhataplarını uyarıyorum: Bilinmelidir ki bu ülkeye zarar verenler yalnızca
bölücü emellerin peşinde koşanlar değil, milletten aldığı siyasi sorumluluğun
farkına varamamış olanlarla kalemlerini kiralamış işbirlikçi zavallı
zihniyetlerdir.''(11:54)
siyasi taşerondur. PKK küresel silahlı taşerondur. Her iki taşeron, aynı
merkezden ama ayrı ayrı kanallardan ülkemizi yıkmak için küresel pazarlık usulü
ile yıkım ihalesini almışlar ve işe çoktan koyulmuşlardır'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, son günlerde
meydana gelen terör saldırılarını anımsatarak, şehitlere Allah'tan rahmet,
yaralılara acil şifalar, ailelere, millete ve silah arkadaşlarına sabır ve
başsağlığı diledi. Bahçeli, ''Dayanacak takatimiz, bekleyecek zamanımız ve
katlanacak tahammülümüz kalmamıştır. Boş sözlerle ve sonuçsuz beyanatlarla,
hamasi tesellilerle avunacak kimse de bulunmamaktadır'' diye konuştu.
''Bölücülüğü azdıranın AKP hükümeti olduğunun artık bilindiği'' görüşünü
savunan Bahçeli, ''Bu siyaset körlüğü, yanlış teşhisler, yıkıcı tedbirler, sözde
açılım denen ihanet projeleri devam ettiği sürece hain saldırıların ve aziz
evlatlarımızın kayıplarının sona ermesi ve milletimizin terör ve bölücülük
belasından kurtulması mümkün görülmemektedir'' dedi.
Bugünkü şartlar altında, Türkiye'nin, ancak savaş ortamında verilebilecek
kadar ağır kayıplarla sarsıldığını anlatan Bahçeli, ''Hükümetin bölücü terörle
müzakeresi kanlı terörün eylemlerini artırdığını ve teröriste yönelik tavizkar
yaklaşımların canileri inlerinden çıkartmakta teşvik edici olduğunu'' söyledi.
Devlet Bahçeli, şöyle konuştu:
''İyi şeyler olacak' denilerek başlatılan yıkım projelerinin bir yılı
aşan seyri ile 'umut verici gelişmeler' olarak tanımlanan Habur terörist
törenlerinin ardından yaşananlar maalesef kan, gözyaşı, eylem, ihanet olarak geri
dönmüştür.
Dün askerlerimizi şehit edenler, Başbakan Erdoğan'ın törenle kucakladığı
teröristlerin açılım arkadaşlarıdır.
Geldiğimiz noktada hiçbir tereddüt yoktur ki, Başbakan'ın bütün yıkım
projeleri iflas etmiş ve bu sapmanın bedeli ağır olmuş, can kayıpları olarak
Anadolu'muzun kutsal yuvalarına, aile ocaklarına geri dönmüştür. Bütün bu
olanlardan sonra bugün milletimiz yaşadıklarından ders çıkartmaya, karşısına
kanlı tablo olarak çıkan tehdidin gerçek sorumlularını, açılımın aktörlerini
görmeye başlamıştır. Bu bizim için bunca kayıptan sonra bir nebze olsun
tesellimizdir.
Bir başka tesellimiz ise ifadelerinde bir samimiyet varsa Başbakan
Erdoğan'ın sonunda pişmanlık emareleri göstermeye başlamış olması ve onca
işbirliği arayışından sonra PKK'nın birilerinin taşeronu olduğunu itiraf etmiş
bulunmasıdır. Bu beyanat bizim için çok önemli, ileriye bakabilmemiz açısından
ise ümit vericidir.
Zira PKK'nın arkasındaki güçlerin bu ülkenin Başbakanı tarafından
biliniyor olması, terörün çözümünde çok önemli bir aşama, Başbakan Erdoğan'ın
zulüm arkadaşlarına kadar varacak kirli zincirin ortaya çıkması demektir.''
Türkiye'nin, şimdi dikkatini Başbakan Erdoğan'ın ''terörün arkasında
olduğunu açıklayacağı isimlere çevirdiğini'' ifade eden Bahçeli, ''Ya bunları
Türk milletiyle paylaşacaktır ya da kendi sorumluluğunu başkalarına atan ve
bahane bulan ikiyüzlü siyasetçi olarak tarihe geçecektir'' dedi.
MHP Genel Başkanı Lideri Bahçeli, ''Şayet terörün arkasında oldukları
bilinmesine rağmen bu güçlere ve devletlere suskun kalınmışsa şehitlerin
vebalinin sorumluluğu kimde olacaktır? Eğer, PKK terör örgütü birileri tarafından
kontrol ediliyor ve bunu da Başbakan Erdoğan biliyorsa dökülen şehit kanlarının
sorumluluğundan nasıl kurtulacaktır? Başbakan Erdoğan, bu açıklamasının arkasında
durur ve sahip çıkarsa ülkemizi parçalamaya çalışan mihraklara karşı bilerek
tepkisiz ve korkak davranmışsa, bu tutumu vatana ihanet anlamına gelmeyecek
midir?'' sorularını yöneltti.
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''AKP küresel siyasi taşerondur, PKK küresel silahlı taşerondur. Her iki
taşeron, aynı merkezden ama ayrı ayrı kanallardan ülkemizi yıkmak için küresel
pazarlık usulü ile yıkım ihalesini almışlar ve işe çoktan koyulmuşlardır.
Aralarında yıkıma erişmek için kıyasıya bir rekabetin olduğu ancak son
gelişmelerle terör örgütünün ön aldığı anlaşılmaktadır.
Bu aşamada tam bir acziyet ve şaşkınlık yaşayan Başbakan'a tavsiyemiz,
ikircikli ve yanardöner tavrından vazgeçerek, terörle ve bölücülükle mücadelede
nerede duracağına ve kimin yanında yer alacağına açıklık getirmesidir. Bir yanda
ardından şiirler eşliğinde gözyaşı döktüğü ve törenle karşıladığı teröristlerle
kucaklaşmaya devam mı edecektir? Yoksa 'kelle' diye hitap ettiği şehitlerimizin
huzurunda gösterdiği sahte nedameti sürdürüp milletin merhametine mi
sığınacaktır? Bir yanda terörü lanetlemeyeni terörist olarak ilan etmeye devam mı
edecektir? Öte yanda, hemen yanı başında hükümetin Amerikalı üyesinin, elinden
kan damlayan hainleri 'kandırılmış çocuklar' diyerek şehitlerle bir tutmasını
sineye mi çekecektir? Bir yanda bölücülüğü meşrulaştırmak için İmralı canisiyle
pazarlıklara devam mı edecektir? Yoksa bunları unutup terör örgütü yıllarca kan
döktü, huzuru bozdu, gelişmenin ve demokrasinin önünde en büyük engel oldu demeyi
mi sürdürecektir? Bir yanda kanı yerde kalmayacak diyerek şehitler huzurunda
hamasi nutuklar atmaya mı devam edecektir? Yoksa terörün destekçisi, şehidimizin
katili, aşiret reisine kırmızı halılarını sermeyi mi sürdürecektir?''
''Başbakan'ın dün geri kalmışlığı terörün nedeni olarak görürken, bugün
terörün zenginleşme ve kalkınma nedeniyle çıktığını söyleyecek kadar buhrana
sürüklendiğini'' ileri süren Bahçeli, ''Bu hastalıklı ruh haline göre, terörün
azmasının nedeni el ele tutuştuğu bölücüler değil, sözde aynı cephede olduğumuzu
söyleme alçaklığını ve cüretini gösterdiği Milliyetçi Hareket Partililer'dir''
dedi.
Bahçeli, ''Ne tehditlerden korkarız, ne iftiralardan yılarız. Ne
hainlerle kucaklaşır, ne bozguncularla işbirliği yaparız. Bunun için AKP'ye
karşıyız. Bunun için hainlerin düşmanıyız'' diye konuştu. Bahçeli, şunları
söyledi:
''Başbakanın bölünme modeli demokrasi olacak, ancak bizim direnişimiz
bölücülük sayılacak. Bunu asla kabul etmeyiz. Hükümetin yıkımı açılım olacak,
bizim duruşumuz ayıp sayılacak. Bunu elimizin tersiyle iteriz. Teröristin döktüğü
kan unutulacak, biz ise kandan beslenmiş olacağız. Bu çürümüşlüğü lanetleriz.
Terörist törenle karşılanacak, oysa bizim şehide sahip çıkmamız eleştirilecek.
Küstah zihniyete hak ettiği cevabı veririz. Düzenlerin, tertiplerin, komploların
içinde olmayız. Olduğumuz gibi görünür, göründüğümüz gibi de oluruz. Biz
Milliyetçi Hareketiz. Dün ne isek bugün de oyuz. Dün milliyetçiydik, bugün de
oyuz. Dün de ayaktaydık bugün de varız. Hainlere inat, alçaklara inat, düşmanlara
inat, var olmaya da devam edeceğiz.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Başbakan
Erdoğan ve kadroları artık tamamen tükenmiştir. Hükümet yönetim kabiliyetini
tümüyle yitirmiştir. Erken genel seçime gidilmesi şart olmuştur. Türkiyemizin
daha fazla oyalanacak vakti ve bekleyecek mecali kalmamıştır. Seçim sandığı
ülkemiz için kurtuluş olacaktır'' dedi.
Bahçeli, ''Türkiye'nin terör örgütü üzerinden 26 yıldır süren düşmanca saldırı
altında olduğunu'' ifade etti.
''Verilen onca can ve mal kaybının, heba olan ekonomik potansiyelin,
israf olan beşeri gücün büyüklüğü karşısında bu mücadeleyi başka türlü
tanımlamanın imkanı kalmamıştır'' diyen Bahçeli, şöyle konuştu:
''Mücadelenin asimetrik olduğunu söyleyenler aslında terör örgütünün
arkasındaki küresel desteği saklamaya çalışanlardır. Bu belanın artık Türk
milletinin geleceğinden mutlaka ve kesin olarak defedilmesinin zamanı çoktan
gelmiş ve geçmektedir. Ancak burada bu defetme ve temizleme işleminin nasıl
yapılacağı konusunda ayrılıklar vardır. Biz, son terörist teslim oluncaya veya
terör yuvaları temizleninceye kadar mücadeleden tarafız ve bu konuda kararlıyız.
Buna karşılık, AKP'nin tezi teröristin taleplerini siyasete ve anayasal düzene
indirerek karşılamak ve gönülleri hoş tutarak terörü sözde önlemek ama özde
dönüştürmektir.
Bu konuda en büyük yanılgıları eğer bir kasıt içinde değillerse terörü
bir kimlik sorunu olarak görerek, konuyu, milleti parçalayarak çözeceklerini
zannetmiş olmalarıdır. Oysa bu yaklaşım, kanlı terör örgütünün yıllardan beri
ulaşmayı hedeflediği ama bir yolla gösterilen direnç sayesinde ulaşamadığı nihai
hedeftir. Zira terör örgütü bütün gayret ve eylemlerine rağmen yıllarca siyasal
taban tutturamamış, emellerini gerçekleştirme yolunda fırsat bulamamıştır.''
''AKP zihniyetinin tamamen dış dayatmalardan beslenen ve bölgesel
oyunlardan kaynaklanan teslimiyetçi siyasetinin, tam ümitleri tükenme
noktasındayken PKK terör örgütüne yeni bir kapı araladığını'' öne süren Bahçeli,
''Bu ise bölücülüğün siyasallaşması yolunda yeni ve daha önemli bir vasıta olan
AKP kadrolarını kullanma imkanı vermiştir'' dedi.
''Bütün bu sürecin sorumlusu ve müsebbibi AKP hükümetidir. Yanlışı,
hatayı ve ihaneti başka adreste aramaya mahal yoktur'' diye konuşan Bahçeli,
şöyle devam etti:
''Bugün Mehmetçiği katledenlerin arkadaşları, dün Habur'da
davul-zurnalarla karşılanırken, bu namertliği 'umut verici gelişmeler' diyerek
izaha çabalayan bu hükümettir. Terör örgütü ile pazarlık yapan, açılım mezalimini
demokratikleşme olarak gören; şehide 'kelle', katile 'sayın' diyen bu hükümettir.
Irak'ın kuzeyinden gelerek vatanımıza kasteden şeref ve haysiyet yoksunlarını
destekleyen Peşmerge reisine 'abi' diyen bu hükümettir. Dağlıca'da, Aktütün'de
bayrağımızın yere düşmemesi, milletimizin rahat uyuması, bağımsızlığımızın
gölgelenmemesi için şehitlerimizin kanlarını yerde bırakan bu hükümettir.
Gazze'ye yardım konusunda aceleci olan, herkese kafa tutan; ama sıra PKK'ya
gelince efendilerine karşı tepkisiz kalan bu hükümettir. Zillete göz yuman,
İmralı canisini rahat ettiren, ABD'ye teslim olan, Irak'ta Müslüman kanının
akmasına seyirci kalan bu hükümettir. Çekilen her sıkıntının ve ıstırabın
sorumlusu, kanlı eylemleri gerçekleştiren hainler kadar bunlara fırsat ve cüret
veren bu Hükümet'tir, bu hükümetin Başbakanı Erdoğan'dır.''
Başbakan Erdoğan ve kadrolarının tükendiğini ileri süren Bahçeli,
''Hükümet yönetim kabiliyetini tümüyle yitirmiştir. Ülkemizin sorunlarının çözüm
insiyatifi AKP'nin elinden bütünüyle çıkmıştır. Milletin vicdanında meşruiyetini
de haysiyetini de kaybetmiştir'' dedi.
Devlet Bahçeli, ''Sahte kahramanlıklar, kuru hamasetten başka sığınacağı
istismar alanı kalmamıştır. Bugünkü Meclis aritmetiği AKP dışında bir hükümet
etme modeline kapalıdır. AKP içinde bir hükümet değişiminin Başbakan Erdoğan'ın
peşine takılarak sonuç getirmeyeceği de ortadadır. Milliyetçi Hareket Partisi bu
gerçekleri aylar öncesinden görerek 7 Ocak 2010 tarihini 'AKP'den kurtuluş günü'
olarak ilan etmiştir. Aradan geçen sürede yaşananlar bizi haklı çıkarmıştır.
Şimdi bu haklılığımızın millet vicdanında ve milli iradede tescili için
demokratik kuralların işletilmesi ve erken genel seçime gidilmesi şart olmuştur.
Türkiyemizin daha fazla oyalanacak vakti ve bekleyecek mecali kalmamıştır. Seçim
sandığı ülkemiz için kurtuluş olacaktır. O gün geldiğinde, Büyük Ortadoğu
Eşbaşkanı gidecek, Türk milletinin temsilcileri gelecektir. Yabancı başkentlerde
boyun eğenler gidecek, Dünyaya Başkent Ankara'dan bakanlar gelecektir'' diye
konuştu.
Tırmanan terör dalgasının bütün yurtta hassasiyeti artırdığını, öfke ve
haklı infiale neden olduğunu ifade eden Bahçeli, kalabalık cenaze törenleri ve
terörü lanetleyen gösterilerin bu durumun göstergesi olduğunu savundu.
Milletin, şehitlerini kucaklama yolunda gösterdiği kadirşinaslık ve
sahiplenme duygusunun her türlü takdirin üzerinde olduğunu belirten Bahçeli,
şunları söyledi:
''Çok şükür ki milletimizde bizi millet yapan hasletler hala yaşamakta,
bizi bir arada tutan manevi değerler canlılığını bütün tahribatlara karşı
korumaktadır. Ancak son gelişmelerle beraber gözlemlediğimiz iki önemli husus
dikkat çekicidir ve üzerinde durulması gerekmektedir. Birincisi, giderek
gerginleşen toplumun öfkesini yanlış mecralara boşaltacağı bir küçük kıvılcımın
büyük olaylara neden olması ihtimalinin artmış bulunmasıdır. Bu konuda hepimizin
dikkatli ve sağduyulu olması şarttır. İkincisi ise terörle mücadeleden başarı ile
çıkılacağına dair beklentilerin zayıflamış olması ve bu mücadelenin sorumlu
kurumları ve stratejileri ile birlikte sorgulanmaya başlanmasıdır. Bu iki husus
da son derece önemlidir ve terörle mücadelenin sonucunu doğrudan etkileyecek
kadar kritik hususlardır. Terörün özellikle bir yöremizde yoğunlaşıyor olması ve
artış göstermesi, burada olağan yönetimlerin yetersizliğinin işaretidir.
Zira gelişen olaylar münferiden, seyrek ve anlık değil, bir ya da birkaç
ili içine alacak kadar yaygın, örgütlü ve sistematiktir. Terör örgütü, hiç
olmadığı kadar sokak desteği almaya başlamış, hain emellerini alenen kitleler
üzerinden yaymaya ve meydan okumaya başlamıştır. Dilediği yerde eylem yapacak
hareket ve olay üstünlüğüne sahip olmuş, ülkemizin gündemini belirlemede
inisiyatif kazanmıştır. Birbiriyle yoğun irtibat ve koordinasyon gerektiren
terörle mücadele faaliyetlerinde kopukluk, dağınıklık, disiplin, uygulamada
beraberliğin yeterince olmadığı da açıktır.''
Bahçeli, güvenlik güçlerine ek imkanlar sunarak, kamu düzeninin istikrara
kavuşturulması için Olağanüstü Hal (OHAL) ilanı önerdiklerini anımsattı.
Medyada, ''bilindik çevrelerin ve mihrakların'' bu teklife yönelik
görüşlerine dikkati çeken Bahçeli, şunları kaydetti:
''Dikkatli olunuz ve takip ediniz; kim yıkım projesini sahipleniyorsa
sütunlarında OHAL'e de karşı olanlar aynıdır. Kim, dün hepimizin 'Ermeniyiz'
demişse, bugün OHAL'e karşı olanlar da aynıdır. Kim, Erbil'de Peşmerge
toplantılarına alkış tutmuşsa, bugün OHAL'e köşelerinde karşı çıkan onlardır.
Demek ki teklifimiz doğrudur, hedefimiz doğrudur, isabetimiz tamdır. Elbette ki
olağanüstü hal ilanı, yaşanan şartların bütünüyle değerlendirilmesi sonucu
verilecektir. Ancak 1987 yılında ilk ilan edildiği tarihten uzatılmadığı için
kalktığı 2002 yılına kadar OHAL'in varlığını gerektiren bütün şartlar bugün
fazlasıyla mevcuttur.
Şayet, açılımdan vazgeçilmesi, Kuzey Irak'a karşı caydırıcılık
stratejisinin uygulanması, Irak'ın kuzeyindeki terör yuvalarına geniş çaplı bir
kara harekatı yapılması, Kuzey Irak'ta geçici güvenlik kuşağı oluşturulması,
Kandil bölgesinin terör karargahı olmaktan çıkartılması ve terörist başının dış
dünyayla temasının kesilmesi gibi somut önerilerimizin yanı sıra olağanüstü hal
ilanına yönelik teklifimizin de dikkate alınmaması halinde, dökülecek kanların
sorumluluğu ve vebali nafile toplantı ve boş sözlerle oyalananların üstünde
kalacaktır ve unutmayalım ki aziz milletimiz süreci bir kez sorgulamaya başladığı
takdirde hiç kimse duyarsızlıklarının, körlüklerinin ve ihmallerinin bedelini
ödemekten kurtulamayacaktır. Türk milletinin sabrı, sadakati, saygısı ve desteği
sonsuza kadar hata yapmaya devam edeceklerin arkasında olmayacaktır. Buradan
muhataplarını uyarıyorum: Bilinmelidir ki bu ülkeye zarar verenler yalnızca
bölücü emellerin peşinde koşanlar değil, milletten aldığı siyasi sorumluluğun
farkına varamamış olanlarla kalemlerini kiralamış işbirlikçi zavallı
zihniyetlerdir.''(11:54)
