2010-02-16 - 15:54
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada ekonomideki gelişmeleri ve TEKEL işçilerinin eylemini değerlendirdi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken de ''peşkeş çekmedik''
derken gerçeği yansıtmadığını savunarak, ''TEKEL işçisine 4-C dışında işine
devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim hakkı' diye bize boş edebiyat
taslıyorsun, ondan sonra TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış tesisi,
bir yandaşına, tanıdığına tahsis ediyorsun'' dedi.

Sanayi üretiminde beklenen atılımın çıkmadığını ifade eden Baykal, kaygı
verici noktaya gelen işsizliğin artarak devam ettiğini söyledi. Baykal, iktidarın
izlediği ekonomi politikalarının, işsizliği ortadan kaldırmayı amaçlayan bir
politika olmadığını savundu.

Nüfusun ve kentleşmenin arttığını ancak çalışmak isteyen kişi sayısının
azaldığını belirten Baykal, kasımda işgücü arzının 308 bin azaldığını, işe talip
olunmadığını söyledi. Baykal, ''Bu ayın özelliği ne, acaba define mi buldular?
Zengin oldum, çalışmaya ihtiyacım yok, dışarıdan kaynak mı geliyor diyorlar''
diye sorarak, 233 bin kişinin işini kaybettiğini kaydetti.

Baykal, Türkiye'nin en temel konusunun işsizlik olduğunu, işsizliğin
giderek artmasının altında, tarımın çökertilmesinin yattığını söyledi. Baykal,
2,5 milyon kişinin topraktan kopartıldığını dile getirerek, tarımı, ''ekonomide
işsizliği emen süngere'' benzetti. Baykal, tarıma harcanan paranın, ''helal''
para olduğunu, tarımın yanı sıra hayvancılığa da sahip çıkılması gerektiğini
kaydetti.

Türkiye'nin, tarım ve sanayisine sahip çıkarak kalkınacağını vurgulayan
Baykal, Atatürk'ün, İnönü'nün bu anlayışla yola çıktığını, ülkeyi kalkındırmak
için çaba harcadıklarını söyledi. Baykal, bunun, Menderes, Bayar, Demirel
dönemlerinde de götürüldüğünü anlattı.

Baykal, işsizlikle mücadele için yapılması gerekenlerden birinin GAP'ın
bitirilmesi olduğunu ifade ederek, ''Siyasal değişimin gerçekleşmesine yakın bir
süre kala, siyasi değişim öncesi, ne söylediğimizi bilerek söylüyorum, GAP'ı
hızlandırmayacağız, bitireceğiz'' dedi.

Deniz Baykal, iktidarları dönenimde, üniversiteye giriş sınavlarını,
ÖSS'leri kaldıracaklarını ifade etti.

Doğu ve Güneydoğu'da kurulan fabrikaların, ''zarar ediyor'' denilerek
kapatıldığını ileri süren Baykal, zarar etse de bu fabrikaların çalıştırılması
gerektiğini savundu.

''ÖNCE SEN YEME YETİM HAKKINI''

TEKEL işçilerinin eylemine de yer verdiği konuşmasında Baykal, işçilerin,
sükunetle, sabırla, çile çekerek, bedel ödeyerek bir acıyı yaşadığını, toplumla
da bunu paylaştığını anlattı.

Baykal, işçilerin, kimseye zarar vermediğini, vitrinlere taş atmadığını,
vicdanları harekete geçirmeye çalıştığını ifade ederek, Türkiye'de de vicdanların
harekete geçtiğini söyledi. Baykal, kişilerin hak mücadelesi verme şansının
olabileceğinin gösterildiğini, korkunun da buradan kaynaklandığını ileri sürerek,
sözlerini şöyle sürdürdü:

''(Aman ha burada bastıralım, yol olmasın) anlayışı içine girmişlerdir.
Demokraside yol budur, hak mücadelesidir. 'Sen benim işyerimi satıyorsun,
satarken beni yok sayıyorsun, fabrikanın taşı, duvarı gibi bakıyorsun, fabrikayı
satarken, beni de satabileceğini zannediyorsun, hala Ortaçağ'daki serf anlayışı
senin kafanda, çalışanıyla bunu satarım diyorsun.'

'Yetim hakkını yedirmem' diyorsan, önce sen kendin yeme o yetim hakkını.
Bugünkü insanlar yetim hakkını yeme alışkanlığı olan insanlar değil, kendisi
yetim, mağdur, mazlum. Onların sırtından kahramanlık yapmaya çalışıyor.
Sözlerinin aslı, astarı yok. En son, 'Kimseye TEKEL'de ne menkul ne gayrimenkul
peşkeş çekilen bir şey yoktur' diyor Başbakan. Başbakanlık Denetleme Kurulunun
raporlarını oku, o raporlarda bütün bu özelleştirmenin, satışın, nasıl bir peşkeş
olduğu, 100 tane örneğiyle yazılı. Yanlışları teker teker, devletin denetim
kurumları, senin iktidarında koymuş. Sen iktidarı bir kaybedersen, orada birileri
yanlış aramaya kalkarsa, bakalım onlar neler bulur, neler çıkarır. Peşkeş çekilen
bir şey yokmuş, duy da inanma. ''

TEKEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ BİNASININ TAHSİSİ

Baykal, İstanbul Unkapanı üzerinde 5 katlı, Galata'yı, Marmara'yı gören,
son derece değerli TEKEL Genel Müdürlüğü binasının, TEKEL'den alınarak, Maliye
Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğüne devredildiğini kaydetti.

Bu devir kararını Özelleştirme Yüksek Kurulunun aldığına işaret eden
Baykal, kurul üyelerinin ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Mehmet
Şimşek, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz olduğunu söyledi.

Baykal, şunları kaydetti:

''Bu arkadaşlar bir araya gelmişler, TEKEL'in yüzük taşı, pırlanta
değerindeki gayrimenkulünü, TEKEL'den Milli Emlak Genel Müdürlüğüne intikal
ettirme kararı almışlar. Devlete geçmiş, sonra ne olmuş? 300 genel müdürlük
çalışanı, Kartal'a gönderilmiş -Kartal'daki durumu da sonra konuşuruz, orada da
konuşulacak çok şey var- Hibe edilen binayı, Maliye Bakanı 4 özel hastanesi
bulunan, Medipol Grup'a, Metropolitan Sağlık ve Eğitim Hizmetleri A.Ş'ye tahsis
etmiş. Kimseye haber vermeden, ihale yapmadan, özel hastanecilik alanında
faaliyet gösteren bir şirkete devredilmiş. Bu şirket anlaşılıyor ki çok etkin bir
şirket olmalı. Bu şirkete, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi de Belediye Şehir
Planlama Dairesinin muhalefetine rağmen Göztepe Kavşağındaki 12 dönümlük
arazisine imar izni vermiş. Şehir Plancıları Odası, 'bu ayrıcalıklı imar iznidir'
diye görüş bildirmiş. TEKEL işçisine sen işçi statüsünde, 4-C uygulaması dışında,
yıllardır çalıştığı çerçevede işine devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim
hakkı' diye bize boş edebiyat taslıyorsun, ondan sonra çıkıyorsun, bu milletin,
TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış olan tesisi, bir yandaşına,
tanıdığına tahsis ediyorsun. Nedir peşkeş, bundan daha ala peşkeş var mı?
Başbakan ne yapıyor, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken gerçeği yansıtmıyor,
'peşkeş çekmedik' derken yine gerçeği yansıtmıyor. TEKEL işçisi, bu hükümeti çok
rahatsız edecek, iktidarı asker değil, TEKEL işçisi ve bakkallar götürecek.''

TEKEL işçilerine, '''Yıkarız, oradaki çadırları kaldırırız, ayın sonuna
kadar süre, sonunda sizi oradan süreriz'' dendiğini belirten Baykal, ''Bu
çadırlarla uğraşma ve yıldırma mücadelesinde ortaya attıkları tehditler işlemedi.
Kullanmadığı bir tehdit var, önümüzdeki günlerde bir de onu kullansın, işçilere,
'sizi buradan alırım, Silivri'ye Ergenekon mahkemesine taşırım' desin. Tek
başvurulmamış tehdit budur. Önümüzdeki dönemde, belki TEKEL işçilerini Ergenekon,
Silivri korkutur'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran
o Habur girişinin arkasında gelenlere verilmiş bir teminat vardır.
Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi tutuklayarak cezaevine
atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle gelmişlerdir'' dedi.

Baykal, partisinin grup toplantısında eski milletvekili Hatip Dicle'nin
terör örgütü PKK üyelerinin Habur'da teslim olmalarına ilişkin iddialarını
değerlendirdi.

Dicle'nin iddialarını mahkemedeki ifadesinde ortaya koyduğunu söyleyen
Baykal, kürsüden bu ifade metnindeki bazı bölümleri okudu. Dicle'nin ifadesinde,
İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın teslim olan terör örgütü üyelerinin
tutuklanmamalarına ilişkin olarak ''Hakim ve savcılar ayarlandı. Geldikleri gibi
geçecekler'' sözlerini kullandığının yer aldığını belirten Baykal, ''Bu tanıklık
ortaya koyuyor ki bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran o Habur girişinin arkasında
gelenlere verilmiş bir teminat vardır. Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi
tutuklayarak cezaevine atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle
gelmişlerdir'' diye konuştu.

Habur'da teslim olanların bir tereddüt, kaygı içinde olmadıklarının,
aksine sevinç içinde bulunduklarının görüldüğünü anlatan Baykal, şöyle devam
etti:

''Başbakan bugün cevap veriyormuş, 'Silivri'de de mahkeme var'. Evet,
mahkeme kuruldu orada. 'Öcalan İmralı'da yargılandı'. Evet İmralı'da yargılandı.
Burada ne oldu? Tahliye edildi bitti. Yargılama nerede? Tahliyeye gittiler,
tahliyeye... Yargılamaya değil. Tahliyeye hakim, savcı gönderdin sen, yargılamaya
değil. Çok açık, çok net. Şimdi anlıyoruz ki o gelişten önce İçişleri Bakanı
kendi Bakanlığında değil, gizlice Atatürk Orman Çiftliği'nde Tarım Bakanlığı'na
ait bir çalışma yerinde gizlici buluştu. Kiminle buluştu? DTP'nin Genel
Başkanıyla. Gizli bir buluşma. İçişleri Bakanı, Tarım Bakanlığına ait bir gizli
yerde buluşuyor. Bu sonradan ortaya çıkıyor. 'Ne yaptınız, neyin pazarlığını
yaptınız?' diye o zaman soruldu. İnandırıcı bir cevap veremediler. O zaman da kem
küm... Olayı geçiştirmeye çalıştılar. Şimdi anlıyoruz onlar konuşulmuş. Buraya
gelenler bu güvenle geldiler.''

''ERGENEKON''

İçişleri Bakanı Atalay'ın olayın taraflarının sözlerine değil de bir
sanığın ifadesine inanılmasını eleştirdiğini kaydeden Baykal, ''Hatip Dicle böyle
söylüyor, ona inanılmaz demeye getiriyorlar. Bunu söyleyenlere hatırlatmak
isteriz ki sizin Ergenekon davanızın temelindeki Danıştay cinayetiyle ilgili
davanın bütün dayanaklarını ortaya koyan kişi meşhur Osman Yıldırım bütün
Ergenekon ve Danıştay davasının ana dayanak noktasıdır'' dedi. Baykal, bu kişinin
hakkında geçmişte çeşitli mahkemelerce verilen cezaları okudu.

Baykal, günün birinde belki bir savcı ya da hakimin de ''Ne acı günler
yaşadık. Bize ne baskılar yaptılar. Bizi Habur'a sürdüler. Oralarda ne kararlar
aldılar. Vicdanım bunu kabul etmiyor'' diyerek anılarını yazabileceğini ifade
ederek, ''Bu işler böyle. Gerçekler ebediyen saklı tutulamaz. Bir yerden çıkar.
Bu işin doğrusu; evet maalesef bu iş olmuştur. 'Ben öyle demedim...' Vallahi
dedin mi demedin mi bilmiyorum ama yaptığın ortada. Ayarlanmadan bu iş olmaz.
Ayarlanmadan o mahkemeler oraya gitmez. Ayarlandı. Ayarlandığı da işin içindeki
birisi tarafından ifade edildi. Şimdi biz bunu tekrar milletin önüne koyacağız ve
İçişleri Bakanı'nı hesap vermeye çağıracağız'' diye konuştu.

''ORADA O BABAYİĞİT YOK''

Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'nin konuya ilişkin vereceği
gensoru için ''bir şey olmayacağını biliyorlar yine de veriyorlar'' ifadesini
kullandığını söyleyerek, şöyle devam etti:

''Orada oy verecek olanlar senin emir kulunsa, senin kapı kulunsa, senin
talimatınla oy vereceklerse o bizim ayıbımız değil. Biz, tarihe karşı görevimizi
yapıyoruz. Yarın çıkarlar derler ki 'Türkiye'de bu kadar maskaralık yapılırken,
hukukun ırzına geçilirken siz anamuhalefe olarak ne yaptınız?' Sorumluluğumuzun
gereğini yapıyoruz. Zulme engel olamazsan hiç olmazsa zulüm karşısında tepki
göster, boyun eğme. Biz, yapabileceğimizi yapıyoruz. 'Burada yanlışlık var,
haksızlık var' diyoruz. Ve bunun böyle olduğu da çok açıktır. Hiçbir vicdani
tereddütümüz yoktur, çok net biliyoruz ki bu ayarlanarak yapılmıştır. Şimdi yalan
söyleyerek, korkarak, gerçekleri saklayarak bu işi örtbas etmeye çalışanlar
olabilir ama bu onların ayıbını daha da artırır. Çıkıp yüreklice 'ne yapalım
memleketin menfaati bunu gerektiriyordu, yaptık' diyebiliyorlar mı? Diyemiyorlar.
Bir defa memleketin menfaatine değil. Ayrıca yaptık diyecek babayiğit... Orada o
babayiğit yok.''

Bu ''ayarlamanın'' kapsamının ve içinde kimlerin olduğunun sorgulanması
gerektiğini de savunan Baykal, böyle bir iddianın başka nelerin ayarlanmış olduğu
sorusunu akla getirdiğini söyledi.

İktidarın önce yandaş bürokrasi, ardından da yandaş medya yarattığını öne
süren Baykal, gelinen noktada ise yandaş yargı oluşturma çabası içinde olduğunu
iddia etti. Esas projenin yandaş yargının bütün ülkeye yerleştirilmesi olduğunu
öne süren Baykal, ''Bu tablo artık net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Gerektiği
zaman Habur'da diyecek ki 'tahliye et kardeşim teröristi.' Sonra Ergenekon'da
diyecek ki 'vatanseveri de mahkum et.' Orada tahliye, burada da mahkum et. Bunu
diyecektir. Bu önümüzdeki manzaradır. Buna karşı hep beraber gerekli mücadeleyi
veriyoruz'' diye konuştu.

Baykal, cumhurbaşkanının görev süresinin tartışmaya yer olmayacak şekilde açık olduğunu
belirterek, ''Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ne zaman seçilmiş olursa olsun bu
Anayasa göre o süre içinde görev yapar o da 5 yıldır'' dedi.

Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanının
görev süresine ilişkin tartışmalara değindi.

Görev süresini tartışmaya açacak bir durumun bulunmadığını ifade eden
Baykal, durumun açık ve net olduğunu, Anayasanın bu konuyu düzenlediğini, buna
göre de cumhurbaşkanının görev süresinin 5 yıl olduğunu kaydetti.

Anayasa'nın bütün maddeleriyle yürürlükte olduğunu belirten Baykal, kamu
hukukunda müktesep hak anlayışının da söz konusu olamayacağını savundu. ''Çok
açıktır, çok nettir. Bu hukukun gereğidir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ne
zaman seçilmiş olursa olsun bir pazarlıkla kimse bir yere gelmiş değildir,
Anayasa ile kimse pazarlık yapmamıştır, Anayasanın kimseye verilmiş özel bir
imtiyazı yoktur, cumhurbaşkanı bu Anayasa göre o süre içinde görev yapar o da 5
yıldır'' diyen Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Birileri uzatmak istiyor ya uzatmanın gereklerini de göze alamıyorlar,
uzatmanın gereği Anayasa değişikliğidir. Önce 'Kürt açılımı' dediler, fiyasko.
'Ermeni açılımı' dediler, fiyasko. 'Anayasa değişikliği' dediler, arkasından
'referandumu kaybederiz, geçiremeyiz, millet bize tepki gösterir' diye
vazgeçtiler. Şimdi cumhurbaşkanlığına geldi iş. Ermeni açılımı, Kürt açılımı,
Anayasa açılımı derken iş cumhurbaşkanlığı süresini nasıl kurtarırız... Nasıl
kurtarırız, halka başvurmadan nasıl kurtarırız? Kurtarmanın yolu geçici maddeyi
düzenlersin, getirirsin, oylatırsın. 'Yok o zaman belli olmaz geçmeye bilir' E ne
yapacaksınız? 'Yüksek Seçim Kurulu karar alsın'. Birisi de diyor ki 'Yüksek Seçim
Kurulu olmaz, çünkü Yüksek Seçim Kurulu Anayasa göre karar alabilir'. Herkes
zaten Anayasaya göre karar alacak. 'Anayasa göre karar almasın, Meclis kararıyla
biz hallediverelim' diyorlar. Diyecekler ki 'Anayasa falan başvurmayın bu 7
yıldır' diyecekler bir kararla. Sonra cumhurbaşkanı 5 yıldan sonra da Anayasa
göre süresi bittiği halde orada cumhurbaşkanı olarak devam edebilir
zannediyorlar. Peki o cumhurbaşkanının altına imza atacağı kanunu, bu kanunda
cumhurbaşkanı olarak imza atan kişi, süresini doldurmuş bir kişidir diye şeklen
iptali için Anayasa Mahkemesine birisi götürürse ne olacak? Bunları ben
söylüyorum ki arkadaşlar tezgahlarını ona göre kursunlar. Buralardan da bir çıkış
yolu yoktur, çok açıktır, 5 yıldır''

Baykal, ''Anayasa değiştireceğiz'' diye yola çıkanların, şimdi halktan,
Anayasadan, referandumdan kaçar, iktidarlarını biraz daha sürdürebilmek için yol,
yöntem arar hale geldiğini ileri sürdü.

''VALİ Mİ MAHKUM OLDU, BAŞBAKAN MI MAHKUM OLDU?''

İktidarın halktan oy isterken sergilediği manevi değerlerden giderek
uzaklaştığını, bir çöküntü içine girdiğini iddia eden Baykal, ''7 yıl sonra
geldiğimiz noktada AKP sadece gömleğini değiştirmemiştir, ahlakını da
değiştirmiştir'' dedi. Bunun millet tarafından da anlaşıldığını belirten Baykal,
işin devlet imkanlarını kullanarak istismara dayandığını söyledi. Baykal,
''Geçenlerde bir vali mahkum oldu. Aslında vali mi mahkum oldu, Başbakan mı
mahkum oldu? O vali o işi niye öyle yaptı, kim yaptırdı onu? Valiyi mahkum
ediyorsunuz, valiye bu talimatı veren adam ne olacak? Ona sonra bakarsınız?
diyor'' şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın moralini bozanın ''seçim anketleri, gelecek kaygısı
ve hesap sorulması endişesi olduğunu'' savunan Baykal, CHP'nin ise gerçekleri
anlatmaya devam edeceğini söyledi.

Baykal, ''Başbakan'ın hakaretlerine bile artık değer vermiyorum.
Başbakanın kendisi acınacak bir noktadadır. Başbakan sıkıştıkça, yanlışları
ortaya çıktıkça, foyası döküldükçe, gerçek görüldükçe bizlerle kavga açarak,
bizlere hakaret ederek, bizlere suçlama yaparak gerçekleri örtbas etme çabasına
kesinlikle fırsat vermeyeceğiz. Bildiklerimizi söylemeye, Başbakan'ın yaptığı
yanlışları anlatmaya devam edeceğiz. Günü geldiği zamanda Başbakan'dan bunların
hesabını sonuna kadar soracağız'' dedi. (15:54)