2013-04-17 - 16:00
MHP'Lİ YENİÇERİ'NİN BASIN TOPLANTISI?
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında şehit ve asker ailelerine yardımın, çözüm sürecine tepkiyi azaltmak için verilen "sus payı" olduğunu iddia ederek, teröristlerin çekilmesinin sorunu çözmeyeceğini savundu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında şehit ve asker ailelerine yardımın, çözüm sürecine tepkiyi azaltmak için verilen "sus payı" olduğunu iddia ederek, teröristlerin çekilmesinin sorunu çözmeyeceğini savundu.

MHP Ankara Milletvekili Yeniçeri, terör örgütü üyelerinin sınır dışına çekilmesinin, Kuzey Irak'taki ana kamplarına dönmeleri anlamına geleceğini ifade etti ve "Bu durumda yaptığımız iş, bin 500 teröristi Türkiye'deki kamplardan Kuzey Irak'taki kamplara nakletmek midir! Adamların kamplarını değiştirmesini sağlamaya çözüm mü diyoruz." diye konuştu.

Terör mağduru yakınlarına da istihdam hakkı verildiğini belirten Yeniçeri, halkın, PKK'lıların da terör mağduru sayılıp sayılmayacağını merak ettiğini ifade ederek sözlerine şöyle devam etti:

"Teröristler biz öldürmeyeceğiz ama siz de bunun karşılığında Anayasadan "Türk" kavramını çıkartın, komisyonlar kurarak bize haklılık verin, Akil adamlar görevlendirerek bizi dinleyin ve biz ne istiyorsak onu yapın" diyorlarsa bu kötüdür. Dağdaki "bin beş yüz terörist, silahlarını gömerek ya da bırakarak Türkiye sınırlarını terk edeceklerdir". Dağlara bahar havası gelecektir.

İktidarın akilleri, akademisyenleri ve sivil sözcüleri bu ve buna benzer sözler etmektedir. İyi de ülkede kitle katliamları yapmış, Mehmetçik şehit etmiş PKK'lıların silahlarını bırakarak sınırın dışına gitmesine izin verilmesi sorunu çözer mi? Yoksa durumu daha karmaşık hale mi getirir?

Zira Türkiye'de eylem yapan teröristlerin kampları zaten sınırın öbür yanındadır. Teröristler Avaşin, Hakurk, Haftanin vb sınırın öte yanından bulunan kamplardan gelip Türkiye'deki karakollara saldırmaktadır. Teröristler sınırın öte yanına gitmesi, merkezi üslerine dönmesi anlamına gelmektedir. Bu durumda teröristler sınırın öte yanındaki kamplarda silahlarının namlularını Türkiye'nin ensesine dönük biçimde bekleyeceklerdir. İstekleri yerine getirilmediğinde ya da canları istediğinde sınırı geçerek karakollara saldırabileceklerdir.

İmralı'daki terörist başı "heyet kabul etti. Mektup yazdı, talimat verdi, çekilin dedi" gibi söylemlerle teröristler çekiliyor mu? "Yüz kişilik terörist gurup çekildi. Dağlara bahar geldi" söylemleri ne kadar gerçeği yansıtıyor? PKK'lılar "dağlardan çekildi" denilse bile dağlarda ne kadar terörist olduğunu kimse bilmiyor. Çekilmenin denetimi de olmayacağına göre ne kadar terörist çekildi, nereye çekildi, silahlarını ne yaptılar? Bunu kim, nereden bilecek? PKK'lıların büyük bir kısmı yöredeki köylüler, köylerine gidip, kendilerini kamufle edip, uygun zamanı beklemeyeceklerini kim garanti edecektir?

Nitekim PKK'nın kurucu elebaşlarından Duran Kalkan'ın 13 Nisan'da Sterk TV'de şunları söylüyor: "Söz konusu iddiaların hiçbir geçerliliği yok. Herkes yerli yerinde ve gerilla ateşkes konumundadır. Gerilla pozisyonunu sürdürüyor. Bu konuda ne geri ne de ileriye dönük herhangi bir değişiklik yok. Yeni bir talimat da gerilla komutanlığında yoktur. Herhangi bir talimat karargâha ulaşmamış, birliklere de öyle bir talimat verilmemiştir. Herkes mevziinde ateşkes konumunda kendini savunuyor, meşru savunma konumunda bekliyor, sürecin gelişimini izliyor..."

Murat Karayılan adlı kanlı örgütün ele başısı ise "PKK'lıların silahlarını KCK'lılara teslim edeceklerini" söylediği biliniyor. Türk milleti üzerinde psikolojik operasyon yapan, manipülasyoncu akiller, iktidar yetkilileri ve iyi niyetli bölücüler, terörist çekildi-çekilecek diyerek, kendi kendilerine "gelin-güvey" oluyorlar.

Terör sorunu çözülmezse "yandık, bittik, öldük, mahvolduk" söylemleri terörü bitirmekten çok teröristleri güçlendirmeye, morallerini ve talep çıtalarını daha da yükseltmeye yaramaktadır. AKP'nin görevlendirdiği Akil insanlar da barış için hem görüşlerini hem de talepleri basın yoluyla seslendirmeye başladılar. Çözüm önerileri şunlar: Türkler Kürtlere borcunu ödesin! Türkler Kürtlerden özür dilesin! PKK'ya iade-i itibar yapılsın, PKK'lı teröristlere tazminat ödensin! Öcalan serbest bırakılsın! "Türk üst kimliği bölücüdür","Türkler, Kürtlere borçludurlar. Türk devletinin Kürtlere borcunu ödeme zamanı geldi. Barışın gelmesi için bu borcun ödenmesi lazım"."?Türkiye Suriye Kürtlerine barış elini uzatsın. Özgür Suriye Ordusu'na verdiği desteği Suriye Kürtlerine de versin".

Barış ya da çözüm olmazsa ne olacağını ise İzmir'de bir akil adam açıklıyor: "Süreç sekteye uğrarsa Kürtler hayal kırıklığına uğrar. PKK ile işte o zaman baş edilemez? AVM'ler, Metrolar patlar." diyorlar

Tehdit, şantaj, bölücülük, korkutma ve suçlama adına ne varsa Akil adamlar onu yapıyor! Barış dedikleri budur! Emine Ayna, "Bu sürece bir ad verilecekse; sadece başkan Öcalan'ın çabasıyla ölümleri durdurma sürecidir. Öcalan ölümleri durdurmaya çalışıyor" dedi. Ayna şunları söylüyor: "AK Parti bizi aptal yerine koymasın. Bu süreci başlatanın Öcalan olduğunu biliyoruz".

AKP'nin çözüm ya da barış adı altında yaptığı Bebek Katili Öcalan'ın çizdiği yol haritasını uygulamaya koymaktan ibarettir. Süreç dedikleri Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünün çözülmesini sağlayacak adımların atılmasıdır.

T.C.nin Güneydoğu'da tabelalardan silinmesi, Ne Mutlu Türküm Diyene sözlerinin kazınması özde terörist başına yönelik olarak yapılmış bir jesttir. Başbakan Erdoğan'ın, durup dururken "eyalet" sistemine 2023'de geçilebileceği söylemesi de terörist başına verilen bir güvencedir..
AKP, Türk milletinin egemenlik yetkisini terör örgütü ele başsısıyla paylaşmakta tereddüt göstermemiş, şehidi "kelle", askere "üç-beş Mehmet" olarak nitelemekten çekinmemişlerin partisidir. Türk Milletinin güvenliğini, İmralı'daki terörist başının insafına terk etmiştir. AKP, T.C'yi tabelalardan, Türk milleti kavramını anayasadan çıkarmak isterken suçüstü yakalanmıştır. Halkın yaygın öfkesi ve tepkisini görünce TC'yle ilgili olarak aldıkları karardan vaz geçmişlerdir.

Şimdi Başbakan Asker ve Şehit ailelerine yönelik olarak bir paket açıkladı. Yoksul asker ailelerine 250 lira yardım, vazife malullerine maaş ve 2 istihdam hakkı, terör mağduru yakınlarına bir istihdam hakkı, şehit yakını ve gazilere su ve elektrikte indirim, vazife malullerine 73 bin lira faizsiz indirim. Başbakan Erdoğan'ın Askere ve Şehitlere yönelik olarak bu düzenlemeyi zamanında niye yapmadığını ve tam da akillerin Anadolu'yu kasıp kavurduğu bir zamanda niye yapıyor diye sormak gerekiyor?

Bunun Türkiye Cumhuriyeti Devletini PKK karşısında aciz duruma düşüren sözde "barış ve çözüm sürecine" olan tepkiyi azaltmak için yapıldığı açıktır. Askere ve şehit yakınlarına sus payı olarak verilen bu pakette "terör mağduru yakanlarına da bir istihdam hakkı veriliyor. Türk halkı, bu noktada PKK'lıların da "terör mağduru" sayılıp-sayılmayacağını merak ediyor. AKP iktidarı, PKK ile birlikte TC'ye karşı yürüttüğü sürece karşı çıkan asker ve şehit yakınlarını rüşvet ve parayla, MHP'yi ise tehdit ve şantajla susturmaya çalışıyor.

Rıza Zelyut Güneş Gazetesindeki köşesinde şunları yazmıştır: "Başbakan durdu durdu neden Devlet Bahçeli için "Soruşturun!" emri verdi? Neden 2 yıl önceki bir konuşması şimdi gündeme getirildi? Neden o savcı şimdi dosya düzenleyip de "Bahçeli'nin dokunulmazlığını kaldırın!" dedi. Sebep çok açık: Sayın Bahçeli "Çözüm süreci" denilen yıkım sürecine yiğitçe karşı çıkıyor".

Durum yeterince açıktır. Başbakan Erdoğan devri iktidarında, neredeyse Türkiye'de yandaşlarının üzerine geçirmediği mülk kalmamıştır. AKP medyasının, AKP'li gazetecilerin, AKP STK'larının, AKP'li iş adamlarının, AKP'li bürokratların, AKP'li şirketlerin sahip olduğu servet devletle mukayese edilmez boyutlara gelmiştir." şeklinde konuştu.

H. Alper Durmaz