2009-10-20 - 16:01
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 2010 bütçesinin, ''iddiasız, durumu idare etmeye yönelik, önemli tercihler ortaya koyamayan ve gerçekçiliği tartışmalı bir bütçe tasarısı'' olduğunu ileri sürdü.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada gündemdeki
konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye'nin öncelikli sorununun ekonomik sıkıntılar olduğunu ifade eden
Baykal, CHP olarak bu konuyu gündeme getirmeyi ısrarla sürdüreceklerini
söyledi.
Baykal, 2010 yılına ilişkin bütçe tasarısının hükümetin ekonomi
politikasında yanlışlarını bir kez daha ortaya koyduğunu ileri sürerek, 2009 yılı
bütçesi ortaya konduğunda da gerçekçi olmadığını ifade ettiklerini ancak
Hükümetin bu uyarılarını dikkate almadığını söyledi.
Küresel ekonomik krizi yaşanırken Türkiye'nin gerçeklerden kopuk,
geçerliliği olmayan bir bütçe ile yönetildiğini iddia eden Baykal, büyüme
rakamları açısından da hedeflerin tutturulamadığını anlattı.
Baykal, AK Parti hükümeti iş başına geldiğinde, Türkiye'nin dünyada
gelişme yolundaki 146 ülke arasında 29. sırada yer aldığını, şimdi ise konumunun
hızla gerilediğini ve 136. sıraya düştüğünü belirtti.
Türkiye'de ekonominin giderek daraldığını, işsizlik ve sıkıntıların
giderek arttığına dikkati çeken Baykal, ''Bu tablonun arkasında AKP'nin zaman
zaman ortaya çıkan yanlış politikaları, umursamazlığı, siyasi yönlendirmeleri,
siyasi angajmanları temel neden olarak yatmaktadır. AKP iktidarının ekonomik
karnesi tartışma götürmez bir biçimde bu tabloyla gözükmektedir'' diye konuştu.
2010 bütçesinin bu tablo içinde hazırlandığını ifade eden Baykal, ''Bu
bütçe fevkalade iddiasız, durumu idare etmeye yönelik, önemli tercihler ortaya
koyamayan ve gene gerçekçiliği tartışmalı bir bütçe tasarısıyla karşımıza
çıkmıştır'' dedi.
Baykal, 2010 bütçesinde memurlar içinde ilk 6 ayda yüzde 2.5, ikinci altı
ayda da yine aynı oranda artış öngördüğünü hatırlatarak, temel tüketim
maddelerine yapılan zamların, memurların 2010 yılında da ciddi gelir kaybına
maruz kalacağını gösterdiğini savundu.
ECZANELER HÜKÜMETİN TAHSİLDARI...
Hükümetin sağlık politikasını da eleştiren Baykal, ''hiçbir hasta para
ödemek durumunda kalmayacak'' denildiğini, ancak gelinen noktada ''hastanın
sağlık harcamaları içinde yer tutması sürecinin harekete geçirildiğini'' söyledi.
Bu sürecin ''katkı payı'' adı altında yürütüldüğünü anlatan Baykal, ''Katkı
payını açıkça hastadan istemiyor. Sanki devlet bunu istemiyormuş gibi bir görüntü
vermeye çalışarak aile hekimine gitmişse hasta, ilaç alırken eczaneye 'sen bunu
tahsil et' diyor. Yani eczaneler şimdi hükümetin tahsildarı haline gelmiştir''
dedi.
Bu yanlışların, 2010 yılında da devam edeceğinin görüldüğünü ifade eden
Baykal, ''Bütçenin dengesi güven verici bir denge olmaktan uzaktır. Türkiye
önümüzdeki dönemde de halkın daha çok sıkıntı çekeceği, çalışanların daha büyük
zorluklarla karşı karşıya kalacağı bir tabloya doğru yönelmiştir'' dedi.
KEY ÖDEMELERİ?
Türkiye'nin sabit sermaye yatırımı konusunda da giderek gerileyen bir
ülke konumuna geldiğini ileri süren Baykal, mevcut ekonomik politikalar devam
ettiği sürece bu sıkıntıların artarak devam edeceğini iddia etti.
Baykal, CHP olarak KEY ödemeleriyle ilgili probleme dikkati çekmek
istediklerini belirterek, 6 milyona yakın kişinin KEY ödemelerini tahsil
edemediğini söyledi. Bunu düzenleyen yasanın yürürlüğünün sonuna geldiğini ifade
eden Baykal, ortada bir hukuki boşluk olduğunu söyledi.
CHP olarak bu konuda bir kanun teklifi vereceklerini bildiren Baykal,
''Önümüzdeki günlerde KEY ödemelerini tahsil edememiş vatandaşlarımızın
haklarının kaybolmaması, KEY mağdurlarının sorunlarına sahip çıkılması için
gerekli yasal düzenlemeyi hep birlikte gerçekleştireceğiz'' dedi.
CHP'nin daha önceki başvuruları sonucunda ekonomi alanındaki 3 yasanın
geçen hafta Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini hatırlatan Baykal, bu
kararlarla CHP'nin haklılığının ortaya çıktığını söyledi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, binlerce
kişinin, dün sınırda, PKK bayraklarıyla güvenlik güçlerinin gözü önünde gösteri
yaptığını belirterek, ''Bunların hepsini içinize sindiriyorsunuz ama kardeş
Azerbaycan'ın, kardeş bayrağını Bursa'da yasaklama gereği duyuyorsunuz. Gücünüz
sizin PKK'ya yetmiyor da Azerbaycan'a mı yetiyor?'' dedi.
Baykal, partisinin grup toplantısında, Türkiye ile Azerbaycan
ilişkilerini ve terör örgütü PKK üyesi bir grubun teslim olmasını
değerlendirdi.
Türkiye'nin, Azerbaycan ile ilişkilerinin, nezaket, üslup sorunu olmanın
ötesine geçtiğini belirten Baykal, Türkiye'nin, Ermenistan sınır kapısının
açılması konusunu, kendi özel ilişkilerini, durumlarını, angajmanlarını dikkate
almadan, çok yanlış yönettiğini savundu.
Baykal, ''Kaş yapalım derken, göz çıkarıldı. Durduk yere, birilerinin
telkinleri, tavsiyeleri doğrultusunda, onların gözüne gireceğiz, birilerini mutlu
edeceğiz diye, çok ciddi sıkıntıların, sorunların çıkmasına neden olduk. Birileri
Azerbaycan'ı görmüyor, Ermenistan'ı görüyor, ona göre sana politika dayatıyor,
sen Azerbaycan'ı görmemezlikten gelemezsin, göreceksin. Bütün dünya görmese de
Türkiye, Azerbaycan'ı görecek, gösterecek, hatırlatacak, onunun önemini
vurgulayacak'' diye konuştu.
AB'ye üyelik süreci çerçevesinde, Rum limanlarından hareket edecek gemi
ve uçakların Türkiye'ye gelmesini öngören katma ek protokolün 2004'te
imzalandığını anımsatan Baykal, bu protokolün halen Meclise gelmediğini belirtti.
Baykal, ''O Rum limanlarıyla ilgili protokolü Meclise sevk etmediniz de
Ermenistan sınırının açılmasıyla ilgili protokolü, Azerbaycan bu kadar rahatsız
olduğu halde göz göre göre niye Meclise sevk ediyorsunuz?'' diye sordu.
SWAROVSKİ TAŞLARLA SÜSLENMİŞ KOLTUK
Bursa'da oynanan Türkiye ile Ermenistan maçında Azerbaycan bayraklarının
toplatıldığını ifade eden Baykal, Azerbaycan'ın gönül kırıklığı nedenlerinden
birinin bu olduğunu söyledi.
Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Daha dün PKK bayraklarıyla sınırda, binlerce insan, güvenlik güçlerinin
gözlerine baka baka, onların gözleri önünde gösteriler yapıyorlar. Bunların
hepsini içinize sindiriyorsunuz ama kardeş Azerbaycan bayrağının Bursa'da bir
maçta bulundurulmasını yasaklama gereği duyuyorsunuz. Gücünüz sizin PKK'ya
yetmiyor da Azerbaycan'a mı yetiyor?
Ermenistan Cumhurbaşkanı'nı Swarovski taşlarıyla süslenmiş özel
koltuklarda ağırlıyorsunuz. Siz onu yaparken 1 milyon Azeri göçmen, evlerinden
kopmuş, güç koşullarda çadırlarda yaşamak zorunda kalıyor, Azerbaycan halkı
işgalin acısını yüreğinde hissediyor.''
HANGİ GÜL DOĞRU SÖYLÜYOR?'
Baykal, dönemin başbakanı Süleyman Demirel'in çağrısı üzerine, Turgut
Özal'ın cenazesine Ermeni devlet temsilcilerinin katıldığını anımsatttı.
Deniz Baykal, bunun üzerine o zamanın muhalefet partisi sözcüsü,
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ''Hükümet bu politikasıyla geleceğimizi gerçekten
ipotek altına almıştır. Öyle ipotek altına almıştır ki Ermenistan Cumhurbaşkanı,
Türkiye Cumhurbaşkanı'nın cenazesine katılma cesaretini göstermiştir. Sizin
yüzünüzün ne kadar yumuşak olduğunu bildiği için cesaret bulmuş ve Türkiye'ye
gelmiştir'' dediğini belirtti.
Bunun bir ibret tablosu olduğunu öne süren Baykal, ''Hangi Gül doğru
söylüyor? Herhalde diyecek ki Çankaya'ya çıkınca oradan böyle gözüküyor'' dedi.
Türkiye-Azerbaycan dostluğunun, hükümetlerin yanlışlıklarına kurban
edilemeyeceğini ifade eden Baykal, Türk milletinin Azerbaycan'a yönelik
dostluğunun, kardeşliğinin her türlü tartışmanın üzerinde olduğunu belirtti.
Baykal, iktidarın yanlışlıklarının, Azerbaycan'da gönül kırıklığı
yaratmamasını istedi.
İMRALI MUHATAP ALINMIŞTIR
CHP Lideri Baykal, Mahmur Kampı ve Kandil Dağı'ndan bir grup teröristin
Türkiye'de teslim olmasına ilişkin de açıklamalarda bulundu.
Uzun bir süreden beri konuşulan konunun altında neyin yattığının dün
ortaya çıkan görüntüyle yavaş yavaş anlaşılmaya başlandığını kaydeden Baykal, bu
sürecin niçin gizli yürütüldüğünün, ''ucu açık'', ''hazmettire hazmettire bu
konuyu halledeceğiz'' denildiğini, yol haritasının neden açıklanmadığını, neden
DTP'nin, ''İmralı'yı muhatap alın'' dediğini şimdi anladıklarını belirtti.
''Dün açıkça görülmüştür ki İmralı'dan gönderilen yol haritası uygulamaya
konulmuştur'' diyen Baykal, şunları söyledi:
''Dün ortaya çıkan olay, tek taraflı olarak, birilerinin Irak'ın
dağlarında karar almasıyla ortaya çıkmış bir tablo değildir. Karşılıklı
mutabakatla, müzakereyle, ayrıntılar tarif edilerek hazırlanmış bir senaryonun,
halktan, TBMM'den gizli tutulmuş bir senaryonun uygulanmaya başlanmasıdır.
Dün devlet tam kadro orada birilerini bekliyor, karşılıyorlar. Bu tablo
bir senaryodur. Birileri bu senaryoyu yazdı, zamanlaması var, sahneye kim, ne
zaman girecek, ne olacak, hepsi belli. Yol haritası bunu öngörüyor. Ama sadece
bunu öngörmüyor. Bu tablo göstermiştir ki İmralı'nın yol haritasını AKP iktidarı
uygulamaya başlamıştır. İmralı muhatap alınmıştır. İstediğiniz kadar 'teröristi
muhatap almayız' deyin. Muhatap aldın bile. Onları buraya gönderen talimatı kim
verdi, niçin indiler onlar, kendi takdirleriyle mi indiler? Birileri, 'inin'
dedi. Siz de bunu bilerek, orada müsteşarından, genel müdüründen, bütün devlet
teşkilatı, orada bunları kucakladınız, karşıladınız, öyle değil mi? Onlar, buraya
'savaşmaktan bıktık, silahlı mücadeleye devam etmeyeceğiz, bizi topluma taşıyın,
bu anlayışla geldik' mi diyorlar? Niye geldikleri sorulduğunda, elçi olarak
geldiklerini söylüyorlar, ellerinde mektupla geliyorlar. Pişmanlık talep
etmediklerini söylüyorlar. AKP yönlendirmesindeki devlet teşkilatımız onları
karşılarken, bu bir sürpriz olarak mı ortaya çıkıyor, öyle diyeceklerini bilerek
gidiyorlar, mutabakat o, senaryo o. O senaryoyu içine sindirmiş olarak
gidiyorlar. 'Biz silahı, şiddeti, sizinle mücadeleyi bırakmayacağız,
tekliflerimizi taşımak üzere buraya geldik, mektubumuz elimizde geldik, Ankara'ya
gideceğiz, yetkililere bunu anlatacağız. Gereğini yapın, yapmazsanız görürsünüz'
diyorlar.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendi gerilimi ve sıkıntısını bastırmak için ''ahlaksız'' gibi
laflar kullandığını öne sürerek, ''Ahlaksız suçlaması, kimseyi ahlaklı hale
getirmez'' dedi.
Baykal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ''ana muhalefet partisi liderinin
MGK toplantılarına katılması'' önerisine ise ''Organları dejenere etmeyelim''
sözleriyle karşı çıktı.
Baykal, partisinin grup toplantısında, dün Türkiye'ye gelen grubunun
istekleri ve karşılanış biçimi ile ilgili eleştirilerde bulunarak, ''Muhatap
alındıkları için o insanlar hak etmediği bir siyasi ağılık kazanmaya
başlamışlardır'' diye konuştu.
''Gelenler niçin geldiler? Eğer Türkiye üzerinde bir pazarlık yapıldı da
bu pazarlığın avans ödemesi için bu insanlar geldiyse, bu işin anlamını milletin
çok iyi değerlendirmesi gerekir. Gelenler teslim olmaya değil, teslim almaya
geliyorlar'' diyen Baykal, CHP olarak, dirençli bir mücadele verdiklerini, etkili
muhalefeti sürdürmeye devam edeceklerini kaydetti. Projeyle bir ilgilerinin
olmadığını belirten Baykal, ''Bu bir Türkiye projesi değil, AKP, PKK, DTP
projesidir'' iddiasını dile getirdi.
TAKTİR ONUN
Başbakan Erdoğan ile mektuplaşmalarına ilişkin de değerlendirmeler yapan
Baykal, talebin Erdoğan'dan geldiğini, kendisinin de kamera kaydı yapılması
kaydıyla görüşmeyi kabul ettiğini anımsattı.
Erdoğan'ın, cevap mektubunu aldıktan sonra, ''teşekkür ederek, görüşmeyi
kabul ettiğini'' belirten Baykal, ''5 gün geçtikten sonra Başbakan doluya koymuş
almamış, boşa koymuş dolmamış, bugün çıktı 'görüşmeyeceğim' diyor. Taktir onun.
'Görüşeceğim' diyen sensin, görüşmekten vazgeçen sensin'' dedi.
Erdoğan'ın vazgeçerken ''ahlaksız'' suçlamasında bulunduğunu öne süren
Baykal, özetle şu görüşleri dile getirdi:
''Her kim ki iki lafının birinde 'ahlak, namus, dürüstlük' der, 'dur
orada' diyeceksiniz. Ahlak, dürüstlük işi lafla olmaz. Yarası olan gocunur,
ahlaksızlık suçlaması, kimseyi ahlaklı hale getirmez. Teklif eden, gelmeyen
sensin. Şimdi bunu kamufle etmek için 'ahlaksızlık' suçlaması yapıyorsun.
Arkadaş, ahlaksızlık konusu şimdi mi aklına geldi? Başbakanın böyle önemli
konularda kendi gerilimini, sıkıntısını bastırmak için durduk yerde 'ahlaksız'
gibi lafları bu kadar rahat kullanması yakışmıyor. 'Bizim kapımız açık, senin de
kapın açık olsun' diyor. Benim kapım açık ama sen diyorsun ki 'kapın sadece bana
açık olsun.' Ben de diyorum ki 'kapım millete de açık, sana da açık.' Kapım açık
buyur, içeceğin çay olsun. Bir çayı esirgeyecek değiliz. Senin gönlünü hoş tutmak
için her şeyi yaparız ama senin yanlışlarını paylaşmayız, senin yanlışında
işbirliği içinde olduğumuz izlenimini vermene müsaade etmeyiz. Senin derdin,
senin yanlış yolunu herkes seninle birlikte paylaşıyor izlenimini vermek. Ben de
o izlenimi vermek istemiyorum.
70 milyonun bileceği şekilde geleceksen gel, açık kapım, bekliyorum seni.
Millet öğrenmesin, tenhada buluşalım... Tenhada buluşmak yok.''
GAYRİ TABİİ YOLLARA GİRMEYELİM'
CHP Genel Başkanı Baykal, Cumhurbaşkanı Gül'ün ''ana muhalefet lideri de
MGK'da yer alsın'' önerisini değerlendirirken de MGK'nin anayasal bir konumunun
bulunduğunu, Kurula kimlerin katılacağının belli olduğunu belirterek, MGK'nın
çalışma prosedürünü anlattı.
Baykal, şöyle konuştu:
''Organları dejenere etmeyelim. Dünyada hangi ülkede ana muhalefet böyle
bir kurulun üyesidir? Var mı böyle bir örnek? Bunun ne yarar getireceğini
anlamakta güçlük çekiyorum. Bu konudaki ihtiyacı anlıyorum, saygı duyuyorum. Bu
ihtiyacı karşılamada, yani CHP'nin devletin en önemli organlarda görüşünü etkili
şekilde temsil etmenin normal, meşru yollarına bakalım. Nedir o yol? Önümüzdeki
seçimden CHP iktidar çıkar, o zaman MGK'da yerini alır. Gayri tabii yollara
girmeyelim. İşi doğal yolla çözelim. Milletimiz bizi takdir eder, biz de yetkili
olarak o heyetin içinde bulunuruz, görevimizi yaparız. Bir şaka yapmama izin
verin. Belki de AKP'li yöneticiler, 'önümüzdeki seçimden sonra MGK'da bir
ayağımız olsun diye muhalefet partisini oraya alalım' diye düşünüyorlar.''
Deniz Baykal, Deniz Feneri ile ilgili soruşturma sürecini de eleştirerek,
''Dün gelen PKK'lılar izzet ikram ile sınırda ağırlanıyorlar, Ergenekon'da
memleketin dürüst profesörleri, gazetecileri, yazarları aylarca neyle
suçlandığını bile bilmeden cezaevinde tutuluyor. Bu adaletsizliklerin sona
ereceği günler yakındır. Herkesin insan haklarına yakışır şekilde, hukukun
üstünlüğü ilkelerine göre yargılanacağı ortamlara gelinecektir. İnşallah,
yargıdan kendine bu aşamaya kadar kaçırmayı başarmış olanların da yargıda hesap
verdiği günleri görmek bu millete nasip olacaktır.''
