2017-12-12 - 19:00
Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığınca,"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin Kabul Edilişinin 70'nci Yılına Girerken" konulu sempozyum, TBMM Tören Salonu'nda yapıldı.
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ömer Serdar, "Türkiye Cumhuriyeti olarak, insan haklarının korunması ve hak ihlallerinin yaşanmaması adına atılacak her adımın arkasında olduğumuz, insan haklarını daha ileriye taşıyacak olan her türlü girişimi içtenlikle destekleyeceğimiz dünya kamuoyu tarafından bilinmelidir." dedi.
Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığınca,"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin Kabul Edilişinin 70'nci Yılına Girerken" konulu sempozyum, TBMM Tören Salonu'nda yapıldı.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in, İnsan Hakları Günü dolayısıyla yayınladığı video mesajının gösterimiyle başlayan sempozyumda, Evrensel Periyodik İnceleme Birimi İnsan Hakları Konseyi ve Sözleşme Mekanizmaları Bölümü Direktörü Gianni Magazzeni'nin de "Evrensel Periyodik İnceleme Raporlamasının Önemi" başlıklı video mesajı yayınlandı.
Mesajında insan hakları konusunda BM'nin ilgili mekanizmalarından gelen tavsiyelere çok dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Magazzeni, kalkınma ile insan hakları programları arasında oluşturulacak sinerjinin günümüzdeki sorunların bir çoğunun çözümüne katkı sağlayabileceğini belirtti.
Sempozyumun açılışında konuşan Türkiye İnsan Hakları Eşitlik Kurumu Başkanı Süleyman Arslan da insan haklarının modern bir fikir olduğunu ancak 622 yılında İslam Peygamberi Hazreti Muhammed'in öncülüğünde hazırlanan Medine Sözleşmesi'nin insan hakları konusundaki anlaşma ve uygulamaların tarihi bir referansı niteliği taşıdığını söyledi.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini hazırlayan BM komitesinde hiçbir Müslüman üyenin olmamasını eleştiren Arslan, "Batı dünyası insan hakları anlayışını İslam dünyasından alıp düzenleyip sunmuştur. İnsan hakları kavramı İslam medeniyetinde yüz yıllardır var olan bir kavramdır." dedi.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ve diğer insan hakları sözleşmelerinde yer alan haklardan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının azami şekilde yararlanması için gereken çalışmaları yapmak azminde olduğunu vurgulayan Arslan, gerektiğinde sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yaparak vatandaşlarla devlet arasında yaşanan veya yaşanacak sorunların çözümü için çalışabileceklerini bildirdi.
Arslan, BM'nin yapısal olarak acil reforma ihtiyacı bulunduğunu ifade ederek, "Dünyada açlık, savaş, terör, işgaller gibi nedenlerle ana yurdunu terk etmek zorunda kalan insan sayısının 250 milyona yaklaşmış olması BM'de reform ihtiyacının bir diğer göstergesidir. Veto yetkili BM üyesi ABD?nin BM kararlarını hiçe sayarak Kudüs?ü İsrail?in başkenti olarak tanıması, BM?de reform ihtiyacını iyice açığa çıkartmıştır." diye konuştu.
BM Mukim Koordinatörü İrena Vojackova da İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 70'nci yılında dünyanın çeşitli ülkelerinde değişik etkinlikler düzenleyeceklerini belirterek, TBMM'nin kendileri için çok önemli bir ortak olduğunu, düzenlenen etkinliğe ayrı önem verdiklerini kaydetti.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, dünyada yaşanan vahşetlere cevap olarak, insan onurunu ayaklar altına alan dünya savaşlarından sonra kabul edildiğini hatırlatan Vojackova, beyannameye rağmen günümüzde halen kölelik düzeninin devam etmesi, ölüm cezalarının uygulanması ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin varolmasının daha çok çalışmaları gerektiğini ortaya koyduğunu söyledi.
Vojackova, "Kölelik kalktı, insan hakları birçok ülkenin gündemine yerleşti ama modern kölelik de gün yüzüne çıktı. Irkçılık hala toplumları bölmeye devam ediyor, kadınlar oy verme hakkına sahip ama kendi yaşamları hakkında karar veremiyorlar ve istismara maruz kalıyorlar. Bazı ülkelerde geriye gidiş var, ölüm cezası tekrar kabul edildi. Ölüm cezalarının uygulanmaması konusuda birlikte mücadele vermeliyiz. Hep beraber çalışarak İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ortak hedefimiz olması yönünde çalışmalıyız." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin 15 Temmuz'da trajik bir olayla karşı karşıya kaldığını anımsatan Vojackova, "Darbe girişimi yüzlerce masum sivilin hayatına kastetti, 2 binden fazla kişiyi yaraladı. Yaşananlardan dolayı, bütün kaybolan hayatlardan dolayı acınızı paylaşıyorum. Bütün terör saldırılarında hayatını kaybeden insanları hatırlıyor ve insanların acısını paylaşıyoruz. Bu yaşananlar bizde derin yaralar açmıştır." dedi.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 1'nci maddesinin "Bütün insanlar eşit onur ve haklara sahip olarak doğar" hükmünü içerdiğini hatırlatan Vojackova, dini, dili, kültürü ne olursa olsun insanların eşit ve özgür olarak doğduğu düşüncesini hakim kılmak için hep birlikte çalışılması gerektiğini kaydetti.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ömer Serdar da insan hakları kavramının, uluslararası sözleşmelerde yer alan ve korunması gerektiği hususunda tüm dünyanın fikir birliğinde olduğu değerler bütünü olduğunu vurgulayarak, " Etnik kökenine, inancına, dünya görüşüne ve cinsiyetine bakılmaksızın, insanın sadece insan olduğu için sahip olduğu bu değerler ihlal edilemez, dokunulamaz, devredilemez ve gasp edilemez niteliktedir." ifadesini kullandı.
İnsan hakları düşüncesinin, evrensel ölçekte ilk örneğinin Hazreti Muhammed'in Veda Hutbesi olduğunu ve burada kadın haklarına, ırk ve renk farklılığı gözetmeksizin eşitlik ilkesine, insanlığı kapsayan hak ve değerlere vurgu yapıldığını anlatan Serdar, tarihsel süreçte insan haklarının Magna Carta Libertatum, Virginia Haklar Bildirgesi, Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi gibi birçok yazılı metinle çerçevelendiğini kaydetti.
Türkiye'nin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini 1949 yılında kabul ettiğini ve bu tarihten itibaren Beyannamenin ana ilkeleri ile örtüşür politikalar geliştirdiğini vurgulayan Serdar, "İnsan hak ve özgürlüklerine saygı, hak ihlallerinin önlenmesi ve ortadan kaldırılması, hükümetimiz için uygarlığın en temel ölçütüdür. Vatandaşlarımızın, temel hak ve özgürlükleri, koşulsuz ve hiçbir müdahaleye maruz kalmadan yaşaması anayasamız ve ilgili mevzuat hükümleri tarafından güvence altına alınmıştır." diye konuştu.
Serdar, Türkiye'de son 15 yılda insan hakları ve demokratikleşme alanında köklü reformlara imza atıldığını, yapılan bu reformlarla Türkiye?nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin, iç hukuk metni haline getirildiğini belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti olarak, insan haklarının korunması ve hak ihlallerinin yaşanmaması adına atılacak her adımın arkasında olduğumuz, insan haklarını daha ileriye taşıyacak olan her türlü girişimi içtenlikle destekleyeceğimiz dünya kamuoyu tarafından bilinmelidir." ifadesini kullandı.
Türkiye'nin 15 Temmuz 2016 tarihinde çok ciddi bir hak ihlali ile karşı karşıya kaldığını belirten Serdar, "FETÖ'cü teröristler acımasız bir darbe girişiminde bulunarak, halkımızın başta yaşama hakkı olmak üzere dokunulması yasak temel hak ve özgürlüklere müdahale etmek istemişlerdir. Milletimiz, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan?ın çağrısıyla 15 Temmuz?da demokrasiyi, hukuk devletini ve insan haklarını korumak adına iradesini beyan etmiş ve insan hakları örgütleri başta olmak üzere bütün dünya kamuoyunun takdirini kazanmıştır." dedi.
Serdar, "İnsan haklarının korunması ve hak ihlallerinin önüne geçilmesi konusunda, tüm dünyanın müştereken kabul ettiği prensipler etkili olsa da bu konuda bağlayıcılığı bulunan ve hepimize yol gösterecek olan yegane unsur insanlığın ortak vicdanıdır. Unutulmamalıdır ki, insan hakları herkes içindir ve her insan korkmadan, endişe etmeden, temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğunu bilerek yaşamayı hak etmektedir" ifadelerini kullandı.
ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti kabul etme kararının da BM kararlarının ihlali niteliğinde olduğunu dile getiren Serdar, "Filistin meselesinin, bağımsız bir Filistin devleti kurulmasıyla çözülebileceği BM nezdinde alınan kararlarla defalarca vurgulanmıştır. Böyle bir karar barışa hizmet etmeyeceği gibi yeni hak ihlalleri de doğuracaktır. Kudüs, sadece Müslümanların değil tüm dünyanın meselesidir. Bu konuda, uluslararası toplum ve insan hakları örgütlerini uygun hukuki pozisyon almaya çağırıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Konuşmaların ardından BM Mukim Koordinatörü İrena Vojackova, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Serdar'a İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin posterini, Serdar da Vojackov'ya çini bir tabak hediye etti.
TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi ve AK Parti Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu, insan hakları konusunun uluslararası politikada kavga silahı haline getirildiğini belirterek, "Devletler arasında bir politika aracı olarak kullanılan insan hakları tıpkı bir ideoloji gibi takdim edilmektedir. Yani, insan hakları zaman zaman politikaya alet edilebilmektedir. Bu yüzden Türkiye'ye karşı öne sürülen ihtirazi kayıtlar iki yüzyıldır değişmemiştir." dedi.
Birleşmiş Milletler Türkiye ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığınca düzenlenen "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin Kabul Edilişinin 70'nci Yılına Girerken" konulu sempozyum, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekili Fatma Benli'nin moderatörlüğünde gerçekleştirildi.
Sempozyumda konuşan BM Kalkınma Programı Demokratik Yönetişim ve Barış İnşası Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Ekip Başkanı Shelley Ingles, insan haklarının imtiyaz değil, bahşedilemez, geri alınamaz haklar olduğunu vurguladı.
Her insanın eşit ve özgür doğduğunu, bunun da İnsan Hakları Evrensel Beyannamesiyle kayıt altına alındığını ifade eden Ingles, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kabul edilen Beyannameye dönemin liderlerinin imza attığını, liderlerin insanların onurunun her şart altında korunması taahhüdünde bulunduklarını söyledi.
BM üyesi devletlerin insan haklarının daha iyi korunması için değişik anlaşmalar, sözleşmeler benimsediğini, evrensel periyodik inceleme mekanizmalarını tesis ettiğini anlatan Ingles, "Beyanname kabul edildiğinden bu yana birtakım ilerlemeler yaşandı, soykırımlar azaldı, ölüm cezasının uygulanması azaldı, bebek ölümleri azaldı, toplumsal cinsiyet konusunda bütün insanların ve engellilerin hakları konusunda ilerleme sağlandı. Aşırı yoksulluk içinde yaşayan insanların sayısı azaldı. Savaş mağdurları artık uluslararası kurumlarda seslerini yükseltebiliyorlar." diye konuştu.
Ingles, ayrımcılığın sonlandırılması ve adaletin daha fazla hakim kılınması konularında ise sıkıntıların devam ettiğini belirterek, bu konulardaki sorunlara karşı toplumların, kurumların daha fazla dikkatli olması gerektiğini kaydetti.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekili ve CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan da "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ilkelerinin gelecekte dünyada ve Türkiye'de uygulanabilmesi için fırsatlar ve zorluklar nelerdir?" başlıklı sunumunda, parlamentoların teorik olarak dile getirilen fikirlerin ete ve kemiğe büründüğü, yasalaştığı yerler olduğunu belirterek, TBMM'de insan hakları sempozyumu düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
İnsan haklarının devredilmez, dokunulmaz olması yanında herkese eşit olması gereken haklar olduğunu ifade eden Sarıhan, "Adaleti temsil eden kadın heykelinin gözleri bağlıdır. Ancak insan haklarının gözleri, kulakları değil belli ki dili de bağlı. Esas olan, insan hakları konusunda vicdanın; hakkın, hukukun, adaletin yönlendirmesiyle harekete geçmesidir." değerlendirmesinde bulundu.
Sarıhan, insan hakları mücadelesinin tarihçesini anlatarak, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ete kemiğe bürünmüş halinin ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olduğunu söyledi.
Dünyada güvenlikçi politikaların, insan hakları anlayışının üzerine çıktığını savunan Sarıhan, devletlerin güvenlik sıkıntısı içinde insan haklarının korunması konusunda hatalar yapıp yapmayacakları, doğru politikalar geliştirip geliştiremeyeceklerinin takip edilmesi gerektiğini dile getirdi.
Türkiye'nin 15 Temmuz'da bir darbe teşebbüsünü bertaraf ettiğini ve ardından olağanüstü hal uygulamasıyla karşı karşıya kaldığını anımsatan Sarıhan, bu süreçte yaşanan ihraçların kamu vicdanını zedelediğini, sınırları aşan uygulamalar yaşandığını iddia etti.
Sarıhan, insan haklarını korumak için geliştirilen mekanizmaların sağlıklı işletilmesi gerektiğini, Kamu Denetçiliği Kurumu ve İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu gibi kurumların yapılanmasında sivil toplum örgütlerine, meslek örgütlerine, demokratik kitle örgütlerine yer verilmesi gerektiğini söyledi.
CHP'li Sarıhan, insan haklarının hayata geçirilmesinde birinci yolun insanın bu konuda eğitilmesi ve geliştirilmesinden geçtiğini ifade etti.
TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi AK Parti Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu da sunumunda, insan hakları kavramının tarihsel gelişimini anlatarak, "Gerçekte İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi insanlık için yeni bir şey getirmiyor, belki bilinen şeyleri tedvin ve tertip ederek, hatırı sayılan bir teşkilat vasıtasıyla bütün dünyaya deklare ediyordu." dedi.
Beyannamenin II. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında Yahudilerin maruz bırakıldığı mağduriyetlerden ve Yahudi pratiğinden çıkarıldığını ve yeniden, yeni bir zihniyetle yazılması gerektiğini ileri süren görüşleri dikkate almanın ciddi bir yaklaşım olacağını ifade eden Aydoğdu, "İsrail?in Filistinli insanlara reva gördüğü insanlık dışı muameleyi ve dünyanın pek çok yerindeki insan hakları ihlallerini göz önüne aldığımızda bu görüşler hiç de yabana atılacak türden değildir." değerlendirmesinde bulundu.
İnsan hakları mefhumunun, insanın sahip olduğu hak ve hürriyetlerin belirgin ve kullanılabilir hale gelmesi ile hayatiyet kazandığını ifade eden Aydoğdu, "İnsan haklarından bahsederken kabul etmemiz gereken ilk gerçek, insanın kendini bir şahsiyet olarak gerçekleştirebilme iradesidir. İnsan hakları, devletin bahşettiği değil her insanın doğuştan sahip olduğu devletin onayına ihtiyaçları olmayan haklardır. Devletin buradaki rolü sadece o hakların teminatıdır. Bu hakların tabiiliğini kabul etmeyen kuruma devlet denemez, olsa olsa teşkilatlanmış güç denilebilir." diye konuştu.
Aydoğdu, insan hakları konusunun uluslararası politikada kavga silahı haline getirildiğini belirterek, "Devletler arasında bir politika aracı olarak kullanılan insan hakları tıpkı bir ideoloji gibi takdim edilmektedir. Yani, insan hakları zaman zaman politikaya alet edilebilmektedir. Bu yüzden Türkiye'ye karşı öne sürülen ihtirazi kayıtlar iki yüzyıldır değişmemiştir." dedi.
"İnsan hakları, her zaman bizim temel hassasiyetlerimiz arasındadır." diyen Aydoğdu, bu duyarlılığı hayata geçirirken de başvuru kaynaklarının sadece uluslararası sözleşmeler değil tarih ve değerler olduğunu vurguladı.
Konuşmaların ardından TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ömer Serdar, katılımcılara plaket sundu.
Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığınca,"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin Kabul Edilişinin 70'nci Yılına Girerken" konulu sempozyum, TBMM Tören Salonu'nda yapıldı.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in, İnsan Hakları Günü dolayısıyla yayınladığı video mesajının gösterimiyle başlayan sempozyumda, Evrensel Periyodik İnceleme Birimi İnsan Hakları Konseyi ve Sözleşme Mekanizmaları Bölümü Direktörü Gianni Magazzeni'nin de "Evrensel Periyodik İnceleme Raporlamasının Önemi" başlıklı video mesajı yayınlandı.
Mesajında insan hakları konusunda BM'nin ilgili mekanizmalarından gelen tavsiyelere çok dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Magazzeni, kalkınma ile insan hakları programları arasında oluşturulacak sinerjinin günümüzdeki sorunların bir çoğunun çözümüne katkı sağlayabileceğini belirtti.
Sempozyumun açılışında konuşan Türkiye İnsan Hakları Eşitlik Kurumu Başkanı Süleyman Arslan da insan haklarının modern bir fikir olduğunu ancak 622 yılında İslam Peygamberi Hazreti Muhammed'in öncülüğünde hazırlanan Medine Sözleşmesi'nin insan hakları konusundaki anlaşma ve uygulamaların tarihi bir referansı niteliği taşıdığını söyledi.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini hazırlayan BM komitesinde hiçbir Müslüman üyenin olmamasını eleştiren Arslan, "Batı dünyası insan hakları anlayışını İslam dünyasından alıp düzenleyip sunmuştur. İnsan hakları kavramı İslam medeniyetinde yüz yıllardır var olan bir kavramdır." dedi.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ve diğer insan hakları sözleşmelerinde yer alan haklardan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının azami şekilde yararlanması için gereken çalışmaları yapmak azminde olduğunu vurgulayan Arslan, gerektiğinde sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yaparak vatandaşlarla devlet arasında yaşanan veya yaşanacak sorunların çözümü için çalışabileceklerini bildirdi.
Arslan, BM'nin yapısal olarak acil reforma ihtiyacı bulunduğunu ifade ederek, "Dünyada açlık, savaş, terör, işgaller gibi nedenlerle ana yurdunu terk etmek zorunda kalan insan sayısının 250 milyona yaklaşmış olması BM'de reform ihtiyacının bir diğer göstergesidir. Veto yetkili BM üyesi ABD?nin BM kararlarını hiçe sayarak Kudüs?ü İsrail?in başkenti olarak tanıması, BM?de reform ihtiyacını iyice açığa çıkartmıştır." diye konuştu.
BM Mukim Koordinatörü İrena Vojackova da İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 70'nci yılında dünyanın çeşitli ülkelerinde değişik etkinlikler düzenleyeceklerini belirterek, TBMM'nin kendileri için çok önemli bir ortak olduğunu, düzenlenen etkinliğe ayrı önem verdiklerini kaydetti.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, dünyada yaşanan vahşetlere cevap olarak, insan onurunu ayaklar altına alan dünya savaşlarından sonra kabul edildiğini hatırlatan Vojackova, beyannameye rağmen günümüzde halen kölelik düzeninin devam etmesi, ölüm cezalarının uygulanması ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin varolmasının daha çok çalışmaları gerektiğini ortaya koyduğunu söyledi.
Vojackova, "Kölelik kalktı, insan hakları birçok ülkenin gündemine yerleşti ama modern kölelik de gün yüzüne çıktı. Irkçılık hala toplumları bölmeye devam ediyor, kadınlar oy verme hakkına sahip ama kendi yaşamları hakkında karar veremiyorlar ve istismara maruz kalıyorlar. Bazı ülkelerde geriye gidiş var, ölüm cezası tekrar kabul edildi. Ölüm cezalarının uygulanmaması konusuda birlikte mücadele vermeliyiz. Hep beraber çalışarak İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ortak hedefimiz olması yönünde çalışmalıyız." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin 15 Temmuz'da trajik bir olayla karşı karşıya kaldığını anımsatan Vojackova, "Darbe girişimi yüzlerce masum sivilin hayatına kastetti, 2 binden fazla kişiyi yaraladı. Yaşananlardan dolayı, bütün kaybolan hayatlardan dolayı acınızı paylaşıyorum. Bütün terör saldırılarında hayatını kaybeden insanları hatırlıyor ve insanların acısını paylaşıyoruz. Bu yaşananlar bizde derin yaralar açmıştır." dedi.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 1'nci maddesinin "Bütün insanlar eşit onur ve haklara sahip olarak doğar" hükmünü içerdiğini hatırlatan Vojackova, dini, dili, kültürü ne olursa olsun insanların eşit ve özgür olarak doğduğu düşüncesini hakim kılmak için hep birlikte çalışılması gerektiğini kaydetti.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ömer Serdar da insan hakları kavramının, uluslararası sözleşmelerde yer alan ve korunması gerektiği hususunda tüm dünyanın fikir birliğinde olduğu değerler bütünü olduğunu vurgulayarak, " Etnik kökenine, inancına, dünya görüşüne ve cinsiyetine bakılmaksızın, insanın sadece insan olduğu için sahip olduğu bu değerler ihlal edilemez, dokunulamaz, devredilemez ve gasp edilemez niteliktedir." ifadesini kullandı.
İnsan hakları düşüncesinin, evrensel ölçekte ilk örneğinin Hazreti Muhammed'in Veda Hutbesi olduğunu ve burada kadın haklarına, ırk ve renk farklılığı gözetmeksizin eşitlik ilkesine, insanlığı kapsayan hak ve değerlere vurgu yapıldığını anlatan Serdar, tarihsel süreçte insan haklarının Magna Carta Libertatum, Virginia Haklar Bildirgesi, Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi gibi birçok yazılı metinle çerçevelendiğini kaydetti.
Türkiye'nin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini 1949 yılında kabul ettiğini ve bu tarihten itibaren Beyannamenin ana ilkeleri ile örtüşür politikalar geliştirdiğini vurgulayan Serdar, "İnsan hak ve özgürlüklerine saygı, hak ihlallerinin önlenmesi ve ortadan kaldırılması, hükümetimiz için uygarlığın en temel ölçütüdür. Vatandaşlarımızın, temel hak ve özgürlükleri, koşulsuz ve hiçbir müdahaleye maruz kalmadan yaşaması anayasamız ve ilgili mevzuat hükümleri tarafından güvence altına alınmıştır." diye konuştu.
Serdar, Türkiye'de son 15 yılda insan hakları ve demokratikleşme alanında köklü reformlara imza atıldığını, yapılan bu reformlarla Türkiye?nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin, iç hukuk metni haline getirildiğini belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti olarak, insan haklarının korunması ve hak ihlallerinin yaşanmaması adına atılacak her adımın arkasında olduğumuz, insan haklarını daha ileriye taşıyacak olan her türlü girişimi içtenlikle destekleyeceğimiz dünya kamuoyu tarafından bilinmelidir." ifadesini kullandı.
Türkiye'nin 15 Temmuz 2016 tarihinde çok ciddi bir hak ihlali ile karşı karşıya kaldığını belirten Serdar, "FETÖ'cü teröristler acımasız bir darbe girişiminde bulunarak, halkımızın başta yaşama hakkı olmak üzere dokunulması yasak temel hak ve özgürlüklere müdahale etmek istemişlerdir. Milletimiz, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan?ın çağrısıyla 15 Temmuz?da demokrasiyi, hukuk devletini ve insan haklarını korumak adına iradesini beyan etmiş ve insan hakları örgütleri başta olmak üzere bütün dünya kamuoyunun takdirini kazanmıştır." dedi.
Serdar, "İnsan haklarının korunması ve hak ihlallerinin önüne geçilmesi konusunda, tüm dünyanın müştereken kabul ettiği prensipler etkili olsa da bu konuda bağlayıcılığı bulunan ve hepimize yol gösterecek olan yegane unsur insanlığın ortak vicdanıdır. Unutulmamalıdır ki, insan hakları herkes içindir ve her insan korkmadan, endişe etmeden, temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğunu bilerek yaşamayı hak etmektedir" ifadelerini kullandı.
ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti kabul etme kararının da BM kararlarının ihlali niteliğinde olduğunu dile getiren Serdar, "Filistin meselesinin, bağımsız bir Filistin devleti kurulmasıyla çözülebileceği BM nezdinde alınan kararlarla defalarca vurgulanmıştır. Böyle bir karar barışa hizmet etmeyeceği gibi yeni hak ihlalleri de doğuracaktır. Kudüs, sadece Müslümanların değil tüm dünyanın meselesidir. Bu konuda, uluslararası toplum ve insan hakları örgütlerini uygun hukuki pozisyon almaya çağırıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Konuşmaların ardından BM Mukim Koordinatörü İrena Vojackova, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Serdar'a İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin posterini, Serdar da Vojackov'ya çini bir tabak hediye etti.
TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi ve AK Parti Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu, insan hakları konusunun uluslararası politikada kavga silahı haline getirildiğini belirterek, "Devletler arasında bir politika aracı olarak kullanılan insan hakları tıpkı bir ideoloji gibi takdim edilmektedir. Yani, insan hakları zaman zaman politikaya alet edilebilmektedir. Bu yüzden Türkiye'ye karşı öne sürülen ihtirazi kayıtlar iki yüzyıldır değişmemiştir." dedi.
Birleşmiş Milletler Türkiye ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığınca düzenlenen "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin Kabul Edilişinin 70'nci Yılına Girerken" konulu sempozyum, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekili Fatma Benli'nin moderatörlüğünde gerçekleştirildi.
Sempozyumda konuşan BM Kalkınma Programı Demokratik Yönetişim ve Barış İnşası Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Ekip Başkanı Shelley Ingles, insan haklarının imtiyaz değil, bahşedilemez, geri alınamaz haklar olduğunu vurguladı.
Her insanın eşit ve özgür doğduğunu, bunun da İnsan Hakları Evrensel Beyannamesiyle kayıt altına alındığını ifade eden Ingles, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kabul edilen Beyannameye dönemin liderlerinin imza attığını, liderlerin insanların onurunun her şart altında korunması taahhüdünde bulunduklarını söyledi.
BM üyesi devletlerin insan haklarının daha iyi korunması için değişik anlaşmalar, sözleşmeler benimsediğini, evrensel periyodik inceleme mekanizmalarını tesis ettiğini anlatan Ingles, "Beyanname kabul edildiğinden bu yana birtakım ilerlemeler yaşandı, soykırımlar azaldı, ölüm cezasının uygulanması azaldı, bebek ölümleri azaldı, toplumsal cinsiyet konusunda bütün insanların ve engellilerin hakları konusunda ilerleme sağlandı. Aşırı yoksulluk içinde yaşayan insanların sayısı azaldı. Savaş mağdurları artık uluslararası kurumlarda seslerini yükseltebiliyorlar." diye konuştu.
Ingles, ayrımcılığın sonlandırılması ve adaletin daha fazla hakim kılınması konularında ise sıkıntıların devam ettiğini belirterek, bu konulardaki sorunlara karşı toplumların, kurumların daha fazla dikkatli olması gerektiğini kaydetti.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekili ve CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan da "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ilkelerinin gelecekte dünyada ve Türkiye'de uygulanabilmesi için fırsatlar ve zorluklar nelerdir?" başlıklı sunumunda, parlamentoların teorik olarak dile getirilen fikirlerin ete ve kemiğe büründüğü, yasalaştığı yerler olduğunu belirterek, TBMM'de insan hakları sempozyumu düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
İnsan haklarının devredilmez, dokunulmaz olması yanında herkese eşit olması gereken haklar olduğunu ifade eden Sarıhan, "Adaleti temsil eden kadın heykelinin gözleri bağlıdır. Ancak insan haklarının gözleri, kulakları değil belli ki dili de bağlı. Esas olan, insan hakları konusunda vicdanın; hakkın, hukukun, adaletin yönlendirmesiyle harekete geçmesidir." değerlendirmesinde bulundu.
Sarıhan, insan hakları mücadelesinin tarihçesini anlatarak, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ete kemiğe bürünmüş halinin ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olduğunu söyledi.
Dünyada güvenlikçi politikaların, insan hakları anlayışının üzerine çıktığını savunan Sarıhan, devletlerin güvenlik sıkıntısı içinde insan haklarının korunması konusunda hatalar yapıp yapmayacakları, doğru politikalar geliştirip geliştiremeyeceklerinin takip edilmesi gerektiğini dile getirdi.
Türkiye'nin 15 Temmuz'da bir darbe teşebbüsünü bertaraf ettiğini ve ardından olağanüstü hal uygulamasıyla karşı karşıya kaldığını anımsatan Sarıhan, bu süreçte yaşanan ihraçların kamu vicdanını zedelediğini, sınırları aşan uygulamalar yaşandığını iddia etti.
Sarıhan, insan haklarını korumak için geliştirilen mekanizmaların sağlıklı işletilmesi gerektiğini, Kamu Denetçiliği Kurumu ve İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu gibi kurumların yapılanmasında sivil toplum örgütlerine, meslek örgütlerine, demokratik kitle örgütlerine yer verilmesi gerektiğini söyledi.
CHP'li Sarıhan, insan haklarının hayata geçirilmesinde birinci yolun insanın bu konuda eğitilmesi ve geliştirilmesinden geçtiğini ifade etti.
TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi AK Parti Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu da sunumunda, insan hakları kavramının tarihsel gelişimini anlatarak, "Gerçekte İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi insanlık için yeni bir şey getirmiyor, belki bilinen şeyleri tedvin ve tertip ederek, hatırı sayılan bir teşkilat vasıtasıyla bütün dünyaya deklare ediyordu." dedi.
Beyannamenin II. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında Yahudilerin maruz bırakıldığı mağduriyetlerden ve Yahudi pratiğinden çıkarıldığını ve yeniden, yeni bir zihniyetle yazılması gerektiğini ileri süren görüşleri dikkate almanın ciddi bir yaklaşım olacağını ifade eden Aydoğdu, "İsrail?in Filistinli insanlara reva gördüğü insanlık dışı muameleyi ve dünyanın pek çok yerindeki insan hakları ihlallerini göz önüne aldığımızda bu görüşler hiç de yabana atılacak türden değildir." değerlendirmesinde bulundu.
İnsan hakları mefhumunun, insanın sahip olduğu hak ve hürriyetlerin belirgin ve kullanılabilir hale gelmesi ile hayatiyet kazandığını ifade eden Aydoğdu, "İnsan haklarından bahsederken kabul etmemiz gereken ilk gerçek, insanın kendini bir şahsiyet olarak gerçekleştirebilme iradesidir. İnsan hakları, devletin bahşettiği değil her insanın doğuştan sahip olduğu devletin onayına ihtiyaçları olmayan haklardır. Devletin buradaki rolü sadece o hakların teminatıdır. Bu hakların tabiiliğini kabul etmeyen kuruma devlet denemez, olsa olsa teşkilatlanmış güç denilebilir." diye konuştu.
Aydoğdu, insan hakları konusunun uluslararası politikada kavga silahı haline getirildiğini belirterek, "Devletler arasında bir politika aracı olarak kullanılan insan hakları tıpkı bir ideoloji gibi takdim edilmektedir. Yani, insan hakları zaman zaman politikaya alet edilebilmektedir. Bu yüzden Türkiye'ye karşı öne sürülen ihtirazi kayıtlar iki yüzyıldır değişmemiştir." dedi.
"İnsan hakları, her zaman bizim temel hassasiyetlerimiz arasındadır." diyen Aydoğdu, bu duyarlılığı hayata geçirirken de başvuru kaynaklarının sadece uluslararası sözleşmeler değil tarih ve değerler olduğunu vurguladı.
Konuşmaların ardından TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ömer Serdar, katılımcılara plaket sundu.
