2014-01-07 - 14:01
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; sizi kandıran siyasal iktidara teslim olmayın. Hırsızlığın sonuna kadar arkasında olan adama adam denmez bizim ülkede" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; sizi kandıran siyasal iktidara teslim olmayın. Hırsızlığın sonuna kadar arkasında olan adama adam denmez bizim ülkede" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Grup toplantısına tahliye edilen CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay da ilk kez katıldı. Balbay salona gelişinde partililer tarafından alkışlar ve sloganlarla karşılandı.
Kemal Kılıçdaroğlu, 2002 yılında iktidar partisi milletvekili Salih Kapusuz ve 25 arkadaşının verdiği önerge sonucunda TBMM'de rüşvet ve yolsuzluk olaylarının araştırılması, alınacak önlemlerin belirlenmesi için komisyon kurulduğunu hatırlattı. Kendisinin de bu muhalefet partisinin temsilcisi olarak bu komisyonda yer aldığını, uzun bir çalışma yaptıklarını anlatan Kılıçdaroğlu, komisyon raporunun her iki siyasal partinin temsilcilerince, bir olay hariç, oy birliği ile kabul edildiğine işaret etti.
Raporda, "Yasama dokunulmazlığının, rüşvet ve yolsuzluklarda kaldırılması, bakanların yargılanmasının önünün açılması, ticari sırrın tanımının yeniden yapılması, finansman konusunda siyasal partilerin yeniden yapılandırılması ve şeffaf hale getirilmesi, yolsuzlukla mücadele yasası çıkarılması ve kamu ihale yasasının AB standartlarına göre düzenlenmesi" gibi öneriler yer aldığını aktaran Kılıçdaroğlu, raporun 2002 yılında hazırlandığını, ancak bugüne kadar bu önerilerin hiçbirinin hayata geçirilmediğini belirtti.
Kılıçdaroğlu, "İktidar oldular, bu komisyonu kurdular, öneriler gitti, Bakanlar Kurulu'na, bütün bakanlıklara gönderildi, 'gerekli önlemleri alın' dendi, 'TBMM'nin ve iki siyasal partinin iradesi budur' dendi. Ama bunların hiçbirisi yerine getirilmedi" dedi.
AK Parti'nin iktidara geldiğinde Acil Eylem Planı hazırladığını, bu planda da "Yolsuzluk ve usulsüzlük konusunda cezalar caydırıcı hale getirilecek, siyasetin finansmanı saydam hale getirilecek, mevzuattaki sır kavramı yeniden düzenlenecek, yolsuzluklar konusunda hükümet, kamu yönetimi, yargı, medya, sivil toplum, sağlıklı bir diyalogla yolsuzluğu işleyecek ve yolsuzluk olaylarının üzerine gidecek" şeklinde maddeler bulunduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, acil olarak nitelendirilen bu düzenlemelerin hiçbirinin yapılmadığını iddia etti. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Yolsuzluk olaylarının patladığı 17 Aralık'tan sonra Sivil Dayanışma Platformu diye bir platform gazetelerin arka sayfasına tam sayfa ilan verdi. Erdoğan'ın bir fotoğrafı, altında 'sağlam irade' yazıyor. Şimdi ben merak ediyorum; bu Sivil Dayanışma Platformu kimlerden oluşuyor? Ve bu parayı nereden buluyorlar? Eğer onlarda ahlak varsa, onlar gerçekten kendilerini bu ülkenin namuslu bir yurttaşı olarak görmek istiyorlarsa bu paraları nereden sağladıklarını çıkıp kamuoyu önünde açıklasınlar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir başbakan yolsuzlukları, rüşveti savunur hale gelmiştir. Kendilerine Sivil Dayanışma Platformu denen grup kimlerden oluşuyor. Birisini söyleyeyim; Hak-İş. Buradan Hak-İş yetkililerine sesleniyorum; işçinin parası ile mi o ilanı verdin, yoksa kendi cebinden mi o parayı verdin? Çık millete söyle. Yeri gelince mangalda kül bırakmıyorsunuz. Bir siyasal iktidara destek verebilirsiniz, bunu anlayışla karşılayabilirim. Ama yolsuzluğa ve rüşvete bir sendika asla ve asla destek olamaz."
Vatandaşın iyi niyetle AK Parti'ye oy verdiğini, ancak iktidarın vatandaşa verdiği sözleri yerine getirmediğini savunan Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin 2002 seçimlerinin ardından hazırladığı Demokratikleşme Programı'nı örnek gösterdi. Bu programda da "Toplumları ve devletleri tahrip eden yozlaşma, yolsuzluk, usulsüzlük, çıkarcılık, iltimas, hukuk önünde ve fırsat açısından eşitsizlik, ırkçılık, partizanlık, despotluk gibi olumsuzluklar partimizin en yoğun mücadele alanlarıdır" ifadesenin yer aldığını aktaran Kılıçdaroğlu, "Tam tersine asıl iştigal konuları bu" dedi.
Programda "Siyasetin kirlenmesini önleyen düzenlemeler yapılacaktır" dendiğini de belirten Kılıçdaroğlu, "Nerede bu düzenleme? Yok. Millet sana ne diye oy verdi? Bunları yap diye oy verdi. Sen milleti kandırdın" şeklinde konuştu.
Kılıçdaroğlu, bu programda seçimle gelenlerin mal varlıklarının kamuoyunun bilgi ve denetimine sunulmasının da yer aldığını, ancak uygulanmadığını ifade ederek, şöyle devam etti:
"Defalarca seslendim, Sayın Başbakan; herkesi suçlayabilirsin, sen kendine güveniyorsun, bakanlarına, onların çocuklarına da güveniyorsun. Alın teriyle kazanılan malı deklare etmek ayıp değildir, onurdur. O adamlar, istifa ettirdiğin adamlar neden mal varlıklarını çıkıp kamuoyuna açıklamıyorlar? 2002'de 'Açıklayacaklar' diyorsun, 2014, 'Sakın açıklamayın' diyor. Sana oy veren milletin önüne nasıl çıkıyorsun sen? Hangi anlayışla çıkıp, 'bana oy verin' diyorsun. Sen bu milleti kandırdın."
AK Parti'nin kuvvetler ayrılığı ilkesinin hassasiyetle korunacağı sözünü de verdiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Kuvvetler ayrılığı ilkesi kalmadı ki. Cemil Çiçek açıkladı, '138. madde çökmüştür' dedi. Geçmiş olsun. Ben söylesem 'Anamuhalefet Partisi'nin genel başkanı söylüyor' diyecek. Ben söylemiyorum, TBMM Başkanı söylüyor. Güçler ayrılığı ilkesi çökmüşse, orada devlet çökmüştür artık" değerlendirmesinde bulundu.
Sayıştay raporlarının TBMM'ye gönderilmemesini de eleştiren ve iktidarın denetim mekanizmalarının çalışmasını engellediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, "Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; sizi kandıran siyasal iktidara teslim olmayın. Onlardan birisi diyor ya 'Biatsa biat sonuna kadar arkasındayım', hırsızlığın sonuna kadar arkasında olan adama adam denmez bizim ülkede. Her yer rüşvet, her yer yolsuzluk, maalesef öyle" dedi.
Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin çok ve halka hoş gelecek şeyler söylediğini, ancak söylemleri ile eylemlerinin birbirini tutmadığını savunarak, "Laf tamam, iş yok. Laf tamam, iş yoksa ne oluyor? Memleketi rüşvet, yolsuzluk götürüyor" ifadesini kullandı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, "Başbakan'ın, 'yürütme olarak yargının karşısına dikiliriz' sözüne katılıyor musunuz?" diye sorarak, "Siz de yargının karşısına dikilecek misiniz dikilmeyecek misiniz? Dikilecekseniz eyvallah, dikilmeyecekseniz, 'yargıya müdahale etmeyin' diye konuşmak zorundasınız" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, 17 Aralık'ta, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu yapıldığını savundu.
"Seçimlere 3 ay kala eğer böyle bir operasyon yapılıyorsa bu bize karşı kurulmuş kumpastır" denildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Halkı kandırıyorlar. Bu operasyon 14 ay önce başlatılan operasyondur. Kendileri söylüyorlar, bir ihbar mektubu gelmiş, devletin bütün katlarına cumhurbaşkanından Maliye Bakanlığı'na kadar gitmiş. Bakmışlar ihbar ciddi, araştırmış, soruşturmuş, mahkemeden karar almış, bazılarını dinlemişler, fotoğraf çekmişler, belgelemişler. Olay çok büyük. Sonra düğmeye basıldı. 17 Aralık'ta belli kişiler gözaltına alındı" diye konuştu.
Daha sonra doğrudan Başbakan'a verilen 18 Nisan 2013 tarihli MİT raporunun çıktığını belirten Kılıçdaroğlu, "Bakanların Zarrab ile ilişkisi ortaya çıkarsa hükümet zor durumda kalır" denildiğini öne sürdü. Kılıçdaroğlu, "Başbakan'a soruyorum, 18 Nisan'da bu rapor önüne konulduğunda, o bakanları çağırıp acaba hiç konuştun mu, bunların çocuklarını konuştun mu? Konuşmaz. Neden; talimatı veren o. Çete reisi zaten" ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, dünyada, sağlıklı işleyen bir demokraside yolsuzluk ortaya çıktığında, halkın vicdanını dinleyen bütün siyasilerin, "Yolsuzluk mu var, sonuna kadar gidin, kime ulaşırsa ulaşsın, biz bu yarayı kesip atalım, toplumu çürütmeyelim" dediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, sözlerini söyle sürdürdü:
"Bunlar ne yaptılar: Olay ortaya çıktığında önce paniklediler, arkasından 'devletin içinde çete var' dediler. Polisleri, bürokratları, savcıları görevden aldılar. Yetmedi, 'polis madem hırsızları yakalayacak, yönetmeliği değiştirelim, önce hırsıza haber versin' dediler. Yürütme organı, doğrudan yargıya müdahale ederek savcılığın elini kolunu bağladı, talimat verdiler. Eğer hırsıza haber verirseniz sonucu bu olur. Yönetmeliği değiştirdiler, HSYK 'bu doğru değil, yargıya müdahale' dedi. Kıyamet koptu, 'vay efendim nasıl konuşulur.' Sen sabahtan akşama konuşuyorsun, senden mi izin alacak?
Kılıçdaroğlu, yolsuzluğun boyutunun 247 milyar lira olduğunu öne sürerek, bu parayla yapılabilecekleri anlattı.
TÜİK verilerine göre Türkiye'de iş arayan 2 milyon 831 bin kişiye, 8 yıl süreyle asgari ücret üzerinden para ödenebileceğini belirten Kılıçdaroğlu, atama bekleyen 300 bin öğretmenin göreve başlatılarak, 30 yıl süreyle ücret ödenebileceğini kaydetti. Kılıçdaroğlu, 9,5 milyon emekli bulunduğunu anımsatarak, her emekliye 25 bin lira ikramiye verilebileceğini anlattı.
Kılıçdaroğlu, bu parayla 6 GAP, 30 Marmaray yapılabileceğini ifade ederek, "Erdoğan'ın neden bu kadar telaşlandığını daha iyi anladınız. Niye telaşlanıyorsun, bir pisliğe bulaşmadıysan hiç telaşlanma. Neden korkuyorsun, telaşın ne?" dedi.
Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Şubat 2012'de "Militan yargı dönemi sona ermiştir. Zira bu ülkede 12 Eylül 2010'dan sonra millet idareye, yargıya el koymuştur"; 29 Aralık 2013'te "HSYK konusunda yanlışlık yaptık. Eğer şu anda anayasayı değiştirecek güce sahip olduğumuz anda bu yetkiyi değiştirmek durumundayız" dediğini söyledi.
Erdoğan'ın 21 Nisan 2009'da "Yargı yetkisi Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Bırakalım yargı, hukuk işlesin, bırakalım ak ile kara ortaya çıksın" ifadesini kullandığını anlatan Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın 27 Aralık 2013'de ise "Egemenlik kayıtsız şartsız yargının değildir. Egemenliği milletin elinden alıp, egemenlik yetkisini kullanmak bana aittir diyen yargı, bunun da hesabını vermelidir" dediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, "Adam cahil. Çünkü egemenlik hakkı millete aittir doğru ama anayasa, egemenlik ilgili organlar eliyle kullanılır der. O ilgili organları da yasama, yürütme, yargı diye sayar. Yargı için de Türk milleti adına karar verir diyor. Güçler ayrılığı ilkesini bilmeyecek kadar cahil olan bir adamın, başbakanlık yapması bu ülkede ayıp değil mi?" görüşünü savundu.
Erdoğan'ın, 21 Aralık 2013'te "Yürütme olarak yargının karşısına dikiliriz" dediğini öne süren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Anayasanın 8. maddesi yürütme organını tanımlarken cumhurbaşkanından başlıyor. Sayın Cumhurbaşkanı'na soruyorum, yürütme olarak yargının karşısına dikiliriz sözüne katılıyor musunuz katılmıyor musunuz? Siz de yargının karşısına dikilecek misiniz dikilmeyecek misiniz? Dikilecekseniz eyvallah, dikilmeyecekseniz siz kalkıp 'yargıya müdahale etmeyin' diye konuşmak zorundasınız.
12 Ekim 2010'da, '12 Eylül refarandumunda gerçekleşen anayasa değişikliklerinin, özellikle HSYK yapısındaki değişikliğin ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha öğrendik' diyor. 27 Aralık 2013'de 'Yetkim olsa, HSYK'yı yargılarım' diyor. Senin o yetkin olamaz, sen yargılama yapamazsın, yargılamayı hakimler yapar. Bir gün o hakimlerin karşısına çıkacak mısın; eğer bu ülkede temiz siyaset gerçekleşecekse çıkacaksın.
Senin en yakınındaki adam, 'milli orduya kumpas kuruldu' derken yüzün kızardı mı? Kendi milli ordusuna kumpas kuran, halkına da kumpas kurar. Senin yaptığın halkına kumpas kurmaktır. Bir söylediği ile diğer söylediği arasında 180 derece fark olan dünyada başka bir başbakan yoktur. Hayatımda bu kadar 180 derece farklı konuşan bir başbakan görmedim."
Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın, kendisine yönelttiği 16 soruyu duymadığını öne sürerek, "İşine gelmiyor. Yoksa sinek uçsa duyuyor, telefonlarımızı, konuşmalarımızı dinliyor, kendisine düzenli rapor gidiyor, şuraya, buraya gitti, şunu konuştu diye. Biz korkmuyoruz, verilmeyecek hesabımız yok" dedi.
"Banka Genel Müdürü'nün evinde, ayakkabı kutusuna 4,5 milyon doları çeteler mi koydu? Yok. O helal para mı? Helal paranın ayakkabı kutusunda ne işi var? Bunu sormayacak mıyız?" diyen Kılıçdaroğlu, "Bakan çocuklarının yatak odalarında boy boy para kasası var. Bunları da çeteler mi yerleştirdi? Para sayma makinaları var, sanki mübarek banka şubesi açmış orada. Emin olun hiçbir bankada 7 kasa yoktur" dedi.
Kılıçdaroğlu, sözlerini, "Tutturmuş bir çete, çete var diyor. Bir çete var gerçekten. Çeteyi görmek istiyorsan topla Bakanlar Kurulu'nu çete orada. Dört tane adam. Bir de reisi görmek isteyebilirsin. Getireceksin ayna, çete reisini göreceksin" diye sürdürdü.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yolsuzlukların önlenmesi için 11 maddelik çağrıda bulunarak, "Türkiye'yi yolsuzluklardan arındıralım. Gelir mi? Gelmesi için ar damarının olması lazım" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in gazetecilerle gerçekleştirdiği toplantıya işaret etti. Kılıçdaroğlu, Çiçek'in, "Anayasanın 138. maddesi çökmüştür" dediğini, yasama organının başının, yargının çöktüğünü söylediğini anımsattı.
Çiçek'e, "Çöktüğünü söylüyorsun o çökmede senin de payın var mı yok mu?" diye soran Kılıçdaroğlu, "Lafı ortaya attım diyor, atamazsın. Lafı muhatabına söyleyeceksin. Sayıştay raporlarını parlamentoya getirmedin, yargı çökmüşse en büyük suç senin omuzlarındadır. Raporlar, bu yolsuzluklar anlaşılmasın diye gelmiyor. Bir Meclis Başkanı, yolsuzluklar anlaşılmasın diye, raporların gelmemesi için çaba gösterir mi? Kimse kalkıp, 'yargı çöktü, ben bunun dışındayım...' Kusura bakma baş aktörlerinden birisin. Çıkıp Başbakan'a söyleyeceksin" diye konuştu.
Yargıçların, malvarlıklarına tebdir kararının 7 gün bekletildiğini, kararın uygulanmadığını öne süren Kılıçdaroğlu, 7 gün geciktirenlerin anayasayı ihlal ettiğini, bunun hesabını vereceğini savundu.
Kılıçdaroğlu, mal varlığına el konulanlardan birinin, bir gazetenin yeni patronu olduğunu ifade ederek, "O gazeteyi terk et. O gazete ve televizyonu almaktan vazgeç, bir an önce sat" diye seslendi.
Bakırköy'de değerli bir arazide imar planı değişikliği yapıldığını ileri süren Kılıçdaroğlu, bunu Bakırköy ve Büyükşehir belediyelerinin reddettiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, özetle şunları kaydetti:
"Arsanın sabihi Ağaoğlu Ankara'ya geliyor, Başbakan'a çıkıyor. O da Erdoğan Bayraktar'a gereğinin yapılması için talimat veriyor. Başbakan'ın oğlunun TÜRGEV diye bir vakfı var. Küçükbakkalköy'de babanın oğluna veremeyeceği değerde 20 dönümlük arazi var. Bu TÜRGEV'e veriliyor. Bilal'e 20 dönümlük arazi veriyor. Bunun adı nüfuz ticaretidir. Biz yurda, bursa karşı değiliz, bu para nereden geliyor? 20 dönümlük araziyi oğlunun vakfına bedava niye versinler? Senin oğlun ifadeye gelmiyor, polisi, savcısı, hakimi getiremiyor. Çiçek, 'yargı çökmüştür, devlet çökmüştür' diyor. Senin oğlun ifade vermiyorsa, hangi devletten söz ediyoruz? Hangi çıkar ilişkileri bu kadar güçlü ki senin oğlunu ifadeye götüremiyorlar. Devlete ait bir metrekarelik yer, satılsın veya kiraya verilsin başbakandan izin almak zorunda. Falan yerde 5 metrekarelik yer kiralanacak veya satılacak, başbakandan izin almadan yapamıyorsun. Neden, oğlunun vakfına para akması lazım, bu yolla akacak."
Kılıçdaroğlu, Hatay'da durdurulan TIR konusuna da değinerek, "TIR Başbakanlığa bağlı, o yüzden arama yapılamaz" denildiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, MİT'in, silah kaçakçılığı yapma görevi bulunmadığını belirterek, meşru devletin, başka bir ülkedeki yasadışı organlara silah yardımı yapamayacağını vurguladı.
Özel Yetkili Mahkemelerin tümüyle kapatılmasını istediklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bununla ilgili bir sürü görüşmeler yapılıyor. Hiç itirazım yok. Bir şeyi istiyorum. 80 Günde Devrialem'de varya Fiks'in tuzağı, Fiks'in oyununa gelmeyin. Yolsuzluk davalarını örtmeyeceksiniz, rüşvet ve yolsuzluk konusunda da aynı duyarlılığı bekliyorum.
Başbakan'a açık ve net çağrı yapıyorum, yolsuzluklar nasıl önlenir? 11 maddelik çağrım var. Rüşvet ve yolsuzluklar konusunu dokunulmazlıklar dışına çıkarmak. Kamu İhale Yasası'nı AB standartlarına getirelim. Siyasi ahlak yasası çıkaralım. Siyasi Partiler Yasası'nı çıkaralım, siyasetin finansmanını şeffaf hale getirelim. Adli kolluk yasasını çıkaralım, yürütme organının yargı üzerindeki baskısını kaldıralım. Kamu harcamalarını TBMM adına denetleyen Sayıştay'ı daha güçlü hale getirelim, raporları bütçe görüşmeleri sırasında TBMM'ye gelsin. Ticari sır kavramını yeniden düzenleyelim, içtüzüğü değiştirelim, parlamento yolsuzluk, rüşvet konusunda araştırma komisyonu kuruyorsa kimse ticari sırrın arkasına saklanmasın. Parlamentoda kesin hesap komisyonu kuralım, kamu harcamalarını denetleyen kurum olsun, başkanı muhalefet partisinden olsun, iktidar muhalefete hesap versin. Yolsuzluk ve rüşvet konusunda dağınık bir mevzuatımız var, tümünü toparlayalım, çağdaş anlamda yolsuzlukla mücadele yasası çıkaralım. Gelir İdaresi Başkanlığı'nı özerk hale getirelim, vergi denetimini siyasi amaçla kullanmayalım. Sermaye Piyasası Kurulu, BDDK gibi kurumlar var, bu kurumları siyasetten arındıralım.
Bunların bir kısmı kendisinin 2002'de yayınladığı demokratikleştirme raporunda da var. Gelin hep beraber yapalım. Türkiye'yi yolsuzluklardan arındıralım. Gelir mi? Gelmesi için ar damarının olması lazım."
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Grup toplantısına tahliye edilen CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay da ilk kez katıldı. Balbay salona gelişinde partililer tarafından alkışlar ve sloganlarla karşılandı.
Kemal Kılıçdaroğlu, 2002 yılında iktidar partisi milletvekili Salih Kapusuz ve 25 arkadaşının verdiği önerge sonucunda TBMM'de rüşvet ve yolsuzluk olaylarının araştırılması, alınacak önlemlerin belirlenmesi için komisyon kurulduğunu hatırlattı. Kendisinin de bu muhalefet partisinin temsilcisi olarak bu komisyonda yer aldığını, uzun bir çalışma yaptıklarını anlatan Kılıçdaroğlu, komisyon raporunun her iki siyasal partinin temsilcilerince, bir olay hariç, oy birliği ile kabul edildiğine işaret etti.
Raporda, "Yasama dokunulmazlığının, rüşvet ve yolsuzluklarda kaldırılması, bakanların yargılanmasının önünün açılması, ticari sırrın tanımının yeniden yapılması, finansman konusunda siyasal partilerin yeniden yapılandırılması ve şeffaf hale getirilmesi, yolsuzlukla mücadele yasası çıkarılması ve kamu ihale yasasının AB standartlarına göre düzenlenmesi" gibi öneriler yer aldığını aktaran Kılıçdaroğlu, raporun 2002 yılında hazırlandığını, ancak bugüne kadar bu önerilerin hiçbirinin hayata geçirilmediğini belirtti.
Kılıçdaroğlu, "İktidar oldular, bu komisyonu kurdular, öneriler gitti, Bakanlar Kurulu'na, bütün bakanlıklara gönderildi, 'gerekli önlemleri alın' dendi, 'TBMM'nin ve iki siyasal partinin iradesi budur' dendi. Ama bunların hiçbirisi yerine getirilmedi" dedi.
AK Parti'nin iktidara geldiğinde Acil Eylem Planı hazırladığını, bu planda da "Yolsuzluk ve usulsüzlük konusunda cezalar caydırıcı hale getirilecek, siyasetin finansmanı saydam hale getirilecek, mevzuattaki sır kavramı yeniden düzenlenecek, yolsuzluklar konusunda hükümet, kamu yönetimi, yargı, medya, sivil toplum, sağlıklı bir diyalogla yolsuzluğu işleyecek ve yolsuzluk olaylarının üzerine gidecek" şeklinde maddeler bulunduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, acil olarak nitelendirilen bu düzenlemelerin hiçbirinin yapılmadığını iddia etti. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Yolsuzluk olaylarının patladığı 17 Aralık'tan sonra Sivil Dayanışma Platformu diye bir platform gazetelerin arka sayfasına tam sayfa ilan verdi. Erdoğan'ın bir fotoğrafı, altında 'sağlam irade' yazıyor. Şimdi ben merak ediyorum; bu Sivil Dayanışma Platformu kimlerden oluşuyor? Ve bu parayı nereden buluyorlar? Eğer onlarda ahlak varsa, onlar gerçekten kendilerini bu ülkenin namuslu bir yurttaşı olarak görmek istiyorlarsa bu paraları nereden sağladıklarını çıkıp kamuoyu önünde açıklasınlar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir başbakan yolsuzlukları, rüşveti savunur hale gelmiştir. Kendilerine Sivil Dayanışma Platformu denen grup kimlerden oluşuyor. Birisini söyleyeyim; Hak-İş. Buradan Hak-İş yetkililerine sesleniyorum; işçinin parası ile mi o ilanı verdin, yoksa kendi cebinden mi o parayı verdin? Çık millete söyle. Yeri gelince mangalda kül bırakmıyorsunuz. Bir siyasal iktidara destek verebilirsiniz, bunu anlayışla karşılayabilirim. Ama yolsuzluğa ve rüşvete bir sendika asla ve asla destek olamaz."
Vatandaşın iyi niyetle AK Parti'ye oy verdiğini, ancak iktidarın vatandaşa verdiği sözleri yerine getirmediğini savunan Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin 2002 seçimlerinin ardından hazırladığı Demokratikleşme Programı'nı örnek gösterdi. Bu programda da "Toplumları ve devletleri tahrip eden yozlaşma, yolsuzluk, usulsüzlük, çıkarcılık, iltimas, hukuk önünde ve fırsat açısından eşitsizlik, ırkçılık, partizanlık, despotluk gibi olumsuzluklar partimizin en yoğun mücadele alanlarıdır" ifadesenin yer aldığını aktaran Kılıçdaroğlu, "Tam tersine asıl iştigal konuları bu" dedi.
Programda "Siyasetin kirlenmesini önleyen düzenlemeler yapılacaktır" dendiğini de belirten Kılıçdaroğlu, "Nerede bu düzenleme? Yok. Millet sana ne diye oy verdi? Bunları yap diye oy verdi. Sen milleti kandırdın" şeklinde konuştu.
Kılıçdaroğlu, bu programda seçimle gelenlerin mal varlıklarının kamuoyunun bilgi ve denetimine sunulmasının da yer aldığını, ancak uygulanmadığını ifade ederek, şöyle devam etti:
"Defalarca seslendim, Sayın Başbakan; herkesi suçlayabilirsin, sen kendine güveniyorsun, bakanlarına, onların çocuklarına da güveniyorsun. Alın teriyle kazanılan malı deklare etmek ayıp değildir, onurdur. O adamlar, istifa ettirdiğin adamlar neden mal varlıklarını çıkıp kamuoyuna açıklamıyorlar? 2002'de 'Açıklayacaklar' diyorsun, 2014, 'Sakın açıklamayın' diyor. Sana oy veren milletin önüne nasıl çıkıyorsun sen? Hangi anlayışla çıkıp, 'bana oy verin' diyorsun. Sen bu milleti kandırdın."
AK Parti'nin kuvvetler ayrılığı ilkesinin hassasiyetle korunacağı sözünü de verdiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Kuvvetler ayrılığı ilkesi kalmadı ki. Cemil Çiçek açıkladı, '138. madde çökmüştür' dedi. Geçmiş olsun. Ben söylesem 'Anamuhalefet Partisi'nin genel başkanı söylüyor' diyecek. Ben söylemiyorum, TBMM Başkanı söylüyor. Güçler ayrılığı ilkesi çökmüşse, orada devlet çökmüştür artık" değerlendirmesinde bulundu.
Sayıştay raporlarının TBMM'ye gönderilmemesini de eleştiren ve iktidarın denetim mekanizmalarının çalışmasını engellediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, "Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; sizi kandıran siyasal iktidara teslim olmayın. Onlardan birisi diyor ya 'Biatsa biat sonuna kadar arkasındayım', hırsızlığın sonuna kadar arkasında olan adama adam denmez bizim ülkede. Her yer rüşvet, her yer yolsuzluk, maalesef öyle" dedi.
Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin çok ve halka hoş gelecek şeyler söylediğini, ancak söylemleri ile eylemlerinin birbirini tutmadığını savunarak, "Laf tamam, iş yok. Laf tamam, iş yoksa ne oluyor? Memleketi rüşvet, yolsuzluk götürüyor" ifadesini kullandı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, "Başbakan'ın, 'yürütme olarak yargının karşısına dikiliriz' sözüne katılıyor musunuz?" diye sorarak, "Siz de yargının karşısına dikilecek misiniz dikilmeyecek misiniz? Dikilecekseniz eyvallah, dikilmeyecekseniz, 'yargıya müdahale etmeyin' diye konuşmak zorundasınız" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, 17 Aralık'ta, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu yapıldığını savundu.
"Seçimlere 3 ay kala eğer böyle bir operasyon yapılıyorsa bu bize karşı kurulmuş kumpastır" denildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Halkı kandırıyorlar. Bu operasyon 14 ay önce başlatılan operasyondur. Kendileri söylüyorlar, bir ihbar mektubu gelmiş, devletin bütün katlarına cumhurbaşkanından Maliye Bakanlığı'na kadar gitmiş. Bakmışlar ihbar ciddi, araştırmış, soruşturmuş, mahkemeden karar almış, bazılarını dinlemişler, fotoğraf çekmişler, belgelemişler. Olay çok büyük. Sonra düğmeye basıldı. 17 Aralık'ta belli kişiler gözaltına alındı" diye konuştu.
Daha sonra doğrudan Başbakan'a verilen 18 Nisan 2013 tarihli MİT raporunun çıktığını belirten Kılıçdaroğlu, "Bakanların Zarrab ile ilişkisi ortaya çıkarsa hükümet zor durumda kalır" denildiğini öne sürdü. Kılıçdaroğlu, "Başbakan'a soruyorum, 18 Nisan'da bu rapor önüne konulduğunda, o bakanları çağırıp acaba hiç konuştun mu, bunların çocuklarını konuştun mu? Konuşmaz. Neden; talimatı veren o. Çete reisi zaten" ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, dünyada, sağlıklı işleyen bir demokraside yolsuzluk ortaya çıktığında, halkın vicdanını dinleyen bütün siyasilerin, "Yolsuzluk mu var, sonuna kadar gidin, kime ulaşırsa ulaşsın, biz bu yarayı kesip atalım, toplumu çürütmeyelim" dediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, sözlerini söyle sürdürdü:
"Bunlar ne yaptılar: Olay ortaya çıktığında önce paniklediler, arkasından 'devletin içinde çete var' dediler. Polisleri, bürokratları, savcıları görevden aldılar. Yetmedi, 'polis madem hırsızları yakalayacak, yönetmeliği değiştirelim, önce hırsıza haber versin' dediler. Yürütme organı, doğrudan yargıya müdahale ederek savcılığın elini kolunu bağladı, talimat verdiler. Eğer hırsıza haber verirseniz sonucu bu olur. Yönetmeliği değiştirdiler, HSYK 'bu doğru değil, yargıya müdahale' dedi. Kıyamet koptu, 'vay efendim nasıl konuşulur.' Sen sabahtan akşama konuşuyorsun, senden mi izin alacak?
Kılıçdaroğlu, yolsuzluğun boyutunun 247 milyar lira olduğunu öne sürerek, bu parayla yapılabilecekleri anlattı.
TÜİK verilerine göre Türkiye'de iş arayan 2 milyon 831 bin kişiye, 8 yıl süreyle asgari ücret üzerinden para ödenebileceğini belirten Kılıçdaroğlu, atama bekleyen 300 bin öğretmenin göreve başlatılarak, 30 yıl süreyle ücret ödenebileceğini kaydetti. Kılıçdaroğlu, 9,5 milyon emekli bulunduğunu anımsatarak, her emekliye 25 bin lira ikramiye verilebileceğini anlattı.
Kılıçdaroğlu, bu parayla 6 GAP, 30 Marmaray yapılabileceğini ifade ederek, "Erdoğan'ın neden bu kadar telaşlandığını daha iyi anladınız. Niye telaşlanıyorsun, bir pisliğe bulaşmadıysan hiç telaşlanma. Neden korkuyorsun, telaşın ne?" dedi.
Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Şubat 2012'de "Militan yargı dönemi sona ermiştir. Zira bu ülkede 12 Eylül 2010'dan sonra millet idareye, yargıya el koymuştur"; 29 Aralık 2013'te "HSYK konusunda yanlışlık yaptık. Eğer şu anda anayasayı değiştirecek güce sahip olduğumuz anda bu yetkiyi değiştirmek durumundayız" dediğini söyledi.
Erdoğan'ın 21 Nisan 2009'da "Yargı yetkisi Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Bırakalım yargı, hukuk işlesin, bırakalım ak ile kara ortaya çıksın" ifadesini kullandığını anlatan Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın 27 Aralık 2013'de ise "Egemenlik kayıtsız şartsız yargının değildir. Egemenliği milletin elinden alıp, egemenlik yetkisini kullanmak bana aittir diyen yargı, bunun da hesabını vermelidir" dediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, "Adam cahil. Çünkü egemenlik hakkı millete aittir doğru ama anayasa, egemenlik ilgili organlar eliyle kullanılır der. O ilgili organları da yasama, yürütme, yargı diye sayar. Yargı için de Türk milleti adına karar verir diyor. Güçler ayrılığı ilkesini bilmeyecek kadar cahil olan bir adamın, başbakanlık yapması bu ülkede ayıp değil mi?" görüşünü savundu.
Erdoğan'ın, 21 Aralık 2013'te "Yürütme olarak yargının karşısına dikiliriz" dediğini öne süren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Anayasanın 8. maddesi yürütme organını tanımlarken cumhurbaşkanından başlıyor. Sayın Cumhurbaşkanı'na soruyorum, yürütme olarak yargının karşısına dikiliriz sözüne katılıyor musunuz katılmıyor musunuz? Siz de yargının karşısına dikilecek misiniz dikilmeyecek misiniz? Dikilecekseniz eyvallah, dikilmeyecekseniz siz kalkıp 'yargıya müdahale etmeyin' diye konuşmak zorundasınız.
12 Ekim 2010'da, '12 Eylül refarandumunda gerçekleşen anayasa değişikliklerinin, özellikle HSYK yapısındaki değişikliğin ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha öğrendik' diyor. 27 Aralık 2013'de 'Yetkim olsa, HSYK'yı yargılarım' diyor. Senin o yetkin olamaz, sen yargılama yapamazsın, yargılamayı hakimler yapar. Bir gün o hakimlerin karşısına çıkacak mısın; eğer bu ülkede temiz siyaset gerçekleşecekse çıkacaksın.
Senin en yakınındaki adam, 'milli orduya kumpas kuruldu' derken yüzün kızardı mı? Kendi milli ordusuna kumpas kuran, halkına da kumpas kurar. Senin yaptığın halkına kumpas kurmaktır. Bir söylediği ile diğer söylediği arasında 180 derece fark olan dünyada başka bir başbakan yoktur. Hayatımda bu kadar 180 derece farklı konuşan bir başbakan görmedim."
Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın, kendisine yönelttiği 16 soruyu duymadığını öne sürerek, "İşine gelmiyor. Yoksa sinek uçsa duyuyor, telefonlarımızı, konuşmalarımızı dinliyor, kendisine düzenli rapor gidiyor, şuraya, buraya gitti, şunu konuştu diye. Biz korkmuyoruz, verilmeyecek hesabımız yok" dedi.
"Banka Genel Müdürü'nün evinde, ayakkabı kutusuna 4,5 milyon doları çeteler mi koydu? Yok. O helal para mı? Helal paranın ayakkabı kutusunda ne işi var? Bunu sormayacak mıyız?" diyen Kılıçdaroğlu, "Bakan çocuklarının yatak odalarında boy boy para kasası var. Bunları da çeteler mi yerleştirdi? Para sayma makinaları var, sanki mübarek banka şubesi açmış orada. Emin olun hiçbir bankada 7 kasa yoktur" dedi.
Kılıçdaroğlu, sözlerini, "Tutturmuş bir çete, çete var diyor. Bir çete var gerçekten. Çeteyi görmek istiyorsan topla Bakanlar Kurulu'nu çete orada. Dört tane adam. Bir de reisi görmek isteyebilirsin. Getireceksin ayna, çete reisini göreceksin" diye sürdürdü.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yolsuzlukların önlenmesi için 11 maddelik çağrıda bulunarak, "Türkiye'yi yolsuzluklardan arındıralım. Gelir mi? Gelmesi için ar damarının olması lazım" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in gazetecilerle gerçekleştirdiği toplantıya işaret etti. Kılıçdaroğlu, Çiçek'in, "Anayasanın 138. maddesi çökmüştür" dediğini, yasama organının başının, yargının çöktüğünü söylediğini anımsattı.
Çiçek'e, "Çöktüğünü söylüyorsun o çökmede senin de payın var mı yok mu?" diye soran Kılıçdaroğlu, "Lafı ortaya attım diyor, atamazsın. Lafı muhatabına söyleyeceksin. Sayıştay raporlarını parlamentoya getirmedin, yargı çökmüşse en büyük suç senin omuzlarındadır. Raporlar, bu yolsuzluklar anlaşılmasın diye gelmiyor. Bir Meclis Başkanı, yolsuzluklar anlaşılmasın diye, raporların gelmemesi için çaba gösterir mi? Kimse kalkıp, 'yargı çöktü, ben bunun dışındayım...' Kusura bakma baş aktörlerinden birisin. Çıkıp Başbakan'a söyleyeceksin" diye konuştu.
Yargıçların, malvarlıklarına tebdir kararının 7 gün bekletildiğini, kararın uygulanmadığını öne süren Kılıçdaroğlu, 7 gün geciktirenlerin anayasayı ihlal ettiğini, bunun hesabını vereceğini savundu.
Kılıçdaroğlu, mal varlığına el konulanlardan birinin, bir gazetenin yeni patronu olduğunu ifade ederek, "O gazeteyi terk et. O gazete ve televizyonu almaktan vazgeç, bir an önce sat" diye seslendi.
Bakırköy'de değerli bir arazide imar planı değişikliği yapıldığını ileri süren Kılıçdaroğlu, bunu Bakırköy ve Büyükşehir belediyelerinin reddettiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, özetle şunları kaydetti:
"Arsanın sabihi Ağaoğlu Ankara'ya geliyor, Başbakan'a çıkıyor. O da Erdoğan Bayraktar'a gereğinin yapılması için talimat veriyor. Başbakan'ın oğlunun TÜRGEV diye bir vakfı var. Küçükbakkalköy'de babanın oğluna veremeyeceği değerde 20 dönümlük arazi var. Bu TÜRGEV'e veriliyor. Bilal'e 20 dönümlük arazi veriyor. Bunun adı nüfuz ticaretidir. Biz yurda, bursa karşı değiliz, bu para nereden geliyor? 20 dönümlük araziyi oğlunun vakfına bedava niye versinler? Senin oğlun ifadeye gelmiyor, polisi, savcısı, hakimi getiremiyor. Çiçek, 'yargı çökmüştür, devlet çökmüştür' diyor. Senin oğlun ifade vermiyorsa, hangi devletten söz ediyoruz? Hangi çıkar ilişkileri bu kadar güçlü ki senin oğlunu ifadeye götüremiyorlar. Devlete ait bir metrekarelik yer, satılsın veya kiraya verilsin başbakandan izin almak zorunda. Falan yerde 5 metrekarelik yer kiralanacak veya satılacak, başbakandan izin almadan yapamıyorsun. Neden, oğlunun vakfına para akması lazım, bu yolla akacak."
Kılıçdaroğlu, Hatay'da durdurulan TIR konusuna da değinerek, "TIR Başbakanlığa bağlı, o yüzden arama yapılamaz" denildiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, MİT'in, silah kaçakçılığı yapma görevi bulunmadığını belirterek, meşru devletin, başka bir ülkedeki yasadışı organlara silah yardımı yapamayacağını vurguladı.
Özel Yetkili Mahkemelerin tümüyle kapatılmasını istediklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bununla ilgili bir sürü görüşmeler yapılıyor. Hiç itirazım yok. Bir şeyi istiyorum. 80 Günde Devrialem'de varya Fiks'in tuzağı, Fiks'in oyununa gelmeyin. Yolsuzluk davalarını örtmeyeceksiniz, rüşvet ve yolsuzluk konusunda da aynı duyarlılığı bekliyorum.
Başbakan'a açık ve net çağrı yapıyorum, yolsuzluklar nasıl önlenir? 11 maddelik çağrım var. Rüşvet ve yolsuzluklar konusunu dokunulmazlıklar dışına çıkarmak. Kamu İhale Yasası'nı AB standartlarına getirelim. Siyasi ahlak yasası çıkaralım. Siyasi Partiler Yasası'nı çıkaralım, siyasetin finansmanını şeffaf hale getirelim. Adli kolluk yasasını çıkaralım, yürütme organının yargı üzerindeki baskısını kaldıralım. Kamu harcamalarını TBMM adına denetleyen Sayıştay'ı daha güçlü hale getirelim, raporları bütçe görüşmeleri sırasında TBMM'ye gelsin. Ticari sır kavramını yeniden düzenleyelim, içtüzüğü değiştirelim, parlamento yolsuzluk, rüşvet konusunda araştırma komisyonu kuruyorsa kimse ticari sırrın arkasına saklanmasın. Parlamentoda kesin hesap komisyonu kuralım, kamu harcamalarını denetleyen kurum olsun, başkanı muhalefet partisinden olsun, iktidar muhalefete hesap versin. Yolsuzluk ve rüşvet konusunda dağınık bir mevzuatımız var, tümünü toparlayalım, çağdaş anlamda yolsuzlukla mücadele yasası çıkaralım. Gelir İdaresi Başkanlığı'nı özerk hale getirelim, vergi denetimini siyasi amaçla kullanmayalım. Sermaye Piyasası Kurulu, BDDK gibi kurumlar var, bu kurumları siyasetten arındıralım.
Bunların bir kısmı kendisinin 2002'de yayınladığı demokratikleştirme raporunda da var. Gelin hep beraber yapalım. Türkiye'yi yolsuzluklardan arındıralım. Gelir mi? Gelmesi için ar damarının olması lazım."
