2014-02-11 - 14:01
CHP TBMM grubunda bazı partililer, yerel seçimler için gösterilen adaylara tepki gösterdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Parti kültürünü benimsemeyen genel başkanın sözünü kesen hemen burayı terk etsin. Kim ne derse desin partiden gençlerin önünü açacağım" dedi.
CHP TBMM grubunda bazı partililer, yerel seçimler için gösterilen adaylara tepki gösterdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Parti kültürünü benimsemeyen genel başkanın sözünü kesen hemen burayı terk etsin. Kim ne derse desin partiden gençlerin önünü açacağım" dedi.
Kılıçdaroğlu, grup konuşmasını yaparken, bir kişi ayağa kalkarak bağırmaya başladı. Bunun üzerine Kılıçdaroğlu, "Parti kültürünü benimsemeyen genel başkanın sözünü kesen hemen burayı terk etsin. Kim ne derse desin partiden gençlerin önünü açacağım. 'Ben olmazsam CHP olmaz' zihniyetini ortadan kaldıracağım. CHP varsa hepimiz için var" dedi.
Kılıçdaroğlunun sözleri üzerine tepki gösteren kişi salondan çıkarıldı. Salonda bulunan diğer dinleyiciler ise "Başbakan Kılıçdaroğlu" diye slogan attı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, mahkeme kararıyla yasal olarak bazı dinlemelerin yapıldığını belirterek, "Urla'daki villaların nasıl yapıldığı, iş adamının kaymakamı nasıl görevlendirdiği, sit alanına yapılan kaçak yapıların yıkılması için valinin yasal görevini yaparken nasıl Diyarbakır'a sürgün edildiğini artık hepimiz biliyoruz" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuşmasına başladığı sırada, salondaki bir grup partili, yerel seçimler için belirlenen adaylarla ilgili tepki gösterdi.
Gruptaki bir kişinin bağırarak tepkisini sürdürmesi üzerine Kılıçdaroğlu, "Parti kültürünü benimsemeyen, genel başkanın sözünü kesen, derhal burayı terk etmelidir. Çıkarın dışarıya" dedi. Kılıçdaroğlu, kürsüye yumruğunu vurarak, "Kim ne derse desin, partide gençlerin ve kadınların önünü açacağım. 'Ben olmazsam CHP olmaz' zihniyetini ortadan kaldıracağım. CHP varsa herkes için var. 'Ben varsam CHP...' yok, Biz varsak CHP var" diye konuştu.
Kılıçdaroğlunun sözleri üzerine, söz konusu kişi salondan çıkarıldı. Salonda bulunan diğer dinleyiciler ise "Başbakan Kemal" diye slogan attı.
Kılıçdaroğlu daha sonra, sinevizyon üzerinden, bazı telefon kayıtlarını dinletti. Söz konusu kayıtların tamamının mahkeme kararıyla tespit edilen dinlemelerden oluştuğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, "Yasa dışı dinleme söz konusu değil. Yasa dışı dinlemelerle zaten bizim işimiz olmaz. Devletin resmi kayıtlarına girmiş olan ve bugüne kadar ısrarla dillendirdiğimiz halde Recep Tayyip Erdoğan ve tayfasının görmezden geldiği dinlemeler. Urla'daki villaların nasıl yapıldığı, iş adamının kaymakamı nasıl görevlendirdiği, sit alanına yapılan kaçak yapıların yıkılması için valinin yasal görevini yaparken nasıl Diyarbakır'a sürgün edildiğini artık hepimiz biliyoruz" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Havuz işini de gördünüz burada. Bir medya kuruluşunu başka bir holdinge devretmek için bizzat Başbakan'ın devreye girip, Binali Yıldırım'ın örgütlediği bir havuz işi. 630 milyon doların nasıl toplandığını, bu paraların nasıl verildiğini, Ziraat Bankası'ndan, parası olamayanlara nasıl kredi açıldığını... Buradaki bir iş adamı, 'vereceğiz de bunu hesaplarda, muhasebede nasıl göstereceğiz' diyor. 'Sen 20 milyon 30 milyon vereceksin, ben 100 milyonu açıktan veriyorum' diyor. Onların hepsi burada var.
İhalenin nasıl verildiğini artık hepimiz biliyoruz. Türkiye'de ihale kanunu yok. Kamu İhale Kurumu da yok. Bir Recep Tayyip Erdoğan var, bir milyon Ali var, Binali Yıldırım. İhaleleri bunlar dağıtıyor. Büyük ihaleleri bunlar dağıtıyor. İhaleyi dağıttıktan sonra salma salıyorlar. 'Şu kadar parayı vereceksin bize' diyorlar. Onlar da özel görüşmelerde şikayet etmekle beraber, elleri mahkum, gidip o paraları veriyorlar.
Salmaya karşılık para veren iş adamlarına verilen ihalelerin tutarı, 87 milyar 832 milyon lira. Eski parayla 87 katrilyon lira. 'O kadar ihale aldığına göre, 100 milyon dolar, 150 milyon dolar da versin, ne olacak?' diyor. Rüşvettir. Bu ülkede, tüyü bitmemiş yetimin hakkını almaktır. Ne diyor birisi, 'Parayı veriyoruz ama biz o kadar da keriz değiliz' diyor. Yani, 'nasıl olsa parayı oradan çıkaracağız. Bir vereceğiz ama beş alacağız. Ne olacak bu parayı da verelim' diyor.
Böyle bir Türkiye'de yaşıyoruz. Bugüne kadar 'ayakkabı kutusu' dedik, tık yok. '700 bin liralık saat' dedik, tık yok. 'Çocukların yatak odalarında kasalar' dedik, tık yok. 'Kasaların içinde milyonlar' dedik, tık yok. 'Bankanın genel müdürünün evindeki ayakkabı kutusundan 4,5 milyon dolar para çıktı' dedik, tık yok. 'Çikolata kutularının içinde, 50'şer bin dolarlık paketler gidiyor' ödedik, tık yok. Söylediği ne? 'Paralel devlet var, paralel devlet bize darbe yaptı' diyor."
Kılıçdaroğlu konuşmasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve yanında oğlu Bilal Erdoğan ile Van'da yolu kar nedeniyle kapanan Yalınca köyü Çalık mezrasında hayatını kaybeden 1,5 yaşındaki Muharrem Taş'ın babasının, çocuğunun cesedini taşırken çekilen fotoğraflarını gösterdi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Şu fotoğrafı gördünüz. Mahkeme kararıyla aranan bir kişi... Başbakan'ın oğlu. Başbakan'ın makam aracında gidiyor. Açıkça devlete göz dağı veriyor: 'Benim oğlum hırsızlık yapabilir, rüşvet alabilir, bunu kılıfına uydurabilir, mahkeme karar verebilir, (ifadesini gelsin versin) diyebilir. Ama ben burada olduğum sürece benim oğluma kimse dokunamaz' diyor bu fotoğrafta. 'Sizin mahkeme dediğiniz normal yurttaş içindir, benim için değil. Sizin savcı dediğiniz normal vatandaş içindir, benim için değil. 17 lira çaldı diye 17 aya mahkum edilen Gaziantep'teki çocuk, o sizin çocuğunuz olabilir. Ama bu 17 milyarı götürür buna kimse dokunamaz' diyor. 'Ben devletim' diyor. Sen nasıl bir devletsin? İşte sen paralel devletsin. Vatandaşa ayrı, sana ayrı hukuk uygulanıyor.
Dönüyoruz öbür tarafa bir baba. Sırtından çocuğunun cesedi var. Şimdi ben buradan, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren iyi niyetli bütün yurttaşlarıma sesleniyorum: Bu fotoğrafı içinize sindiriyorsanız, 'yapılanlar doğrudur' diyorsanız, gidin oy verin. Ama 'Bu ülkenin temizliğe ihtiyacı var. Temiz siyasete ihtiyacı var. Hiç bir baba çocuğunun cenazesini sırtında taşımasın' diyorsanız, 'Artık bu iktidardan bıktık, yeter. Türkiye'nin yeni bir yönetime ihtiyacı var' deyin. Adresi biliyorsunuz, yeri de biliyorsunuz. Kul hakkı yemeyen bir siyaset anlayışını benimiseyen CHP.
Muharrem'in ablası, 13 yaşında. Diyor ki 'Devlet, zorluklar için vardır. Biz aradık kimse bizimle ilgilenmedi. Sadece bizim değil, dünyada hiç kimsenin böyle acılar yaşamasını istemiyoruz.' 13 yaşındaki kızın sesini acaba Recep Tayyip Erdoğan duyacak mı?
Senin çocukların, yandaşların, müteahhitlerin malı götürürken, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yerken acaba senin vicdanın duyuyor mu? Nasıl bir vicdanın var senin?
Başbakan Erdoğan'ın, oğlu Bilal Erdoğan'a TÜRGEV adlı bir vakıf kurdurttuğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, "ihale alanların, rüşvet olarak buraya para ödediklerini" iddia etti.
Kılıçdaroğlu, "Paranın yattığı bankanın hesap numarasını da verdim. 99 milyon dolar. Türk parası ile 221 trilyon lira. Bu para geliyor onun vakfın hesabına yatıyor. Defalarca, 'Bu neyin parasıdır?' diye sordum. Tık yok. Hep söylediği 'paralel devlet.' Arkadaş, bu parayı senin oğlunun banka hesabına paralel devlet mi yatırdı? Yatırdıysa, götür Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne ver, onlar da fakir öğrencilere burs versinler.
Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren değerli yurttaşlarıma bir daha sesleniyorum: Elinizi vicdanınıza koyun. Hiçbir şey düşünmüyorsanız Allah aşkına, ayakkabı kutusunu bir düşünün, 4,5 milyon dolar neden orada yer alıyor?"
İspanya tarihinde ilk kez bir kraliyet üyesinin mahkemede ifade verdiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, Türkiye'de ise mahkemeye saygının kalmadığını, yargının yıprandığını ileri sürdü.
İstanbul'a, 2009 yılında, tanesi 1 milyon 200 avroya Hollanda'dan otobüs alındığını anımsatan Kılıçdaroğlu, adrese teslim ihale yapıldığını söyledi.
Söz konusu otobüsleri dünyada yalnızca Hollanda'nın ürettiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Türkiye, Avrupa'nın en büyük otobüs üretim merkezidir. 42 ülkeye otobüs ihraç ediyor. Kendi ülkemizden almadık, Hollanda'dan, tanesine 1 milyon 200 bin avro ödedik" dedi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Ama Hollanda dağı olmayan ender ülkelerden biri. Otobüsü de bu şartlara göre yapmışlar. İstanbul, yedi tepeli. Bu otobüsler yokuş çıkmıyor. Dünyanın en pahalı hurdası şu anda İstanbul'da. Dava açıldı, suç duyurusunda bulunuldu, raporlar yazıldı. Kadir Topbaş'a, 'Gel mahkemede ifade ver' diye çağrı yapıldı. 2009-2014... Kadir Topbaş, mahkemeye gidip ifade vermiyor. Başbakan böyle yaparsa o da öyle yapar tabi. Al birini vur ötekine.
Düne kadar milletin önüne çıkıp, 'Ben İstanbullulara hizmet ediyorum' diyordun. İstanbullulara hizmet ediyorsan önce hukuka saygılı ol. Adam gibi git mahkemede ifadeni ver.
Müvekkili hakime, 'Benim müvekkilimin işileri çok yoğun, o nedenle mahkemeye gelmiyor.' Bakıyorlar gündeme, nerede bu yoğun işler? Bir de twit atmış, falan yerde oyun oynuyor, horon tepiyor. Horon oynayan insanların başı dik olur yere bakmazlar.
O otobüslere 65 milyon avro ödendi. Üstelik bir bilim adamı da otobüsler alınmadan önce rapor veriyor 'Bunlar Türkiye şartlarına uygun değil, almayın' diye."
Söz konusu telefon kayıtlarında bir de İNTES Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, "Başbakan telefonda konuşuyor, pek çok kişiye telefonda talimat veriyor. Bu kişiyi de savunuyor, 'O seçimle geldi' diyor. Oysa o seçimle gelmedi. Yönetim Kurulu onu getirdi oraya. İNTES gibi göz bebeğimiz olarak adlandırdığımız bir kuruluşun başındaki kişinin temiz olması lazım. Bütün müteahhitlerimize güveniyoruz. Çok önemli projelere imza attılar. Onların kurulu İNTES, benim başımın üstünde yeri var. Ama onun Yönetim Kurulu Başkanı, gizli pazarlıkların içine giriyorsa oradan ayrılmak zorundadır. Sen oradan ayrılmadığın sürece bu millet müteahhitlere farklı gözle bakacaktır. Katolik nikahı kıydığını söylüyor. 'Bu milletin anasını belleyeceğiz' diyor konuşurken. Sen bu milletin 'anasını belleyeceğiz' diye konuştuğun zaman, sen İNTES'in başında nasıl kalacaksın?" diye konuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu, eski Bakan Binali Yıldırım'ın Meclis'te yaptığı konuşmada, CHP milletvekillerinin, 'telefonlar dinleniyor' yönündeki itirazlarına cevap verdiğini ve "Yasal olmayan işiniz yoksa dinlenmekten korkmayın. Teknolojinin önüne geçme imkanı yoktur" dediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, "Bu tapeler, mahkeme kararıyla alınan, yanlış işi olanların tapeleridir. Buraya milyon Ali de takılmış durumda" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul merkezl operasyon ve sonrasındaki gelişmelere ilişkin, "Eğer darbe söz konusuysa, senin cebine darbe yapıldı sevgili vatandaşım, senin cebine. Kalkacaksın milleti soyacaksın, sonra istifa edeceksin, sonra gidip milletin yüzüne bakacaksın. Gerçekten merak ediyorum, bunların yüzündeki deri nedir, kalpleri nedir acaba?" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 10 Şubat günü günü yaptığı konuşmada, "17 Aralık sürecinde kimlerin kimlerle iş tutuğunu dikkat etmenizi rica ediyorum" dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, konuşmasının başında aktardığı tapeleri hatırlatarak, "Az önce tapeleri izledik. Kimlerin kimlerle iş tutuğunu gayet iyi öğrendik" dedi.
Eski İçişleri Bakanı Muammer Güler ile oğlu Barış Güler arasında 17 Aralık sabahı yapıldığını ileri sürdüğü bir telefon konuşmasını aktaran Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Bunlar tamamen telaş sonucu söylenen laflar. Buradaki önemli nokta şu; arama yapılıyor, babasını arıyor, İçişleri Bakanı'nı. Babası bütün bunları biliyor. 'Kaç lira para var oğlum, sen ondan bahset' diyor. 'Bir trilyon. O kadar kaldı' diyor. Para sayma makinaları boşuna konmadı, o kasalar oralara boşuna konmadı. Şimdi ben burada Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren yurttaşlarıma sesleniyorum; bu tapeler mahkeme kararıyla alınan tapelerdir. Mahkeme kararıyla bunların dinlenmesi gerekiyor ve dinlemişler. Yasadışı değil, bunlar. Kimsenin kimseye darbe yaptığı yok. Eğer darbe söz konusuysa, senin cebine darbe yapıldı sevgili vatandaşım, senin cebine. Kalkacaksın milleti soyacaksın, sonra istifa edeceksin, sonra gidip milletin yüzüne bakacaksın. Gerçekten merak ediyorum, bunların yüzündeki deri nedir acaba? Kalpleri nedir acaba? Herşey ortada, iğneden ipliğe ortada. Konuşmalarla, belgelerle, kasalarla ortada. Herşey ortada, sanki hiçbir şey yokmuş gibi çıkıyor, 'Bize darbe yapıldı' diyor."
Başbakan Erdoğan'ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın bir televizyon kanalının yöneticisiyle yaptığı ileri sürülen bir telefon konuşmasında CHP'li kadın milletvekillerinin konuşmalarının küfürlü konuştukları gerekçesiyle yayınlanmasına tepki gösterdiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, CHP'li kadın milletvekillerinin küfürlü kelimeler kullandığının yalan olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, "Yalçın Akdoğan, şunu kullanıyor; 'Biz Meclis TV'yi kapattırıyoruz kimse görmesin diye, siz canlı Meclis'i veriyorsunuz. Böyle şey olur mu' diyor. Ne diyorlardı? 'Yasaklarla mücadele ediyoruz' diyorlardı. Şimdi TBMM'deki konuşmaları CHP'li milletvekillerinin konuşmalarını kimse duymasın diye yasak getirdiler. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; TBMM'deki görüşmeler milletten niye yasaklanır? Hani milli iradeye saygı vardı? Bırakın milli iradenin temsilcilerini konuşsun. Vatandaş ister dinler ister dinlemez" diye konuştu.
Türkiye'nin artık "Alo Fatih" isimli yeni bir ünlüsünün olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın bir televizyon kanalının alt yazısına ilişkin yaptığı ileri sürülen telefon görüşmesini aktardı. Kılıçdaroğlu, "Bu tablo yasakçı bir Türkiye'yi öngören tablodur. Aşama aşama Türkiye'yi bu noktaya getirdiler. Medyaya önce gözdağı verdiler. O kadar ki 'Sizin boynunuzdaki tasmaları ben çıkardım' dedi gazetecilere. Hangi ülkenin başbakanı, gazetecilere 'sizin boynunuzdaki tasmaları ben çıkardım' dedi. Aslında söylediği ters, 'sizin boynunuza tasmaları ben taktım' diyor" değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti iktidarının zaman içinde aşamalı olarak medyaya baskı uyguladığını ve bu baskıyı artırarak sürdüğünü öne süren Kılıçdaroğlu, gelinen en son noktanın ise son derece vahim olduğuna işaret etti. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Gelinen en son noktayı da izledik; 'Bu milletin anasını belleyeceğiz' dediler. Burada bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; açıkça size hakaret, sövgü var. İktidarın desteklediği sövgü var. Bunu içinize sindiriyorsanız, 30 Mart geliyor, gidin oyunuzu verin. 'Hayır benim annem çok değerlidir, benim anneme kimse laf edemez diyorsanız, o zaman yeriniz belli. Ders vereceksiniz. Sizin ananıza küfredene ders vereceksiniz. Türkiye öyle bir Türkiye ki vali kalkıyor vatandaşa hakaret ediyor, Adana'da. Valiye kimse birşey yapmıyor, hakarete uğrayan vatandaş hakkında dava açılıyor. Ona layık olmadığınızı, hak etmediğinizi 30 Mart'ta anlatmak zorundasınız."
Konuşmasında CHP'nin yerel seçimlere yönelik aday belirleme çalışmalarına da değinen Kılıçdaroğlu, "Cumhuriyet tarihinde ilk kez seçim yapılmıyor. Aday belirleme süreçleri her partiye göre farklı. Biz mümkün olduğu kadar demokratik yöntemlerle aday belirlemeye çalıştık" dedi.
Partisinin 86 seçim çevresinde eğilim yoklaması yaptığını,108 bin parti üyesinin oy kullandığını, eğilim yoklamasından çıkan aday adaylarını aday olarak belirlediklerini anlatan Kılıçdaroğlu, 22 seçim çevresinde aday sayısını aza indirmek için ön eleme yaptıklarını, anketler uyguladıklarını anlattı. Kılıçdaroğlu, ön eleme ve eğilim yoklamasında toplam 207 bin üyenin oy kullandığını kaydetti. Parti tüzüğünde yapılan değişiklik ile cinsiyet ve gençlik kotalarının uygulanmaya başlandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, CHP'nin parti tarihinde ilk kez 46 kadın aday belirlediğine dikkati çekti. Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Erkekler kusura bakmasın siyasette kadınlar daha cesur. Yüzde yüz seçim garantisi olan yerlerde erkekler birbirlerini yiyor, kadınlar gidiyor seçilmesi en zor olan yerde 'Ben buradan aday olacağım' diyor. Partinin yeni yüzlere, gençlere kadınlara ihtiyacı var. Pırıl pırıl gençlerimiz var. Bunların önü açılacak. 'O niye oluyor, ben niye olmuyor?'... Şunu asla içime sindiremiyorum, 'Ben olmazsam burayı kimse kazanamaz'. O zaman istifa et, bağımsız aday ol, bakalım kazanıyor musun, kazanamıyor musun? 'Ben istifa edeceğim, başka partiye gireceğim'. O zaman kusura bakma sen zaten CHP'li değilsin ki. CHP'li olan öyle yapmaz."
Belediye başkanı olarak CHP'ye hizmet etmiş, ancak yeniden aday gösterilmeyen herkese teşekkür eden ve onlara şükran borçlu olduklarını söyleyen Kılıçdaroğlu, bu kişilerin CHP'ye önemli hizmetler yaptıklarını vurguladı. Partinin değişimi yakalaması gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, "Hiçbir makam kişiler için kalıcı değildir. Gelip geçicidir. Biz hepimiz hizmet aracıyız. Hizmet ederiz, vaktimiz dolar, ayrılır, gideriz başka bir arkadaşımız gelir" dedi.
Adaylık konusunda kavgaların CHP'nin oy oranının yüksek olduğu seçim yerlerine ilişkin çıktığına dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "En çok kavga nerede çıkıyor? CHP oylarının yüksek olduğu yerlerde. Niye kavga çıkıyor? 'Ben olacağım, o olmasın' kavgası. Eski hastalıklardan bu parti kurtulacak" diye konuştu.
CHP'lilerin partiye hizmet etmek için her aşamada görev yapabileceğini belirten Kılıçdaroğlu, geçmişte bir çok görevlerde bulunan SHP'nin Genel Başkanlığını yapan ve bugünde Parti Meclisi üyesi olan Murat Karayalçın'ı örnek gösterdi. Kılıçdaroğlu, "Partiye hizmet etmek için makam çok, yer çok. İlla 'ben belediye başkanı olacağım' diye bir hırs yok. Koltuklar kişisel hırsa endekslenmemeli. Kişisel hırsa endekslenen koltuklar koltuk sayılmaz. Türkiye'nin bu kadar ağır koşulları var. Bu ağır koşulları kendi iç kavgalarımızla görmezlikten gelmeyeceğiz. Bizim sorumluluklarımız var" dedi.
Kılıçdaroğlu, verdikleri her kararın doğru olduğu iddiasında bulunmadıklarını, ancak partinin yetkili organlarının kararlarına saygı gösterilmesi gerektiğini bildirdi.
Türkiye'nin zor koşullardan geçtiğini, yolsuzluğun bu kadar ayyuka çıktığı bir başka ülkenin tarihte olmadığını ifade eden Kılıçdaroğlu, CHP'lilerin yolsuzluklara anlatmasını istedi.
Ülkenin itibarının yerle bir edildiğini öne süren Kılıçdaroğlu, "Diyelim ki Almanya'dayız Merkel alıyor telefonu bir televizyona telefon ediyor, 'Muhalefet partisinin cümlesi ekranlarda onu kaldırın kardeşim'. O Merkel koltuğunda oturur muydu? Asla oturamazdı. Bütün medya ortak mücadele ederdi. Obama açtı telefon, 'Biz senatodaki görüşmeleri millet görmesin diye yasakladık, sen canlı veriyorsun' dese, Obama görevde kalır mı? Bir gün bile kalamaz. Peki bu reziller nasıl kalıyorlar böyle? Üstelik biz Müslüman bir ülkeyiz, kul hakkı yemenin günah olduğunu biliyoruz. Üstelik biz ahlakı yüceltiyoruz, dinimiz yüceltiyor. Peki nasıl oluyor da bu bakanlar, bu başbakan koltuğunda oturuyor" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, grup konuşmasını yaparken, bir kişi ayağa kalkarak bağırmaya başladı. Bunun üzerine Kılıçdaroğlu, "Parti kültürünü benimsemeyen genel başkanın sözünü kesen hemen burayı terk etsin. Kim ne derse desin partiden gençlerin önünü açacağım. 'Ben olmazsam CHP olmaz' zihniyetini ortadan kaldıracağım. CHP varsa hepimiz için var" dedi.
Kılıçdaroğlunun sözleri üzerine tepki gösteren kişi salondan çıkarıldı. Salonda bulunan diğer dinleyiciler ise "Başbakan Kılıçdaroğlu" diye slogan attı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, mahkeme kararıyla yasal olarak bazı dinlemelerin yapıldığını belirterek, "Urla'daki villaların nasıl yapıldığı, iş adamının kaymakamı nasıl görevlendirdiği, sit alanına yapılan kaçak yapıların yıkılması için valinin yasal görevini yaparken nasıl Diyarbakır'a sürgün edildiğini artık hepimiz biliyoruz" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuşmasına başladığı sırada, salondaki bir grup partili, yerel seçimler için belirlenen adaylarla ilgili tepki gösterdi.
Gruptaki bir kişinin bağırarak tepkisini sürdürmesi üzerine Kılıçdaroğlu, "Parti kültürünü benimsemeyen, genel başkanın sözünü kesen, derhal burayı terk etmelidir. Çıkarın dışarıya" dedi. Kılıçdaroğlu, kürsüye yumruğunu vurarak, "Kim ne derse desin, partide gençlerin ve kadınların önünü açacağım. 'Ben olmazsam CHP olmaz' zihniyetini ortadan kaldıracağım. CHP varsa herkes için var. 'Ben varsam CHP...' yok, Biz varsak CHP var" diye konuştu.
Kılıçdaroğlunun sözleri üzerine, söz konusu kişi salondan çıkarıldı. Salonda bulunan diğer dinleyiciler ise "Başbakan Kemal" diye slogan attı.
Kılıçdaroğlu daha sonra, sinevizyon üzerinden, bazı telefon kayıtlarını dinletti. Söz konusu kayıtların tamamının mahkeme kararıyla tespit edilen dinlemelerden oluştuğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, "Yasa dışı dinleme söz konusu değil. Yasa dışı dinlemelerle zaten bizim işimiz olmaz. Devletin resmi kayıtlarına girmiş olan ve bugüne kadar ısrarla dillendirdiğimiz halde Recep Tayyip Erdoğan ve tayfasının görmezden geldiği dinlemeler. Urla'daki villaların nasıl yapıldığı, iş adamının kaymakamı nasıl görevlendirdiği, sit alanına yapılan kaçak yapıların yıkılması için valinin yasal görevini yaparken nasıl Diyarbakır'a sürgün edildiğini artık hepimiz biliyoruz" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Havuz işini de gördünüz burada. Bir medya kuruluşunu başka bir holdinge devretmek için bizzat Başbakan'ın devreye girip, Binali Yıldırım'ın örgütlediği bir havuz işi. 630 milyon doların nasıl toplandığını, bu paraların nasıl verildiğini, Ziraat Bankası'ndan, parası olamayanlara nasıl kredi açıldığını... Buradaki bir iş adamı, 'vereceğiz de bunu hesaplarda, muhasebede nasıl göstereceğiz' diyor. 'Sen 20 milyon 30 milyon vereceksin, ben 100 milyonu açıktan veriyorum' diyor. Onların hepsi burada var.
İhalenin nasıl verildiğini artık hepimiz biliyoruz. Türkiye'de ihale kanunu yok. Kamu İhale Kurumu da yok. Bir Recep Tayyip Erdoğan var, bir milyon Ali var, Binali Yıldırım. İhaleleri bunlar dağıtıyor. Büyük ihaleleri bunlar dağıtıyor. İhaleyi dağıttıktan sonra salma salıyorlar. 'Şu kadar parayı vereceksin bize' diyorlar. Onlar da özel görüşmelerde şikayet etmekle beraber, elleri mahkum, gidip o paraları veriyorlar.
Salmaya karşılık para veren iş adamlarına verilen ihalelerin tutarı, 87 milyar 832 milyon lira. Eski parayla 87 katrilyon lira. 'O kadar ihale aldığına göre, 100 milyon dolar, 150 milyon dolar da versin, ne olacak?' diyor. Rüşvettir. Bu ülkede, tüyü bitmemiş yetimin hakkını almaktır. Ne diyor birisi, 'Parayı veriyoruz ama biz o kadar da keriz değiliz' diyor. Yani, 'nasıl olsa parayı oradan çıkaracağız. Bir vereceğiz ama beş alacağız. Ne olacak bu parayı da verelim' diyor.
Böyle bir Türkiye'de yaşıyoruz. Bugüne kadar 'ayakkabı kutusu' dedik, tık yok. '700 bin liralık saat' dedik, tık yok. 'Çocukların yatak odalarında kasalar' dedik, tık yok. 'Kasaların içinde milyonlar' dedik, tık yok. 'Bankanın genel müdürünün evindeki ayakkabı kutusundan 4,5 milyon dolar para çıktı' dedik, tık yok. 'Çikolata kutularının içinde, 50'şer bin dolarlık paketler gidiyor' ödedik, tık yok. Söylediği ne? 'Paralel devlet var, paralel devlet bize darbe yaptı' diyor."
Kılıçdaroğlu konuşmasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve yanında oğlu Bilal Erdoğan ile Van'da yolu kar nedeniyle kapanan Yalınca köyü Çalık mezrasında hayatını kaybeden 1,5 yaşındaki Muharrem Taş'ın babasının, çocuğunun cesedini taşırken çekilen fotoğraflarını gösterdi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Şu fotoğrafı gördünüz. Mahkeme kararıyla aranan bir kişi... Başbakan'ın oğlu. Başbakan'ın makam aracında gidiyor. Açıkça devlete göz dağı veriyor: 'Benim oğlum hırsızlık yapabilir, rüşvet alabilir, bunu kılıfına uydurabilir, mahkeme karar verebilir, (ifadesini gelsin versin) diyebilir. Ama ben burada olduğum sürece benim oğluma kimse dokunamaz' diyor bu fotoğrafta. 'Sizin mahkeme dediğiniz normal yurttaş içindir, benim için değil. Sizin savcı dediğiniz normal vatandaş içindir, benim için değil. 17 lira çaldı diye 17 aya mahkum edilen Gaziantep'teki çocuk, o sizin çocuğunuz olabilir. Ama bu 17 milyarı götürür buna kimse dokunamaz' diyor. 'Ben devletim' diyor. Sen nasıl bir devletsin? İşte sen paralel devletsin. Vatandaşa ayrı, sana ayrı hukuk uygulanıyor.
Dönüyoruz öbür tarafa bir baba. Sırtından çocuğunun cesedi var. Şimdi ben buradan, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren iyi niyetli bütün yurttaşlarıma sesleniyorum: Bu fotoğrafı içinize sindiriyorsanız, 'yapılanlar doğrudur' diyorsanız, gidin oy verin. Ama 'Bu ülkenin temizliğe ihtiyacı var. Temiz siyasete ihtiyacı var. Hiç bir baba çocuğunun cenazesini sırtında taşımasın' diyorsanız, 'Artık bu iktidardan bıktık, yeter. Türkiye'nin yeni bir yönetime ihtiyacı var' deyin. Adresi biliyorsunuz, yeri de biliyorsunuz. Kul hakkı yemeyen bir siyaset anlayışını benimiseyen CHP.
Muharrem'in ablası, 13 yaşında. Diyor ki 'Devlet, zorluklar için vardır. Biz aradık kimse bizimle ilgilenmedi. Sadece bizim değil, dünyada hiç kimsenin böyle acılar yaşamasını istemiyoruz.' 13 yaşındaki kızın sesini acaba Recep Tayyip Erdoğan duyacak mı?
Senin çocukların, yandaşların, müteahhitlerin malı götürürken, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yerken acaba senin vicdanın duyuyor mu? Nasıl bir vicdanın var senin?
Başbakan Erdoğan'ın, oğlu Bilal Erdoğan'a TÜRGEV adlı bir vakıf kurdurttuğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, "ihale alanların, rüşvet olarak buraya para ödediklerini" iddia etti.
Kılıçdaroğlu, "Paranın yattığı bankanın hesap numarasını da verdim. 99 milyon dolar. Türk parası ile 221 trilyon lira. Bu para geliyor onun vakfın hesabına yatıyor. Defalarca, 'Bu neyin parasıdır?' diye sordum. Tık yok. Hep söylediği 'paralel devlet.' Arkadaş, bu parayı senin oğlunun banka hesabına paralel devlet mi yatırdı? Yatırdıysa, götür Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne ver, onlar da fakir öğrencilere burs versinler.
Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren değerli yurttaşlarıma bir daha sesleniyorum: Elinizi vicdanınıza koyun. Hiçbir şey düşünmüyorsanız Allah aşkına, ayakkabı kutusunu bir düşünün, 4,5 milyon dolar neden orada yer alıyor?"
İspanya tarihinde ilk kez bir kraliyet üyesinin mahkemede ifade verdiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, Türkiye'de ise mahkemeye saygının kalmadığını, yargının yıprandığını ileri sürdü.
İstanbul'a, 2009 yılında, tanesi 1 milyon 200 avroya Hollanda'dan otobüs alındığını anımsatan Kılıçdaroğlu, adrese teslim ihale yapıldığını söyledi.
Söz konusu otobüsleri dünyada yalnızca Hollanda'nın ürettiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Türkiye, Avrupa'nın en büyük otobüs üretim merkezidir. 42 ülkeye otobüs ihraç ediyor. Kendi ülkemizden almadık, Hollanda'dan, tanesine 1 milyon 200 bin avro ödedik" dedi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Ama Hollanda dağı olmayan ender ülkelerden biri. Otobüsü de bu şartlara göre yapmışlar. İstanbul, yedi tepeli. Bu otobüsler yokuş çıkmıyor. Dünyanın en pahalı hurdası şu anda İstanbul'da. Dava açıldı, suç duyurusunda bulunuldu, raporlar yazıldı. Kadir Topbaş'a, 'Gel mahkemede ifade ver' diye çağrı yapıldı. 2009-2014... Kadir Topbaş, mahkemeye gidip ifade vermiyor. Başbakan böyle yaparsa o da öyle yapar tabi. Al birini vur ötekine.
Düne kadar milletin önüne çıkıp, 'Ben İstanbullulara hizmet ediyorum' diyordun. İstanbullulara hizmet ediyorsan önce hukuka saygılı ol. Adam gibi git mahkemede ifadeni ver.
Müvekkili hakime, 'Benim müvekkilimin işileri çok yoğun, o nedenle mahkemeye gelmiyor.' Bakıyorlar gündeme, nerede bu yoğun işler? Bir de twit atmış, falan yerde oyun oynuyor, horon tepiyor. Horon oynayan insanların başı dik olur yere bakmazlar.
O otobüslere 65 milyon avro ödendi. Üstelik bir bilim adamı da otobüsler alınmadan önce rapor veriyor 'Bunlar Türkiye şartlarına uygun değil, almayın' diye."
Söz konusu telefon kayıtlarında bir de İNTES Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, "Başbakan telefonda konuşuyor, pek çok kişiye telefonda talimat veriyor. Bu kişiyi de savunuyor, 'O seçimle geldi' diyor. Oysa o seçimle gelmedi. Yönetim Kurulu onu getirdi oraya. İNTES gibi göz bebeğimiz olarak adlandırdığımız bir kuruluşun başındaki kişinin temiz olması lazım. Bütün müteahhitlerimize güveniyoruz. Çok önemli projelere imza attılar. Onların kurulu İNTES, benim başımın üstünde yeri var. Ama onun Yönetim Kurulu Başkanı, gizli pazarlıkların içine giriyorsa oradan ayrılmak zorundadır. Sen oradan ayrılmadığın sürece bu millet müteahhitlere farklı gözle bakacaktır. Katolik nikahı kıydığını söylüyor. 'Bu milletin anasını belleyeceğiz' diyor konuşurken. Sen bu milletin 'anasını belleyeceğiz' diye konuştuğun zaman, sen İNTES'in başında nasıl kalacaksın?" diye konuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu, eski Bakan Binali Yıldırım'ın Meclis'te yaptığı konuşmada, CHP milletvekillerinin, 'telefonlar dinleniyor' yönündeki itirazlarına cevap verdiğini ve "Yasal olmayan işiniz yoksa dinlenmekten korkmayın. Teknolojinin önüne geçme imkanı yoktur" dediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, "Bu tapeler, mahkeme kararıyla alınan, yanlış işi olanların tapeleridir. Buraya milyon Ali de takılmış durumda" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul merkezl operasyon ve sonrasındaki gelişmelere ilişkin, "Eğer darbe söz konusuysa, senin cebine darbe yapıldı sevgili vatandaşım, senin cebine. Kalkacaksın milleti soyacaksın, sonra istifa edeceksin, sonra gidip milletin yüzüne bakacaksın. Gerçekten merak ediyorum, bunların yüzündeki deri nedir, kalpleri nedir acaba?" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 10 Şubat günü günü yaptığı konuşmada, "17 Aralık sürecinde kimlerin kimlerle iş tutuğunu dikkat etmenizi rica ediyorum" dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, konuşmasının başında aktardığı tapeleri hatırlatarak, "Az önce tapeleri izledik. Kimlerin kimlerle iş tutuğunu gayet iyi öğrendik" dedi.
Eski İçişleri Bakanı Muammer Güler ile oğlu Barış Güler arasında 17 Aralık sabahı yapıldığını ileri sürdüğü bir telefon konuşmasını aktaran Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Bunlar tamamen telaş sonucu söylenen laflar. Buradaki önemli nokta şu; arama yapılıyor, babasını arıyor, İçişleri Bakanı'nı. Babası bütün bunları biliyor. 'Kaç lira para var oğlum, sen ondan bahset' diyor. 'Bir trilyon. O kadar kaldı' diyor. Para sayma makinaları boşuna konmadı, o kasalar oralara boşuna konmadı. Şimdi ben burada Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren yurttaşlarıma sesleniyorum; bu tapeler mahkeme kararıyla alınan tapelerdir. Mahkeme kararıyla bunların dinlenmesi gerekiyor ve dinlemişler. Yasadışı değil, bunlar. Kimsenin kimseye darbe yaptığı yok. Eğer darbe söz konusuysa, senin cebine darbe yapıldı sevgili vatandaşım, senin cebine. Kalkacaksın milleti soyacaksın, sonra istifa edeceksin, sonra gidip milletin yüzüne bakacaksın. Gerçekten merak ediyorum, bunların yüzündeki deri nedir acaba? Kalpleri nedir acaba? Herşey ortada, iğneden ipliğe ortada. Konuşmalarla, belgelerle, kasalarla ortada. Herşey ortada, sanki hiçbir şey yokmuş gibi çıkıyor, 'Bize darbe yapıldı' diyor."
Başbakan Erdoğan'ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın bir televizyon kanalının yöneticisiyle yaptığı ileri sürülen bir telefon konuşmasında CHP'li kadın milletvekillerinin konuşmalarının küfürlü konuştukları gerekçesiyle yayınlanmasına tepki gösterdiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, CHP'li kadın milletvekillerinin küfürlü kelimeler kullandığının yalan olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, "Yalçın Akdoğan, şunu kullanıyor; 'Biz Meclis TV'yi kapattırıyoruz kimse görmesin diye, siz canlı Meclis'i veriyorsunuz. Böyle şey olur mu' diyor. Ne diyorlardı? 'Yasaklarla mücadele ediyoruz' diyorlardı. Şimdi TBMM'deki konuşmaları CHP'li milletvekillerinin konuşmalarını kimse duymasın diye yasak getirdiler. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; TBMM'deki görüşmeler milletten niye yasaklanır? Hani milli iradeye saygı vardı? Bırakın milli iradenin temsilcilerini konuşsun. Vatandaş ister dinler ister dinlemez" diye konuştu.
Türkiye'nin artık "Alo Fatih" isimli yeni bir ünlüsünün olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın bir televizyon kanalının alt yazısına ilişkin yaptığı ileri sürülen telefon görüşmesini aktardı. Kılıçdaroğlu, "Bu tablo yasakçı bir Türkiye'yi öngören tablodur. Aşama aşama Türkiye'yi bu noktaya getirdiler. Medyaya önce gözdağı verdiler. O kadar ki 'Sizin boynunuzdaki tasmaları ben çıkardım' dedi gazetecilere. Hangi ülkenin başbakanı, gazetecilere 'sizin boynunuzdaki tasmaları ben çıkardım' dedi. Aslında söylediği ters, 'sizin boynunuza tasmaları ben taktım' diyor" değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti iktidarının zaman içinde aşamalı olarak medyaya baskı uyguladığını ve bu baskıyı artırarak sürdüğünü öne süren Kılıçdaroğlu, gelinen en son noktanın ise son derece vahim olduğuna işaret etti. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Gelinen en son noktayı da izledik; 'Bu milletin anasını belleyeceğiz' dediler. Burada bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; açıkça size hakaret, sövgü var. İktidarın desteklediği sövgü var. Bunu içinize sindiriyorsanız, 30 Mart geliyor, gidin oyunuzu verin. 'Hayır benim annem çok değerlidir, benim anneme kimse laf edemez diyorsanız, o zaman yeriniz belli. Ders vereceksiniz. Sizin ananıza küfredene ders vereceksiniz. Türkiye öyle bir Türkiye ki vali kalkıyor vatandaşa hakaret ediyor, Adana'da. Valiye kimse birşey yapmıyor, hakarete uğrayan vatandaş hakkında dava açılıyor. Ona layık olmadığınızı, hak etmediğinizi 30 Mart'ta anlatmak zorundasınız."
Konuşmasında CHP'nin yerel seçimlere yönelik aday belirleme çalışmalarına da değinen Kılıçdaroğlu, "Cumhuriyet tarihinde ilk kez seçim yapılmıyor. Aday belirleme süreçleri her partiye göre farklı. Biz mümkün olduğu kadar demokratik yöntemlerle aday belirlemeye çalıştık" dedi.
Partisinin 86 seçim çevresinde eğilim yoklaması yaptığını,108 bin parti üyesinin oy kullandığını, eğilim yoklamasından çıkan aday adaylarını aday olarak belirlediklerini anlatan Kılıçdaroğlu, 22 seçim çevresinde aday sayısını aza indirmek için ön eleme yaptıklarını, anketler uyguladıklarını anlattı. Kılıçdaroğlu, ön eleme ve eğilim yoklamasında toplam 207 bin üyenin oy kullandığını kaydetti. Parti tüzüğünde yapılan değişiklik ile cinsiyet ve gençlik kotalarının uygulanmaya başlandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, CHP'nin parti tarihinde ilk kez 46 kadın aday belirlediğine dikkati çekti. Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Erkekler kusura bakmasın siyasette kadınlar daha cesur. Yüzde yüz seçim garantisi olan yerlerde erkekler birbirlerini yiyor, kadınlar gidiyor seçilmesi en zor olan yerde 'Ben buradan aday olacağım' diyor. Partinin yeni yüzlere, gençlere kadınlara ihtiyacı var. Pırıl pırıl gençlerimiz var. Bunların önü açılacak. 'O niye oluyor, ben niye olmuyor?'... Şunu asla içime sindiremiyorum, 'Ben olmazsam burayı kimse kazanamaz'. O zaman istifa et, bağımsız aday ol, bakalım kazanıyor musun, kazanamıyor musun? 'Ben istifa edeceğim, başka partiye gireceğim'. O zaman kusura bakma sen zaten CHP'li değilsin ki. CHP'li olan öyle yapmaz."
Belediye başkanı olarak CHP'ye hizmet etmiş, ancak yeniden aday gösterilmeyen herkese teşekkür eden ve onlara şükran borçlu olduklarını söyleyen Kılıçdaroğlu, bu kişilerin CHP'ye önemli hizmetler yaptıklarını vurguladı. Partinin değişimi yakalaması gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, "Hiçbir makam kişiler için kalıcı değildir. Gelip geçicidir. Biz hepimiz hizmet aracıyız. Hizmet ederiz, vaktimiz dolar, ayrılır, gideriz başka bir arkadaşımız gelir" dedi.
Adaylık konusunda kavgaların CHP'nin oy oranının yüksek olduğu seçim yerlerine ilişkin çıktığına dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "En çok kavga nerede çıkıyor? CHP oylarının yüksek olduğu yerlerde. Niye kavga çıkıyor? 'Ben olacağım, o olmasın' kavgası. Eski hastalıklardan bu parti kurtulacak" diye konuştu.
CHP'lilerin partiye hizmet etmek için her aşamada görev yapabileceğini belirten Kılıçdaroğlu, geçmişte bir çok görevlerde bulunan SHP'nin Genel Başkanlığını yapan ve bugünde Parti Meclisi üyesi olan Murat Karayalçın'ı örnek gösterdi. Kılıçdaroğlu, "Partiye hizmet etmek için makam çok, yer çok. İlla 'ben belediye başkanı olacağım' diye bir hırs yok. Koltuklar kişisel hırsa endekslenmemeli. Kişisel hırsa endekslenen koltuklar koltuk sayılmaz. Türkiye'nin bu kadar ağır koşulları var. Bu ağır koşulları kendi iç kavgalarımızla görmezlikten gelmeyeceğiz. Bizim sorumluluklarımız var" dedi.
Kılıçdaroğlu, verdikleri her kararın doğru olduğu iddiasında bulunmadıklarını, ancak partinin yetkili organlarının kararlarına saygı gösterilmesi gerektiğini bildirdi.
Türkiye'nin zor koşullardan geçtiğini, yolsuzluğun bu kadar ayyuka çıktığı bir başka ülkenin tarihte olmadığını ifade eden Kılıçdaroğlu, CHP'lilerin yolsuzluklara anlatmasını istedi.
Ülkenin itibarının yerle bir edildiğini öne süren Kılıçdaroğlu, "Diyelim ki Almanya'dayız Merkel alıyor telefonu bir televizyona telefon ediyor, 'Muhalefet partisinin cümlesi ekranlarda onu kaldırın kardeşim'. O Merkel koltuğunda oturur muydu? Asla oturamazdı. Bütün medya ortak mücadele ederdi. Obama açtı telefon, 'Biz senatodaki görüşmeleri millet görmesin diye yasakladık, sen canlı veriyorsun' dese, Obama görevde kalır mı? Bir gün bile kalamaz. Peki bu reziller nasıl kalıyorlar böyle? Üstelik biz Müslüman bir ülkeyiz, kul hakkı yemenin günah olduğunu biliyoruz. Üstelik biz ahlakı yüceltiyoruz, dinimiz yüceltiyor. Peki nasıl oluyor da bu bakanlar, bu başbakan koltuğunda oturuyor" diye konuştu.
