2016-10-18 - 15:43
CHP GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda, Azerbaycan'ın bağımsızlık gününü kutlayarak, CHP'nin her zaman kardeş Azerbaycan'la beraber olduğunu söyledi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda, Azerbaycan'ın bağımsızlık gününü kutlayarak, CHP'nin her zaman kardeş Azerbaycan'la beraber olduğunu söyledi.

Salonda eğitim sendikalarının temsilcilerinin olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, eğer bir topluğum geleceğe güçlü bakmak istiyorsa öğretmenlerine gereken değeri vermek zorunda olduğunu ifade etti.

Kılıçdaroğlu, "Darbe sonrası darbe fırsatçılığı yapıp, 'sendikaya üye oldular' diye öğretmenlerin görevine son verilmesini asla ve asla kabul etmiyoruz. Sendikaya üye olmak anayasal bir haktır. Bu kurumlara üye olmak devlet memurluğundan atılmanın gerekçesi olamaz. O nedenle biz, açığa alınan ve görevden atılan bütün öğretmenlerin yanındayız. Sonuna kadar sizlerin haklarını savunacağız." dedi.

"Ama öğretmen var, öğretmen var" diyen Kılıçdaroğlu, Burdur'da bir öğretmenin, "Bir kadın evinden süslenip çıkıp evine dönene kadar kaç erkeğin şehvetini tahrik etmişse o kadar erkekle zina yapmış gibidir" mesajını paylaştığını belirtti.

Bu öğretmenin öğretmenlikten alınması gerektiğini savunan Kılıçdaroğlu, "Olmayan bir hadis üzerinden Sevgili Peygamberimizi istismar eden bu adamın öğretmen olmaması lazım. Ne yaptılar; vekildi, asil olarak tayin ettiler. Buradan Milli Eğitim Bakanı'na seslenmek isterim: Kendisine sonsuz saygım var ama ne olur bu tür insanları milli eğitim camiasında barındırmayın. Ben her insanın inancına, yaşam tarzına saygılıyım ama birisinin sevgili Peygamberimizi istismar etmesine tahammül edemem." diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, okulların açıldığını ancak henüz kitapların basılmadığını aktararak, kitapları basan kadroların değil öğretmenlerin görevden alındığını ileri sürdü.

Proje okullarına değinen Kılıçdaroğlu, veli ve öğrencilerin okullarına sahip çıkmak için eylem yaptığını söyledi. Kılıçdaroğlu, "Türkiye'yi Ortaçağ kuşağına götürmek istiyorlar. Yapabilirler mi? Buna asla izin vermeyeceğiz" dedi.

"Mağdur edebiyatı" tartışmalarına da değinen Kılıçdaroğlu, bu konuda iktidar yetkililerinin "mağdur varsa millettir" dediğini anımsattı. Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Ben de milletten söz ediyorum zaten. Bütün mağdurlara sahip çıkacağız. Örnek vereceğim, öğretmeni öğretmenlikten atıyorsunuz. Lojmandan da atıyorsunuz. Bu öğretmen, çoluk çoçuğunun geçimini sağlamak için Bursa'nın Kestel pazarında sivri biber satıyor, ne yapacak? Belediye zabıtası tezgahı kaldırıyor, 'sen biber satamazsın FETÖ'cüsün' diye. İnsanda biraz vicdan olur. 'Bir kişi suç işledi diye bütün aileyi açlığa mahkum etmek hangi dinde hangi kitapta var? Çıkıp birisi bana açıklasın."

Kılıçdaroğlu, bu konuda farklı örnekler veren ve bunları kabul etmenin mümkün olmadığını söyleyerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Mağduriyet var. Darbe fırsatçılığı yapılıyor, bunun farkındayız ama bütün mağdurlara sahip çıkmak da bizim insani görevimiz. Ben bunları söyleyince üzülüyorlar. 'Vay efendim bunları niye söylüyorsunuz siz.' 'Efendim bir ruh vardı.' Üç kez vurunca gelecek olan ruh. Neymiş, Yenikapı ruhu varmış. Yenikapı'da 'insanlar mağdur edilecek' diye bir görüş birliği mi sağlandı? Böyle bir şey olmadı. Bir insanı aile boyu açlığa mahkum etmek, hangi vicdanda var? Kanayan yara sadece bunlar değil. Annelerin çocukları da işsiz."

Bitlis Mutki'de 6-7 okulun temizlik işinde çalıştırılmak üzere alınacak 34 kişilik kontenjana 2 bin 110, Batman'da 380 kişilik kontenjana 3 bin 500, Nevşehir'de ise 174 kişilik kontenjana 3 bin 192 kişinin başvurduğunu belirten Kılıçdaroğlu, iktidarın bu tablonun Türkiye'de tartışılmasını istemediğini ileri sürdü.

Kılıçdaroğlu, "Annelerin çocukları işsiz, bunların konuşulmasını istemiyorlar ama ben istiyorum. Her annenin derdine derman olmak benim görevim. Ekonomi iyi gitmiyor. Çünkü kimin devleti yönettiği belli değil. Bir cumhurbaşkanı, iki başbakan var. Birisi asıl, birisi gölge. Cumhurbaşkanı, başbakan, bunların arasında hiçbir uyum yok. Kimin ne yaptığı, söylediği belli değil." görüşünü savundu.

Kılıçdaroğlu, 34 vilayette 158 işadamına yapılan bir ankete değindi. Kılıçdaroğlu, ankete katılanlardan yüzde 75,3'ünü adaletin kalitesinin artırılması ve hızlandırılmasını istediğini, yüzde 68,4'ünün de eğitimin sisteminin ekonomik ihtiyaçlara cevap verir hale dönüştürülmesi gerektiğini söylediğini belirtti.

Türkiye'nin iyi yönetilmediği görüşünü yineleyen Kemal Kılıçdaroğlu, "Daha doğrusu Türkiye yönetilmiyor. Hep diyorlar ya üst akıl. Öyle anlaşılıyor ki bunlar değil, Türkiye'yi başka bir akıl yönetiyor. Bunlar ortalıkta geziyor." ifadesini kullandı.

Kılıçdaroğlu, yönetimin temel amacının halkı mutlu etmek olduğunu dile getirirken, yönetimin halkı soymak üzerine inşa edilmesi durumunda o ülkeye huzur getirilemeyeceğini belirtti.

Kamyoncuların ısrarla dile getirmesini istediği bir konu olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Osman Gazi Köprüsü yaptılar eyvallah, çok mutluyuz. Hiçbir şikayetimiz yok." dedi.

Köprünün yap işlet devret modeli ile yapıldığını ve 790 milyon dolara mal olduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Devlet bu köprüyü yapan firmalara garanti verdi; 'yılda 40 bin araç geçecek, geçmese de ben 40 bin araç üzerinden yılda 511 milyon dolar para vereceğim size' diye garanti verdi. Yani köprü 1,5 yılda kendi maliyetini kurtarıyor. Geriye kalan 17 yılda 27 milyar lira, eski parayla 27 katrilyon lira parayı bu firmalar kazanacak. Kim ödeyecek bunu? Buradaki gariban vatandaşlar. Şimdi ben esnaf, sanayici kardeşime soruyorum; bir yatırıp bin kazandıran model size hiç sunuldu mu? Hangi anlayıştır bu? Ben bunu söyleyince koro halinde 'Efendim Kılıçdaroğlu köprüye karşı.' Hayır, ben köprüye karşı değilim, halkın sömürülmesine karşıyım."

İstanbul'daki devletin yaptığı köprülerden örnek veren Kılıçdaroğlu, buralardan gidiş geliş için 4 lira 75 kuruş ödendiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, Osman Gazi Köprüsü'nden gelip gidişte ödenen ücretin ise 177 lira 50 kuruş olduğuna dikkati çekti.

Hükümetin bir süre sonra feribotu da kaldıracağını savunan Kılıçdaroğlu, ayın 25 günü devlet köprülerini kullanan bir kişinin 118 lira 75 kuruş, Osman Gazi Köprüsü'nü kullananın ise 4 bin 437 lira ödeyeceğini bildirdi.

Kılıçdaroğlu, "Diyorlar ya 'biz hesap kitap biliyoruz.' Neyin hesap kitabını yapıyorsunuz. Milletin sırtından hesap kitap yapıyorlar. Bu parayı o yüzden 'biz ödeyeceğiz' diyorlar. 'Vatandaş buradan geçmese de ben ödeyeceğim.' Bu köprünün adı Deli Dumrul köprüsü, geçsen de geçmesen de parayı vatandaştan alacaklar. Yine diyecekler 'Kılıçdaroğlu bu köprüye karşı, bu CHP var ya bu CHP...' CHP iyi şeylere karşı değil, halkın çıkarlarına aykırı olan her şeye karşı." açıklamasını yaptı.

FETÖ'nün darbe girişimine değinen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, girişime herkesin karşı çıktığını anımsattı.

Girişimin ardından parlamentonun kendi tarihinde çok önemli bir gelişmeye imza attığını aktaran Kılıçdaroğlu, grubu olan dört siyasi parti ve TBMM Başkanı'nın bir bildiri hazırlayarak imzaladığını hatırlattı.

Kılıçdaroğlu, bildirinin bir bölümünde, "Unutulmamalıdır ki TBMM Kurtuluş Savaşı'nı yöneten, Türkiye'nin demokrasiye geçişini gerçekleştiren, demokratik parlamenter sistemi yıllar içinde geliştirmiş, bir milleti yokluk ve yoksulluktan alıp muasır medeniyet seviyesine çıkarmanın mücadelesini vermiş bir Meclis'tir. Meclisimiz tek yürek, tek vücut olarak büyük bir cesaretle darbeye karşı haysiyetli bir duruş sergilemiştir. Darbecilere gereken cevabı, dünyaya da gereken mesajı vermiştir." yazıldığını anımsattı.

Kemal Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Doğru mu? Doğru. Hepimiz imza attık. Bakın altını çizdiğimiz bir şey var, 'demokratik parlamenter sistemi yıllar içinde geliştirmiş' diyor. Yani demokratik parlamenter sisteme sahip çıkan bir TBMM var. Şimdi ben Sayın Meclis Başkanı'na ve diğer siyasi partilerin liderlerine, 'imzanızı inkar mı ediyorsunuz, imzanıza sahip mi çıkıyorsunuz?' sorusunu sormak zorundayım. 'İmzama sahip çıkmıyorum' diyorsanız, demokratik parlamenter sisteme de sahip çıkacaksınız. 'İmzama sahip çıkmıyorum, demokratik parlamenter sistem kalkabilir' diyorsanız o zaman siz başkaları tarafından teslim alınmışsınız demektir. Başkalarının teslim aldığı bir kişi Türkiye'ye demokrasiyi getiremez. Dolayısıyla bu imzayı attık, şimdi bu imzalar unutulmuş. 'Yenikapı' diyorlar. Yenikapı'da bir imza yok ki. İmza bu. Kapı gibi imza. Üstelik bu metin BM'ye gönderildi. Bütün yabancı elçiliklere gönderildi. Gönderen hükümet. Şimdi rejimi değiştirmek için fırsat kolluyorlar, 'OHAL'le biz bu düzeni nasıl değiştiririz...' İşsizlik var, yoksulluk var, hapishanelerde binlerce insan var..."

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, milliyetçiliklerinin sorgulandığını belirterek, "Sen benim milliyetçiliğimi öğrenmek istiyorsan Kıbrıs'ın Beşparmak Dağları'na, Akdeniz'e bak. Sayın Bahçeli'nin, Sayın Yıldırım'a sormasını isterim, kendisine de sorabilir; Kerkük'ü siz kimlere teslim ettiniz, Kerkük'te katliamlar yapıldı, niçin sesinizi çıkarmadınız?" dedi.

Kılıçdaroğlu, bir kişinin derdine düşüldüğünü, "Ona koltuğu nasıl ikram edeceğiz?" denildiğini savundu.

Siyasi partilerin genel başkanlarına seslenen Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı seçilen kişinin, TBMM'de, öngörülen yemini ettiğini, o yemine sadık kalacağına dair namus ve şeref sözü verdiğini, kuralın dışına çıktığında görevlerinin, ona kuralları hatırlatmak olduğunu söyledi.

"Fiili durum var, bu fiili durumu yasal hale getirelim." denildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Niye fiili durumu yasal hale getiriyoruz, neden ona, 'Yasalara, Anayasa'ya uymuyorsun' diye bir hatırlatma ihtiyacı duymuyoruz? Eğer bir kişinin arzusunu yerine getireceksek o zaman bu parlamentonun iradesi ne oluyor, imzaladığımız bu metin ne oluyor? Bu metne bağlı kalmak, imzamızın arkasında durmak namuslu, ahlaklı, onurlu olmanın birinci şartı değil mi?" diye sordu.

Kılıçdaroğlu, Asker Saime, Kılavuz Hatice, Tayyar Rahime, Senem Ayşe, Gül Hanım, Kara Fatma, Binbaşı Ayşe, Zekiye Hanım, Asiye Rıza, Ulviye Hamın, Melek Reşit Hanım, Halide Edip'in, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda erkeğiyle beraber, omuz omuza düşmana karşı mücadele eden kadınlar olduğunu anımsattı. Kılıçdaroğlu, birileri kadınları aşağılıyorsa ona dersini vermenin, bütün kadınların ortak görevi olduğunu dile getirdi.

Hapishanelerin tıkabasa dolduğunu, öğrenci, hakim, savcı, er, erbaş, çavuş, öğretmen, gazeteci, yazar, çizerin, bilim insanının hapiste olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, böyle bir yapıyı, anlayışı doğru bulmadıklarını söyledi.

Kılıçdaroğlu, Necmiye Alpay'ın dünya çapında bir dilbilimci olduğunu, Aslı Erdoğan'ın "21. yüzyılda edebiyat dünyasına damga vuracak 50 isim arasında" gösterildiğini ifade ederek, bu kişilerin "karşı darbe yüzünden, darbe fırsatçılığı yüzünden" cezaevinde olduğunu öne sürdü.

Alpay ve Erdoğan'ın kendisine gönderdiği mektupları çerçevelettiğini anlatan Kılıçdaroğu, onlar bu ülkenin mazlumların sesi olduğu sürece mektupların hep orada kalacağını kaydetti. Kılıçdaroğlu, Alpay, Erdoğan, Altan kardeşler, Murat Aksoy, Şahin Alpay ve Ali Bulaç'a kadar bütün gazetecilerin, yazarların, çizerlerin, düşünürlerin serbest bırakılmasını istedi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, dış politikanın milli olması, ortak üretilmesi, ülkenin çıkarları üzerine inşa edilmesi gerektiğini, kapalı kapılar ardında oluşturulamayacağını söyledi.

Hükümet yetkililerinin, Ortadoğu'daki gelişmeler konusunda bugüne kadar TBMM'yi sağlıklı bilgilendirmediğini, bunun da en büyük hatalardan biri olduğunu öne süren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dış politikada konuşacaksa Başbakan'ın, Dışişleri Bakanı'nın konuşması lazım. Cumhurbaşkanı en son konuşacaklardan biri. Ama önce o konuşuyor. Başbakan konuşmuyor, Dışişleri Bakanı arada bir şeyler söylemeye çalışıyor. Söyledikleri birbirlerinden farklı. Bırakın Türkiye'nin ortak ses çıkarmasını, aynı iktidar ortak ses çıkarmıyor. En büyük sıkıntı da orada. Konuşmayı kim yapıyor, dış politikada hedefleri kim belirliyor, Sayın Cumhurbaşkanı. Sayın Cumhurbaşkanı'nın sorumluluğu var mı Anayasa'ya göre, yok. Sorumluluğu olmayan biri, sorumluluk üstlenilmesi gereken bir konuda konuşabilir mi, demokrasilerde konuşamaz. Kim buna müdahale edecek? Sayın Binali Yıldırım. Sayın Yıldırım'a aynı çağrıyı bir kez daha yapıyorum, Binali Bey, lütfen koltuğunuzun hakkını koruyun, başkaları sizin yetkilerinize müdahale etmesin. Hükümet inisiyatif kullansın, konuşacaksa Hükümet konuşsun, niye başkaları konuşuyor?"

Kılıçdaroğlu, Musul konusunda esip gürlenildiğini ileri sürerek, dış politikada esip gürlenilmeyeceği, dünya dengelerinin, kendi güçlerinin, sözünün ağırlığının bilinmesi gerektiğini belirtti. Kılıçdaroğlu, "Bunları bilmeden 'Asarım, keserim, A, B, C, Z planım var...' Seni plansız, programsız bir yere koyarlar. Dubai merkezli bir televizyona açıklama yaptı, mezhep endeksli açıklama yaptı. Kırılma orada başladı. 'Başika'da askerlerimiz var, orada olması son derece doğaldır. Sadece Başika'da asker bulundurmakla IŞİD'e karşı mücadele etmiyoruz, Irak'ın güvenliği ve toprak bütünlüğü için de oradayız.' diyebilirdi. Ama söylemedi. Niçin? Bilgi, birikim, kapasite yok." diye konuştu.

Türkiye'nin Ortadoğu'da yalnızlaştırıldığını iddia eden Kılıçdaroğlu, eskiden Ortadoğu'da kuş uçsa Türkiye'ye sorulduğunu ancak şimdi kimsenin sormadığını savundu. Kılıçdaroğlu, bunun ağırına gittiğini ancak Başbakan Binali Yıldırım'ın ağırına gidip gitmediğini bilmediğini belirtti.

Kılıçdaroğlu, Musul konusunda Türkiye'nin masanın dışında tutulduğunu savunarak, bunun dış politikadaki en büyük yenilgilerinden biri olduğunu ileri sürdü.

Hatay'ın Türkiye'ye katılma sürecine değinen Kılıçdaroğlu, Adana ve Mersin'de iki askeri törene, Atatürk'ün bütün hastalığına rağmen katıldığını, gücünü bütün dünyaya gösterdiğini, kimsenin burnu kanamadan Hatay'ın Türkiye topraklarına katıldığını belirtti. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Şimdi kalkıp birileri bizim milliyetçiliğimizi de sorguluyor. Sen benim milliyetçiliğimi öğrenmek istiyorsan Kıbrıs'ın Beşparmak Dağları'na, Akdeniz'e bak. Sayın Bahçeli'nin, Sayın Yıldırım'a sormasını isterim, kendisine de sorabilir; Kerkük'ü siz kimlere teslim ettiniz, Kerkük'te katliamlar yapıldı, niçin sesinizi çıkarmadınız? Kerkük'e kim gitti? CHP gitti. Kerkük'e iki sefer TIR'larla yardım götürdük, hiçbir ayırım yapmadan. Kerküklülere de biz sahip çıktık. Kerkük'ü birilerine teslim edeceksin, Musul'da ağlaşacaksın 'Beni dahil etmediler' diye. Kimse kusura bakmasın ama birileri kalkıp istediği gibi eser, istediği gibi bağırıp çağırırsa kimse de onu dikkate almaz. Irak ve Suriye politikasına bakın, kaybeden bir ülke var o da Türkiye. O bölgede yaşayanlardan da kaybeden sadece Türkmenler.

Dışişleri Bakanı Lozan'da toplantıya katılıyor, çıkışta terörist El Nusra'nın Halep'ten derhal ayrılması gerektiğini açıklıyor. Cumhurbaşkanı ise bu açıklama üzerine, eğer dost olmak için IŞİD'e karşı olmak ölçüyse o zaman El Nusra ile dost olunması gerektiğini söylüyor. Kim doğruyu söylüyor? Dışişleri Bakanı doğruyu söylüyor ve onu kutluyorum. El Nusra, o bölgeden derhal çekilmelidir."

Kılıçdaroğlu, darbe girişiminin siyasi ayağının arandığını ifade ederek, Türkiye'yi darbeye hazırlayanların kim olduğunu, bu kadar mağdurun oluşmasına kimlerin yol açtığını sordu.

Dört olay anlatacağını ve dört soru soracağını dile getiren Kılıçdaroğlu, Temmuz 2011'de Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının istifa ettiğini, Genelkurmay Başkanı'nın bir mektup gönderdiğini, tutuklu bulunan 14 general, amiral ile 58 albayın, hürriyetlerinin tehdit edilmesinin yanı sıra YAŞ'ta değerlendirmeye girme hakkını kaybettiğini yazdığını anlattı.

Kılıçdaroğlu, mektupta, "Bu durumun önlenememesi ve yetkili makamlar nezdinde yapılan girişimlerin dikkate alınmaması, Genelkurmay Başkanı olarak personelimin hak ve hukukunu koruma sorumluluğumu yerine getirmeme engel olduğundan işgal ettiğim bu makamda göreve devam etme imkanı ortadan kalkmıştır" ifadesini kullandığını belirterek, "FETÖ kumpası olduğu AKP tarafından da ikrar edilen Balyoz iftirasında 14 general ve amiral, 58 albayın tasfiyesine engel olmak için Genelkurmay Başkanı ve 3 kuvvet komutanın girişimlerini dikkate almayıp, istifasına neden olan, tasfiyenin önünü açan yetkili makamlar kimlerdir?" diye sordu.

Darbe girişimin başında olduğu ifade edilen isimlerden Tümgeneral Mehmet Dişli'nin 2011'de tuğgeneral olup kıta görevine gittiğini, kıtada normalde 2 yıl görev yapması gerekirken, özel uygulamayla 1 yıl dolunca kıta görevinden Genelkurmay Başkanlığı karargahına alınıp, kurulan Proje Yönetim Daire Başkanlığının başına atandığını belirten Kılıçdaroğlu, Dişli'nin 2015'te tümgeneralliğe terfi ettirildiğini, tümgeneral olarak kıtaya gönderilmesi gerekirken, aynı dairede kaldığını ifade ederek, "Mehmet Dişli'yi ısrarla Genelkurmay karargahında tutan, bunun için yeni daire ve rütbeler ihdas eden, darbe girişiminde Genelkurmay Karargahını içeriden teslim almasına imkan veren irade, hangi iradedir? " dedi.

Kılıçdaroğlu, 2013, 2014, 2015 YAŞ kararlarında albay rütbesinden general, amiral rütbesine terfi ettirilenler arasında, FETÖ soruşturmasından tutuklu bulunan subaylar olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Darbeden tutuklu FETÖ'cü bu 82 subayı, albaylıktan generalliğe taşıyan irade hangi iradedir? 2011'de Genelkurmay Başkanı ve 3 kuvvet komutanının istifasına aldırış etmeden, Balyoz iftirasıyla 14 general, amiral ve 58 albayın tasfiyesine destek olurken, FETÖ'cü subayların önünü açan irade hangi iradedir?

2010 YAŞ'ta, Tümgeneral Gürbüz Kaya, Tümgeneral Halil Helvacıoğlu ve Tümamiral Abdullah Gavremoğlu, bir üst rütbeye terfi ediyorlar. Ancak YAŞ kararına rağmen Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı bu üç generalin terfisini imzalamıyor. Olay tartışma konusu oluyor ve YAŞ Kanunu'nda değişiklik oluyor. 2010'da üç generalin terfisini uygulamaya koymama konusunda bu kadar kararlı duran, 2013'te bunun için ayrıca YAŞ Kanunu'nda değişiklik yapan siyasi irade, 2013, 2014, 2015 yıllarında terfi ettirilen FETÖ'cü subaylar konusunda aynı hassasiyet ve kararlılığı neden göstermemiştir? Siyasi irade nedir? Bugün OHAL'i kullanan irade işte o siyasi iradedir. Türkiye'yi adım adım darbeye taşıyan iradedir. Buradan bu konuyu soruşturan bütün savcılara sesleniyorum; öğrencileri, öğretmenleri bırakın, eğer birini sorgulayacaksınız Türkiye'yi adım adım darbeye taşıyanları sorgulayacaksınız. Benim bu anlattıklarımda 'Şu kelime yanlıştır' diyorlarsa özür dileyeceğim. Ama doğruysa ki yüzde 100 doğru, o zaman onların vicdanlarına sesleniyorum; sizin gücünüz garibana yetiyor, kendi yanındaki adama yetmiyor."