2013-12-15 - 10:13
TBMM Genel Kurulu'nda, Milli Eğitim, Dışişleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, YÖK, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı'nın 2014 yılı bütçeleri kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Milli Eğitim, Dışişleri ile Çevre ve Şehircilik bakanlıklarının 2014 yılı bütçelerinin görüşmelerine başlandı.
Genel Kurul, TBMM Başkanvekili Sadık Yakut başkanlığında, bütçe görüşmelerinin 9. turu için toplandı.
Üç bakanlığın bütçelerinin yanı sıra Genel Kurul'da, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Yükseköğretim Kurulu, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ve 103 üniversitenin bütçeleri de ele alınıyor.
BDP Grubu, TBMM Genel Kurulu'nda ele alınan, Milli Eğitim, Dışişleri, Çevre ve Şehircilik bakanlıklarının 2014 yılı bütçeleri üzerinde görüşlerini dile getirdi.
Dışleri Bakanlığı bütçesi üzerinde söz alan BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, bugün Cumhuriyet tarihinin en istikrarsız Ortadoğu'sunda bulunduklarını, bu istikrarsızlıkta Türkiye'nin ve izlenen yanlış dış politikaların büyük payı olduğunu ileri sürdü.
Gür, "Ne yazıktır ki Kürtlere komşu olmak yerine El Kaide ile komşu olmayı yeğleyen bir AKP dış politikası vardır bugün. Suriye ile olan yaklaşık 940 kilometrelik sınırlarının büyük bir kısmını radikal grupların denetimine vermesi, onlara lojistik destek, kamp, silah sağlaması ve bunların bir bumerang gibi Türkiye'ye dönmesi hiç de şaşılacak bir durum değildir" diye konuştu.
Suriye krizi nedeniyle 70'in üzerinde yurttaşın yaşamını yitirdiğini belirten Gür, Suriye ile sınır illerin ve Türkiye'nin ekonomik kayıplarının olduğunu söyledi.
Türkiye'nin, bölge devletleriyle ilişkilerinde ağabeylik rolünden vazgeçmesi gerektiğini ifade eden Gür, Türkiye'nin bu politikalarıyla bölgenin ne ağabeyi ne ağası ne de bölgesel güç ve bölge devleti olabileceğini savundu. Gür, Türkiye'nin, bölge devletleriyle demokratik ilişkilerle, içeride kendi iç sorunlarını çözerek bölgede güç olabileceğini belirterek, "Bu politikalarla bölge gücü olmasının imkanı yoktur" dedi.
Çözüm sürecinin müzakare sürecine evrilmesinin Türkiye'ye kazandıracağını ifade eden Gür, Türkiye'nin, sağladığı iç barış ve demokrasiyle Ortadoğu'da rol model olacağını söyledi. Gür, Türkiye'nin Kürtleri ile barışmasıyla hem kendi bölgesinde hem de dünyada güç olacağını savundu.
BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, özgürlüğün sadece insanların hakkı değil, göller, ırmaklar, ağaçların, tüm ekosistemin hakkı olduğunu belirtti. İnsanın, bu ekosistemin sadece bir parçası olduğunu dile getiren Dora, "Yani dünyanın sahibi değil, kiracısıdır, komşularıyla hava, toprak, canlılarıyla iyi geçinmek zorundadır" dedi.
BDP Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ismine işaret ederek, "Neden Milli Eğitim Bakanlığı da eğitim bakanlığı, demokratik eğitim bakanlığı değil?" diye sordu. Aksoy, bunun bu başlı başına sorun olduğunu savundu.
Aksoy, eğitime ayrılan bütçenin geçen yıla göre yüzde 17'lik artış göstermesinin nedeninin 4 artı 4 artı 4 sisteminin sorunları olduğunu öne sürdü.
Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır, Türkiye'nin küresel bir aktör haline geldiğini, bölgesel ve uluslararası sorunların çözümüne yönelik karar mekanizmalarının içinde yer almaya başladığını kaydetti.
Türkiye'nin sadece bölgesinde değil diğer bölgelerde de mevcut olduğunu ifade eden Bozkır, 13 komşusu bulunan Türkiye'nin, komşularıyla Cumhuriyet tarihini en iyi ilişkilerini yaşadığını söyledi.
Nispi sorun yaşanan Irak ile ilişkinin olması gereken noktaya doğru ilerlediğini ifade eden Bozkır, "Sorun yaşanan Suriye'de halkı katleden liderle ilişki kesilip halkın yanında yar alma doğru kararıyla, geleceğe bir anlamda yatırım yapılmıştır. İki süper güç ABD ve Rusya ile ilişkiler örnek düzeyde. AB müzakere sürecinde yeni bir faslın açılmasıyla durgunluk giderilmiştir. Yarın imzalanacak olan ve vizenin 3,5 yıl sonra tamamen kaldırılmasını sağlayacak anlaşmayla da 50 yıllık bu ilişki en önemli adımlardan birisine şahit olacaktır" dedi. Bozkır, sözlerini şöyle sürdü:
"Suriye'ye bir CHP heyeti gidiyor. 150 bin cana kıymış Esat ile sarmaş dolaş oluyor. Sonra bir CHP heyeti Mısır'a gidiyor, darbecilerle halvet oluyor. Yarın Suriye ve Mısır'da demokrasi, insan hakları ve hukuka saygılı bir yönetim geldiğinde Suriye ve Mısır halklarının yüzüne nasıl bakılacak, bunu anlamak mümkün değil. CHP heyetlerinin katil ziyareti ve darbe turizmi gezileri hiçbir zaman unutulmayacaktır.
CHP Genel Başkan Yardımcısı basın toplantısı yapıyor, 'Bizim birçok ülkede büyükelçimiz kalmadı' diyor. Ancak, bundan da dış politikayı kınama vesilesi çıkartıyor. Sayın Korutürk'ün Tahran Büyükelçisiyken 'istenmeyen adam' ilan edildiğini de unutuyor."
CHP İstanbul Millevekili Osman Korutürk, sataşmadan söz alarak, şunları kaydetti:
"Dış politikada istenmeyen kişi ilan edilmesi çok vahim bir hadisedir. İstenmeyen kişi ilan edilmeden önce başka yollara başvurulmaya çalışılır.
Kudüs hadiseleri diye bilinen hadiselerde 'Humeyni'nin yolunu Türk halkı da takip etmelidir' diyen İran Büyükelçisi'ni, biz, Türkiye olarak sınır dışı etmedik. Ben o sırada Tahran'da Büyükelçiydim. Aldığım talimat üzerine İran Dışişlerine, 'Büyükelçinizi geri çekin, başka bir büyükelçi için agreman isteyin. Biz kendisine müsaade edelim, o gelsin ve bu işi kapatalım' dedik. Bu biraz sürdü fakat sonunda bu yapıldı. İran Büyükelçisi Bagheri kendi hükümeti tarafından geri çekildi. Onlar da buna mukabele olarak 'Siz de lütfen hükümet olarak kendi büyükelçinizi geri çekin, başka birisini tayin edin' dediler. 2 büyükelçi de istenmeyen şahıs ilan edilmeden oradaki görevlerinden ayrıldılar. Bunu bilmemek veya çarpıtmak, yanlış söylemek çok şaşılacak bir hadise. Çünkü bir büyükelçinin 'istenmeyen adam' ilan edilmesine giden yolda bunu engellemek için birçok şey vardır, bunların hepsini yapmak lazım ve biz o tarihte bunları yapmıştık. Bu dönemde medya üzerinden diplomasi yapılmaya çalışıldığı için başımıza bu geldi."
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, "Bozkır'ın konuşmasını dinlerken masal dinlediğimi düşündüm" ifadesini kullandı.
"Türkiye, Ortadoğu ve dünyanın merkezi, AKP ve Erdoğan değil" diyen Altay, "Komşularımızın hangisiyle aramızda ciddi, samimi bir ilişki var? Komşu ülkelerin hemen hemen tamamıyla güven sorunu yaşıyoruz. Türkiye dış politikada tümüyle mezhepçi, kontrolsüz, dengesiz, ufuksuz, vizyonsuz bir süreç sergilediği kanaati tüm dünyada oluştu. Yine tüm dünyada, Türkiye'nin başında kontrolsüz ve beceriksiz bir diktatör oturduğu kanaati var" ifadelerini kullandı.
AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın şimdiye kadar geçirdiği tüm seçimlerden artan halk desteği ile iktidara geldiğini belirterek, "Nasıl olur da böyle bir başarının kahramanını diktatör olarak kabul edebilirsiniz? Bugün de oy oranımızın arttığını görüyoruz. Kullandığınız kelimeyi sizlere iade ediyorum, daha saygılı konuşmanızı tavsiye ediyorum. Seçilmiş kişilere saygı duyulması gerekir. Türkiye, dünyada yükselen bir değer, yıldızdır. Bu, her milletvekilimiz, bakanlarımız ve özellikle Başbakanımız eseridir" diye konuştu.
Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı, AK Parti Kocaeli Milletvekili Fikri Işık, AK Parti iktidarlarıyla birlikte eğitim harcamalarının bütçe içindeki payının yükseltildiğine dikkati çekti.
Eğitime ayrılan devasa bütçe sayesinde alt yapı sorunlarının giderilmesi ve fırsat eşitliğine yönelik çok önemli adımlar atıldığını belirten Işık, "AK Parti iktidarlarında 205 bin yeni derslik yapıldı, öğretmen sayısını 552 binden 810 bine çıkarıldı. 2014 yılında 50 bin öğretmeni daha kadromuza katacağız" dedi.
CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli, Meclis Genel Kurulu'nda yaratılan çevre kirliliğinden bahsetmek istediğini belirterek, "Otogarda 33 yıl çalıştım, bu süre içinde böyle küfür ve şiddete tanık olmadım" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Milli Eğitim, Dışişleri, Çevre ve Şehircilik bakanlıklarının 2014 yılı bütçe tasarılarının görüşmeleri devam ediyor.
CHP İstanbul Milletvekili Osman Korutürk, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun, Hükümet'in yurt dışında açtığı temsilciliklerin sayısının artmasından, İstanbul'un dünyada en fazla konsolosluk bulunduran şehirler içinde New York'tan sonra 2. sırada yer almasından bahsettiğini söyledi.
Korutürk, Türkiye dış temsilciliklerin sayısını artırırken, ABD, Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya gibi birçok ülkenin, dış temsilcilik sayısını tasarruf ve iş rantabilitesi nedenleriyle azalttığını anlattı. Korutürk, bu ülkelerin hiçbirinin de bunu dış politikada başarı ya da başarısızlık ölçütü olarak sunmadığını ifade etti.
Korutürk, kişilerin, bir ülkenin dünyadaki temsilcilik sayısı itibarıyla kaçıncı olduğuna, Dışişleri Bakanlığı'nda kaç personel çalıştırdığına değil, insan hakları alanındaki sıralamasına, temel hak ve özgürlükler alanında dünya skalasındaki yerine baktığını belirtti.
Suriye ile sınırın kevgire döndüğünü, bir çok radikal örgütün at koşturduğunu savunan Korutürk, "Hükümet, Suriye'de oyun nasıl biterse bitsin, bölgenin ve Türkiye'nin başına dert olacağı kesin olan radikal örgütlerin buradaki faaliyetine bir an önce son vermek üzere, bu örgütlere desteği, teması kesmelidir. Kızlı erkekli oturulduğu gerekçesiyle öğrenci evlerini basacağına, 7 Aralık'ta BBC'nin canlı görüntülerle Nusaybin'den yaptığı yayında, radikal terör örgütlerinin Türkiye'de kullandıklarını öne sürdüğü güvenlikli evleri basmalıdır" diye konuştu.
Korutürk, Hükümet'in, milli iradenin gereği olarak dış politikasını AK Parti'nin dış politikası olmaktan çıkarması, Türkiye'nin ulusal politikasına dönüştürmesi gerektiğini belirtti.
CHP Çanakkale Milletvekili Mustafa Murat Soydan, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin yaşamı tehdit ettiğini dile getirdi.
Doğanın sahibinin kendileri olmadığını ifade eden Soydan, şöyle devam etti:
"Kullanım hakkı yalnızca bize ait değil; onu dilediğimizce tahrip etme özgürlüğümüz yoktur ve de olmamalıdır. Bizlerin, doğayı ele geçirip onun üzerinde kısa vadeli çıkarlarımız uğruna gelecek nesilleri düşünmeden yaptığımız her değişiklik, en az bizim kadar yaşam hakkı olan diğer tüm canlı türlerinin yaşam haklarını gasp etmektedir.
'Ormanımdan bir dal kesenin başını keserim' diyen Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı'nın çevre anlayışını vurgularken; Cumhuriyet anlayışı ise Atatürk'ün bir ağacın dallarını korumak için Yalova Köşkü'nün yerini değiştiren anlayıştır. Bugünün anlayışı ise büyümeyi, şehirleşmeyi, ulaşım planlamasını, çevreyi görmezden gelerek, sadece rant uğruna yapan anlayıştır. ODTÜ ormanlarının kalbine, Atatürk Orman Çiftliği'ne, İstanbul Boğazı'nın sırtlarına, Kaz Dağları'nın içine yol açmak medeniyet değildir. Medeniyet, batılı ülkelerin yüzyıl önce yaptığı şehirlerin altını demir ağlarla örmek, metro yapmaktır. Medeniyet, doğayla bütünleşip sürdürülebilir bir yaşam kurmaktır."
CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli, Meclis Genel Kurulu'nda yaratılan çevre kirliliğinden bahsetmek istediğini söyledi.
Otogarda 33 yıl çalıştığını anlatan Kaleli, bu süre içinde böyle küfür ve şiddete tanık olmadığını kaydetti. Kaleli, "Tehdit edildim, densiz bir rakibim tarafından otobüslerimiz otogara sokulmadı, yazıhanemiz yıkıldı. Terbiyemizi bozmadan, hukuk ve uzlaşı yoluyla hakkımızı aldık. Otogarda adalet, nesnel tutum sağladığımız için kimse küfre gerek de görmedi. Saygın ortamda çalışmanın huzurunu ve bereketini yaşadık. Ayıplamak, yargılamak, kınamak istemiyorum ama onaylamadığımı, rahatsızlığımı, yakıştırmadığımı ifade ediyorum. Namusta ve küfürde erkeklerin mülkiyetini kabul etmediğimi beyan ediyorum. Bu kutsal çatıya, giydiklerimiz, oyumuz, boyumuz, soyumuzla değil, sözlerimiz, davranışlarımızla ve adaletimizle saygınlık kazandırmak zorundayız" görüşünü dile getirdi.
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde söz alan CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, konuşmasında bazı grafikler de gösterdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, öğretmenlerle ilgili veriler açıkladığını, buna göre mevcut öğretmen sayısının 810 bin olduğunu belirten Serter, Milli Eğitim Bakanlığı'nın kadrolu öğretmen sayısının ise 735 bin 208 olduğunu ifade etti.
Erdoğan'ın, "Öğretmen sayısını 2 katına çıkardık, 407 bin artırdık" dediğine işaret eden Serter, 11 yıllık AK parti iktidarında öğretmen artışının 210 bin 593 olduğunu söyledi. Serter, bunun iyi bir rakam olmadığını, 11 yıl içinde öğrenci sayısının 3,5 milyonun üzerinde arttığını kaydetti.
Serter, 127 bin olan öğretmen açığının bugün itibariyle 128 bin 329 olduğunu vurgulayarak, kimsenin öğretmenler üzerinden siyaset yapmaması gerektiğini ifade etti.
AK Parti'nin en başarısız olduğu alanın, milli eğitim olduğunu savunan Serter, bu başarısızlığı örtmek için reklam projesi, bir promosyon kampanyası olarak FATİH Projesi'nin ortaya konulduğunu öne sürdü.
Elindeki grafiği gösteren Serter, "Projenin karnesini sunuyorum. Üniversitede notum boldu, yine bol not verdim. Mevcut öğrencilerin yüzde 0,48'ine, öğretmenlerini yüzde 2,28'ine table verildi, uzaktan eğitim merkezinin binde 3'ü tamamlandı. Yani reklam projesi, bugün itibariyle geçerliliğini yitirdi. Sadece tablet dağıtarak, eğitimde kalite artışı sağlanamayacağını dünyada eğitimden anlayan herkes bilmektedir. Tablet yardımcı araçtır. Eğitimin kalitesini artıracak gücü yoktur" diye konuştu.
Serter, AK Parti'nin iktidara geldiği günden itibaren Atatürkçü eğitimi tek tipleşme olarak nitelediğini öne sürerek, "Anaokullarından başlayarak, kendi tek tip insanınızı yarattınız" dedi. Serter, elinde, Konya'da bir anaokulunda umre oynayan çocukların fotoğrafını göstererek, "Bu özgür eğitim mi AKP tipi insan yaratmak için kurguladığınız eğitim mi?" diye sordu.
Serter, iktidarın eğitimde sınıfta kaldığını öne sürdü.
Sataşma gerekçesiyle Serter'e yanıt veren TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan, kendilerinden önceki on yılda alınan öğretmen sayısının 132 bin 500'ken, iktidarları döneminde 408 bin olduğunu söyledi.
Elvan, 2002'de öğrenci başına 28 öğretmen düşerken, bugün 20 öğretmen düştüğünü ifade etti. Kayıp yıllarda, vergilerin yüzde 87'sinin faize ödendiğini, bir bütçeden bahsetmenin mümkün olmadığını belirten Elvan, "Kayıp yıllar dediğimiz yıllarda ortalama yüzde 77 enflasyon, bizim dönemimizde yüzde 9'un altına düştü. Atatürk'ü kullanmayınız lütfen. Bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, hepimizin lideridir. Atatürk'ü para, puldan, devlet dairelerindeki resmini kaldıran sizsiniz, AK Parti değil" diye konuştu.
CHP Aydın Milletvekili Metin Lütfü Baydar, bütçenin ruhunun olmadığını savundu. Baydar, her ile üniversite kampanyasının, sözde kaldığını, fiyasko olduğunu savundu. Baydar, bütçelerin yüzde 80'ini aşan kısmının personel giderleri için kullanıldığını belirterek, "Sündürülmüş bütçeden, sindirilmiş üniversite çıkar" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Milli Eğitim, Dışişleri ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçelerinin görüşmeleri sürüyor.
Verilen yemek arasının ardından söz alan AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır, CHP Grup Başkanvekili Engin Altay'ın bir önceki oturumda, "O Başbakanınıza söyleyin Atatürk adını ağzına alsın" şeklinde bir cümle kullandığını hatırlattı.
Başbakan Erdoğan'ın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin Başbakanı olduğunu belirten Satır, "Biz devlet büyüklerimizi sözde değil özde severiz, sayarız ve değer veririz. Soyadı Kanunu'ndan önceki tarihi olaylarda ve konularda Gazi Mustafa Kemal ismi kullanılır, Soyadı Kanunu'ndan sonra Atatürk soyadını aldı, sonraki konularda ve olaylarda Gazi Mustafa Kemal Atatürk ismi kullanılır" dedi.
Satır, 10 Kasım'da düzenlenen bir programda Başbakan Erdoğan'ın konuşmasına "Gazi Mustafa Kemal Atatürk" diyerek başladığını söyledi.
Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde söz alan MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Amerikan kaynaklarının, Suriye?de kimyasal silahların El Nusra Cephesi tarafından kullanıldığını açıkladığını belirterek, "Esad ihtimali söz konusu olduğunda sergilediğiniz cevvaliyetin bir benzerini şimdi niçin bu örgüte karşı göremiyoruz" diye sordu.
İzlenen dış politikanın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geleneksel dış politika çizgisiyle çeliştiğini ifade eden Türkeş, şunları söyledi:
"Dış politikada hakim konjonktüre bağlı hatalar yapılabilir, yanlışlara düşülebilir. AKP bunu Suriye?de, Mısır?da ve kısmen de olsa İsrail?de yaptı. Hepsinin telafisi, basit bir iktidar değişimiyle mümkündür. Ne var ki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşundan bu yana üç meselesi vardır ki, bunlar siyasi partilerin günlük uğraşlarını aşan milli bir niteliğe hasıldır. Bunlar Misak-ı Milli, Kıbrıs ve 1915 meselesidir. İktidarlar gelip geçer ve fakat baki kalan devlettir. Her parti iktidar olduğunda kendi görüşleri doğrultusunda bazı kararlar alabilir ve onları tatbik edebilir ancak bu üç milli meseleye geldiğinde burada çok geniş bir mutabakat aranmalı ve keyfi davranmaktan kaçınılmalıdır. 'Milli' denilen meseleler zaman aralıklarının ötesindedir ve iktidarlardan çok, topyekün devleti ve milleti bağlar. Dolayısıyla da söz konusu sahada işlenecek tek bir kusur yapısal neticeleri de beraberinde getirecektir."
AK Parti'nin "Misak-ı Milli'ci değil; BOP?çu, Kürdistancı ve Barzanici" olduğunu öne süren Türkeş, Kıbrıs'ın, AK Parti iktidarından önce bir "dava" olduğunu, bugün ise ?sorun? şeklinde sunulduğunu savundu.
Türkeş, "Sayın Bakan, AKP?deki Erdoğan sonrası dönem için hesaplar yapmak yerine, vazifelerine yoğunlaşmalıdır" dedi.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi üzerinde söz alan MHP İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu, "inşaatçı bir anlayışın çevreci diye yutturulmaya çalışıldığını" öne sürdü. Tanrıkulu, şunları söyledi:
"Burada, Türkiye'nin 60 milyar dolardan daha fazla enerjiye para veren bir ülke olduğundan bahsederek, nükleer santral yapmadan bu işin altından kalkılamayacağını ve HES'lerle bu işin olmayacağını, ufak derelerin mahvedildiğini, artık 10 megavattan daha aşağı enerji üretecek HES'lere de kesinlikle izin verilmeyeceğini açıklandı. Bu açıklamadan sonra da 2014 tarihinden sonra bunun hesabının kendilerinden sorulması ifade edildi. Şimdi, adeta bir ikrar ve günah çıkarma şeklindeki bu açıklamalarla 11 yıllık iktidar arasındaki dönemde, kendi tanımlarıyla ufak derelere yapılan HES'ler sonucu yok olan endemik yapının, ekosistemin bozulmasının, fauna ve floral yapının hesabının kimlerden sorulacağı maalesef açıklanamamaktadır."
Tanrıkulu, 2095 yapı denetim kuruluşu, 24 bin 910 mimar ve mühendiste denetim belgesi olmasına rağmen bu alandaki ciddi sorunların hala devam ettiğini kaydetti.
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde söz alan MHP Ankara Milletvekili Zuhal Topçu, personel giderlerinin dışında bütçenin kalan kısmıyla, eğitimin altyapı sorunlarını, personel ve öğretmen açıkları sorununu çözmenin 2014 yılı için pek mümkün görünmediğini öne sürdü.
Sorunları çözmek bir yana öğretmenlere ödenen ücretin tatminkar olmadığını öne süren Topçu, 11 yıllık AK Parti döneminde öğretmenlik mesleğinin hiçbir dönemde olmadığı kadar itibar kaybettiğini savundu.
Topçu, "2002 yılında en düşün devlet memuru maaşından yüzde yüz fazla maaş alan öğretmenler, bugün en düşük devlet memuru maaşını almaktadır" dedi.
"Eğitimi siyaset malzemesi olarak görmekten vazgeçin" ifadesini kullanan Topçu, "Kendi çocuğunuza yapılmasını istemediğiniz uygulamaları lütfen eğitim camiası da yapmayın" diye konuştu.
**** HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKUMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
Genel Kurul, TBMM Başkanvekili Sadık Yakut başkanlığında, bütçe görüşmelerinin 9. turu için toplandı.
Üç bakanlığın bütçelerinin yanı sıra Genel Kurul'da, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Yükseköğretim Kurulu, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ve 103 üniversitenin bütçeleri de ele alınıyor.
BDP Grubu, TBMM Genel Kurulu'nda ele alınan, Milli Eğitim, Dışişleri, Çevre ve Şehircilik bakanlıklarının 2014 yılı bütçeleri üzerinde görüşlerini dile getirdi.
Dışleri Bakanlığı bütçesi üzerinde söz alan BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, bugün Cumhuriyet tarihinin en istikrarsız Ortadoğu'sunda bulunduklarını, bu istikrarsızlıkta Türkiye'nin ve izlenen yanlış dış politikaların büyük payı olduğunu ileri sürdü.
Gür, "Ne yazıktır ki Kürtlere komşu olmak yerine El Kaide ile komşu olmayı yeğleyen bir AKP dış politikası vardır bugün. Suriye ile olan yaklaşık 940 kilometrelik sınırlarının büyük bir kısmını radikal grupların denetimine vermesi, onlara lojistik destek, kamp, silah sağlaması ve bunların bir bumerang gibi Türkiye'ye dönmesi hiç de şaşılacak bir durum değildir" diye konuştu.
Suriye krizi nedeniyle 70'in üzerinde yurttaşın yaşamını yitirdiğini belirten Gür, Suriye ile sınır illerin ve Türkiye'nin ekonomik kayıplarının olduğunu söyledi.
Türkiye'nin, bölge devletleriyle ilişkilerinde ağabeylik rolünden vazgeçmesi gerektiğini ifade eden Gür, Türkiye'nin bu politikalarıyla bölgenin ne ağabeyi ne ağası ne de bölgesel güç ve bölge devleti olabileceğini savundu. Gür, Türkiye'nin, bölge devletleriyle demokratik ilişkilerle, içeride kendi iç sorunlarını çözerek bölgede güç olabileceğini belirterek, "Bu politikalarla bölge gücü olmasının imkanı yoktur" dedi.
Çözüm sürecinin müzakare sürecine evrilmesinin Türkiye'ye kazandıracağını ifade eden Gür, Türkiye'nin, sağladığı iç barış ve demokrasiyle Ortadoğu'da rol model olacağını söyledi. Gür, Türkiye'nin Kürtleri ile barışmasıyla hem kendi bölgesinde hem de dünyada güç olacağını savundu.
BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, özgürlüğün sadece insanların hakkı değil, göller, ırmaklar, ağaçların, tüm ekosistemin hakkı olduğunu belirtti. İnsanın, bu ekosistemin sadece bir parçası olduğunu dile getiren Dora, "Yani dünyanın sahibi değil, kiracısıdır, komşularıyla hava, toprak, canlılarıyla iyi geçinmek zorundadır" dedi.
BDP Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ismine işaret ederek, "Neden Milli Eğitim Bakanlığı da eğitim bakanlığı, demokratik eğitim bakanlığı değil?" diye sordu. Aksoy, bunun bu başlı başına sorun olduğunu savundu.
Aksoy, eğitime ayrılan bütçenin geçen yıla göre yüzde 17'lik artış göstermesinin nedeninin 4 artı 4 artı 4 sisteminin sorunları olduğunu öne sürdü.
Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır, Türkiye'nin küresel bir aktör haline geldiğini, bölgesel ve uluslararası sorunların çözümüne yönelik karar mekanizmalarının içinde yer almaya başladığını kaydetti.
Türkiye'nin sadece bölgesinde değil diğer bölgelerde de mevcut olduğunu ifade eden Bozkır, 13 komşusu bulunan Türkiye'nin, komşularıyla Cumhuriyet tarihini en iyi ilişkilerini yaşadığını söyledi.
Nispi sorun yaşanan Irak ile ilişkinin olması gereken noktaya doğru ilerlediğini ifade eden Bozkır, "Sorun yaşanan Suriye'de halkı katleden liderle ilişki kesilip halkın yanında yar alma doğru kararıyla, geleceğe bir anlamda yatırım yapılmıştır. İki süper güç ABD ve Rusya ile ilişkiler örnek düzeyde. AB müzakere sürecinde yeni bir faslın açılmasıyla durgunluk giderilmiştir. Yarın imzalanacak olan ve vizenin 3,5 yıl sonra tamamen kaldırılmasını sağlayacak anlaşmayla da 50 yıllık bu ilişki en önemli adımlardan birisine şahit olacaktır" dedi. Bozkır, sözlerini şöyle sürdü:
"Suriye'ye bir CHP heyeti gidiyor. 150 bin cana kıymış Esat ile sarmaş dolaş oluyor. Sonra bir CHP heyeti Mısır'a gidiyor, darbecilerle halvet oluyor. Yarın Suriye ve Mısır'da demokrasi, insan hakları ve hukuka saygılı bir yönetim geldiğinde Suriye ve Mısır halklarının yüzüne nasıl bakılacak, bunu anlamak mümkün değil. CHP heyetlerinin katil ziyareti ve darbe turizmi gezileri hiçbir zaman unutulmayacaktır.
CHP Genel Başkan Yardımcısı basın toplantısı yapıyor, 'Bizim birçok ülkede büyükelçimiz kalmadı' diyor. Ancak, bundan da dış politikayı kınama vesilesi çıkartıyor. Sayın Korutürk'ün Tahran Büyükelçisiyken 'istenmeyen adam' ilan edildiğini de unutuyor."
CHP İstanbul Millevekili Osman Korutürk, sataşmadan söz alarak, şunları kaydetti:
"Dış politikada istenmeyen kişi ilan edilmesi çok vahim bir hadisedir. İstenmeyen kişi ilan edilmeden önce başka yollara başvurulmaya çalışılır.
Kudüs hadiseleri diye bilinen hadiselerde 'Humeyni'nin yolunu Türk halkı da takip etmelidir' diyen İran Büyükelçisi'ni, biz, Türkiye olarak sınır dışı etmedik. Ben o sırada Tahran'da Büyükelçiydim. Aldığım talimat üzerine İran Dışişlerine, 'Büyükelçinizi geri çekin, başka bir büyükelçi için agreman isteyin. Biz kendisine müsaade edelim, o gelsin ve bu işi kapatalım' dedik. Bu biraz sürdü fakat sonunda bu yapıldı. İran Büyükelçisi Bagheri kendi hükümeti tarafından geri çekildi. Onlar da buna mukabele olarak 'Siz de lütfen hükümet olarak kendi büyükelçinizi geri çekin, başka birisini tayin edin' dediler. 2 büyükelçi de istenmeyen şahıs ilan edilmeden oradaki görevlerinden ayrıldılar. Bunu bilmemek veya çarpıtmak, yanlış söylemek çok şaşılacak bir hadise. Çünkü bir büyükelçinin 'istenmeyen adam' ilan edilmesine giden yolda bunu engellemek için birçok şey vardır, bunların hepsini yapmak lazım ve biz o tarihte bunları yapmıştık. Bu dönemde medya üzerinden diplomasi yapılmaya çalışıldığı için başımıza bu geldi."
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, "Bozkır'ın konuşmasını dinlerken masal dinlediğimi düşündüm" ifadesini kullandı.
"Türkiye, Ortadoğu ve dünyanın merkezi, AKP ve Erdoğan değil" diyen Altay, "Komşularımızın hangisiyle aramızda ciddi, samimi bir ilişki var? Komşu ülkelerin hemen hemen tamamıyla güven sorunu yaşıyoruz. Türkiye dış politikada tümüyle mezhepçi, kontrolsüz, dengesiz, ufuksuz, vizyonsuz bir süreç sergilediği kanaati tüm dünyada oluştu. Yine tüm dünyada, Türkiye'nin başında kontrolsüz ve beceriksiz bir diktatör oturduğu kanaati var" ifadelerini kullandı.
AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın şimdiye kadar geçirdiği tüm seçimlerden artan halk desteği ile iktidara geldiğini belirterek, "Nasıl olur da böyle bir başarının kahramanını diktatör olarak kabul edebilirsiniz? Bugün de oy oranımızın arttığını görüyoruz. Kullandığınız kelimeyi sizlere iade ediyorum, daha saygılı konuşmanızı tavsiye ediyorum. Seçilmiş kişilere saygı duyulması gerekir. Türkiye, dünyada yükselen bir değer, yıldızdır. Bu, her milletvekilimiz, bakanlarımız ve özellikle Başbakanımız eseridir" diye konuştu.
Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı, AK Parti Kocaeli Milletvekili Fikri Işık, AK Parti iktidarlarıyla birlikte eğitim harcamalarının bütçe içindeki payının yükseltildiğine dikkati çekti.
Eğitime ayrılan devasa bütçe sayesinde alt yapı sorunlarının giderilmesi ve fırsat eşitliğine yönelik çok önemli adımlar atıldığını belirten Işık, "AK Parti iktidarlarında 205 bin yeni derslik yapıldı, öğretmen sayısını 552 binden 810 bine çıkarıldı. 2014 yılında 50 bin öğretmeni daha kadromuza katacağız" dedi.
CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli, Meclis Genel Kurulu'nda yaratılan çevre kirliliğinden bahsetmek istediğini belirterek, "Otogarda 33 yıl çalıştım, bu süre içinde böyle küfür ve şiddete tanık olmadım" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Milli Eğitim, Dışişleri, Çevre ve Şehircilik bakanlıklarının 2014 yılı bütçe tasarılarının görüşmeleri devam ediyor.
CHP İstanbul Milletvekili Osman Korutürk, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun, Hükümet'in yurt dışında açtığı temsilciliklerin sayısının artmasından, İstanbul'un dünyada en fazla konsolosluk bulunduran şehirler içinde New York'tan sonra 2. sırada yer almasından bahsettiğini söyledi.
Korutürk, Türkiye dış temsilciliklerin sayısını artırırken, ABD, Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya gibi birçok ülkenin, dış temsilcilik sayısını tasarruf ve iş rantabilitesi nedenleriyle azalttığını anlattı. Korutürk, bu ülkelerin hiçbirinin de bunu dış politikada başarı ya da başarısızlık ölçütü olarak sunmadığını ifade etti.
Korutürk, kişilerin, bir ülkenin dünyadaki temsilcilik sayısı itibarıyla kaçıncı olduğuna, Dışişleri Bakanlığı'nda kaç personel çalıştırdığına değil, insan hakları alanındaki sıralamasına, temel hak ve özgürlükler alanında dünya skalasındaki yerine baktığını belirtti.
Suriye ile sınırın kevgire döndüğünü, bir çok radikal örgütün at koşturduğunu savunan Korutürk, "Hükümet, Suriye'de oyun nasıl biterse bitsin, bölgenin ve Türkiye'nin başına dert olacağı kesin olan radikal örgütlerin buradaki faaliyetine bir an önce son vermek üzere, bu örgütlere desteği, teması kesmelidir. Kızlı erkekli oturulduğu gerekçesiyle öğrenci evlerini basacağına, 7 Aralık'ta BBC'nin canlı görüntülerle Nusaybin'den yaptığı yayında, radikal terör örgütlerinin Türkiye'de kullandıklarını öne sürdüğü güvenlikli evleri basmalıdır" diye konuştu.
Korutürk, Hükümet'in, milli iradenin gereği olarak dış politikasını AK Parti'nin dış politikası olmaktan çıkarması, Türkiye'nin ulusal politikasına dönüştürmesi gerektiğini belirtti.
CHP Çanakkale Milletvekili Mustafa Murat Soydan, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin yaşamı tehdit ettiğini dile getirdi.
Doğanın sahibinin kendileri olmadığını ifade eden Soydan, şöyle devam etti:
"Kullanım hakkı yalnızca bize ait değil; onu dilediğimizce tahrip etme özgürlüğümüz yoktur ve de olmamalıdır. Bizlerin, doğayı ele geçirip onun üzerinde kısa vadeli çıkarlarımız uğruna gelecek nesilleri düşünmeden yaptığımız her değişiklik, en az bizim kadar yaşam hakkı olan diğer tüm canlı türlerinin yaşam haklarını gasp etmektedir.
'Ormanımdan bir dal kesenin başını keserim' diyen Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı'nın çevre anlayışını vurgularken; Cumhuriyet anlayışı ise Atatürk'ün bir ağacın dallarını korumak için Yalova Köşkü'nün yerini değiştiren anlayıştır. Bugünün anlayışı ise büyümeyi, şehirleşmeyi, ulaşım planlamasını, çevreyi görmezden gelerek, sadece rant uğruna yapan anlayıştır. ODTÜ ormanlarının kalbine, Atatürk Orman Çiftliği'ne, İstanbul Boğazı'nın sırtlarına, Kaz Dağları'nın içine yol açmak medeniyet değildir. Medeniyet, batılı ülkelerin yüzyıl önce yaptığı şehirlerin altını demir ağlarla örmek, metro yapmaktır. Medeniyet, doğayla bütünleşip sürdürülebilir bir yaşam kurmaktır."
CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli, Meclis Genel Kurulu'nda yaratılan çevre kirliliğinden bahsetmek istediğini söyledi.
Otogarda 33 yıl çalıştığını anlatan Kaleli, bu süre içinde böyle küfür ve şiddete tanık olmadığını kaydetti. Kaleli, "Tehdit edildim, densiz bir rakibim tarafından otobüslerimiz otogara sokulmadı, yazıhanemiz yıkıldı. Terbiyemizi bozmadan, hukuk ve uzlaşı yoluyla hakkımızı aldık. Otogarda adalet, nesnel tutum sağladığımız için kimse küfre gerek de görmedi. Saygın ortamda çalışmanın huzurunu ve bereketini yaşadık. Ayıplamak, yargılamak, kınamak istemiyorum ama onaylamadığımı, rahatsızlığımı, yakıştırmadığımı ifade ediyorum. Namusta ve küfürde erkeklerin mülkiyetini kabul etmediğimi beyan ediyorum. Bu kutsal çatıya, giydiklerimiz, oyumuz, boyumuz, soyumuzla değil, sözlerimiz, davranışlarımızla ve adaletimizle saygınlık kazandırmak zorundayız" görüşünü dile getirdi.
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde söz alan CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, konuşmasında bazı grafikler de gösterdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, öğretmenlerle ilgili veriler açıkladığını, buna göre mevcut öğretmen sayısının 810 bin olduğunu belirten Serter, Milli Eğitim Bakanlığı'nın kadrolu öğretmen sayısının ise 735 bin 208 olduğunu ifade etti.
Erdoğan'ın, "Öğretmen sayısını 2 katına çıkardık, 407 bin artırdık" dediğine işaret eden Serter, 11 yıllık AK parti iktidarında öğretmen artışının 210 bin 593 olduğunu söyledi. Serter, bunun iyi bir rakam olmadığını, 11 yıl içinde öğrenci sayısının 3,5 milyonun üzerinde arttığını kaydetti.
Serter, 127 bin olan öğretmen açığının bugün itibariyle 128 bin 329 olduğunu vurgulayarak, kimsenin öğretmenler üzerinden siyaset yapmaması gerektiğini ifade etti.
AK Parti'nin en başarısız olduğu alanın, milli eğitim olduğunu savunan Serter, bu başarısızlığı örtmek için reklam projesi, bir promosyon kampanyası olarak FATİH Projesi'nin ortaya konulduğunu öne sürdü.
Elindeki grafiği gösteren Serter, "Projenin karnesini sunuyorum. Üniversitede notum boldu, yine bol not verdim. Mevcut öğrencilerin yüzde 0,48'ine, öğretmenlerini yüzde 2,28'ine table verildi, uzaktan eğitim merkezinin binde 3'ü tamamlandı. Yani reklam projesi, bugün itibariyle geçerliliğini yitirdi. Sadece tablet dağıtarak, eğitimde kalite artışı sağlanamayacağını dünyada eğitimden anlayan herkes bilmektedir. Tablet yardımcı araçtır. Eğitimin kalitesini artıracak gücü yoktur" diye konuştu.
Serter, AK Parti'nin iktidara geldiği günden itibaren Atatürkçü eğitimi tek tipleşme olarak nitelediğini öne sürerek, "Anaokullarından başlayarak, kendi tek tip insanınızı yarattınız" dedi. Serter, elinde, Konya'da bir anaokulunda umre oynayan çocukların fotoğrafını göstererek, "Bu özgür eğitim mi AKP tipi insan yaratmak için kurguladığınız eğitim mi?" diye sordu.
Serter, iktidarın eğitimde sınıfta kaldığını öne sürdü.
Sataşma gerekçesiyle Serter'e yanıt veren TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan, kendilerinden önceki on yılda alınan öğretmen sayısının 132 bin 500'ken, iktidarları döneminde 408 bin olduğunu söyledi.
Elvan, 2002'de öğrenci başına 28 öğretmen düşerken, bugün 20 öğretmen düştüğünü ifade etti. Kayıp yıllarda, vergilerin yüzde 87'sinin faize ödendiğini, bir bütçeden bahsetmenin mümkün olmadığını belirten Elvan, "Kayıp yıllar dediğimiz yıllarda ortalama yüzde 77 enflasyon, bizim dönemimizde yüzde 9'un altına düştü. Atatürk'ü kullanmayınız lütfen. Bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, hepimizin lideridir. Atatürk'ü para, puldan, devlet dairelerindeki resmini kaldıran sizsiniz, AK Parti değil" diye konuştu.
CHP Aydın Milletvekili Metin Lütfü Baydar, bütçenin ruhunun olmadığını savundu. Baydar, her ile üniversite kampanyasının, sözde kaldığını, fiyasko olduğunu savundu. Baydar, bütçelerin yüzde 80'ini aşan kısmının personel giderleri için kullanıldığını belirterek, "Sündürülmüş bütçeden, sindirilmiş üniversite çıkar" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Milli Eğitim, Dışişleri ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçelerinin görüşmeleri sürüyor.
Verilen yemek arasının ardından söz alan AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır, CHP Grup Başkanvekili Engin Altay'ın bir önceki oturumda, "O Başbakanınıza söyleyin Atatürk adını ağzına alsın" şeklinde bir cümle kullandığını hatırlattı.
Başbakan Erdoğan'ın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin Başbakanı olduğunu belirten Satır, "Biz devlet büyüklerimizi sözde değil özde severiz, sayarız ve değer veririz. Soyadı Kanunu'ndan önceki tarihi olaylarda ve konularda Gazi Mustafa Kemal ismi kullanılır, Soyadı Kanunu'ndan sonra Atatürk soyadını aldı, sonraki konularda ve olaylarda Gazi Mustafa Kemal Atatürk ismi kullanılır" dedi.
Satır, 10 Kasım'da düzenlenen bir programda Başbakan Erdoğan'ın konuşmasına "Gazi Mustafa Kemal Atatürk" diyerek başladığını söyledi.
Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde söz alan MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Amerikan kaynaklarının, Suriye?de kimyasal silahların El Nusra Cephesi tarafından kullanıldığını açıkladığını belirterek, "Esad ihtimali söz konusu olduğunda sergilediğiniz cevvaliyetin bir benzerini şimdi niçin bu örgüte karşı göremiyoruz" diye sordu.
İzlenen dış politikanın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geleneksel dış politika çizgisiyle çeliştiğini ifade eden Türkeş, şunları söyledi:
"Dış politikada hakim konjonktüre bağlı hatalar yapılabilir, yanlışlara düşülebilir. AKP bunu Suriye?de, Mısır?da ve kısmen de olsa İsrail?de yaptı. Hepsinin telafisi, basit bir iktidar değişimiyle mümkündür. Ne var ki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşundan bu yana üç meselesi vardır ki, bunlar siyasi partilerin günlük uğraşlarını aşan milli bir niteliğe hasıldır. Bunlar Misak-ı Milli, Kıbrıs ve 1915 meselesidir. İktidarlar gelip geçer ve fakat baki kalan devlettir. Her parti iktidar olduğunda kendi görüşleri doğrultusunda bazı kararlar alabilir ve onları tatbik edebilir ancak bu üç milli meseleye geldiğinde burada çok geniş bir mutabakat aranmalı ve keyfi davranmaktan kaçınılmalıdır. 'Milli' denilen meseleler zaman aralıklarının ötesindedir ve iktidarlardan çok, topyekün devleti ve milleti bağlar. Dolayısıyla da söz konusu sahada işlenecek tek bir kusur yapısal neticeleri de beraberinde getirecektir."
AK Parti'nin "Misak-ı Milli'ci değil; BOP?çu, Kürdistancı ve Barzanici" olduğunu öne süren Türkeş, Kıbrıs'ın, AK Parti iktidarından önce bir "dava" olduğunu, bugün ise ?sorun? şeklinde sunulduğunu savundu.
Türkeş, "Sayın Bakan, AKP?deki Erdoğan sonrası dönem için hesaplar yapmak yerine, vazifelerine yoğunlaşmalıdır" dedi.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi üzerinde söz alan MHP İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu, "inşaatçı bir anlayışın çevreci diye yutturulmaya çalışıldığını" öne sürdü. Tanrıkulu, şunları söyledi:
"Burada, Türkiye'nin 60 milyar dolardan daha fazla enerjiye para veren bir ülke olduğundan bahsederek, nükleer santral yapmadan bu işin altından kalkılamayacağını ve HES'lerle bu işin olmayacağını, ufak derelerin mahvedildiğini, artık 10 megavattan daha aşağı enerji üretecek HES'lere de kesinlikle izin verilmeyeceğini açıklandı. Bu açıklamadan sonra da 2014 tarihinden sonra bunun hesabının kendilerinden sorulması ifade edildi. Şimdi, adeta bir ikrar ve günah çıkarma şeklindeki bu açıklamalarla 11 yıllık iktidar arasındaki dönemde, kendi tanımlarıyla ufak derelere yapılan HES'ler sonucu yok olan endemik yapının, ekosistemin bozulmasının, fauna ve floral yapının hesabının kimlerden sorulacağı maalesef açıklanamamaktadır."
Tanrıkulu, 2095 yapı denetim kuruluşu, 24 bin 910 mimar ve mühendiste denetim belgesi olmasına rağmen bu alandaki ciddi sorunların hala devam ettiğini kaydetti.
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde söz alan MHP Ankara Milletvekili Zuhal Topçu, personel giderlerinin dışında bütçenin kalan kısmıyla, eğitimin altyapı sorunlarını, personel ve öğretmen açıkları sorununu çözmenin 2014 yılı için pek mümkün görünmediğini öne sürdü.
Sorunları çözmek bir yana öğretmenlere ödenen ücretin tatminkar olmadığını öne süren Topçu, 11 yıllık AK Parti döneminde öğretmenlik mesleğinin hiçbir dönemde olmadığı kadar itibar kaybettiğini savundu.
Topçu, "2002 yılında en düşün devlet memuru maaşından yüzde yüz fazla maaş alan öğretmenler, bugün en düşük devlet memuru maaşını almaktadır" dedi.
"Eğitimi siyaset malzemesi olarak görmekten vazgeçin" ifadesini kullanan Topçu, "Kendi çocuğunuza yapılmasını istemediğiniz uygulamaları lütfen eğitim camiası da yapmayın" diye konuştu.
**** HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKUMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
