2012-01-24 - 15:40
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Fransa Meclisi ve Senatosunda kabul edilen teklife ilişkin ''Bu ayıpla Fransa'nın, 'Biz özgürlüğü savunuyoruz, bizde düşünce özgürlüğü vardır' deme şansı kaybolmuş durumda. Hükümete bu konuda açık çek veriyoruz. Tutarlı, kararlı politika izleyin, alacağınız her kararda yanınızdayız'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, özgürlüğü, bağımsızlığı savunan, Türkiye'ye araştırmacı gazeteciliği getiren Uğur Mumcu'yu, ölümünün 19. yılında andıklarını belirtti. Mumcu'nun ölümünden itibaren bütün siyasetçilerin, katillerin bulunacağına dair namus sözleri verdiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, tetikçilerin bulunduğunu, ancak asıl katilerin bulunamadığını kaydetti. Kılıçdaroğlu, ''Kaç yıl geçerse geçsin demokrasi kahramanı, düşünce özgürlüğü şehidini asla unutmayacağız. Her birimiz Uğur Mumcu gibi yürekli olmak durumundayız'' dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu ayrıca, sosyal demokrasi hareketine önemli katkıda bulunan İsmail Cem ve Aydın Güven Gürkan'ını da ölüm yıldönümlerinde andıklarını ifade etti.

Fransa Meclisi ve Senatosunda kabul edilen teklife değinen Kılıçdaroğlu, ''kendisini inkar eden ülke'' olayına tanık olduklarını söyledi. Fransa'nın, aldığı bu kararla kendi geçmişini inkar ettiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, ''Hani 1789 devrimi- Hani aydınlanma, düşünce özgürlüğü vardı. Bunu düzeltmek Fransız halkı ve aydınlarının görevidir. Bu kara leke Fransız tarihinden çıkarılmak isteniyorsa, Fransız Parlamentosuna düşen görevler var. Teklifi Anayasa Mahkemelerine götürmeliler. Bu ayıpla Fransa'nın, 'Biz özgürlüğü savunuyoruz, bizde düşünce özgürlüğü vardır' deme şansı kaybolmuş durumda'' diye konuştu.

Fransa'ya karşı yaptırımların dikkatle ele alınması gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: ''Hükümete bu konuda açık çek veriyoruz. Tutarlı, kararlı politika izleyin, alacağınız her kararda yanındayız. Yeter ki kararlı olun, doğru karar alın. Daha önce karar çıktı. Bir Bakanları 'Bu önemli değil, biz Fransız iş adamlarını bekliyoruz' dedi. İsviçre de benzer karar almıştı. O zaman da büyük laflar edildi. Şimdi onların bir anlam içermediğini gördük. 21. yüzyılın kara lekesi Fransa açısından, Hükümetin atacağı kararlı adımların yanında olacağız. Ancak, bu konuda kararsızlık sergilerse, yeri ve zamanı gelirse, Hükümeti eleştirmeye de devam edeceğiz.''

Türkiye'nin bir korku tünelinden geçtiğini, özelikle son 15-20 günde ürkütücü olaylara tanık olduklarını belirten Kılıçdaroğlu, ''Ne oluyor bu ülkede? Neden böyle tablo çıkıyor? Demokrasi neden ağır aksak gidiyor? Neden yara alıyor? Hani biz adaletten, insan haklarından söz ediyorduk; bunlar neden yok?'' diye konuştu.

Ortaya çıkan tabloya şaşırmadığını, AK Parti'yi demokrasinin güvencesi olarak görenlerin şaşırdığını ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: ''Demokrasinin güvencesi olarak gördüğünüz AKP, demokrasinin güvencesi değil, onu askıya alan siyasi partidir. Biz defalarca söyledik, 'demokrasi askıya alınacak' dedik, gülüp geçtiniz ve 'bunları muhalefet yapıyor' dediniz. Şimdi sizin kapınızı çalmaya başladılar. Biz kararlılıkla bu olayların üzerine gideceğiz. Halkla beraber, demokratik yollardan her türlü mücadelemizi yapacağız. Hrant Dink olayı, turnusol kağıdı gibi ortaya çıktı. Katledildiği tarih 19 Ocak 2007. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü, basına, 'Cinayetin herhangi siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok. Zanlı, milliyetçi duygularla cinayeti işlemiş' dedi. Bu açıklamayı yapan arkadaşımız şimdi Osmaniye'de Vali. Daha olayın üzerinden 24 saat geçmeden yapılan bir açıklamaydı. 'Ortada örgüt yok' diyor. O dönem İstanbul Valisi Muammer Güler. Güler bu olayları bilmiyor muydu- Ne yaptık, getirdik devletin en kozmik yönetimlerinden birinin, Kamu Güvenliği Müsteşarlığının başına. Dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü, şimdi Emniyet Müdürü. Dönemin Trabzon Emniyet Müdürü, şimdi Emniyet İstihbarat Daire Başkanı. Sayın Başbakan, 'Olayın faalini yakalayacağız' diyordu. Bu cinayetin ne zaman, nerede işleneceği belliydi zaten. Senin bunu anından bulman lazım. 17 ihbar dilekçesi gidiyor, 'cinayet şurada, şu silahla işlenecek' diye. 'Haberimiz yok' diyorlar. Hepsinin haberi var, hepsi örgütlü. Eski üst düzey istihbarat görevlisi, 20 Eylül 2010 tarihinde, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişine ifade veriyor ve süreci anlatıyor. Ben Sayın Başbakan'a soruyorum. Bu ifade tutanağı neden Hrant Dink'in avukatlarına verilmiyor? Siz bu ifadeler üzerine ne yaptınız? Başbakan, 'Ankara'nın derin dehlizlerinde bu kaybolmayacaktır. Örgüt varsa bulunacaktır' diyor. Beyefendi, derin dehlizlerin efendisi, sahibi sizsiniz. Emniyet Müdürü, Valisi, istihbaratçısı var. Herkes olayı biliyor. Hatta bir Vali, 'Bana haber verilseydi ben önlerdim' diyor. Sayın Başbakan nelerden bahsediyor? Pişkinliğin bu kadarına 'pes' diyorum.''

Hrant Dink olayı ile ilgili davada kararı veren yargıcın, 'Örgütle ilgili suçlamamız veya bu konuda karar vermemiz için yeterli delil yok' dediğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, bunun önemli bir itiraf ve bir yargıcın çığlığı olduğuna dikkati çekti.

Mahkemelerin delil toplayamayacağını, delileri savcının ve emniyet birimlerinin toplayabileceğini kaydeden Kılıçdaroğlu, ''Yargıç da önüne gelen bu delilere göre karar verir. O delilleri, o yargıcın önüne kimler getirmedi. Az önce saydığım insanlar. AKP'nin gözde bürokratları. Bunları neden dava dosyasına koymadılar? Bu dava neresinden bakılırsa bakılsın, AKP'nin gözetimi ve koruması altında yürütülen bir davadır'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: ''(Biz mahkemelerin işine kaşımayız) diyor Başbakan. Ne demek 'karışmayız.' Senin hakimleri, savcıları sağa sola dağıttığını bilmeyen mi var- Sen bunu ancak benim külahıma anlatırsın.

Bir olay ortaya çıkıyor, kamuoyu tepkisini gösterirken ertesi gün Adalet Bakanı, 'yargı reformu paketini açıklayacağım' diyor. Kamuoyunun dikkatini başka yöne sevk etmek için. Bunlar icraatçı değil reklamcı Hükümet. Kendilerini sıkıştıran bir olay olduğunda gündemi değiştirmek istiyorlar.
Hrant Dink davasıyla ilgili olarak kamuoyunun tepkisi olmasaydı, Recep Tayyip Erdoğan'ın kılı bile kıpırdamazdı. Şimdi, 'Yanlıştır düzeltilecek' diyor. Hani sen mahkemelerin işine karışmazdın. Düzeltileceğini nereden biliyorsun- Yargıya talimat mı verdin? Öyle anlaşılıyor. Birbiriyle çelişen ne varsa AKP iktidarında var. 5 yıldır delil bulamadınız, şimdi mi bulacaksınız? Göreceksiniz bunların hepsi utulacak. Ama biz unutmayacağız.''

Hafta sonunda Gebze'ye gittiğini ve kamyon şoförlerinin sorunlarını dinlediğini anlatan Kılıçdaroğlu, şoförlerin özelikle pahalı mazottan şikayetçi olduklarını söyledi. Kamyon şoförlerinin, maliyetlerini kurtarmak için 10 numara yağ kullanmak zorunda kaldıklarını anlattığını ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Üç, dört haftadır evine gidemeyen şoförler var. Dertleri öyle kolay kolay giderilecek gibi değil. Dertlerini anlatacak makam da bulamıyorlar'' dedi.
Grup Başkanvekilerinden, kamyoncu ve taksici esnafının sorunlarına ilişkin Meclis Araştırması açılması için önerge vermelerini isteyen Kılıçdaroğlu, ''Biz onların sorunlarını dile getireceğiz. Bakalım kim çözmekten yana, kim değil'' dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Seçimi Kanununda birden fazla yerde Anayasa'ya aykırılık bulunduğunu savunarak, ''Anayasa'ya aykırı bir düzenlemenin gelmesi halinde Sayın Cumhurbaşkanı'nın görevi vardır. Bunu Meclise iade etme gibi tarihi sorumluluğunuz var. Bu görevden kaçmak tarihsel hata olur. Sayın Cumhurbaşkanı'na yakışmaz'' dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubunda yaptığı konuşmada, Uludere'de 34 vatandaşın yaşamını yitirdiği olayın ardından bölgeye gittiğini ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''elinde ne kadar çamur atma, iftira varsa hepsini yaptığını'' iddia etti. Kılıçdaroğlu, ''İnsaf ya, senin bana teşekkür etmen lazım, iyi ki oraya gittin demen lazım. Senin bakanların çadır tiyatrosuna gittiler. Ülkesiyle, devletiyle bölünmez bütün olduğumuzu göstermek için oraya gittim, senin aklın ermez'' diye konuştu.

''Onların olaylara bakış ve yurtseverlik tarzı bizden farklıdır'' diyen Kılıçdaroğlu, ''Bizim yüreğimizde insan sevgisi, onların yüreğinde oy, rant, çıkar, yolsuzluk vardır'' görüşünü savundu.

Kılıçdaroğlu, 34 yurttaşın öldüğü olayda istihbaratın kimden alındığı sorusunu yönelttiğini, ilkokul öğrencisine sorduğunda ''Soru anlaşılıyor, niye ikinci sefer soruyorsunuz?'' dediğini anlattı. Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın bu soruyu duymamazlıktan geldiğini ileri sürerek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Dilsizleşti mübarek. İşini kolaylaştırayım diye alanı daralttım, İsrail'den mi ABD'den mi istihbaratı aldın dedim. Şu garabete bakın, yabancı istihbarat örgütlerinin kankası olmuş, onlardan gelen bilgilerin esiri olmuş. Kalkmış bana yurtseverlik dersi veriyor; sen kim, bana yurtseverlik dersi vermek kim. Ben Brüksel'de konuşmuşum, haşmetmeablarının ağrına gitmiş. Orada, 'Dünyadaki cari açıkta bir numarayız, hapisteki gazeteci sayısı Çin'den fazla, Türkiye'deki ekonomik iyileşmenin abartıldığını' yabancılara söylüyormuşum. Bunlar teknolojiyi de bilmiyorlar, ellerine iPad alıyorlar ama kullanmasını bilmiyorlar, milleti kandırıyorlar. Sayın Başbakan, 10 yaşındaki çocuk, Türkiye'deki cari açığı, ekonomik durumu hangi ülkeden internete girerse öğrenir. Dünya kadar yabancıların raporları var, o raporlar Hazine Müsteşarlığına, Merkez Bankasına, bankalara gidiyor. Onlardan haberin yok mu- Sanıyorlar ki dünya kör. Dünya her şeyi çok iyi görüyor, sizin gözleriniz iyi görmüyor o dünyayı. Sen dünya bunları bilmiyor diyorsan, durumumuz daha da vahim.''

Kılıçdaroğlu, ''Hapisteki gazeteci sayısından utanıyorsan niye gereğini yapmıyorsun, ayıp değil mi-'' diye sorarak, özerk üniversitelerin, medya özgürlüğünün de olmadığını söylediğini anlattı. Kılıçdaroğlu, ''Bunu söylemeyecekmişim, senden mi izin alacağım. Bir fezleke de 'niye böyle konuşuyor' diye sen düzenle bakalım. Konuşacağım, dilimin döndüğü kadar bütüne dünyaya anlatacağım'' diye konuştu.

Kendilerinin, ''Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol'' sözündeki gibi olduklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Bizim dilimizde değil, yüreğimizde var. Senin gibi değiliz, neye inanıyorsak her yerde söyleriz'' dedi.

Kılıçdaroğlu, Brüksel'de ''Hiçbir liderlik, başka liderin linç edilmesine izin vermez'' de dediğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Sen bunu söyleyemezsin, cesaret bile edemezsin. Biz ahdevefanın ne olduğunu da çok iyi biliriz. Kıbrıs Barış harekatını düşünün, bütün dünya ambargo uygulamış, Kaddafi kapılarını açmış, silah istiyorsan, silah vereceğim demiş, yiyecek torbalarını sırtında taşımış. Kaddafi linç edilirken gıkın çıkmadı, oturdun alkışladın. İnsanda biraz ar olur, ar damarı patlamaz.

Şimdi kalkmış bir densizlik daha yapıyor. Beni Fransızla kıyaslıyor. Sen Sarkozy'nin Fransası'na NATO kapısını açtın mı; açtın. Türkiye ret deseydi, Fransa NATO'nun askeri kanadına giremeyecekti. Libya'da Kaddafi linç edilirken keyif çattın mı; çattın. Libya'da Kaddafi'nin elinden ödül aldın, o linç edilirken oturdun Türkiye'de güldün. İnsan biraz utanır. NATO'nun Libya'da ne işi var diye estin gürledin. Biz Başbakan doğru söylüyor dedik ancak sonra Libya bombalanırken sen Ankara'da keyif çattın. Önce Fransız uçakları girdi oraya, sen onlara destek verdin. Libya petrollerini altın tabak içinde götürüp Fransa'ya teslim ettin. Şimdi bana yurtseverlik dersi veriyor, beni Fransız ile kıyaslamaya kalkıyor. Bütün bunlardan sonra kim Fransız? Laf cambazlığı yapıyorsun. Bütün bunları Fransa'nın lehine yaptı, Fransa Erdoğan'a, Ermeni soykırımı yasanını verdi. Kim Fransız? 'Biz her türlü yaptırımı uygulayacağız', göreceğiz. Aynı şeyi İsviçre için söylemişlerdi. Dün söylüyorsun bugün aksini yapıyorsun.''

Kılıçdaroğlu, Irak'ta 1,5 milyon Müslüman'ın öldürüldüğünü, ABD askerlerinin binlerce Müslüman kadına tecavüz ettiğini ifade ederek, ''Senin gözünden bir damla yaş düştü mü- Sen bu işlerin eşbaşkanıydın. O katliamların sorumlularından birisi de sensin'' dedi.

Dış politikada yapılmaması gereken iki şey bulunduğunu belirten Kılıçdaroğlu, dış politikanın, iç politikanın malzemesi olmaması, dış politikada hiçbir ülkenin taşeronluğuna soyunulmaması gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, Hükümetin, bunun ikisini de yaptığını öne sürerek, ''ABD'nin Ortadoğu'da taşeronluğunu yapıyor. Çok açık, gizlemeye gerek yok'' iddiasında bulundu.

Kılıçdaroğlu, ''Bölge lideriyiz'', ''Sıfır sorun'' söylemlerinin hikaye olduğunu anlatarak, Erdoğan'ın, Ortadoğu'da Türkiye ile ilişkilerinin iyi olduğu bir tek ülke göstermesini istedi.

Toplumda derin korku bulunduğunu, milletin düşünmekten ödünün koptuğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, rejimin adının demokrasi olduğunu ancak, gerçek demokrasi olmadığını ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, önceden diktatörler ile demokratların birbirinden ayrılabildiğini ifade ederek, ''Ama demokrasi gibi görünüp, dikta olan yönetimler var, biz bunlara postmodern dikta rejimi diyoruz. AKP'nin şuandaki yönetim anlayışı, postmodern dikta rejimidir. Postmodern dikta rejimini de postmodern diktatörler yönetir. Recep Tayyip Erdoğan'ın durumu da budur'' dedi.

Anayasa Mahkemesinin, CHP'ye, mahkemeyi meşgul ettiği gerçekçesiyle kestiği cezayı da değerlendiren Kılıçdaroğlu, ''İstediğin kadar para cezası ver, ne yaparsan yap Sayın Başkan, hukukun üstünlüğü bu ülkeye ya gelecek ya gelecek, sana rağmen gelecek. Verdiğin para cezasıyla sen benim düşüncemi mi sınırlayacaksın?'' diye sordu.

Kılıçdaroğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun, 397 yıl hapis cezasıyla yargılandığını anımsatarak, ''Buna adalet mi diyeceğiz, güldürmeyin bizi. Örgüt lideri diyorsunuz, insaf. Genelkurmay Başkanı'ndan terörist olursa, anakent belediye başkanından da örgüt lideri çıkar. İzmir teslim olmayacak, Başkanımızı da koruyacağız. Pazar günü isimsiz mail gelmiş, Adalar'daki Belediyeyi basmışlar. Basmazsanız namertsiniz, her tarafı basın. Kayseri davasında rüşvet defterini Başbakan'a gönderdik, orayı soruşturan var mı?'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, konuşmasında, Cumhurbaşkanının görev süresine ilişkin tartışmalara da yer verdi.

Meşruiyet sınırlarında kalmak kaydıyla, kim seçilirse başlarının üstünde yerlerinin bulunduğunu dile getiren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, halka gittiklerinde, cumhurbaşkanının görev süresini 5 yıl olarak kararlaştırdıklarını savundu. Milletin bir kenara koyulduğunu, vekillerinin, ''7 yıl olacak'' dediğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: ''Bir kişiye göre Anayasa değişmez, özel hukuk olmaz, hukuk evrenseldir. İlk kez Türkiye'de yasayla Anayasa değişikliği yapıyoruz. Diktatörlük anlayışının getirdiği sonuçtur bu. Sayın Cumhurbaşkanı, 'CHP, herhalde Anayasa Mahkemesine götürür' diyor. Sayın Cumhurbaşkanı'nın Anayasa ile tanımlanmış görevleri vardır, bu görevlerden biri Anayasa'yı uygulamaktır. Anayasa'ya aykırı bir şey varsa Meclise iade etmektir. Cumhurbaşkanı ile ilgili bir düzenlemenin, Anayasa'ya aykırı bir düzenlemenin gelmesi halinde Sayın Cumhurbaşkanı'nın görevi vardır. O görevinin gereğini yerine getirmek durumundadır. Bu onun görevidir, bu görevden kaçmak tarihsel hata olur. Sayın Cumhurbaşkanı'na yakışmaz. Anayasaya aykırılık varsa, gerekçelerini yazar, Meclise iade eder. Anamuhalefet partisiyiz, Anayasa'ya aykırı durum olursa, zaten yetkili organlara götürürüz, yetkili organların aldığı kararların gereğini yaparız. Ama Sayın Cumhurbaşkanı söyle bir düşünceye kapılırsa, 'benim şahsi meselem, benimle ilgili düzenleme, o nedenle imzalayacağım.' Hayır Sayın Cumhurbaşkanı, o sizin şahsi meseleniz değildir. O koltukta oturduğunuz sürece, orası cumhurbaşkanlığı koltuğudur, siz Türkiye Cumhuriyetini, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi temsil ediyorsunuz. Anayasaya aykırı bir düzenleme geldiğinde, onu Meclise gerekçeleriyle iade edeceksiniz. Kişisel bir olay değildir. 7 yıla çıkarıyorlar, bu açıkça 5 yıl olduğunu onlarda kabul ediyor. İtiraf ediyorlar. Millet kararını verdi, 5 artı 5'tir. Bunu Anayasa değişikliğiyle yapabilirsiniz, itirazımız yok. Bunu yasayla yapamazsınız. Yaparsanız, siyaset ve hukuk ahlaksızlığıdır;CHP de buna izin vermeyecektir.

Yasada temel yanlışlık daha var; nakdi yardımlarla ilgili sınırlama var ama ayni yardımla ilgili sınırlama yok. Bir işadamı cumhurbaşkanı adayına, uçağını, otobüs filosunu tahsis edebilir. Sayın Cumhurbaşkanı, bunu TBMM'ye gönderirken bunu da unutmayın. Anayasaya aykırılık bir değil birden fazla yerde var. Bunu yüce Meclise iade etme gibi tarihi sorumluluğunuz var, bu sorumluluğu size hatırlatmak da Anamuhalefetin görevidir. Bunu yapıyoruz. eğer yapılmayıp, altına imza atayım dersiniz devlete, hukuka, adalet duyulan güven duygusuna ağır darbe indirilmiş olur.'' (15:40)