2011-01-13 - 19:41
TBMM KANSER ARAŞTIRMA KOMİSYONU...
Kanser hastalığının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu 4 aylık çalışma süreci sonunda raporunu tamamladı.
Kanser hastalığının araştırılarak, alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu 4
aylık çalışma süreci sonunda raporunu tamamladı.

Raporda, Türkiye'de kanserle yaşayan hasta sayısının yaklaşık 400 bin
olduğu, her yıl 150 bin yeni kanser vakası teşhis edildiği belirtildi. Erkeklerde
en sık görülen kanser türünün akciğer, kadınlarda ise meme kanseri olduğu
kaydedildi.

Türkiye'de kanser insidansının (bir hasta grubunda yeni vakalar gösterme
oranı) Batılı ülkeler ve diğer dünya ülkeleri ile kıyaslandığında orta
seviyelerde olduğu, artmış bir kanser salgınınından söz edilemeyeceği belirtilen
raporda, ''Ancak, ülkemiz açısından en önemli sorun, kanser insidansının her
geçen gün yükselmesidir ki hiçbir önlem alınmazsa 2030'lu yıllarda yıllık teşhis
edilen kanser sayısının 400 binlere kadar çıkacağı tahmin edilmektedir''
ifadelerine yer verildi.

Raporda, Türkiye'de kanser vakalarının çoğunlukla hastalık ileri
evredeyken teşhis edildiği ve bunların önemli bölümünün tütün ile ilişkili olduğu
belirtildi. Akciğer kanseri sıklığının, diğer pek çok ülkeye nazaran yüksek
oranlarda seyrettiği, kaydedilen raporda, sadece sigara kontrolü ile yıllık 150
bin kanser vakasının 100 bininin önlenebileceğin tahmin edildiği vurgulandı.
Kanser hastalığı açısından bölgelerarasında anlamlı bir fark görülmediği,
en sık görülen kanser tipi açısından farklılıkların olduğu ifade edildi.

Dünyada en fazla tütün ürünü tüketilen ülkeler sıralamasında ilk 10'a
giren Türkiye'de 17 milyon kişinin sigara içtiği ifade edilen raporda, her yıl
yaklaşık 100 bin kişinin tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını
kaybettiği belirtildi.

Raporda, Türkiye'nin gerek dünya ülkeleri arasında gerek AB ülkeleri
arasında kilolu nüfus oranı en yüksek ülkelerden biri olduğuna işaret edildi. Bu
nedenle obezite ile mücadelenin, kanser önleme konusunda Türkiye'nin en önemli
sağlık stratejilerinden birisi olması ve Sağlık Bakanlığının başlattığı Obezite
Kontrol Programı'nın her yönü ile desteklenmesi gerektiği kaydedildi.

Halkın düzenli fiziksel aktiviteye özendirilmesi ve bu tür aktivitelerin
şehir yaşamında rahatlıkla yapılmasını sağlamak üzere yürüyüş alanları, bisiklet
sürme alanları gibi uygun alanlar oluşturulması önerisi de raporda yer aldı.

Önemli kanserojenlerden biri olan alkolün Türkiye'deki tüketim miktarının
diğer ülkelere oranla düşük olduğu belirtilen raporda, ancak ülkede 15 yaş
üzerindeki yetişkinler için kişi başına alkol tüketiminin artış eğiliminde
olduğu, bu nedenle alkolün zararlı etkileri konusunda Sağlık Bakanlığı tarafından
toplumun bilinçlendirmesine yönelik projelerin uygulanması gerektiği
vurgulandı.

Raporda, cep telefonları, baz istasyonları ve yüksek gerilim hatlarının
direkt olarak kanser yapıcı yönde bir delil ortaya koymadığı, ancak mevcut
dolaylı veriler nedeniyle dikkat edilmesi gerektiği belirtildi.

Mesleksel etkilenme sonucu ortaya çıkan kanser türlerinde en fazla
akciğer, deri, mesane ve lösemi kanserlerine rastlandığı ifade edilen raporda,
mesleki kanserlerin oluşabileceği iş kollarının dökümünün çıkartılması ve bunlara
yönelik denetimlerin yoğunlaştırılması gerektiğini kaydedildi.

Raporda, kanser hastalığı konusunda risk teşkil eden yerleşim birimleri
ve buralarda alınması gereken önlemler konusuna da yer verildi.

Akciğer kanseri nedeni olduğu bilinen ''erionitli volkanik tüf kayaları''
üzerinde bulunan yerleşim yerlerindeki halkın sağlık riskinin bazı yerleşim
birimlerinde devam ettiği belirtildi.

Risk altındaki yerleşim yerlerinde devam eden tahliye çalışmalarının
hızlandırılması, yapılaşmada erionitli tüf kayaların kullanmasının önlenmesi
gerektiği vurgulandı.

Raporda, ayrıca Karadeniz Bölgesi'nde Çernobil nükleer kazası sonrası
yapılan bilimsel araştırmalarda, kanser insidansında belirgin bir artış ortaya
koymadığı ifade edildi.

Türkiye'nin kazadan en hafif etkilenen ülkeler arasında olduğu, ancak
yine de bölgenin bundan sonra da yakından takip edilmesi ve olası bulgulara göre
erken müdahaleler yapılması gerektiğine işaret edildi.

Raporda, ulusal standartlar göz önünde bulundurularak erken teşhis için
sunulan öneriler şöyle:

''Her kadın 30 yaşına kadar en az bir kere smear (rahim ağzından fırça
örneklemesi) yaptırmalı ve bu testi 65 yaşına kadar her 5 yıl da bir
tekrarlamalıdır.

Her kadın 50 yaşından başlayarak 69 yaşına kadar her 2 yılda bir
mamografi çektirmeli, daha genç ancak riskli görülen olgularda kendi kendine meme
muayenesi ve doktor tarafından klinik meme muayenesini düzenli yaptırmalıdır.

Her kadın ve erkek, 50-70 yaşları arasında her iki yılda bir gaytada
gizli kan testi yaptırmalı, tüm sonuçları negatif de olsa her 10 yılda bir
kolonoskopi yaptırmalıdır.''

Raporda, tarama konusunda Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim
Merkezlerince (KETEM) yürütülen bu hizmetlerin takdirle karşılandığı, ancak halen
devam eden bazı sorunlar olduğu belirtildi. KETEM sayılarının henüz tüm ülkeyi
kapsayacak oranda olmadığı, şu an 122 olan KETEM sayısının kısa süre içinde
250'ye ulaştırılması gerektiğini ifade edildi.

Türkiye'de kanser tedavisine yönelik teknik altyapı açısından özellikle
son yıllarda önemli gelişme sağlandığı, kanserli hastaların dünyada kullanılan
kanser ilaçlarının yüzde 95'ine kolaylıkla ulaştığı belirtildi.

İlaç teminindeki esas sorunun nadir ilaçlarda değil, ucuz ancak gerekli
ilaçlarda zaman zaman ortaya çıktığı, bu tip ilaçların temininde aksaklık
yaşanmaması için gerekirse ulusal bir üretim merkezinin kurulmasının zaruri
olduğu ifade edildi.

Tedavi sürecinde yaşanan aksaklıklara da değinilen raporda şunlar
kaydedildi:

''Önemli konulardan biri kanserli hastalarda randevu ve tetkik ya da
muayene için bekleme süreleridir. Özellikle hafta sonları ya da tatillerde
kemoterapi, radyoterapi gibi hizmetler verilmemektedir. Aciliyet gösteren bazı
tetkiklerde haftalarca sürebilen bekleme süreleri olabilmektedir. Onkolojik
hastaların bakımında ilgili kalite kriterlerinin geliştirilmesi ve tüm
hastanelerde bu konuda yaptırımların gerçekleştirilmesi önemlidir. Kanser tanısı
alan hastalar için 'öncelikli hasta prosedürü' uygulaması düzenlenmelidir.

İkinci sorun insan gücüdür. Ülkemizde ne yazık ki hekim ve hemşire sayısı
yeterli değildir. Hekim ve hemşire eksikliği eksikliği özellikle onkoloji
alanında halen kendisini göstermektedir. Ülkemizde mevcut medikal onkolog sayısı
sadece 180'dir. Sağlık Bakanlığına bağlı çalışan medikal onkolog sayısı ise
sadece 42'dir. Benzer şekilde, radyosyon onkoloğu, cerrahi onkolog,
hemato-onkolog sayıları da istenilenin altındadır.

Kanser konusunun önümüzdeki yıllarda her geçen gün etkisini daha da
artarak göstereceği düşünülürse ve bir onkoloğun en azından 15 yıllık bir
eğitimle yetiştirilebileceği de gözönüne alındığında YÖK'ün bu konuda acil
tedbirler alması ve zaman kaybetmeden gerekli altyapının oluşturulması
gerekmektedir.''

Raporda, Türkiye'de kanser konusundaki en büyük eksikliğin ''palyatif
bakım merkezlerinin sayısının azlığı'' tespitine yer verildi.

Ülkede palyatif bakım merkezlerinin sayısının sadece 7 olduğu, morfin
hammaddesinin yüzde 95'inin Türkiye'de üretilmesine rağmen, kişi başı morfin
kullanım oranının dünya ortalamasının çok gerisinde bulunduğuna işaret edildi.
Hekimlerin palyatif bakım ve ağrı yönetimi konusunda bilgi-beceri düzeylerinin de
geride olduğu vurgulandı. Bu nedenle ''Türkiye'de pek çok terminal kanser
olgusunun kaderine terk edildiği ve ağrı içerisinde öldüğü'' belirten raporda şu
önerilerde bulunuldu:

''Son derece basit müdahalelerle rahatlatılabilecek olan bu hastalar
terminal dönemlerini bile evlerinden uzakta, büyük şehirlerde geçirmek zorunda
kalmaktadır. Tabii bu aslında ülke sağlık ekonomisi açısından da büyük bir yüktür
ve yapılan bilimsel çalışmalar palyatif bakım ile kanserli hastalara yapılan
masrafların en az yüzde 30 oranında azaltıldığını vurgulamaktadır.

Palyatif bakım konusunda çok acil eylem planları devreye sokulmalıdır.
Hastanelerimizde bu konuda eğitilmiş evde bakım üniteleri ve palyatif bakım
merkezleri kurulmalı. Basit tedaviler ile rahatlatılacak bu hastaların kendi
kaderlerine terk edilmesinin önüne geçilmesi, evlerinde huzur içerisinde ve
yüksek yaşam kalitesi ile yaşamaları sağlanmalıdır.''

Raporda, Türkiye'de kansere yönelik ulusal bir enstitü kurulması
gerektiği belirtildi.

Komisyon Başkanı ve AK Parti Gümüşhane Milletvekili Kemalettin Aydın,
kanserle mücadele kapsamında özellikle obezitenin önüne geçilmesi gerektiğine
işaret etti.

Aydın, Türkiye'de insanların yüzde yüzde 35'inin fazla kilolu, yüzde
35'inin de obez olduğunu, yalnızca geri kalan yüzde 30'luk bölümün sağlıklı
kiloda bulunduğunu söyledi. Bu nedenle fiziksel aktiviteye önem verilmesi ve
beslenme alışkanlığının gözden geçirilmesi gerektiğini anlatan Aydın, şunları
kaydetti:

''Geleneksel gıda ürünü saklama alışkanlığından da vazgeçmeliyiz.
Buzdolabı, derin dondurucu gibi teknolojik ürün saklama metotlarından
yararlanılmalıyız. Salamura, bastırma ve tuzlama gibi metotlardan vazgeçilmeli.
Kanser açısından önemli oranda risk oluşturuyor. Yüksek yağ ve kaloriden de
uzaklaşılmalı. Çıplak ateşte pişen pişirilen et, ateşten en az 10 santimetre
uzakta tutulmalı.''

Aydın, batı toplumlarında kanser hastalığının genellikle birinci evrede
teşhis edildiğini ve tedavide yüzde 90 oranında başarı sağlandığını, Türkiye'de
ise hastalığın genellikle son evrede teşhis edildiğini ve bu nedenle tedavide
yüzde 40-50 oranında başarı sağlandığını söyledi.

Komisyon raporu önümüzdeki günlerde TBMM Başkanlığına sunulacak.

(19.41)