2009-04-07 - 11:00
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yerel seçimlerden sonra partisinin Grup Toplantısında yaptığı ilk konuşmada, seçim çalışmaları sırasında meydana gelen helikopter kazasına değindi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yerel seçimlerden sonra partisinin Grup Toplantısında yaptığı
ilk konuşmada, seçim çalışmaları sırasında meydana gelen helikopter kazasına
değindi.
Muhsin Yazıcıoğlu için ''aziz dava arkadaşımız'' şeklinde hitap eden
Bahçeli, bir kez daha Allah'tan rahmet dileklerini iletti.
Kazanın duyulması ile başlatılan arama çalışmalarının uzun süre sonuç
vermemesi, kazaya uğrayanların sağlık durumları hakkındaki doğru bilgiye 50 saate
yakın bir zamanda bile bir türlü ulaşılamadığına dikkati çeken Bahçeli, ''Bu
durum, milletimiz tarafından endişe ve esefle karşılanmış, enkaza ulaşılmasının
ardından kazayla ilgili şüphe ve izaha muhtaç hususlar daha çok tartışılır hale
gelmiştir'' diye konuştu.
Devlet Bahçeli, kazanın nedenleri ve sonrasında yürütülen arama kurtarma
çalışmalarının, bütün safhalarında muhtemel ihmal, kusur ya da başka saiklerden
kaynaklanan sorunların aydınlatılabilmesi için TBMM Başkanlığına Meclis Araştırma
Komisyonu kurulması için önerge verdiklerini anımsattı. Bahçeli, aynı konuda
diğer partilerin de verdikleri önergeler birleştirilerek merhum Muhsin
Yazıcıoğlu'nun ölümüne neden olan kaza için bu hafta içerisinde Genel Kurulda,
araştırma komisyonu kurulmasının görüşüleceğini kaydetti.
Bahçeli, ''Ümidimiz, komisyonun yapacağı ayrıntılı çalışmanın kısa süre
içinde sonuç alması, konunun bütün yönleriyle açıklığa kavuşarak, kaza ile ilgili
birbirinden farklı yorum ve iddiaların bir an önce son bulmasıdır'' dedi.
-''EMANETİN EMİN ELLERDE''-
Partilerinin ilk genel başkanı merhum Alparslan Türkeş'in ölümünün 12'nci
yılında kabri başında andıklarını anımsatan Bahçeli, ''Onun eseri olan siyasal
kadrolar ve muhterem dava arkadaşları asla bitmeyecek bir sevgi ve saygı ile
yıllardır aziz hatıralarını yad etmekte, onun ortaya koyduğu vizyonun doğruluğu
ve verdiği mücadelenin sonuçları ile iftihar etmektedirler'' diye konuştu.
MHP'nin ve üç hilalli ambleminin 40. yılına ulaşmış olmasının, bu yılki
anma törenlerini anlamlı kıldığını ifade eden Bahçeli, şunları söyledi:
''Bu 40 yıllık süreyi, sürekli siyasi kopmalar ve kesintiler yaşayan
geleneksel Türk siyasetinin mevcut yapısı dikkate alınırsa çok önemsiyorum.
Merhum Türkeş Bey'in ortaya koyduğu ilkeler ve hedeften hiçbir kırılma yaşanmadan
ulaşılan bugünkü netice, bir taraftan mücadele ile taşınan emanetin emin ellerde
olduğunu, diğer yandan ise merhum liderimizin attığı temelin ve gösterdiği yolun
doğruluğunu kanıtlamaktadır.
Bugün milletimize mal olmuş bir siyasal hareket ve vazgeçilmez politik
güç haline gelmiş olan Milliyetçi Hareket Partisi; istikrar, denge, akıl ve
sağduyunun rehberliğinde ülkemizin beka düzeyindeki meseleleri karşısında
hassasiyetlerini vurgulamaya kararlılıkla devam edecektir.''
-''SEÇİM SONUÇLARI, MİLLETİN BİR İKAZIDIR''-
29 Mart seçimlerinde, ''6 yıl 4 ayı aşan süredir iktidarda olan AK
Parti'ye millet tarafından ihtar verildiğini'' ifade eden Bahçeli, ''Seçim
sonuçları, ağır sorunlar altında ezilen toplumsal yapının, iktidar partisine
şimdilik bir ikazı olarak görülmeli ve anlaşılmalıdır. Özellikle ekonomide süren
ve vatandaşlarımızı dayanamayacakları bir duruma getiren kriz halinin, siyasi
tercih ve kararlarda etkili olduğu görülmektedir. Seçimle birlikte ortaya çıkan
netice; krizin sevk ve idaresinde, izah ve tefsirinde, akış ve ilerleyişinin
önünü almada Başbakan Erdoğan'ın son derece başarısız ve yetersiz olduğunu
kanıtlamıştır'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın, krizin teğet geçeceği, işsizlik sayısındaki artışın
küçümsemesi ve iş yerlerinin kapanmasına ilişkin söylemlerinin seçim sonuçlarına
yansıdığını belirten Bahçeli, ''Seçim ortamı ve sonucu, yalnızca millet
iradesinin tecellisini yansıtmamış, aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisinin
siyaset ahlakını, tarafsızlık ve hakkaniyet anlayışını, siyasi dil, üslup,
yöntemlerini bilhassa Sayın Başbakan'ın ağzından ve uygulamalarından tanınmasına
da vesile olmuştur'' dedi.
-''TEMENNİMİZ MESAJLARIN DOĞRU OKUNMASI''-
MHP'nin seçimden güçlenerek çıktığını savunan Bahçeli, seçimlerde,
partilerinin iktidarın yegane alternatifi olduğunun görüldüğünü söyledi.
''MHP olarak çatışma ve gerilim siyasetine olan mesafemiz, kavga ve üslup
kirliliğine olan uzaklığımız, sahici ve samimi ikazlarımız toplumsal yapıda
karşılık bulmaya başlamış; belediye başkanlığı ve bize yönelen seçmen sayımız ile
oy oranımızı artırmıştır'' diyen Bahçeli, partilerine seçimde verilen desteğin
karşılıksız kalmayacağını belirtti.
Bahçeli, Türk milletinin sandığa yansıyan iradesi ile siyaset kurumu ve
Parlamentodan ortak talep ve beklentilerini ''Siyasi gerginliklerin
yumuşatılması; çatışma ve zıtlaşma yerine asgari müştereklerde buluşulması;
siyasetin üzerine düşen gölge ve şaibenin kaldırılması;yolsuzluk ve
kanunsuzlukların üzerine etkili biçimde gidilmesi; derinleşen ekonomik krizin
etkilerinin azaltılması; milli meselelerde taviz ve teslimiyete son verilmesi,
ayrıştırıcı alt kimlik siyasetinin sona erdirilmesi'' şeklinde sıraladı.
Bahçeli, şunları kaydetti:
''Temennimiz, seçim sonuçlarından iktidar partisinin, verilen mesajı
doğru okumuş olması ve 22 Temmuz seçimlerinden sonra oluşan başına buyruk ve
dayatmacı anlayışından kurtulmuş ve bu anlayışını sorgulamış olmasıdır. Bu sonuca
göre; hükümet özellikle dış politikada attığı yanlış stratejik adımları mutlaka
gözden geçirmelidir. Barzani ile kucaklaşma, Talabani ile sözleşme, PKK ile
dolaylı müzakere, Ermenistan'la el sıkışma ve Avrupa Birliği ile sanal ilişkiler
üzerine kurgulanmış ipotek siyasetini terk etmek durumundadır.
Bu seçimden alınacak derslerle beraber, ülkemizin üzerine kabus gibi
çöken karamsar ruh halinin artık geride kalmasını, sonuçların Türk siyasetine
seviye ve iş birliği getirmesini, demokrasimize güç kazandırmasını ve aziz
vatandaşlarımıza huzur sağlamasını temenni ediyorum.''
Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, NATO Genel
Sekterliği seçimi ve ABD Başkanı Obama'nın TBMM'de yaptığı konuşmaları
değerlendirdi.
AK Parti yönetimi ile geçmişte yanlış atılan adımların faturalarının
birer birer önlerine geldiğini savunan Bahçeli, ''Geri adım atmanın diyalog,
boyun eğmenin işbirliği, aldatılmanın ise sözde zafer olarak takdim edilmeye
çalışıldığını'' söyledi. Bahçeli, uluslararası ilişkilerin, geri dönülmez bir
batağa doğru hızla sürüklendiğini iddia etti.
-''TÜRKİYE ÖZÜRLÜ BİR ÜYE KONUMUNA DÜŞÜRÜLDÜ''-
Bunun en belirgin örneklerini, Barzani ve Talabani ile yürütülen
ilişkilerde, Ermenistan ile kurulmaya çalışılan diyaloglarda, İsrail'e karşı
gösterilen sonuç alınmayan sanal uyarılarda bulmanın mümkün olduğunu anlatan
Bahçeli, şunları söyledi:
''İdeal ve ciddiyetten uzak, aynı zamanda değişken ve duruma göre
farklılaşan omurgasız siyaset anlayışının son örneği ise NATO Genel Sekreterliği
görevine atanacak olan kişinin seçimi esnasında yaşanmıştır.
İslam aleminin ve milletimizin, NATO Genel Sekreterliğine seçilen
Danimarka Başbakanı'na karşı olumsuz bakışı bilinen bir gerçekken, Başbakan
Erdoğan ve Cumhurbaşkanı arasında yaşanılan çelişkili beyanlar ve ardından ucuz
pazarlıklarla ikna edilmeleri, kabulü mümkün olmayan bir durumu ortaya
çıkarmıştır. Bunun sonucu olarak, Türkiye NATO içinde veto hakkı olan, ancak bunu
kullanmaya yetkisi ve ehliyeti olmayan ikinci sınıf özürlü bir üye ülke konumuna
düşürülmüştür.''
MHP Genel Başkanı Bahçeli, bu süreçte, ''teslimiyetten hayali zafer
çıkarmaya ve bunu Obama garantörlüğü ambalajıyla pazarlamaya çalışan
Başbakan'ın'', arkasında duramayacağı sözler söylediğini, ancak bunun altında
kalarak Türkiye'nin haysiyetinin ayaklar altına alınmasına yol açtığını iddia
etti.
Burada sorulması ve Hükümet tarafından açıklanması gereken konuların
olması gerektiğini belirten Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a şu soruları
yöneltti:
''NATO Genel Sekreteri olan Danimarka Başbakanı'nın ismi, Avrupa Birliği
üyesi ülkeler tarafından ortak aday olarak belirlenerek, NATO'nun Avrupalı
olmayan üyelerine adeta dayatılmışken, Avrupa Birliği sürecinin başarıyla
ilerlediğini iddia eden AKP Hükümetine, bu konu muhatapları tarafından önceden
iletilmiş ve Türkiye'nin görüşü alınmış mıdır? Rasmussen'in adaylığı sürecinde
Hükümet, Avrupa Birliği nezdinde hangi girişimleri yapmış ve çekincelerini hangi
şekilde ve hangi gerekçeleri kullanarak bu ülkelere ulaştırmıştır? Bugün NATO'nun
yeryüzünde ilgi ve kontrol alanlarının tamamına yakınının Müslüman toplumların
ağır sorun ve sıkıntılar yaşadığı sancılı coğrafyalar olduğu düşünülürse, İslam'a
ve peygamberine hakareti düşünce özgürlüğü olarak gören bir şahsın, bu görevini
adalet ve başarıyla yapacağına dair nasıl bir kanaat hasıl olmuştur?
PKK terör örgütünün haberleşme ve medya merkezi olarak ve son derece
serbest bir ortamda yayınlarını sürdüren ROJ TV'nin bulunduğu yer
Danimarka'dadır. Bu olumsuz duruma son verilmesi için bizzat Hükümetin ve
Başbakanın çağrılarını cevapsız bırakan, bu yayınları özgürlük kapsamında
yorumlayanın da Rasmussen olduğu bilinen bir gerçektir. O halde, dün Mehmetçiğe
kurşun sıkanları eğiten, eğlendiren, yöneten bir ihanet kanalını hoş gören bu
şahsın, şimdi Mehmetçiğe verilmiş uluslararası görevlerde yöneticiliğini
yapmasını kim kabul ettirmiş ve etmiştir? Hükümet, dünya güvenliğini sağlamak
adına görev alanını genişleten bir uluslararası ittifakın başına, PKK terör
örgütünü müsamaha ile karşılayarak Türkiye'nin güvenliğini ateşe atan bir adamı
seçtiğinin farkında mıdır? Seçilmek için oy birliğinin şart olduğu bu
organizasyonda, 'yine başardık, karlı çıktık, büyük kazanç gibi' yapay
söylemlerin arkasında, ABD Başkanından alındığı söylenen kamuoyuna yansıyanların
dışındaki güvenceler nelerdir?
İslam dininin Yüce Peygamberine hakaret edilmesine gözyuman bir şahıs,
Türkiye'ye NATO Genel Sekreter Yardımcılığı verince aklanmış ve muteber bir
devlet adamı haline mi gelmiştir?''
-''SAHTE DAVOS KAHRAMANLIĞI...''
Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan'ın, İslam dininin Yüce Peygamberine hakaret
edilmesini ve Türkiye'nin güvenliğini ucuz bir pazarlık denkleminin'' içine
yerleştirdiğini iddia ederek, baskılar karşısında ''uysal ve ezik'' olarak geri
adım attığını ve NATO memuriyeti karşılığında bunları feda ettiğini ileri
sürdü.
''Sahte Davos kahramanlığı ile iç politikada yol almaya çalışan
Başbakan'ın gerçek hüviyeti, siyasi omurga anlayışı, Türkiye'nin onur ve
haysiyetine ve manevi değerlerine olan saygısının ve bağlılığının gerçek yüzü
şimdi bu olayla bütün çıplaklığıyla anlaşılmıştır'' diyen Bahçeli, NATO Genel
Sekreterliği seçimi konusunda, o sırada G-20 toplantıları için Londra'da bulunan
Başbakan Erdoğan ile NATO toplantısına katılmak için Almanya'ya giden
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasındaki ''tezat ve ihtilafların'' da
anlamlandırılmasının mümkün olmadığını söyledi.
Devlet Bahçeli, ''Dünya siyaseti Manş Denizi'nin iki yakasında bulunan
Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ın birbirine uymayan, taban tabana zıt
açıklamalarına şahit olmuştur'' dedi.
-''ONE MINUTE BALONU...''-
''Türkiye için öncelikli önem NATO'nun güçlü olması mıdır? Yoksa Türk
milletinin değerlerinin her platformda savunulması ve her şeyin üstünde tutulması
mıdır?'' sorularını yönelten Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Uluslararası gelişmeleri iç politika kazanımları uğruna devamlı riske
atan Başbakan Erdoğan, NATO Zirvesine Londra'dan müdahale etmiş, ancak bu
müdahale sadece sözde kalarak bir sonuç doğurmamıştır.
Anlaşıldığı kadarıyla Davos'ta şişirilen 'One minute balonu', NATO
toplantısında bizzat Cumhurbaşkanı Gül tarafından patlatılmıştır.
Türkiye, yeni NATO Genel Sekreteri için Başbakan'ın iddiaları ile
örtüşerek veto hakkını kullanmış olsaydı bu iktidarın en isabetli kararlarından
birisi olacak ve partimiz tarafından alkışlanıp desteklenecekti.''
-OBAMA'NIN SÖZLERİ-
Devlet Bahçeli, ABD Başkanı Obama'nın TBMM Genel Kurulunda yaptığı
konuşmayı da şöyle değerlendirdi:
''Türk kamuoyu, dünyada ümit ve değişimin sembolü olduğu iddia edilen
yeni ABD Başkanı'nın bu ziyaretini, son dönemde yara alan ikili ilişkilerin
karşılıklı çabalarla onarılması ve sarsılan güven ortamının inşası bakımından
önemli bir fırsat olarak görmüştür.
Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin bugün içinde bulunduğu durum,
bu noktaya gelmesinin nedenleri ve ileriye dönük olarak sarf edilmesi gereken
ortak çabaların bu vesileyle bütün yönleriyle ve çok açık bir biçimde masaya
yatırılması büyük önem taşımaktadır.''
Bahçeli, ABD Başkanı'nın Türkiye ziyaretinden ve konuşmalardan, maksadını
aşan beklentiler içine girmenin ya da dile getirdiği konuları irdelemeden
kabullenip, bu fikirlerden ev ödevleri çıkarmanın, parti olarak kabul
edemeyecekleri bir yaklaşım ve Gazi Meclise yakışmayacak teslimiyetçi bir tavır
olacağını söyledi.
-1915 OLAYLARI-
Bahçeli, Obama'nın 1915 olaylarına ilişkin sözlerini eleştirirken de
şöyle konuştu:
''Başkan Obama Çankaya Köşkündeki basın toplantısında bir soruya verdiği
cevapta 1915 olaylarını 'soykırım' olarak gördüğünü açıkça belirtmiş, Başkanlık
seçim kampanyasında kayda geçen bu görüşlerinde bir değişiklik olmadığını
söylemiştir. 24 Nisan günü Beyaz Saraydan yapılacak Başkanlık açıklamasında bu
konuyu nasıl nitelendireceğini muğlak ifadelerle açıkta bırakan Obama, AKP
Hükümetinin Ermenistan'la sürdürdüğü gizli müzakere sürecinin cesaret verici
olduğunu, bu görüşmelerin kısa zamanda olumlu sonuçlar vermesinin, bu sorunun
aşılmasına yardımı olacağını ifade etmiştir. Mecliste yaptığı konuşmada, Türkiye
ile Ermenistan arasındaki sınırın açılmasının önemine işaret eden ABD Başkanı,
iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesini güçlü olarak desteklediklerini
söylemiştir. Ancak, Türkiye-Ermenistan arasındaki sorunların kaynağı Türkiye
değil, Ermenistan'ın tutum ve talepleridir. Bilindiği gibi Ermenistan, Türkiye
ile ortak sınırı tanımamakta, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü sorgulayarak, Doğu
Anadolu'nun bir bölümünü 'Batı Ermenistan' olarak kabul etmekte ve Ağrı Dağını
Ermenistan'ın milli sembolü olarak görmektedir.
Bölgenin barış ve güvenliğin önündeki en büyük engel olan Ermenistan'ın,
dost ve kardeş Azerbaycan'ın topraklarının yaklaşık beşte biri üzerindeki işgali
de halen sürmektedir. Bunun yanı sıra, Türk tarihini ve milletini en aşağılık
insanlık suçu olan soykırımla mahkum ettirmek için hayasız bir uluslararası
kampanya yürütmektedir. ABD Başkanı'nın bu gerçekleri yok sayarak, Meclisteki
konuşmasında Amerika'nın tarihine atıflar yaparak, Türk tarihindeki meselelere de
aynı olumsuz anlamları yüklemeye çalışması ve bunu tarihin gerçeği ile
yüzleşmekle açıklaması; hoş göremeyeceğimiz bir nezaketsizliktir. Başkan
Obama'nın kendi tarihlerindeki acı ve utanılacak olayları dile getirerek,
geçmişiyle yüzleşmek istemesi kendi bileceği iş ve değerlendirmesidir. Ancak,
'biz hatadan döndük, yanlışla yüzleştik' denilerek, aralarında hiçbir ilişki ve
alaka bulunmayan tarihimizle ilgili iddia edilen yalanları kabul etmemizi
istemesini reddettiğimizi duyurmak istiyorum.''
-''TEK TARAFLI TAVİZLER VERİLEREK...''-
Devlet Bahçeli, yalan bir iddianın herkes tarafından kabul edilmiş
olmasının onun doğru olduğu anlamına gelmeyeceğini söyledi.
Tek taraflı tavizler verilerek, dayatmalara boyun eğilerek yürütülen
ilişkilerin Ermenistan'la olan boyutunun ağır sonuçlarının görülmeye başladığını
anlatan Bahçeli, Azerbaycan'ın da Türkiye'nin bu yaklaşımlarına haklı olarak
tepki göstermeye başladığını bildirdi.
Bahçeli, kardeş Azerbaycan'ı incitecek, topraklarını geri almak için
verdikleri haklı ve meşru mücadeleyi sekteye uğratacak ve onları yalnızlaştıracak
yanlış yoldan bir an önce dönülmesinin öncelikli beklentileri olduğunu
kaydetti.
Bahçeli, şöyle devam etti:
''Unutulmaması gereken husus şu olmalıdır: Hiçbir Türkiye Cumhuriyeti
Hükümetinin Ermenistan'ı, karşılık görmeden sözde kazanmak uğruna, kardeş
Azerbaycan'ı kaybetme ve gözden çıkarma gibi bir tasarrufu olamaz ve asla
olmamalıdır. Tarihimizle hesaplaşma çağrısı, bugün ABD Başkanı'nın ağzından, dün
Avrupalı yetkililer tarafından bu rahatlıkla dile getiriliyorsa, bunun vebali ve
sorumluluğu milli konularda dik duramayan ve taviz vereceği konusunda umut
uyandıran Adalet Ve Kalkınma Partisi Hükümetinindir.''
-TERÖR ÖRGÜTÜ-
Gelişmelerin, terör örgütü PKK'nın siyasallaşması ve etnik bölücülüğün
siyasi zemin kazanması stratejisinde yeni bir aşamaya geçildiğine işaret ettiğini
belirten Bahçeli, şunları kaydetti:
''Bugün etnik bölücülüğün adı meşru hak mücadelesi, devletin üniter
yapısını yıkmaya çalışmanın adı da demokratikleşme olmuştur. AKP Hükümetinin
Barzani ile başlattığı siyasi müzakere süreci de bu stratejinin bir parçası ve
aşaması olarak görülmelidir. Bu bakımdan ABD Başkanı Obama'nın Meclis'te yaptığı
konuşmasında PKK terörü ile mücadele kapsamında Türkiye'nin Irak'taki 'aşiret
reisleriyle' işbirliği ilişkileri kurmasının gerektiğini ve demokratikleşmenin
önemini vurgulaması oynanan oyunu somutlaştırmaya başlamıştır.
Başkan Obama'nın, aynı konuşmada 'Kürtçe radyo ve televizyon yayınlarıyla
sağlanan ivmenin sürdürülmesi' için yeni düzenlemeler yapılmasına işaret etmesi
ve Türkiye'de bulunan azınlıkların haklarının güçlendirilmesi gereğini dile
getirmesi, ABD'nin bakış açısının AB ile örtüştüğünü göstermiştir. ABD
Başkanı'nın, Heybeli Ada Ruhban Okulu'nun açılması talebine Meclis konuşmasında
yer vermesi de aynı benzeşmenin başka bir yansımasıdır. Bütün bu gelişmeler
Türkiye'yi önümüzdeki dönemde çok zor ve sancılı günlerin beklediğini ortaya
koymuştur. ABD Başkanı'nın Türkiye ziyaretini değerlendirirken bu kaygı verici
gelişmeleri gerçekçi bir biçimde dikkate almak ve ayrıntıları ile analiz etmek
kaçınılmaz olacaktır.''
-OBAMA İLE YAPTIĞI GÖRÜŞME-
Bahçeli, grup toplantısından sonra gazetecilerin, dün Obama ile yaptığı
görüşmenin içeriğini sorması üzerine, ''Kırmızı çizgiler'' diye basında yer alan
görüşmelerin hiçbirisinin doğru olmadığını söyledi. Bahçeli şunları söyledi:
''Bir, 4 Kasım 2008 tarihinde Devlet Başkanı seçilmesi münasebetiyle
kendilerini tebrik ettik. İkincisi, yurt dışı gezilerinde Kanada dışında ilk
resmi ziyaretini Türkiye'ye yapmış olmasını, Türkiye'ye verilen önem açısından
olumlu karşıladığımızı söyledik. Üçüncü olarak da çok sayıda devlet, hükümet
başkanları ülkemizi ziyaret etmiştir, özellikle de 1999 yılında ve 2004 yılında
ABD başkanlarının da ziyareti olmuştur ama kendileri muhalefetle görüşme
tercihini ortaya koyarak, bir yenilik başlatmıştır. Bunu da olumlu
karşıladığımızı ifade etmişizdir. Dördüncü olarak da Türkiye ile ABD arasındaki
çok yönlü ilişkilerin, bu ziyaretle daha kökleşeceği ve derinleşeceğini temenni
etmişizdir.
Kendileri de siyasette ne kadar süre konulduğunu, MHP hakkında da bilgi
almak istediğini söyledi. Ben de MHP hakkında çok özet bir bilgi verdim. Hepsi
bu...''
ilk konuşmada, seçim çalışmaları sırasında meydana gelen helikopter kazasına
değindi.
Muhsin Yazıcıoğlu için ''aziz dava arkadaşımız'' şeklinde hitap eden
Bahçeli, bir kez daha Allah'tan rahmet dileklerini iletti.
Kazanın duyulması ile başlatılan arama çalışmalarının uzun süre sonuç
vermemesi, kazaya uğrayanların sağlık durumları hakkındaki doğru bilgiye 50 saate
yakın bir zamanda bile bir türlü ulaşılamadığına dikkati çeken Bahçeli, ''Bu
durum, milletimiz tarafından endişe ve esefle karşılanmış, enkaza ulaşılmasının
ardından kazayla ilgili şüphe ve izaha muhtaç hususlar daha çok tartışılır hale
gelmiştir'' diye konuştu.
Devlet Bahçeli, kazanın nedenleri ve sonrasında yürütülen arama kurtarma
çalışmalarının, bütün safhalarında muhtemel ihmal, kusur ya da başka saiklerden
kaynaklanan sorunların aydınlatılabilmesi için TBMM Başkanlığına Meclis Araştırma
Komisyonu kurulması için önerge verdiklerini anımsattı. Bahçeli, aynı konuda
diğer partilerin de verdikleri önergeler birleştirilerek merhum Muhsin
Yazıcıoğlu'nun ölümüne neden olan kaza için bu hafta içerisinde Genel Kurulda,
araştırma komisyonu kurulmasının görüşüleceğini kaydetti.
Bahçeli, ''Ümidimiz, komisyonun yapacağı ayrıntılı çalışmanın kısa süre
içinde sonuç alması, konunun bütün yönleriyle açıklığa kavuşarak, kaza ile ilgili
birbirinden farklı yorum ve iddiaların bir an önce son bulmasıdır'' dedi.
-''EMANETİN EMİN ELLERDE''-
Partilerinin ilk genel başkanı merhum Alparslan Türkeş'in ölümünün 12'nci
yılında kabri başında andıklarını anımsatan Bahçeli, ''Onun eseri olan siyasal
kadrolar ve muhterem dava arkadaşları asla bitmeyecek bir sevgi ve saygı ile
yıllardır aziz hatıralarını yad etmekte, onun ortaya koyduğu vizyonun doğruluğu
ve verdiği mücadelenin sonuçları ile iftihar etmektedirler'' diye konuştu.
MHP'nin ve üç hilalli ambleminin 40. yılına ulaşmış olmasının, bu yılki
anma törenlerini anlamlı kıldığını ifade eden Bahçeli, şunları söyledi:
''Bu 40 yıllık süreyi, sürekli siyasi kopmalar ve kesintiler yaşayan
geleneksel Türk siyasetinin mevcut yapısı dikkate alınırsa çok önemsiyorum.
Merhum Türkeş Bey'in ortaya koyduğu ilkeler ve hedeften hiçbir kırılma yaşanmadan
ulaşılan bugünkü netice, bir taraftan mücadele ile taşınan emanetin emin ellerde
olduğunu, diğer yandan ise merhum liderimizin attığı temelin ve gösterdiği yolun
doğruluğunu kanıtlamaktadır.
Bugün milletimize mal olmuş bir siyasal hareket ve vazgeçilmez politik
güç haline gelmiş olan Milliyetçi Hareket Partisi; istikrar, denge, akıl ve
sağduyunun rehberliğinde ülkemizin beka düzeyindeki meseleleri karşısında
hassasiyetlerini vurgulamaya kararlılıkla devam edecektir.''
-''SEÇİM SONUÇLARI, MİLLETİN BİR İKAZIDIR''-
29 Mart seçimlerinde, ''6 yıl 4 ayı aşan süredir iktidarda olan AK
Parti'ye millet tarafından ihtar verildiğini'' ifade eden Bahçeli, ''Seçim
sonuçları, ağır sorunlar altında ezilen toplumsal yapının, iktidar partisine
şimdilik bir ikazı olarak görülmeli ve anlaşılmalıdır. Özellikle ekonomide süren
ve vatandaşlarımızı dayanamayacakları bir duruma getiren kriz halinin, siyasi
tercih ve kararlarda etkili olduğu görülmektedir. Seçimle birlikte ortaya çıkan
netice; krizin sevk ve idaresinde, izah ve tefsirinde, akış ve ilerleyişinin
önünü almada Başbakan Erdoğan'ın son derece başarısız ve yetersiz olduğunu
kanıtlamıştır'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın, krizin teğet geçeceği, işsizlik sayısındaki artışın
küçümsemesi ve iş yerlerinin kapanmasına ilişkin söylemlerinin seçim sonuçlarına
yansıdığını belirten Bahçeli, ''Seçim ortamı ve sonucu, yalnızca millet
iradesinin tecellisini yansıtmamış, aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisinin
siyaset ahlakını, tarafsızlık ve hakkaniyet anlayışını, siyasi dil, üslup,
yöntemlerini bilhassa Sayın Başbakan'ın ağzından ve uygulamalarından tanınmasına
da vesile olmuştur'' dedi.
-''TEMENNİMİZ MESAJLARIN DOĞRU OKUNMASI''-
MHP'nin seçimden güçlenerek çıktığını savunan Bahçeli, seçimlerde,
partilerinin iktidarın yegane alternatifi olduğunun görüldüğünü söyledi.
''MHP olarak çatışma ve gerilim siyasetine olan mesafemiz, kavga ve üslup
kirliliğine olan uzaklığımız, sahici ve samimi ikazlarımız toplumsal yapıda
karşılık bulmaya başlamış; belediye başkanlığı ve bize yönelen seçmen sayımız ile
oy oranımızı artırmıştır'' diyen Bahçeli, partilerine seçimde verilen desteğin
karşılıksız kalmayacağını belirtti.
Bahçeli, Türk milletinin sandığa yansıyan iradesi ile siyaset kurumu ve
Parlamentodan ortak talep ve beklentilerini ''Siyasi gerginliklerin
yumuşatılması; çatışma ve zıtlaşma yerine asgari müştereklerde buluşulması;
siyasetin üzerine düşen gölge ve şaibenin kaldırılması;yolsuzluk ve
kanunsuzlukların üzerine etkili biçimde gidilmesi; derinleşen ekonomik krizin
etkilerinin azaltılması; milli meselelerde taviz ve teslimiyete son verilmesi,
ayrıştırıcı alt kimlik siyasetinin sona erdirilmesi'' şeklinde sıraladı.
Bahçeli, şunları kaydetti:
''Temennimiz, seçim sonuçlarından iktidar partisinin, verilen mesajı
doğru okumuş olması ve 22 Temmuz seçimlerinden sonra oluşan başına buyruk ve
dayatmacı anlayışından kurtulmuş ve bu anlayışını sorgulamış olmasıdır. Bu sonuca
göre; hükümet özellikle dış politikada attığı yanlış stratejik adımları mutlaka
gözden geçirmelidir. Barzani ile kucaklaşma, Talabani ile sözleşme, PKK ile
dolaylı müzakere, Ermenistan'la el sıkışma ve Avrupa Birliği ile sanal ilişkiler
üzerine kurgulanmış ipotek siyasetini terk etmek durumundadır.
Bu seçimden alınacak derslerle beraber, ülkemizin üzerine kabus gibi
çöken karamsar ruh halinin artık geride kalmasını, sonuçların Türk siyasetine
seviye ve iş birliği getirmesini, demokrasimize güç kazandırmasını ve aziz
vatandaşlarımıza huzur sağlamasını temenni ediyorum.''
Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, NATO Genel
Sekterliği seçimi ve ABD Başkanı Obama'nın TBMM'de yaptığı konuşmaları
değerlendirdi.
AK Parti yönetimi ile geçmişte yanlış atılan adımların faturalarının
birer birer önlerine geldiğini savunan Bahçeli, ''Geri adım atmanın diyalog,
boyun eğmenin işbirliği, aldatılmanın ise sözde zafer olarak takdim edilmeye
çalışıldığını'' söyledi. Bahçeli, uluslararası ilişkilerin, geri dönülmez bir
batağa doğru hızla sürüklendiğini iddia etti.
-''TÜRKİYE ÖZÜRLÜ BİR ÜYE KONUMUNA DÜŞÜRÜLDÜ''-
Bunun en belirgin örneklerini, Barzani ve Talabani ile yürütülen
ilişkilerde, Ermenistan ile kurulmaya çalışılan diyaloglarda, İsrail'e karşı
gösterilen sonuç alınmayan sanal uyarılarda bulmanın mümkün olduğunu anlatan
Bahçeli, şunları söyledi:
''İdeal ve ciddiyetten uzak, aynı zamanda değişken ve duruma göre
farklılaşan omurgasız siyaset anlayışının son örneği ise NATO Genel Sekreterliği
görevine atanacak olan kişinin seçimi esnasında yaşanmıştır.
İslam aleminin ve milletimizin, NATO Genel Sekreterliğine seçilen
Danimarka Başbakanı'na karşı olumsuz bakışı bilinen bir gerçekken, Başbakan
Erdoğan ve Cumhurbaşkanı arasında yaşanılan çelişkili beyanlar ve ardından ucuz
pazarlıklarla ikna edilmeleri, kabulü mümkün olmayan bir durumu ortaya
çıkarmıştır. Bunun sonucu olarak, Türkiye NATO içinde veto hakkı olan, ancak bunu
kullanmaya yetkisi ve ehliyeti olmayan ikinci sınıf özürlü bir üye ülke konumuna
düşürülmüştür.''
MHP Genel Başkanı Bahçeli, bu süreçte, ''teslimiyetten hayali zafer
çıkarmaya ve bunu Obama garantörlüğü ambalajıyla pazarlamaya çalışan
Başbakan'ın'', arkasında duramayacağı sözler söylediğini, ancak bunun altında
kalarak Türkiye'nin haysiyetinin ayaklar altına alınmasına yol açtığını iddia
etti.
Burada sorulması ve Hükümet tarafından açıklanması gereken konuların
olması gerektiğini belirten Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a şu soruları
yöneltti:
''NATO Genel Sekreteri olan Danimarka Başbakanı'nın ismi, Avrupa Birliği
üyesi ülkeler tarafından ortak aday olarak belirlenerek, NATO'nun Avrupalı
olmayan üyelerine adeta dayatılmışken, Avrupa Birliği sürecinin başarıyla
ilerlediğini iddia eden AKP Hükümetine, bu konu muhatapları tarafından önceden
iletilmiş ve Türkiye'nin görüşü alınmış mıdır? Rasmussen'in adaylığı sürecinde
Hükümet, Avrupa Birliği nezdinde hangi girişimleri yapmış ve çekincelerini hangi
şekilde ve hangi gerekçeleri kullanarak bu ülkelere ulaştırmıştır? Bugün NATO'nun
yeryüzünde ilgi ve kontrol alanlarının tamamına yakınının Müslüman toplumların
ağır sorun ve sıkıntılar yaşadığı sancılı coğrafyalar olduğu düşünülürse, İslam'a
ve peygamberine hakareti düşünce özgürlüğü olarak gören bir şahsın, bu görevini
adalet ve başarıyla yapacağına dair nasıl bir kanaat hasıl olmuştur?
PKK terör örgütünün haberleşme ve medya merkezi olarak ve son derece
serbest bir ortamda yayınlarını sürdüren ROJ TV'nin bulunduğu yer
Danimarka'dadır. Bu olumsuz duruma son verilmesi için bizzat Hükümetin ve
Başbakanın çağrılarını cevapsız bırakan, bu yayınları özgürlük kapsamında
yorumlayanın da Rasmussen olduğu bilinen bir gerçektir. O halde, dün Mehmetçiğe
kurşun sıkanları eğiten, eğlendiren, yöneten bir ihanet kanalını hoş gören bu
şahsın, şimdi Mehmetçiğe verilmiş uluslararası görevlerde yöneticiliğini
yapmasını kim kabul ettirmiş ve etmiştir? Hükümet, dünya güvenliğini sağlamak
adına görev alanını genişleten bir uluslararası ittifakın başına, PKK terör
örgütünü müsamaha ile karşılayarak Türkiye'nin güvenliğini ateşe atan bir adamı
seçtiğinin farkında mıdır? Seçilmek için oy birliğinin şart olduğu bu
organizasyonda, 'yine başardık, karlı çıktık, büyük kazanç gibi' yapay
söylemlerin arkasında, ABD Başkanından alındığı söylenen kamuoyuna yansıyanların
dışındaki güvenceler nelerdir?
İslam dininin Yüce Peygamberine hakaret edilmesine gözyuman bir şahıs,
Türkiye'ye NATO Genel Sekreter Yardımcılığı verince aklanmış ve muteber bir
devlet adamı haline mi gelmiştir?''
-''SAHTE DAVOS KAHRAMANLIĞI...''
Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan'ın, İslam dininin Yüce Peygamberine hakaret
edilmesini ve Türkiye'nin güvenliğini ucuz bir pazarlık denkleminin'' içine
yerleştirdiğini iddia ederek, baskılar karşısında ''uysal ve ezik'' olarak geri
adım attığını ve NATO memuriyeti karşılığında bunları feda ettiğini ileri
sürdü.
''Sahte Davos kahramanlığı ile iç politikada yol almaya çalışan
Başbakan'ın gerçek hüviyeti, siyasi omurga anlayışı, Türkiye'nin onur ve
haysiyetine ve manevi değerlerine olan saygısının ve bağlılığının gerçek yüzü
şimdi bu olayla bütün çıplaklığıyla anlaşılmıştır'' diyen Bahçeli, NATO Genel
Sekreterliği seçimi konusunda, o sırada G-20 toplantıları için Londra'da bulunan
Başbakan Erdoğan ile NATO toplantısına katılmak için Almanya'ya giden
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasındaki ''tezat ve ihtilafların'' da
anlamlandırılmasının mümkün olmadığını söyledi.
Devlet Bahçeli, ''Dünya siyaseti Manş Denizi'nin iki yakasında bulunan
Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ın birbirine uymayan, taban tabana zıt
açıklamalarına şahit olmuştur'' dedi.
-''ONE MINUTE BALONU...''-
''Türkiye için öncelikli önem NATO'nun güçlü olması mıdır? Yoksa Türk
milletinin değerlerinin her platformda savunulması ve her şeyin üstünde tutulması
mıdır?'' sorularını yönelten Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Uluslararası gelişmeleri iç politika kazanımları uğruna devamlı riske
atan Başbakan Erdoğan, NATO Zirvesine Londra'dan müdahale etmiş, ancak bu
müdahale sadece sözde kalarak bir sonuç doğurmamıştır.
Anlaşıldığı kadarıyla Davos'ta şişirilen 'One minute balonu', NATO
toplantısında bizzat Cumhurbaşkanı Gül tarafından patlatılmıştır.
Türkiye, yeni NATO Genel Sekreteri için Başbakan'ın iddiaları ile
örtüşerek veto hakkını kullanmış olsaydı bu iktidarın en isabetli kararlarından
birisi olacak ve partimiz tarafından alkışlanıp desteklenecekti.''
-OBAMA'NIN SÖZLERİ-
Devlet Bahçeli, ABD Başkanı Obama'nın TBMM Genel Kurulunda yaptığı
konuşmayı da şöyle değerlendirdi:
''Türk kamuoyu, dünyada ümit ve değişimin sembolü olduğu iddia edilen
yeni ABD Başkanı'nın bu ziyaretini, son dönemde yara alan ikili ilişkilerin
karşılıklı çabalarla onarılması ve sarsılan güven ortamının inşası bakımından
önemli bir fırsat olarak görmüştür.
Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin bugün içinde bulunduğu durum,
bu noktaya gelmesinin nedenleri ve ileriye dönük olarak sarf edilmesi gereken
ortak çabaların bu vesileyle bütün yönleriyle ve çok açık bir biçimde masaya
yatırılması büyük önem taşımaktadır.''
Bahçeli, ABD Başkanı'nın Türkiye ziyaretinden ve konuşmalardan, maksadını
aşan beklentiler içine girmenin ya da dile getirdiği konuları irdelemeden
kabullenip, bu fikirlerden ev ödevleri çıkarmanın, parti olarak kabul
edemeyecekleri bir yaklaşım ve Gazi Meclise yakışmayacak teslimiyetçi bir tavır
olacağını söyledi.
-1915 OLAYLARI-
Bahçeli, Obama'nın 1915 olaylarına ilişkin sözlerini eleştirirken de
şöyle konuştu:
''Başkan Obama Çankaya Köşkündeki basın toplantısında bir soruya verdiği
cevapta 1915 olaylarını 'soykırım' olarak gördüğünü açıkça belirtmiş, Başkanlık
seçim kampanyasında kayda geçen bu görüşlerinde bir değişiklik olmadığını
söylemiştir. 24 Nisan günü Beyaz Saraydan yapılacak Başkanlık açıklamasında bu
konuyu nasıl nitelendireceğini muğlak ifadelerle açıkta bırakan Obama, AKP
Hükümetinin Ermenistan'la sürdürdüğü gizli müzakere sürecinin cesaret verici
olduğunu, bu görüşmelerin kısa zamanda olumlu sonuçlar vermesinin, bu sorunun
aşılmasına yardımı olacağını ifade etmiştir. Mecliste yaptığı konuşmada, Türkiye
ile Ermenistan arasındaki sınırın açılmasının önemine işaret eden ABD Başkanı,
iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesini güçlü olarak desteklediklerini
söylemiştir. Ancak, Türkiye-Ermenistan arasındaki sorunların kaynağı Türkiye
değil, Ermenistan'ın tutum ve talepleridir. Bilindiği gibi Ermenistan, Türkiye
ile ortak sınırı tanımamakta, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü sorgulayarak, Doğu
Anadolu'nun bir bölümünü 'Batı Ermenistan' olarak kabul etmekte ve Ağrı Dağını
Ermenistan'ın milli sembolü olarak görmektedir.
Bölgenin barış ve güvenliğin önündeki en büyük engel olan Ermenistan'ın,
dost ve kardeş Azerbaycan'ın topraklarının yaklaşık beşte biri üzerindeki işgali
de halen sürmektedir. Bunun yanı sıra, Türk tarihini ve milletini en aşağılık
insanlık suçu olan soykırımla mahkum ettirmek için hayasız bir uluslararası
kampanya yürütmektedir. ABD Başkanı'nın bu gerçekleri yok sayarak, Meclisteki
konuşmasında Amerika'nın tarihine atıflar yaparak, Türk tarihindeki meselelere de
aynı olumsuz anlamları yüklemeye çalışması ve bunu tarihin gerçeği ile
yüzleşmekle açıklaması; hoş göremeyeceğimiz bir nezaketsizliktir. Başkan
Obama'nın kendi tarihlerindeki acı ve utanılacak olayları dile getirerek,
geçmişiyle yüzleşmek istemesi kendi bileceği iş ve değerlendirmesidir. Ancak,
'biz hatadan döndük, yanlışla yüzleştik' denilerek, aralarında hiçbir ilişki ve
alaka bulunmayan tarihimizle ilgili iddia edilen yalanları kabul etmemizi
istemesini reddettiğimizi duyurmak istiyorum.''
-''TEK TARAFLI TAVİZLER VERİLEREK...''-
Devlet Bahçeli, yalan bir iddianın herkes tarafından kabul edilmiş
olmasının onun doğru olduğu anlamına gelmeyeceğini söyledi.
Tek taraflı tavizler verilerek, dayatmalara boyun eğilerek yürütülen
ilişkilerin Ermenistan'la olan boyutunun ağır sonuçlarının görülmeye başladığını
anlatan Bahçeli, Azerbaycan'ın da Türkiye'nin bu yaklaşımlarına haklı olarak
tepki göstermeye başladığını bildirdi.
Bahçeli, kardeş Azerbaycan'ı incitecek, topraklarını geri almak için
verdikleri haklı ve meşru mücadeleyi sekteye uğratacak ve onları yalnızlaştıracak
yanlış yoldan bir an önce dönülmesinin öncelikli beklentileri olduğunu
kaydetti.
Bahçeli, şöyle devam etti:
''Unutulmaması gereken husus şu olmalıdır: Hiçbir Türkiye Cumhuriyeti
Hükümetinin Ermenistan'ı, karşılık görmeden sözde kazanmak uğruna, kardeş
Azerbaycan'ı kaybetme ve gözden çıkarma gibi bir tasarrufu olamaz ve asla
olmamalıdır. Tarihimizle hesaplaşma çağrısı, bugün ABD Başkanı'nın ağzından, dün
Avrupalı yetkililer tarafından bu rahatlıkla dile getiriliyorsa, bunun vebali ve
sorumluluğu milli konularda dik duramayan ve taviz vereceği konusunda umut
uyandıran Adalet Ve Kalkınma Partisi Hükümetinindir.''
-TERÖR ÖRGÜTÜ-
Gelişmelerin, terör örgütü PKK'nın siyasallaşması ve etnik bölücülüğün
siyasi zemin kazanması stratejisinde yeni bir aşamaya geçildiğine işaret ettiğini
belirten Bahçeli, şunları kaydetti:
''Bugün etnik bölücülüğün adı meşru hak mücadelesi, devletin üniter
yapısını yıkmaya çalışmanın adı da demokratikleşme olmuştur. AKP Hükümetinin
Barzani ile başlattığı siyasi müzakere süreci de bu stratejinin bir parçası ve
aşaması olarak görülmelidir. Bu bakımdan ABD Başkanı Obama'nın Meclis'te yaptığı
konuşmasında PKK terörü ile mücadele kapsamında Türkiye'nin Irak'taki 'aşiret
reisleriyle' işbirliği ilişkileri kurmasının gerektiğini ve demokratikleşmenin
önemini vurgulaması oynanan oyunu somutlaştırmaya başlamıştır.
Başkan Obama'nın, aynı konuşmada 'Kürtçe radyo ve televizyon yayınlarıyla
sağlanan ivmenin sürdürülmesi' için yeni düzenlemeler yapılmasına işaret etmesi
ve Türkiye'de bulunan azınlıkların haklarının güçlendirilmesi gereğini dile
getirmesi, ABD'nin bakış açısının AB ile örtüştüğünü göstermiştir. ABD
Başkanı'nın, Heybeli Ada Ruhban Okulu'nun açılması talebine Meclis konuşmasında
yer vermesi de aynı benzeşmenin başka bir yansımasıdır. Bütün bu gelişmeler
Türkiye'yi önümüzdeki dönemde çok zor ve sancılı günlerin beklediğini ortaya
koymuştur. ABD Başkanı'nın Türkiye ziyaretini değerlendirirken bu kaygı verici
gelişmeleri gerçekçi bir biçimde dikkate almak ve ayrıntıları ile analiz etmek
kaçınılmaz olacaktır.''
-OBAMA İLE YAPTIĞI GÖRÜŞME-
Bahçeli, grup toplantısından sonra gazetecilerin, dün Obama ile yaptığı
görüşmenin içeriğini sorması üzerine, ''Kırmızı çizgiler'' diye basında yer alan
görüşmelerin hiçbirisinin doğru olmadığını söyledi. Bahçeli şunları söyledi:
''Bir, 4 Kasım 2008 tarihinde Devlet Başkanı seçilmesi münasebetiyle
kendilerini tebrik ettik. İkincisi, yurt dışı gezilerinde Kanada dışında ilk
resmi ziyaretini Türkiye'ye yapmış olmasını, Türkiye'ye verilen önem açısından
olumlu karşıladığımızı söyledik. Üçüncü olarak da çok sayıda devlet, hükümet
başkanları ülkemizi ziyaret etmiştir, özellikle de 1999 yılında ve 2004 yılında
ABD başkanlarının da ziyareti olmuştur ama kendileri muhalefetle görüşme
tercihini ortaya koyarak, bir yenilik başlatmıştır. Bunu da olumlu
karşıladığımızı ifade etmişizdir. Dördüncü olarak da Türkiye ile ABD arasındaki
çok yönlü ilişkilerin, bu ziyaretle daha kökleşeceği ve derinleşeceğini temenni
etmişizdir.
Kendileri de siyasette ne kadar süre konulduğunu, MHP hakkında da bilgi
almak istediğini söyledi. Ben de MHP hakkında çok özet bir bilgi verdim. Hepsi
bu...''
