2010-05-10 - 17:35
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kudüs'ü yakmaya ve yok etmeye çalışanların oradaki kardeşlik ve dayanışma ruhunu, oradaki kutsiyeti ve bereketi asla yok edemeyeceklerini ifade ederek, ''Kudüs'e yönelik her türlü saldırı, her türlü tehdit, her türlü karanlık senaryo, ruhlarıyla, bedenleriyle, dualarıyla, ve elbette ki insani tepkileriyle karşılarında Müslümanları, İslam dünyasını bulacaktır'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kudüs'ü yakmaya ve yok etmeye çalışanların
oradaki kardeşlik ve dayanışma ruhunu, oradaki kutsiyeti ve bereketi asla yok
edemeyeceklerini ifade ederek, ''Kudüs'e yönelik her türlü saldırı, her türlü tehdit,
her türlü karanlık senaryo, ruhlarıyla, bedenleriyle, dualarıyla, ve elbette ki insani
tepkileriyle karşılarında Müslümanları, İslam dünyasını bulacaktır'' dedi.
Erdoğan, Conrad Otel'de düzenlenen İslam Konferansı Örgütü Parlamento
Birliği (İKÖPAB) Genişletilmiş 2. İcra Komitesi Toplantısının açılışında yaptığı
konuşmada, İslam Konferansı Örgütü'ne ve örgütün Parlamento Birliği İcra
Komitesine, böyle önemli bir toplantıyı gerçekleştirdikleri için şükranlarını
sunarak, toplantının dünya ve Orta Doğu barışı için hayırlı sonuçlar doğurmasını
temenni etti.
İslam Konferansı Örgütünün 25 Eylül 1969'da Kudüs'te Mescid-i Aksa'ya
yapılan insanlık dışı bir saldırının ardından kurulduğunu hatırlatan Erdoğan, 21
Ağustos 1969'da Mescid-i Aksa'ya yapılan saldırıda, mescidin kısmen tahrip
olduğunu, özellikle de ''Selahaddin Minberi'' olarak bilinen tarihi minberin kül
olduğunu anımsattı.
Erdoğan, o minberin, Halep'te, 1168 yılında Nureddin Zengi tarafından
dönemin en ünlü ahşap ustalarına yaptırılmış eşsiz bir eser ve emsalsiz bir
sembol olduğunu vurgulayarak, minbere ilişkin şu bilgileri verdi:
''O minber, Orta Doğu'da kardeşliğin, dayanışmanın, paylaşmanın, en
önemlisi de hoşgörünün sembolüydü. Dikkat ediniz, 1969'da yakılan o minber,
binlerce küçük parçadan oluşuyordu ve o parçalar birbirine tutkalla, zamkla,
çivilerle değil, kündekari tarzında parçaların iç içe geçmesi suretiyle
tutturulmuştu. 1187 yılında, Selahaddin Eyyubi Kudüs'ü fethettiğinde o minber
Mescid-i Aksa'ya konulmuştu.
1187'den itibaren o minber, sadece Müslüman toplumların kendi içinde
değil, Müslümanların, Yahudilerin ve Hristiyanların da bir arada yaşamasının,
birbirine saygıyla, hoşgörüyle muamele etmesinin sembolü olmuştu. 1969'da
Kudüs'te, insanlığın eşsiz mirası, ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'ya, kardeşliğimizin
ve dayanışmamızın sembolü Selahaddin Minberi'ne yönelik o saldırı tüm İslam
aleminde infiale yol açtığı gibi dayanışma noktasında bizi yeni bir aşamaya sevk
etti.''
Erdoğan, o minberi tamir ettiklerini ve Türk ustalarının yıllarca süren
çalışmalarının ardından, aslına uygun olarak yeniden yapılan minberin 2007
yılında yerine konulduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
''Minber yerine kondu ancak, bugün üzülerek görüyoruz ki, 1969'da
Mescid-i Aksa'da başlatılan yangın, bugün hala sönmedi, söndürülmedi. Şunu çok
açık ifade etmek istiyorum. 1969'da ve sonrasında, hatta bugün, Kudüs'te yanan,
taştır, topraktır, ağaçtır. Kudüs'ün ruhu, yakılamayacak kadar, yok edilemeyecek
kadar kutsaldır, mübarektir. Kudüs'ü yakanlar, Kudüs'ü yakmaya ve yok etmeye
yeltenenler, sadece ve sadece Orta Doğu'yu ateşe verirler, sadece ve sadece kendi
ruhlarını ateşe verirler. Kudüs'ü yakmaya ve yok etmeye çalışanlar, oradaki
kardeşlik ruhunu, oradaki dayanışma ruhunu, oradaki kutsiyeti ve bereketi asla ve
asla yok edemezler.''
Erdoğan, 1917 yılının aralık 8'ini ertesi güne bağlayan gece Osmanlı
Devleti'nin Kudüs'teki son valisi İzzet Bey'in, Şeyh Cerrah Mahallesi'nde, El
Mitran Okulu'nun hemen yanındaki bir evde, gözyaşları içinde şehri kuşatan
İngilizlere yazdığı mektupta, ''Her milletçe mukaddes olan Kudüs-ü Şerif'te iki
günden beri bazı mekanlara obüsler, bombalar düşmektedir. Osmanlı Hükümeti,
sadece kutsal dini mekanların yıkılmasını önlemek için, kentteki askerlerini
çekmiştir'' dediğini hatırlatarak, şunları söyledi:
''Osmanlı askerleri, 1917 aralık ayında Kudüs'e 'Allah'a ısmarladık'
derken, Kudüs'te insanlığın binlerce yıllık mirası tahrip olmasın kaygısıyla
hareket ediyordu. Kudüs, tarihi boyunca çok değişik etnik grupların, değişik din
ve mezheplerin idaresi altında kaldı. Ama hiçbir dönemde, orada insanlığın
mirasına, semavi dinlerin kutsal mekanlarına, oranın demografik yapısına bugünkü
kadar saldırı ve tehdit söz konusu olmamıştı. Şunu bir kez de buradan,
İstanbul'dan tüm dünyaya ilan etmekte yarar görüyorum; Kudüs yanarsa, Orta Doğu
yanar, Kudüs yanarsa, dünya yanar. Kudüs'teki yangın söndürülmeden, Kudüs'e barış
hakim olmadan, ne Orta Doğu'da, ne dünyada barış mümkün ve muhtemel olamaz. Bu
gerçeği artık başta İsrail olmak üzere bölgeyle yakından alakalı tüm ülkelerin
görmesi gerekmektedir.
Kudüs, tüm insanlığın ortak mirasıdır. Kudüs, 2 milyarı aşkın İslam
dünyasının göz bebeğidir. Kudüs, Müslümanların ilk kıblesine, Mescid-i Aksa'ya ev
sahipliği yapan kutsal bir şehirdir. Çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa,
ilahi mesajıyla Kudüs, Müslümanların kutsal mekanıdır. Kudüs'e yönelik her türlü
saldırı, her türlü tehdit, her türlü karanlık senaryo, ruhlarıyla, bedenleriyle,
dualarıyla, ve elbette ki insani tepkileriyle karşılarında Müslümanları, İslam
dünyasını bulacaktır.''
Başbakan Erdoğan, Kudüs'e yönelik çirkin planların sadece Müslümanların
değil, Kudüs kendisi için kutsal olan Hristiyanların da, aklıselimle düşünen
Yahudilerin de tepkisiyle karşılaşacağını ve nitekim karşılaşmakta olduğunu
söyledi.
Kudüs'ün sadece Müslümanlar için değil, Yahudi ve Hristiyanlar için de
kutsal olduğunun bilincinde olduklarını ifade eden Erdoğan, ''Yüzyıllar boyunca
Kudüs'ü bu anlayışla, bu hoşgörüyle, bu birbirine saygı kültürüyle idare ettik,
Kudüs'ü bir barış ve kardeşlik şehri olarak dünyanın örnek bir şehri olarak
muhafaza ettik. Kudüs'ün bu vasfının zedelenmesine, tarihi ve nüfus dokusu
yanında kardeşlik ve barış zemininin de çökmesine, çökertilmesine müsaade
edemeyiz, razı olamayız'' dedi.
Erdoğan, şehirlerin ruhunun olduğunu, şehirlerin, bugünlerinden ziyade
tarihleriyle yaşayıp ayakta durduklarını ifade etti.
Katılımcılardan İstanbul'u gezerek, kentin cadde ve sokaklarını teneffüs
etmelerini isteyen Başbakan, burada sadece modern bir Avrupa şehrinin çehresini,
modern sokak ve caddeleri görmekle kalmayıp, aynı şekilde insanlığın tarihini,
insanlığın tüm öyküsünü izleme fırsatı bulacaklarını söyledi.
Erdoğan, İstanbul'da Hristiyanlığın, Museviliğin, İslamın, birçok farklı
inanç ve mezhebin, birçok farklı etnisite ve kökenin, kültürün birbiri içine
geçmiş hikayelerini bulacaklarını ifade ederek, konuşmasını söyle sürdürdü:
''Bu şehir, evet, Süleymaniye'nin, Sultan Ahmet'in, Ayasofya'nın,
Fatih'in şehridir. Ama bu şehirde kiliselerin, havraların huzur içinde ve özgürce
İstanbul'a zenginlik kattığını da müşahede edeceksiniz. Sadece İstanbul değil,
Kahire'nin, Şam'ın, Beyrut'un, Bağdat'ın, onlar gibi nice İslam şehirlerinin bu
hoşgörü ve özgürlük hamuruyla yoğrulduğunu biliyoruz. Kuala Lumpur'dan,
Cakarta'dan tutunuz, Saraybosna'ya kadar, Kandahar'dan Ottawa'ya, Cape Town'dan
Bişkek'e, Taşkent'e, Bakü'ye kadar. Var olduğumuz her zamanda ve zeminde biz
dostluğu ve kardeşliği yücelttik. Çünkü bizler, ünlü Türk ozanı Yunus Emre'nin
dediği gibi, 'Yaratılanı, Yaradan'dan ötürü seven' bir kültürün mensuplarıyız.
Biz Türkler, 'Ev alma komşu al' deriz. Aynı şekilde Arap kardeşlerimiz 'El Caarr,
Kabl ed daar' derler. Diğer tüm dillerde, kültürlerde, biz komşuluğu,
dayanışmayı, paylaşmayı yüceltmiş milletleriz. Bizi, tüm İslam dünyasını, tüm
Müslümanları, farklı sıfatlarla, farklı etiketlerle, çirkin kavram ve terimlerle
ananlar, ciddi bir yanılgı içindedir.
Müslüman kelimesiyle terör kelimesini yan yana getirenler, karanlık bir
propagandanın, karanlık bir senaryonun etkisi altında kalmış olanlardır.
Antisemitizm ne kadar tehlikeliyse, ırkçılık ne kadar tehlikeliyse, İslamofobia
da en az o kadar tehlikelidir ve dünya barışı için o kadar tehdittir. İşte onun
için biz bölgemizde sadece barış istiyoruz.
Biz, bölgemizdeki savaşların, çatışmaların, husumetlerin sona
erebileceğine, bitirilebileceğine gönülden inanıyor ve bunun mücadelesini
veriyoruz.''
Erdoğan, Mescid'i Aksa'nın altı oyulmaya baslandığında, yerinde tespitler
yapılsın diye oraya mimar ve arkeologlar gönderdiğini, bunların Mescid-i Aksa'nın
altının nasıl oyulmaya başlandığını tespit ettiklerini ve farklı dillerde bu
değerlendirmelerini UNESCO dahil uluslararası kuruluşlar ve ilgili vakıflara
gönderdiklerini kaydetti.
Herkesin bunu görüp, değerlendirip, burada oynanan oyunu mimarlarla,
arkeologlarla birlikte müzakere imkanı bulmasını istediklerini ifade eden
Erdoğan, ''O günden bugüne maalesef hiç ses yok. Maalesef dünya bunlara sessiz.
Filistin'e de Gazze'ye de sessiz ama farklı bir yer olduğu zaman bakıyorsunuz
sesleri çıkıyor'' dedi.
BM'in aldığı kararların İsrail tarafından uygulanmadığına da işaret eden
Erdoğan, ''Niçin uygulanmadı? Bunu sorduğunuz zaman o zaman bize diyorlar ki,
'niçin bu kadar çok konuşuyorsun.' Biz hakkı konuşmaya devam edeceğiz. Nerede
bir yanlış varsa ortaya çıkarmaya devam edeceğiz. Bunlara sessiz kalamayız'' diye
konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''1967
sınırları içinde Filistin Devleti bir an önce kurulmalıdır. Bu hedef
doğrultusunda, tüm taraflar, tüm aktörler çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemeli
ve süreci daha da zora sokacak adımlardan kaçınmalıdır'' dedi.
Erdoğan, Conrad Otel'de düzenlenen İslam Konferansı Örgütü Parlamento
Birliği (İKÖPAB) Genişletilmiş 2. İcra Komitesi Toplantısının açılışında yaptığı
konuşmada, ''Kudüs'' ve ''Gazze'' dedikleri için kimsenin kendilerini farklı
şekilde vasıflandırıp niyetlerini sorgulamaya kalkmamasını isteyerek, ''Çünkü biz
'Gazze' dediğimiz kadar, dünyanın diğer bölgelerinde, diğer şehirlerinde,
ülkelerindeki mağdur ve mazlumların da sesi olan insanlarız'' diye konuştu.
Dün tüm dünyada Anneler Gününün kutlandığına ve tüm dünyada çocukların
bir demet çiçekle, bir hediyeyle anneleriyle kucaklaştığına işaret eden Erdoğan,
ama Gazze'de, Ramallah'da, Eriha'da, El Halil'de, çocukların annelerini değil,
annelerinin mezarlarını kucaklamak zorunda kaldıklarını söyledi.
Erdoğan, Gazze'nin öksüzlerinin, belki o mezarlara koyacak bir demet
çiçek dahi bulamadıklarını, bir zeytin dalını, bir limon yaprağını kara toprağın
üzerine koymakla yetindiklerini ifade ederek, ''Daha da acısı, Gazze'nin
çocukları, mezardaki anneleriyle hasret giderebilmek için sokağa dahi
çıkamadılar. Tüm dünya Anneler Gününü kutlarken, Filistin'in anneleri
yitirdikleri yavrularının hatırasıyla, fotoğraflarıyla, kanlı elbiseleriyle,
kundaklarıyla, avunmak zorunda kaldılar. Filistin'in anneleri, yavrularını değil
yavrularından kalan oyuncakları koklayabildiler. Filistin'in anneleri anne değil
mi? Onlar bir demet çiçeği hak etmiyor mu? Onlar çocuklarıyla sıcak bir
kucaklaşmayı hak etmiyorlar mı?'' diye konuştu.
Kendilerinin ''Cennet anaların ayağı altındadır'' sözüne inandıklarını
belirterek, dünyanın neresinde olursa olsun, annelere bu acıyı yaşatmanın
insanlıkla bağdaşıp bağdaşmayacağını soran Erdoğan, ''Biz, annelerin göz yaşı
dinsin diye 'Filistin' diyoruz. Biz, çocukların gözündeki ışık eksilmesin diye
'Gazze' diyoruz. Biz barış için, insanlık için, hoşgörü için 'Kudüs' diyoruz.
Filistin'e barış gelinceye, Kudüs üzerindeki kara bulutlar kayboluncaya kadar da
bu samimi çağrımızı devam ettirecek, her türlü imkanımızla barışın yanında
olacağız'' dedi.
Erdoğan, Türkiye'nin Orta Doğu Barış sürecinin, basta İsrail-Filistin
müzakereleri olmak üzere, tüm kanallarıyla yeniden canlandırılması ve kalıcı bir
çözüme ulaştırılmasına yönelik çabaları her zaman desteklediğini ve desteklemeye
de devam edeceğini söyledi.
''Filistin sorunu, iki devletli çözüm temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan
bağımsız, egemen ve yaşayabilir bir Filistin Devletinin kurulmasıyla çözülmeli ve
Filistin halkı on yıllardır özlemini çektiği devletine kavuşmalıdır'' diyen
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''1967 sınırları içinde Filistin devleti bir an önce kurulmalıdır. Bu
hedef doğrultusunda tüm taraflar, tüm aktörler çözüm odaklı bir yaklaşım
benimsemeli ve süreci daha da zora sokacak adımlardan kaçınmalıdır. Barış
sürecinin önündeki en büyük engeli teşkil eden Yahudi yerleşim faaliyetlerine son
verilmeli, Filistinlilerin yaşamı üzerindeki kısıtlamalar, Filistinlileri
birbirinden koparmayı amaçlayan ayrım duvarı ve kontrol noktaları gibi engeller
ortadan kaldırılmalıdır.
Yahudi yerleşim bölgelerinin genişletilmesi, ayrım duvarı, kontrol
noktaları, bunun ardından Gazze saldırısı, şimdi de Kudüs'ün tehdit edilmesi,
İsrail'in bölgede barışı tehdit eden adımları olmuştur. Kudüs şehrinin tarihi
dokusunu, demografik yapısını ve hassas dengelerini değiştirmeye yönelik İsrail
tarafından atılan adımları esefle karşıladığımızı, altını çizerek vurgulamak
istiyorum.''
Kudüs'ün niteliklerini hedef alan eylemlerin önünün alınabilmesi için
sadece İslam dünyası tarafından değil, sorumluluk sahibi bütün uluslararası
aktörler tarafından çaba sarf edilmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, İsrail'in
attığı adımların ve uluslararası toplumun bu adımlara karşı kayıtsız kalmasının
başta Filistin halkı olmak üzere tüm İslam dünyasında oluşturduğu tepkinin iyi
değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, kışkırtıcı uygulamaların, barış sürecinin sekteye
uğramasında en büyük engellerden biri olduğunu kaydederek, İsrail'in tek taraflı
adımlarının, tüm Müslümanlarda barış sürecine olan güveni sarstığını ve umutları
tükettiğini bildirdi.
Sadece Kudüs'e yönelik tehditlerin değil, Gazze'deki insanlık dışı
uygulamaların da bir an önce son bulmasını istediklerini vurgulayan Erdoğan,
Türkiye'den giden sivil toplum örgütlerinin Gazze'ye ulaşmakta halen daha güçlük
çektiğini, gerekçesiz olarak tutuklanıp, insanlık dışı muameleye maruz
bırakıldıklarına dikkati çekti.
''Gazze'de yaşanan bu trajedi devam ederken, barış sürecinin olumlu
sonuçlanabileceğini düşünmek fazlaca iyimser bir beklenti olacaktır'' diyen
Erdoğan, şöyle devam etti:
''Gazze'deki Filistinlilerin içinden geçmekte oldukları bu zor dönemde
ihtiyaç duydukları yardım ve desteğin sağlanması hepimiz için vicdan borcudur.
Bu gayri insani ablukanın kaldırılmasını temin etmek için tüm platformlarda
çabalarımızı birleştirmeliyiz. İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliğinin tüm
İslam aleminin Kudüs konusundaki duyarlılığını vurgulamak için düzenlediği bu
toplantının son derece önemli olduğunu düşünüyorum.
Buradan, İstanbul'dan, tüm dünyaya güçlü bir mesaj verilmesini, barış
arzu ve özlemlerinin buradan güçlü şekilde seslendirilmesini diliyorum. Bu tarihi
toplantıya katılan ve katkı veren tüm dostlarımıza, tüm misafirlerimize ben bir
kez daha şükranlarımı sunuyorum.''
Erdoğan, İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği İcra Komitesinin
genişletilmiş toplantısına başarılar temenni ettiğini sözlerine ekledi. (17.35)
