2008-01-29 - 15:28
CHP GRUP TOPLANTISI..
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Cumhuriyet tarihimizde ilk kez, Türkiye'nin içine girdiği doğrultuyu tehdit eden bir anlayış, zihniyet çeşitli fırsatlar kullanılarak yaşama geçirilmek isteniyor''
CHP Grubu toplandı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin tarihi bir dönemden geçtiğini belirterek ''24 Ocak mutabakatı öyle anlaşılıyor ki meyvesini verecek. Öyle anlaşılıyor ki bu mutabakatla Türkiye'nin anayasal çizgisi, doğrultusu bizi yeni bir döneme sürükleyecek. Cumhuriyet tarihimizde ilk kez, Türkiye'nin içine girdiği doğrultuyu tehdit eden, o doğrultuya ters düşen bir anlayış, zihniyet, değerler sistemi, çeşitli gerekçelerle, bahanelerle, çeşitli fırsatlar kullanılarak yaşama geçirilmek isteniyor'' diye konuştu.

Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Sanmayın ki konu sıradan bir kılık kıyafet konusundan ibaret. Sanmayın ki konu, sade insanlarımızın kendi bireysel özgürlükleriyle, kişisel değerler sistemiyle kendilerini huzurlu rahat hissettikleri bir yaşam ortamı arayışı, özlemiyle ilgilidir. Bunu çok aşan bunun ötesinde sonuçlar doğuracak bir yeni süreç işletilmeye başlamıştır. Elbette bu süreç işletilirken çok masum talepler, iyi niyetli istekler, çok doğal, haklı, kimsenin itiraz edemeyeceği durumlar gerekçe olarak kullanılmakta. Bu yeni, büyük tarihi sürecin çıkış noktası olarak masum insanların, toplumun değerler sisteminin bir fırsat, dayanak olarak kullanılmakta olduğuna tanık oluyoruz. Zaten bütün süreçler hep böyle işler. Hiçbir zaman başlatılan sürecin işi nereye götüreceği açıkça ilan edilerek düğmeye basılmaz. Çoğu kere bunlar maskelenir, gizlenir, başka gerekçeler kullanılır, masum talepler dile getirilir, insani özlemler
dayanak noktası yapılır. Oradan yola çıkarak bir süreç işletilir ki o süreç işlemeye başladıktan sonra bizi nereye doğru alır götürür, ne gibi sonuçlarla karşı karşıya bırakır bunun hesabını yapmak mümkün olmaz. Şimdi böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.''

''DİN DEVLETİ DEĞİL LAİK CUMHURİYET''

Baykal, Anadolu'da yaşayan insanların bin yılı aşkın bir süreden beri Müslüman olduklarını, Türklerin Avrupa'ya İslamiyeti taşıdıklarını anlatarak, ''İslamiyetin Anadolu'da nasıl bir yaşam biçimi ortaya koyduğuna hepimiz tanık olduk. Bizim İslamiyetimizde kadın, daima Ortadoğu ülkelerinde görülen İslamiyetten çok daha saygın, ağırlıklı, eşiklikçi bir konum elde etmiştir. Bizim İslamiyetimizde kadın-erken ilişkisi daha çağdaş bir ilişki olarak gelişmiştir'' diye konuştu.

Bu İslamiyet anlayışının Türkiye'yi aşan gelişmelerin etkisiyle bir yeni anlayışa doğru çekilmek istendiğini savunan Baykal, 1979'da İran'da yaşanan Humeyni hareketinin İslamiyetin bölgedeki konumunu, anlayışını ciddi şekilde etkilediğini söyledi. Dinin siyasallaşmasının olağanüstü bir hızla geliştirildiğini kaydeden Baykal, Türkiye'de yaşanan bazı gelişmelerin uluslararası gelişmelerle desteklenerek yeni bir tablo ortaya çıkardığını belirti.

Baykal, Türkiye'de cumhuriyetle birlikten aynı bölgede bulunan diğer bütün İslami ülkelerden farklı olarak, ''Din insanların, dinidir devletin dini olmaz'' tercihinin ortaya konulduğuna işaret etti. Baykal, bu tercihin insanların inançlarını yaşamasına engel olmadığını da kaydetti. Alınan bu tarihi kararla Türkiye Cumhuriyeti'nin bir din devleti değil, laik cumhuriyet olarak tanımlandığına dikkati çeken Baykal, laik cumhuriyet içinde yaşayan herkesin inanç ve ibadet özgürlüğünün de güvence altına alındığını vurguladı.

TREN KAZASI

Baykal grup konuşmasında Kütahya yakınlarında meydana gelen tren kazasına da değindi. Tren kazalarının günümüzde ciddi ülkelerde hemen hemen tümüye ortadan kalktığına işaret eden Baykal, Türkiye'de ise art arda acı olaylar yaşandığını hatırlatarak, ''Türkiye'yi tren kazalarıyla anılan bir ülke olmaktan çıkarmak boynumuzun borcu'' dedi. İşletmecilik anlayışı ve devletin bu konudaki güvenilirliğinin büyük bir darbe aldığını savunan Baykal, bundan büyük üzüntü duyduğunu söyledi.

''TÜRKİYE, DIŞINDAN KAYNAKLANAN BİR OLAY''

Türbanın, son dönemin işi olduğunu belirten Baykal, ''İslamiyet'in özünün bir parçası olarak türban kavramının takdim edilmesi bir büyük aldatmacadır'' dedi. Türbanın yaygınlaştırılmak istendiğine, doğru kıyafet biçimi haline dönüştürülmek istendiğine tanık olduklarını belirten Baykal, ''Bu, Türkiye'nin içinden değil. dışından kaynaklanan bir olaydır. Elbette içinden de destekler gelmiştir'' diye konuştu.

''...ANAYASANIN KAPISINI AÇARAK HOŞGELDİN DİYORUZ''

''Şimdi önümüze böyle bir olay, tablo dayatılmıştır. Bu tablo, dinin Türkiye'de yeniden yükselmesi anlamına mı geliyor, dinin başka amaçlarla kullanılması anlamına mı geliyor?'' diyen Baykal, Türkiye'nin işini, gücünü bıraktığını ve türban için Anayasa değişikliği yapmaya çalıştığını söyledi.
Baykal, ''Dokunulmazlık için Anayasayı değiştiremiyoruz, Türkiye'nin temel sorunlarının çözümüne yardımcı olmak üzere Anayasayı değiştirmeye
yönelmiyoruz. Ama Türkiye'ye dışardan dayatılmış olan, siyasal içerikli bir yaşam biçimi zorlamasına, Türkiye'nin Anayasası'nın kapısını açarak
hoşgeldin diyoruz'' diye konuştu.

''BİR DİN ANLAYIŞINA DAYALI YARIŞ...''

Türban girişimin, siyasi gelişmelere yol açacak bir adım olduğunu savunan Baykal, şöyle konuştu:''Bu öyle bir süreçtir ki kimin, nasıl kontrol edebileceği de söylenemez. Şimdi bu işi başlatanlar, buna destek verenler kendi aralarında sorumluluk düzeylerini asgariye indirebilmek için bir çaba içinde gözüküyorlar. Olay başlatılmıştır ama herkes, 'Ben onu istedim, bunu istemedim' diyerek, kendi sorumluluğunu ayırabilmeye çalışıyor. Bir iş yapmışlardır. Yapılan işin ne olduğunu, herkes açık şekilde bilmelidir. 'Bu yapılan iş, sadece üniversitelerde türbanın serbestiyetini sağlayan bir düzenleme olacaktır' demek, kimseyi inandırmaya yetmez. Ne bunu yapanlar, söylediklerine inanıyor olabilir ne de onların bu sözlerine kimsenin inanması mümkün değildir.Başlatılan iş, biliniz ki artık küçük küçük bentlerle, duvarlarla, engellerle sınırlanılabilecek bir iş değildir. Bir din anlayışına dayalı bir yarış, devlet düzeni içinde yer almaya yönelik olarak harekete geçirilmiştir.''

''ÖNÜNE GEÇMEK MÜMKÜN MÜ?''

Baykal, ''Türbana, sadece üniversitede izin vereceğiz, lisede izin vermeyeceğiz'' denildiğini anımsatarak, ''Dini inancının gereği yüksek okulda örtüyor da 16-17 yaşındaki genç kız lisede dini inancının gereği niye örtmüyor? Bunun önüne geçmen mümkün mü?'' diye sordu. Düzenlemeden
sonra liselerde de türbanın önüne geçilemeyeceğini öne süren Baykal, şöyle konuştu: ''Hiçbir hukuki atraksiyon, AKP'yi bu istikamette destekleyen hiçbir büyük hukukçu arkadaşımız zekasıyla, teknik beceresiyle başlatılan işin çok daha geniş kapsama ulaşmasını engelleyecek formülü bulmaya muktedir değildir. Şimdi ağlaşmanın da hiçbir anlamı yoktur. O formül, bu işi engeller mi, bu formül engeller mi? Seni kullanırlar. O formül, bu formül derler, sonra istedikleri formülü getirirler, koyarlar ve sen de buna alet olursun.

Bu getirilen düzenleme sadece üniversitelerde değil, tüm resmi eğitim sistemi içinde türban denilen, milletimizin, tarihimizin, geleneklerimizin, kültürümüzün bir parçası olmayan, dışardan Türkiye'ye belli siyasi amaçlarla dayatılmış olan ithal bir kıyafetin, Türkiye'de devlet sisteminin içine doğru gelişmesinin önünü açmıştır. Bunu açık şekilde bilelim. Gelen, Anadolu'daki kadınlarımızın yaşmağı, başörtüsü değildir. Gelen, Arap-Vahabi, Abbasi-Emevi İslam yorumunun, Türkiye'ye yönelik projelerinin bir simgesi olarak, Türkiye'deki işbirlikçileriyle birlikte Anadolu halkına dayatmaya başladığı bir yabancı üniformadır. Onun önünü açacak. Bunun gelişiyle Türkiye'de yükselen İslamiyet değildir. Bunun gelişimiyle Türkiye'de
yaygınlaşan İslamiyetin özü, değerleri, ahlakı, kuralları değildir. Kur'an'ın İslamiyeti değildir. Gelen başka bir şeydir. Din için gelmiyor, siyaset için geliyor.''

Baykal, bu siyasetin anlayışının, inançlı Müslüman vatandaşların samimi duygularını kullandığını, hedefin, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu
Türkiye Cumhuriyeti olduğunu kaydetti.

''İŞBİRLİKÇİLERİ Mİ HESAP SORACAK?''

Başörtüsü serbestliğinin üniversiteler ile sınırlı kalacağının söylendiğini ancak bunun mümkün olmadığını, hiçbir haklı gerekçenin bulunmadığını belirten Baykal, şu görüşleri dile getirdi:
''Anayasa'ya bir vatandaşlık hakkı olarak koymuşsun, herkes vatandaş, lisedeki de vatandaş. 'Sınırlanabilir' demişsin. YÖK yasasında sınırlamışsın, liselerle ilgili sınırlama getirdin mi? Sınırlamayı şimdi sen getiriyorsun, yarın başka birisi... Artık Türkiye Cumhuriyeti'nin güvencesi Anayasa olmaktan çıkıyor, herhangi bir iktidarın siyasi ihtiyaçlarına göre oluşacak olan parlamentonun basit çoğunluğu oluyor. Türkiye'nin gelecekteki kaderi ona teslim oluyor, Anayasa'dan çıkıyor. Sınıfta bütün öğrenciler türbanlı, tek öğretmenin başı açık olacak, böylece laiklik kurtulacak, bu mümkün mü? Anayasa değişmeden Türkiye'deki gerçeğe bakın. Bu Anayasa'ya girdikten sonra kim önleyecek, bunlar mı önleyecek, bunların işbirlikçileri mi tutup hesap soracak. Hedef laiklik ilkesidir.''

''MAHKEME, USUL İHLALİ YAPILDIĞINI GÖREBİLECEKTİR''

Baykal, konunun Anayasa'ya aykırı bir düzenleme olduğunu, bunu AK Parti hukukçularının, akıl hocalarının da bildiğini ancak ''Anayasa'ya aykırı
ama Anayasa Mahkemesi bunun hükmünü veremez'' dediklerini savundu.
Getirilen anayasa değişikliğinin, Anayasa'nın 2. maddesindeki laiklik ilkesine aykırı olduğunu, bu maddenin değiştirilmesinin dahi teklif edilemeyeceğini belirten Baykal, ''Teklif edilmesi halinde Anayasa Mahkemesi'nin 'Ben esasa bakamam, usule bakarım' demesi beklenir mi?''
diye sordu. Baykal, mahkemenin, teklif edilmesi yasaklanan bir maddenin teklif edilmesiyle, usul ihlali yapıldığını görebileceğini ifade ederek,
''Bakalım görecekler mi göremeyecekler mi?'' dedi.

Baykal, dönemin TBMM Başkanı'nın 23 Nisan 2005'te laiklik konusunda ''Bu işi yeniden yorumlamak lazım'', Başbakan'ın ise ''Acele etme zaman
içinde halledeceğiz'' açıklamalarında bulunduğunu, YÖK Başkanının, Başbakan ve Cumhurbaşkanının kendisine ''Sakın ha her şeyi anlatmaya
kalkma, sonra bizi ipe çekerler'' dediğini söyledi. Baykal, ''Bazı safdiller hala bu hükümetin kafasının arkasında bir takiye yok demeye devam ediyorlar mı?'' dedi.

AK Parti TBMM Grup Yönetim Kurulunun, Konya Milletvekili Hüsnü Tuna'nın türbanla ilgili açıklamaları nedeniyle hakkında inceleme başlattığını
anımsatan Baykal, daha önce de Atatürk'e saldıran bir AK Parti milletvekiline de ceza verildiğini ancak sonra idare amiri yapıldığını ifade etti. Bunların, parti aleyhinde delil oluşturmamak için yapıldığını ileri süren Baykal, ''Böyle bir samimiyetsizlikle dürüst bir siyaset olur mu?'' sorusunu yöneltti.

''BATI KÜLTÜRÜNÜN BİR PARÇASI MI?''

Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son zamanlarda giderek daha cesur açıklamalar yaptığını, ''Batının ilmini değil, ahlaksızlığını aldık'' dediğini belirterek, bu açıklamanın Erdoğan'ın, batı, medeniyet ve kültür problemini nasıl anladığını gösterdiğini bildirdi.
''Keşke biz Batı'nın ahlaksızlığını, olumsuz yönlerini aldığımız iddiası doğru olsaydı, o zaman çözümü çok daha kolay olurdu. Bugün Türkiye'de
çok ciddi ahlaki problemler, yolsuzlukluklar, manevi krizler var'' diyen Deniz Baykal, şunları kaydetti:
''İnsanın aklına şu geliyor; bir Maliye Bakanının kendisi hakkında 4 kez af çıkarması Batı kültürünün, ahlakının bir parçası mı? Batı'da, bizim Başbakan'ın, bakanların kendi çocuklarına sağlaması halinde, başına nelerin geleceğini Başbakan bilmiyor mu? Ahlak, ilke diyorsanız, orada
biraz durunuz Sayın Başbakan. Siz hale kendi hesabını verememişsiniz, AKBİL yolsuzluğundan hesabını verememiş bir Başbakan'ın çıkıp da
Batı'daki ahlak krizinden söz etmeye hakkı var mı? Sizin bu uygulamalarınızın ne Batı'da ne Doğu'da ne Hıristiyanlık'ta ne İslamiyet'te yeri var. Sizin sadece Batı'da değil Hz. Ömer'in nezdinde de yeriniz yok.''