2010-02-02 - 13:31
AK PARTİ TBMM GRUP TOPLANTISI...
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''AK Parti iktidarı Türkiye'nin uluslararası itibarını artırırken, konumunu yükseltirken, önemini ortaya koyarken, muhalefet partilerinin sergiledikleri tavır, ülkemiz açısından içler acısıdır'' dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, ''AK Parti iktidarı Türkiye'nin uluslararası itibarını artırırken,
konumunu yükseltirken, önemini ortaya koyarken, muhalefet partilerinin
sergiledikleri tavır, ülkemiz açısından içler acısıdır'' dedi.

AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu'nun AKPM Başkanlığına
seçilmesinden sonra muhalefetin tavrını da eleştiren Erdoğan, ''Muhalefet bu
başarıyı bile takdir etmek, bu mutluluğu bile paylaşmak erdemini gösteremiyor''
diye konuştu.

Partisinin TBMM grup toplantısındaki konuşmasına Mevlüt Çavuşoğlu'nun,
geçen hafta Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanlığına seçildiğini
hatırlatarak başlayan Erdoğan, Çavuşoğlu'nu bir kez daha kutladı ve görevinde
başarılar diledi.

Çavuşoğlu'nun iki yıl bu görevi sürdüreceğini ifade eden Erdoğan,
''Temennimiz, bu başarının bundan sonra da devamıdır. Tabii ki bu gurur duyulacak
bir gelişme. Ülkemizin AK Parti döneminde uluslararası düzeyde artan önemini
ortaya koyan bir gelişme'' dedi.

Türkiye'nin uluslararası kuruluşlarda gösterdiği etkinliklerin ve
üstlendiği görevlerin, sergiledikleri dış politikanın önemini ve ağırlığını
yansıttığını belirten Erdoğan, Türkiye'nin 2009, 2010 yılları için BM Güvenlik
Konseyi geçici üyeliğine iktidarları döneminde seçildiğini söyledi. Erdoğan,
şöyle devam etti:

''Medeniyetler İttifakı Projesi Eşbaşkanlığını İspanya ile birlikte
iktidarımız döneminde üstlendik. İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliğine bir
Türk'ün seçilmesi, ikinci dönem dahil yine AK Parti döneminde gerçekleşti. BM
Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Genel Direktörlüğüne bir Türk'ün gelmiş
olması yine iktidarımız döneminde gerçekleşti. BM ortak teftiş birimi üyeliğinden
tutunuz, Uluslararası Atom Enerji Kurumu yönetimine, İşkenceyi Önleme Komitesine
kadar bir çok platformda üyelerimizle temsil ediliyoruz.

Bütün bunlar kendi kendiliğinden olmadı. Her platformda, her zeminde
kendimizi anlattık, tezlerimizi anlattık, öneriler getirdik, sorunların çözümünde
aktif roller üstlendik. Fakat üzüntüyle ifade etmeliyim ki şu anda ekranları
başında bizleri izleyen milletime bunu özellikle duyurmak istiyorum; AK Parti
iktidarı Türkiye'nin uluslararası itibarını artırırken, konumunu yükseltirken,
önemini ortaya koyarken, muhalefet partilerinin sergiledikleri tavır, ülkemiz
açısından içler acısıdır...

Bakınız, 61 yıldır AKPM'ye üyeyiz. İlk kez bir Türk ve ilk kez Doğu
Avrupa'dan bir ülke Meclis Başkanlığını üstleniyor. Bu, Türkiye'nin başarısıdır.
Dikkat edin; AK Parti'nin demiyorum. Türkiye'nin başarısıdır. Türkiye'nin
gururudur. Ülkemiz adına mutluluk duyacağımız bir başarıdır.

Muhalefet bu başarıyı bile takdir etmek, bu mutluluğu bile paylaşmak
erdemini gösteremiyor. Bırakınız, bu mutluluğu paylaşmayı, bırakınız tebrik
etmeyi Mevlüt Çavuşoğlu kardeşimizin başkan olması aleyhine gelişen önergeye CHP
milletvekili Sayın Birgen Keleş ne yazık ki destek veriyor. MHP milletvekili
Sayın Tuğrul Türkeş de oylamaya katılmıyor, salondan çıkıyor. Mevlüt Çavuşoğlu
kardeşimiz 47 ülkenin 40'ından fazlasının teklifiyle başkanlığa aday oluyor ama
Türkiye'nin muhalefet partisine mensup bazı temsilcileri adeta bu süreci
engelleme çabasına giriyor. Hani milliyetçiydiniz ya, Nerede? Hani ülkeyi çok
seviyordunuz, Nerede? Bu ne kindir yahu? Bu nasıl yaklaşım tarzıdır?

Düşünebiliyor musunuz, birçok devlet başkanı, dünya lideri, arkadaşımızı
arayıp kutlarken, şu ana kadar hiç bir genel başkan arayıp da 'tebrik ederim,
hayırlı olsun' deme nezaketini gösteremedi. Üstüne üstlük bir muhalefet
milletvekili de -MHP'li Ertuğrul Kumcuoğlu-, 'Niçin başmüzakereci Egemen Bağış
arkadaşımız için Konseydeki toplantıya katıldı' diye yazılı soru önergesi
veriyor.''

''MUHALEFETİN ÇAPI''

AK Parti'nin Türkiye'yi dünya gündemine taşırken, Türkiye'nin imajını,
önemini artırmanın mücadelesini verirken, muhalefetin hazımsızlıklarla, küçük
hesaplarla kısır tartışmalar ürettiğini ifade eden Erdoğan, ''Muhalefetin çapı,
vizyonu, idraki kaldırmasa da biz, Türkiye'nin menfaatlerini korumaya,
Türkiye'nin uluslararası etkinliğini artırmaya devam edeceğiz'' dedi.

Erdoğan, konuşmasında, ekonomiye ilişkin iki yeni gelişmeyi de
milletvekilleriyle paylaştı. Aralık ayı ve Ocak ayı başında kredilendirme
kuruluşlarının Türkiye'nin notunu artırdığını hatırlatarak, dün Japon
kredilendirme kuruluşunun Türkiye'nin uzun dönem borçlanma notunu BB eksiden
BB'ye yükselttiğini bildirdi.

Japon kredi değerlendirme kuruluşunun gerekçesine de değinen Erdoğan,
gerekçede, ''Türkiye, küresel kriz döneminde dış şoklara karşı dayanıklılığını
gösterdi'' ifadesine yer verildiğini anlattı.

İhracat rakamlarına da değinen Erdoğan, Ocak ayı ihracat rakamlarının,
bir önceki yılın ocak ayına göre, yüzde 12,5 artarak 7 milyar 912 milyon dolara
yükseldiğini söyledi. TÜİK'in de 2009'un tamamı için yıllık ihracatı açıkladığını
ifade eden Erdoğan, buna göre 2009'un tamamında 102 milyar 165 milyon dolarlık
ihracat yapıldığını bildirdi.

Başbakan Erdoğan, TEKEL işçilerinin eyleminin amacını aştığını belirterek, ''Amaç, hak
arayışı değil, Hükümete karşı aleni bir kampanyaya dönüşmüştür. Pankartlara,
sloganlara bakın. Şahsımı, partimi hedef alan edep dışı, terbiye dışı bir üslup
kullanılıyor'' dedi.

Erdoğan, şu anda yapılan eylemin yasal olmadığını ifade ederek, yasal
olmayan sürece ay sonuna kadar sabredeceklerini bildirdi.

Erdoğan, TEKEl işçilerinin eylemine değindi. Yapılması gerekeni fazlasıyla yaptıklarını, 13 katrilyon tutan
ve işçi ile memurdan kesilen zorunlu tasarrufu kendi iktidarı döneminde
ödendiğini belirten Erdoğan, ''Hiçbir iktidar bunu kendilerine ödemedi. Bizim
iktidarımız bunu kendilerine takır takır ödedi. Biz ödedik. Konut Edindirme
Yardımı (KEY) adı altında bunlardan kesilen parayı da kimse ödemedi. Bunu da biz
ödemeye başladık. Şu ana kadar 3 katrilyona yakın para ödedik ve ödemeye de devam
ediyoruz. Bizim bu kadar yapıcı yaklaşımımız karşısında bu ajitasyonlar nedir?''
dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın da TEKEL işçilerinin yanına gittiğini
hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bakıyorsunuz oraya giden kim, Sayın Baykal. Sayın Baykal, sen önce
partine bağlı belediyelerde hiçbir hak tanınmadan tasfiye edilenlerin durumuna
bak da önce onların sorununu çöz, önce onu hallet. Dürüst davran. Türk-İş'in
önünde birikmiş olan 300-500 tane işçi ki (bunların yanına gelen bir çok uç
kuruluşlar, hiç alakası olmayan, Öğretmen Olamayanlar Birliği...) Ne demek
Öğretmen Olamayanlar Birliği ya? Böyle şey mi olur? Türkiye'de bazı şeyler cidden
komikleşmeye başladı. Ne demek Öğretmen Olamayanlar Birliği? Bunun imtihanı
vardır, bilgisayar ortamında girersin, kazananlar kazanıyor. İşte bak bu yıl da
40 bin alıyoruz. Bu 40 binin içine giren girecek. Bu 40 binin dışında kalan, 'Biz
bunun dışında kaldık, bizim halimiz ne olacak?' Kardeşim dünyanın hiçbir yerinde
bir fakülteyi bitiren veyahut da ne bileyim bir eğitim enstitüsünü bitiren,
değişik uygulamaları var, öğretmen olmuyor diye bir şey yok ki? Aynı şekilde
'üniversiteyi bitiren herkes iş buluyor' diye bir şey yok ki? Bugün dünyanın en
gelişmiş ülkesi Amerika'da işsizlik yüzde 9'a ulaştı. Japonya'ya gel, felaket...
İspanya yüzde 8 küsurdan yüzde 18'e çıktı işsizlik.

Onlarda tabii 'işçi-memur' diye bir ayırım yok. Onlarda sadece çalışanlar
var. Biz de işçi-memur ayırımı var. Geçen gün söyledim: 'Gelin, işçi, memur
sendikaları bir araya gelsin, birleşsinler, 'çalışanlar' adı altında
sendikalarını kursunlar. Hepsiyle bırakın toplu görüşmeyi, toplu sözleşmeyi
yapmış olalım.' Çözsünler bu işi aralarında. Ama işlerine gelmiyor. Birisi bir
taraftan vurmak istiyor, birisi bir taraftan vurmak istiyor. Kusura bakmasınlar,
biz bu ülkeyi anlı, şanlı yöneteceğiz.''

''BEN SENDİKACILIKTAN GELİYORUM''

Her defasında yapıcı davrandıklarını, her seferinde olumlu
yaklaştıklarını anlatan Erdoğan, sorunun çözümü için gayret içinde olduklarını
söyledi. ''Ben sendikacılıktan geliyorum. Ben hayatımın çok ciddi bir kısmını
işçi olarak yaşadım'' diyen Erdoğan, şu anda Türk-İş'in içinde olanların
kendisini bu noktada çok iyi tanıdığını söyledi. Erdoğan, ''İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığında kendilerine ne tür haklar kazandırdığımı çok iyi bilirler.
Bildikleri halde bütün bu şu anki uygulamaları yapanlar, dürüst ve samimi
davranmıyorlar. Onun için bu hatırlatmayı yapmayı kendim için görev telakki
ediyorum'' dedi.

Olumlu yaklaşımları işçi tarafında bulamadıklarını yineleyen Erdoğan,
konuşmasın şöyle sürdürdü:

''Çünkü olay ideolojik grupların, aşırı uçların istismarına dönüşmüştür.
Oradaki belli bir grup da ne yazık ki bu oyunun içinde, bu tuzağa düşmüş
vaziyette. TEKEL işçilerinin eylemi tamamen amacını aşmıştır. Amaç, hak arayışı
değil, Hükümete karşı aleni bir kampanyaya dönüşmüştür. Pankartlara, sloganlara
bakın. Şahsımı, partimi hedef alan edep dışı, terbiye dışı bir üslup
kullanılıyor. CHP, bu işçi kardeşlerimi istismar ediyor. MHP istismar ediyor.
1992-2003 arasında, bu ülkede CHP de MHP de iktidar ortağı oldular. Onların
döneminde özelleştirme sonucu insan işinden oldu. 14 bin işçi sokağa terk edildi,
onların iktidarları döneminde. Geldik o işçileri 4-C kapsamına biz aldık, biz
istihdam ettik. Bunların içinde medya kuruluşları var. Marjinal örgütler,
buradaki işçileri hala istismara devam ediyor. Medyayı da kullanarak...Çetelerin
yapamadığını, hukuk dışı örgütlenmelerin yapamadığını, kirli senaryoların
başaramadığını şimdi bu türden olumsuz olayları abartarak, ajite ederek,
kışkırtarak başaracaklarını zannediyorlar.''

''BU ÜLKE YOL GEÇEN HANI DEĞİL''

Başbakan Erdoğan, konuşmasında TEKEL işçilerine de şöyle seslendi:

''Oradaki işçi kardeşlerime sesleniyorum; kullanılıyorsunuz. 3 milyonu
aşkın işsizin vebali var. İşçilerin, asgari ücretlilerin, memurların,
emeklilerin, tüyü bitmemiş yetimin vebali var. Bizim 4-C kapsamında çalışacak
işçilere teklif ettiğimiz ücretle çalışacak bu ülkede milyonlarca işsiz var,
milyonlarca asgari ücretli var. Burada oynanan oyunu iyi görmeniz gerekiyor. Bunu
özelikle bugün buradan kendilerine duyurmak istiyorum. Buradaki olay hak arayışı
içinde, masum talepler peşinde bir işçi eylemi olmaktan çıkmış, Hükümete karşı
yeni bir senaryonun parçası olmuştur. Ben TEKEL'de çalışan ve önceki gün
itibariyle kıdem ve ihbar tazminatları hesaplarına yatan tüm işçi kardeşlerime
şunu tekrar hatırlatıyorum; kamuda çalışmaya devam etmek isteyen arkadaşlarımız
gitsinler sözleşmelerini imzalasınlar. Eylemdeki işçi arkadaşlarıma da
eylemlerine artık sonlandırarak evlerine dönme çağrısında bulunuyorum.

Hazinemizdeki her bir kuruş, milletimizin bize emanetidir. Her bir
kuruşta tüyü bitmedik yetimin hakkı var ve biz o hakkı çar-çur etmeyecek,
milletin emanetine asla suistimalle halel getirmeyeceğiz. Şu anda yapılan eylem,
yasal değildir. Ne Abdi İpekçi'de ne de Türk-iş önünde yapılan... Bunlar yasal
değildir. Fakat biz şu anda bu demokratik davranışımızı, bu ay sonuna kadar
sürdüreceğiz. Bu yasal olmayan sürece, bu ay sonuna kadar sabrediyoruz. Ama bu ay
sonu, 4-C ile ilgili işlem bittikten sonra yasal olan adım neyse, bu adımı bu
defa biz atacağız. Bunu da ayrıca söylemek isterim. Çünkü, kusura bakmasınlar. Bu
ülke yol geçen hanı değil, bu ülkenin sahipleri var.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TEKEL işçileriyle
durumlarına ilişkin dün yapılan görüşmeyi değerlendirirken, ''Allah,
Allah... Dün geldiler şimdi tekrar 'İstemezük, biz bunu da kabul etmiyoruz.'
Kusura bakmayın. Biz, yapılması gerekenin azamisini, fazlasıyla yaptık'' dedi.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP Genel
Başkanı Deniz Baykal'ın, partisinin geçen hafta yapılan grup toplantısında
işçiyi, memuru, yoksulu, çiftçiyi, işsiz öğretmeni, 4-C'liyi, herkesi ''bir anda
kurtardığını'' söyledi.

''Bir kere sayın Baykal'ın toplumun bu kesimlerini hatırlamış olmasından
çok büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim. Bu da bir ilerlemedir''
diyen Başbakan Erdoğan, ''Nihayet, bu Türkiye'nin gerçek gündemine dönüş
sinyalidir. İşçinin, memurun, ataması yapılmayan öğretmenin, yoksulun, emeklinin
sorunlarını sayın Baykal maşallah bir anda çözüyor. Sırtında yumurta küfesi yok.
Daha evli de değil, bekar'' şeklinde konuştu. Erdoğan, şunları kaydetti:

''20 bin öğretmenin atamasını yapıyor, her aileden bir kişi iş sahibi
yapıyor, 4-C'yi kaldırıyor. Formülün ne? Formül yok. İşte bu 'kim ne veriyorsa
ben beş mislini veriyorum' anlayışının tezahürüdür. Sayın Baykal'ın söylemi, o
sağcı o popülist siyaset söylemine tamı tamına denk düşen bir söylemdir. Bu
popülist tavır, Türkiye'nin ekonomisini on yıllar boyu felç etmiştir. Bu popülist
tavır hiç bir derde şifa olmamış, tersine ülkede her kesime ağır bedeller
ödetmiştir. Belli mağdur kesimlere mavi boncuklar dağıtan siyaset anlayışı, o
mağdurların ahını almış ve 3 Kasım'da sandıkta bunlar tarihe karışmıştır. Şu
rakamları sayın Baykal'a hatırlatmak isterim; 2003 yılından bu güne kadar 158
bini kadrolu, 70 bini sözleşmeli olmak üzere 228 bin öğretmenin atamasını bu
iktidar gerçekleştirmiştir. Milli bütçemizin birinci sırasına iktidarımız
döneminde yedi yıldır Milli Eğitim Bakanlığı oturmuştur. En fazla personeli her
zaman Milli Eğitim Bakanlığına vermişizdir. Bunlar hiç bir dönemde olmuş şeyler
değil. Bu yıl 40 bin yeni kadrolu öğretmen alımı yapıyoruz. Tüm bu atamaları
bütçe imkanlarını zorlayarak yapıyoruz. Eğitimi her şeyin önünde tutuğumuzu,
artık bu işin içinde, gerçekçi yaklaşım sahiplerinin hepsi biliyor ve bunu bundan
sonra da aynı şekilde tutmaya devam edeceğiz. Çünkü, buradan asla sapma
yapamayız. Fakat tabii ki bu öğretmenlerimizi bizler yurt dışından getirmiyoruz,
uzaydan ithal etmiyoruz. Bu ülkenin çocukları içinden, gençleri içinden atama
yapıyoruz. Fakat bir taraftan mezuniyetler, bir taraftan da tabii ki bütçemizin
bu işe vereceği cevap, bunlar önemli. Devlet yönetimi ciddiyet ister. Hele hele
ekonomi yönetimi çok daha büyük ciddiyet ister.''

TEKEL İŞÇİLERİ

Ankara'da ''TEKEL işçilerinin bir kısmının'' 6 haftadır eylem yaptığını
belirten Başbakan Erdoğan, 1992-2003 yılları arasında 14 bin işçinin
özelleştirmeler nedeniyle kıdem, ihbar ve iş kaybı tazminatlarının ödenerek
işlerinden çıkarıldıklarını anımsattı.

2004 yılında işçi sendikalarıyla yaptıkları müzakerelerin ardından, işçi
sendikalarının talebi doğrultusunda, onlarla birlikte çalışarak 4-C uygulamasını
başlatıklarını hatırlatan Erdoğan, ''Onlarla birlikte başlattığımız bu süreci
şimdi aynı sendikalar inkar ediyor. '4-C'nin gündemden çıkarılması lazım, 4-C
kölelik anlayışıdır' diyorlar, aynı kişiler. Bu nasıl bir dürüstlük? İşe
ciddiyetle yaklaşmamız lazım. Biz 'özelleştirmelerden dolayı kimse işinden
olmayacak. Hatta bizden önce işini kaybetmiş olan 14 bin işçiyi de 4-C kapsamına
alacağız' dedik ve aldık Bu iktidar mı işçiye karşı?'' diye sordu. Başbakan
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Şu anda TEKEL'de, bakın çalışan demiyorum, istihdam edilen işçi sayısı
10 bin 850 kişidir. Biz bu arkadaşlarımıza her ay yaklaşık 40 milyon TL ödüyoruz.
Sendikalarla görüşmemiz oldu. Dediler ki 'bir altı ay bize müsaade. Bu altı ayı
atlatalım ondan sonra problem yok.' Gerek Türk-İş Başkanı, Gerek Tek Gıda-İş
Başkanı, gerek bir başka sendikacı arkadaşımız ve Maliye Bakanı Kemal bey,
birlikte oturup konuştuk; 'bakın, bunları artık kapatıyoruz. Bundan sonra artık
böyle bir süreci devam ettirmemiz mümkün değil...'

Bu olay, bir özelleştirme olayı değildir. Bu özelleştirmenin dışında
elimizde kalmış olan tütün yaprak depolarının tamamen tasfiyesi, kapatılması
olayıdır. Özelleştirme başka bir olaydır, buraların kapatılması başka bir
olaydır. Yani biz, 2 yıldır bu işçi kardeşlerimize, buralar çalışmadığı halde,
bir kaç yer hariç, oralar da tütün yaprak işlemesi devam ediyor, hatta Haziran'a
kadar da Diyarbakır, Manisa gibi illerimizde, hatta İzmir dahil olmak üzre bu
süreç devam edecek. Belki oralarda 500-600 kişi Haziran'a kadar bunu devam
ettirecekler. Ama diğerlerinde bu işi bitirdik, kapattık. Kapatılan bir iş
yerinde sadece ihbar, kıdem tazminatını verirsiniz, işi bitirirsiniz. İş
hukukunda, çalışma hayatında böyledir. Bunu sendikalar da gayet iyi bilir. Zaten
bizimle de konuşurken 'böyle mi arkadaş, böyle...' Ama biz, 'burada da iyi niyet
göstergesiyle bu kardeşlerimizi yine 4-C kapsamına alalım, bu rakamları ödeyelim'
dedik.''

''DÜRÜST KULLANMAK ZORUNDAYIZ''

4-C'lilerin ücretlerinde yapılan iyileştirmeleri anlatan Başbakan
Erdoğan, 4-C'lilerin sosyal güvenlik ve özlük haklarının korunacağını, sağlık
noktasında en ufak bir mahrumiyetin söz konusu olmadığını kaydetti. Erdoğan,
şunları söyledi:

''Şimdi ne diyorlar? Yazılı ve görsel medyaya sesleniyorum; ülkem,
milletim adına kendilerine teessüf ediyorum, dürüst davranmadıkları için. Biz
emanetçiyiz. Biz, bu milletin, tüyü bitmemiş yetimin parasının emanetçisiyiz.
Bunu dürüst kullanmak zorundayız. Dedikleri şu: Günlerdir aç, susuz, bir simidi
paylaşarak yiyorlar... Olay, ajite ediliyor. İşte fırınlardan, bakkallarda
ekmekler geliyor, ekmekleri alıyoruz, paylaşıyoruz, o şekilde yiyoruz. Eğer onlar
TEKEL işçisiyse dün itibariyle hepsinin maaşı takır takır ödenmiştir. Ayrıca, dün
saat 15.00 itibariyle de kıdem ve ihbar tazminatları hepsinin hesabına yatmıştır.
Asgarisi 20 bin liradan, azamisi 80 bin küsüre kadar tutan, ortalamada 40 bin
lira olmak üzere kendilerine kıdem ve ihbar tazminatı hesaplarına yatmıştır.
Nasıl oluyor da bu bir simidi paylaşarak yiyorlar? Nasıl oluyor da bir ekmeği
paylaşarak yiyorsun? Hala maaşını alan insan durumundasın.

Şimdi biz bir ay daha kendilerine şu hakkı tanıyoruz; Şubat sonuna kadar
10 bin küsür TEKEL işçisi müracaat etmek suretiyle 4-C'den istifade edecektir.
İlköğretim mezunlarını 772 lira, lise mezunları 856 lira, üniversite mezunları da
938 olmak üzere maaşlarını alacaktır. Ha bundan sonra artış olacak mı? Tabii
olacak.

Ama biz bu defa ne yaptık? Geçen hafta Perşembe günü kendileriyle
görüştük. Bakan arkadaşlarım yanımdaydı. Baktık ki orada sadece bir kıdem
tazminatı noktasında sıkıntıları var, bir iki konu daha söylediler. Dedim ki
'bakın şimdi biz kıdem tazminatlarının devamı noktasında eğer yasal bir mani
yoksa bunun üzerinde arkadaşlarım çalışsın. Ama yasal mani varsa, biz şu anda
kıdem ve ihbar tazminatlarınızı vereceğiz ama yeni bir süreci başlattığımız için
yeni süreci kıdem tazminatı alacak şekilde düzenleyeceğiz.' Bunu da artı olarak
şimdi ayrıca getiriyoruz. Allah, Allah... Dün geldiler şimdi tekrar 'istemezük,
biz bunu da kabul etmiyoruz.' Kusura bakmayın. Biz yapılması gerekenin azamisini,
fazlasıyla yaptık.''(13:31)

NOT: Haberin devamını ilgili dökümanlarda bulabilirsiniz.