2011-01-25 - 15:19
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, Doğu ve Güneydoğu'da
''bunlar Hizbullah ile görüşüyorlar, beraber gidiyorlar'' dediği için Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın ''esip götürdüğünü'' ifade etti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, küfürle
bir yere gidilemeyeceğini belirterek, ''Ne kadar küfür edersen et Sayın Erdoğan,
senin maskeni indireceğim'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, Doğu ve Güneydoğu'da
''bunlar Hizbullah ile görüşüyorlar, beraber gidiyorlar'' dediği için Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın ''esip götürdüğünü'' ifade etti.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Kendi şahsına yakışır, kendi üslubuna yakışır, kendi aile terbiyesine
yakışır, anne ve babasını tenzih ediyorum, bir üslupla bana yanıt vermeye kalktı.
Ben sakinliğimi bozmadım. Eskişehir'den kısa yanıt gönderdim. Sayın Başbakan'ın
ruh halini beğenmiyorum, en kısa zamanda bir doktora gitsin, dedim. Küfürle bir
yere gidilmez. İnançlı adam küfür eder mi? İnançlı geçiniyor. Müslüman adam küfür
eder mi? Müslüman geçiniyor. Ahlaklı adam küfür eder mi? Ahlaklı geçiniyor. Sayın
Başbakan'a soruyorum? Senin milletvekillerin Batman'da ve Van'da Hizbullah
derneğine gittiler mi gitmediler mi? Soruyorum, cevap versin? Niye gittiler?
Polis şimdi o gidilen dernekleri basıyor, acaba kaçakları bulabilir miyiz, diye.
O kaçakları kim bıraktı? Kim takip etmedi, kim kol kanat gerdi? Şimdi kalkacak
yine küfürler edecek. Ne kadar küfür ederse hiç itiraz etmeyeceğiz. Bu millet
kimin doğruyu söyleyip söylemediğini gayet iyi biliyor. Bir şey daha... Başbakan,
Hizbullah'a niye terör örgütü demiyor? Yani domuz bağıyla masum insanları
öldürmek, bodruma gömmek, üstünde de yemek yemek, hangi inançta, hangi ahlakta,
hangi dinde var? Eğer bu terörse niye terör örgütü demiyorsun? Önündeki engel ne?
Kalkmış küfrediyor. Çünkü, maskesini indirdim. Ne kadar küfür edersen et Sayın
Erdoğan ben senin maskeni indireceğim, senin gerçek yüzünü millete
göstereceğim.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AK
Parti'nin, ''bereketsiz bir parti'' olduğunu ifade ederek, ''Vatandaş, sandığa
giderken, bunların bereket getirip getirmediğini de iyi düşünmeli'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, hafta sonu Erzurum ve
Denizli'de yaptığı temaslara değindi, dün öldürülüşünün 18. yılı olan
gazeteci-yazar Uğur Mumcu'yu andı.
Mumcu'yu vuran karanlık ellerin, henüz aydınlığa çıkmadığını ifade eden
Kılıçdaroğlu, tetikçilerin değil o tetikçilere tetiği kimin çektirdiğinin önemli
olduğunu belirtti. Kılıçdaroğlu, devletin ''namus sözü'' verdiğini ancak aradan
geçen 18 yıla rağmen devletin verdiği sözü tutmadığını söyledi.
Uğur Mumcu'yu ''düşünce adamı, gazeteci, yürekli insan'' diye
nitelendiren Kılıçdaroğlu, Mumcu'nun, araştırıp, soruşturup, konunun arka
planını, tarihsel derinliğini düşünerek, okuyucunun önüne kısa, etkili bir yazı
koyduğunu anlattı.
Kılıçdaroğlu, Mumcu'nun, etkili, yürekli, toplumu aydınlığa çıkarmak için
uğraşan kalem olduğu için vurulduğunu dile getirerek, ''Biz ona karşı
yükümlülüğümüzü henüz yerine getirmiş değiliz. O, halkın adamıydı, halkın temiz
duygularını, din duygularını sömürenlerin, Atatürkçü geçinip Atatürkçü olmayan,
sahte Atatürkçülerin maskelerini çıkardı. Etnik kimlik siyaseti yapıp, insanları
sömürenlerin kimliklerini ortaya çıkardı'' diye konuştu.
Mumcu'nun, medyada yeni bir çığır açtığını, araştırmacı gazetecilik
deyimini gündeme getirdiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, Mumcu'nun gücünü; öz
güveninden, kararlılığından, bilgisinden ve birikiminden aldığını anlattı.
Kılıçdaroğlu, ''Bütün bunları dile getirirken bir arkadaşı vardı; kalemi. Ve onun
kalemi susturuldu. Arkasından ağıt yaktık, 'kalemim düştü yere' diye onun
sesinden, bizim dillendirdiğimiz ezgiler. O kalem halen yerde. O kalemi alıp,
bayraklaştırmak hepimizin görevi. Mumcu'yu sevenlere, onun yanında olanlara, onun
düşüncesini yüceltenlere selam olsun'' dedi.
Kılıçdaroğlu, geçen hafta Erzurum, Denizli ve Eskişehir'deki temaslarına
değindi. Erzurum'un, CHP'nin en az oy aldığı ve uzun yıllardır milletvekili
çıkaramadığı illerden biri olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, Genel Başkan olarak
Erzurum'a biri referandum sürecinde olmak üzere iki kez gittiğini anlattı.
Kılıçdaroğlu, ilk gidişinde CHP otobüsünün ana caddelerden geçişinde, el
kaldıranların sayısının çok az olduğunu, kaldıranların da tereddüt ettiğini, son
gidişinde ise ciddi bir kıpırdanma gördüğünü, çok sayıda vatandaşın sıcak
ilgisiyle karşılaştığını anlattı. Kılıçdaroğlu, Erzurumlulara, konukseverlikleri
dolayısıyla teşekkür etti.
Kemal Kılıçdaroğlu, vatandaşlar ile görüşmesinde ''8 yıldır TBMM
kürsüsüne çıkıp 'Erzurum'un şu derdi var, çözülmeli' diyen bir AKP'li çıkmadı.
Dertlerinizi, parlamentoda gündeme getiren CHP'dir. Artık ayrışmayacağız, bir
araya gelmemiz, birlikte düşünmemiz, ülkenin sorunlarının çözümünde kenetlenmemiz
lazım'' dediğini aktardı.
AK Parti'nin, Erzurum'a ''büyük bir hizmet götürerek'', icra dairesi
sayısını 2'den 5'e çıkardığını, neredeyse her 3 Erzurumlu'dan birinin icra
dairesinde işinin olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''AKP'nin Erzurum'a bakış açısı bu. Erzurum göç veriyor. Herkes
hayatından mutluysa, niye orayı terk edip, İstanbul, Ankara, İzmir'in varoşlarına
gidip hayata tutunmaya çalışayım? Bunu, 8 yıldır ülkeyi yönetenler yaptı.
'Türkiye'de her şey yolunda, 2023'de Türkiye şöyle olacak...' Dilin kemiği yok
ya, 2100'de şöyle olacak de. Şimdi gel, Erzurumlu'nun haline bak.
Uçaktan inerken siyah bir bulut görüyorsunuz; o bulut Erzurum'a dağıtılan
kalitesiz kömür. Erzurumlu çocuklarımız, gençlerimiz zehirleniyor. Niye Erzurum'a
kalitesiz kömür dağıtılıyor? 'Doğalgaz yok mu?' diye sorduğunda, olduğunu
söylediler. Kömürü yoksul ailelere veriyorlar, o aileler de doğalgaz var, niye
kömür yerine bedava doğalgaz vermiyorlar? Kullanmadığımız doğalgazın bedeli
olarak İran'a 1 milyar 600 milyon dolar ödediler, kendi vatandaşımıza o gazı
kullandırtmadık, kalitesiz kömür verdi. Bunun siyasetteki yeri, Başbakan'ın
deyimiyle söyleyeyim, densizliktir. O kalitesiz kömürü dağıtırken bir de
yolsuzluk yaptılar.
Torba kanun tasarısına eklenen bir maddeyle TKİ, bu kömürleri alırken
İhale Yasası'nın dışında kalacak. Ankara Cumhuriyet Savcılığında o yolsuzluk
dosyası 1 yıldan fazla bekliyor, dava bile açılmadı, bu yasal düzenlemeyle ondan
kurtulmak istiyorlar. Hani yolsuzluklara karşıydın, yolsuzluklarla mücadele için
iktidara geldin, hani kul hakkını savunuyordun. Kul hakkını savunmayı bıraktılar,
kul hakkı yemeye başladılar. Vicdan isyan eder noktaya geldi, yolsuzluğu
içselleştiren bir parti görünüme geldiler.''
Erzurum'da yapılacak 25. Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları'na işaret
eden Kılıçdaroğlu, Erzurum'da caddede gezerken bir taksicinin yanına gelip,
''Buradan bir yolcuyu Palandöken'e götürmem yasak. İhaleyi Erzurum dışından bir
firma aldı. Taksi şoförleri mağdur oldu'' diye şikayet ettiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, vatandaşa, esnafa, ''Bu olimpiyatlar nedeniyle geliriniz
arttı mı?'' diye sorduğunu, ''Hiç haberimiz yok'' yanıtını aldığını anlattı.
Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bunu düşünmesi gerektiğini ifade
etti.
Esnaf odalarını ziyaretinde, ''Bunlar bereketsiz, kar bile yağmıyor''
dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın bu söze alındığını kaydetti.
Kılıçdaroğlu, sözlerini, ''Bütün içtenliğimle, inanarak söylüyorum; Adalet ve
Kalkınma Partisi, bereketsiz bir partidir. İnanarak söylüyorum, vicdanı rahat
olarak söylüyorum, bu ülkede emekliye bir şey düşmüyorsa, sanayiciye bir şey
gitmiyorsa, çiftçi halinden memnun değilse, esnaf ve sanatkar siftah yapamama
noktasına gelmiş, şikayet ediyorsa, bu parti bereketsiz bir partidir. Bu partinin
bereketi hortumculardır, bunun için 'bereketsiz' diyoruz. Bereketin olduğu yerde
herkes hayatından memnun olmaz mı? Vatandaş, sandığa giderken bunların bereket
getirip getirmediğini de iyi düşünmeleri gerekir'' diye sürdürdü.
Kılıçdaroğlu, Denizli'de de icra dairesi sayısının 4'ten 9'a çıktığını
belirterek, ''Bereketli olduğu alan orasıdır'' dedi. Gittiği illerde, ticaret,
sanayi, esnaf odalarını, meslek kuruluşlarını ziyaret ettiğini anlatan
Kılıçdaroğlu, vatandaşlara, ''CHP hakkında hangi kaygılarınız, kuşkularınız varsa
bize sorun'' dediğini, soru sormada hiçbir kısıtlama getirmediklerini dile
getirdi.
Erdoğan'ın, bir vatandaşın, Denizli Ticaret Odasındaki toplantıda 1
trilyonluk yolsuzluğu sorduğunu, kendisinin ise cevap veremediğini söylediğini
anlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''Keşke Başbakan, orada olsaydı. Al o bandı, kendi evinde izle, nasıl
yanıt vermişim. İzleyemez, izlerse utanır. Bu vatandaşın sorduğu sorular, AKP'ye
sorulsaydı kıyamet kopacaktı. Herkes soru soracak, bırakın arzu ettiklerini
sorsun. Çünkü bizim alınız ak, başımız dik, verilmeyecek hesabımız yok.
Sorularını özgürce sordu. Aynı sorular, Başbakan'a sorulsaydı, Başbakan nasıl
yanıt verirdi, onun kullandığı ifadelerden çıkardım; ajan, provokatör, ajan
provokatör, densiz, ahlaksız, kendini bilmez, şerefsiz, alçak... Ama ben bu
vatandaşıma, 'özgürce soru sorabilirsin, hiç çekinme, korkma. Bana sorularını
soracaksın, beni de dinleyeceksin' dedim. AKP ile aramızdaki fark bu. Siyah ile
beyaz, gece ile gündüz kadar, belirgin bir farkımız var.
Olayın bir başka yönü şu; Elazığ Belediyesindeki yolsuzluk olayları, AK
Parti'den temiz, mütedeyyin, düzgün, ahlaklı bir adam, yolsuzluklara tahammül
edemiyor, itiraz ediyor, itirazlar yazıyor, açıklamalar yapıyor. Sen misin yapan;
dövülüyor, hastaneye kaldırılıyor. Bize her türlü soru sorulur, cevabını veririz.
Başbakan'a sesleniyorum, senin partindeki o düzgün adamı çağır Ankara'ya, bu
Elazığ'da neler oluyor, dinle, kararını ver. Çağırıp dinlemezse 'Elazığ'daki
yolsuzlukların ortağı Erdoğan'dır' diyeceğim.
56 ay için 6 tane pikap kiralanıyor. Bunları satın alırsanız 40 bin lira.
56 ay için pikap başına ödenen ise 1 milyon 400 bin lira. Satın almıyor, kimden
kiralıyor, nasıl ödeniyor? Başbakan, bana kaynak soruyordu, sen buna niye
bakmıyorsun, devletin kaynakları çarçur edilirken, sen hangi gerekçesiyle bana
dönüp kaynak soruyorsun? Sen bu devletin kaynaklarını yiyenlere arka çıkıyorsun.
Bu Belediye Başkanı hakkında soruşturma istendi, ahlaklı, güzel Bakan izin
vermedi.''
Kayseri'deki yolsuzluk iddialarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan
Kılıçdaroğlu, savcının yapması gerekenleri, kendilerinin yaptığını söyledi.
Bunun, adliye için, hukuk adına bir ayıp olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu,
hukukun görevini, anamuhafeletin yaptığını belirtti.
Kılıçdaroğlu, ''Senin o zaman görevin ne? Ne yaparlarsa yapsınlar sonuna
kadar takip edeceğiz. Adamın el defteri var, kimden ne kadar rüşvet aldığını
yazıyor. Sen bu el defterini görmüyor musun, yoksa birileri 'görme' diye talimat
mı verdi? Sen hukuk adamısın, sen dosyayı kapattıktan sonra eşini orada işe
başlatan adamsın, o koltukta oturamazsın artık'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, kul hakkı yiyenlerin takipçisi olacaklarını, tüyü bitmemiş
yetimin hakkını CHP'nin soracağını, bunun namus görevleri olduğunu dile
getirerek, ''Biz onların yaptığı gibi din-iman edebiyatı yapıp, öbür taraftan
malı götüren değiliz. Düzgün, ahlaklı insanlarız'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adalet ve
Kalkınma Partisinin ''düşünceleriyle marjinal bir parti olduğunu'' öne sürdü.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, AK Parti'den istifa eden
Antalya Yusuf Ziya İrbeç'in istifasını değerlendirdi.
İrbeç'in istifa gerekçelerini anımsatan Kılıçdaroğlu, ''Önceki Genel
Başkanımız Sayın Baykal 'AKP bölücü bir partidir, Erdoğan da bölücüdür' demişti.
Şimdi bunu kim söylüyor? Adalet ve Kalkınma Partisi içinden bir milletvekili
söylüyor'' dedi.
''AKP'nin toplumu ayrıştırdığının artık bilinen bir gerçek olduğu''
görüşünü dile getiren Kılıçdaroğlu, ''Eğer ülkenin işçisi, çiftçisi, sanayicisi,
esnafı toplumu kaynaştırmaktan yanaysa güveneceği bir adres var: O da CHP'dir.
Halktan destek istiyoruz. Destek verin, güç verin Türkiye'yi aydınlığa
çıkaracağız. Bu konuda kararlıyız'' diye konuştu.
Ülkenin terörden çok çektiğini belirten Kılıçdaroğlu, teröre her yerde
karşı çıktıklarını vurguladı. Teröre herkesin ortak tepki vermesi gerektiğini
kaydeden Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''30 yıldır terörle mücadele ediyoruz. AKP iktidarı ile beraber komşumuzu
sorgulamaya başladık. Bu ayrışmayı kim yaptı? Adalet ve Kalkınma Partisi. Biz
teröristlerle el elesiniz dediğimiz zaman şerefsizsiniz diyorlardı. Sonra İmralı
ile görüşmeler yaptılar. Efendim biz görüşmüyoruz... Kim görüşüyor? Devlet
görüşüyor. Sen kimsin? Adam başbakan olduğunun farkında değil. Farkında da
milleti kandıracağını sanıyor.'' .
Kılıçdaroğlu, ''AKP'nin bilinen anlamda normal, demokrasiyi
içselleştirmiş bir siyasi parti olmadığını'' öne sürerek, şöyle devam etti:
''Demokrasiye, özgürlüklere karşı bir parti AKP. AKP, demokrasi
bahçesinde yetişip demokrasiyi yok etmeye çalışan bir siyasal partidir. İnsan
haklarına karşı bir siyasal partidir. Söyleyeceği sözün zamanını, yapacağı
eylemin zeminini bulup konuşan bir partidir. Herşeyi zamanlamaya bırakıp,
taktiklerle gidip, demokrasiyi kilitleyen, yok etmeye çalışan bir partidir.
Düşünce özgürlüğünün olmadığı bir partidir. AKP'de bir milletvekilinin farklı
görüş dile getirmesi söz konusu olamaz. O açıdan, AKP marjinal bir partidir,
düşünceleriyle marjinal bir partidir. Demokrasiyi kullanan ama demokrasiyi yok
etmek için kullanan bir siyasal partidir. Yasama organının ele geçirdiler. Çünkü,
yasama organının iradesini belirleyen Sayın Başbakandır. Meclis Başkanına
müdahale edip 'sustur' diyen kişi Başbakandır. Meclisin toplanma tarihini
belirleyen Başbakandır. Böyle bir yetkisi yok Başbakanın. Çünkü, AKP güçler
ayrılığı ilkesine inanan bir parti değildir. Güclerin tekliğine inanan bir
partidir. Geldiğimiz noktada önemli bir barajı daha aşmak istiyorlar, demokraside
önemli bir barajı daha yok etmek istiyorlar, güçler dengesi ilkesini yok etmek
istiyorlar. Yani, yargıyı ele geçirmek istiyorlar? Yargı ele geçirilirse ne olur?
Kayseri'deki olay olur. Oturulur, mutfakta karar verilir, iş kapatılır, yargıya
havale edilir ve orada da kapatılır. Yani karar alma süreci yargının değil,
siyasi otoritenin olur. Siyasi otorite karar verir, yargı da onay verir. Yargıyı
bu noktaya getirmek istiyorlar. Bu, cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığımız en
büyük tehlikedir.''
Yargının siyasallaşmasının toplumda adalet duygusunda çok ciddi yara
açacağını belirten Kılıçdaroğlu, ''Bu tuzun kokması demektir'' dedi.
Bir ara ''Yargıtay'ın ele geçirilmek istendiğini'', bunun için
Yargıtay'ın üye sayısını düşüren yasa tasarısı verildiğini, şimdi üye sayısının
artırılması için tasarı hazırlandığını kaydeden Kılıçdaroğlu, ''Dün zemin
farklıydı, bugün zemin farklı. Değişmeyen ne? Amaç. Yargıyı nasıl ele
geçiririm... Değişmeyen amaç bir amaç üzerine renk değiştirerek, söylem
değiştirerek yargıyı ele geçirme planları yapıyorlar'' görüşünü dile getirdi.
Kayseri'de dosyanın kapatıldığını, bunun siyasal kararın bir örneği
olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, ikincisinin de Silivri olduğunu kaydetti.
Kılıçdaroğlu, ''Tarafsızlığı olmadığı için tazminata mahkum edilen bir
yargıç, 'ben o görevde kalacağım' diyor. Siyasal iktidar da 'biz sizi o görevde
tutacağız' diyor. Onurlu bir yargıç, yargıya saygı duyan bir yargıç, yargının
saygınlığını korumak isteyen bir yargıç onurluysa o görevde kalmaz, ayrılır,
ayrılmak zorundadır'' dedi.
Siyasi iradenin karar verdiği, yargının da bunu onayladığı sürecin
başlamak üzere olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, bunun demokrasi ve cumhuriyetin
önündeki ciddi tehlikelerden biri olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, yargının sorunları kullanılarak yargının ele geçirilmek
istendiğini savunarak, ''Bu ahlakla bağdaşmaz'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, güvenlik güçlerinin her yerde terörle
mücadele ettiğini belirterek, ''Hiç kimse güvenlik güçlerimize 'silahları
bırakın' diyemez. Silah onların namusudur. Adı silahlı kuvvetler zaten. O silah,
demokrasi, özgürlükler, yurttaşların güvenliği için kullanılır, teröre karşı
kullanılır, birilerine baskı için kullanılmaz. O nedenle şehit veren, gazi olan
silahlı kuvvetlerimize, emniyet güçlerimizin tamamına geçmişte verdikleri
hizmetler için şükranlarımızı sunuyoruz'' diye konuştu.
(15.19)
bir yere gidilemeyeceğini belirterek, ''Ne kadar küfür edersen et Sayın Erdoğan,
senin maskeni indireceğim'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, Doğu ve Güneydoğu'da
''bunlar Hizbullah ile görüşüyorlar, beraber gidiyorlar'' dediği için Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın ''esip götürdüğünü'' ifade etti.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Kendi şahsına yakışır, kendi üslubuna yakışır, kendi aile terbiyesine
yakışır, anne ve babasını tenzih ediyorum, bir üslupla bana yanıt vermeye kalktı.
Ben sakinliğimi bozmadım. Eskişehir'den kısa yanıt gönderdim. Sayın Başbakan'ın
ruh halini beğenmiyorum, en kısa zamanda bir doktora gitsin, dedim. Küfürle bir
yere gidilmez. İnançlı adam küfür eder mi? İnançlı geçiniyor. Müslüman adam küfür
eder mi? Müslüman geçiniyor. Ahlaklı adam küfür eder mi? Ahlaklı geçiniyor. Sayın
Başbakan'a soruyorum? Senin milletvekillerin Batman'da ve Van'da Hizbullah
derneğine gittiler mi gitmediler mi? Soruyorum, cevap versin? Niye gittiler?
Polis şimdi o gidilen dernekleri basıyor, acaba kaçakları bulabilir miyiz, diye.
O kaçakları kim bıraktı? Kim takip etmedi, kim kol kanat gerdi? Şimdi kalkacak
yine küfürler edecek. Ne kadar küfür ederse hiç itiraz etmeyeceğiz. Bu millet
kimin doğruyu söyleyip söylemediğini gayet iyi biliyor. Bir şey daha... Başbakan,
Hizbullah'a niye terör örgütü demiyor? Yani domuz bağıyla masum insanları
öldürmek, bodruma gömmek, üstünde de yemek yemek, hangi inançta, hangi ahlakta,
hangi dinde var? Eğer bu terörse niye terör örgütü demiyorsun? Önündeki engel ne?
Kalkmış küfrediyor. Çünkü, maskesini indirdim. Ne kadar küfür edersen et Sayın
Erdoğan ben senin maskeni indireceğim, senin gerçek yüzünü millete
göstereceğim.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AK
Parti'nin, ''bereketsiz bir parti'' olduğunu ifade ederek, ''Vatandaş, sandığa
giderken, bunların bereket getirip getirmediğini de iyi düşünmeli'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, hafta sonu Erzurum ve
Denizli'de yaptığı temaslara değindi, dün öldürülüşünün 18. yılı olan
gazeteci-yazar Uğur Mumcu'yu andı.
Mumcu'yu vuran karanlık ellerin, henüz aydınlığa çıkmadığını ifade eden
Kılıçdaroğlu, tetikçilerin değil o tetikçilere tetiği kimin çektirdiğinin önemli
olduğunu belirtti. Kılıçdaroğlu, devletin ''namus sözü'' verdiğini ancak aradan
geçen 18 yıla rağmen devletin verdiği sözü tutmadığını söyledi.
Uğur Mumcu'yu ''düşünce adamı, gazeteci, yürekli insan'' diye
nitelendiren Kılıçdaroğlu, Mumcu'nun, araştırıp, soruşturup, konunun arka
planını, tarihsel derinliğini düşünerek, okuyucunun önüne kısa, etkili bir yazı
koyduğunu anlattı.
Kılıçdaroğlu, Mumcu'nun, etkili, yürekli, toplumu aydınlığa çıkarmak için
uğraşan kalem olduğu için vurulduğunu dile getirerek, ''Biz ona karşı
yükümlülüğümüzü henüz yerine getirmiş değiliz. O, halkın adamıydı, halkın temiz
duygularını, din duygularını sömürenlerin, Atatürkçü geçinip Atatürkçü olmayan,
sahte Atatürkçülerin maskelerini çıkardı. Etnik kimlik siyaseti yapıp, insanları
sömürenlerin kimliklerini ortaya çıkardı'' diye konuştu.
Mumcu'nun, medyada yeni bir çığır açtığını, araştırmacı gazetecilik
deyimini gündeme getirdiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, Mumcu'nun gücünü; öz
güveninden, kararlılığından, bilgisinden ve birikiminden aldığını anlattı.
Kılıçdaroğlu, ''Bütün bunları dile getirirken bir arkadaşı vardı; kalemi. Ve onun
kalemi susturuldu. Arkasından ağıt yaktık, 'kalemim düştü yere' diye onun
sesinden, bizim dillendirdiğimiz ezgiler. O kalem halen yerde. O kalemi alıp,
bayraklaştırmak hepimizin görevi. Mumcu'yu sevenlere, onun yanında olanlara, onun
düşüncesini yüceltenlere selam olsun'' dedi.
Kılıçdaroğlu, geçen hafta Erzurum, Denizli ve Eskişehir'deki temaslarına
değindi. Erzurum'un, CHP'nin en az oy aldığı ve uzun yıllardır milletvekili
çıkaramadığı illerden biri olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, Genel Başkan olarak
Erzurum'a biri referandum sürecinde olmak üzere iki kez gittiğini anlattı.
Kılıçdaroğlu, ilk gidişinde CHP otobüsünün ana caddelerden geçişinde, el
kaldıranların sayısının çok az olduğunu, kaldıranların da tereddüt ettiğini, son
gidişinde ise ciddi bir kıpırdanma gördüğünü, çok sayıda vatandaşın sıcak
ilgisiyle karşılaştığını anlattı. Kılıçdaroğlu, Erzurumlulara, konukseverlikleri
dolayısıyla teşekkür etti.
Kemal Kılıçdaroğlu, vatandaşlar ile görüşmesinde ''8 yıldır TBMM
kürsüsüne çıkıp 'Erzurum'un şu derdi var, çözülmeli' diyen bir AKP'li çıkmadı.
Dertlerinizi, parlamentoda gündeme getiren CHP'dir. Artık ayrışmayacağız, bir
araya gelmemiz, birlikte düşünmemiz, ülkenin sorunlarının çözümünde kenetlenmemiz
lazım'' dediğini aktardı.
AK Parti'nin, Erzurum'a ''büyük bir hizmet götürerek'', icra dairesi
sayısını 2'den 5'e çıkardığını, neredeyse her 3 Erzurumlu'dan birinin icra
dairesinde işinin olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''AKP'nin Erzurum'a bakış açısı bu. Erzurum göç veriyor. Herkes
hayatından mutluysa, niye orayı terk edip, İstanbul, Ankara, İzmir'in varoşlarına
gidip hayata tutunmaya çalışayım? Bunu, 8 yıldır ülkeyi yönetenler yaptı.
'Türkiye'de her şey yolunda, 2023'de Türkiye şöyle olacak...' Dilin kemiği yok
ya, 2100'de şöyle olacak de. Şimdi gel, Erzurumlu'nun haline bak.
Uçaktan inerken siyah bir bulut görüyorsunuz; o bulut Erzurum'a dağıtılan
kalitesiz kömür. Erzurumlu çocuklarımız, gençlerimiz zehirleniyor. Niye Erzurum'a
kalitesiz kömür dağıtılıyor? 'Doğalgaz yok mu?' diye sorduğunda, olduğunu
söylediler. Kömürü yoksul ailelere veriyorlar, o aileler de doğalgaz var, niye
kömür yerine bedava doğalgaz vermiyorlar? Kullanmadığımız doğalgazın bedeli
olarak İran'a 1 milyar 600 milyon dolar ödediler, kendi vatandaşımıza o gazı
kullandırtmadık, kalitesiz kömür verdi. Bunun siyasetteki yeri, Başbakan'ın
deyimiyle söyleyeyim, densizliktir. O kalitesiz kömürü dağıtırken bir de
yolsuzluk yaptılar.
Torba kanun tasarısına eklenen bir maddeyle TKİ, bu kömürleri alırken
İhale Yasası'nın dışında kalacak. Ankara Cumhuriyet Savcılığında o yolsuzluk
dosyası 1 yıldan fazla bekliyor, dava bile açılmadı, bu yasal düzenlemeyle ondan
kurtulmak istiyorlar. Hani yolsuzluklara karşıydın, yolsuzluklarla mücadele için
iktidara geldin, hani kul hakkını savunuyordun. Kul hakkını savunmayı bıraktılar,
kul hakkı yemeye başladılar. Vicdan isyan eder noktaya geldi, yolsuzluğu
içselleştiren bir parti görünüme geldiler.''
Erzurum'da yapılacak 25. Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları'na işaret
eden Kılıçdaroğlu, Erzurum'da caddede gezerken bir taksicinin yanına gelip,
''Buradan bir yolcuyu Palandöken'e götürmem yasak. İhaleyi Erzurum dışından bir
firma aldı. Taksi şoförleri mağdur oldu'' diye şikayet ettiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, vatandaşa, esnafa, ''Bu olimpiyatlar nedeniyle geliriniz
arttı mı?'' diye sorduğunu, ''Hiç haberimiz yok'' yanıtını aldığını anlattı.
Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bunu düşünmesi gerektiğini ifade
etti.
Esnaf odalarını ziyaretinde, ''Bunlar bereketsiz, kar bile yağmıyor''
dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın bu söze alındığını kaydetti.
Kılıçdaroğlu, sözlerini, ''Bütün içtenliğimle, inanarak söylüyorum; Adalet ve
Kalkınma Partisi, bereketsiz bir partidir. İnanarak söylüyorum, vicdanı rahat
olarak söylüyorum, bu ülkede emekliye bir şey düşmüyorsa, sanayiciye bir şey
gitmiyorsa, çiftçi halinden memnun değilse, esnaf ve sanatkar siftah yapamama
noktasına gelmiş, şikayet ediyorsa, bu parti bereketsiz bir partidir. Bu partinin
bereketi hortumculardır, bunun için 'bereketsiz' diyoruz. Bereketin olduğu yerde
herkes hayatından memnun olmaz mı? Vatandaş, sandığa giderken bunların bereket
getirip getirmediğini de iyi düşünmeleri gerekir'' diye sürdürdü.
Kılıçdaroğlu, Denizli'de de icra dairesi sayısının 4'ten 9'a çıktığını
belirterek, ''Bereketli olduğu alan orasıdır'' dedi. Gittiği illerde, ticaret,
sanayi, esnaf odalarını, meslek kuruluşlarını ziyaret ettiğini anlatan
Kılıçdaroğlu, vatandaşlara, ''CHP hakkında hangi kaygılarınız, kuşkularınız varsa
bize sorun'' dediğini, soru sormada hiçbir kısıtlama getirmediklerini dile
getirdi.
Erdoğan'ın, bir vatandaşın, Denizli Ticaret Odasındaki toplantıda 1
trilyonluk yolsuzluğu sorduğunu, kendisinin ise cevap veremediğini söylediğini
anlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''Keşke Başbakan, orada olsaydı. Al o bandı, kendi evinde izle, nasıl
yanıt vermişim. İzleyemez, izlerse utanır. Bu vatandaşın sorduğu sorular, AKP'ye
sorulsaydı kıyamet kopacaktı. Herkes soru soracak, bırakın arzu ettiklerini
sorsun. Çünkü bizim alınız ak, başımız dik, verilmeyecek hesabımız yok.
Sorularını özgürce sordu. Aynı sorular, Başbakan'a sorulsaydı, Başbakan nasıl
yanıt verirdi, onun kullandığı ifadelerden çıkardım; ajan, provokatör, ajan
provokatör, densiz, ahlaksız, kendini bilmez, şerefsiz, alçak... Ama ben bu
vatandaşıma, 'özgürce soru sorabilirsin, hiç çekinme, korkma. Bana sorularını
soracaksın, beni de dinleyeceksin' dedim. AKP ile aramızdaki fark bu. Siyah ile
beyaz, gece ile gündüz kadar, belirgin bir farkımız var.
Olayın bir başka yönü şu; Elazığ Belediyesindeki yolsuzluk olayları, AK
Parti'den temiz, mütedeyyin, düzgün, ahlaklı bir adam, yolsuzluklara tahammül
edemiyor, itiraz ediyor, itirazlar yazıyor, açıklamalar yapıyor. Sen misin yapan;
dövülüyor, hastaneye kaldırılıyor. Bize her türlü soru sorulur, cevabını veririz.
Başbakan'a sesleniyorum, senin partindeki o düzgün adamı çağır Ankara'ya, bu
Elazığ'da neler oluyor, dinle, kararını ver. Çağırıp dinlemezse 'Elazığ'daki
yolsuzlukların ortağı Erdoğan'dır' diyeceğim.
56 ay için 6 tane pikap kiralanıyor. Bunları satın alırsanız 40 bin lira.
56 ay için pikap başına ödenen ise 1 milyon 400 bin lira. Satın almıyor, kimden
kiralıyor, nasıl ödeniyor? Başbakan, bana kaynak soruyordu, sen buna niye
bakmıyorsun, devletin kaynakları çarçur edilirken, sen hangi gerekçesiyle bana
dönüp kaynak soruyorsun? Sen bu devletin kaynaklarını yiyenlere arka çıkıyorsun.
Bu Belediye Başkanı hakkında soruşturma istendi, ahlaklı, güzel Bakan izin
vermedi.''
Kayseri'deki yolsuzluk iddialarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan
Kılıçdaroğlu, savcının yapması gerekenleri, kendilerinin yaptığını söyledi.
Bunun, adliye için, hukuk adına bir ayıp olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu,
hukukun görevini, anamuhafeletin yaptığını belirtti.
Kılıçdaroğlu, ''Senin o zaman görevin ne? Ne yaparlarsa yapsınlar sonuna
kadar takip edeceğiz. Adamın el defteri var, kimden ne kadar rüşvet aldığını
yazıyor. Sen bu el defterini görmüyor musun, yoksa birileri 'görme' diye talimat
mı verdi? Sen hukuk adamısın, sen dosyayı kapattıktan sonra eşini orada işe
başlatan adamsın, o koltukta oturamazsın artık'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, kul hakkı yiyenlerin takipçisi olacaklarını, tüyü bitmemiş
yetimin hakkını CHP'nin soracağını, bunun namus görevleri olduğunu dile
getirerek, ''Biz onların yaptığı gibi din-iman edebiyatı yapıp, öbür taraftan
malı götüren değiliz. Düzgün, ahlaklı insanlarız'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adalet ve
Kalkınma Partisinin ''düşünceleriyle marjinal bir parti olduğunu'' öne sürdü.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, AK Parti'den istifa eden
Antalya Yusuf Ziya İrbeç'in istifasını değerlendirdi.
İrbeç'in istifa gerekçelerini anımsatan Kılıçdaroğlu, ''Önceki Genel
Başkanımız Sayın Baykal 'AKP bölücü bir partidir, Erdoğan da bölücüdür' demişti.
Şimdi bunu kim söylüyor? Adalet ve Kalkınma Partisi içinden bir milletvekili
söylüyor'' dedi.
''AKP'nin toplumu ayrıştırdığının artık bilinen bir gerçek olduğu''
görüşünü dile getiren Kılıçdaroğlu, ''Eğer ülkenin işçisi, çiftçisi, sanayicisi,
esnafı toplumu kaynaştırmaktan yanaysa güveneceği bir adres var: O da CHP'dir.
Halktan destek istiyoruz. Destek verin, güç verin Türkiye'yi aydınlığa
çıkaracağız. Bu konuda kararlıyız'' diye konuştu.
Ülkenin terörden çok çektiğini belirten Kılıçdaroğlu, teröre her yerde
karşı çıktıklarını vurguladı. Teröre herkesin ortak tepki vermesi gerektiğini
kaydeden Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''30 yıldır terörle mücadele ediyoruz. AKP iktidarı ile beraber komşumuzu
sorgulamaya başladık. Bu ayrışmayı kim yaptı? Adalet ve Kalkınma Partisi. Biz
teröristlerle el elesiniz dediğimiz zaman şerefsizsiniz diyorlardı. Sonra İmralı
ile görüşmeler yaptılar. Efendim biz görüşmüyoruz... Kim görüşüyor? Devlet
görüşüyor. Sen kimsin? Adam başbakan olduğunun farkında değil. Farkında da
milleti kandıracağını sanıyor.'' .
Kılıçdaroğlu, ''AKP'nin bilinen anlamda normal, demokrasiyi
içselleştirmiş bir siyasi parti olmadığını'' öne sürerek, şöyle devam etti:
''Demokrasiye, özgürlüklere karşı bir parti AKP. AKP, demokrasi
bahçesinde yetişip demokrasiyi yok etmeye çalışan bir siyasal partidir. İnsan
haklarına karşı bir siyasal partidir. Söyleyeceği sözün zamanını, yapacağı
eylemin zeminini bulup konuşan bir partidir. Herşeyi zamanlamaya bırakıp,
taktiklerle gidip, demokrasiyi kilitleyen, yok etmeye çalışan bir partidir.
Düşünce özgürlüğünün olmadığı bir partidir. AKP'de bir milletvekilinin farklı
görüş dile getirmesi söz konusu olamaz. O açıdan, AKP marjinal bir partidir,
düşünceleriyle marjinal bir partidir. Demokrasiyi kullanan ama demokrasiyi yok
etmek için kullanan bir siyasal partidir. Yasama organının ele geçirdiler. Çünkü,
yasama organının iradesini belirleyen Sayın Başbakandır. Meclis Başkanına
müdahale edip 'sustur' diyen kişi Başbakandır. Meclisin toplanma tarihini
belirleyen Başbakandır. Böyle bir yetkisi yok Başbakanın. Çünkü, AKP güçler
ayrılığı ilkesine inanan bir parti değildir. Güclerin tekliğine inanan bir
partidir. Geldiğimiz noktada önemli bir barajı daha aşmak istiyorlar, demokraside
önemli bir barajı daha yok etmek istiyorlar, güçler dengesi ilkesini yok etmek
istiyorlar. Yani, yargıyı ele geçirmek istiyorlar? Yargı ele geçirilirse ne olur?
Kayseri'deki olay olur. Oturulur, mutfakta karar verilir, iş kapatılır, yargıya
havale edilir ve orada da kapatılır. Yani karar alma süreci yargının değil,
siyasi otoritenin olur. Siyasi otorite karar verir, yargı da onay verir. Yargıyı
bu noktaya getirmek istiyorlar. Bu, cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığımız en
büyük tehlikedir.''
Yargının siyasallaşmasının toplumda adalet duygusunda çok ciddi yara
açacağını belirten Kılıçdaroğlu, ''Bu tuzun kokması demektir'' dedi.
Bir ara ''Yargıtay'ın ele geçirilmek istendiğini'', bunun için
Yargıtay'ın üye sayısını düşüren yasa tasarısı verildiğini, şimdi üye sayısının
artırılması için tasarı hazırlandığını kaydeden Kılıçdaroğlu, ''Dün zemin
farklıydı, bugün zemin farklı. Değişmeyen ne? Amaç. Yargıyı nasıl ele
geçiririm... Değişmeyen amaç bir amaç üzerine renk değiştirerek, söylem
değiştirerek yargıyı ele geçirme planları yapıyorlar'' görüşünü dile getirdi.
Kayseri'de dosyanın kapatıldığını, bunun siyasal kararın bir örneği
olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, ikincisinin de Silivri olduğunu kaydetti.
Kılıçdaroğlu, ''Tarafsızlığı olmadığı için tazminata mahkum edilen bir
yargıç, 'ben o görevde kalacağım' diyor. Siyasal iktidar da 'biz sizi o görevde
tutacağız' diyor. Onurlu bir yargıç, yargıya saygı duyan bir yargıç, yargının
saygınlığını korumak isteyen bir yargıç onurluysa o görevde kalmaz, ayrılır,
ayrılmak zorundadır'' dedi.
Siyasi iradenin karar verdiği, yargının da bunu onayladığı sürecin
başlamak üzere olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, bunun demokrasi ve cumhuriyetin
önündeki ciddi tehlikelerden biri olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, yargının sorunları kullanılarak yargının ele geçirilmek
istendiğini savunarak, ''Bu ahlakla bağdaşmaz'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, güvenlik güçlerinin her yerde terörle
mücadele ettiğini belirterek, ''Hiç kimse güvenlik güçlerimize 'silahları
bırakın' diyemez. Silah onların namusudur. Adı silahlı kuvvetler zaten. O silah,
demokrasi, özgürlükler, yurttaşların güvenliği için kullanılır, teröre karşı
kullanılır, birilerine baskı için kullanılmaz. O nedenle şehit veren, gazi olan
silahlı kuvvetlerimize, emniyet güçlerimizin tamamına geçmişte verdikleri
hizmetler için şükranlarımızı sunuyoruz'' diye konuştu.
(15.19)
