2011-02-21 - 16:39
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu 66. Toplantısı Türkiye-AB
Parlamento Komisyonu Eşbaşkanları Lütfi Elvan ve Helene Flautre'nin açılış
konuşmaları ile başladı.
Türkiye-AB Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lütfi Elvan, Kuzey Afrika'da yaşanan olaylar
karşısında Avrupa'nın gösterdiği tavrın düşündürücü olduğunu söyledi.
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu 66. Toplantısı Türkiye-AB
Parlamento Komisyonu Eşbaşkanları Lütfi Elvan ve Helene Flautre'nin açılış
konuşmaları ile başladı.
Elvan, Ottoman Palace'de düzenlenen toplantının açılışında yaptığı
konuşmada, Türk- AB Karma Parlemanto Komisyonunun Türk ve AB kanadı olarak,
kendilerini bir anlaşmazlığın iki tarafı olarak değil, aynı amaca ulaşmak için
birlikte çaba sarf eden tek bir ekip olarak gördüklerini söyledi.
Bilinen görüş ve ön yargıların tek taraflı olarak tekrarlanmasıyla bir
yere varılamayacağının bilincinde olduklarını anlatan Elvan, ''Amacımız uzun
vadeli, stratejik boyutta düşünmektir. Acaba AB bugünkü konumuyla dünyada küresel
bir sorumluluk alabilecek midir? Dünya barış ve istikrarına istenilen düzeyde
katkı sağlayabilecek midir? Hukukun üstünlüğünün ve evrensel değerlerin dünyada
hakim olmasında öncü bir rol üstlenebilecek midir?'' dedi.
Elvan, Kuzey Afrika'da yaşanan olaylar karşısında Avrupa'nın gösterdiği
tavrın düşündürücü olduğunu belirtti.
Elvan, dünyanın neresinde hangi dine ve kültüre mensup olursa olsun tüm
insanların ortak bazı evrensel değerlerle birbirine bağlı olduklarının
unutulmaması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
''Bu ortak bağı güçlendirmekte bizim temel amaçlarımız arasında
olmalıdır. Başka bir deyişle AB muttosu (simgesi) olan, ancak bugün AB içinde pek
sevilmeyen çeşitlilik içinde birliktelik anlayışını hep beraber hayata geçirmemiz
gerekir. özellikle Türkiye'de yargı ve temel haklar alanında çok önemli
gelişmeler oldu. Bu gelişmelerde AB'nin çok ama çok önemli katkıları var. Ama
bundan sonraki süreçte biz de AB'ye katkı sağlamak istiyoruz. AB'nin de bu
çerçevede hareket etmesini bekliyoruz.''
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre da, kentte
yaptıkları gezilerin çok öğretici olduğunu belirterek, kültürler arası diyaloğun
ne kadar önemli olduğunun ortaya çıktığını söyledi.
Toplantının da bu diyaloğa önemli katkıda bulunacağını temenni ettiğini
belirten Flautre, ''Bugün bütün Akdeniz bölgesini çalkalamakta olan olaylardan
çok daha önce, biz burada bulunan arkadaşlarımızın, bütün meslektaşlarımızın önem
verdiği konuları gündeme almıştık. Türkiye'nin siyasi gündeminde olan yeni
Anayasa meselesini burada tartışacağız'' dedi.
Flautre, Akdeniz'de bütün bölgede özgürlük ve demokrasi arzusunun halk
tarafından ortaya koyulmasını çok önemli olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
''Bu doğrudan hükümetleri etkilemekle birlikte bizlere de ciddi mesajdır.
Çünkü, şunu tespit etmemiz gerekir. Türkiye bu bölgede arzu edilen model rolünü
oynayabilme yeteneğine sahiptir. AB üyeliği de tartışma sürecinde olan bir
ülkedir. Halkın güçlü şekilde bu taleplerinin ortaya çıkması AB'yi de
ilgilendiriyor.''
Flautre, Akdeniz halklarındaki ayaklanmaların, herkes için çıtayı yukarı
çıkardığını belirtti.
Flautre, 12 Eylül'deki Anayasa değişikliğine destek verilmesinin yanı
sıra bir takım endişeleri de ifade etmek durumda olduklarını söyledi.
Bu endişenin özellikle usul konusunda olduğuna dikkati çeken Flautre,
şöyle devam etti:
''Örneğin Ergenekon davasını düşünüyorum, Diyarbakır'daki 251 kişinin
davasından söz ediyorum. Bu gibi konularda usul ve güvenceler konusunda çok
dikkatli olunmalı. Çünkü terörle mücadele kanununun bazı hususları yada ceza
kanunundaki bazı hususlar bugün gazetecilerin veya yürüyüşlere katılanların uzun
süre tutuklu veya gözaltında kalmasına neden olan hükümlerdir.
Eminim ki hükümetin bu yönde çalışmaları var. Sayın Adalet Bakanı da
önerilerini bizlere aktarabilir.''
Flautre, seçim öncesi bazı bakanların görevlerinden ayrıldıklarını
hatırlatarak, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in bu konuyla ilgili düzenlemeleri
görevinden ayrılmadan önce hükümete sunmasını beklediklerini ifade etti.
Flautre, çalışmaların kardeşlik ve hoşgörü ruhuna uygun yürütülmesini
diledi.
Toplantı Avrupa Komisyonu adına Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu
Başkanı Marc Pierini, AB Konseyi adına Macaristan Büyükelçisi Istvan Szabo,
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Devlet Bakanı ve
Başmüzakereci Egemen Bağış'ın konuşmaları ile devam edecek.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 9 bölgede kurulma
kararı alınan istinaf mahkemelerinin başsavcılarının atanması konusunu yarın
gündemine alacağını açıkladı.
Ergin, Antakya'daki Ottoman Otel'de gerçekleştirilen Türkiye-AB Karma
Parlamento Komisyonu 66. Toplantısında, yargının sorunları arasında yer alan
insan kaynakları konusunda arzu edilen gelişmeleri sağlayamadıklarını belirtti.
Hakim ve savcı sınıfı dışındaki personelde yüzde 65'e varan artış
sağladıklarını anlatan Ergin, ''Ancak, hakim savcı artışında yeterli artışı
sağlayamadık, yüzde 25-26 civarında kaldı. Bunun en az bir kat artırılması
gerekiyor'' dedi.
''Türk yargısı ağır işleyen, geciken bir özelliğe sahipti'' diyen Ergin,
şöyle devam etti:
''AİHM'e en çok şikayet giden ülkelerden biri Türkiye idi. Bizim bu
alanda çok ciddi reformlar yapmamız, adımlar atmamız gerekiyordu. Derhal, Anayasa
Mahkemesi, HSYK ve bununla beraber Adalet Bakanlığı teşkilat yasasında revizyon
gündeme geldi. Bütün bunların hazırlıkları yapıldı, hem kamuoyuyla hem Venedik
Komisyonuyla bunları paylaştık. Venedik Komisyonunun ön görüşü doğrultusunda
parlamentoda önergelerle revizyonu şekillendirmeye çalıştık.
Geçen hafta içinde Venedik Komisyonunun ilk görüşü bakanlığımıza ulaştı.
Bu öngörüş doğrultusunda alt komisyon kendi çalışmalarını yapacak, genel kurula
gelinceye kadar Venedik Komisyonunun tam görüşünü ulaştırmasını umut
ediyorum.''
Ergin, yargıtayda zaman aşımına uğrayan dosya sayısının her yıl yüzde
25-30 oranında artarak devam ettiğini kaydetti.
Son 10 yılda 100 bin civarında dosyanın zaman aşımına uğradığını anlatan
Ergin, şöyle konuştu:
''Türk yargısının temel problemi yargının ağır işlemesi. 2010 yılı içinde
sadece yargıtayda zaman aşımına uğrayan dosya sayısı 20 bine yakın. Her yıl yüzde
25-30 oranında artarak devam ediyor. Bundan sonra tedbir alınmazsa daha fazla
dosya zaman aşımına uğrayacak. Bu nedenle yüksek yargının güçlendirilmesi, burada
bekleyen, Yargıtayda bekleyen yaklaşık yıllık 1 milyon 900 bin dosyanın hızla
eritilmesi açısından yeni bir yasa düzenlemesi yaptık. Yargıtayda yeni dairenin
kurulması ve üye sayılarının artırılması; aynı şekilde de Danıştayda...
En son 2010 yılı içinde yargıtaya gelen dosyaların yüzde 50'si, Danıştaya
gelen dosyaların yüzde 60'ı bir sonraki yıla devrediliyor. Geometrik oranda artan
bir yük görmek mümkün. Tüm bu yükleri gidermenin temel yolu yüksek yargıyı
güçlendirmek ve eş zamanlı istinaf mahkemelerini devreye alabilmektir.''
Ergin, daha önce istinaf mahkemelerinin kuruluşuyla ilgili yasanın
parlamentodan çıktığını, 2007 yılı içinde mahkemelerin devreye girmesinin
öngörüldüğünü anımsattı. 2007 yılında Adalet Bakanlığının mahkemelerin kurulması
için HSYK'ya teklif götürdüğünü anlatan Ergin, ''O günkü kurul, şöyle karar
verdi; 'bu mahkemeler faaliyete geçmeli ama bu hakim savcı sayısıyla istinaf
mahkemelerini devreye alamazsınız. Hakim savcı sayısını arttırmanız gerekiyor.'
Bugün pazartesi, yarın itibarıyla kurulun gündeminde 9 bölgede kurulma kararı
alınan istinaf mahkemelerinin başsavcılarının atanması konusu görüşülecektir.
Büyük ihtimalle yarın akşama kadar 9 istinaf mahkememizin başsavcıları
belirlenmiş olacak ve görevleri tebliğ edilecek.
Bir yandan Danıştay ve Yargıtaydaki hakim ve savcı sayısını artırmak
suretiyle yüksek yargıdaki birikmiş dosyaları eritmek, bir taraftan da Yargıtay
ve Danıştaya gelecek dosya sayısını azaltacak istinaf mahkemelerini devreye
sokulmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Bu şekilde yargılama sürelerini uzamasına
neden olan süreci ortadan kaldırmayı hedefliyoruz.''
Sadullah Ergin, bu yıl içinde 4 sınav ilan ettiklerini, avukatlar
arasından da sınavla hakimlik, savcılık mesleğe geçmek isteyenlere şans
tanıdıklarını söyledi.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, ''Ümit ediyorum ki 2011 seçimlerinden sonra oluşturulacak uzlaşma
zemininde demokrat, çağdaş, modern bir anayasa yapma çalışması yapabiliriz''
dedi.
Ergin, reformlar yapılırken konsensus sağlanmasına ilişkin bir takım telkinlerin olduğunu anımsatarak, 2011
seçimlerinin ardından söz konusu olan yeni Anayasada siyasi partiler arasında
uzlaşmanın sağlanmasını umut ettiğini belirtti.
Tüm siyasi partilerin yeni Anayasayı taahhüt ettiğine dikkati çeken
Ergin, şöyle devam etti:
''Ümit ediyorum ki 2008 yılında kaçırmış olduğumuz uzlaşma zeminini 2011
seçimlerinden sonra yakalayabiliriz. 2008 yılında dönemin Meclis Başkanı Köksal
Toptan, parlamentodaki siyasi partilere mektup yazdı, 'reformlar konusunda
uzlaşma komisyonları kuralım' dedi. Bu komisyonlara Meclisteki grubu bulanan AK
Parti, CHP, MHP ve BDP'den eşit sayıda üye verilsin. Ancak, bu teklif o dönemde
yeterince değerlendirilemediği için kurulamadı.
Tüm siyasi partilerin Türkiye için yeni bir Anayasa sözü var. Ümit
ediyorum ki 2011 seçimlerinden sonra oluşturulacak uzlaşma zemininde demokrat,
çağdaş, modern bir Anayasa yapma çalışması yapabiliriz.''
Ergin, Türkiye'nin AB adaylık sürecinde 35 fasılda müzakere yürüten bir
ülke olduğunu, bunlardan birini de doğrudan Adalet Bakanlığını ilgilendiren yargı
ve temel haklar faslının oluşturduğunu belirtti.
2008 yılında oluşturulan komisyonlarla bu faslın başladığını belirten
Ergin, ''Bu alanda da Türkiye'den istenen şey, yargı reformu strateji belgesi ve
buna bağlı eylem planının Avrupa Komisyonuna sunulmasıydı. Yargının tüm
paydaşlarıyla birlikte bu çalışmaları yürüttük. Avrupa Komisyonuna bu metni
takdim ettik. Bu metin, 2009 ilerleme raporunda doğru bir adım olarak
nitelendirildi'' dedi.
Geçen yılın başında bakanlığın 5 yıllık stratejik planını hazırladığını
anlatan Ergin, şunları söyledi:
''2010-2014 dönemini kapsayan süreçte Türk yargısı hangi aşamalardan
geçecekti. Bugün içinden geçmekte olduğumuz reform süreci var. Bu süreç
günübirlik ihtiyaçların bizi içinden geçirdiği süreç değil. Türk yargısının adeta
checkupının çekilerek, ağır aksak ilerleyen yönlerinin giderilmeye çalışıldığı
bir çalışmadır.
Bu çerçevede ilk yaptığımız şey 2010 yılı içinde 26 maddelik anayasa
değişikliği oldu. Bu 26 maddelik değişiklik için de Türkiye'de ferdin hukukunu
kamu otoritesine karşı koruyacak tedbirler geliştirildi. HSYK, bu anayasa
değişikliğinden önce Avrupa'da hiçbir ülkede olmayan yapıdaydı. Bu değişiklikle,
birçok ülkedeki benzer yapıya getirilmiştir. Venedik Komisyonunun değerli
önerilerini alma imkanı bulduğumuz önemli istişareler yaşadık. HSYK
sorgulanabilir hesap verilebilir bir yapı haline getirildi.''
Ergin, yargının temel sorunlarından olan altyapı sorununu da önemli
ölçüde çözdüklerini belirterek, ''Bu iyileşmeler devam ediyor. Burada hiç sorun
kalmayıncaya kadar devam edeceğiz'' dedi.
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ''Türkiye'de bu kadar kararlılık varken, AB'de aynı
kararlılığı görememenin üzüntüsü içerisindeyiz'' dedi.
Bağış, Ottoman Palace'de düzenlenen Türkiye-AB Karma Parlamento 66.
Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, toplantının Hatay'da yapılmasının ayrı bir
anlamı olduğunu belirterek, kentin dünyada eşi benzeri olmayan bir tarihe sahip
olduğunu, farklılıkların kardeşlik ve dayanışma içinde yaşadığı örnek bir şehir
olduğunu söyledi.
Bugün AB sürecinde 33 faslın 13'ünü açtıklarını ancak geriye kalan 20
faslın 17'si üzerinde siyasi engeller olduğunu anlatan Bağış, ''Maalesef konsey
kararı ile bizim fasıl kapatmamız imkansız hale getirilmiş durumda. Ama bütün bu
sıkıntılara rağmen felaket senaryolarına tenezzül etmiyor, aynı azim ve
kararlılıkla bu süreci tamamlamak için çalışıyoruz'' diye konuştu.
Bağış, iktidar ve muhalefetin bütün mensuplarına teşekkür etmek
istediğini belirterek, 2 hafta önce TBMM'de AB'ye çok açık ve net bir mesaj
verdiklerini kaydetti.
Normal şartlarda 5 yıl sürmesi gereken 3 bin 200 maddeden oluşan Türk
Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu'nu 5 gün gibi kısa bir sürede el ele vererek
geçirdiklerini belirten Bağış, ''Aslına bu TBMM'nin bir deklarasyonuydu. Anlamak
isteyen AB camiasına 'Biz istediğimiz zaman 5 yıllık işi 5 günde yapabilecek
kadar azimliyiz'' mesajıydı bu. Ama Türkiye'de bu kadar kararlılık varken AB'de
aynı kararlılığı görememenin üzüntüsü içerisindeyiz'' dedi.
Türkiye'nin sonunu göremeyeceği bir yola hiçbir zaman girmediğinin altını
çizen Bağış, şöyle devam etti:
''Bundan sonra da girmeyecektir. Dolayısıyla Türkiye'ye sürekli sanal
tekliflerle, suni gündemlerle yaklaşılması da bizim kabul edebileceğimiz bir
yaklaşım tarzı değildir. Türkiye'nin çifte standartlara veya yapılan
haksızlıklara boyun eğmeyeceği bilinmelidir.
Biz AB sürecine bir bilim kurgu filmi gözüyle bakmıyoruz ama gerçeklerin
kurgu, kurguların gerçek haline dönüştüğü bir süreçle karşı karşıya bırakılmamız
da bizi üzmektedir. Tüm çifte standartlara ve zorluklara rağmen AB sürecinde çok
kararlıyız. Ama bunda toplumun görüşünü de çok önemsiyoruz. Son anketlerde halkın
3'te 2'si tüm bu zorluklara rağmen AB'ye girebileceğimizi düşünüyor ve
destekliyor. Ama toplumun yine 3'te 2'sinin de AB'ye üye olamayacağımızı
düşündüğünü görüyoruz. İçinde bulunduğumuz bu ikilem önemli bir mesajdır.''
Bağış, AB sürecinde son 8 yılda önemli bir noktaya geldiklerini
belirterek, bu rağmen Türkiye AB'ye yakınlaşmaya çalışırken, AB'de de Türkiye'den
uzaklaşmak isteyen çevrelerin olduğunun farkında olduklarını ifade etti. Bağış,
şöyle konuştu:
''Ama Türkçe'de 'kaçan kovalanır' diye çok güzel bir deyim vardır. AB'de
de bizden kaçmak isteyen çevreler oldukça biz onları kovalamaya, her koşulda bu
sürecin içerisinde olmaya ve sınırı olmayan reform irademizden taviz vermemeye
kararlıyız. Moda tabirle fişi çeken taraf biz olmayacağız.
Türkiye'yi masadan kaldırmaya zorlayacak her türlü muhtemel adım ve
girişimlere karşı direnç içerisinde olacağız. 'Madem fasıl açmıyoruz o zaman
neden uyum yasalarını çıkaralım' gibi bir mantığı da asla kabul etmiyor, yarın AB
üyesi olacakmış gibi hazırlıklarımızı devam ettiriyoruz. Son 2 yılda 30'a yakın
yeni yasayı ve 200'ün üzerinde yönetmeliği AB sürecinde uygulamaya koyduk ama bu
kararlılığa rağmen bazı eleştirilerle karşılaşıyoruz.''
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ''Adil bir müzakere süreci istiyoruz'' dedi.
Bağış, Ottoman Palace'de düzenlenen Türkiye-AB Karma Parlamento 66.
Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, şu an itibariyle Türkiye'nin AB'den ve Avrupa
kurumlarından 5 ana beklentisi olduğunu söyledi.
Bunlardan birincisinin Türkiye'nin müzakere sürecinde adil bir süreç
yaşamak istediğini anlatan Bağış, ''Biz büyük bir ülke olduğumuz için diğer
ülkelerin adaylık sürecinde olduğu gibi ne daha fazla kolaylık veya istisnalar
istiyoruz. Ne de başka ülkelerin müzakere sürecinde önlerine konulmayan
engellerle karşılaşmak istiyoruz. Adil bir müzakere süreci istiyoruz'' diye
konuştu.
Bağış, Türk vatandaşlarının kendilerini en az Avrupalı hissettikleri anın
AB üyesi ülkelerin konsoloslukları veya büyükelçilikleri önünde vize
kuyruklarında bekledikleri zaman yaşadıklarını belirtti.
Egemen Bağış, şunları söyledi:
''Bugün Paraguay'ın veya Uruguay'ın vatandaşları, AB üyesi ülkelere
vizesiz girebilirken, bizim vatandaşlarımızın, dış ticaretinin yüzde 60'ını
Avrupa ile yapan Türkiye'nin vatandaşlarının, Avrupa'nın bütün güvenlik
politikalarında üye bir ülkeymiş gibi davranan ve birçok ülkeden daha fazla
destek veren, 32 ülkede askeri ile güvenliğe katkı veren Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının, Avrupa'nın AB dışında bütün kurumlarının tam üyesi olan
Türkiye'nin insanlarının bu vize ayıbı ile karşılaşması gerçekten kabul
edilemeyecek bir yaklaşım tarzıdır.''
Üçüncü konunun terörle mücadele olduğunu ifade eden Bağış, ''Türkiye
terörle mücadelede AB'den somut destek beklemektedir. Üye ülkelerden kendi
toprakları üzerinde PKK mensuplarının barındırılmamasını beklemektedir'' dedi.
Bağış, diğer bir konununda Kıbrıs olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
''Bazen kendimi Kıbrısların yerine koyduğum zaman Türkiye'nin AB
sürecinin onlar için de çok önemli ve mantıklı bir sigorta poliçesi olduğunun
farkındayım ama artık Avrupa'daki bazı güçlerin Kıbrıs'ın arkasına saklanmasına
son vermesi gerektiği inancındayım.''
Son olarak da aday ülkelerin AB'nin zirvelerine dahil edilmesi
gerektiğine inandığını belirten Bağış, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bir yandan siz aday ülkeleri ve Türkiye'yi devlet başkanları veya
Dışişleri Bakanları zirvesine resmi toplantılara davet etmezken, bu ülkelerin
yörüngelerinin kayıp kaymadığıyla ilgili tartışma yapmanın çok mantıklı olmadığı
inancındayım. Biz 10 Martta Avrupa Parlamentosu'nun yayınlayacağı ilerleme
raporunu da önemsediğimizi özellikle vurgulamak istiyorum. Bu raporun Türkiye'nin
müzakere sürecindeki kararlılığını destekleyen ve motive eden bir rapor olmasını
bekliyoruz.
Biz AB yolundaki çalışmalarımıza iyi niyet ile devam etmekteyiz. Ancak bu
çabayı AB'den de bekliyoruz. Avrupalı dostlarımızın da, Türkiye-AB ilişkilerinde
bir dönüm noktasına hızla girildiğinin farkına varması gerekiyor.''
Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Türkiye'nin, AB'ye üyelik sürecinde son 10 yılda önemli atılımlar
yaptığını söyledi.
Yılmaz, Ottoman Palace'de düzenlenen Türkiye-AB Karma Parlamento
Komisyonu 66. Toplantısı'nda, 10 yıl önce Türkiye'nin en derin ekonomi
krizlerinden birini yaşadığını hatırlatarak, bu kriz sonrası ülkede çok çeşitli
alanda köklü bir reform sürecine girildiğini söyledi.
Reformların uygulanmasında AB sürecinin büyük katkısı olduğunu ifade eden
Yılmaz, ''Gerek hukuk, demokrasi alanında, ekonomik ve bölgesel gelişme
konularında AB, Türkiye'nin başarı hikayesine önemli katkı sağladı'' dedi.
Yılmaz, ekonomik ve sosyal alanda kalkınmadan AB sürecinin arzu edilen
ölçüde yürütülemeyeceğini, bu nedenle Türkiye'nin, son 10 yılda önemli atılımlar
yaptığını belirtti.
Yılmaz, şöyle konuştu:
''Sadece 2008-2009 içinde AB ile gelir farkını 10 puan kapattı Türkiye.
Kişi başına gelirimiz, satın alma gücüne göre AB'nin yüzde 36'sı iken yüzde
46-47'lere yükseldi. Bu son derece önemli bir gelişme. Hedefimiz, 2023 yılında
yüzde 70'lerin üzerine çıkabilmek.''
Bakan Yılmaz, bölgesel gelişme alanında da önemli atılımlar yaptıklarını,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde gelişmeyi hızlandıracak kapsamlı
politikalar ortaya koyduklarını kaydetti.
Bu süreçte bölgesel kalkınma ajansları da kurduklarını anlatan Yılmaz, bu
ajanslar aracılığıyla yeni bir bölgesel kalkınmayı hayata geçirmeye
çalıştıklarını bildirdi.
AB'nin sadece fon sağlayan mekanizma olmadığını, bunun yanında tecrübe de
sağladığına işaret eden Yılmaz, AB'yi çok önemsediklerini sözlerine ekledi.
(19.28)
NOT: HABERİN DEVAMINI " İLGİLİ DÖKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.
karşısında Avrupa'nın gösterdiği tavrın düşündürücü olduğunu söyledi.
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu 66. Toplantısı Türkiye-AB
Parlamento Komisyonu Eşbaşkanları Lütfi Elvan ve Helene Flautre'nin açılış
konuşmaları ile başladı.
Elvan, Ottoman Palace'de düzenlenen toplantının açılışında yaptığı
konuşmada, Türk- AB Karma Parlemanto Komisyonunun Türk ve AB kanadı olarak,
kendilerini bir anlaşmazlığın iki tarafı olarak değil, aynı amaca ulaşmak için
birlikte çaba sarf eden tek bir ekip olarak gördüklerini söyledi.
Bilinen görüş ve ön yargıların tek taraflı olarak tekrarlanmasıyla bir
yere varılamayacağının bilincinde olduklarını anlatan Elvan, ''Amacımız uzun
vadeli, stratejik boyutta düşünmektir. Acaba AB bugünkü konumuyla dünyada küresel
bir sorumluluk alabilecek midir? Dünya barış ve istikrarına istenilen düzeyde
katkı sağlayabilecek midir? Hukukun üstünlüğünün ve evrensel değerlerin dünyada
hakim olmasında öncü bir rol üstlenebilecek midir?'' dedi.
Elvan, Kuzey Afrika'da yaşanan olaylar karşısında Avrupa'nın gösterdiği
tavrın düşündürücü olduğunu belirtti.
Elvan, dünyanın neresinde hangi dine ve kültüre mensup olursa olsun tüm
insanların ortak bazı evrensel değerlerle birbirine bağlı olduklarının
unutulmaması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
''Bu ortak bağı güçlendirmekte bizim temel amaçlarımız arasında
olmalıdır. Başka bir deyişle AB muttosu (simgesi) olan, ancak bugün AB içinde pek
sevilmeyen çeşitlilik içinde birliktelik anlayışını hep beraber hayata geçirmemiz
gerekir. özellikle Türkiye'de yargı ve temel haklar alanında çok önemli
gelişmeler oldu. Bu gelişmelerde AB'nin çok ama çok önemli katkıları var. Ama
bundan sonraki süreçte biz de AB'ye katkı sağlamak istiyoruz. AB'nin de bu
çerçevede hareket etmesini bekliyoruz.''
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre da, kentte
yaptıkları gezilerin çok öğretici olduğunu belirterek, kültürler arası diyaloğun
ne kadar önemli olduğunun ortaya çıktığını söyledi.
Toplantının da bu diyaloğa önemli katkıda bulunacağını temenni ettiğini
belirten Flautre, ''Bugün bütün Akdeniz bölgesini çalkalamakta olan olaylardan
çok daha önce, biz burada bulunan arkadaşlarımızın, bütün meslektaşlarımızın önem
verdiği konuları gündeme almıştık. Türkiye'nin siyasi gündeminde olan yeni
Anayasa meselesini burada tartışacağız'' dedi.
Flautre, Akdeniz'de bütün bölgede özgürlük ve demokrasi arzusunun halk
tarafından ortaya koyulmasını çok önemli olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
''Bu doğrudan hükümetleri etkilemekle birlikte bizlere de ciddi mesajdır.
Çünkü, şunu tespit etmemiz gerekir. Türkiye bu bölgede arzu edilen model rolünü
oynayabilme yeteneğine sahiptir. AB üyeliği de tartışma sürecinde olan bir
ülkedir. Halkın güçlü şekilde bu taleplerinin ortaya çıkması AB'yi de
ilgilendiriyor.''
Flautre, Akdeniz halklarındaki ayaklanmaların, herkes için çıtayı yukarı
çıkardığını belirtti.
Flautre, 12 Eylül'deki Anayasa değişikliğine destek verilmesinin yanı
sıra bir takım endişeleri de ifade etmek durumda olduklarını söyledi.
Bu endişenin özellikle usul konusunda olduğuna dikkati çeken Flautre,
şöyle devam etti:
''Örneğin Ergenekon davasını düşünüyorum, Diyarbakır'daki 251 kişinin
davasından söz ediyorum. Bu gibi konularda usul ve güvenceler konusunda çok
dikkatli olunmalı. Çünkü terörle mücadele kanununun bazı hususları yada ceza
kanunundaki bazı hususlar bugün gazetecilerin veya yürüyüşlere katılanların uzun
süre tutuklu veya gözaltında kalmasına neden olan hükümlerdir.
Eminim ki hükümetin bu yönde çalışmaları var. Sayın Adalet Bakanı da
önerilerini bizlere aktarabilir.''
Flautre, seçim öncesi bazı bakanların görevlerinden ayrıldıklarını
hatırlatarak, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in bu konuyla ilgili düzenlemeleri
görevinden ayrılmadan önce hükümete sunmasını beklediklerini ifade etti.
Flautre, çalışmaların kardeşlik ve hoşgörü ruhuna uygun yürütülmesini
diledi.
Toplantı Avrupa Komisyonu adına Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu
Başkanı Marc Pierini, AB Konseyi adına Macaristan Büyükelçisi Istvan Szabo,
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Devlet Bakanı ve
Başmüzakereci Egemen Bağış'ın konuşmaları ile devam edecek.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 9 bölgede kurulma
kararı alınan istinaf mahkemelerinin başsavcılarının atanması konusunu yarın
gündemine alacağını açıkladı.
Ergin, Antakya'daki Ottoman Otel'de gerçekleştirilen Türkiye-AB Karma
Parlamento Komisyonu 66. Toplantısında, yargının sorunları arasında yer alan
insan kaynakları konusunda arzu edilen gelişmeleri sağlayamadıklarını belirtti.
Hakim ve savcı sınıfı dışındaki personelde yüzde 65'e varan artış
sağladıklarını anlatan Ergin, ''Ancak, hakim savcı artışında yeterli artışı
sağlayamadık, yüzde 25-26 civarında kaldı. Bunun en az bir kat artırılması
gerekiyor'' dedi.
''Türk yargısı ağır işleyen, geciken bir özelliğe sahipti'' diyen Ergin,
şöyle devam etti:
''AİHM'e en çok şikayet giden ülkelerden biri Türkiye idi. Bizim bu
alanda çok ciddi reformlar yapmamız, adımlar atmamız gerekiyordu. Derhal, Anayasa
Mahkemesi, HSYK ve bununla beraber Adalet Bakanlığı teşkilat yasasında revizyon
gündeme geldi. Bütün bunların hazırlıkları yapıldı, hem kamuoyuyla hem Venedik
Komisyonuyla bunları paylaştık. Venedik Komisyonunun ön görüşü doğrultusunda
parlamentoda önergelerle revizyonu şekillendirmeye çalıştık.
Geçen hafta içinde Venedik Komisyonunun ilk görüşü bakanlığımıza ulaştı.
Bu öngörüş doğrultusunda alt komisyon kendi çalışmalarını yapacak, genel kurula
gelinceye kadar Venedik Komisyonunun tam görüşünü ulaştırmasını umut
ediyorum.''
Ergin, yargıtayda zaman aşımına uğrayan dosya sayısının her yıl yüzde
25-30 oranında artarak devam ettiğini kaydetti.
Son 10 yılda 100 bin civarında dosyanın zaman aşımına uğradığını anlatan
Ergin, şöyle konuştu:
''Türk yargısının temel problemi yargının ağır işlemesi. 2010 yılı içinde
sadece yargıtayda zaman aşımına uğrayan dosya sayısı 20 bine yakın. Her yıl yüzde
25-30 oranında artarak devam ediyor. Bundan sonra tedbir alınmazsa daha fazla
dosya zaman aşımına uğrayacak. Bu nedenle yüksek yargının güçlendirilmesi, burada
bekleyen, Yargıtayda bekleyen yaklaşık yıllık 1 milyon 900 bin dosyanın hızla
eritilmesi açısından yeni bir yasa düzenlemesi yaptık. Yargıtayda yeni dairenin
kurulması ve üye sayılarının artırılması; aynı şekilde de Danıştayda...
En son 2010 yılı içinde yargıtaya gelen dosyaların yüzde 50'si, Danıştaya
gelen dosyaların yüzde 60'ı bir sonraki yıla devrediliyor. Geometrik oranda artan
bir yük görmek mümkün. Tüm bu yükleri gidermenin temel yolu yüksek yargıyı
güçlendirmek ve eş zamanlı istinaf mahkemelerini devreye alabilmektir.''
Ergin, daha önce istinaf mahkemelerinin kuruluşuyla ilgili yasanın
parlamentodan çıktığını, 2007 yılı içinde mahkemelerin devreye girmesinin
öngörüldüğünü anımsattı. 2007 yılında Adalet Bakanlığının mahkemelerin kurulması
için HSYK'ya teklif götürdüğünü anlatan Ergin, ''O günkü kurul, şöyle karar
verdi; 'bu mahkemeler faaliyete geçmeli ama bu hakim savcı sayısıyla istinaf
mahkemelerini devreye alamazsınız. Hakim savcı sayısını arttırmanız gerekiyor.'
Bugün pazartesi, yarın itibarıyla kurulun gündeminde 9 bölgede kurulma kararı
alınan istinaf mahkemelerinin başsavcılarının atanması konusu görüşülecektir.
Büyük ihtimalle yarın akşama kadar 9 istinaf mahkememizin başsavcıları
belirlenmiş olacak ve görevleri tebliğ edilecek.
Bir yandan Danıştay ve Yargıtaydaki hakim ve savcı sayısını artırmak
suretiyle yüksek yargıdaki birikmiş dosyaları eritmek, bir taraftan da Yargıtay
ve Danıştaya gelecek dosya sayısını azaltacak istinaf mahkemelerini devreye
sokulmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Bu şekilde yargılama sürelerini uzamasına
neden olan süreci ortadan kaldırmayı hedefliyoruz.''
Sadullah Ergin, bu yıl içinde 4 sınav ilan ettiklerini, avukatlar
arasından da sınavla hakimlik, savcılık mesleğe geçmek isteyenlere şans
tanıdıklarını söyledi.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, ''Ümit ediyorum ki 2011 seçimlerinden sonra oluşturulacak uzlaşma
zemininde demokrat, çağdaş, modern bir anayasa yapma çalışması yapabiliriz''
dedi.
Ergin, reformlar yapılırken konsensus sağlanmasına ilişkin bir takım telkinlerin olduğunu anımsatarak, 2011
seçimlerinin ardından söz konusu olan yeni Anayasada siyasi partiler arasında
uzlaşmanın sağlanmasını umut ettiğini belirtti.
Tüm siyasi partilerin yeni Anayasayı taahhüt ettiğine dikkati çeken
Ergin, şöyle devam etti:
''Ümit ediyorum ki 2008 yılında kaçırmış olduğumuz uzlaşma zeminini 2011
seçimlerinden sonra yakalayabiliriz. 2008 yılında dönemin Meclis Başkanı Köksal
Toptan, parlamentodaki siyasi partilere mektup yazdı, 'reformlar konusunda
uzlaşma komisyonları kuralım' dedi. Bu komisyonlara Meclisteki grubu bulanan AK
Parti, CHP, MHP ve BDP'den eşit sayıda üye verilsin. Ancak, bu teklif o dönemde
yeterince değerlendirilemediği için kurulamadı.
Tüm siyasi partilerin Türkiye için yeni bir Anayasa sözü var. Ümit
ediyorum ki 2011 seçimlerinden sonra oluşturulacak uzlaşma zemininde demokrat,
çağdaş, modern bir Anayasa yapma çalışması yapabiliriz.''
Ergin, Türkiye'nin AB adaylık sürecinde 35 fasılda müzakere yürüten bir
ülke olduğunu, bunlardan birini de doğrudan Adalet Bakanlığını ilgilendiren yargı
ve temel haklar faslının oluşturduğunu belirtti.
2008 yılında oluşturulan komisyonlarla bu faslın başladığını belirten
Ergin, ''Bu alanda da Türkiye'den istenen şey, yargı reformu strateji belgesi ve
buna bağlı eylem planının Avrupa Komisyonuna sunulmasıydı. Yargının tüm
paydaşlarıyla birlikte bu çalışmaları yürüttük. Avrupa Komisyonuna bu metni
takdim ettik. Bu metin, 2009 ilerleme raporunda doğru bir adım olarak
nitelendirildi'' dedi.
Geçen yılın başında bakanlığın 5 yıllık stratejik planını hazırladığını
anlatan Ergin, şunları söyledi:
''2010-2014 dönemini kapsayan süreçte Türk yargısı hangi aşamalardan
geçecekti. Bugün içinden geçmekte olduğumuz reform süreci var. Bu süreç
günübirlik ihtiyaçların bizi içinden geçirdiği süreç değil. Türk yargısının adeta
checkupının çekilerek, ağır aksak ilerleyen yönlerinin giderilmeye çalışıldığı
bir çalışmadır.
Bu çerçevede ilk yaptığımız şey 2010 yılı içinde 26 maddelik anayasa
değişikliği oldu. Bu 26 maddelik değişiklik için de Türkiye'de ferdin hukukunu
kamu otoritesine karşı koruyacak tedbirler geliştirildi. HSYK, bu anayasa
değişikliğinden önce Avrupa'da hiçbir ülkede olmayan yapıdaydı. Bu değişiklikle,
birçok ülkedeki benzer yapıya getirilmiştir. Venedik Komisyonunun değerli
önerilerini alma imkanı bulduğumuz önemli istişareler yaşadık. HSYK
sorgulanabilir hesap verilebilir bir yapı haline getirildi.''
Ergin, yargının temel sorunlarından olan altyapı sorununu da önemli
ölçüde çözdüklerini belirterek, ''Bu iyileşmeler devam ediyor. Burada hiç sorun
kalmayıncaya kadar devam edeceğiz'' dedi.
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ''Türkiye'de bu kadar kararlılık varken, AB'de aynı
kararlılığı görememenin üzüntüsü içerisindeyiz'' dedi.
Bağış, Ottoman Palace'de düzenlenen Türkiye-AB Karma Parlamento 66.
Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, toplantının Hatay'da yapılmasının ayrı bir
anlamı olduğunu belirterek, kentin dünyada eşi benzeri olmayan bir tarihe sahip
olduğunu, farklılıkların kardeşlik ve dayanışma içinde yaşadığı örnek bir şehir
olduğunu söyledi.
Bugün AB sürecinde 33 faslın 13'ünü açtıklarını ancak geriye kalan 20
faslın 17'si üzerinde siyasi engeller olduğunu anlatan Bağış, ''Maalesef konsey
kararı ile bizim fasıl kapatmamız imkansız hale getirilmiş durumda. Ama bütün bu
sıkıntılara rağmen felaket senaryolarına tenezzül etmiyor, aynı azim ve
kararlılıkla bu süreci tamamlamak için çalışıyoruz'' diye konuştu.
Bağış, iktidar ve muhalefetin bütün mensuplarına teşekkür etmek
istediğini belirterek, 2 hafta önce TBMM'de AB'ye çok açık ve net bir mesaj
verdiklerini kaydetti.
Normal şartlarda 5 yıl sürmesi gereken 3 bin 200 maddeden oluşan Türk
Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu'nu 5 gün gibi kısa bir sürede el ele vererek
geçirdiklerini belirten Bağış, ''Aslına bu TBMM'nin bir deklarasyonuydu. Anlamak
isteyen AB camiasına 'Biz istediğimiz zaman 5 yıllık işi 5 günde yapabilecek
kadar azimliyiz'' mesajıydı bu. Ama Türkiye'de bu kadar kararlılık varken AB'de
aynı kararlılığı görememenin üzüntüsü içerisindeyiz'' dedi.
Türkiye'nin sonunu göremeyeceği bir yola hiçbir zaman girmediğinin altını
çizen Bağış, şöyle devam etti:
''Bundan sonra da girmeyecektir. Dolayısıyla Türkiye'ye sürekli sanal
tekliflerle, suni gündemlerle yaklaşılması da bizim kabul edebileceğimiz bir
yaklaşım tarzı değildir. Türkiye'nin çifte standartlara veya yapılan
haksızlıklara boyun eğmeyeceği bilinmelidir.
Biz AB sürecine bir bilim kurgu filmi gözüyle bakmıyoruz ama gerçeklerin
kurgu, kurguların gerçek haline dönüştüğü bir süreçle karşı karşıya bırakılmamız
da bizi üzmektedir. Tüm çifte standartlara ve zorluklara rağmen AB sürecinde çok
kararlıyız. Ama bunda toplumun görüşünü de çok önemsiyoruz. Son anketlerde halkın
3'te 2'si tüm bu zorluklara rağmen AB'ye girebileceğimizi düşünüyor ve
destekliyor. Ama toplumun yine 3'te 2'sinin de AB'ye üye olamayacağımızı
düşündüğünü görüyoruz. İçinde bulunduğumuz bu ikilem önemli bir mesajdır.''
Bağış, AB sürecinde son 8 yılda önemli bir noktaya geldiklerini
belirterek, bu rağmen Türkiye AB'ye yakınlaşmaya çalışırken, AB'de de Türkiye'den
uzaklaşmak isteyen çevrelerin olduğunun farkında olduklarını ifade etti. Bağış,
şöyle konuştu:
''Ama Türkçe'de 'kaçan kovalanır' diye çok güzel bir deyim vardır. AB'de
de bizden kaçmak isteyen çevreler oldukça biz onları kovalamaya, her koşulda bu
sürecin içerisinde olmaya ve sınırı olmayan reform irademizden taviz vermemeye
kararlıyız. Moda tabirle fişi çeken taraf biz olmayacağız.
Türkiye'yi masadan kaldırmaya zorlayacak her türlü muhtemel adım ve
girişimlere karşı direnç içerisinde olacağız. 'Madem fasıl açmıyoruz o zaman
neden uyum yasalarını çıkaralım' gibi bir mantığı da asla kabul etmiyor, yarın AB
üyesi olacakmış gibi hazırlıklarımızı devam ettiriyoruz. Son 2 yılda 30'a yakın
yeni yasayı ve 200'ün üzerinde yönetmeliği AB sürecinde uygulamaya koyduk ama bu
kararlılığa rağmen bazı eleştirilerle karşılaşıyoruz.''
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ''Adil bir müzakere süreci istiyoruz'' dedi.
Bağış, Ottoman Palace'de düzenlenen Türkiye-AB Karma Parlamento 66.
Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, şu an itibariyle Türkiye'nin AB'den ve Avrupa
kurumlarından 5 ana beklentisi olduğunu söyledi.
Bunlardan birincisinin Türkiye'nin müzakere sürecinde adil bir süreç
yaşamak istediğini anlatan Bağış, ''Biz büyük bir ülke olduğumuz için diğer
ülkelerin adaylık sürecinde olduğu gibi ne daha fazla kolaylık veya istisnalar
istiyoruz. Ne de başka ülkelerin müzakere sürecinde önlerine konulmayan
engellerle karşılaşmak istiyoruz. Adil bir müzakere süreci istiyoruz'' diye
konuştu.
Bağış, Türk vatandaşlarının kendilerini en az Avrupalı hissettikleri anın
AB üyesi ülkelerin konsoloslukları veya büyükelçilikleri önünde vize
kuyruklarında bekledikleri zaman yaşadıklarını belirtti.
Egemen Bağış, şunları söyledi:
''Bugün Paraguay'ın veya Uruguay'ın vatandaşları, AB üyesi ülkelere
vizesiz girebilirken, bizim vatandaşlarımızın, dış ticaretinin yüzde 60'ını
Avrupa ile yapan Türkiye'nin vatandaşlarının, Avrupa'nın bütün güvenlik
politikalarında üye bir ülkeymiş gibi davranan ve birçok ülkeden daha fazla
destek veren, 32 ülkede askeri ile güvenliğe katkı veren Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının, Avrupa'nın AB dışında bütün kurumlarının tam üyesi olan
Türkiye'nin insanlarının bu vize ayıbı ile karşılaşması gerçekten kabul
edilemeyecek bir yaklaşım tarzıdır.''
Üçüncü konunun terörle mücadele olduğunu ifade eden Bağış, ''Türkiye
terörle mücadelede AB'den somut destek beklemektedir. Üye ülkelerden kendi
toprakları üzerinde PKK mensuplarının barındırılmamasını beklemektedir'' dedi.
Bağış, diğer bir konununda Kıbrıs olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
''Bazen kendimi Kıbrısların yerine koyduğum zaman Türkiye'nin AB
sürecinin onlar için de çok önemli ve mantıklı bir sigorta poliçesi olduğunun
farkındayım ama artık Avrupa'daki bazı güçlerin Kıbrıs'ın arkasına saklanmasına
son vermesi gerektiği inancındayım.''
Son olarak da aday ülkelerin AB'nin zirvelerine dahil edilmesi
gerektiğine inandığını belirten Bağış, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bir yandan siz aday ülkeleri ve Türkiye'yi devlet başkanları veya
Dışişleri Bakanları zirvesine resmi toplantılara davet etmezken, bu ülkelerin
yörüngelerinin kayıp kaymadığıyla ilgili tartışma yapmanın çok mantıklı olmadığı
inancındayım. Biz 10 Martta Avrupa Parlamentosu'nun yayınlayacağı ilerleme
raporunu da önemsediğimizi özellikle vurgulamak istiyorum. Bu raporun Türkiye'nin
müzakere sürecindeki kararlılığını destekleyen ve motive eden bir rapor olmasını
bekliyoruz.
Biz AB yolundaki çalışmalarımıza iyi niyet ile devam etmekteyiz. Ancak bu
çabayı AB'den de bekliyoruz. Avrupalı dostlarımızın da, Türkiye-AB ilişkilerinde
bir dönüm noktasına hızla girildiğinin farkına varması gerekiyor.''
Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Türkiye'nin, AB'ye üyelik sürecinde son 10 yılda önemli atılımlar
yaptığını söyledi.
Yılmaz, Ottoman Palace'de düzenlenen Türkiye-AB Karma Parlamento
Komisyonu 66. Toplantısı'nda, 10 yıl önce Türkiye'nin en derin ekonomi
krizlerinden birini yaşadığını hatırlatarak, bu kriz sonrası ülkede çok çeşitli
alanda köklü bir reform sürecine girildiğini söyledi.
Reformların uygulanmasında AB sürecinin büyük katkısı olduğunu ifade eden
Yılmaz, ''Gerek hukuk, demokrasi alanında, ekonomik ve bölgesel gelişme
konularında AB, Türkiye'nin başarı hikayesine önemli katkı sağladı'' dedi.
Yılmaz, ekonomik ve sosyal alanda kalkınmadan AB sürecinin arzu edilen
ölçüde yürütülemeyeceğini, bu nedenle Türkiye'nin, son 10 yılda önemli atılımlar
yaptığını belirtti.
Yılmaz, şöyle konuştu:
''Sadece 2008-2009 içinde AB ile gelir farkını 10 puan kapattı Türkiye.
Kişi başına gelirimiz, satın alma gücüne göre AB'nin yüzde 36'sı iken yüzde
46-47'lere yükseldi. Bu son derece önemli bir gelişme. Hedefimiz, 2023 yılında
yüzde 70'lerin üzerine çıkabilmek.''
Bakan Yılmaz, bölgesel gelişme alanında da önemli atılımlar yaptıklarını,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde gelişmeyi hızlandıracak kapsamlı
politikalar ortaya koyduklarını kaydetti.
Bu süreçte bölgesel kalkınma ajansları da kurduklarını anlatan Yılmaz, bu
ajanslar aracılığıyla yeni bir bölgesel kalkınmayı hayata geçirmeye
çalıştıklarını bildirdi.
AB'nin sadece fon sağlayan mekanizma olmadığını, bunun yanında tecrübe de
sağladığına işaret eden Yılmaz, AB'yi çok önemsediklerini sözlerine ekledi.
(19.28)
NOT: HABERİN DEVAMINI " İLGİLİ DÖKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.
