2018-04-25 - 23:59
MECLİS SOHBETLERİ "MİLLİ EGEMENLİK" KONULU TOPLANTISI...
TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu tarafından yapılmasına karar verilen "Meclis Sohbetleri"nin "Milli Egemenlik" başlıklı üçüncü toplantısı yapıldı.
TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu tarafından yapılmasına karar verilen "Meclis Sohbetleri"nin "Milli Egemenlik" başlıklı üçüncü toplantısı yapıldı.

TBMM Tören Salonu'nda gerçekleştirilen toplantının açılışını, TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Başkanı, TBMM Başkanvekili Ahmet Aydın yaptı.

Aydın, "Meclis Sohbetleri" fikrinin öncüsünün TBMM Başkanı İsmail Kahraman olduğunu söyleyerek, desteklerinden dolayı Kahraman'a teşekkür etti.

Meclis sohbetlerinin üçüncüsünü düzenlediklerini anımsatan Aydın, "Ancak bunu devam ettirmek isterdik ama bir seçim kararı alındı ve önümüzdeki ayda Ramazan ayı. Herhâlde 26. Dönemin sonuncu Meclis sohbet toplantısı olabilir. İlk iki sohbette güzel katılımlar oldu. Alanında çok değerli hocalarımız fikirlerini ve düşüncelerini paylaşarak çok ciddi katkılarda bulundular. Bugünde yine çok değerli hocalarımız ve aynı şekilde 25. Dönem TBMM Başkanımız ve Milli Eğitim Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz'ın oturum başkanlığında çok değerli hocalarımızı hep birlikte dinleyerek istifade etmiş olacağız." şeklinde konuştu.

Meclis Sohbetlerini düzlenmekteki maksatlarının Meclisin ve ülkenin pek çok meselesini katılımcılarla birlikte Türkiye gündemine getirmek olduğunu ifade eden Aydın, "Fikri derinliği olan değerli katılımcılarla birlikte bir takım paylaşımlar yapmak, sadece ve sadece Genel Kurul tartışmalarıyla değil aynı zamanda buradaki hoş sohbet ortamında da Meclisimizi hep birlikte güzel vakit geçirerek değerlendirmek istedik. " diye konuştu.

Aydın, sözlerine şöyle devam etti:

"Seçtiğimiz konular o ayın önem ve özel konularından oluyor. Özellikle tarihimizde yaşadığımız pek çok konuyu güncel ve aktüel meselelerle bir araya getirerek yoğurmaya çalışıyoruz. İşte içinde bulunduğumuz bu ay milli egemenlik haftasıdır. Nisan ayının son Çarşambasında milli egemenlik haftasını yaşadığımız bu süreçte milli egemenli tartışalım dedik. Dünden bu güne milli egemenlik, milli egemenliğimizin başına neler geldi, milli egemenliğe karşı kalkışmalar ve belki günümüze kadar işte en son bu parlamento yine milli egemenliğe karşı bir bombalı saldırıya uğradı. İkinci defa gazi oldu. Kaldı ki kurtuluş mücadelesini yürüten yasama ile birlikte aynı zaman bir yürütme organı gibi etkili olan Birinci Meclis dahil düşmanla mücadele ederken bombalanmamıştı. Ama maalesef geçtiğimiz 15 Temmuz'da bir hain girişimle karşı karşıya kaldık. Milli egemenliğe karşı çok ciddi bir kalkışma ve Meclisimizi bombalayacak kadar alçaldılar. Ama hamdolsun çok değerli Meclis Başkanımız iradesine sahip, milletine sahip ve bu anlamda da o gün o gece hiçbir yerle görüşmeden ve danışmadan geminin kaptanı geminin başında olur hesabı ile o bombalı eylemler altında Meclisi açtı ve Ankara'da bulunan bütün milletvekillerimiz demokrasi adına milletin iradesine sahip çıkmış oldu. Ben bir kez daha milli iradeye sahip çıkan, milli egemenliğinin kıymetini bilen başta değerli Meclis Başkanım olmak üzere herkese teşekkür ediyorum."

Sohbetin oturum başkanlığını yapan 25. Dönem TBMM Başkanı ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz da egemenliğin ne olduğunun çerçevesinin anayasa ile çizildiğini, egemenliğin tek meşru kaynağının millet olduğunu, millet iradesinin de fertlerin iradesinin bir araya gelmesinden ve bunların kaynaşmasından oluştuğunu, milli egemenliğin milletin bölünmez iradesini de temsil ettiğini anlattı.

Milli egemenliğin Türk Milleti için yeni bir kavram olduğuna inandığını ifade eden Yılmaz, "Türk Devleti tarihi ve anayasası süresince hangi zamanda milli egemenlik kavramı kullanıldığını arkadaşlarına sorduğunu ve yapılan çalışma sonucunda ise bugün kü anayasamızın 6. ncı maddesinde bulunduğunu ve " Egemenlik Kayıtsız şartsız milletindir ve Türk Milleti egemenliğini anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları ile kullanır." diye belirtildiğini söyledi.

Yılmaz sözlerine şöyle devam etti:

" Egemenliğin kullanılması hiçbir suretle bir kişiye, bir sınıfa ya da bir zümreye bırakılamaz. Hiç kimse yetkisini kaynağını anayasadan almadan kullanamaz. Dolayısıyla egemenliğin çerçevesi anayasa ile çizilmiş ve sahibinin de millet olduğu, millet iradesinin de fertlerin iradesinin bir araya gelmesinden ve bunların kaynaşmasından oluşmaktadır. Milli egemenlik milletin bölünmez iradesidir. İlk olarak milli egemenlik kavramına 18 Ocak 1920'de karşılaşıyoruz ve meclis tutanaklarına baktığımızda Teşkilatı Esasiye kanunu mazbata görüşmelerinde Burdur Milletvekili İsmail Suphi Bey bir konuşma yapıyor ve diyor ki " Efendiler hayatımın en kıymetli anı tam bu andır. Bu millet bu vatan için çok büyük fedakârlıklar yaptı, çok kan döküldü ve çok gözyaşı döküldü. Ama " Egemenlik Kayıtsız ve şartsız Milletindir." Satırına değer olan başka bir satırı ve yazıyı hiçbir yerde görmedim. Bu satırın ruhuna denk böyle bir satıra tesadüf denk başka bir yazı göremezsiniz." diyor.

TBMM'de 85 yılından beri milli egemenlik sempozyumları düzenleniyor. En son 2010 yılında düzenlenen sempozyumda küreselleşme sürecinde milli egemenlik ve demokrasi konusunun gündem edildiğini görüyoruz. Bu sempozyum konuları ve bildirileri kitap halinde yayımlanmış ve kopyaları ise TBMM Kütüphane Web sayfası üzerinden hizmete açılmıştır. Bugüne kadar TBMM tarafından çeşitli illerde, Ankara, Afyon, Balıkesir, Çanakkale, Kayseri, Mardin, Konya, Kırşehir, İzmir, Manisa ve Eskişehir gibi illerimizde Milli Egemenlik sempozyumlarına baktığımızda milli egemenlik ile ilgili birçok konu başlığını görebiliriz.Milli Egemenliğin Tanımı, tarihi süreçte ki gelişimi, Egemenlik Atatürk, Egemenlik Millet İlişkisi, Egemenlik Amasya Sözleşmesi ve Erzurum Kongresi, Milli Mücadele de Egemenlik, Milli Egemenlik ve Demokrasi, Egemenlik Milli Eğitim İlişkisi, Yerel Kongrelerden Milli Egemenliğe, Büyük Taarruz ve sonuçları ile Milli Egemenlik, Milli Egemenliğin Kurtuluş Savaşında Yeri ve Önemi, Edirne ve Trakya da Ulusal Kurtuluş Savaşı Yeri ve Önemi, TBMM Çalışmalarına Önemi ve Etkileri son olarak da Ulusal Egemenliğin Dış Politika konularında Etkileri ve Önemi bu oturumların gündemi olmuştur. Milli egemenlik ve milli eğitim ilişkisi konulu sempozyumu baktığımızda 1988 yılında İstanbul Marmara Üniversitesi ve TBMM Kültür, Sanat, Yayın Kurulu tarafından ortak düzenlenen panelde milli egemenlik ve demokrasi kavramlarının hayata geçirilebilmesi bir kültürü gerektirir. Fikri hür, İrfanı hür ve aydın insanların rejimidir ve bu kültürün yaşatılması nesilden nesile aktarılması ancak eğitimle mümkündür denmektedir. Dolayısıyla eğitimin önemine vurgu yapılarak bu kavramların nesilden nesile aktarılmasının ancak ve ancak eğitimli insanlar ve eğitimli bir toplumla gerçekleştirilebileceği ifade ediliyor. "

Konuşmacılardan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, iki kere gazi olmuş ve dünyada da emsali belki de olmayan Meclis çatısı altında konuşmaktan büyük gurur duyduğunu söyledi.

İnsanların bir araya gelip düzenli yaşamasının her zaman için insanoğlunun iç güdülerinde bulunan değerli bir duygu olduğunu belirten Turan, her kültür ve her insan topluluğunun da kendi değerlerini doğuramadığını vurguladı. Turan, "Kültürlerin gelişimi, devletlerin olabilmesi öyle tesadüflere kalan bir husus değildir. Bir yönüyle devlet sahibi olmak büyük bir nimettir. Dolayısıyla devletin ilk doğduğu noktaya gitmek lazım. Devletin ilk doğduğu nokta, yönetme hakkıdır. Yönetici kim olsun ki devlet olarak insanlar onu tanıyabilsin." dedi.

Turan, Cumhuriyet dönemine geçiş ve bu geçişi etkileyen savaşlar ve olaylara ilişkin bilgi verdi.

Dünyada bütün cumhuriyet ilanlarında çok büyük planlamalar, halk ayaklanmaları, patlamalar olduğunu aktaran Turan, "Bizde böyle bir şey yaşanmadı. Elbette cumhuriyetin ilk yıllarında, arkasından gelen yıllarda birtakım puslu davranışlar var ama benzeri bir olayın söz konusu olmadığını ifade etmekte yarar görüyorum." ifadesini kullandı.

Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Acun da TBMM'nin açılışının 98. yılını kutladı. Acun, en sade ifadeyle milli egemenliğin, devleti kuran ve yöneten en üstün gücün, bir şahsa veya zümreye değil millete ait olması olduğunu söyledi. Acun, dünya tarihine bakıldığında milli egemenlik veya milli hakimiyet kavramının Fransız İhtilali ile ortaya çıktığını gördüklerini ve daha önce dünyada böyle bir kavramın mevcut olmadığını söyledi.

Milli egemenliğin doğuşunu, güneşin doğuşuyla açıklamaya çalışacağını dile getiren Acun, şöyle devam etti:

"Güneş birdenbire doğmaz. Önce tan yeri ağarır, ardından şafak söker ardından da güneş doğar. Biz, milli egemenliğin belli belirsiz halde ortaya çıkışını Senedi İttifak ve Tanzimat ile başlatıyoruz. Meşrutiyetler şafak sökümü oluyor. Milli mücadele ve cumhuriyet de güneşin doğuşu oluyor.
Milli egemenlik yolunda ilerleyen milletin aslında attığı en büyük adım milli mücadeledir. Türk milletinin en zor zamanında Mustafa Kemal'in önderliğinde verdiği bir varoluş mücadelesidir. İstanbul işgal altında padişah tutsak halinde olduğundan milli iradenin merkezi Ankara, dayanağı da Türk millet olur."

Acun, Sivas Kongresi'yle birlikte milli iradenin biçimlenmeye başladığını, ön plana çıktığını gördüklerini belirterek, "Atatürk'ün kongreyi açmak üzere yaptığı 15 dakikalık bir konuşma var. Bu konuşmasında tam 45 kere milli ve millet kelimesini kullanıyor." dedi.

Gazeteci-Yazar Rahim Er de Viyana Kuşatması'nın kaybedilmesinin ardından gerilemeler ve kayıpların başladığını söyledi. Er, Fransız ihtilalinin hürriyet, kardeşlik ve eşitlik gibi kavramlar getirdiğini, bu sloganların sonraki zamanları tesirine aldığını ve ilk tesirine aldığı hareketlerden birinin de Senedi İttifak olduğunu ifade etti. Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı ile sonrasında yaşanan gelişmeleri aktaran Er, 1878 Ali Suavi vakasının, 15 Temmuz'a benzeyen bir darbe olduğunu söyledi.

Demokrat Partinin iktidara gelmesinden günümüze kadar yaşananlara değinen Er, "E-muhtıraya karşı konulması üzerine milli hakimiyetin hayat bulması 27 Nisan 2007 tarihlidir. Bunun kalıcılığı da 15 Temmuz 2016 tarihlidir. Mesele kavramların yerine oturması, içini doldurmasıdır." ifadesini kullandı.

Programın kapanış konuşmasını yapan TBMM Başkanı İsmail Kahraman, "Her devletin egemenliği olacak. Yetkisiz devlet varsa o zaman devlet yoktur, anarşi vardır. Anarşinin olduğu yerde ne devlet olur ne huzur olur. Devlet varsa egemenliği olacak ama egemenliğinin de hududu olacak. İşte o hududu anayasada bulunan ilkeler belirliyor." diye konuştu.

Aslında demokrasinin Türkiye'de 14 Mayıs 1950'de başladığını belirten Kahraman, "Ondan önce kağıtta. Araya 60, 71, 80 girdi. Kesintiler oldu. Tam demokrasiyi yaşayamadık. Egemenlik hakkı tam manasıyla olmadı. Herhangi bir silahlı gücün, cuntanın, grubun elinde hakimiyetin olmasını kabul edemeyiz. Hakimiyet milletin olacak ve millet kendi seçimini, tercihini yapacak. Bu, elinden alınmamalıdır. Elinden alındığı zaman darbeler oldu." şeklinde konuştu.

Kahraman, 1960'a ihtilal diyenlerin bulunduğunu, 1960 ve 1980'in ihtilal olmadığını, bunlara darbe denilmesi gerektiğini, ihtilal ile darbenin farklı olduğunu söyledi.

Kahraman, bu süreç içerisinde darbe teşebbüslerinin de yaşandığını, 1960'tan 2016'ya kadar 16 tane darbe, darbe teşebbüsü, açığa çıkmış veya çıkmamış harekat gerçekleştiğini, 15 Temmuz'un 17. darbe teşebbüsü olduğunu, kimisinin gizli kaldığını kimisinin de açıktan olduğunu vurguladı.
İsmail Kahraman, "Türkiye'de darbeler dönemi 15 Temmuz 2016 tarihinde bitmiştir. Millete rağmen hiçbir hareket yapılamaz. Millete dayanmayan hiçbir hareket muvaffak olamaz, kendini sahneye koyamaz." dedi.

Meclis Başkanı Kahraman'ın konuşmasının ardından "Meclis Sohbetleri" toplantısına katılan konuşmacılara porselen tabak hediye edildi ve hatıra fotoğrafı çekildi.