2011-07-11 - 22:11
TBMM GENEL KURULU?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda 61. Hükümet'in programı üzerindeki görüşmelerde yöneltilen eleştirileri cevapladı. TBMM Genel Kurulunda 61. Hükümet'in programı üzerindeki görüşmeler tamamlandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda 61. Hükümet'in programı üzerindeki
görüşmelerde yöneltilen eleştirileri cevapladı.

Hükümet programı üzerindeki görüş, öneri ve eleştirilerini Genel Kurul
ile paylaşacağını zannettiği muhalefetin, program üzerinde konuşma fırsatı
bulamadığını anlatan Erdoğan, ''Dolayısıyla, hükümet programıyla ilgili burada en
ufak bir şey duymadım, dinlemedim'' dedi. Kendisini, zaman zaman ''adeta
yargı salonunda hissettiğini'' ifade eden Erdoğan, ''Çünkü sadece burada bu
konuşuldu. Biz hükümet programını tartışacağımızı zannediyorduk ve ben buna
rağmen yine de konuşmacılara şahsım, grubum adına teşekkür ediyorum'' ifadesini
kullandı.

Başbakan Erdoğan, 16 yıl önce, 11 Temmuz 1995'te Bosna Hersek'in
Srebrenitsa kasabasında toplu katliam gerçekleştirildiğini ifade etti. Savaştan,
çatışmalardan, soykırımdan kaçan on binlerce Müslüman Boşnak'ın BM'nin güvenli
bölge olarak ilan ettiği Srebrenitsa kasabasına sığındığını anımsatan Erdoğan,
sözlerine şöyle devam etti:

''Radovan Karadziç ve Ratro Miladiç komutasındaki milisler kasabayı ele
geçirdiler ve bugün dahi tam rakamı bilinmeyen 10 binin üzerinde olduğu tahmin
edilen masum sivilleri birkaç gün içinde toplu katliama tabi tuttular. Geç de
olsa, Karadziç'in ardından 'kasap' lakabıyla tanımlanan Miladiç'in de
yakalanması, adalete teslim edilmesi Srebrenitsa üzerindeki kurşun gibi ağır
atmosferi bir nebze olsun dağıtmıştır. Geçen yıl ben törenlere katılmıştım bu
yılda Başbakan Yardımcımız Bülent (Arınç) Bey katıldılar. Oradaki tüm şehitlere
Allah'tan rahmet diliyorum, ailelerine sabırlar temenni ediyorum.

Halen aydınlatılması gereken karanlık noktalar olduğunu, halen adalete
teslim edilmeyi bekleyen zanlılar olduğunu, nereye gömüldüğü bilinmeyen yüzlerce
belki de binlerce kayıp olduğunu biliyoruz. İşte bu nedenle Srebrenitsa
katliamını unutmayacak, unutturmayacağız. Avrupa'nın ortasında bir daha benzer
katliamlar yaşanmaması için Türkiye olarak bu meseleyi takip etmeye devam
edeceğiz. TBMM Genel Kurulu'ndan bir kez daha Boşnak kardeşlerimize yürekten
dayanışma mesajlarımızı iletiyorum.''

12 Haziran seçimlerinin Türkiye'de her kesime çok önemli mesajlar
verdiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, ''Bu mesajları alanlara ne mutlu. Ben
burada özellikle bir hususun altına çizerek ifade etmek istiyorum; 1945'te
Türkiye çok partili döneme adım attı. 1950 yılında ilk kez millet iradesi
sağlıklı bir şekilde sandığa yansıdı'' şeklinde konuştu.

Erdoğan, 1945'ten bugüne kadar demokrasinin inişli, çıkışlı dönemlerden
geçtiğini, çok badireler atlattığını, müdahaleler yaşadığını belirterek, yaşanan
tüm sancılara, acılara, tartışmalara rağmen demokrasinin sürekli olgunlaştığını,
sürekli ilerleme kaydettiğini ve standartlarını her geçen gün daha da ileri
seviyelere taşıdığını anlattı.
12 Haziran seçimlerinin Türkiye'de demokrasinin ulaştığı seviyeyi ve
sahip olduğu ileri standartları göstermesi bakımından özellikle önemli olduğunu
ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''İster profesör, ister çoban, bu milletin her bir ferdi serbestçe oyunu
kullanıyor. Kendi hür iradesiyle kendi tercihini yapıyor. Millet seçimler yoluyla
her tartışmaya, her soru işaretine, her anlaşmazlığa ve uyuşmazlığa çok net bir
şekilde hakemlik yapıyor ve söylenmesi gerekeni en güzel şekilde söylüyor. 12
Haziran akşamı sandıkların açılması ve ortaya çıkan tablo, 'Egemenlik kayıtsız,
şartsız milletindir' ilkesine inanıyorsak, yapılması gereken muhalefet başını iki
elinin arasına alacak, 'biz nerede, ne yanlış yaptık da acaba yüzde 50 AK
Parti'ye gitti' diye bunu düşünmesi lazım. Yani yüzde 26 alacaksın, asıp
keseceksin. Yüzde 13 alacaksın, asıp keseceksin. Yok böyle bir şey. Egemenlik
kayıtsız, şartsız milletinse buna teslim olacaksın. İki kişiden bir kişi AK
Parti'ye oy vermiş.''

Erdoğan'ın bu sözlerine CHP'li milletvekilleri, ''Teslim olmak ne demek''
diye tepki gösterdi.
Milletin seçimler yoluyla her soru işaretine, her anlaşmazlığa ve
uyuşmazlığa çok net bir şekilde hakemlik yaptığını anlatan Erdoğan, ''Bu
hakemliğin neticesidir 12 Haziran. Hakemliğe kulak asmayanları hakem sahadan
atar, bağırıp çağırmayla bu iş olmaz'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, 12 Haziran seçimlerinde katılımın yüzde 87 gibi çok
yüksek bir orana ulaştığını anımsatarak, temsiliyetin yüzde 95'lik bir oranla çok
kapsayıcı bir şekilde teşekkül etmesinin milletin basiretini açık ve net olarak
ortaya koyduğunu söyledi.

''Milletin sahip olduğu demokratik olgunluğun aynı derecede parlamentoya
ve siyasete de yansıması en büyük arzumuzdur'' diyen Erdoğan, şunları kaydetti:
''Bugün artık dünün söylemleriyle dünün kelimeleriyle düne ait
parametrelerle yolumuza devam edemeyiz. Çatışmaya, çekişmeye, birbirinin
paçasından tutarak aşağıya çekmeye, karalamaya, iftiraya dayalı bir siyaset
anlayışı Türkiye'nin hak ettiği bir siyaset anlayışı değildir. Siyasetçiler,
bunun altını çiziyorum, millet kadar vizyon ve ufuk sahibi olmak durumundadır.
Siyaset kurumu, milletle aynı frekansı tutturmalı, aynı yöne bakmalı, Türkiye'nin
ulaştığı standartlara paralel bir duruş sergilemek zorundadır. Şu hususu her
fırsatta ifade ettim: Demokrasilerde muhalefet en az iktidar kadar önemlidir ama
muhalefet konumunu bilemiyorsa marjinalleşiyorsa o zaman bu ülkede ileri
demokrasiden bahsedemeyiz. Hele hele anamuhalefet marjinalleşirse bu büyük
tehlikedir. Siz kalkar da 'İki arkadaşımız burada yemin etmedikçe biz yemin
etmeyeceğiz' derseniz bu marjinal bir düşüncedir ve bak geldiniz yemin ettiniz,
ne oldu?''
Erdoğan, 61. Hükümet'in programı üzerindeki eleştirilere cevap verirken,
CHP'li milletvekillerinin yemin konusundaki tavrını eleştirerek, ''Aslında sizin
bu salona girmemeniz, giremememiz gerekirdi. Bu İçtüzük'te var. Bir İçtüzük
ihlali yapıldı'' dedi.
CHP'li milletvekillerinin sözlerine tepki göstermesi üzerine Erdoğan,
''Yemini ettikten sonra istediğin zaman girersin. Ama yemin etmediğin zaman
durumun tribündekiler gibidir. İktidar önüne 2023 gibi bir vizyon koymuşken
muhalefet, hala o tartışmaları yürütüyorsa, hala bunları yürütüyorsa, hala
eskinin meselelerine takılıp kalıyorsa, 1940'ları aşıp bugünlere gelemiyorsa biz
bunu ülke adına sağlıklı hizmet ortamı olarak görmeyiz' diye konuştu.
Muhalefetin en az iktidar kadar vizyon sahibi olması gerektiğini, 12
Haziran seçimlerinden çıkan en net mesajın bu olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle
devam etti:
''Hala bir şey öğrenmeyecek misiniz? İşte Kasım 2002 tablo ortada,
geliyoruz 22 Temmuz'a tablo ortada, geliyoruz 12 Haziran'a tablo ortada. Bir
kendi halinize bakın, bir de AK Parti'ye bakın. Her şey ortada. Bu aziz, sevgili
millet AK Parti'ye zikzak yaptırmadı, hep tırmandırdı ama sizde istikrar yok.
Onun için de sizi muhalefete mahkum etti. Burada düşüneceksiniz, 'nerede
yanlışımız var' diye düşüneceksiniz. Biz hep bunu düşündük, bunu hep halkımızla
paylaştık. En geniş manada kamuoyu araştırmalarını yaptırdık, acaba biz yüzde 46
iken yüzde 54 niye; yüzde 34'de iken hemen araştırdık yüzde 66 niye? Burayı da
bizim almamız lazım, bunların üzerinde de bizim tasarrufumuzun olması lazım. Hep
bunları çalıştık. Devamlı ders çalıştık. 81 vilayette biz varız. Ama siz 81
vilayete daha yeni yeni gitmeye başladınız. Bundan dolayı da biz gururluyuz,
seviniyoruz. Niye? Siyaseti 81 vilayette yapmamız lazım. Bunun sürekli uyarısını
yapa yapa bugüne geldik. Şimdi CHP ilk kez bu seçimde bunu yaptı. Dilerim ki MHP
de yapar. MHP'nin de yapması lazım. Hep beraber bu illerin tamamında bulunmak
gerekir. Ben dersi aldım, gayet iyi de çalışıyorum. Netice de ortada. Siz ne
haldesiniz ona bakın.''
Erdoğan, muhalefetin kendilerini eleştirmesini, yapıcı eleştiriler ve
öneriler getirmesini arzu ettiklerini belirterek, bu şekilde hep birlikte Meclis
çatısı altında ülke ve millet için hizmet üretilmesini istediklerini söyledi.
Yapıcı eleştiriden asla yüksünmediklerini, istişare ve müzakereden asla
kaçınmadıklarını dile getiren Erdoğan, milletin istifadesine olan her işte
elbirliği yapmaktan, bir ve beraber çalışmaktan asla gocunmadıklarını kaydetti.
'Bizi buraya millet gönderdi ve en nihayetinde hepimiz millet için varız
ve millet için çalışıyoruz'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''12 Eylül halkoylamasının ardından, 12 Haziran seçimlerinde millet bize
şu iki mesajı gayet açık verdi: 'Yeni bir anayasa yapın, milli birlik ve
kardeşlik sürecini kararlı şekilde' sürdürün' dedi. 12 Eylül'de ortaya çıkan yüzde
58 evet oyunun da 12 Haziran'da AK Parti'ye verilen yüzde 50 desteğin de verdiği
en önemli mesaj işte budur. Ben burada bulunan her bir arkadaşımın yeni bir
Anayasa konusunda istekli ve arzulu olduğunu zannediyordum. Ama dinlediğim
konuşmalarda gördüm ki peşinen, şimdiden 'Biz yeni bir Anayasa çalışmasında
iktidarla yoğuz' havası var. Doğrusu buna üzüldüm. Bakın yine ön kabuller.
Daha önce çünkü aynı durumlardan geçtik. 'Kapağını açıp kapatırız' veya
'Bize bir çay içmeye gelirler.' O kadar. Bize bu söylendi. O zamanki Meclis
Başkanımız Sayın Toptan davet yaptı. O davete MHP ve BDP 'evet' dedi ama CHP o
davete 'evet' demedi. Niye? Hiçbir zaman yok. 26 maddelik paketle ilgili bir
çalışma... 'Gelin bunu yapalım' dedik. Bir çok sıkıntılar o paketin içine
konulabilirdi. Ama baktık ki karşımızda üçlü blok; CHP, MHP, BDP... Burada sadece
bir nakarat, geldiler çıktılar kürsüye o nakaratı okudular gittiler. Başka bir
şey yok ve oylamalara da katılmadılar. Niye katılmıyorsunuz, katılın.
Demokrasinin gereği bu değil mi, Parlamentoda üye olmanın görevi bu değil mi?
İşte bugün yaptıklarının tersini orada yaptılar. Farklı bir şekilde yaptılar.
Birinde yemin etmemişlerdi, birinde de yemin etmiş olarak aynı şeyi yaptılar.
Bunlar demokrasiye yakışmıyor. Egemenlik olayına yakışmıyor.
Diyorum ki 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' anlayışı, size
verilmiş bir yetki, bunun gereğini yapın. 'Evet', 'Hayır' dersiniz veya çekimser
kalırsınız. Bunlardan birini yaparsınız. 'Gelin bunu burada yapın...' Ama
yapmadılar. Burada bir mücadele 15 gün. Bize, 'Aceleniz niye?' dediler. Bundan
daha acil ne olur? 15 gün gece gündüz çalıştık. Parlamentodan çıkardık, millete
gittik. Ne oldu. Meydanlarda muhalefet 'Hayır' dedi, biz de meydanlarda 'Evet'
için gayret ettik. Yüzde 58 bizim halkımız bu anayasaya 'Evet' dedi. Demek ki,
bak millet ibreyi düzeltiyor. İşin gerçeği bu. Şimdi de biz yeni bir Anayasa için
çağrımızı yapıyoruz. Ama bu çağrıya daha ilk günden 'Şu var mı, bu var mı?' 'Şu
var mı'yı, 'bu var mı'yı bırakalım. Lütfen. Oturalım masaya, neyin olması
gerekiyor bunları konuşalım, ortak akıl oluşturalım orada bunları konuşalım. Daha
masaya oturmadan adeta yine bir yargı mensubu gibi hesaba çekmenin anlamı yok.
Masayı kuralım, oturalım bu masada Anayasayı kuralım. Ama sizin Allah aşkına
böyle bir derdiniz, böyle bir probleminiz yoksa, kusura bakmayın, biz mevcut
yasalarla da ülkeyi idare ederiz. Şunu diyorlar, 'Ee, şu anda Meclis Başkanı
dışında 326 oya sahipler, istediğimi yaparım havasında gidiyorlar.'
Bakın biz işin felsefesi olarak söylüyorum; çoğunluğun azanlığa
tahakkümüne karşı olan bir anlayışın mensubuyuz. Ama bunu söylerken, kusura
bakmayın azınlığın da çoğunluğa tahakkümüne müsaade etmeyiz. Bunu da böyle
bilesiniz. Şu anda 326 milletvekilinin burada yapması gereken neyse, biz bunu
yapacağız, bunu yapmaya mecburuz. Çünkü milletimiz git 'Orada çalış' dedi, 'yat'
demedi. Çalışacağız ve buradan yasalar çerçevesinde çıkarılması gereken neyse, bu
yasaları da buradan çıkaracağız. Çünkü biz hizmet edeceğiz. Şimdi bu aşamadan
sonra bize düşen bu iki meselede samimiyetle çalışmak, verilen sözlerin
arkasında durmak, Türkiye'yi artık çok farklı bir boyuta, çok farklı standartlara
hep birlikte taşımaktır.''
Erdoğan, terörün bu ülkeye maliyetinin 30 bine aşkın insanın hayatını
kaybetmesinin yanında bir hesaplamaya göre 300 milyar doların üzerinde ekonomik
bedel olduğunu kaydederek, şöyle konuştu:
''Bu 300 milyar dolar ekonomiye, özellikle de istihdama harcanmış olsaydı
bugün Türkiye nerelerde olurdu? Ben bunu muhayyilenize bırakıyorum. Terörün
yanında modern, demokratik, katılımcı, özgürlükçü bir Anayasamızın olmaması, en
az terör kadar ülkeye bedel ödetmiştir, maliyet yüklemiştir. Enflasyondan
faizlere, yatırımlardan borçlanmaya kadar ekonomiyi, günlük hayatı, sokağı,
mutfağı ilgilendiren her gösterge, geçmişte yaşanan istikrarsızlık ve güvensizlik
ortamlarından ziyadesiyle etkinlenmiştir. Son 9 yılda kaydettiğimiz ilerleme,
istikrarın, güven ortamının, demokratikleşme alanında attığımız adımların, aktif
dış politikanın bir neticesidir.
Anayasa ve terör sorununu da geride bıraktığımızda inanın Türkiye tüm
zincirlerinden kurtulmuş olacak ve bu şekilde de geleceğe yürüyecektir. Bunu böyle
bilmenizi isterim. Yeter ki safralarımızı atalım, yeter ki yüklerimizden
kurtulalım, yeter ki bize ayak bağı olan meseleleri çözelim, bize engelleyen,
bizi yavaşlatan sorunları geride bırakalım.''
Erdoğan, ''Program ile ilgili 'Hep bu programda -cek, -cak var'
dendiğini'' ifade ederek, ''Gelecek zaman sigasıdır -cek, -cak. Biz 2023'ü ve
onun önünde 4 yılı konuşuyoruz. Tabii -cek, -cak diyeceğiz. Şimdiki zaman
sigasıyla veya geçmiş zaman sigasıyla konuşulmaz. Ama 9 yılda yaptıklarımız da
var bu programın içinde, herhalde bunu da okumuşsunuzdur. Okuduysanız orada neler
yaptığımızı da görüyorsunuz. Uçaklarla uçuyorsunuz, yollardan gidip geliyorsunuz,
şu barajlardan sular içiyorsunuz. Artık bunları görmemezlikten gelmeyin. Marifet
iltifata tabidir. Artık bunları da görün. Şu hastanelerin, okulların halini gör''
diye konuştu. CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce'nin kendisine laf atması üzerine,
Erdoğan, ''Geç o işi. Ne alakası var. İsmet Paşa'nın sayesinde bu ülkenin ne
bedeller ödediğini de biz biliyoruz. Hadi geç, geç o işi. Gazi Mustafa Kemal
Atatürk, Konya Alaattin Camii ile alakalı olarak İnönü'ye talimat veriyor,
'Burayı restore ettir' diyor. Çünkü ahır olarak kullanılıyordu. Temizletmiyor,
restorasyonunu yaptırtmıyor. Ebediyete intikal ediyor Atatürk, orayı restore
etmek de bize kalıyor. Bundan da haberin var mı? Hepsi belge, belge... Benim
miadım belgelerle konuşmaktır, havada tavada değil. Bunları öğreneceksiniz''
karşılığını verdi.

Bankaların 2002'de yurtiçinde verdikleri kredi miktarının da 32 milyar
TL'den, 2010'da 421 milyar TL'ye, bugün ise 499 milyar TL'ye çıktığını ifade eden
Erdoğan, laf atan muhalefet partisi milletvekillerine, ''Size ben bu kürsüde
hesabı, kitabı öğretemedim, öğrenemeyeceksiniz '' dedi.

Başbakan Erdoğan, ''Şu anda Türkiye büyümede, dünyada yüzde 11 ile birinci sıraya çıkmışsa hikmeti bu. Herkes dünyada birinci olan Türkiye'yi konuşuyor, siz ise yetişemediğiniz üzüme koruk diyorsunuz'' diye konuştu.
Erdoğan, kendisine laf atılmaya devam edilmesi üzerine, ''Yanınızdakine
biraz sahip olun, ağzından çıkanları duysun. Cami arazilerine rezidans yapmak
size yakışır, bize değil, onları siz iyi bilirsiniz'' diye konuştu.
76 üniversiteye 89 üniversite ilave ettiklerini belirten Erdoğan, özel
sektörün de üniversite kurabileceğini hatırlattı. Erdoğan, şunları söyledi:
Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu burada bir ifade kullandı. Diyor ki
'gelin üniversiteler rektörlerini kendileri seçsin.' Bunu şimdi söylüyorsunuz
değil mi? Bunu Kemal Gürüz'ün olduğu yerde, Teziç'in olduğu zamanlarda neden
söylemiyorsunuz? O zaman CHP yok muydu, o zaman neden söylemediniz? Şimdi mi
geldi aklınız başınıza? Çıktılar, 'biz YÖK'ü kaldıracağız.' Kusura bakmayın,
YÖK'ü biz reforme ederiz ama YÖK'ü niye kaldıralım. Bu üniversitelerin bir
denetimi, düzenlemesi gerekmez mi? Rektörlerin ataması, vesairesi... Bunların
hepsini konuşuruz. Bunların hepsini üniversiteler kendileri yapsın. İmtihanlar
nasıl yapılacak, bunların hepsini oturur, konuşuruz. Hepsine eyvallah ama bir
denetleyen, düzenleyen kurumun olması bu işin gereğidir. Kaldı ki YÖK'ü kuran biz
değiliz ve YÖK'ten en çok nemalanan sizsiniz, sizsiniz.
3. dönemimizde biz gene güven, istikrar diyoruz; kardeşlik, hukuk ve
demokrasi diyoruz. 3. dönemde çok daha gayretli, çok daha hızlı, çok daha
coşkulu, heyecanlı bir biçimde reformlarımızı gerçekleştirmek, milletimizi
hizmetlerle buluşturmak istiyoruz.
Bu ülkede artık doğu, batı, kuzey, güney kavramlarının sadece coğrafi
kavramlar olarak kalmasını istiyoruz. Doğu denildiğinde geri kalmış, kuzey
denildiğinde göç eden, orta denildiğinde yoksul, batı denildiğinde göç alan
bölgeler kavramını artık gündemden düşürmek istiyoruz. Bizim için Türkiye
haritası her bir zerresi ile kırmızı ve beyaza boyanmıştır. Bunun dışında renk
kabul etmiyoruz. 74 milyonu bugüne kadar nasıl gönülden kucakladıysak, bundan
sonra da aynı şekilde gönülden, yürekten, samimiyetle kucaklamaya devam edeceğiz.
Kaygıları, endişeleri, tereddütleri gidermek, önyargıları yıkmak bizim birinci
vazifemiz. Tahrikleri aşarak, kışkırtmaları geçerek, 74 milyonun her bir ferdine
ulaşmak bizim sorumluluğumuzdur. Herkesin yaşam tarzı, inancı, dili, kültürü,
fikirleri, özgürlük kalemi, Hükümet olarak bizim teminatımız altındadır.''
Başbakan Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ''dil noktasında''
hassasiyet gösterdiğini ifade ederek, ''Her zaman söylüyoruz Sayın Bahçeli; bu
ülkenin resmi dili Türkçe'dir ama herkes ana dilini rahatlıkla kullanabilmeli''
dedi.
Erdoğan'ın bu sözlerini AK Parti'li milletvekillerinin yanısıra, Bahçeli
başta olmak üzere MHP'li milletvekilleri de alkışladı.
Yürütme ile birlikte yasama ve yargının da aynı vizyonu paylaşması için,
hukuk ve demokrasi içinde mücadelelerini sürdüreceklerini ifade eden Erdoğan, 3.
dönemlerinde muhalefet partileri ile farklı bir tarzda, formatta çalışmak
arzusunda olduklarını bildirdi. Erdoğan, ''Eğer çalışırlarsa... 2023 vizyonuna
muhalefet partileri ile el ele, gönül birliği içerisinde hazırlanmak isteriz.
Kırıcı, yıpratıcı, tahrik edici bir dil ve üslup yerine, yapıcı, yol gösterici,
dünyasında olduğu kadar bölgede de yeni bir heyecana vesile olduğunu belirterek,
bu programı; toplumun tüm kesimleri, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, iş
dünyası, üniversiteler, medya ve kanaat önderleri ile birlikte yürüteceklerini
kaydetti.
12 Haziran seçimleriyle Türkiye'de yeni bir sayfanın açıldığına
inandıklarını belirten Erdoğan, ''Artık hedef, bu yeni sayfayı, üzerini gayet
ihtimamla doldurmaktır'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, AK Parti hükümetlerinin bu 4. programının, diğerleri
gibi ulaşılabilir, gerçekleşebilir, ayağı yere basan projelerden oluştuğunu ifade
ederek, yapamayacakları hiç bir şeyi söylemediklerini bildirdi. Erdoğan, ''Hayal
ticareti, umut simsarlığı hiç bir zaman yapmadık, yapmıyoruz.'' diye konuştu.

Erdoğan, muhalefet sıralarından, ''din tüccarlığı'' şeklinde laf atılması
üzerine, ''Bakın çok ayıp oluyor. Biz dini yaşarız, tüccarlığını siz yaparsınız''
karşılığını verdi.

*** HABERİN DEVAMINA "İLGİLİ DÖKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ ***

(22:11)