2006-11-28 - 15:54
CHP GENEL BAŞKANI BAYKAL: ''PAPA'YA, 'TÜRKİYE'YE HOŞ GELDİNİZ' DİYORUM. TÜRK HALKININ KONUKSEVERLİĞİNE İNŞALLAH BURADA TANIK OLACAKSINIZ''
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmaya, Papa 16. Benediktus'un Türkiye ziyaretini değerlendirerek başladı.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Papa 16. Benediktus'a, ''Türkiye'ye hoş geldiniz. Türk halkının konukseverliğine inşallah burada tanık olacaksınız. Burada bir dost milletin, sevgi ve anlayış dolu yaklaşımı içinde ağırlanacaksınız. Bundan hiç bir tereddüt duymamalısınız'' diye seslendi.

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmaya, Papa 16. Benediktus'un Türkiye ziyaretini değerlendirerek başladı.

Papa'nın, Türkiye'yi ziyaret kararını aldığını ve bunu yürürlüğe koyduğunu ifade eden Baykal, ''Bunun, Türkiye'de ve dünyada çok büyük bir ilgi, hatta bir heyecan yarattığına tanık oluyoruz. Bugüne kadar Türkiye'ye daha önce başka papa ziyaretleri yapılmıştır. Bu ziyaretlerin hiç biri bu kadar yüksek bir heyecan yaratmamıştır'' diye konuştu.

Hem Türkiye'de hem Türkiye'nin dışında bu ziyarete ilişkin çok yüksek bir ilginin, heyecanın, kaygının, telaşın şekillenmekte olduğunu belirten Baykal,
şunları söyledi:

''Bu ziyaretin, böyle bir duyarlılık yaratması hiç şaşırtıcı değil. Bunları çok doğal karşılamak gerekir. Çünkü, bir süreden beri maalesef dünyada, bir süre hiç olmazsa unutulmuş olan bir konu, dinlerarası ilişki konusu sakıncalı bir biçimde dünya gündemine taşındı. İslamiyetle Hristiyanlık arasındaki ilişkinin, maalesef son dönemlerde hiç gerekmediği halde, haklı kılacak hiçbir neden olmadığı halde, çok sakıncalı bir biçimde gündeme getirildiğine tanık oluyoruz. Bundan, büyük üzüntü duyuyoruz.

Sadece biz değil, aklı başında her inançtan, her dinden pek çok insan, bu tablodan rahatsızlık duyuyor. Bunun sonucu olarak da bu olumsuz gelişmeyi kontrol edebilmek için girişimler yapılıyor, bir yeni anlayış ortamı yaratılması ihtiyacı vurgulanıyor, bu doğrultuda yaygın çabalar yaygın çabalar sergileniyor.

Medeniyetler çatışması denilen olay, aslında bu olaydır. Medeniyet tarifi adı altında yumuşatılmak istenen gerçek, ne yazık ki farklı inançlara sahip
topluluklar arasındaki farklılıklar konusudur. Bunun medeniyetler çatışmasına dönüşmesi ihtimali, dönüşmesi yolunda sergilenen çabalar, gayretler hepimizi büyük üzüntüye sevk etmektedir.''

''ESKİ ÇAĞLARIN KÜLTÜRÜ''
Baykal, insanlığın her zamankinden daha çok barışa ihtiyacı bulunduğu bir dönemde, birdenbire çok daha eski çağların özelliği olan çatışma kültürünün, yavaş yavaş şekillendirildiğini söyledi. Bunun, dünyanın temel sorunu olduğunu ve aşılması gerektiğini vurgulayan Baykal, ''Maalesef son zamanlarda bu çatışmaya katkı veren olumsuz süreçler işlemeye devam ediyor'' dedi.

İSRAİL FİLİSTİN ÇATIŞMASI
Bu süreçlerden birinin İsrail-Filistin çatışması olduğunu kaydeden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu, çok tehlikeli bir süreci başlatıyor. İşi çığırından çıkaran, en büyük haksızlıklara maruz kalındığı duygusunu kuşaklar boyu insanlara, çocuklara,
gençlere veren ve çatışmayı çığırından çıkaran ana olumsuzluk kaynaklarının başında maalesef bu geliyor. Bu sorunun bir an önce çözülmesi lazım. Dünya, bunca ihtilafı çözdü, şimdi bu ihtilafı çözemez durumda. Acz içinde bunun giderek yaygınlaşmasına, ortamı zehirlemesine, duyguları tahrip etmesine, insanları birbirine düşürmesine, insanları-insanlığı bölüp parçalamasına seyirci kalınıyor. Buna bir an önce son vermek lazım. İsrail-Filistin ihtilafı noklanmalıdır. Orada huzur bir an önce sağlanmalıdır. Orada tehlikeli bir çatışma var, bu çatışma bir inanç ve din husumeti olarak algılanıyor. İnanç ve din husumeti olarak algılanınca bunun çok tehlikeli yansımaları ortaya çıkıyor.''

''DİN SALDIRISI''
Son zamanlarda yeni bir mücadele tarzı olarak kendisini gösteren terör uygulamalarının, çok yanlış bir biçimde ve çok tehlikeli olarak bir ''dinsel
nitelikli mücadele tarzı'' olarak kavrandığını hatırlatan CHP Genel Başkanı Baykal, ABD'ye yönelik 11 Eylül saldırısının aslında bir ''din saldırısı'' olarak
tanımlanmış olmasının çok sakıncalı sonuçlar doğurmaya başladığını ifade etti.

Baykal, şöyle konuştu:

''Giderek terörle bir kutsal din, bir büyük din, bir büyük barış dini özdeşleştirilmek istenmiştir. Bu, giderek insanların inançlarına göre
farklılaştırılması yolunu açmıştır. Tehlikeli bir gelişme başlatmıştır. Bu, maalesef kontrol altına alınamamıştır. Her inançta ortaya çıkabilecek terör
gruplarının, inanç tarifi ile değerlendirilmesi, yapılabilecek en büyük yanlıştı. O grupları, hak etmedikleri bir büyük itibara, meşruiyete ve güce kavuşturmak anlamına geliyordu. Bu hata maalesef yapılmıştır, hala da yapılmaya devam ediliyor. İşte böyle bir ortamdayız.

Böyle bir ortamda maalesef son dönemlerde İslamiyete yönelik saldırılar, çeşitli çevrelerden yaygınlaştırılmak istenmiştir. Danimarka'daki karikatür krizi ve çeşitli yayın organlarında İslamiyet'e, İslamiyet'in kutsal kavramlarına karşı, aziz peygamberine karşı, Kuran'ı Kerim'e karşı saygısızca tavırlar, Müslüman dünyayı çok ciddi şekilde rencide etmiştir, kırmıştır. Bunlara karşı yükselen tepkiyi bir yeni kriz doğurmayacak duyarlılık içinde, dikkat içinde herkes yönlendirmeye çalışılırken maalesef çok büyük bir yanlış yapılmıştır ve Papa bizzat tam bu ortamın içinde İslamiyetin özüyle ilgili, çok yanlış, gerçeklerden kopuk ve icapsız, gereksiz, anlamsız bir değerlendirme ile tabloya tuz-biber ekmiştir.''

ZİYARETİN ZAMANLAMASI
Baykal, Papa'nın ziyaretinin böyle bir ortamda gerçekleştiğine dikkati çekerek, ''Böyle bir ortamda, böyle bir tedirginliğin ortaya çıkması doğaldır.
Bunu herkesin anlaması lazım. Eğer ortada bilinçli, planlı bir provokasyon söz konusu değilse zamanlama yanlış olmuştur, talihsiz olmuştur'' diye konuştu.

Bu zamanlamayı yönlendirmesi gereken yetkililerin bütün bunları dikkate alarak, bu ziyaretin daha uygun bir zamanda, daha uygun bir bir programla
gerçekleşmesi için üzerine düşen etkin girişimleri yapamadığını öne süren Baykal, ''Bu süreci seyretmişlerdir'' dedi.

Papa'nın iki ayrı kimliğe sahip bir şahsiyet olduğunu kaydeden Baykal, hem büyük bir din adamı, hem de bir devlet başkanı olduğunu söyledi.

Papa'nın bu ziyaretinin, devlet başkanı kimliğinden çok bir kilise başkanı, Katolik kilisesinin en yüksek şahsiyeti kimliği ile yapılan bir ziyaret olduğunu
ifade eden Baykal, şöyle konuştu:

''Bu ziyaretin amacı da Türkiye'deki Ortodoks kilisesi ile Roma'daki Katolik kilisesi arasındaki ilişkiyi yeni bir barış ve uyum ilişkisi içine çekmek, geçmiş ihtilafları unutmak, acı günlere yönelik duyguları geride bırakıp yeni bir anlayış dönemini açmaktır. Bu yönüyle çok saygıdeğer bir girişimdir. Hristanlığın kendi içindeki ihtilafların aşılmasından, bu doğrultuda en yetkili kişilerin inisiyatif almasından biz mutluluk duyarız.

Ama Hristiyanlığın kendi kiliseleri arasındaki barış arayışının, Hristiyanlık ile Müslümanlık arasındaki barış arama ihtiyacını kesinlikle gölgede
bırakmasını da uygun görmeyiz. Asıl ihtiyaç, anlaşılıyor ki şu sıralarda Hristiyanlıkla İslamiyet arasında bir karşılıklı barış ortamının şekillenmesine
yardımcı olmaktır.

Kiliseler arası dayanışma anlayışından kaynaklanan ziyaret, öyle anlaşılıyor ki bizim yetkililerimizi bu konuya seyirci kalmak durumuna sokmuştur. Yani inisiyatif kullanamamışlardır. Olayı yönlendirememişlerdir. Ve bunun sonucu olarak bugün bu ziyaret, bizim yetkililerimizin nezaret ettiği, seyrettiği ve üzerlerine düşen ev sahipliğini yapmak durumunda oldukları bir ziyaret haline dönüşmüştür.''

Papa'nın, ''Ortodoks yortusuna katılmak istediğini'' bildiğini söyleyen Baykal, bütün bunların ''daha geniş görüşlü bir zaman anlayışı içinde''
planlanmasının mümkün olabileceğini söyledi.

''GÖLGE DÜŞÜRDÜ''
Baykal, ziyaret karşısında Hükümetin, ''Eyvah ne yapacağız? Biz karşılayacak mıyız? Muhatap olalım mı olmayalım mı, burada olalım mı olmayalım mı?'' tereddütlerinin, Türkiye'nin saygınlığına, ciddiyetine, Türkiye'yi yöneten insanların özgüvenine gölge düşürdüğünü iddia etti.

Başbakan'ın ve Dışişleri Bakanı'nın, önemli bir konuğu Türkiye adına selamlamak ve ''Hoş geldiniz'' demek durumunda olduğunu söyleyen Baykal, ''Bunda korkacak, çekinecek hiç bir yön yoktur. Kimsenin bir kompleks içine girmesi gerekmez'' dedi.

Baykal, bu durumu ''ikircikli tavır'' olarak nitelendirerek, şunları söyledi:

''Bu ikircikli tavır, maalesef zafiyet getirmiştir. Boşluğu doldurmak için yapılan bazı girişimlerin geri çevrilmiş olması... 'Dışişleri Bakanımız acaba bir
yemek yer mi' diye bir girişim yapıp, ''Yok yok buna gerek yok' denilmiş olması kırıcı olmuştur.

Kamuoyunun bu konudaki duyarlılığı sonucunda Hükümetin izlemek istediği kaytarma yaklaşımı, bugün kamuoyumuzun ilgisi ve dikkati sonucunda bir görev buluşması, bir selamlama haline dönüşmüş bulunmaktadır.

Bu olay, Hamas liderinin Türkiye'ye geldiği günleri hatılatıyor. Nedense Hükümet, yabancı konuklar karşısında ne zaman, nerede, ne yapacağı ile ilgili bir zihni berraklık içinde olamıyor. Hatırlarsanız, Hamas lideri AKP'liler tarafından çağrılmıştı, bu ortaya çıkınca 'hayır biz çağırmadık' demişlerdi. Kimin çağırdığı tartışma konusu olmuştu, buraya gelen Hamas lideriyle Başbakan görüşecek mi görüşmeyecek mi tartışma konusu olmuştu...''

''SAYGIYLA SELAMLAMAK''
Baykal, Papa ziyaretinin Türkiye bakımından, Türkiye'nin görüntüsüne, Türkiye'nin imajına hiç bir zarar vermeyecek şekilde, sükunet içinde, derli
toplu, saygın bir ziyaret olarak gerçekleşmesini güvence almak için herkese görev düştüğünü söyledi.

Bütün vatandaşlara, kendisini bilen herkese düşen görevin bu olduğunu vurgulayan Baykal, sözlerine şöyle devam etti:

''Hepimizin görevi, Türkiye'yi ziyaret etmekte olan Hristiyan dünyasının en önemli şahsiyetini saygıyla selamlamak, geçmiş tartışmaları bir an için
zihnimizden çıkarmak, hiç böyle şeyler konuşulmamış gibi o insanlara gereken tarzda mukabele etmek ve bu şekliyle bizim, milletimize özgü konuk severliğimizi, misafire saygı anlayışımızı, dostluk anlayışımızı bir kez daha bu vesileyle bu en elverişsiz ortamda dahi gösterebileceğimizi kanıtlamak olmalıdır. Kimsenin telaş etmesine gerek yok. Bizim insanlarımız başka inançlara da büyük saygı duyarlar. Bu konuda hiç tereddüt yoktur. Çok hoşgörülüdür bizim insanlarımız... Bu konuda kimseden ders almaya ihtiyacımız yoktur. Bu bakımdan hiç bir sorun çıkmadan en iyi şekilde değerlendirileceğini düşünüyorum. Papa'ya da 'Türkiye'ye hoş geldiniz' diyorum. Türk halkının konukseverliğine inşallah burada tanık olacaksınız. Burada bir dost milletin sevgi ve anlayış dolu yaklaşımı içinde ağırlanacaksınız. Bundan hiç bir tereddüt duymamalısınız. Kimse de tereddüt
duymamalıdır. Hepimiz, bu ziyaretin huzur içinde, barış içinde gerçekleşmesini diliyoruz.''

"KİMSE KÖYLÜYE ASALAK GİBİ BAKMASIN"
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'de devletin köylüyü desteklemediğini, köylünün devleti desteklemeye devam ettiğini öne sürerek, ''Kimse köylüye asalak gibi bakmasın'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, geçen hafta sonu yapılan esnaf kurultayına değindi.

Esnafın kurultayda çok muhteşem bir manzara sergilediğini belirten Baykal, CHP'nin, 4 milyon esnaf ailesiyle elele Türkiye'ye sahip çıkma kararı aldığını söyledi. Baykal, etkisizleştirilme politikalarının devam ettiği esnaf kesimi ile Türkiye'nin sorunlarına birlikte baktıklarının ortayı çıktığını kaydetti.

''Esnafın sahip çıktığı bir Türkiye'ye kimse zarar veremez'' diyen Baykal, esnafın AK Parti iktidarında sıkıntıya girdiğini öne sürdü.

Deniz Baykal, AK Parti iktidarından önceki 4 yıl ile AK Parti'nin 4 yıllık iktidarı kıyaslandığında esnafın sıkıntısının anlaşılabileceğini ifade ederek,
''1999-2002 yılları arasında faaliyetine son veren işyeri sayısı 373 bin iken, bu sayı AKP döneminde 731 bine çıktı. 1999-2002 döneminde açılan her 100 işyerine karşılık 58 işyeri kapanırken, AKP döneminde açılan her 100 işyerine karşılık 108 esnaf kepenk kapattı'' diye konuştu.

Kayıtdışı ekonominin en az yüzde 50'ye çıktığı göz önüne alındığında, kapanan işyeri sayısının daha fazla olacağına işaret eden Baykal, ''Bu, sosyal
bir faciadır'' dedi.

''ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURACAĞIZ''
Baykal, çıkarılmak istenen yeni bir yasayla, sosyal güvenlik destek primi uygulamasında yeni bir dönem başlatılacağını söyledi.

Geçmişte emekli bir işçinin esnaf olarak çalışması durumunda, emekli maaşının yüzde 10'unun sosyal güvenlik destek primi adı altında kesildiğini
anımsatan Baykal, bu oranın şimdi yüzde 33'e çıkarıldığını kaydetti.

''Bunun haklı sayılabilecek bir tarafı var mı?'' diye soran Baykal, ''Esnaf bir işyeri açmış, kimseden destek istemiyor, alınteriyle geçimini sağlayacak.
Esnaf böyle düşünürken devlet, 'Verdiğinin 3 katı artırarak sosyal güvenlik destek primi ödeyeceksin' diyor. Bu, haksız, zalimce, yanlış, sosyal hayatı tahrip edecek bir uygulama, hiçbir şekilde kabul edilemez'' diye konuştu. Baykal, yasanın iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine başvuracaklarını söyledi.

''BAKMAZSAN SEN DE DEVLET OLAMAZSIN''
AK Parti'nin getirmek istediği yeni bir yasal düzenleme daha olduğunu ifade eden Baykal, şunları kaydetti:

''Buna göre, esnaf ve sanatkarın kendisi, eşi, çocuğu ve bakmakla yükümlü olduğu insanlara sağlık hizmeti verilebilmesi, esnafın hiçbir prim borcu
olmamasına bağlı. Sosyal güvenlik sistemi, özel sigorta sistemi değildir. Özel sigorta sistemini anlarım. Özel şirket, topladığı prim karşılığında hizmet verir. Ama sosyal güvenlik sistemi, devletin vatandaşa vermekle yükümlü olduğu bir hizmettir. O primi toplamanın, kendine göre yolları, yöntemleri vardır.

'Eğer senin primin noksansa, sana da eşine de çocuğuna da yaşlı anana da babana da bakmam....' Bakmazsan sen de devlet olamazsın. Bu yasayı da Anayasa Mahkemesine götüreceğiz.''

TARIMDAKİ SORUNLAR
Konuşmasında tarımda yaşanan sorunlara da değinen Baykal, Hükümetin başta pamuk, ayçiçeği, zeytinyağı ve mısır olmak üzere 7 ürün için destekleme prim fiyatı açıkladığını anımsattı.

Ancak açıklanan bu primlerin tarımdaki açmazın düzeltilmesine, üretimin devam ettirilmesine imkan tanımayacağını iddia eden Baykal, ''Pamukta olay sadece çiftçi olayı değil, sanayi ve ihracat olayıdır'' dedi.

Deniz Baykal, Türkiye'nin bugün ürettiği kadar pamuk ithal eder duruma geldiğini, bunun dış ticaret açığı doğurduğunu kaydeden Baykal, pamukta açıklanan 29 kuruşluk destekleme priminin, maliyeti bile karşılamadığını, bu fiyatın 40 kuruş olması gerektiğini anlattı.

Zeytinyağını, ''Türkiye'nin yükselen değeri, yıldızı'' olarak nitelendiren Baykal, geçmişte 25 kuruş destekleme primi verilen zeytinyağında geçen yıl 10
kuruş prim verildiğini, bu rakamın bu yıl da 11 kuruş olarak açıklandığını kaydetti.

''TERK EDİLMİŞLİK DUYGUSUNA KAPILMIŞTIR''
Baykal, bu rakamın da enflasyonu ve maliyeti karşılamayacağını ifade ederek, ''Zeytinyağı üreticisi, terk edilmişlik duygusuna kapılmıştır'' dedi.

Zeytinyağı için verilen 11 kuruşluk destekleme priminin 6 sente denk geldiğini belirten Baykal, zeytinyağına Avrupa'da 132 sent destekleme primi
verildiğini söyledi. Baykal, ''Orada 20 katı fazla prim veriliyor. Onlarla nasıl rekabet edeceksin? Bu, bir kez daha tarıma ağır darbe vurulduğunu gösteriyor'' dedi.

CHP Lideri Baykal, 2005'te 900 bin çiftçinin işini terk etmek zorunda kaldığını ifade etti.

Çiftçinin sadece tarımda kullandığı mazotun karşılığında devlete 4 milyar YTL ödemek zorunda kaldığını iddia eden Baykal, ''Ama devletin çiftçiye ödediği destekleme primi, bu rakamın çok altında. Yani Türkiye'de devlet köylüyü desteklemiyor, köylü devleti desteklemeye devam ediyor. Kimse köylüye asalak gibi bakmasın'' dedi.

''TURİZMDE LİG DÜŞMESİ SÖZ KONUSU''
Turizm sektöründe ciddi sıkıntılar yaşandığına işaret eden Baykal, ''Turizmde lig düşmesi söz konusu. Türkiye, 1. ligten 2. sınıf turizm ülkeleri
arasına doğru sürükleniyor'' dedi.

Deniz Baykal, gelen turist sayısında, gelenlerin de harcamalarında azalma olduğuna dikkati çekerek, ''Burada, Türkiye'nin imajı, görüntüsü çok önemli tabii. Türkiye'nin yaşadığı sorunlar, kendini turizmde de gösteriyor'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Türkiye yabancılar için yatırım merkezi oldu'' dediğini anımsatan Baykal, ülkeye 2005'te 9.7 milyar ABD doları doğrudan yabancı yatırım geldiğini kaydetti. Baykal, ''Bu doğru ama bu rakamın içeriği nedir? Bu gelen parayla Türkiye'de hangi yeni fabrika, tesis, işyeri kuruldu, Türkiye'ye ne katmıştır?'' diye sordu.

Deniz Baykal, 9.7 milyar doların 1.8 milyar dolarını, yabancı kişilerin Türkiye'de aldıkları gayrimenkul alımı oluşturduğunu; 7.1 milyar doların da
özelleştirme, birleşme ve satın alma yoluyla gelen para olduğunu kaydetti. Baykal, ''Yani yeni bir üretim, tesis yok. Türkiye'de zaten var olan tesisleri birileri alıyor, Başbakan da çıkıyor, '9.7 yabancı sermaye geliyor, Türkiye patlıyor' diye nutuk atıyor. Vatandaşın girişimci olarak yapmış olduğu şey, el değiştiriyor'' diye konuştu.

''SIFIRDAN YATIRIM İSTİYORUZ''
Yurtdışından gelen yabancı yatırımın 2006'da 12.5 milyar dolara çıktığını belirten Baykal, bu rakamın 9.4 milyar dolarının TMSF satışlarından elde edilen para, 2 milyar dolarının da yabancıların gayrimenkul satışıyla elde edilen para olduğunu söyledi.

Türkiye'nin yatırım, çekim merkezi haline dönüşmesi gerektiği düşüncesine katıldıklarını ifade eden Baykal, ''Ancak biz sıfırdan yatırım istiyoruz; yeni
fabrika, işyeri kurulsun, açılsın istiyoruz. Ama bu yok'' dedi.