2010-11-30 - 15:09
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
WikiLeaks'te açıklanan belgelerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsviçre'de 8
ayrı hesabının bulunduğu iddiasının yer aldığını belirterek, Erdoğan'dan
kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama beklediklerini söyledi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
WikiLeaks'te açıklanan belgelerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsviçre'de 8
ayrı hesabının bulunduğu iddiasının yer aldığını belirterek, Erdoğan'dan
kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama beklediklerini söyledi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
Kardemir'de sendika değiştiren 276 işçinin işine son verildiğini anımsatarak,
''İnsanların ekmeğiyle oynamak bu kadar kolay mı? Onların çocukları, ailesi ne
olacak? O işçilere sonuna kadar sahip çıkacağız. Hukuk desteği gerekiyorsa hukuk
desteği vereceğiz'' diye konuştu.
WikiLeaks'te açıklanan belgelerle ilgili değerlendirmeler de yapan
Kılıçdaroğlu, açıklanan belgelerin ''dünyanın gündemine bomba gibi düştüğünü''
ifade etti.
Türkiye ile ilgili çok az belgenin açıkladığını, daha çok belgenin
açıklanacağını belirten Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
''eteklerindeki taşları döksünler sonra konuşuruz'' dediğini anımsattı.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Benim bildiğim kadarıyla demokrasisi, insan hakları, ahlaki değerleri
gelişmiş bir ülkede, adı yolsuzluklara karıştı diye bir kişi korunuyorsa o taşlar
ister kaya olsun Başbakan'a bir şey olmaz. Yerinde kalır. Niye yerinde kalır?
Çünkü bu tür şeyler onlar için sıradanlaştı. Ahlaki değerler, hukuk, yerlerde
sürünüyor ancak her söylediği alkışlanıyor. Böyle bir sistemde sağlıklı bir
demokrasi oluşmadığı için Başbakanlar bakacak diyecek ki 'siz istediğiniz kadar
konuşun ben nasıl olsa oy alıyorum'. 'Vurgun mu yaptım... geçiniz onları'
diyecektir.
Açıklanan belgeler çok önemli, sıradan belgeler değil. Büyükelçilerin
yazdığı kriptolar, doğru mudur, yanlış mıdır? Araştırılacak. Biz de araştırma
komisyonu kurduk. Belgeleri didik didik edeceğiz. Bize düşen görev varsa -ki
olacaktır- o görevi yerine getireceğiz. Gerekirse belgeleri özetleyerek kamuoyuna
anlatacağız.
İddialar çok ciddi ve sıradan değil. Eğer bir ülkenin Başbakanı için
İsviçre bankalarında 8 ayrı hesabı var deniyorsa bu sıradan bir iddia değil,
ciddi bir iddiadır. Sayın Başbakan'ın çok net, kamuoyunu tatmin edecek
açıklamalar yapmasını bekliyoruz. Suçlamıyoruz, 'bu iddiadır' diyoruz ama iddiaya
karşı net, somut bilgiler ortaya konmazsa Sayın Başbakan bu iddiaların altında
kalır.''
Dile getirilen iddiaların bir kısmını daha önce CHP olarak gündeme
getirdiklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, bu nedenle iddiaları ''yabana atılır''
bulmadıklarını ifade etti.
Kılıçdaroğlu, televizyonlarda bazı konuşmacıların iddiaları ''sıradan''
bulmasının kendisini şaşırttığını da belirterek, ''Küçümseyerek, 'bak AKP ne
kadar güçlü' der noktaya geliyorlar. İnsaf arkadaşlar, insaf'' diye konuştu.
Okulların durumu konusunda yapılan bir araştırma hakkında bilgi veren
Kılıçdaroğlu, okullarda yeterli eğitim materyalinin olmadığı, öğretmenlerin
alanlarındaki yayınları izleyemedikleri, öğretmenlerin yer değiştirmesinde
şeffaflık olmadığı, liyakata bakılmadığı gibi sonuçlar çıktığını anlattı.
Başbakan Erdoğan'ın onarım sonrası Süleymaniye Camiii'ni açtığını,
onarımını ''örnek onarım'' olarak nitelendirdiğini belirten CHP Genel Başkanı
Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Süleymaniye Camii'nin onarımında yolsuzluk yapıldı mı? Sayın Başbakan
hatırlasın diye rakam vereyim. Bu yolsuzluğun rakamı 4 milyon TL midir? Eski
parayla 4 trilyon lira mıdır? Yapılmayan onarım olmasına rağmen Süleymaniye'yi
açıyorsun ve örnek bir restorasyon projesi olarak takdim ediyorsun. Yapılmayan
işler varken açıyorsun, devlet hortumlanıyor, sen bunu biliyorsun ve orayı
açıyorsun. Hangi yüzle orayı açıyorsun?''
Kılıçdaroğlu, gelecek haftanın ''engelliler haftası'' olduğunu
anımsatarak, hafta nedeniyle çeşitli çalışmalar yapacaklarını söyledi.
Kılıçdaroğlu, ''Bütün engelli kardeşlerime yürekten şunu söylüyorum: Engelsiz bir
dünyayı beraber kurarız'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'a, ''Bir adam hakkını arıyor diye söylemediğini
bırakmıyorsun, senin anlayışın ile Kenan Evren'in anlayışı arasında ne fark
var?'' diye sordu.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grubunda, sabahları gazeteleri, ''Bugün
ülkede ne oldu?'' deyip, biraz ürkerek, biraz korkarak aldıklarını söyledi.
Gazete manşetlerindeki büyüklüğün birer çekiç, balyoz gibi önlerinde
durduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Bunun temel nedeni; Türkiye'deki
yolsuzlukların, hukuksuzlukların, adaletsizliklerin çok derinleşmiş olmasıdır.
Sağlıklı bir gündem oluşturma, normal bir yurttaşın gündemini yakalama,
işsizliğini, yoksulluğunu, beklentilerini gündeme getirme gibi bir gelişme
maalesef olmuyor'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin yapay gündem oluşturmada çok başarılı olduğunu
iddia ederek, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast
girişimine ilişkin haberleri anımsattı, ''Ne oldu, bir şey olmadı. Türkiye'nin
gündemini bu kadar sorumsuzca değiştirmek acaba kime yarar?'' diye sordu.
Kılıçdaroğlu, halkın, içinde yaşadığı sorunları bir türlü sorgulamadığını, haber
bombardımanıyla bütün bilgilerin yanlış şekilde geniş halk kitlelerine
yansıtıldığını söyledi.
Geçen haftanın gündeminde üç generalin açığa alınmasının yer aldığına
işaret eden Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bazı bakanların bu konuyla
ilgili demeçler verdiğini, konuşmayanın ise sadece bu üç general olduğunu
belirtti.
Kılıçdaroğlu, ''Siz nasıl dava açarsınız, dava açma hakkını nereden
alıyorsunuz'' noktasına getirildiğini ifade ederek, ülkede demokrasi, hukuk
varsa, kişilerin de hak arama özgürlüğünün bulunduğunu vurguladı. Kılıçdaroğlu,
Anayasaya göre, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık
olduğunu anımsattı. Kılıçdaroğlu, bu hak arama özgürlüğünün Cumhurbaşkanı,
Başbakan, siyasi partilerin lütfü olmadığını, her vatandaşın anayasal hakkı
olduğunu dile getirdi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Başbakan, Yüksek Askeri Şura kararları altında imzasının olmadığını
söylüyor. Senin imzan yok ama karar çıkmış. Yasalar, 'Sayın Başbakanın imzasının
olmadığı karar geçersizdir' diyorsa, eyvallah ama böyle bir düzenleme de yok.
'Ben kurdum, kuzuyu yiyeceğim, suyu bulandırıyorsun arkadaş. Çünkü, benim
istediğim gibi davranmıyorsun. Benim için hukuk, Anayasa, yasalar yok. Benim bir
düşüncem var, onun gereği olarak, ben her şeyi yaparım, yapma özgürlüğüne
sahibim. Ama sen konuşamazsın, hak arayamazsın.'
Diyorlar ki bizim imzamız yok ama o 3 subayın emekli olması gerekir.
Hangi yasaya göre? Yok böyle bir yasa. Sizin keyfinize göre davranan bir hukuk
sistemi olabilir mi, hayır. Hadi bunları beğenmiyorsunuz, bu vekalet
kararnamesini siz imzalamadınız mı, Resmi Gazete'de yayımlamadınız mı?''
Kılıçdaroğlu, ''Askeri Yüksek İdare Mahkemesinden kararlar doğru çıkmaz''
denildiğini ifade ederek, istenilse de Danıştaya ya da başka bir hukuk mercine
başvurulamayacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, yapılanın, hukuku bilmemenin ötesinde
kamuoyunu yanlış yönlendirme olduğunu öne sürerek, şuları söyledi:
''Buna bazı hukukçuların, AKP yandaşı hukukçuların çanak tutması, destek
vermesi, hukuk adına en hafif deyimle ayıptır. Bu ayıbı bir hukukçunun yapmasını,
hukukçu olmayan bir kişi olarak içime sindiremiyorum.
Bu kişilere, 'niye yargıya gidiyorsunuz?' diyorlar. Bunlar ne yapacak?
Bunlara bir tek görev düşüyor; 'emredersiniz padişahım, bu ülkede vatandaşların
hak arama özgürlüklerinin olduğunu sanıyorduk meğer bu özgürlük ve hak arama
bizim için değilmiş. Siz, bu ülkede Anayasanın üstünde bir organmışsınız, biz
bilmiyorduk.' Bunu mu diyecekler, dediklerinde Sayın Başbakan tatmin mi olacak?
Yapılan iş ayıptır, bu ayıbı sürdürmek bir başka ayıptır, başka şekilde
gerekçelendirmek daha büyük ayıptır. AKP, referandum sırasında bilboardlarda,
'Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünü getireceğiz' demişti. Sayın
Başbakan'a bütün içtenliğimle soruyorum: Sizin bu yaptığınız, söylemleriniz
hukukun üstünlüğü mü yoksa üstünlerin hukuku mu? AKP, gizli gündeminin olmadığını
söylüyor, yoksa, hukuka uyarsınız. Görevden almışsınız, o da mahkemeye başvurmuş.
Mahkeme kararını şöyle ya da böyle verir, saygı duyar, gereğini yaparsınız. Ama
'Mahkeme bakalım nasıl karar verecek, benim istediğim gibi karar vermezse, yasa
çıkaracağım' diyorlar. Bu şu demektir: Parlamentoda benim askerlerim var, onlar
düşünmezler, ben düşünürüm, onlar sadece benim söylediklerimi yerine getirir, el
kaldırır, indirirler. Bu parlamentoya saygısızlıktır. 'Yargıdan benim düşündüğüm
gibi karar çıkmasın, ben yeni bir yasa çıkarırım, gösteririm ona' diyorsunuz. Bu
şantajdır. AKP ile beraber şantaj hukuku dönemi başladı.''
Kılıçdaroğlu, yapılan işlemler sonucunda haksızlığa uğradığına inanan
kişinin hak arama özgürlüğündeki engellerin kaldırılmasının, demokrasi ve çağdaş
uygarlık olduğunu söyledi.
''Bir de Türkiye'yi çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağını
söylüyorlar. Siz bununla Türkiye'yi çağdaş uygarlığa değil, çağdışına itersiniz
ve itiyorsunuz'' diyen Kılıçdaroğlu, bunun; totaliter anlayış, demokrasi ayıbı,
hukuku ayaklar altına alıp, çiğneme anlayışı olduğunu öne sürdü. Kılıçdaroğlu,
''Bir kişinin, bütün parlamento grubuna her istediğimi yaptırabilirim, ne dersem
ondan ayrılmayacaksınız denen anlayıştır. Bu anlayış her istediğini, hukuka
aykırı olsa bile parlamentodan geçebileceğini düşünen anlayıştır. Bu anlayışı
kabul etmeyeceğiz. Bu anlayış aynı zamanda 12 Eylül anlayışıdır. Bu anlayış Kenan
Evren Paşa'nın 2010 versiyonudur'' diye konuştu.
Buna örnek olarak Erdal Eren'in 16 yaşındayken verilen kararla yaşı 18'e
çıkartılarak idam edilmesini gösteren Kılıçdaroğlu, ''Sayın Başbakan'a sormak
lazım: '12 Eylül anayasasını değiştiriyoruz, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü
getiriyoruz' diye yola çıktın. Allah aşkına bir adam hakkını arıyor diye
söylemediğini bırakmıyorsun, senin anlayışın ile Kenan Evren'in anlayışı arasında
ne fark var?'' dedi.
Kılıçdaroğlu, ordunun siyasetin içinde olmaması, askerin onuruyla
görevini kışlasında yapması, güncel siyasetin içine girmemesi gerektiğini
belirterek, ''Asker kışlada, siyasetin emrinde olmalı ama asker siyasetin
oyuncağı olmamalı'' görüşünü dile getirdi.
Daha önce, ''Bunlar 12 Eylül'ün beslemeleridir'' dediğini anımsatan
Kılıçdaroğlu, ''Onlar sizi büyüttüler, beslediler, iktidara getirdiler. 12
Eylül'de bunlardan hiç mağdur olan, ceza çeken, işkence gören var mı? İşkence
görenlerin acılarını sömürdüler, bedel ödeyenlerin ödedikleri bedeli sömürdüler.
Halkı kandırdılar'' dedi.
Kılıçdaroğlu, yasalarda var olan engeller, hukukun üstünlüğüyle
bağdaşmıyorsa o engellerin kaldırılmasına katkı veren bir parti olduklarını, bunu
en iyi Başbakan Erdoğan'ın bilmesi gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, ''O
seçilip, parlamentoya geliyorsa, hukukun üstünlüğüne inanan CHP'nin varlığına
şükretsin'' ifadesini kullandı.
Erdoğan'ın, ''geçmişini tamamen unuttuğunu, önüne gizli gündemini
oturttuğunu, parlamentodaki gücünden yararlanarak, kendisini imparator ilan
ettiğini, 2010 yılının Türkiye padişahı olduğunu'' iddia eden Kılıçdaroğlu, bu
anlayışı hukuk ve demokrasi adına reddettiklerini, Erdoğan'ın da bunu bilmesi
gerektiğini söyledi.
Poyrazköy iddianamesinin 8 ayda tamamlandığını, Balyoz iddianamesinin
hazırlık sürecinin 5-6 ay, Kafes Eylem Planı soruşturmasının 4 ay sürdüğüne
işaret eden Kılıçdaroğlu, sözlerini, ''Deniz Feneri ise tam 1,5 yıl sürmüş. 1,5
yıldır ne olduğu belli değil. Çünkü, Hükümetin orada korktuğu alanlar, koruduğu
kişiler var'' diyerek tamamladı.
(15.09)
WikiLeaks'te açıklanan belgelerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsviçre'de 8
ayrı hesabının bulunduğu iddiasının yer aldığını belirterek, Erdoğan'dan
kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama beklediklerini söyledi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
Kardemir'de sendika değiştiren 276 işçinin işine son verildiğini anımsatarak,
''İnsanların ekmeğiyle oynamak bu kadar kolay mı? Onların çocukları, ailesi ne
olacak? O işçilere sonuna kadar sahip çıkacağız. Hukuk desteği gerekiyorsa hukuk
desteği vereceğiz'' diye konuştu.
WikiLeaks'te açıklanan belgelerle ilgili değerlendirmeler de yapan
Kılıçdaroğlu, açıklanan belgelerin ''dünyanın gündemine bomba gibi düştüğünü''
ifade etti.
Türkiye ile ilgili çok az belgenin açıkladığını, daha çok belgenin
açıklanacağını belirten Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
''eteklerindeki taşları döksünler sonra konuşuruz'' dediğini anımsattı.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Benim bildiğim kadarıyla demokrasisi, insan hakları, ahlaki değerleri
gelişmiş bir ülkede, adı yolsuzluklara karıştı diye bir kişi korunuyorsa o taşlar
ister kaya olsun Başbakan'a bir şey olmaz. Yerinde kalır. Niye yerinde kalır?
Çünkü bu tür şeyler onlar için sıradanlaştı. Ahlaki değerler, hukuk, yerlerde
sürünüyor ancak her söylediği alkışlanıyor. Böyle bir sistemde sağlıklı bir
demokrasi oluşmadığı için Başbakanlar bakacak diyecek ki 'siz istediğiniz kadar
konuşun ben nasıl olsa oy alıyorum'. 'Vurgun mu yaptım... geçiniz onları'
diyecektir.
Açıklanan belgeler çok önemli, sıradan belgeler değil. Büyükelçilerin
yazdığı kriptolar, doğru mudur, yanlış mıdır? Araştırılacak. Biz de araştırma
komisyonu kurduk. Belgeleri didik didik edeceğiz. Bize düşen görev varsa -ki
olacaktır- o görevi yerine getireceğiz. Gerekirse belgeleri özetleyerek kamuoyuna
anlatacağız.
İddialar çok ciddi ve sıradan değil. Eğer bir ülkenin Başbakanı için
İsviçre bankalarında 8 ayrı hesabı var deniyorsa bu sıradan bir iddia değil,
ciddi bir iddiadır. Sayın Başbakan'ın çok net, kamuoyunu tatmin edecek
açıklamalar yapmasını bekliyoruz. Suçlamıyoruz, 'bu iddiadır' diyoruz ama iddiaya
karşı net, somut bilgiler ortaya konmazsa Sayın Başbakan bu iddiaların altında
kalır.''
Dile getirilen iddiaların bir kısmını daha önce CHP olarak gündeme
getirdiklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, bu nedenle iddiaları ''yabana atılır''
bulmadıklarını ifade etti.
Kılıçdaroğlu, televizyonlarda bazı konuşmacıların iddiaları ''sıradan''
bulmasının kendisini şaşırttığını da belirterek, ''Küçümseyerek, 'bak AKP ne
kadar güçlü' der noktaya geliyorlar. İnsaf arkadaşlar, insaf'' diye konuştu.
Okulların durumu konusunda yapılan bir araştırma hakkında bilgi veren
Kılıçdaroğlu, okullarda yeterli eğitim materyalinin olmadığı, öğretmenlerin
alanlarındaki yayınları izleyemedikleri, öğretmenlerin yer değiştirmesinde
şeffaflık olmadığı, liyakata bakılmadığı gibi sonuçlar çıktığını anlattı.
Başbakan Erdoğan'ın onarım sonrası Süleymaniye Camiii'ni açtığını,
onarımını ''örnek onarım'' olarak nitelendirdiğini belirten CHP Genel Başkanı
Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Süleymaniye Camii'nin onarımında yolsuzluk yapıldı mı? Sayın Başbakan
hatırlasın diye rakam vereyim. Bu yolsuzluğun rakamı 4 milyon TL midir? Eski
parayla 4 trilyon lira mıdır? Yapılmayan onarım olmasına rağmen Süleymaniye'yi
açıyorsun ve örnek bir restorasyon projesi olarak takdim ediyorsun. Yapılmayan
işler varken açıyorsun, devlet hortumlanıyor, sen bunu biliyorsun ve orayı
açıyorsun. Hangi yüzle orayı açıyorsun?''
Kılıçdaroğlu, gelecek haftanın ''engelliler haftası'' olduğunu
anımsatarak, hafta nedeniyle çeşitli çalışmalar yapacaklarını söyledi.
Kılıçdaroğlu, ''Bütün engelli kardeşlerime yürekten şunu söylüyorum: Engelsiz bir
dünyayı beraber kurarız'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'a, ''Bir adam hakkını arıyor diye söylemediğini
bırakmıyorsun, senin anlayışın ile Kenan Evren'in anlayışı arasında ne fark
var?'' diye sordu.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grubunda, sabahları gazeteleri, ''Bugün
ülkede ne oldu?'' deyip, biraz ürkerek, biraz korkarak aldıklarını söyledi.
Gazete manşetlerindeki büyüklüğün birer çekiç, balyoz gibi önlerinde
durduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Bunun temel nedeni; Türkiye'deki
yolsuzlukların, hukuksuzlukların, adaletsizliklerin çok derinleşmiş olmasıdır.
Sağlıklı bir gündem oluşturma, normal bir yurttaşın gündemini yakalama,
işsizliğini, yoksulluğunu, beklentilerini gündeme getirme gibi bir gelişme
maalesef olmuyor'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin yapay gündem oluşturmada çok başarılı olduğunu
iddia ederek, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast
girişimine ilişkin haberleri anımsattı, ''Ne oldu, bir şey olmadı. Türkiye'nin
gündemini bu kadar sorumsuzca değiştirmek acaba kime yarar?'' diye sordu.
Kılıçdaroğlu, halkın, içinde yaşadığı sorunları bir türlü sorgulamadığını, haber
bombardımanıyla bütün bilgilerin yanlış şekilde geniş halk kitlelerine
yansıtıldığını söyledi.
Geçen haftanın gündeminde üç generalin açığa alınmasının yer aldığına
işaret eden Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bazı bakanların bu konuyla
ilgili demeçler verdiğini, konuşmayanın ise sadece bu üç general olduğunu
belirtti.
Kılıçdaroğlu, ''Siz nasıl dava açarsınız, dava açma hakkını nereden
alıyorsunuz'' noktasına getirildiğini ifade ederek, ülkede demokrasi, hukuk
varsa, kişilerin de hak arama özgürlüğünün bulunduğunu vurguladı. Kılıçdaroğlu,
Anayasaya göre, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık
olduğunu anımsattı. Kılıçdaroğlu, bu hak arama özgürlüğünün Cumhurbaşkanı,
Başbakan, siyasi partilerin lütfü olmadığını, her vatandaşın anayasal hakkı
olduğunu dile getirdi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Başbakan, Yüksek Askeri Şura kararları altında imzasının olmadığını
söylüyor. Senin imzan yok ama karar çıkmış. Yasalar, 'Sayın Başbakanın imzasının
olmadığı karar geçersizdir' diyorsa, eyvallah ama böyle bir düzenleme de yok.
'Ben kurdum, kuzuyu yiyeceğim, suyu bulandırıyorsun arkadaş. Çünkü, benim
istediğim gibi davranmıyorsun. Benim için hukuk, Anayasa, yasalar yok. Benim bir
düşüncem var, onun gereği olarak, ben her şeyi yaparım, yapma özgürlüğüne
sahibim. Ama sen konuşamazsın, hak arayamazsın.'
Diyorlar ki bizim imzamız yok ama o 3 subayın emekli olması gerekir.
Hangi yasaya göre? Yok böyle bir yasa. Sizin keyfinize göre davranan bir hukuk
sistemi olabilir mi, hayır. Hadi bunları beğenmiyorsunuz, bu vekalet
kararnamesini siz imzalamadınız mı, Resmi Gazete'de yayımlamadınız mı?''
Kılıçdaroğlu, ''Askeri Yüksek İdare Mahkemesinden kararlar doğru çıkmaz''
denildiğini ifade ederek, istenilse de Danıştaya ya da başka bir hukuk mercine
başvurulamayacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, yapılanın, hukuku bilmemenin ötesinde
kamuoyunu yanlış yönlendirme olduğunu öne sürerek, şuları söyledi:
''Buna bazı hukukçuların, AKP yandaşı hukukçuların çanak tutması, destek
vermesi, hukuk adına en hafif deyimle ayıptır. Bu ayıbı bir hukukçunun yapmasını,
hukukçu olmayan bir kişi olarak içime sindiremiyorum.
Bu kişilere, 'niye yargıya gidiyorsunuz?' diyorlar. Bunlar ne yapacak?
Bunlara bir tek görev düşüyor; 'emredersiniz padişahım, bu ülkede vatandaşların
hak arama özgürlüklerinin olduğunu sanıyorduk meğer bu özgürlük ve hak arama
bizim için değilmiş. Siz, bu ülkede Anayasanın üstünde bir organmışsınız, biz
bilmiyorduk.' Bunu mu diyecekler, dediklerinde Sayın Başbakan tatmin mi olacak?
Yapılan iş ayıptır, bu ayıbı sürdürmek bir başka ayıptır, başka şekilde
gerekçelendirmek daha büyük ayıptır. AKP, referandum sırasında bilboardlarda,
'Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünü getireceğiz' demişti. Sayın
Başbakan'a bütün içtenliğimle soruyorum: Sizin bu yaptığınız, söylemleriniz
hukukun üstünlüğü mü yoksa üstünlerin hukuku mu? AKP, gizli gündeminin olmadığını
söylüyor, yoksa, hukuka uyarsınız. Görevden almışsınız, o da mahkemeye başvurmuş.
Mahkeme kararını şöyle ya da böyle verir, saygı duyar, gereğini yaparsınız. Ama
'Mahkeme bakalım nasıl karar verecek, benim istediğim gibi karar vermezse, yasa
çıkaracağım' diyorlar. Bu şu demektir: Parlamentoda benim askerlerim var, onlar
düşünmezler, ben düşünürüm, onlar sadece benim söylediklerimi yerine getirir, el
kaldırır, indirirler. Bu parlamentoya saygısızlıktır. 'Yargıdan benim düşündüğüm
gibi karar çıkmasın, ben yeni bir yasa çıkarırım, gösteririm ona' diyorsunuz. Bu
şantajdır. AKP ile beraber şantaj hukuku dönemi başladı.''
Kılıçdaroğlu, yapılan işlemler sonucunda haksızlığa uğradığına inanan
kişinin hak arama özgürlüğündeki engellerin kaldırılmasının, demokrasi ve çağdaş
uygarlık olduğunu söyledi.
''Bir de Türkiye'yi çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağını
söylüyorlar. Siz bununla Türkiye'yi çağdaş uygarlığa değil, çağdışına itersiniz
ve itiyorsunuz'' diyen Kılıçdaroğlu, bunun; totaliter anlayış, demokrasi ayıbı,
hukuku ayaklar altına alıp, çiğneme anlayışı olduğunu öne sürdü. Kılıçdaroğlu,
''Bir kişinin, bütün parlamento grubuna her istediğimi yaptırabilirim, ne dersem
ondan ayrılmayacaksınız denen anlayıştır. Bu anlayış her istediğini, hukuka
aykırı olsa bile parlamentodan geçebileceğini düşünen anlayıştır. Bu anlayışı
kabul etmeyeceğiz. Bu anlayış aynı zamanda 12 Eylül anlayışıdır. Bu anlayış Kenan
Evren Paşa'nın 2010 versiyonudur'' diye konuştu.
Buna örnek olarak Erdal Eren'in 16 yaşındayken verilen kararla yaşı 18'e
çıkartılarak idam edilmesini gösteren Kılıçdaroğlu, ''Sayın Başbakan'a sormak
lazım: '12 Eylül anayasasını değiştiriyoruz, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü
getiriyoruz' diye yola çıktın. Allah aşkına bir adam hakkını arıyor diye
söylemediğini bırakmıyorsun, senin anlayışın ile Kenan Evren'in anlayışı arasında
ne fark var?'' dedi.
Kılıçdaroğlu, ordunun siyasetin içinde olmaması, askerin onuruyla
görevini kışlasında yapması, güncel siyasetin içine girmemesi gerektiğini
belirterek, ''Asker kışlada, siyasetin emrinde olmalı ama asker siyasetin
oyuncağı olmamalı'' görüşünü dile getirdi.
Daha önce, ''Bunlar 12 Eylül'ün beslemeleridir'' dediğini anımsatan
Kılıçdaroğlu, ''Onlar sizi büyüttüler, beslediler, iktidara getirdiler. 12
Eylül'de bunlardan hiç mağdur olan, ceza çeken, işkence gören var mı? İşkence
görenlerin acılarını sömürdüler, bedel ödeyenlerin ödedikleri bedeli sömürdüler.
Halkı kandırdılar'' dedi.
Kılıçdaroğlu, yasalarda var olan engeller, hukukun üstünlüğüyle
bağdaşmıyorsa o engellerin kaldırılmasına katkı veren bir parti olduklarını, bunu
en iyi Başbakan Erdoğan'ın bilmesi gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, ''O
seçilip, parlamentoya geliyorsa, hukukun üstünlüğüne inanan CHP'nin varlığına
şükretsin'' ifadesini kullandı.
Erdoğan'ın, ''geçmişini tamamen unuttuğunu, önüne gizli gündemini
oturttuğunu, parlamentodaki gücünden yararlanarak, kendisini imparator ilan
ettiğini, 2010 yılının Türkiye padişahı olduğunu'' iddia eden Kılıçdaroğlu, bu
anlayışı hukuk ve demokrasi adına reddettiklerini, Erdoğan'ın da bunu bilmesi
gerektiğini söyledi.
Poyrazköy iddianamesinin 8 ayda tamamlandığını, Balyoz iddianamesinin
hazırlık sürecinin 5-6 ay, Kafes Eylem Planı soruşturmasının 4 ay sürdüğüne
işaret eden Kılıçdaroğlu, sözlerini, ''Deniz Feneri ise tam 1,5 yıl sürmüş. 1,5
yıldır ne olduğu belli değil. Çünkü, Hükümetin orada korktuğu alanlar, koruduğu
kişiler var'' diyerek tamamladı.
(15.09)
