2010-01-19 - 16:30
CHP GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kutlamalarında harcanan trilyonların içinde, TEKEL işçisinin de hakkı bulunduğunu ifade ederek, ''İstanbul'da havai fişek gösterisini gözünü kırpmadan yapabilen Hükümet, TEKEL işçilerinin statüsünü güvence altına alacak bir çözümü bulmaktan aciz mi?'' diye sordu.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İstanbul 2010
Avrupa Kültür Başkenti kutlamalarında harcanan trilyonların içinde, TEKEL
işçisinin de hakkı bulunduğunu ifade ederek, ''İstanbul'da havai fişek
gösterisini gözünü kırpmadan yapabilen Hükümet, TEKEL işçilerinin statüsünü
güvence altına alacak bir çözümü bulmaktan aciz mi?'' diye sordu.

Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, Türkiye'de yaşanan
gerilimin, toplumdan kaynaklanmadığını belirterek, üst yapıda bazı iç ve dış
çevrelerin, kendi hesapları doğrultusunda ülkeyi gerginliğe, çatışmaya doğru
sürüklediğini söyledi.

Milletin, farklılıklara rağmen bir ve beraber yaşama ve ülke bütünlüğünü
her şeyden daha önemli sayma anlayışının devam ettiğini vurgulayan Baykal,
''yukarıda birilerinin, belli hesaplar, telkinler ve kurgulamalarla, barış ve
huzuru sarsmaya yönelik tertipleri ısrarla sürdürdüğünü'' iddia etti.

Baykal, bu çatışmaların, bazen sokak çatışmaları, bazen ülkenin
geleceğiyle ilgili bir hesaplaşma şeklinde kendini gösterdiğini ifade ederek,
''Bazen, bir anayasa tartışması şeklinde, ülkenin geleceğiyle ilgili tereddütler
pompalanmak isteniyor. Türkiye'yi yönetenlerin, Türkiye Cumhuriyetini bağımsız
bir devlet olarak, her türlü engele rağmen kurmuş olan insanların, attıkları
temelin ne kadar doğru olduğu noktasında hala kendilerini tam ikna edemediklerini
görüyoruz. Bütün gerginlik, çatışma da bu noktada ortadaya çıkıyor. Türkiye
Cumhuriyeti'nin temelleriyle ilgili bir kısım siyasetçilerin kafasında bulunan ya
da dışarıdan yönlendirilen telkinlerin, halen ülkede etkili olması, toplumdaki
huzursuzluğun temel nedenini oluşturuyor'' diye konuştu.

''HANGİ HORTUMCUYA YAPTINIZ''

Baykal, çiftçilerin, ağır, ödenemez borç yükü altında perişan hale
geldiğini, yüzlerce icra takibinin olduğunu söyledi.

İcra takibine yönelik kendisine gelen örneklere değinen Baykal, 8 bin
liralık borç için 41 bin lira, 7 bin 500 lira için 27 bin liralık icra takibinin
bulunduğunu belirtti. Baykal, ''Bu çiftçilere yaptığınız uygulamayı kime
yaptınız, borcunu ödeyememiş hangi hortumcuya yaptınız?'' diye sordu.

Baykal, bunu, ''zulüm ve haksızlık'' olarak nitelendirerek, ''Yazıktır,
günahtır'' dedi.

Deniz Baykal, 2004'ten bu yana atanmayı bekleyen binlerce öğretmen
olduğunu, öğrencilerin öğretmen, öğretmenlerin ise görev beklediğini dile
getirdi.

''HANGİ EZİKLİK DUYGUSU''

Konuşmasında İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kutlamalarına da yer
veren Baykal, şenlik ve şölenler düzenlediğini, trilyonlarca liranın harcandığını
anlattı.

''Bir yanda Avrupa kültür başkenti olduk sevinci, heyecanı, öte yandan
Ankara'nın göbeğinde, Kızılay'da işini kaybetme korkusu içinde, işini
kazanabilmek için büyük mücadeleye giren TEKEL işçilerinin verdiği ekmek
kavgası'' diyen Baykal, bu yıl sadece İstanbul'un değil, Almanya'nın Essen ve
Macaristan'ın Pecs kentlerinin de kültür başkenti ilan edildiğini hatırlattı.

Baykal, ''Avrupa'da böyle bir kentin varlığından kaç kişi haberdar? Acaba
Macaristan Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Hükümeti, halkı, 'Pecs kültür başkenti oldu'
diye, milyonlarca avro harcayıp, böyle şenlik yaptılar mı yer yerinden oynadı mı?
Essen'de oldu mu? Essen halkı, Avrupa'nın kültür başkenti olduğunun farkında
mı?'' sorularını yöneltti. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''1985'ten bu yana Avrupa kültür başkenti olan şehirlerin listesinde, yok
yok... Bazı yıllar 1, bazı yıllar 2, bazı yıllar daha fazla şehir kültür başkenti
ilan edilmiş. 2010'da Avrupa'nın bilmem ne teşkilatının, İstanbul'a 'Sen
Avrupa'nın kültür başkentisin' demeye, İstanbul'un, Avrupa'nın bugüne kadar
kültür başkenti olan kentleri dahil, hiçbir kenti kadar özlem içinde olmaya
ihtiyacı yoktur. Çünkü İstanbul, 2 bin yıldan beri Avrupa ve dünyanın kültür
başkentidir. Dünyanın en özgün tarih ve medeniyet kentidir. Hangi eziklik
duygusudur ki birileri 'İstanbul'a bu rütbeyi verdi' diye sevinç içinde kıyameti
koparır, bu kadar para harcar, heyecan yapar? Ne zaman? Kızılay Meydanı'nda,
TEKEL işçileri kuru ekmek kavgası vermeye devam ederken.

Bizim gibi görmüş geçirmiş millete, birilerinin aldığı karar karşısında
böyle bir şov yapmak, heyecana garg olmak yakışıyor mu? Milletimiz bundan büyük
onur mu duydu? Hiç kimsenin aldırdığı yok, İstanbul'un değerini ondan bundan
öğrenecek değiliz. Sen 2010'a kadar İstanbul'u görmemezlikten gelmenin hesabını
ver önce. Senin harcadığın trilyonun içinde TEKEL işçisinin, yetimlerinin de
hakkı var. Nasıl olur da ülkeyi yönetenlerin vicdanı, aklı, mantığı, böyle bir
Türkiye ortamında, böyle, anlamsız bir şov için, Fransa'da bir firmaya ihale
edip, trilyonlar harcasın. (Yeter ki millet gerçekleri görmesin, sorunları
görmesin, sıkıntıları unutturmaya çalışalım.)''

''BİR BAKAN, BİR GECEYİ ORADA GEÇİRSE...''

Baykal'ın konuşmasına, grubu izleyen bir grup TEKEL işçisi de ''TEKEL
sizinle gurur duyuyor'', ''İşçiyiz, halkıyız kazanacağız'' sloganlarıyla destek
verdi. Baykal ise işçilere ''Bırakın, ben sizin adınıza konuşuyorum'' diye
karşılık verdi.

TEKEL işçilerinin, Ankara'daki oturma eylemini değerlendiren Baykal, bu
kişilerin haklarından fazlasını istemediğini söyledi.

Baykal, ''İstanbul'da hava fişek gösterisini gözünü kırpmadan yapabilen
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, şuradaki ekmek kavgasını veren işçilerin statüsünü
güvence altına alacak bir çözümü bulmaktan aciz midir?'' görüşünü dile getirdi.

Devlete, kendi vatandaşlarıyla kavga etmenin, inatlaşmanın yakışmadığını
ifade eden Baykal, ''İnsanlar orada telef oluyor. Bir geceyi orada, o şartlar
altında bir bakan arkadaşımız geçirse, durumu anlar'' dedi.

Baykal, iktidara, ''Bunu inatlaşma konusu olarak görmeyin. Sahip çıkın,
kucaklayın, şefkat, anlayış gösterin. O insanların yüzlerini güldürün. Devletin
gücüyle kabadayılık yapıp, onların burunlarını sürtmenin, kimseye bir yararı
yoktur, o insanlara sahip çıkın'' diye seslendi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, anayasa
değişikliğinin yargıya ve Silahlı Kuvvetlere karşı savaşın yeni açılımı olarak
planlandığını ileri sürerek, ''Bu, çok tehlikeli bir olaydır'' dedi.

Baykal, partisinin grup toplantısında, vatandaşın ilaç bulamadığını,
çünkü depolardaki ilacın eczanelere indirilmediğini, bunun da fiyat
belirsizliğinden kaynaklandığını ifade etti.

Baykal, ''Sağlık hizmetlerini paralı hale getirmek için binbir türlü
cambazlık sergileniyor. Hükümet, milletin cebine göz dikmiştir'' dedi.

Anayasa değişikliği için referandum süresini 120 günden 45 güne indiren
kanun teklifine değinen Baykal, teklifinin arkasında da bir anayasa değişikliği
projesinin yattığını kaydetti.

Deniz Baykal, anayasa değişikliği projesinin ''iktidarın kurumlarla
çatışma, hesaplaşma, haddini bildirme'' konusundaki uygulamalarının yeni bir
düzeyde sürdürülmesi anlamına geldiğini savunarak, şöyle devam etti:

''Anayasa değişikliği bu kavgayı çözmenin yeni bir yöntemi olarak
planlanıyor. Kurumlarla savaşın, kurumları etkisiz kılmaya yönelik mücadelenin en
son açılımı, en son aracı anayasa değişikliğidir. Anayasa değişikliği ile şimdi
amaca ulaşılmak isteniyor. Yargıtay Başkanı diyor ki 'savunmadayız'. Genelkurmay
Başkanı diyor ki 'bize karşı harekat var'. Şimdi o harekatın yeni aşaması.
'Savunma' diyor ya, şimdi daha da savunmadadır yargı. Neyle? Anayasa
değişikliğiyle. Anayasa değişikliği yargıya karşı saldırının, savaşın, Silahlı
Kuvvetlere karşı savaşın yeni açılımı olarak planlanmıştır. Değişikliğin hedefi,
bugüne kadar iftirayla, ithamla, uydurma belgeyle kurumları yıpratmaya yönelik
mücadeleyi şimdi nihai düzeyde çözüme kavuşturma arayışıdır.''

Anayasa değişikliğini ''siyasetin yargıya hakim kılınma girişimi'' olarak
da nitelendiren Baykal, siyasetin yargıyı tayin eder noktaya getirilmesine
çalışıldığını iddia etti.

Yargı bağımsızlığının Türkiye'de demokrasiye geçişin temel dayanak
noktası olduğunu, bağımsız olmayan yargının tarafsız olmasının mümkün olmadığını
kaydeden Baykal, bağımsızlığın tarafsızlığın güvencesi olduğunu ifade etti.

Baykal, ''Yargı bağımsız değilse onun artık tarafsız olduğunu hiçbir şart
altında umut etmek mümkün değildir'' dedi.

Bağımsız olmayan yargıyı siyasetin yöneteceğini belirten Baykal,
iktidarın belirlediği yargının tarafsızlığına inanma imkanının olmadığını
kaydetti.

Türkiye'de parlamentonun dörtte üçünün dokunulmazlık zırhının arkasına
saklanan insanlardan oluştuğunu ifade eden Baykal, ''O insanların kendisi
bağımsız değil. Onlara teslim edilen yargının ne tarafsızlığına, ne de
bağımsızlığına güvenmek mümkün değildir. HSYK, tanzim edilecekmiş. 'Savunmadayız'
diyordu Yargıtay Başkanı. Bu gelirse, şimdi daha çok savunmadasın Sayın Başkan.
Bu gelirse, iş çığırından çıkmıştır, bitmiştir ve Türkiye'nin bunca yıllık
demokrasi ve hukukun üstünlüğü mücadelesine son verilmiş demektir. Bu, çok vahim
ve tehlikeli bir olaydır. Türkiye'yi büyük gerginliklere sürükleyecek bir
olaydır. Bu, çok vahim bir manzaradır'' diye konuştu.

''TUZAK KURULMUŞTUR''

CHP Genel Başkanı Baykal, yargının bugünkü yapı altında dahi büyük ölçüde
siyasetçilerin denetimi altına girdiğini iddia ederek, ''Ergenekon davası yargı
bağımsızlığı ile nasıl izah edilir, bunu irdelemek lazım'' dedi.

Eski Emniyet Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'ın delil durumunda bir
değişiklik olmadan 16 ay hapis yattığını, ilk kez mahkemeye çıktığında tahliye
olduğunu belirten Baykal, ''Hukuki durumu aynı, dosya aynı, tanıklar, deliller
aynı. Aynı dosya ile 16 ay sonra tahliye ediyorsunuz. Yazık değil mi, günah değil
mi'' diye konuştu.

Bunların, yargının mevcut sorunları olduğunu belirten Baykal, şunları
kaydetti:

''Ama bilin ki eğer HSYK iktidarın tayin ettiği insanlarla oluşma
noktasına gelirse artık Türkiye'de can, mal güvenliği, kişi hak ve özgürlüğü,
hukukun üstünlüğü konuları tümüyle ortadan kalkar. Anayasayı değiştirecek... Kim
değiştirecek? Kendisi Anayasa Mahkemesinin kararıyla anayasaya karşı eylemlerin
odağı haline geldiği hükme bağlanmış bir parti değiştirecek. Umut ediyorum ki
iktidarın içindeki aklı başında insanlar bunun yanlış olduğunu iktidara
hissettireceklerdir, giderayak Türkiye'yi yeni gerginliklere sürüklemenin doğru
olmadığını onlara anlatacaklardır ve bu teşebbüsten vazgeçireceklerdir.

Anayasa değişikliği konusu Türkiye'yi bir kırılma noktası ile karşı
karşıya getirebilecek olan bir konudur. Çok büyük sorumluluk hepimizi bekliyor.
Millete karşı referandum ile bir tuzak olarak kuruluyor. Bu tuzağı ortadan
kaldırmak bizim görevimiz olacaktır. Geçmişte de böyle tuzaklar kuruldu.
Milletimiz o tuzakların altından kalkmayı başardı. İnanıyorum bu tuzağın
arkasından da hep birlikte milletimizi kurtarmanın yolunu mutlaka bulacağız. CHP
olarak bu konuda tam bir kararlılık içindeyiz.''

''BAŞKALARINI ANLAMAYA ÇAĞIRIYORUM''


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunun açılışı
sırasında, yenilenme sürecinde engellemeler yaşandığını belirterek, ''Ciğerim kan
ağlıyor'' dediğini anımsatan Baykal, ''Siz başlamadan güven verici şekilde ne
yapacağınızı söylemiş olsaydınız kimse tereddüt etmezdi'' diye konuştu.

Tiyatronun ''gayet güzel yapıldığını'' ifade ederek, ''Kutluyoruz'' diye
konuşan Baykal, şöyle devam etti:

''(Ciğerim yandı) diye Başbakan şikayet ediyor. Başbakanın üzüntüsünü
anlıyorum. Ama Başbakana tavsiyem yapacağı işi önceden söylesin. Kimse haksız
suçlamalarla onu itham etmesin. Buna rağmen haksızlığa maruz olma duygusu varsa
Başbakan'da ona da anlayış gösteriyorum, saygı gösteriyorum. Ama Başbakanı da
başkalarını da anlamaya çağırıyorum. Acaba başka türlü ciğeri yanan kimler var?
Bir düşünsün. Tekel işçilerinin halini bir düşünsün, Ergenekon'da aylardır içerde
kalan insanları düşünsün. Başbakan'ın ciğeri yanıyor da acaba Mehmet Haberal'ın,
ailesinin, hastalarının ciğeri kanamıyor mu? Rektör Hilmioğlu'nun ciğeri acaba
kanamıyor mu? Yarbay Ali Tatar'ın eşinin, kardeşinin ciğeri kanamıyor mu? Mustafa
Balbay'ın ciğeri kanamıyor mu?

Önce vicdan lazım. Önce kendine uyguladığın ölçüyü herkese uygulamaya
hazır bir anlayış içinde olmak lazım. İktidarın çok ağır vebalinin olduğunu
hiçbir zaman unutmamak lazım.'' (16.30)