2010-05-04 - 12:11
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında, anayasa değişikliğinde gelinen noktayı değerlendirmek üzere toplandıklarını söyledi. Erdoğan, milletin AK Partiyi prangaları kırsın diye iktidara getirdiğini belirterek, ''Eğer hayal kırıklığı yaratırsak bu milletin ahı yakımıza yapışacaktır'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, milletin AK Partiyi prangaları kırsın diye iktidara getirdiğini
belirterek, ''Eğer hayal kırıklığı yaratırsak bu milletin ahı yakımıza
yapışacaktır'' dedi.
Erdoğan, partisinin grup toplantısında, anayasa değişikliğinde gelinen
noktayı değerlendirmek üzere toplandıklarını söyledi.
''Beylik sözlerin ötesinde gönülden konuşmak istediğini'' belirten
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan bazı konular satır başlarıyla şöyle:
''-Yıllarca ülkeye demokrasiyi çok gördüler. Milletimizde değişimi,
dönüşümü reddeden, içine kapanan, kabuğunu kıramayan bir anlayış var. Milletimiz
AK Partiyi prangaları kırsın diye iktidara getirdi. Bu şuurla hareket ediyoruz.
Eğer hayal kırıklığı yaratırsak bu milletin ahı yakımıza yapışacaktır.
-Bizi yolsuzlukla suçlayanlar yaptığınız bir şeyi söyleyin, bir eser
söyleyin. Bu iktidar her yere eserini koymuştur. Bugün çıkıp konuşanlar; 24 saat
yayın yapan TRT Şeş var. Nankörlük yapma. Nazım Hikmet'e vatandaşlık yolu açan
bir iktidar var. Çünkü, biz Allah'tan başka kimseden korkmayız, Allah'tan başka
kimseye muhabbetimiz yok. Ağır bedeller ödedik. Engelleri bir bir aşarak
bugünlere geldik. Milletimizin rotasından sapmadık.
-7,5 yılda her türlü iftirayla üzerimize geldiler. Partilerinin
kapatılmasından nemalananları gördü bu ülke. Herkes unutsa biz Danıştay
saldırısını, atılan manşetleri unutmayacak, aziz milletimize unutturmayacağız.
Milletim 10 yıllardır iradesine ipotek konulduğunu unutmasın.
-Bize halkımızdan başka talimat verebilecek bir güç yeryüzünde yok.
Farkımız bu... Onun için 'millete gidelim' diyoruz. Anayasa değişikliğiyle
amacımız Türkiye'yi her açıdan büyütmektir.
-Biz Türkiye'nin ayağındaki prangaları çözmek için yola çıktık.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, bugün özellikle beylik sözlerin ötesinde, kalıplaşmış ifadelerin,
etkisini yitirmiş vecizelerin, siyasete malzeme olarak kirlenmiş kelimelerin
ötesinde, gönlüyle, kalbiyle konuşmak istediğini ifade ederek, ''Bu yüce millet,
şehitlerini vatan toprağına adeta istikbale kök salacak birer çınar tohumu gibi
ekerek, bugünlere ulaştı. Ödediğimiz bedel bundan ibaret değil. Bu topraklar
üzerinden acının her türlüsünü tatmak zorunda kaldık'' dedi.
Yüce Meclisin çatısı altından nice siyasetçilerin gelip geçtiğini,
kürsülerin nice konuşmalara, nice nutuklara, nice hatiplere tanıklık ettiğini
anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
''Ben bugün özellikle sizlere beylik sözlerin ötesinde, kalıplaşmış
ifadelerin, etkisini yitirmiş vecizelerin, siyasete malzeme olarak kirlenmiş
kelimelerin ötesinde, sizlere gönlümle, kalbimle konuşmak istiyorum. Gönlümden
kopan sözcüklerle, samimi hissiyatımla hitap ediyorum.
Bu millet çok büyük acılar yaşadı, çok ciddi badireler atlattı. Biz, çok
büyük acılar yaşamış, ağır bedeller ödemiş bir milletiz. Bugün Anadolu ve Trakya
her köyünde çok değil, bundan 100 yıl önce dedesini Yemen'de, Hicaz'da, Kanal'da,
Çanakkale'de, Sarıkamış'ta, Sakarya'da, Kore'de, Kıbrıs'ta kaybetmiş milyonlarca
vatan evladı var.
Babasını Cudi'de, Gabar'da, Munzur'da şehit vermiş nice yetim var. Nice
dul kalmış kardeşim var. Vatanın her karış toprağı aziz şehitlerimizin kanlarıyla
sulandı. Bu yüce millet, şehitlerini vatan toprağına adeta istikbale kök salacak
birer çınar tohumu gibi ekerek, bugünlere ulaştı. Ödediğimiz bedel bundan ibaret
değil. Bu topraklar üzerinden acının her türlüsünü tatmak zorunda kaldık.
Maalesef, üzüntüyle, içim yanarak ifade ediyorum; bu ülkeyi kötü yöneten,
kişisel ihtirasların esiri olan, şahsi kaygılarını ülke menfaatlerinin önünde
tutan siyasetçilerin hatası yüzünden ağır faturalar ödedik.
Dağlarda gençlerimizi kaybettik. İşkencelerde insanlık yitip gitti.
Provokatif çatışmalarda kan aktı. Bu ülkenin yazarları, aydınları,
entelektüelleri sinsi kurşunların hedefi oldu.
Yoksulluğu adeta bu ülkenin kaderi haline getirdiler. Boğazımıza kadar
yoksulluğa, mahrumiyete gömüldüğümüz günler oldu. Boynumuza geri kalmış ülke
yaftasını astılar. Milletin hazinesini yolsuzlukla, israfla, peşkeşle,
sorumsuzlukla adeta yağmaladılar. Bu toprakların hamurunda bulunan, özünde
bulunan kardeşliği, dayanışmayı, paylaşmayı hoşgörüyü; nifak tohumları ekerek,
fesat tohumları ekerek tahrip etmeye çalışanlar oldu.''
Başbakan Erdoğan, 10 yıl öncesinde yaşananları da hatırlatarak, ''Yurt
dışında bir kuruş borç alacak itibarı kalmayan ülke haline getirdiler bu ülkeyi.
Kimlerin iktidarda olduğunu düşünün'' diye konuştu.
Erdoğan, ''Bizi delikli kuruşa muhtaç ettikleri dönemi hatırlayın''
ifadesini kullanarak, dış borçların arttığı, enflasyonun üç haneli rakamlara
ulaştığı günleri anlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bu ülkeye demokrasiyi çok gördüler. Bu ülkeden özgürlükleri
esirgediler. Bu ülkeyi en temel insan haklarından, en temel insani hürriyetlerden
bile mahrum bıraktılar. Konuşanların susturulduğu, yazanların sınır dışı
edildiği, düşünenlerin hapse atıldığı, vatan sevgisiyle yanıp tutuşan nice
sevdalının vatan hasretiyle gurbette gözlerini yumduğu günlerden geçtik. toplumu
sınıflara ayırmak istediler. Milleti rengine, diline, kıyafetine, düşüncesine
göre tasnif etmek istediler. Şu anda da yok mu? Yine var. Ama onlara karşı
direnen bir AK Parti iktidarı var.
Avrupa bilgi çağını yaşarken bizi statükoya, küçük düşünmeye, geri
kalmaya mahkum ettiler.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, ''Biz Ankara'ya hapsolamayız ama Ankara'ya hapsolmaktan başka hiçbir
mahareti olmayanları şu Parlamentoda görüyoruz. Bunlar, bu ülkede tek başlarına
iktidar olamasalar bile geldiler kenarından, köşesinden iktidarın şöyle bir
tadını aldılar. Ne yaptıklarını, ortaya ne koyduklarını gördük'' dedi.
Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ülkenin, geçmiş
dönemlerde insanlarına hizmet götüremeyen çaresiz bir tabloya mecbur edildiğini
söyledi.
Ülkeyi il il, ilçe ilçe yeri geldiğinde köy köy dolaştığını anlatan
Erdoğan, ''Bugüne kadar gelen liderlerin içerisinde bunlar olmadı. Dolaştık,
dolaşıyoruz. Bizler adeta birer divane gibi arkadaşlarımla beraber yollara
düştük. 14 Ağustos 2001'de bir kez daha yollara düştüğümüzde ülkenin derin bir
yoksulluk, kelimelerle tarif edilemez bir mahrumiyet içerisinde olduğunu
gözlerimizle müşahede ettik'' diye konuştu.
AK Parti'nin mitinglerine dağ köylerinden, mezralardan, yaylalardan
insanların akın akın, koşarak geldiklerinin görüldüğünü anlatan Erdoğan, şunları
söyledi:
''Ayaklarında doğru dürüst giyecek ayakkabıları olmadığını gördük.
Elbiseleri birçok yerinden yamalıydı, nice çocuklar gördük. Ellerine
tutuşturduğum oyuncağı hayatlarında ilk kez görmenin şaşkınlığı içindeydiler.
Ayaklarında 2 numara büyük lastiklerle, soğuk kuyu ayakkabılarla koşarak
sarıldıklarına şahit oldum. Nice kerpiçten haneler gördüm. Oturdum halkımla,
vatandaşımla bunları paylaştım. Paylaşırken, dertlerimizi de paylaştık, konuştuk.
Sıcak bir tas çorbanın hayalden öteye geçemediği nice yuvalar gördüm. Siline
siline aslını kaybetmiş defterlere, açıla açıla tükenmiş kurşun kalemlerle
yazarken elleri üşüyen minik yavrular gördüm. Tüm bunların üzerine, bütün bu
yoksulluğun üzerine her birinin gözünde umut ışığı, ülkemin aydınlık geleceğine
dair umut ve sabırsızlık gördüm. 7,5 yıldır başımızı yastığa koyduğumuzda o
vatandaşlar, o çocuklar, o yuvalar gözümüzün önüne geliyor. Bu geri kalmışlığın,
bu çaresizliğin, bu bastırılmışlığın temelinde ciddi bir zihniyet problemi var.
Değişimi, dönüşümü, demokratikleşmeyi, özgürleşmeyi reddeden, içine kapanan,
kabuğunu kıramayan, her türlü gelişme istidadını törpüleyen bir anlayış var. İşte
milletimiz AK Parti'yi bu anlayışı değiştirsin, topluma vurulan prangaları
kırsın, her türlü kısıtlamayı, baskıyı ortadan kaldırsın, Türkiye'ye her yönden
ayağa kaldırsın diye iktidara getirdi.''
Partisinin varlık sebebinin, milletin değişim iradesini hayata geçirmek,
ülkeyi kalkındırmak, vatandaşı refaha, adalete ve özgürlüğe kavuşturmak olduğunu
ifade eden Erdoğan, ''Bu hareketin farkı şudur; eğer dönersek, eğer başımızı öne
eğersek, eğer vazgeçersek, eğer milletin rotasından saparsak çok iyi biliyoruz ki
o yavruların, yetimlerin, öksüzlerin, minik ve masum elleri bizim yakamıza
yapışacaktır. Biz bunu biliyor, bu şuurla hareket ediyoruz. Eğer hayal kırıklığı
yaşatırsak, milletten yüz çevirirsek, eğer o gözlerdeki umudu söndürürsek bu
milletin ahı bizim yakamıza yapışacaktır'' diye konuştu.
Recep Tayyip Erdoğan, 7-8 yıl kendisine uzatılan oyuncağa şaşkınlıkla
bakan çocuğun bugün, ''Başbakan amca, bana bir dizüstü bilgisayar verebilir
misin?'' diye sorduğunu aktardı.
''Dün kalem tutan eli tir tir titreyen çocuk, bugün sıcak yuvasında,
sıcak sınıfında öğretmenini can kulağıyla dinliyor'' diyen Erdoğan, Şırnak'tan
üniversite sınavında ilk 10'a giren bir çocuğun çıkabildiğine dikkati çekti.
Geçmiş yıllarda köyüne ulaşamayan vatandaşın bugün hızlı trene, uçağa
binebildiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bölünmüş yollarda seyahat ediyor, asfalt köy yollarından geçip köyüne
hatta mezrasına ulaşabiliyor. Elazığ depreminde KÖYDES Projesiyle yapılmış ta
mezralara kadar ulaşan yollar olmasaydı bizim Kızılay'ın TIR'ları oralara kadar
çıkamazdı ama şimdi çıktı. Dün hapishanedeki yavrusuyla ana dilinde konuşamayan
anne, insanlık dışı uygulamanın kalkmasından dolayı hayır duası ediyor. Dün
hayalleri örselenmiş, ufku karartılmış halkım, bugün gözüne dünyanın en büyük 10.
ekonomisi olma hedefini kestiriyor. Bakın Schröder açıklama yapıyor, '20-25 yıl
içinde Türkiye dünyanın ilk 5 ülkesi arasına girer' diyor. Benim yurt içi ve yurt
dışındaki kardeşim, sizlerin, bu AK kadro sayesinde artık pasaportunu onurla
gösteriyor. Cebindeki parasını gururla taşıyor. Bizden artık sadece biz gurur
duymuyoruz. Dünyanın her yerindeki mazlumlara siz sahip çıktınız. Adaletsizliğe
karşı benimle birlikte siz sesinizi yükselttiniz. Benimle birlikte her zaman ve
her zeminde hakkı ve hukuku sizler savundunuz, haykırdınız.
Geçenlerde bir arkadaşım Yemen'e gitti. 'Başkent Sana'nın epey uzağında
bir köyde bir grup öğrenci ile karşılaştım' diyor. 'İngilizce konuşabilmek için
yanıma geldiler. Türk olduğumu öğrendiklerinde gözleri fal taşı gibi açıldı.
Filistin, Gazze için dünyadaki tüm mazlum ve mağdurlar için sesini yükselten bir
ülkenin vatandaşını görmenin, onunla konuşmanın onunla tanışmanın heyecanı
içindeydiler' diyor.''
TİKA ile Moğolistan'a, Kızılay ile Haiti'ye ulaştıklarını anlatan
Erdoğan, sivil derneklerle ise Gazze'ye gidildiğini anımsattı.
''Biz içimize kapanmadık, kapanamayız. Dedelerimiz, ecdadımız gibi işte
bugün bile git Balkanlara orada Mostar'ı, Dirina'yı, camileri, kervansarayları
görürsünüz'' diye konuşan Erdoğan, bu eserlerin adeta birer işaret taşları,
işaret noktaları olduğunu söyledi.
Sağır duvarların içerisine hapsolamayacaklarını belirten Erdoğan, ''Biz
Ankara'ya hapsolamayız ama Ankara'ya hapsolmaktan başka hiçbir mahareti
olmayanları şu Parlamentoda görüyoruz. Bunlar bu ülkede tek başlarına iktidar
olamasalar bile geldiler kenarından, köşesinden iktidarın şöyle bir tadını
aldılar. Ne yaptıklarını, ortaya ne koyduklarını gördük. Bugün, bu ekibi
yolsuzlukla suçlayanlar yahu siz acaba iktidarınız döneminizde ne yaptınız? Bir
şey söyleyin, 'şunu yaptık' deyin. Bir eser söyleyin. Eğer bu iktidar
yolsuzluklara gömülmüş bir iktidar olsaydı aynen sizi iktidarınızda olduğu gibi o
akıbeti yaşardı ama bugün bu iktidarın elinin değmediği, ulaşmadığı 81 vilayetin
içinde bir vilayet yok. Her yere eserini koymuştur. Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda,
adalette, emniyette, enerjide koymuştur, köylere kadar ulaşmıştır. Bu eserler
ortada'' diye konuştu.
TRT6'nın 24 saat yayın yaptığını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:
''Nankörlük yapma. 'Ana dilini öğrenmek istiyorsan git kursunu aç, orada
öğren' diyen bir AK Parti iktidarı var. Bu ülkede her şeye rağmen Nazım Hikmet mi
bu ülkeye gelecek, vatandaşlık yolunu açan bir iktidar var. Ahmet Kaya'ya,
buyursun gelsin ona da o yolu açan bir iktidar var. Çünkü biz Allah'tan başka
kimseden korkmayız. Bizim Hakk'a olan muhabbetimizi kimseyle tartışmamız mümkün
değildir. Dolayısıyla atacağımız, attığımız adımları buna göre attık. Çok ağır
bedeller ödedik, ciddi engellerle karşılaştık. Biz artık bu bedelleri, bu
faturaları tekrar tekrar ödemek istemiyor, milletimize de ödetilmesine razı
olmuyoruz. Önümüze çekilen setleri bir bir devirerek karşımıza çıkarılan
engelleri bir bir aşarak bugünlere geldik. Kirli oyunlara, provokasyonlara,
saldırılara, hakaretlere rağmen yolumuzdan dönmedik. Milletimizin rotasından
sapmadık. Bu ülke, 7,5 yılda tarihi reformlar gerçekleştirdi. Sessiz devrimlere
imza attı, rekor seviyelere erişti ama bizim yerimiz burası değil ki... Bizim
daha yukarılarda olmamız lazım. İşte onun için 2023'te Cumhuriyet'in 100. yıl
dönümünde farklı hedef koyduk ve 'dünyanın ilk 10 ekonomisi içerisinde yerimizi
alacağız' dedik. Bunu bu millet hak etti, bunu da başaracağız.
Şair Ece Ayhan'ın söylediği gibi, biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük.
Onlar vurdu, biz büyüdük. Konuştuk, susturmak istediler. Şiir okuduk, mahkum
ettiler. Düşündük, dışladılar. Siyaset yollarını bize kapatmak istediler. 'Muhtar
bile olamaz' diye manşetler attılar. 'Cumhurbaşkanı seçemezseniz, anayasayı
değiştiremezsiniz, çetelerle mücadele edemezseniz, Ergenekon sizin neyinize'
dediler. 'Ergenekon'un altına imza atarız' diyenler gördü bu ülke. Parti
kapatmayla bizi tehdit ettiler. Demokrasiyi özümsemek yerine şu 7,5 yılda her
türlü çarpıtma, desise ile iftirayla üzerimize geldiler. Partilerinin
kapatılmasından nemalananları gördü bu ülke. Çünkü onlar için partilerinin
kapanması önemli değildi. 'Ne olur, bakkal dükkanı... Biri kapanır, tabelayı
değiştirir, yeni tabelayı asarız, kira kontratını da ona göre değiştiririz.'
Bizim siyaset anlayışımız bu değildi. Herkes unutsa biz Danıştay saldırısını, o
saldırının ardından atılan manşetleri, o saldırının ardından yazılan ısmarlama
yorumları, yapılan siyasi açıklamaları, cenaze törenlerinde tüm bakan ve
milletvekili arkadaşlarımın aleyhine kurgulanmış provokasyonları unutmayacak,
aziz milletimize de unutturmayacağız.'' (12.11)
*** HABERİN DEVAMINA 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ ****
Erdoğan, milletin AK Partiyi prangaları kırsın diye iktidara getirdiğini
belirterek, ''Eğer hayal kırıklığı yaratırsak bu milletin ahı yakımıza
yapışacaktır'' dedi.
Erdoğan, partisinin grup toplantısında, anayasa değişikliğinde gelinen
noktayı değerlendirmek üzere toplandıklarını söyledi.
''Beylik sözlerin ötesinde gönülden konuşmak istediğini'' belirten
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan bazı konular satır başlarıyla şöyle:
''-Yıllarca ülkeye demokrasiyi çok gördüler. Milletimizde değişimi,
dönüşümü reddeden, içine kapanan, kabuğunu kıramayan bir anlayış var. Milletimiz
AK Partiyi prangaları kırsın diye iktidara getirdi. Bu şuurla hareket ediyoruz.
Eğer hayal kırıklığı yaratırsak bu milletin ahı yakımıza yapışacaktır.
-Bizi yolsuzlukla suçlayanlar yaptığınız bir şeyi söyleyin, bir eser
söyleyin. Bu iktidar her yere eserini koymuştur. Bugün çıkıp konuşanlar; 24 saat
yayın yapan TRT Şeş var. Nankörlük yapma. Nazım Hikmet'e vatandaşlık yolu açan
bir iktidar var. Çünkü, biz Allah'tan başka kimseden korkmayız, Allah'tan başka
kimseye muhabbetimiz yok. Ağır bedeller ödedik. Engelleri bir bir aşarak
bugünlere geldik. Milletimizin rotasından sapmadık.
-7,5 yılda her türlü iftirayla üzerimize geldiler. Partilerinin
kapatılmasından nemalananları gördü bu ülke. Herkes unutsa biz Danıştay
saldırısını, atılan manşetleri unutmayacak, aziz milletimize unutturmayacağız.
Milletim 10 yıllardır iradesine ipotek konulduğunu unutmasın.
-Bize halkımızdan başka talimat verebilecek bir güç yeryüzünde yok.
Farkımız bu... Onun için 'millete gidelim' diyoruz. Anayasa değişikliğiyle
amacımız Türkiye'yi her açıdan büyütmektir.
-Biz Türkiye'nin ayağındaki prangaları çözmek için yola çıktık.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, bugün özellikle beylik sözlerin ötesinde, kalıplaşmış ifadelerin,
etkisini yitirmiş vecizelerin, siyasete malzeme olarak kirlenmiş kelimelerin
ötesinde, gönlüyle, kalbiyle konuşmak istediğini ifade ederek, ''Bu yüce millet,
şehitlerini vatan toprağına adeta istikbale kök salacak birer çınar tohumu gibi
ekerek, bugünlere ulaştı. Ödediğimiz bedel bundan ibaret değil. Bu topraklar
üzerinden acının her türlüsünü tatmak zorunda kaldık'' dedi.
Yüce Meclisin çatısı altından nice siyasetçilerin gelip geçtiğini,
kürsülerin nice konuşmalara, nice nutuklara, nice hatiplere tanıklık ettiğini
anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
''Ben bugün özellikle sizlere beylik sözlerin ötesinde, kalıplaşmış
ifadelerin, etkisini yitirmiş vecizelerin, siyasete malzeme olarak kirlenmiş
kelimelerin ötesinde, sizlere gönlümle, kalbimle konuşmak istiyorum. Gönlümden
kopan sözcüklerle, samimi hissiyatımla hitap ediyorum.
Bu millet çok büyük acılar yaşadı, çok ciddi badireler atlattı. Biz, çok
büyük acılar yaşamış, ağır bedeller ödemiş bir milletiz. Bugün Anadolu ve Trakya
her köyünde çok değil, bundan 100 yıl önce dedesini Yemen'de, Hicaz'da, Kanal'da,
Çanakkale'de, Sarıkamış'ta, Sakarya'da, Kore'de, Kıbrıs'ta kaybetmiş milyonlarca
vatan evladı var.
Babasını Cudi'de, Gabar'da, Munzur'da şehit vermiş nice yetim var. Nice
dul kalmış kardeşim var. Vatanın her karış toprağı aziz şehitlerimizin kanlarıyla
sulandı. Bu yüce millet, şehitlerini vatan toprağına adeta istikbale kök salacak
birer çınar tohumu gibi ekerek, bugünlere ulaştı. Ödediğimiz bedel bundan ibaret
değil. Bu topraklar üzerinden acının her türlüsünü tatmak zorunda kaldık.
Maalesef, üzüntüyle, içim yanarak ifade ediyorum; bu ülkeyi kötü yöneten,
kişisel ihtirasların esiri olan, şahsi kaygılarını ülke menfaatlerinin önünde
tutan siyasetçilerin hatası yüzünden ağır faturalar ödedik.
Dağlarda gençlerimizi kaybettik. İşkencelerde insanlık yitip gitti.
Provokatif çatışmalarda kan aktı. Bu ülkenin yazarları, aydınları,
entelektüelleri sinsi kurşunların hedefi oldu.
Yoksulluğu adeta bu ülkenin kaderi haline getirdiler. Boğazımıza kadar
yoksulluğa, mahrumiyete gömüldüğümüz günler oldu. Boynumuza geri kalmış ülke
yaftasını astılar. Milletin hazinesini yolsuzlukla, israfla, peşkeşle,
sorumsuzlukla adeta yağmaladılar. Bu toprakların hamurunda bulunan, özünde
bulunan kardeşliği, dayanışmayı, paylaşmayı hoşgörüyü; nifak tohumları ekerek,
fesat tohumları ekerek tahrip etmeye çalışanlar oldu.''
Başbakan Erdoğan, 10 yıl öncesinde yaşananları da hatırlatarak, ''Yurt
dışında bir kuruş borç alacak itibarı kalmayan ülke haline getirdiler bu ülkeyi.
Kimlerin iktidarda olduğunu düşünün'' diye konuştu.
Erdoğan, ''Bizi delikli kuruşa muhtaç ettikleri dönemi hatırlayın''
ifadesini kullanarak, dış borçların arttığı, enflasyonun üç haneli rakamlara
ulaştığı günleri anlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bu ülkeye demokrasiyi çok gördüler. Bu ülkeden özgürlükleri
esirgediler. Bu ülkeyi en temel insan haklarından, en temel insani hürriyetlerden
bile mahrum bıraktılar. Konuşanların susturulduğu, yazanların sınır dışı
edildiği, düşünenlerin hapse atıldığı, vatan sevgisiyle yanıp tutuşan nice
sevdalının vatan hasretiyle gurbette gözlerini yumduğu günlerden geçtik. toplumu
sınıflara ayırmak istediler. Milleti rengine, diline, kıyafetine, düşüncesine
göre tasnif etmek istediler. Şu anda da yok mu? Yine var. Ama onlara karşı
direnen bir AK Parti iktidarı var.
Avrupa bilgi çağını yaşarken bizi statükoya, küçük düşünmeye, geri
kalmaya mahkum ettiler.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, ''Biz Ankara'ya hapsolamayız ama Ankara'ya hapsolmaktan başka hiçbir
mahareti olmayanları şu Parlamentoda görüyoruz. Bunlar, bu ülkede tek başlarına
iktidar olamasalar bile geldiler kenarından, köşesinden iktidarın şöyle bir
tadını aldılar. Ne yaptıklarını, ortaya ne koyduklarını gördük'' dedi.
Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ülkenin, geçmiş
dönemlerde insanlarına hizmet götüremeyen çaresiz bir tabloya mecbur edildiğini
söyledi.
Ülkeyi il il, ilçe ilçe yeri geldiğinde köy köy dolaştığını anlatan
Erdoğan, ''Bugüne kadar gelen liderlerin içerisinde bunlar olmadı. Dolaştık,
dolaşıyoruz. Bizler adeta birer divane gibi arkadaşlarımla beraber yollara
düştük. 14 Ağustos 2001'de bir kez daha yollara düştüğümüzde ülkenin derin bir
yoksulluk, kelimelerle tarif edilemez bir mahrumiyet içerisinde olduğunu
gözlerimizle müşahede ettik'' diye konuştu.
AK Parti'nin mitinglerine dağ köylerinden, mezralardan, yaylalardan
insanların akın akın, koşarak geldiklerinin görüldüğünü anlatan Erdoğan, şunları
söyledi:
''Ayaklarında doğru dürüst giyecek ayakkabıları olmadığını gördük.
Elbiseleri birçok yerinden yamalıydı, nice çocuklar gördük. Ellerine
tutuşturduğum oyuncağı hayatlarında ilk kez görmenin şaşkınlığı içindeydiler.
Ayaklarında 2 numara büyük lastiklerle, soğuk kuyu ayakkabılarla koşarak
sarıldıklarına şahit oldum. Nice kerpiçten haneler gördüm. Oturdum halkımla,
vatandaşımla bunları paylaştım. Paylaşırken, dertlerimizi de paylaştık, konuştuk.
Sıcak bir tas çorbanın hayalden öteye geçemediği nice yuvalar gördüm. Siline
siline aslını kaybetmiş defterlere, açıla açıla tükenmiş kurşun kalemlerle
yazarken elleri üşüyen minik yavrular gördüm. Tüm bunların üzerine, bütün bu
yoksulluğun üzerine her birinin gözünde umut ışığı, ülkemin aydınlık geleceğine
dair umut ve sabırsızlık gördüm. 7,5 yıldır başımızı yastığa koyduğumuzda o
vatandaşlar, o çocuklar, o yuvalar gözümüzün önüne geliyor. Bu geri kalmışlığın,
bu çaresizliğin, bu bastırılmışlığın temelinde ciddi bir zihniyet problemi var.
Değişimi, dönüşümü, demokratikleşmeyi, özgürleşmeyi reddeden, içine kapanan,
kabuğunu kıramayan, her türlü gelişme istidadını törpüleyen bir anlayış var. İşte
milletimiz AK Parti'yi bu anlayışı değiştirsin, topluma vurulan prangaları
kırsın, her türlü kısıtlamayı, baskıyı ortadan kaldırsın, Türkiye'ye her yönden
ayağa kaldırsın diye iktidara getirdi.''
Partisinin varlık sebebinin, milletin değişim iradesini hayata geçirmek,
ülkeyi kalkındırmak, vatandaşı refaha, adalete ve özgürlüğe kavuşturmak olduğunu
ifade eden Erdoğan, ''Bu hareketin farkı şudur; eğer dönersek, eğer başımızı öne
eğersek, eğer vazgeçersek, eğer milletin rotasından saparsak çok iyi biliyoruz ki
o yavruların, yetimlerin, öksüzlerin, minik ve masum elleri bizim yakamıza
yapışacaktır. Biz bunu biliyor, bu şuurla hareket ediyoruz. Eğer hayal kırıklığı
yaşatırsak, milletten yüz çevirirsek, eğer o gözlerdeki umudu söndürürsek bu
milletin ahı bizim yakamıza yapışacaktır'' diye konuştu.
Recep Tayyip Erdoğan, 7-8 yıl kendisine uzatılan oyuncağa şaşkınlıkla
bakan çocuğun bugün, ''Başbakan amca, bana bir dizüstü bilgisayar verebilir
misin?'' diye sorduğunu aktardı.
''Dün kalem tutan eli tir tir titreyen çocuk, bugün sıcak yuvasında,
sıcak sınıfında öğretmenini can kulağıyla dinliyor'' diyen Erdoğan, Şırnak'tan
üniversite sınavında ilk 10'a giren bir çocuğun çıkabildiğine dikkati çekti.
Geçmiş yıllarda köyüne ulaşamayan vatandaşın bugün hızlı trene, uçağa
binebildiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bölünmüş yollarda seyahat ediyor, asfalt köy yollarından geçip köyüne
hatta mezrasına ulaşabiliyor. Elazığ depreminde KÖYDES Projesiyle yapılmış ta
mezralara kadar ulaşan yollar olmasaydı bizim Kızılay'ın TIR'ları oralara kadar
çıkamazdı ama şimdi çıktı. Dün hapishanedeki yavrusuyla ana dilinde konuşamayan
anne, insanlık dışı uygulamanın kalkmasından dolayı hayır duası ediyor. Dün
hayalleri örselenmiş, ufku karartılmış halkım, bugün gözüne dünyanın en büyük 10.
ekonomisi olma hedefini kestiriyor. Bakın Schröder açıklama yapıyor, '20-25 yıl
içinde Türkiye dünyanın ilk 5 ülkesi arasına girer' diyor. Benim yurt içi ve yurt
dışındaki kardeşim, sizlerin, bu AK kadro sayesinde artık pasaportunu onurla
gösteriyor. Cebindeki parasını gururla taşıyor. Bizden artık sadece biz gurur
duymuyoruz. Dünyanın her yerindeki mazlumlara siz sahip çıktınız. Adaletsizliğe
karşı benimle birlikte siz sesinizi yükselttiniz. Benimle birlikte her zaman ve
her zeminde hakkı ve hukuku sizler savundunuz, haykırdınız.
Geçenlerde bir arkadaşım Yemen'e gitti. 'Başkent Sana'nın epey uzağında
bir köyde bir grup öğrenci ile karşılaştım' diyor. 'İngilizce konuşabilmek için
yanıma geldiler. Türk olduğumu öğrendiklerinde gözleri fal taşı gibi açıldı.
Filistin, Gazze için dünyadaki tüm mazlum ve mağdurlar için sesini yükselten bir
ülkenin vatandaşını görmenin, onunla konuşmanın onunla tanışmanın heyecanı
içindeydiler' diyor.''
TİKA ile Moğolistan'a, Kızılay ile Haiti'ye ulaştıklarını anlatan
Erdoğan, sivil derneklerle ise Gazze'ye gidildiğini anımsattı.
''Biz içimize kapanmadık, kapanamayız. Dedelerimiz, ecdadımız gibi işte
bugün bile git Balkanlara orada Mostar'ı, Dirina'yı, camileri, kervansarayları
görürsünüz'' diye konuşan Erdoğan, bu eserlerin adeta birer işaret taşları,
işaret noktaları olduğunu söyledi.
Sağır duvarların içerisine hapsolamayacaklarını belirten Erdoğan, ''Biz
Ankara'ya hapsolamayız ama Ankara'ya hapsolmaktan başka hiçbir mahareti
olmayanları şu Parlamentoda görüyoruz. Bunlar bu ülkede tek başlarına iktidar
olamasalar bile geldiler kenarından, köşesinden iktidarın şöyle bir tadını
aldılar. Ne yaptıklarını, ortaya ne koyduklarını gördük. Bugün, bu ekibi
yolsuzlukla suçlayanlar yahu siz acaba iktidarınız döneminizde ne yaptınız? Bir
şey söyleyin, 'şunu yaptık' deyin. Bir eser söyleyin. Eğer bu iktidar
yolsuzluklara gömülmüş bir iktidar olsaydı aynen sizi iktidarınızda olduğu gibi o
akıbeti yaşardı ama bugün bu iktidarın elinin değmediği, ulaşmadığı 81 vilayetin
içinde bir vilayet yok. Her yere eserini koymuştur. Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda,
adalette, emniyette, enerjide koymuştur, köylere kadar ulaşmıştır. Bu eserler
ortada'' diye konuştu.
TRT6'nın 24 saat yayın yaptığını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:
''Nankörlük yapma. 'Ana dilini öğrenmek istiyorsan git kursunu aç, orada
öğren' diyen bir AK Parti iktidarı var. Bu ülkede her şeye rağmen Nazım Hikmet mi
bu ülkeye gelecek, vatandaşlık yolunu açan bir iktidar var. Ahmet Kaya'ya,
buyursun gelsin ona da o yolu açan bir iktidar var. Çünkü biz Allah'tan başka
kimseden korkmayız. Bizim Hakk'a olan muhabbetimizi kimseyle tartışmamız mümkün
değildir. Dolayısıyla atacağımız, attığımız adımları buna göre attık. Çok ağır
bedeller ödedik, ciddi engellerle karşılaştık. Biz artık bu bedelleri, bu
faturaları tekrar tekrar ödemek istemiyor, milletimize de ödetilmesine razı
olmuyoruz. Önümüze çekilen setleri bir bir devirerek karşımıza çıkarılan
engelleri bir bir aşarak bugünlere geldik. Kirli oyunlara, provokasyonlara,
saldırılara, hakaretlere rağmen yolumuzdan dönmedik. Milletimizin rotasından
sapmadık. Bu ülke, 7,5 yılda tarihi reformlar gerçekleştirdi. Sessiz devrimlere
imza attı, rekor seviyelere erişti ama bizim yerimiz burası değil ki... Bizim
daha yukarılarda olmamız lazım. İşte onun için 2023'te Cumhuriyet'in 100. yıl
dönümünde farklı hedef koyduk ve 'dünyanın ilk 10 ekonomisi içerisinde yerimizi
alacağız' dedik. Bunu bu millet hak etti, bunu da başaracağız.
Şair Ece Ayhan'ın söylediği gibi, biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük.
Onlar vurdu, biz büyüdük. Konuştuk, susturmak istediler. Şiir okuduk, mahkum
ettiler. Düşündük, dışladılar. Siyaset yollarını bize kapatmak istediler. 'Muhtar
bile olamaz' diye manşetler attılar. 'Cumhurbaşkanı seçemezseniz, anayasayı
değiştiremezsiniz, çetelerle mücadele edemezseniz, Ergenekon sizin neyinize'
dediler. 'Ergenekon'un altına imza atarız' diyenler gördü bu ülke. Parti
kapatmayla bizi tehdit ettiler. Demokrasiyi özümsemek yerine şu 7,5 yılda her
türlü çarpıtma, desise ile iftirayla üzerimize geldiler. Partilerinin
kapatılmasından nemalananları gördü bu ülke. Çünkü onlar için partilerinin
kapanması önemli değildi. 'Ne olur, bakkal dükkanı... Biri kapanır, tabelayı
değiştirir, yeni tabelayı asarız, kira kontratını da ona göre değiştiririz.'
Bizim siyaset anlayışımız bu değildi. Herkes unutsa biz Danıştay saldırısını, o
saldırının ardından atılan manşetleri, o saldırının ardından yazılan ısmarlama
yorumları, yapılan siyasi açıklamaları, cenaze törenlerinde tüm bakan ve
milletvekili arkadaşlarımın aleyhine kurgulanmış provokasyonları unutmayacak,
aziz milletimize de unutturmayacağız.'' (12.11)
*** HABERİN DEVAMINA 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ ****
