2014-06-17 - 12:25
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "İnşallah Musul'da rehine olarak tutulan diplomatik personelimiz ve vatandaşlarımız sağ salim Türkiye'ye döneceklerdir. Bunu temin etmek için ne gerekiyorsa yapıyor, son derece hassas ve yoğun şekilde çalışmaları sürdürüyoruz" dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "İnşallah Musul'da rehine olarak tutulan diplomatik personelimiz ve vatandaşlarımız sağ salim Türkiye'ye döneceklerdir. Bunu temin etmek için ne gerekiyorsa yapıyor, son derece hassas ve yoğun şekilde çalışmaları sürdürüyoruz" dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, dün vefat eden, sinemanın önemli isimlerinden senarist, yazar, düşünür Ayşe Şasa'ya Allah'tan rahmet diledi.
Şasa'nın, bir röportajında " Kökleriyle barışamayan bir toplumun soylu işler yapması mümkün değil" dediğine işaret eden Erdoğan, "Kökleriyle barışarak, tarihin ve medeniyetin aydınlığında son derece önemli işler yapmış, önemli eserler bırakmış bir sanatçımızdı. Rahmetle yad ediyor, mekanı inşallah cennet olur" dedi.
Erdoğan, bölgede bir kez daha çok önemli gelişmeler yaşandığına dikkati çekerek, Türkiye'nin kimi zaman doğrudan, kimi zaman dolaylı olarak bu gelişmelerden etkilendiğini söyledi.
En son Irak'ın Musul kentine, IŞİD adı verilen örgüt tarafından saldırı düzenlendiğini anımsatan Erdoğan, Musul'un, örgüt elemanlarının kontrolüne geçtiğini anlattı.
Erdoğan, Musul'da bulunan başkonsolosluğun, IŞİD mensupları tarafından kuşatıldığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İçeridekilere kapıları açma çağrısı yaptı. Musul'da güvenliği sağlayan Irak kuvvetleri, şehri tamamen terk ettiği için başkonsolosluğumuzdaki görevlilerin, içeride bulunanların can güvenliği bakımından çatışmaya girmemekten başka seçeneği bulunmuyordu. Başkonsolosluğumuzda bulanan, başkonsolos, ailesi ve personelden oluşan 49 vatandaşımız başka yere götürüldüler ve şu anda orada tutuluyorlar. Ayrıca o bölgede çalışan 31 TIR şoförümüz de yine IŞİD tarafından alıkonuluyor. Hem başkonsolosluk çalışanlarımızı hem şoförlerimizi oradan almak için çok yoğun gayret içindeyiz. Dışişleri Bakanlığımız'da bir kriz masası oluşturuldu, ilgili tüm birimlerle gelişmeler an be an kontrol ediliyor. Irak makamlarıyla da sürekli irtibat halinde vatandaşlarımızın kurtarılması için her türlü imkan kullanılıyor. Dışişleri Bakanlığımız'daki kriz masası aynı zamanda Irak'ta bulunan vatandaşlarımızın tahliyesini de koordine ediyor ve gerekli uyarıları yapıyor."
Başbakan Erdoğan, elçiliklerin, bütün personelleriyle birlikte bulundukları ülkelerin teminatları altında olduğuna işaret etti.
Erdoğan, her ülkenin, kendi toprakları üzerinde faaliyet gösteren diplomatik personeli adeta kendi namusu, şerefi gibi görüp, onların can, mal güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğunu vurguladı. Erdoğan, Irak'taki merkezi hükümetin bunu başaramadığına, Musul'daki başkonsolosluk binalarını ve personelini koruyamadığını bildirdi.
Bu tür talihsiz olayların zaman zaman başka ülkelerin de başına geldiğini dile getiren Erdoğan, en son ABD'nin Libya'daki büyükelçisinin feci şekilde katledildiğinin altını çizdi.
Erdoğan, "İnşallah Musul'da rehine olarak tutulan diplomatik personelimiz ve vatandaşlarımız sağ salim Türkiye'ye döneceklerdir. Bunu temin etmek için ne gerekiyorsa yapıyor, son derece hassas ve yoğun şekilde çalışmaları sürdürüyoruz" dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Musul'daki canları sağ salim kurtarmaya çalışırken, can derdindeyken, CHP'nin adeta kasap gibi et derdinde, bunu siyasi ranta çevirme gayreti içinde olmasının tevili mümkün olmayan bir fırsatçılık olduğunu söyledi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, Musul'da yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
Musul'daki olayın, Türkiye içinde başta CHP olmak üzere, bazı muhalefet partileri ve bazı çevreler tarafından iç politika malzemesi yapılmak istendiğini belirten Erdoğan, bu fırsatçı tavrın devam ettiğini kaydetti.
Erdoğan, "Bu kadar hassas meselenin, bizim oradaki 80 vatandaşımızın can güvenliğini doğrudan ilgilendiren meselenin iç politika meselesi yapılması, tam anlamıyla sorumsuzluk örneğidir. Biz orada canlarımızı sağ salim kurtarmaya çalışırken, biz can derdindeyken CHP'nin adeta kasap gibi et derdinde olması, bunu siyasi ranta çevirme gayreti içinde olması tevili mümkün olmayan bir fırsatçılıktır" diye konuştu.
Şu anda bölgede yaşanan olayları tarihi bağlamından kopararak anlamanın asla mümkün olmadığına dikkati çeken Erdoğan, özellikle Türkiye'nin Ortadoğu politikasını anlayabilmek için tarihe bakmanın kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunu ifade etti.
Erdoğan, Ortadoğu tarihini, Türkiye'nin Ortadoğu tarihindeki müstesna tavrını bilmeyenlerin bugün yaşanan olayları analiz edebilmesi, sorunlara çözüm üretebilmesinin imkan dahilinde olmadığını söyledi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"CHP'nin genel müdürü son zamanlarda çok sık olarak Ortadoğu'dan 'bataklık' diye bahsediyor. İşte bu, tarih bilmezliktir, apaçık cehalettir. Bütün bunların ötesinde Ortadoğu'ya, milyonlarca insanın yaşadığı, milyonlarca insanın vatanlarının olduğu bölgeye 'bataklık' demek, ırkçılıktır, ayrımcılıktır, bilinç altındaki faşizmin ortaya çıkmasıdır. Zannedersiniz ki CHP'nin genel müdürü Londra'da, Paris'te doğdu, orada büyüdü, orada yetişti. Tunceli'de doğacak, orada büyüyecek, oranın kültürünü taşıyacaksın, sonra çıkıp Ortadoğu'ya 'bataklık' diyeceksin. Bu hem ırkçılıktır, hem de aslını, özünü, kendi öz kimliğini inkardır. Dünyanın neresi olursa olsun, insafı ve vicdanı olan bir kişi, çıkıp da bir bölgeyi 'bataklık' diye tarif edemez. Hele hele kültürel, etnik, dini irtibatlarımızın olduğu bir bölgeye 'bataklık' demek sorunları büyütmekten başka hiçbir gayeye hizmet etmez."
Erdoğan, Türkler'in, 1071 yılında Malazgirt'ten başlayarak içinde bulunulan Misak-ı Milli sınırlarında ziyade bugün Ortadoğu denilen bölgede etkin olduğunu ve çok önemli işler başardığını anlattı.
Kudüs'e yönelik Haçlı Seferleri'nin durdurulmasında Selçuklular'ın ön safta yer aldığını, kabilelere ayrılmış ve birbirleriyle sürekli savaşan farklı kesimlerin bir arada tutulmasında, güç birliği yapmasında etkin olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Selahaddin Eyyubi komutasında, Kudüs'ün yeniden fethedilmesinde Kürt ve Arap kardeşlerimizle birlikte Türkler en ön safta oldular. Osmanlı cihan devleti döneminde, çok geniş coğrafyanın adaletle yönetilmesi, ittifak halinde olabilmesi, güç birliği yapabilmesi mümkün hale geldi. Osmanlı idaresinde bu bölge, tarihinin en sakin ve huzurlu zamanlarını, dönemlerini yaşadı.
Bundan yüz yıl önce 1914'te Birinci Dünya Savaşı başladı, bölgenin sakin, huzurlu dönemi maalesef bir kez daha sona erdi. Osmanlı Devleti'nin büyük başarıyla idare ettiği topraklar, cetvelle çizilen sınırlarla birbirinden ayrıldı. Bölgenin hassasiyetlerini bilmeyenler ya da bildikleri halde bunu avantaja çevirmek isteyenler, geldiler, asırlar boyunca bitmeyecek çatışmaların, savaşların, nifakın tohumlarını buraya ektiler ve gittiler. Giderken petrolü aldılar, petrolün yerine de bölgeye gözyaşı bıraktılar, acı, kan bıraktılar."
Başbakan Erdoğan, gençlere, Birinci Dünya Savaşı'nın yıl dönümünde Osmanlı'nın son dönemlerini anlatan Falih Rıfkı Atay'ın Zeytindağı kitabını, Fahrettin Paşa'nın kahramanca Medine müdafaasını okumasını tavsiye etti. Erdoğan, nasıl bir millet olduklarını, yüz yıl önceki Türkiye'yi anlatan Safahat'ı gençlerin mutlaka okumasını istedi.
Erdoğan, Zeytindağı'nın önsözünde, "Bizden Belgrad'ı aldıkları zaman düşman delegeleri, Niş kasabasını istemişlerdi. Osmanlı delegesi, ayağa kalkarak 'ne hacet bari İstanbul'u da size verelim' demişti. Babalarımız için Niş, İstanbul'a o kadar yakındı. Biz eğer Vardar, Trablus, Girit ve Medine'yi bırakırsak, Türk milleti yaşayamaz sanıyorduk. Çocuklarımızın Avrupası ise Marmara ve ne yazık ki Meriç'te bitiyor" yazdığını anlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:
"Yüz yıl önce dedelerimiz için İstanbul neyse Medine oydu. İzmir neyse Beyrut oydu, Ankara neyse Halep oydu. Bugün ise Anamuhalefet Partisi'nin genel müdürü, bu coğrafyaya 'bataklık' diyor. Yüz yıldır Misak-ı Milli sınırları dışında Türkiye olmadı. 'Bataklık' denilen o coğrafyaya dünyanın her yerinden geldiler, yatırım, ticaret, işbirliği yaptılar. Ama bizim hükümetlerimiz 'bataklık' diyerek, o coğrafyaya sırtlarını döndüler. Bırakın kendi coğrafyamız içerisinde bölgeleri, 'bataklık' diye ihmal ettiler. Güneydoğu'ya, Doğu'ya, Karadeniz, Orta Anadolu'ya öyle baktılar. Varsa, yoksa 'Akdeniz, batı, Marmara' dediler. AK Parti iktidarıyla 780 bin metrekarelik vatan toprakları hamdolsun artık modern dünyanın bütün ilgisini, alakasını çeker hale geldi.
Bizim eski dış politikamız, Ortadoğu'ya 'bataklık' diye sırtını döndü, batıya da yüzünü dönemedi. Bu milleti dar kalıpların içine hapsetti. Selçuklular, Osmanlılar, bugün Türkiye Cumhuriyeti, bu coğrafyada var olduğu süre içinde coğrafyanın kronik sorunlarına asla dahil olmamış, anlamsız çatışmalarda asla taraf olmamıştır. Ecdat, bölgedeki tüm meselelere üstten bakmaya başarmış, her zaman sadece hakkın, adaletin yanında tavır takınmıştır. Bu coğrafyada evli çiftlerin isimlerinin Ayşe, Ali olduğuna Türkiye dışında çok rastlayamazsınız. Bir tek aile içinde çocukların isimlerinin Mehmet, Ali, Hasan, Hüseyin, Ömer, Osman, Bekir olduğuna Türkiye dışında kolay kolay rastlayamazsınız. Cafer ile Ayşe isimlerinin, Ali ile Beyazıt isimlerinin aynı aile içinde çocuklara konulduğu başka toplum bulamazsınız. Bu coğrafyada o meşum Kerbela hadisesinden alınması gereken ibretlik dersi alanlar, en başta Türkler olmuştur. Biz rahmet peygamberinin torunu, Efendimiz Hz. Hüseyin'in şehadeti üzerinden tefrika çıkaran bir millet asla olmadık. Kerbela'da yaşanan acı hadiseyi asırlar boyunca çoğaltanlardan, orada akan kana yeni canlar ekleyenlerden asla olmadık. Mezhep aidiyetimiz her ne olursa olsun biz 'La İlahe İllallah' diyen herkesi Müslüman, mümin olarak gördük, aynı kıbleye dönenleri kardeşimiz olarak gördük, kardeşimiz olarak bağrımıza bastık."
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, dün vefat eden, sinemanın önemli isimlerinden senarist, yazar, düşünür Ayşe Şasa'ya Allah'tan rahmet diledi.
Şasa'nın, bir röportajında " Kökleriyle barışamayan bir toplumun soylu işler yapması mümkün değil" dediğine işaret eden Erdoğan, "Kökleriyle barışarak, tarihin ve medeniyetin aydınlığında son derece önemli işler yapmış, önemli eserler bırakmış bir sanatçımızdı. Rahmetle yad ediyor, mekanı inşallah cennet olur" dedi.
Erdoğan, bölgede bir kez daha çok önemli gelişmeler yaşandığına dikkati çekerek, Türkiye'nin kimi zaman doğrudan, kimi zaman dolaylı olarak bu gelişmelerden etkilendiğini söyledi.
En son Irak'ın Musul kentine, IŞİD adı verilen örgüt tarafından saldırı düzenlendiğini anımsatan Erdoğan, Musul'un, örgüt elemanlarının kontrolüne geçtiğini anlattı.
Erdoğan, Musul'da bulunan başkonsolosluğun, IŞİD mensupları tarafından kuşatıldığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İçeridekilere kapıları açma çağrısı yaptı. Musul'da güvenliği sağlayan Irak kuvvetleri, şehri tamamen terk ettiği için başkonsolosluğumuzdaki görevlilerin, içeride bulunanların can güvenliği bakımından çatışmaya girmemekten başka seçeneği bulunmuyordu. Başkonsolosluğumuzda bulanan, başkonsolos, ailesi ve personelden oluşan 49 vatandaşımız başka yere götürüldüler ve şu anda orada tutuluyorlar. Ayrıca o bölgede çalışan 31 TIR şoförümüz de yine IŞİD tarafından alıkonuluyor. Hem başkonsolosluk çalışanlarımızı hem şoförlerimizi oradan almak için çok yoğun gayret içindeyiz. Dışişleri Bakanlığımız'da bir kriz masası oluşturuldu, ilgili tüm birimlerle gelişmeler an be an kontrol ediliyor. Irak makamlarıyla da sürekli irtibat halinde vatandaşlarımızın kurtarılması için her türlü imkan kullanılıyor. Dışişleri Bakanlığımız'daki kriz masası aynı zamanda Irak'ta bulunan vatandaşlarımızın tahliyesini de koordine ediyor ve gerekli uyarıları yapıyor."
Başbakan Erdoğan, elçiliklerin, bütün personelleriyle birlikte bulundukları ülkelerin teminatları altında olduğuna işaret etti.
Erdoğan, her ülkenin, kendi toprakları üzerinde faaliyet gösteren diplomatik personeli adeta kendi namusu, şerefi gibi görüp, onların can, mal güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğunu vurguladı. Erdoğan, Irak'taki merkezi hükümetin bunu başaramadığına, Musul'daki başkonsolosluk binalarını ve personelini koruyamadığını bildirdi.
Bu tür talihsiz olayların zaman zaman başka ülkelerin de başına geldiğini dile getiren Erdoğan, en son ABD'nin Libya'daki büyükelçisinin feci şekilde katledildiğinin altını çizdi.
Erdoğan, "İnşallah Musul'da rehine olarak tutulan diplomatik personelimiz ve vatandaşlarımız sağ salim Türkiye'ye döneceklerdir. Bunu temin etmek için ne gerekiyorsa yapıyor, son derece hassas ve yoğun şekilde çalışmaları sürdürüyoruz" dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Musul'daki canları sağ salim kurtarmaya çalışırken, can derdindeyken, CHP'nin adeta kasap gibi et derdinde, bunu siyasi ranta çevirme gayreti içinde olmasının tevili mümkün olmayan bir fırsatçılık olduğunu söyledi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, Musul'da yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
Musul'daki olayın, Türkiye içinde başta CHP olmak üzere, bazı muhalefet partileri ve bazı çevreler tarafından iç politika malzemesi yapılmak istendiğini belirten Erdoğan, bu fırsatçı tavrın devam ettiğini kaydetti.
Erdoğan, "Bu kadar hassas meselenin, bizim oradaki 80 vatandaşımızın can güvenliğini doğrudan ilgilendiren meselenin iç politika meselesi yapılması, tam anlamıyla sorumsuzluk örneğidir. Biz orada canlarımızı sağ salim kurtarmaya çalışırken, biz can derdindeyken CHP'nin adeta kasap gibi et derdinde olması, bunu siyasi ranta çevirme gayreti içinde olması tevili mümkün olmayan bir fırsatçılıktır" diye konuştu.
Şu anda bölgede yaşanan olayları tarihi bağlamından kopararak anlamanın asla mümkün olmadığına dikkati çeken Erdoğan, özellikle Türkiye'nin Ortadoğu politikasını anlayabilmek için tarihe bakmanın kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunu ifade etti.
Erdoğan, Ortadoğu tarihini, Türkiye'nin Ortadoğu tarihindeki müstesna tavrını bilmeyenlerin bugün yaşanan olayları analiz edebilmesi, sorunlara çözüm üretebilmesinin imkan dahilinde olmadığını söyledi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"CHP'nin genel müdürü son zamanlarda çok sık olarak Ortadoğu'dan 'bataklık' diye bahsediyor. İşte bu, tarih bilmezliktir, apaçık cehalettir. Bütün bunların ötesinde Ortadoğu'ya, milyonlarca insanın yaşadığı, milyonlarca insanın vatanlarının olduğu bölgeye 'bataklık' demek, ırkçılıktır, ayrımcılıktır, bilinç altındaki faşizmin ortaya çıkmasıdır. Zannedersiniz ki CHP'nin genel müdürü Londra'da, Paris'te doğdu, orada büyüdü, orada yetişti. Tunceli'de doğacak, orada büyüyecek, oranın kültürünü taşıyacaksın, sonra çıkıp Ortadoğu'ya 'bataklık' diyeceksin. Bu hem ırkçılıktır, hem de aslını, özünü, kendi öz kimliğini inkardır. Dünyanın neresi olursa olsun, insafı ve vicdanı olan bir kişi, çıkıp da bir bölgeyi 'bataklık' diye tarif edemez. Hele hele kültürel, etnik, dini irtibatlarımızın olduğu bir bölgeye 'bataklık' demek sorunları büyütmekten başka hiçbir gayeye hizmet etmez."
Erdoğan, Türkler'in, 1071 yılında Malazgirt'ten başlayarak içinde bulunulan Misak-ı Milli sınırlarında ziyade bugün Ortadoğu denilen bölgede etkin olduğunu ve çok önemli işler başardığını anlattı.
Kudüs'e yönelik Haçlı Seferleri'nin durdurulmasında Selçuklular'ın ön safta yer aldığını, kabilelere ayrılmış ve birbirleriyle sürekli savaşan farklı kesimlerin bir arada tutulmasında, güç birliği yapmasında etkin olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Selahaddin Eyyubi komutasında, Kudüs'ün yeniden fethedilmesinde Kürt ve Arap kardeşlerimizle birlikte Türkler en ön safta oldular. Osmanlı cihan devleti döneminde, çok geniş coğrafyanın adaletle yönetilmesi, ittifak halinde olabilmesi, güç birliği yapabilmesi mümkün hale geldi. Osmanlı idaresinde bu bölge, tarihinin en sakin ve huzurlu zamanlarını, dönemlerini yaşadı.
Bundan yüz yıl önce 1914'te Birinci Dünya Savaşı başladı, bölgenin sakin, huzurlu dönemi maalesef bir kez daha sona erdi. Osmanlı Devleti'nin büyük başarıyla idare ettiği topraklar, cetvelle çizilen sınırlarla birbirinden ayrıldı. Bölgenin hassasiyetlerini bilmeyenler ya da bildikleri halde bunu avantaja çevirmek isteyenler, geldiler, asırlar boyunca bitmeyecek çatışmaların, savaşların, nifakın tohumlarını buraya ektiler ve gittiler. Giderken petrolü aldılar, petrolün yerine de bölgeye gözyaşı bıraktılar, acı, kan bıraktılar."
Başbakan Erdoğan, gençlere, Birinci Dünya Savaşı'nın yıl dönümünde Osmanlı'nın son dönemlerini anlatan Falih Rıfkı Atay'ın Zeytindağı kitabını, Fahrettin Paşa'nın kahramanca Medine müdafaasını okumasını tavsiye etti. Erdoğan, nasıl bir millet olduklarını, yüz yıl önceki Türkiye'yi anlatan Safahat'ı gençlerin mutlaka okumasını istedi.
Erdoğan, Zeytindağı'nın önsözünde, "Bizden Belgrad'ı aldıkları zaman düşman delegeleri, Niş kasabasını istemişlerdi. Osmanlı delegesi, ayağa kalkarak 'ne hacet bari İstanbul'u da size verelim' demişti. Babalarımız için Niş, İstanbul'a o kadar yakındı. Biz eğer Vardar, Trablus, Girit ve Medine'yi bırakırsak, Türk milleti yaşayamaz sanıyorduk. Çocuklarımızın Avrupası ise Marmara ve ne yazık ki Meriç'te bitiyor" yazdığını anlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:
"Yüz yıl önce dedelerimiz için İstanbul neyse Medine oydu. İzmir neyse Beyrut oydu, Ankara neyse Halep oydu. Bugün ise Anamuhalefet Partisi'nin genel müdürü, bu coğrafyaya 'bataklık' diyor. Yüz yıldır Misak-ı Milli sınırları dışında Türkiye olmadı. 'Bataklık' denilen o coğrafyaya dünyanın her yerinden geldiler, yatırım, ticaret, işbirliği yaptılar. Ama bizim hükümetlerimiz 'bataklık' diyerek, o coğrafyaya sırtlarını döndüler. Bırakın kendi coğrafyamız içerisinde bölgeleri, 'bataklık' diye ihmal ettiler. Güneydoğu'ya, Doğu'ya, Karadeniz, Orta Anadolu'ya öyle baktılar. Varsa, yoksa 'Akdeniz, batı, Marmara' dediler. AK Parti iktidarıyla 780 bin metrekarelik vatan toprakları hamdolsun artık modern dünyanın bütün ilgisini, alakasını çeker hale geldi.
Bizim eski dış politikamız, Ortadoğu'ya 'bataklık' diye sırtını döndü, batıya da yüzünü dönemedi. Bu milleti dar kalıpların içine hapsetti. Selçuklular, Osmanlılar, bugün Türkiye Cumhuriyeti, bu coğrafyada var olduğu süre içinde coğrafyanın kronik sorunlarına asla dahil olmamış, anlamsız çatışmalarda asla taraf olmamıştır. Ecdat, bölgedeki tüm meselelere üstten bakmaya başarmış, her zaman sadece hakkın, adaletin yanında tavır takınmıştır. Bu coğrafyada evli çiftlerin isimlerinin Ayşe, Ali olduğuna Türkiye dışında çok rastlayamazsınız. Bir tek aile içinde çocukların isimlerinin Mehmet, Ali, Hasan, Hüseyin, Ömer, Osman, Bekir olduğuna Türkiye dışında kolay kolay rastlayamazsınız. Cafer ile Ayşe isimlerinin, Ali ile Beyazıt isimlerinin aynı aile içinde çocuklara konulduğu başka toplum bulamazsınız. Bu coğrafyada o meşum Kerbela hadisesinden alınması gereken ibretlik dersi alanlar, en başta Türkler olmuştur. Biz rahmet peygamberinin torunu, Efendimiz Hz. Hüseyin'in şehadeti üzerinden tefrika çıkaran bir millet asla olmadık. Kerbela'da yaşanan acı hadiseyi asırlar boyunca çoğaltanlardan, orada akan kana yeni canlar ekleyenlerden asla olmadık. Mezhep aidiyetimiz her ne olursa olsun biz 'La İlahe İllallah' diyen herkesi Müslüman, mümin olarak gördük, aynı kıbleye dönenleri kardeşimiz olarak gördük, kardeşimiz olarak bağrımıza bastık."
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
