2014-02-20 - 15:15
TBMM Genel Kurulu'nda ÖYM'lerin tümüyle kaldırılmasını da içeren Yeni Demokratikleşme Paketi 20 ret oyuna karşı 200 oyla kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Sadık Yakut başkanlığında toplandı. Genel Kurul'da gündem dışı söz alan MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Türkiye'de ifade ve basın özgürlüğünü iktidarın rehin aldığını iddia ederek, "Basın hür değil, esirdir. Basın ve ifade özgürlüğüne en başta en büyük baskıyı da Başbakan yapmaktadır" diye konuştu.
AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır, "Bizim döndüğümüz kıble bellidir, Kabe'dir. Bayrağımız da al kırmızı bayraktır" dedi.
Başbakan'ın "işbirlikçi ve yandaş basın hariç gazetecileri, medya patronlarını ve televizyon yayıncılarını tehdit ettiğini" ileri süren Yeniçeri, "Başbakan anket şirketlerinin araştırmalarına müdahale ederek 'al MHP'den 2 puan, koy BDP'ye' demektedir. Başbakan MHP Lideri Bahçeli'nin grup toplantısını canlı olarak veren televizyon kanalını arıyor, 'Bahçeli bir manifesto açıklıyor, siz de bunu canlı olarak veriyorsunuz' diyor. Muhatabı da '2, 3 dakikaya kestiriyorum efendim' diyor ve kestiriyor. Siz bu yetkiyi nereden ve kimden alıyorsunuz beyler? Siz kimsiniz? Başbakan mı var karşımızda bir kabadayı mı var. Bunu anlamak istiyoruz" ifadelerini kullandı.
AK Parti Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi, Yeniçeri'nin "kabadayı" ifadesine değinerek, "Daha önceki hükümetler döneminde partileri iktidar olmuştu. Lütfen bu geçmiş dönemdeki partilerin yapmış olduğu hizmetlere baksınlar" dedi.
Sataşma nedeniyle tekrar söz isteyen Yeniçeri, "Sizin kökünüz, damarınız, yattığınız toprak, döndüğünüz kıble ve tuttuğunuz bayrak belli değil. Hangi topluma hizmet ediyorsunuz onun bile farkında değilsiniz. Çıkın söyleyin. Hangi milleti temsil ettiğinizi söyleyin. Siz hangi bayrağın altında yaşadığınızın bile farkında değilsiniz" karşılığını verdi.
Yeniçeri'nin konuşmasının ardından AK Parti sıralarından "Bizim kökümüz de, kıblemiz de belli", "Özür dile" şeklinde tepkiler geldi.
AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır, akademisyen bir milletvekilinin kullandığı kelimeleri esefle dinlediklerini ifade ederek, şunları söyledi:
"Hocam hiç yakıştıramadım. Bizim döndüğümüz kıble bellidir, Kabe'dir. Bayrağımız da al kırmızı bayraktır. Bizim hedefimiz tek devlet, tek vatan, tek millet ve tek bayrak. Bunu her yerde söyledik. Lütfen gelin bizden, AK Parti'ye gönül vermiş bütün vatandaşlardan özür dileyin. Özür dilemeniz halinde arkadaşlarımla beraber özrünüzü kabul edeceğiz. Aksi takdirde İçtüzüğün 160. maddesi gereği sizin hakkında Sayın Başkan ve Başkanlık Divanı'nın işlem yapmasını talep ediyorum."
BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, iktidarın ÖYM ile ilgili düzenlemeyle kendini koruma altına aldığını söyledi.
Teklif üzerinde BDP Grubu adına konuşan Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, yargıda yaşanan sorunlarla ilgili verdikleri yasa tekliflerinin AK Parti tarafından gündeme getirilmediğini belirterek, adil yargılanmanın ön koşulunun bağımsız ve tarafsız yargı gerektiğini, HSYK'dan polise kadar siyasi iktidarın emri altında görev yapılan bir ülkede adaletten bahsedilemeyeceğini söyledi. Kaplan, partisine mensup belediye başkanlarının 5 yıldan beri KCK davasından dolayı tutuklu olduğunu belirterek, "Yerel seçimlere az zaman kaldı. Bunu yapanların burnundan fitil fitil getirip, sizin ahınızı onların burnundan çıkaracağız" dedi.
Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasını istediklerinde iktidarın kendi üzerlerine saldırdığını anlatan Kaplan, 17 Aralık saldırısından ve ÖYM'lerin kendilerini de yargılayacağı endişesinden dolayı kaldırılmak istendiğini söyledi. ÖYM'ler kaldırılırken Terörle Mücadele Kanunu'nun aynen durduğunu dile getiren Kaplan, mahkemelerin kaldırılmasıyla uzun tutukluluk sorununun çözülmeyeceğini belirtti.
Kaplan, "Çok tehlikeli bir süreç bu...HSYK'yı, polisi, TİB'i, dinlemeyi kendinize bağlayabilirsiniz, şimdi MİT Kanunu'nu getirerek her türlü operasyonel yetkiyi kendinize bağlayabilirsiniz. Bu ülkenin adı hukuk ülkesi, insan hakları, demokrasi ülkesi olmaz, ülkede adalet olmaz. Adı diktatörlük olur, diktatör rejimi olur. Hükümet'e bağlı bir rejimin adı olur. Kıyamete kadar iktidar koltuğunda oturacağınızı mı sanıyorsunuz? Ülkenin bu kadar ağır yükleri varken, adalet, cezaevleri, soruşturma, dinleme konusunda bunlara ayar vermeyenlere halk sandıkta düzen ve ayar vermesini bilecektir. Bu yasa ile kendinizi koruma altına alıyorsunuz" diye konuştu.
Kaplan, mahkemelerin yolsuzluk, rüşvet, ihale gibi konularında verdiği tedbir kararının önünü kesmenin hiçbir zaman adalet olmayacağını ifade ederek, düzenlemenin "Nereden bulurum yasası"na dönüştürülmeye çalışıldığını ifade etti.
Teklif üzerinde CHP Grubu adına konuşan Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan, "ÖYM'ler tasfiye aşamasına geldi çünkü artık sahibinin sesini dinlememeye başladı. ÖYM'lerin kaldırılmasını olumlu buluyoruz ama geç kalındı. Teklifte ÖYM'lerin neden kaldırıldığına dair gerekçe yok ama AKP yetkililerin ifadelerine bakıldığında bu mahkemelerin hukuk dışı uygulamalara girdiği ve çeteleşmenin olduğu ifade ediliyor. Eğer böyleyse tek başına kapatmak yeterli olmaz, hukuk devletine aykırı ve vicdanları sızlatan kararlarını da gözden geçirmek gerekir. Yoksa bu mahkemelerden iktidara gelecek saldırıları defetmek istendiği anlaşılır. Eğer bu mahkemeleri kaldırıyorsak, yarattığı tahribatı da gidermek durumundayız. Biri zalimlik yaparsa hukukta hakkınızı ararsınız ama yargı zalim olursa hakkınızı nerede arayacaksınız, burada Parlamento'da arayacaksınız. Yargı zalimlik yapan pozisyona gelmişse, bunu gidermek Parlamento'nun yetkisindedir" görüşünü ifade etti.
Teklifle, aramanın önüne engel konulduğunu savunan Aldan, aramanın zorlaştırılması halinde suçla mücadele edilemeyeceğini, uygulamada büyük tereddütler yaratacağını söyledi. El koymanın da zorlaştırıldığını, el koymadan önce BDDK, MASAK, SPK gibi özerk kurumlardan rapor istenmesinin zorunlu kılındığını anlatan Aldan, bu raporların iki yıldan önce çıkarılmayacağını, kurumların rapor talebinin altından kalkamayacağını ileri sürdü.
"Yürütme organın elindeki özerk kurumlar kimin malına el konulacağını, kiminkine konulmayacağına karar verecek. Bu hukuk devletiyle bağdaşmaz" diyen Aldan, iletişimin dinlenmesinde oybirliği istenmesinin de yanlış olduğunu kaydetti. Aldan, "Türkiye'deki 400 ağır ceza mahkemesine birer iktidar adamı atandığında, iktidardaki hiç kimse dinlenemeyecek. Ağırlaştırılmış müebbet cezası için iki oy yeterken, dinleme için oybirliği aramak komiktir. '7 Aralık'taki gibi son dakika golü yemeyelim' anlayışı burada etkili olmuştur" dedi.
Aldan, düzenlemeyle hakimler hakkında kişisel dava açılamayacağını ancak savcılar hakkında açılacağını belirterek, "Başbakan'ın oğlu 17 Aralık soruşturmasında savcılara yönelik dava açsın diye dün iktidar çoğunluğuyla kabul edilen madde, bugün yürürlükten kaldırılıyor. Eski ortaklar arasındaki mücadele paralel yapı değil, egemenlik çıkarlarına dayalı paralellerin çakışmasıdır. Bu aslında paralel yapı bahanesiyle Türkiye'de demokrasiyi paketleme mücadelesidir" görüşünü ifade etti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, yeni demokratikleşme paketi yürürlüğe girdiği zaman bazı tutukluların tahliyelerinin yapılacağını belirterek, "Bizim elimizdeki rakamlara göre 149 civarında vatandaşımızın bundan yararlanması söz konusudur" dedi.
Bozdağ, TBMM Genel Kurulu'nda, Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. Maddesi Uyarınca Kurulan Ağır Ceza Mahkemelerinin Kaldırılmasına ve Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin görüşmelerinde yaptığını konuşmada, bu teklifle pek çok yenilik getirildiğini söyledi.
Bunlara yönelik eleştirilerin, değerlendirmelerin olacağını ifade eden Bozdağ, yapıcı mahiyette olan bütün eleştirilere gönülden teşekkür ettiğini kaydetti.
Teklifin en önemli maddesinin TMK 10'a göre görevli mahkemeler ile CMK 250'ye göre görevli mahkemelerin kaldırılması olduğunu ifade eden Bozdağ, "Bu yargı içerisinde bulunan 3 ayrı tür ağır ceza mahkemesi uygulamasına, hakimler ve savcılar arasındaki farklı hakim ve savcı algısına, soruşturma ve kovuşturma konusunda özel soruşturma ve kovuşturma uygulamasına son vermektedir. Bundan sonraki süreçte bütün soruşturmalar ve kovuşturmalar aynı usulde yürüyecek, aynı şekilde yapılacaktır" dedi.
Bozdağ, 1973 yılından bu yana ismi değişerek de olsa devam eden bir özel yargılama usulüne son verildiğini belirtti.
"Bunların kalkması Türkiye'nin terörle mücadelesini zayıflatır mı?" sorusunun çok sorulduğunu ifade eden Bozdağ, şöyle devam etti:
"(Terörle veya bazı suçlarla ilgili mücadelede zaafiyet olur) değerlendirmesi yapıldı. Şunu açıklıkla ifade etmek isterim ki; bunların varlığı terörle mücadelede fazla bir mesafe alamadığımızın da görüntüsüdür. Çünkü terörün varolduğu günden bugüne bu mahkemeler vardı. Terörle ilgili soruşturma ve yargılamalar bu mahkemelerde yapılıyordu. Türkiye'nin geldiği nokta, bu mahkemelerin bu konuda aldığı mesafe ortadadır. O nedenle terörle mücadele konusunda ben bu mahkemelerin soruşturma ve soruşturma usulünü Türkiye Cumhuriyeti devletine bir imkan veya daha farklı bir durum sağladığı kanaatinde değilim. Bu mahkemelerin kalkması Türkiye'nin terörle mücadelesine asla zarar vermeyecektir, bir zaafiyet oluşmayacaktır. Zira bu suçlar yine Türkiye Cumhuriyeti'nin hakimleri ve savcıları tarafından yargılanacaktır, gerekli usul kuralları uygulanacaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın."
Bozdağ, dinleme ve teknik takip konusunda yeni bir usul getirildiğini anımsatarak, Türkiye'de herkesin dinlemeden şikayet ettiğini, herkesin bu dinlemelerin keyfiliğinden rahatsız olduğunu, insanların telefonlarını yanında taşıyamadığından bahseder hale geldiğini söyledi. Bozdağ, "Adeta 'hepimiz dinleniyor muyuz?' diye bir şüpheye kapıldık. Başbakan'ın, Cumhurbaşkanı'nın, Meclis Başkanı'nın, bakanların, milletvekillerinin, siyasi parti temsilcilerinin herkesin dinlendiğine ilişkin toplumda yaygın bir kabul varsa parlamentonun bu kabul karşısında tedbir alması ve bu şüpheyi ortadan kaldıracak adımları atmasında kuşku yoktur" diye konuştu.
Dinlemeler konusunda yapılan düzenlemeleri bu kabulü ortadan kaldırmaya dönük sağlıklı ve hukuka uygun bir adım olarak niteleyen Bozdağ, "Dinleme zorlaşsın istiyoruz. İnsanlarımız dinlenmesin istiyoruz" dedi.
El koyma konusunda insanların ekonomik hayatını yok eden sonuçlar ortaya çıktığını vurgulayan Bozdağ, "Yatırım, teşebbüs güvenliği, içerideki dışarıdaki sermaye bakımından daha güvenlikli bir hukuki yapı kurmak parlamentonun görevidir. 'El konmasın, böyle bir tedbir alınmasın' diyen yok. Böyle bir tedbir alınsın ama alınırken de keyfi bir usulle veya da 'ben böyle istiyorum' diyerek değil, Birtakım sağlıklı, sağlam veriler üzerinden hareket ederek bunun yapılması son derece önemlidir" şeklinde konuştu.
Bozdağ, dinlemeleri sınırlayan bir adım attıklarına dikkati çekerek, sonsuz dinlemeye son verdiklerini, kişilerin haberleşme hürriyetini, kişi hürriyeti ve güvenliğini, özel hayatın gizliliğini daha güçlü bir şekilde teminata kavuşturduklarını söyledi.
Tutukluluk sürelerine değinen Bozdağ, TMK kapsamındaki suçlarla ilgili olarak iki kat tutukluluk süresinin uygulamasına son verdiklerini söyledi. Bozdağ, "Böylelikle tutukluluk süreleri konusunda AİHM'in kabul ettiği çerçeveye Türkiye'nin tam uymasını sağlamış oluyoruz. AİHM kararlarında 5 yıl 4 ay gibi bir süreyi makul tutukluluk süresi olarak değerlendirilmektedir. Bizim en fazla tutukluluk süremiz bundan sonra 5 yıl olacaktır" dedi.
Tutuklulukla ilgili getirilen bu düzenlemenin temyiz aşamasında olan dosyaları kapsamadığını bir kez daha ifade etmek istediğini kaydeden Bozdağ, şunları söyledi:
"Bu yasa yürürlüğe girdiği zaman bazı tutukluların tahliyelerinin yapılacağı da bir gerçektir. Umarım bu tahliyeler olduğu zaman da 'falanlar dışarı çıktı, filan dışarı çıktı' değerlendirmeleri fazlaca yapılmaz. Çünkü herkes bu tutukluluk süreleri konusunda olumlu kanaatlerini ortaya koydu. Çünkü bazı suçları işledikleriyle alakalı davaları devam eden kişiler bundan istifade edebilecektir. Bizim elimizdeki rakamlara göre 149 civarında vatandaşımızın bundan yararlanması söz konusudur. Tabi bu rakam değişebilir. Çünkü zaman ilerliyor."
Bozdağ, "Bu teklif devam eden davaları etkisizleştirmek, müdahale etmek, delillere müdahale etmek teklifidir" demenin büyük bir çarpıtma olduğunu söyledi. Bozdağ, "Çünkü bu teklifin devam eden davaların içindeki delilleri ortadan kaldırma yönü kesinlikle yoktur. Bizim usul hukukumuz açıktır. Bu teklifin içerisindeki dosyanın içindeki herhangi bir delilin geçersizliğini ortaya koyan veya böylesi bir yoruma imkan verecek bir düzenleme de söz konusu değildir. 'Kanun yoluyla davalara müdahale ediliyor' değerlendirmesi fevkalade yanlıştır" dedi.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır, "Bizim döndüğümüz kıble bellidir, Kabe'dir. Bayrağımız da al kırmızı bayraktır" dedi.
Başbakan'ın "işbirlikçi ve yandaş basın hariç gazetecileri, medya patronlarını ve televizyon yayıncılarını tehdit ettiğini" ileri süren Yeniçeri, "Başbakan anket şirketlerinin araştırmalarına müdahale ederek 'al MHP'den 2 puan, koy BDP'ye' demektedir. Başbakan MHP Lideri Bahçeli'nin grup toplantısını canlı olarak veren televizyon kanalını arıyor, 'Bahçeli bir manifesto açıklıyor, siz de bunu canlı olarak veriyorsunuz' diyor. Muhatabı da '2, 3 dakikaya kestiriyorum efendim' diyor ve kestiriyor. Siz bu yetkiyi nereden ve kimden alıyorsunuz beyler? Siz kimsiniz? Başbakan mı var karşımızda bir kabadayı mı var. Bunu anlamak istiyoruz" ifadelerini kullandı.
AK Parti Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi, Yeniçeri'nin "kabadayı" ifadesine değinerek, "Daha önceki hükümetler döneminde partileri iktidar olmuştu. Lütfen bu geçmiş dönemdeki partilerin yapmış olduğu hizmetlere baksınlar" dedi.
Sataşma nedeniyle tekrar söz isteyen Yeniçeri, "Sizin kökünüz, damarınız, yattığınız toprak, döndüğünüz kıble ve tuttuğunuz bayrak belli değil. Hangi topluma hizmet ediyorsunuz onun bile farkında değilsiniz. Çıkın söyleyin. Hangi milleti temsil ettiğinizi söyleyin. Siz hangi bayrağın altında yaşadığınızın bile farkında değilsiniz" karşılığını verdi.
Yeniçeri'nin konuşmasının ardından AK Parti sıralarından "Bizim kökümüz de, kıblemiz de belli", "Özür dile" şeklinde tepkiler geldi.
AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır, akademisyen bir milletvekilinin kullandığı kelimeleri esefle dinlediklerini ifade ederek, şunları söyledi:
"Hocam hiç yakıştıramadım. Bizim döndüğümüz kıble bellidir, Kabe'dir. Bayrağımız da al kırmızı bayraktır. Bizim hedefimiz tek devlet, tek vatan, tek millet ve tek bayrak. Bunu her yerde söyledik. Lütfen gelin bizden, AK Parti'ye gönül vermiş bütün vatandaşlardan özür dileyin. Özür dilemeniz halinde arkadaşlarımla beraber özrünüzü kabul edeceğiz. Aksi takdirde İçtüzüğün 160. maddesi gereği sizin hakkında Sayın Başkan ve Başkanlık Divanı'nın işlem yapmasını talep ediyorum."
BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, iktidarın ÖYM ile ilgili düzenlemeyle kendini koruma altına aldığını söyledi.
Teklif üzerinde BDP Grubu adına konuşan Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, yargıda yaşanan sorunlarla ilgili verdikleri yasa tekliflerinin AK Parti tarafından gündeme getirilmediğini belirterek, adil yargılanmanın ön koşulunun bağımsız ve tarafsız yargı gerektiğini, HSYK'dan polise kadar siyasi iktidarın emri altında görev yapılan bir ülkede adaletten bahsedilemeyeceğini söyledi. Kaplan, partisine mensup belediye başkanlarının 5 yıldan beri KCK davasından dolayı tutuklu olduğunu belirterek, "Yerel seçimlere az zaman kaldı. Bunu yapanların burnundan fitil fitil getirip, sizin ahınızı onların burnundan çıkaracağız" dedi.
Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasını istediklerinde iktidarın kendi üzerlerine saldırdığını anlatan Kaplan, 17 Aralık saldırısından ve ÖYM'lerin kendilerini de yargılayacağı endişesinden dolayı kaldırılmak istendiğini söyledi. ÖYM'ler kaldırılırken Terörle Mücadele Kanunu'nun aynen durduğunu dile getiren Kaplan, mahkemelerin kaldırılmasıyla uzun tutukluluk sorununun çözülmeyeceğini belirtti.
Kaplan, "Çok tehlikeli bir süreç bu...HSYK'yı, polisi, TİB'i, dinlemeyi kendinize bağlayabilirsiniz, şimdi MİT Kanunu'nu getirerek her türlü operasyonel yetkiyi kendinize bağlayabilirsiniz. Bu ülkenin adı hukuk ülkesi, insan hakları, demokrasi ülkesi olmaz, ülkede adalet olmaz. Adı diktatörlük olur, diktatör rejimi olur. Hükümet'e bağlı bir rejimin adı olur. Kıyamete kadar iktidar koltuğunda oturacağınızı mı sanıyorsunuz? Ülkenin bu kadar ağır yükleri varken, adalet, cezaevleri, soruşturma, dinleme konusunda bunlara ayar vermeyenlere halk sandıkta düzen ve ayar vermesini bilecektir. Bu yasa ile kendinizi koruma altına alıyorsunuz" diye konuştu.
Kaplan, mahkemelerin yolsuzluk, rüşvet, ihale gibi konularında verdiği tedbir kararının önünü kesmenin hiçbir zaman adalet olmayacağını ifade ederek, düzenlemenin "Nereden bulurum yasası"na dönüştürülmeye çalışıldığını ifade etti.
Teklif üzerinde CHP Grubu adına konuşan Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan, "ÖYM'ler tasfiye aşamasına geldi çünkü artık sahibinin sesini dinlememeye başladı. ÖYM'lerin kaldırılmasını olumlu buluyoruz ama geç kalındı. Teklifte ÖYM'lerin neden kaldırıldığına dair gerekçe yok ama AKP yetkililerin ifadelerine bakıldığında bu mahkemelerin hukuk dışı uygulamalara girdiği ve çeteleşmenin olduğu ifade ediliyor. Eğer böyleyse tek başına kapatmak yeterli olmaz, hukuk devletine aykırı ve vicdanları sızlatan kararlarını da gözden geçirmek gerekir. Yoksa bu mahkemelerden iktidara gelecek saldırıları defetmek istendiği anlaşılır. Eğer bu mahkemeleri kaldırıyorsak, yarattığı tahribatı da gidermek durumundayız. Biri zalimlik yaparsa hukukta hakkınızı ararsınız ama yargı zalim olursa hakkınızı nerede arayacaksınız, burada Parlamento'da arayacaksınız. Yargı zalimlik yapan pozisyona gelmişse, bunu gidermek Parlamento'nun yetkisindedir" görüşünü ifade etti.
Teklifle, aramanın önüne engel konulduğunu savunan Aldan, aramanın zorlaştırılması halinde suçla mücadele edilemeyeceğini, uygulamada büyük tereddütler yaratacağını söyledi. El koymanın da zorlaştırıldığını, el koymadan önce BDDK, MASAK, SPK gibi özerk kurumlardan rapor istenmesinin zorunlu kılındığını anlatan Aldan, bu raporların iki yıldan önce çıkarılmayacağını, kurumların rapor talebinin altından kalkamayacağını ileri sürdü.
"Yürütme organın elindeki özerk kurumlar kimin malına el konulacağını, kiminkine konulmayacağına karar verecek. Bu hukuk devletiyle bağdaşmaz" diyen Aldan, iletişimin dinlenmesinde oybirliği istenmesinin de yanlış olduğunu kaydetti. Aldan, "Türkiye'deki 400 ağır ceza mahkemesine birer iktidar adamı atandığında, iktidardaki hiç kimse dinlenemeyecek. Ağırlaştırılmış müebbet cezası için iki oy yeterken, dinleme için oybirliği aramak komiktir. '7 Aralık'taki gibi son dakika golü yemeyelim' anlayışı burada etkili olmuştur" dedi.
Aldan, düzenlemeyle hakimler hakkında kişisel dava açılamayacağını ancak savcılar hakkında açılacağını belirterek, "Başbakan'ın oğlu 17 Aralık soruşturmasında savcılara yönelik dava açsın diye dün iktidar çoğunluğuyla kabul edilen madde, bugün yürürlükten kaldırılıyor. Eski ortaklar arasındaki mücadele paralel yapı değil, egemenlik çıkarlarına dayalı paralellerin çakışmasıdır. Bu aslında paralel yapı bahanesiyle Türkiye'de demokrasiyi paketleme mücadelesidir" görüşünü ifade etti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, yeni demokratikleşme paketi yürürlüğe girdiği zaman bazı tutukluların tahliyelerinin yapılacağını belirterek, "Bizim elimizdeki rakamlara göre 149 civarında vatandaşımızın bundan yararlanması söz konusudur" dedi.
Bozdağ, TBMM Genel Kurulu'nda, Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. Maddesi Uyarınca Kurulan Ağır Ceza Mahkemelerinin Kaldırılmasına ve Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin görüşmelerinde yaptığını konuşmada, bu teklifle pek çok yenilik getirildiğini söyledi.
Bunlara yönelik eleştirilerin, değerlendirmelerin olacağını ifade eden Bozdağ, yapıcı mahiyette olan bütün eleştirilere gönülden teşekkür ettiğini kaydetti.
Teklifin en önemli maddesinin TMK 10'a göre görevli mahkemeler ile CMK 250'ye göre görevli mahkemelerin kaldırılması olduğunu ifade eden Bozdağ, "Bu yargı içerisinde bulunan 3 ayrı tür ağır ceza mahkemesi uygulamasına, hakimler ve savcılar arasındaki farklı hakim ve savcı algısına, soruşturma ve kovuşturma konusunda özel soruşturma ve kovuşturma uygulamasına son vermektedir. Bundan sonraki süreçte bütün soruşturmalar ve kovuşturmalar aynı usulde yürüyecek, aynı şekilde yapılacaktır" dedi.
Bozdağ, 1973 yılından bu yana ismi değişerek de olsa devam eden bir özel yargılama usulüne son verildiğini belirtti.
"Bunların kalkması Türkiye'nin terörle mücadelesini zayıflatır mı?" sorusunun çok sorulduğunu ifade eden Bozdağ, şöyle devam etti:
"(Terörle veya bazı suçlarla ilgili mücadelede zaafiyet olur) değerlendirmesi yapıldı. Şunu açıklıkla ifade etmek isterim ki; bunların varlığı terörle mücadelede fazla bir mesafe alamadığımızın da görüntüsüdür. Çünkü terörün varolduğu günden bugüne bu mahkemeler vardı. Terörle ilgili soruşturma ve yargılamalar bu mahkemelerde yapılıyordu. Türkiye'nin geldiği nokta, bu mahkemelerin bu konuda aldığı mesafe ortadadır. O nedenle terörle mücadele konusunda ben bu mahkemelerin soruşturma ve soruşturma usulünü Türkiye Cumhuriyeti devletine bir imkan veya daha farklı bir durum sağladığı kanaatinde değilim. Bu mahkemelerin kalkması Türkiye'nin terörle mücadelesine asla zarar vermeyecektir, bir zaafiyet oluşmayacaktır. Zira bu suçlar yine Türkiye Cumhuriyeti'nin hakimleri ve savcıları tarafından yargılanacaktır, gerekli usul kuralları uygulanacaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın."
Bozdağ, dinleme ve teknik takip konusunda yeni bir usul getirildiğini anımsatarak, Türkiye'de herkesin dinlemeden şikayet ettiğini, herkesin bu dinlemelerin keyfiliğinden rahatsız olduğunu, insanların telefonlarını yanında taşıyamadığından bahseder hale geldiğini söyledi. Bozdağ, "Adeta 'hepimiz dinleniyor muyuz?' diye bir şüpheye kapıldık. Başbakan'ın, Cumhurbaşkanı'nın, Meclis Başkanı'nın, bakanların, milletvekillerinin, siyasi parti temsilcilerinin herkesin dinlendiğine ilişkin toplumda yaygın bir kabul varsa parlamentonun bu kabul karşısında tedbir alması ve bu şüpheyi ortadan kaldıracak adımları atmasında kuşku yoktur" diye konuştu.
Dinlemeler konusunda yapılan düzenlemeleri bu kabulü ortadan kaldırmaya dönük sağlıklı ve hukuka uygun bir adım olarak niteleyen Bozdağ, "Dinleme zorlaşsın istiyoruz. İnsanlarımız dinlenmesin istiyoruz" dedi.
El koyma konusunda insanların ekonomik hayatını yok eden sonuçlar ortaya çıktığını vurgulayan Bozdağ, "Yatırım, teşebbüs güvenliği, içerideki dışarıdaki sermaye bakımından daha güvenlikli bir hukuki yapı kurmak parlamentonun görevidir. 'El konmasın, böyle bir tedbir alınmasın' diyen yok. Böyle bir tedbir alınsın ama alınırken de keyfi bir usulle veya da 'ben böyle istiyorum' diyerek değil, Birtakım sağlıklı, sağlam veriler üzerinden hareket ederek bunun yapılması son derece önemlidir" şeklinde konuştu.
Bozdağ, dinlemeleri sınırlayan bir adım attıklarına dikkati çekerek, sonsuz dinlemeye son verdiklerini, kişilerin haberleşme hürriyetini, kişi hürriyeti ve güvenliğini, özel hayatın gizliliğini daha güçlü bir şekilde teminata kavuşturduklarını söyledi.
Tutukluluk sürelerine değinen Bozdağ, TMK kapsamındaki suçlarla ilgili olarak iki kat tutukluluk süresinin uygulamasına son verdiklerini söyledi. Bozdağ, "Böylelikle tutukluluk süreleri konusunda AİHM'in kabul ettiği çerçeveye Türkiye'nin tam uymasını sağlamış oluyoruz. AİHM kararlarında 5 yıl 4 ay gibi bir süreyi makul tutukluluk süresi olarak değerlendirilmektedir. Bizim en fazla tutukluluk süremiz bundan sonra 5 yıl olacaktır" dedi.
Tutuklulukla ilgili getirilen bu düzenlemenin temyiz aşamasında olan dosyaları kapsamadığını bir kez daha ifade etmek istediğini kaydeden Bozdağ, şunları söyledi:
"Bu yasa yürürlüğe girdiği zaman bazı tutukluların tahliyelerinin yapılacağı da bir gerçektir. Umarım bu tahliyeler olduğu zaman da 'falanlar dışarı çıktı, filan dışarı çıktı' değerlendirmeleri fazlaca yapılmaz. Çünkü herkes bu tutukluluk süreleri konusunda olumlu kanaatlerini ortaya koydu. Çünkü bazı suçları işledikleriyle alakalı davaları devam eden kişiler bundan istifade edebilecektir. Bizim elimizdeki rakamlara göre 149 civarında vatandaşımızın bundan yararlanması söz konusudur. Tabi bu rakam değişebilir. Çünkü zaman ilerliyor."
Bozdağ, "Bu teklif devam eden davaları etkisizleştirmek, müdahale etmek, delillere müdahale etmek teklifidir" demenin büyük bir çarpıtma olduğunu söyledi. Bozdağ, "Çünkü bu teklifin devam eden davaların içindeki delilleri ortadan kaldırma yönü kesinlikle yoktur. Bizim usul hukukumuz açıktır. Bu teklifin içerisindeki dosyanın içindeki herhangi bir delilin geçersizliğini ortaya koyan veya böylesi bir yoruma imkan verecek bir düzenleme de söz konusu değildir. 'Kanun yoluyla davalara müdahale ediliyor' değerlendirmesi fevkalade yanlıştır" dedi.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
