2009-05-05 - 13:00
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Partisinin TBMM grup toplantısındaki konuşmasına, Mardin'in Mazıdağı ilçesi Bilge köyünde yaşanan silahlı saldırıyla ilgili bilgi vererek başladı.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, Mardin'in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge Köyünde 44 kişinin
hayatını kaybetmesine yol açan silahlı saldırıyla ilgili olarak, ''Şu ana kadar
aldığımız bilgiler, saldırının bir terör saldırısı olmadığına, iki aile
arasındaki husumetten kaynaklandığına işaret ediyor. Çocuklara silah doğrultmak,
savunmasız, masum insanları katletmek, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar
menfurdur, insanlık dışıdır'' dedi.
Erdoğan, Partisinin TBMM grup toplantısındaki konuşmasına, Mardin'in
Mazıdağı ilçesi Bilge köyünde yaşanan silahlı saldırıyla ilgili bilgi vererek
başladı.
Grup toplantısını, Mardin'de yaşanan ''insanlık dışı saldırının'' neden
olduğu büyük üzüntüyle açtıklarını ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:
''Mardin'in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyündeki bir düğün merasiminde
yapılan saldırı sonucu, 17'si kadın, 6'sı çocuk ve 21'i erkek olmak üzere 44
vatandaşımız hayatını kaybetti. 3 vatandaşımız ise şu anda yaralı. Olaydan hemen
sonra bizler, gerek güvenlik güçlerimizi, gerek sağlık ekiplerimizi Bilge Köyüne
göndermek suretiyle yakın takiple süreci izlemeye başladık.
Gece geç saatlere kadar, gerek İçişleri Bakanım, gerek Vali, Kaymakam,
Jandarma Alay Komutanımız, Jandarma Genel Komutanımızla irtibat halinde süreci
izledik. Bu sabah saat 08.00'de de İçişleri Bakanımız, Tarım ve Köyişleri
Bakanımız, Adalet Bakanımız, Mardin milletvekillerimizle birlikte Mardin'e
gittiler ve olay yerine gitmek suretiyle oradaki vatandaşlarımızla hemhal
oldular. Gerekli bilgileri orada yerinde aldılar ve almaya devam ediyorlar. Şu
anda da oradalar.
Şu ana kadar aldığımız bilgiler, saldırının bir terör saldırısı
olmadığına, iki aile arasındaki husumetten kaynaklandığına işaret ediyor. Ancak,
tabii bunlar bizim acımızı hafifletmiyor. Düğün yapan, bir mutlu anı yaşayan
insanlara, namaz kılan insanlara, 3 yaşındaki -hatta ölenlerin içinde 1 yaşındaki
çocuk da var- bu çocuklara silah doğrultmak, savunmasız, masum insanları
katletmek, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar menfurdur, insanlık dışıdır.''
Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın verdiği bilgiye göre, 8 zanlının
gözaltına alındığını bildirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Zanlılarla ölenlerin soy isimlerinin aynı olması da cinayetin
acımasızlığını bir kat daha artırıyor. Hiç bir töre, hiç bir gelenek, hiç bir
anlayış bu katliamı mazur gösteremez. İnsanlıktan nasibini alamamış saldırganlar,
hiç bir gerekçenin arkasına sığınamazlar. Ve eğer varsa, vicdanlarının altında
ezileceklerine de ben inanıyorum. Ben inanıyorum ki bu vicdan, onların bu acıyı
dindirmelerine müsade etmez, eğer varsa.
Bu olay; inanıyorum ki tüm Türkiye'de çok farklı yankı uyandırıyor. O da
olumsuz bir gelenek anlayışının ve 'töre, töre, töre...' diyerek yıllar yılı
ülkemize ödettiği bedel. Bu acı, bunun, açık ve net faturası olmuştur.
Bu olay vesilesiyle bir kez daha bölgedeki üniversitelerimizi, medya
kuruluşlarını, sivil toplum örgütlerini, eğitim kurumlarını, kanaat önderlerini
göreve davet ediyorum. Bu tür olayların uzun ve orta vadede tekrar yaşanmaması
için herkes toplumsal sorumluluğunu yerine getirmelidir.''
Erdoğan, saldırıda hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara
acil şifalar, hayatını kaybedenlerin yakınlarına tüm millete başsağlığı diledi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, partisinin
kurulduğu günden itibaren hem ülkenin hem de milletin değişim iradesi olduğunu
söyledi. Milletin, değişime, dönüşüme direnen, statükocu, yeniliklere kapalı
anlayışlara bir tepki, köklü bir değişim arzuladığını 3 Kasım seçimlerinde ifade
ettiğini anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
''AK Parti, değişime açık yüzüyle enerjisiyle heyecanıyla coşkusuyla en
önemlisi de Türkiye'yi aydınlık yarınlara taşıyan bir vizyonla milletimizin bu
arzusuna cevap vermenin gayreti içinde oldu. Her zaman söylüyoruz; Hazreti
Mevlana'nın çok sık tekrarladığım dizelerini bir kez daha ifade etmekte fayda
görüyorum: Her gün bir yerden göçmek ne iyi/ Her gün bir yere konmak ne güzel/
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş/ Dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz
varsa düne ait/ Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.... Bu ruhla bu anlayışla her an
değişmeyi, her an kendini yenilemeyi, durmadan duraksamadan sürekli atılım
yapmayı kendimize şiar edindik.
İki günü aynı olanın zararda olduğu düşüncesiyle her günümüzü, her
anımızı milletimize hizmet yolunda çok iyi değerlendirmemiz gerektiğinin
bilincinde olarak hareket ettik, hareket ediyoruz. Türkiye, çok zor bir
coğrafyada yer alıyor. Bunun yanında, her an değişen, acımasız bir rekabetin
hüküm sürdüğü, küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz. Türkiye olarak, durduğumuz
anda, kazanımlarımızı kaybedeceğimizi, elde ettiklerimizi yitireceğimizi, küresel
yarıştan kopacağımızı çok iyi biliyoruz. 6,5 yıldır yüzümüz her zaman geleceğe
dönük oldu. Ancak, yine her zaman geçmişe dönüp baktık, başardıklarımızı ve
başaramadıklarımızı hemen kendi terazimizde tartmak suretiyle milletin
terazisinde de tartmak ve bir muhasebe yapmak suretiyle asla bunu ihmal etmedik.
Ve 'ne yapacağız ki yarın çok daha iyi olsun' bunu düşündük.''
Hız kaybetmediklerini, hız kaybederlerse ülkenin de kaybedeceğini çok iyi
bildiklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, her alanda gereken takviyeyi
yaptıklarını, ivmeyi yeniden pozitife çevirmek için gayret sarf ettiklerini
söyledi.
-''TARİHİ ADIMLAR''-
Kalkınma sürecini sekteye uğratmadan yollarında kararlılıkla
yürüdüklerini ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin AK Parti Hükümetleri döneminde
gerçekleştirdiği büyük dönüşümün açık ve net ortada bulunduğunu belirterek,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türkiye tarihinin hiç bir safhasında görmediği atılımlar ve yine bu
dönemde kalkınma iradesini, büyüme hızını son 6,5 yılda görmüştür. Türkiye
siyaseti, AK Parti ile birlikte değişmeye başlamış, o eski tarz çözüm üretemeyen
siyasetten, milletle aynı yöne bakan ve çözüm üreten siyasete kavuşmuştur.
Türkiye, AK Parti iktidarıyla muasır medeniyetler seviyesine ulaşma
hedefi doğrultusunda tarihi adımlar atmıştır. Türkiye demokraside, insan hak ve
özgürlüklerinde AB sürecinde, hukukta, sosyal haklarda değişim arzusunun
cevaplandığı bir dönem yaşamıştır. Dış politikada Türkiye farklı bir ağırlığa
kavuşmuş, ekonomide üst üste 27 çeyrek büyüme rekoru yine bu dönemde elde
edilmiştir.
Kendimizi yenileyerek, heyecanımızı, aşkımızı, sevdamızı, coşkumuzu
güçlendirerek bu yola devam ediyoruz. Bizler, zor olanı seçtik. Değişim, irade
ister, güç ister, cesaret ister. Eğer bu gücünüz, cesaretiniz yoksa bu değişimi,
dönüşümü de gerçekleştiremezsiniz. Değişim her türlü engeli aşmayı gerektirir.
Hür türlü badireye göğüs germeyi gerektirir. Her türlü tehdide karşı durmayı, her
türlü saldırıyı bertaraf etmeyi gerektirir. Eğer, kolay olanı seçmiş olsaydık,
eğer pes etmiş olsaydık, eğer önümüze çıkan engeller karşısında geri adım atmış
olsaydık açık söylüyorum: Milletimizin bize yüklediği emanete ihanet etmiş, o
emaneti yere düşürmüş olurduk. Biz, milletimizin o emanetini şerefimiz bildik,
onurumuz bildik ve yılmadan, usanmadan, vazgeçmeden, durmadan ve duraksamadan o
emaneti yine milletimizin arzu ettiği seviyelere taşıdık.
Herhangi şart altında olursa olsun, yüklendiğimiz bu emaneti hakkıyla
taşımaya ve milletimiz bizden bu emaneti alıncaya kadar da ona ihanet etmemeye,
asla halel getirmemeye devam edeceğiz. Bizler sadece ve sadece milletimize hizmet
etmek için bu koltuklardayız. Bunlar gelip geçici. Bunlar kalıcı değil. Bugüne
kadar sadece ve sadece milletimize hizmet ettik. Bundan sonra da bu can bu tende
olduğu müddetçe, milletimize hizmetten asla ve asla vazgeçmeyeceğiz.''
Erdoğan, tarihte eşine az
rastlanır bir finans krizinin içinden geçildiğini belirtti. Bazı rakamlar
vereceğini kaydeden Erdoğan, ''Bu rakamlar sizi sıkmasın. Belki not almak
isteyenler olursa onlar da notlarını alsınlar, bunda fayda var. Çünkü, görüyorum
ki ülkemizde herhalde notlar çok daha itibar görecek'' diye konuştu.
AK Parti öncesinde 40 yıl incelediğinde ortalama her 2-3 yılda bir
Türkiye ekonomisinin krize sürüklendiğini kaydeden Erdoğan, kendisinin bu
krizleri bizzat tecrübe ettiğini, etkilerini gördüğünü vurguladı. Türkiye'nin 10
yıllarını ve bütün birikimlerini heba eden bu krizlerin, bir kısım siyasi
istikrarsızlık neticesinde ortaya çıktığını anlatan Erdoğan, süreçler iyi
yönetilemediği için de etkilerinin ülke ve millete çok ağır olduğunu söyledi.
Diğer bazı krizlerin ise küresel nitelik taşıdığına işaret eden Erdoğan, ancak bu
küresel krizlerin de Türkiye'ye çığ gibi büyüyerek geldiğini, yine ülke iyi
yönetilmediği için etkisinin diğer ülkelere nazaran daha büyük olduğunu
vurguladı.
''Ülke ve millet olarak bu krizlerde çok ağır bedeller ödedik. En küçük
bir siyasi tartışma, ekonomik krize dönüştü, seçim kelimesi telaffuz edildiği
anda ekonomik dengeler alt üst oldu'' diyen Erdoğan, güven veren ekonomik
politikalar oluşturulamadığını, mali ve para politikaların ise geceden geceye
değiştiğini, güven zemininin tamamen yok olduğunu kaydetti. Erdoğan, tüm kriz
süreçlerinde en ağır bedelleri, dar gelirliler, ücretliler, yoksullar ve küçük
işletmelerin ödediğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:
''Şimdi dikkat ediniz; 6,5 yıl boyunca yaşadığımız onca sıkıntıya ve
atlattığımız onca badireye rağmen, ekonomi politikalarımızdan asla taviz
vermedik. Bu son derece önemli. Ne ulusal, ne küresel sorunlar, bizi ekonomi
politikalarımızdaki kararlılığımızdan vazgeçirmedi. 2004'te yerel seçim yaşadık,
2007'de demokrasiye yönelik, milli iradeye yönelik istikrarı bozmayı hedef alan
tartışmalar yaşadık. 2007 yılında, bir 14 Mart yaşadık. Bunların hepsinin bu
ülkeye bir bedeli var. Bir referandum yaptık, cumhurbaşkanlığı seçimlerini
neticelendirdik. 29 Mart'ta bir yerel seçim daha yaptık. Tüm bunlara paralel
olarak Irak'ın işgali gibi, Gürcistan-Rusya krizi, Gazze saldırısı, çeşitli terör
saldırıları gibi bizi doğrudan ya da dolaylı ilgilendiren sorunlara şahit olduk.
Tüm bu ve benzeri olaylarda,. ekonominin dengeleri sarsılmadı, hedeflerimizde bir
sapma olmadı. 2002 sonunda görevi devraldığımızda ekonominin öncelik sırası
neyse, 6,5 yıl boyunca ve bugün de sıra, o oldu, sıralama hiç değişmedi. Türkiye
küresel finans krizini de bu sağlam yapıyla, bu kararlı tutumla karşıladı.''
Türkiye'nin AB üyesi olmadığını, henüz katılım müzakerelerini yürüttüğünü
hatırlatan Erdoğan, Maastricht kriterlerini karşılamakla yükümlü bir ülke
olmadığı halde, hem bütçe açığında hem de borç yükünde Maastricht kriterlerini
tutturduğunu, bir çok AB üyesi ülkeden daha iyi performans sergilediğini
söyledi.
ABD ve Avrupa'da bir çok banka iflas ederken, Türkiye'de iflas eden tek
bir banka olmadığını kaydeden Erdoğan, yaptıkları düzenlemelerle hiçbir bankanın
batmadığını, zorluk yaşamadığını kaydetti. Krizin sinyalleri alınır alınmaz
bankaların likiditesinin yükseltildiğini, açık pozisyonda çalışmalarının önüne
geçildiğini ifade eden Erdoğan, bankacılık sistemine şüpheli, zararlı ürünlerin
girmesine izin verilmediğini, tüm dünyada bankalar için minimum sermaye oranı
yüzde 8 istenirken, BDDK'nın bu oranı yüzde 12'ye çektiğini anlattı.
Yeni kabinede tüm kamu bankalarını tek elde topladıklarını, koordinasyon
noktasında önemli bir adım attıklarını belirten Erdoğan, Hazine dahil tüm
koordinasyonu tek bakana verdiklerini, bunun yanında TMSF, BDDK ve SPK'yı da tek
elde ilintili hale getirdiklerini ifade etti.
-BAHÇELİ'YE YANIT...-
''Bugün yine ilginç bir şey oldu'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Sağ olsun, muhalefette olan partilerden bir tanesinin lideri şu ifadeyi
kullanıyor; 'Kabineye dışarıdan bakan almayı egemenlik ilkelerine uygun
bulmadığını' söylüyor ve benim cumhurbaşkanlığı seçimlerinde parlamento dışında
bir adayın olamayacağı noktasındaki düşüncelerimi bununla benzetiyor. Tabii bu,
Sayın Bahçeli sadece elma ile armudu birbirine karıştırmak gibi bir şey... Bize
bunu tavsiye ederken, önce aynaya bir bak. Kendi koalisyon hükümetinizde battınız
ve batarken, Amerika'dan Sayın Derviş'i hükümetinize dışarıdan aldınız. Lütfen,
yani bir şeyi söylerken samimi olalım, dürüst olalım. Yani kendi yaptığınızda
oluyor da bir başkası yaparken niçin olmuyor? Kaldı ki bizim siyasi tarihimize
baktığınızda, benim yaptığım incelemelerde 20'ya yakın bu şekilde kabinelere
dışarıdan girmiş bakanlar vardır. Yasalar buna müsaade ediyor mu? Ediyor. Mesele
bitmiştir. Ehliyetiyle, liyakatiyle her şeyiyle iyidir ama dışarıdan olması
egemenlik ilkeleriyle bağdaşmıyor. Ne demek o yani? Ehliyet ve liyakatiyle
iyiyse, ülke bundan istifade edecekse, mesele bitmiştir. Senin buradaki düşüncen
beni o kadar da ilgilendirmiyor, kusura bakma. As olan ülkemin kazanması. Buna
böyle bakacağız. İçinden geçtiğimiz bu süreçte, dış politikada çok çok önemli
adımları, kararlı bir şekilde atmamız gerekiyor. Bu konuda da bizler, hakikaten
çok önemli yükü almış, bizimle beraber, şahsen benim başmüşavirim olarak bu
süreçte önemli görevleri üstlenmiş olan arkadaşımızı, bu göreve ehliyeti,
liyakati buna elverdiği için, sadece teoride değil, pratikte bir çok faydasını
yaşadığımız için getirdik, bu arkadaşımızı Dışişleri Bakanı yaptık. İnanıyorum ki
burada da faydalı olacak. Tabii başımızı kuma gömmeyelim arkadaşlar. Ne görmek
istiyorsanız ona göre bakarsanız, gerçekleri göremezsiniz. Ne görmek istediğinizi
değil, görülmesi gerekeni arayın. Bunu ararsanız o zaman gerçekleri görürsünüz.
Buna dikkat etmemiz lazım. Bu süreç içinde en küçük bir siyasi tartışma ekonomik
krize dönüştü. Bunları gördük. Seçim kelimesi telaffuz edildiği anda, ekonomik
dengelerin nasıl alt üst olduğunu hep gördük.''
Tayyip Erdoğan, Mardin'in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge Köyünde 44 kişinin
hayatını kaybetmesine yol açan silahlı saldırıyla ilgili olarak, ''Şu ana kadar
aldığımız bilgiler, saldırının bir terör saldırısı olmadığına, iki aile
arasındaki husumetten kaynaklandığına işaret ediyor. Çocuklara silah doğrultmak,
savunmasız, masum insanları katletmek, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar
menfurdur, insanlık dışıdır'' dedi.
Erdoğan, Partisinin TBMM grup toplantısındaki konuşmasına, Mardin'in
Mazıdağı ilçesi Bilge köyünde yaşanan silahlı saldırıyla ilgili bilgi vererek
başladı.
Grup toplantısını, Mardin'de yaşanan ''insanlık dışı saldırının'' neden
olduğu büyük üzüntüyle açtıklarını ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:
''Mardin'in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyündeki bir düğün merasiminde
yapılan saldırı sonucu, 17'si kadın, 6'sı çocuk ve 21'i erkek olmak üzere 44
vatandaşımız hayatını kaybetti. 3 vatandaşımız ise şu anda yaralı. Olaydan hemen
sonra bizler, gerek güvenlik güçlerimizi, gerek sağlık ekiplerimizi Bilge Köyüne
göndermek suretiyle yakın takiple süreci izlemeye başladık.
Gece geç saatlere kadar, gerek İçişleri Bakanım, gerek Vali, Kaymakam,
Jandarma Alay Komutanımız, Jandarma Genel Komutanımızla irtibat halinde süreci
izledik. Bu sabah saat 08.00'de de İçişleri Bakanımız, Tarım ve Köyişleri
Bakanımız, Adalet Bakanımız, Mardin milletvekillerimizle birlikte Mardin'e
gittiler ve olay yerine gitmek suretiyle oradaki vatandaşlarımızla hemhal
oldular. Gerekli bilgileri orada yerinde aldılar ve almaya devam ediyorlar. Şu
anda da oradalar.
Şu ana kadar aldığımız bilgiler, saldırının bir terör saldırısı
olmadığına, iki aile arasındaki husumetten kaynaklandığına işaret ediyor. Ancak,
tabii bunlar bizim acımızı hafifletmiyor. Düğün yapan, bir mutlu anı yaşayan
insanlara, namaz kılan insanlara, 3 yaşındaki -hatta ölenlerin içinde 1 yaşındaki
çocuk da var- bu çocuklara silah doğrultmak, savunmasız, masum insanları
katletmek, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar menfurdur, insanlık dışıdır.''
Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın verdiği bilgiye göre, 8 zanlının
gözaltına alındığını bildirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Zanlılarla ölenlerin soy isimlerinin aynı olması da cinayetin
acımasızlığını bir kat daha artırıyor. Hiç bir töre, hiç bir gelenek, hiç bir
anlayış bu katliamı mazur gösteremez. İnsanlıktan nasibini alamamış saldırganlar,
hiç bir gerekçenin arkasına sığınamazlar. Ve eğer varsa, vicdanlarının altında
ezileceklerine de ben inanıyorum. Ben inanıyorum ki bu vicdan, onların bu acıyı
dindirmelerine müsade etmez, eğer varsa.
Bu olay; inanıyorum ki tüm Türkiye'de çok farklı yankı uyandırıyor. O da
olumsuz bir gelenek anlayışının ve 'töre, töre, töre...' diyerek yıllar yılı
ülkemize ödettiği bedel. Bu acı, bunun, açık ve net faturası olmuştur.
Bu olay vesilesiyle bir kez daha bölgedeki üniversitelerimizi, medya
kuruluşlarını, sivil toplum örgütlerini, eğitim kurumlarını, kanaat önderlerini
göreve davet ediyorum. Bu tür olayların uzun ve orta vadede tekrar yaşanmaması
için herkes toplumsal sorumluluğunu yerine getirmelidir.''
Erdoğan, saldırıda hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara
acil şifalar, hayatını kaybedenlerin yakınlarına tüm millete başsağlığı diledi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, partisinin
kurulduğu günden itibaren hem ülkenin hem de milletin değişim iradesi olduğunu
söyledi. Milletin, değişime, dönüşüme direnen, statükocu, yeniliklere kapalı
anlayışlara bir tepki, köklü bir değişim arzuladığını 3 Kasım seçimlerinde ifade
ettiğini anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
''AK Parti, değişime açık yüzüyle enerjisiyle heyecanıyla coşkusuyla en
önemlisi de Türkiye'yi aydınlık yarınlara taşıyan bir vizyonla milletimizin bu
arzusuna cevap vermenin gayreti içinde oldu. Her zaman söylüyoruz; Hazreti
Mevlana'nın çok sık tekrarladığım dizelerini bir kez daha ifade etmekte fayda
görüyorum: Her gün bir yerden göçmek ne iyi/ Her gün bir yere konmak ne güzel/
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş/ Dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz
varsa düne ait/ Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.... Bu ruhla bu anlayışla her an
değişmeyi, her an kendini yenilemeyi, durmadan duraksamadan sürekli atılım
yapmayı kendimize şiar edindik.
İki günü aynı olanın zararda olduğu düşüncesiyle her günümüzü, her
anımızı milletimize hizmet yolunda çok iyi değerlendirmemiz gerektiğinin
bilincinde olarak hareket ettik, hareket ediyoruz. Türkiye, çok zor bir
coğrafyada yer alıyor. Bunun yanında, her an değişen, acımasız bir rekabetin
hüküm sürdüğü, küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz. Türkiye olarak, durduğumuz
anda, kazanımlarımızı kaybedeceğimizi, elde ettiklerimizi yitireceğimizi, küresel
yarıştan kopacağımızı çok iyi biliyoruz. 6,5 yıldır yüzümüz her zaman geleceğe
dönük oldu. Ancak, yine her zaman geçmişe dönüp baktık, başardıklarımızı ve
başaramadıklarımızı hemen kendi terazimizde tartmak suretiyle milletin
terazisinde de tartmak ve bir muhasebe yapmak suretiyle asla bunu ihmal etmedik.
Ve 'ne yapacağız ki yarın çok daha iyi olsun' bunu düşündük.''
Hız kaybetmediklerini, hız kaybederlerse ülkenin de kaybedeceğini çok iyi
bildiklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, her alanda gereken takviyeyi
yaptıklarını, ivmeyi yeniden pozitife çevirmek için gayret sarf ettiklerini
söyledi.
-''TARİHİ ADIMLAR''-
Kalkınma sürecini sekteye uğratmadan yollarında kararlılıkla
yürüdüklerini ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin AK Parti Hükümetleri döneminde
gerçekleştirdiği büyük dönüşümün açık ve net ortada bulunduğunu belirterek,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türkiye tarihinin hiç bir safhasında görmediği atılımlar ve yine bu
dönemde kalkınma iradesini, büyüme hızını son 6,5 yılda görmüştür. Türkiye
siyaseti, AK Parti ile birlikte değişmeye başlamış, o eski tarz çözüm üretemeyen
siyasetten, milletle aynı yöne bakan ve çözüm üreten siyasete kavuşmuştur.
Türkiye, AK Parti iktidarıyla muasır medeniyetler seviyesine ulaşma
hedefi doğrultusunda tarihi adımlar atmıştır. Türkiye demokraside, insan hak ve
özgürlüklerinde AB sürecinde, hukukta, sosyal haklarda değişim arzusunun
cevaplandığı bir dönem yaşamıştır. Dış politikada Türkiye farklı bir ağırlığa
kavuşmuş, ekonomide üst üste 27 çeyrek büyüme rekoru yine bu dönemde elde
edilmiştir.
Kendimizi yenileyerek, heyecanımızı, aşkımızı, sevdamızı, coşkumuzu
güçlendirerek bu yola devam ediyoruz. Bizler, zor olanı seçtik. Değişim, irade
ister, güç ister, cesaret ister. Eğer bu gücünüz, cesaretiniz yoksa bu değişimi,
dönüşümü de gerçekleştiremezsiniz. Değişim her türlü engeli aşmayı gerektirir.
Hür türlü badireye göğüs germeyi gerektirir. Her türlü tehdide karşı durmayı, her
türlü saldırıyı bertaraf etmeyi gerektirir. Eğer, kolay olanı seçmiş olsaydık,
eğer pes etmiş olsaydık, eğer önümüze çıkan engeller karşısında geri adım atmış
olsaydık açık söylüyorum: Milletimizin bize yüklediği emanete ihanet etmiş, o
emaneti yere düşürmüş olurduk. Biz, milletimizin o emanetini şerefimiz bildik,
onurumuz bildik ve yılmadan, usanmadan, vazgeçmeden, durmadan ve duraksamadan o
emaneti yine milletimizin arzu ettiği seviyelere taşıdık.
Herhangi şart altında olursa olsun, yüklendiğimiz bu emaneti hakkıyla
taşımaya ve milletimiz bizden bu emaneti alıncaya kadar da ona ihanet etmemeye,
asla halel getirmemeye devam edeceğiz. Bizler sadece ve sadece milletimize hizmet
etmek için bu koltuklardayız. Bunlar gelip geçici. Bunlar kalıcı değil. Bugüne
kadar sadece ve sadece milletimize hizmet ettik. Bundan sonra da bu can bu tende
olduğu müddetçe, milletimize hizmetten asla ve asla vazgeçmeyeceğiz.''
Erdoğan, tarihte eşine az
rastlanır bir finans krizinin içinden geçildiğini belirtti. Bazı rakamlar
vereceğini kaydeden Erdoğan, ''Bu rakamlar sizi sıkmasın. Belki not almak
isteyenler olursa onlar da notlarını alsınlar, bunda fayda var. Çünkü, görüyorum
ki ülkemizde herhalde notlar çok daha itibar görecek'' diye konuştu.
AK Parti öncesinde 40 yıl incelediğinde ortalama her 2-3 yılda bir
Türkiye ekonomisinin krize sürüklendiğini kaydeden Erdoğan, kendisinin bu
krizleri bizzat tecrübe ettiğini, etkilerini gördüğünü vurguladı. Türkiye'nin 10
yıllarını ve bütün birikimlerini heba eden bu krizlerin, bir kısım siyasi
istikrarsızlık neticesinde ortaya çıktığını anlatan Erdoğan, süreçler iyi
yönetilemediği için de etkilerinin ülke ve millete çok ağır olduğunu söyledi.
Diğer bazı krizlerin ise küresel nitelik taşıdığına işaret eden Erdoğan, ancak bu
küresel krizlerin de Türkiye'ye çığ gibi büyüyerek geldiğini, yine ülke iyi
yönetilmediği için etkisinin diğer ülkelere nazaran daha büyük olduğunu
vurguladı.
''Ülke ve millet olarak bu krizlerde çok ağır bedeller ödedik. En küçük
bir siyasi tartışma, ekonomik krize dönüştü, seçim kelimesi telaffuz edildiği
anda ekonomik dengeler alt üst oldu'' diyen Erdoğan, güven veren ekonomik
politikalar oluşturulamadığını, mali ve para politikaların ise geceden geceye
değiştiğini, güven zemininin tamamen yok olduğunu kaydetti. Erdoğan, tüm kriz
süreçlerinde en ağır bedelleri, dar gelirliler, ücretliler, yoksullar ve küçük
işletmelerin ödediğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:
''Şimdi dikkat ediniz; 6,5 yıl boyunca yaşadığımız onca sıkıntıya ve
atlattığımız onca badireye rağmen, ekonomi politikalarımızdan asla taviz
vermedik. Bu son derece önemli. Ne ulusal, ne küresel sorunlar, bizi ekonomi
politikalarımızdaki kararlılığımızdan vazgeçirmedi. 2004'te yerel seçim yaşadık,
2007'de demokrasiye yönelik, milli iradeye yönelik istikrarı bozmayı hedef alan
tartışmalar yaşadık. 2007 yılında, bir 14 Mart yaşadık. Bunların hepsinin bu
ülkeye bir bedeli var. Bir referandum yaptık, cumhurbaşkanlığı seçimlerini
neticelendirdik. 29 Mart'ta bir yerel seçim daha yaptık. Tüm bunlara paralel
olarak Irak'ın işgali gibi, Gürcistan-Rusya krizi, Gazze saldırısı, çeşitli terör
saldırıları gibi bizi doğrudan ya da dolaylı ilgilendiren sorunlara şahit olduk.
Tüm bu ve benzeri olaylarda,. ekonominin dengeleri sarsılmadı, hedeflerimizde bir
sapma olmadı. 2002 sonunda görevi devraldığımızda ekonominin öncelik sırası
neyse, 6,5 yıl boyunca ve bugün de sıra, o oldu, sıralama hiç değişmedi. Türkiye
küresel finans krizini de bu sağlam yapıyla, bu kararlı tutumla karşıladı.''
Türkiye'nin AB üyesi olmadığını, henüz katılım müzakerelerini yürüttüğünü
hatırlatan Erdoğan, Maastricht kriterlerini karşılamakla yükümlü bir ülke
olmadığı halde, hem bütçe açığında hem de borç yükünde Maastricht kriterlerini
tutturduğunu, bir çok AB üyesi ülkeden daha iyi performans sergilediğini
söyledi.
ABD ve Avrupa'da bir çok banka iflas ederken, Türkiye'de iflas eden tek
bir banka olmadığını kaydeden Erdoğan, yaptıkları düzenlemelerle hiçbir bankanın
batmadığını, zorluk yaşamadığını kaydetti. Krizin sinyalleri alınır alınmaz
bankaların likiditesinin yükseltildiğini, açık pozisyonda çalışmalarının önüne
geçildiğini ifade eden Erdoğan, bankacılık sistemine şüpheli, zararlı ürünlerin
girmesine izin verilmediğini, tüm dünyada bankalar için minimum sermaye oranı
yüzde 8 istenirken, BDDK'nın bu oranı yüzde 12'ye çektiğini anlattı.
Yeni kabinede tüm kamu bankalarını tek elde topladıklarını, koordinasyon
noktasında önemli bir adım attıklarını belirten Erdoğan, Hazine dahil tüm
koordinasyonu tek bakana verdiklerini, bunun yanında TMSF, BDDK ve SPK'yı da tek
elde ilintili hale getirdiklerini ifade etti.
-BAHÇELİ'YE YANIT...-
''Bugün yine ilginç bir şey oldu'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Sağ olsun, muhalefette olan partilerden bir tanesinin lideri şu ifadeyi
kullanıyor; 'Kabineye dışarıdan bakan almayı egemenlik ilkelerine uygun
bulmadığını' söylüyor ve benim cumhurbaşkanlığı seçimlerinde parlamento dışında
bir adayın olamayacağı noktasındaki düşüncelerimi bununla benzetiyor. Tabii bu,
Sayın Bahçeli sadece elma ile armudu birbirine karıştırmak gibi bir şey... Bize
bunu tavsiye ederken, önce aynaya bir bak. Kendi koalisyon hükümetinizde battınız
ve batarken, Amerika'dan Sayın Derviş'i hükümetinize dışarıdan aldınız. Lütfen,
yani bir şeyi söylerken samimi olalım, dürüst olalım. Yani kendi yaptığınızda
oluyor da bir başkası yaparken niçin olmuyor? Kaldı ki bizim siyasi tarihimize
baktığınızda, benim yaptığım incelemelerde 20'ya yakın bu şekilde kabinelere
dışarıdan girmiş bakanlar vardır. Yasalar buna müsaade ediyor mu? Ediyor. Mesele
bitmiştir. Ehliyetiyle, liyakatiyle her şeyiyle iyidir ama dışarıdan olması
egemenlik ilkeleriyle bağdaşmıyor. Ne demek o yani? Ehliyet ve liyakatiyle
iyiyse, ülke bundan istifade edecekse, mesele bitmiştir. Senin buradaki düşüncen
beni o kadar da ilgilendirmiyor, kusura bakma. As olan ülkemin kazanması. Buna
böyle bakacağız. İçinden geçtiğimiz bu süreçte, dış politikada çok çok önemli
adımları, kararlı bir şekilde atmamız gerekiyor. Bu konuda da bizler, hakikaten
çok önemli yükü almış, bizimle beraber, şahsen benim başmüşavirim olarak bu
süreçte önemli görevleri üstlenmiş olan arkadaşımızı, bu göreve ehliyeti,
liyakati buna elverdiği için, sadece teoride değil, pratikte bir çok faydasını
yaşadığımız için getirdik, bu arkadaşımızı Dışişleri Bakanı yaptık. İnanıyorum ki
burada da faydalı olacak. Tabii başımızı kuma gömmeyelim arkadaşlar. Ne görmek
istiyorsanız ona göre bakarsanız, gerçekleri göremezsiniz. Ne görmek istediğinizi
değil, görülmesi gerekeni arayın. Bunu ararsanız o zaman gerçekleri görürsünüz.
Buna dikkat etmemiz lazım. Bu süreç içinde en küçük bir siyasi tartışma ekonomik
krize dönüştü. Bunları gördük. Seçim kelimesi telaffuz edildiği anda, ekonomik
dengelerin nasıl alt üst olduğunu hep gördük.''
