2006-06-06 - 12:30
BAŞBAKAN ERDOĞAN: ''AB KATILIM SÜRECİMİZ, İLK GÜNKÜ KARARLILIKLA DEVAM EDİYOR''
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, AB katılım sürecinin ilk günkü kararlılıkla devam ettiğini belirterek, ''AB hedefimiz geçici bir hedef, dönemsel bir strateji değildir. Cumhuriyetimizin kuruluş ideallerine uygun olarak, milletimizin her bir ferdini en ileri hayat standardına kavuşturma hedefidir. Bu hedefe, adım adım ilerliyoruz'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, AB konusuna değindi.

Geçen haftayı verimli çalışmalarla geçirdiklerini, çeşitli illerde coşku heyecan dolu açılışlarda milletle birlikte olduklarını, Ankara'da ise 9. Kalkınma Planının 7 yıl için hazırlanan hedeflerini açıkladıklarını anlatan Erdoğan, ayrıca Almanya, Rusya, İsrail dışişleri bakanlarını ağırladığını söyledi. AB süreci başta olmak üzere, diğer uluslararası meseleler üzerinde Türkiye'nin tezlerini kendilerine anlattığını kaydeden Erdoğan, Anadolu'da gittiği her
şehirde muazzam bir coşku ve heyecana tanık olduğunu ifade etti.

''Türkiye AK Parti ile AK Parti Türkiye ile birlikte büyüyecek'' dediklerini hatırlatan Erdoğan, Türkiye'ye yeni bir siyaset tarzı getiren AK Parti'nin, hakla ve Türkiye ile büyüdüğünü vurguladı. ''Milletle birlikteliğimiz her şeyden daha önemlidir'' diyen Erdoğan, bütün eylem ve icraatlarının bu birliği güçlendirdiğini belirtti.

Erdoğan, ''Türkiye AK Parti ile büyüyor, büyümeye devam ediyor. 3 Kasımda girdiğimiz ilk seçimden sonra toplumsal desteğimizi yerel seçimlerde yüzde 35'ten yüzde 42'ye çıkardık. Ülkeye getirdiğimiz demokratik güven ve istikrarla birlikte parti ve siyasetle biz de büyüdük. Bunun en önemli karşılığı, stadyumları, şehir meydanlarını dolduran on binler, yüz binlerdir. Bütün milletimizin tek bir talebi var; huzur, güven ve istikrar içinde büyümek ve kalkınmaktır'' dedi.

Hükümet olarak, geride bıraktıkları zaman zarfında önemli dönüm noktalarını yaşadıklarını, Türkiye'nin, önce 17 Aralık daha sonra 3 Ekimde, 42 yıllık AB yürüyüşünün en kritik aşamalarını geçtiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Artık, AB tarama sürecinin sonuna geliyoruz. Şu ana kadar 18 fasılda ayrıntılı olarak, 22 fasılda da tanıtma olarak tamamlandı.
Şimdi önümüzde yeni bir hedef var; inşallah 12 Haziranda AB müzakere sürecini fiilen başlatılması, başlamasıdır. Yani, bir hafta sonra Türkiye, yeni bir başlangıç yapıyor. Önümüzdeki süreci de sağlam durarak, milletimizin ali menfaatlerini her şeyin üstünde tutarak, inşallah başarıyla yürüteceğiz.

AB katılım sürecimiz, ilk günkü kararlılık hızıyla devam ediyor. Bundan kimsenin endişesi olmasın. AB hedefimiz geçici bir hedef, dönemsel bir strateji değildir. Cumhuriyetimizin kuruluş ideallerine uygun olarak, milletimizin her bir ferdini en ileri hayat standardına kavuşturma hedefidir. Bunu, böyle bilelim. Bu hedefe, adım adım ilerliyoruz. Gerek AB gerekse biz, katılım sürecine en üst düzeyde özen ve hassasiyetle yaklaşıyoruz.''

Temmuz ayında AB dönem başkanlığını devralacak Finlandiya'nın Başbakanı'nın Mayısta Ankara'da olduğunu ve son derece verimli, yararlı bir ziyaretin gerçekleştiğini; 2007 başında dönem başkanlığını devralacak olan Almanya'nın Başbakanı ile Almanya'da bir araya geldiğini, kendisini sonbaharda Ankara'da ağırlayacağını bildiren Erdoğan, ''Bütün bu trafik, ilişkilerin sadece Türkiye açısından değil, AB açısından da önemini gösteriyor. Keza, AB sürecindeki gelişmeler, Bakanlar Kurulunun değişmez gündem maddesi kalmaya devam ediyor'' dedi.

9. KALKINMA PLANI

Başbakan Erdoğan, 9. Kalkınma Planı ile ilgili bilgi verdi. 9. Kalkınma Planı'na ilişkin çalışmaların son aşamaya geldiğini, Hükümetin 2007-2013 dönemini kapsayan 9. Plan stratejini görüşerek imzaya açtığını belirten Erdoğan, bunun önümüzdeki günlerde TBMM'ye sevk edileceğini kaydetti.

''Biz bu yeni planı, Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve kültürel alanda gerçekleştireceği dönüşümleri bütüncül yaklaşımla ortaya koyan temel strateji dokümanı olarak görüyoruz'' diyen Başbakan Erdoğan, 2007-2013 dönemini kapsayan 9. Kalkınma Planı'nın istikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel ölçekte rekabet gücüne sahip, bilgi toplumuna dönüşen ve AB üyelik için uyum sürecini tamamlamış Türkiye vizyonuyla hazırlandığını anlattı.

2007-2013 yılları arasında Türkiye'nin kalkınma stratejisinin; rekabet gücünün ve istihdamın artırılması, beşeri gelişme ve sosyal dayanışmanın güçlendirilmesi, bölgesel gelişmenin sağlanması ve kamu hizmetlerinde kalite ve etkinliğin artırılmasına dayandığını kaydeden Erdoğan, bu anlayış ve yaklaşım çerçevesinde Türkiye'nin, 2007-2013 yılları arasında istikrarlı şekilde büyüyen, hızla kalkınan, refah seviyesini hızla artıran bunu da eşit olarak toplumun her kesimine ulaştırabilen bir kalkınma sürecine girmiş olacağını vurguladı.

HEDEFLER

Başbakan Erdoğan, bu süreçte neleri hedefledikleriyle ilgili şunları söyledi:
''Türkiye ekonomisinin 2007-2013 yıları arasında; yılda ortalama yüzde 6.5 oranında büyümesi, 620 bin civarında kişiye iş üretmesi, tarımda çalışanların toplam istihdam içindeki payının yüzde 29'dan 19'a inmesi beklenmektedir. Böylece, 2013 yılı itibarıyla Gayrı Safi Yurt İçi Hasılamız yaklaşık 797 milyar dolar seviyesine çıkacaktır. Kişi başına mili gelir dönem sonunda inşallah yaklaşık 10 bin 100 dolar seviyesine ulaşacaktır. Enflasyon, dönem sonunda yüzde 3'e indirilecektir, ihracatımız 214 milyar dolara ulaşacak, turizm gelirlerinin 36 milyar dolara ulaşması beklenmektir. Hep bunlar 2013'ün hedefidir. Tarımda ilave, 450 bin hektar alan sulamaya açılacaktır. 740 kilometrelik yeni demiryolu yapılacaktır. Hava ulaştırmada yolcu trafiği 60 milyondan 94 milyona ulaşacaktır. Okullaşma oranları; okul öncesinde yüzde 50'ye, yükseköğretimde yüzde
48 olarak hedeflenmiştir. Derslik başına öğrenci sayısı ilköğretimde 44'den, ortaöğretimden 38'den 30'a indirilecektir. Tıp fakültelerinde kayıt yaptıran öğrenci sayısı 4 bin 800'den 7 bine çıkarılacaktır.AR-GE harcamalarının milli gelire oranı yüzde 2'ye, araştırmacı sayısı 28 binden 80 bine çıkarılacaktır. İnternet kullanıcı oranı, yüzde 20'den yüzde 60'a çıkarılacaktır.''

''HEDEFLERİN NASIL TUTTUĞUNU GÖRECEKSİNİZ''

Recep Tayyip Erdoğan, 2007-2013 dönemine ilişkin hedeflerden bir kısmı hakkında bilgi verdiğine işaret ederek, ''Hem makro hem de mikro alanda Türkiye'nin gelişme ve kalkınma hızının bu dönemde de artarak süreceğine yürekten inanıyoruz. Üstelik bu plan, geçmiş dönemlerde olduğu gibi yasak savma kabilinden, dostlar alışverişte görsün diye yapılmış bir plan olarak kalmayacaktır. Nasıl geçmişte hedeflerimizi tek tek tutturduysak, hatta hedeflerimizi aştıysak yine bu dönemde Türkiye, bu hedeflerini büyük ölçüde tutturacak ve bu hedefleri aşacaktır'' dedi.

Bu hedeflere inanmayan ve tereddütle karşılayanların çıkabileceğine dikkati çeken Başbakan Erdoğan, ''Onlara verebileceğimiz en somut cevap, geride bıraktığımız şu 3.5 yıl olacaktır. Dönün oraya bakın, hedeflerin nasıl tuttuğunu, hayallerin nasıl gerçek olduğunu göreceksiniz. 'Biz enflasyonu tek haneli rakamlara çekeceğiz' dediğimizde bize inanmamışlardı. 'Türk lirasına itibarını iade edeceğiz, 6 sıfırı sileceğiz' dediğimizde inanmamışlardı'' diye konuştu.

''DALGALANMA, SADECE TÜRKİYE'YE HAS DEĞİL''

Dünya piyasalarında bir süredir hareketliliğin sürdüğünü hatırlatan Başbakan Erdoğan, ABD Merkez Bankası'nın faiz oranlarını artırması sebebiyle özellikle Türkiye gibi güçlenen piyasa ekonomilerinde dalgalanmanın söz konusu olduğunu söyledi.

Erdoğan, bu dalgalanma ve hareketliliğin sadece Türkiye'ye has bir hareketlilik olmadığına işaret ederek, şunları söyledi:
''Rusya'ya, Polonya'ya, Arjantin'e, Meksika'ya, Brezilya'ya bakın, bizden az ya da çok ama paralel bir dalgalanmayı buralarda da göreceksiniz. Hatta gelişmiş ülkelerde de dalgalanma var. Amerika'da, Almanya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerde de gerek döviz kurlarında gerekse faizlerde bir hareketlilik görüyoruz. Bunlar her zaman olacaktır; geçmişte olduğu gibi, bugün olduğu gibi, gelecekte de böyle hareketlilikler yaşanacaktır.''

Türkiye'nin küresel bir ekonomi olma yolunda önemli mesafe katettiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin uluslararası rekabet gücünü artırdığını ve 'açık bir ekonomi' haline geldiğini söyledi.

''TÜRKİYE, DALGALANMALARI AŞACAK GÜCE SAHİPTİR''

Türkiye ekonomisinin bu tür dalgalanmalardan etkilenmesini, her herhangi farklı bir zemine oturtma gayreti içine girmenin yanlış olacağını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Ancak, Türkiye ekonomisi artık bu tür dalgalanmaları, hareketlilikleri aşacak güce ve kapasiteye sahiptir. Bugünkü Türkiye'yi, hiç kimse geçmişle kıyaslamaya kalkmasın. Bugün artık ayakları yere sağlam basan, zemini sağlam, temelleri sağlam istikrarlı, güçlü ve dirençli bir ekonomik yapı söz konusudur. 3.5 yıl içinde biz zoru başardık, gecemizi gündüzümüze kattık; sadece Hükümet değil parlamento, kurumlarımız, kuruluşlarımız, sivil toplum örgütlerimiz, tek tek bütün vatandaşlarımız ortak bir hedefe kilitlendik; el ele omuz omuza bu hedefe doğru kararlı adımlarla yürüdük.''

''İNŞA ETMEK ZOR, YIKMAK KOLAY''

Yapmanın, inşa etmenin zor, yıkmanın ise çok kolay olduğunu vurgulayan Erdoğan, 3 yılda bin bir emekle yapılan bir binanın, 3 saat gibi kısa bir sürede yıkılabileceğini belirtti.
Erdoğan, şöyle devam etti:
''Onun için kimse, tahrip etmenin kolaylığına aldanıp, burada kendisi için bir güç vehmetmesin; bu, büyük bir yanılgı olur. Bunun faturası da Hükümete değil, millete, Türkiye'ye çıkar. Bugün en değerli kazanımlarımızın başında güven ve istikrar ortamı gelmektedir. Bunu kolay başarmadık, buralara kolay gelmedik. Bunun için ortaya konulan gayret herkesin zannettiği gibi değil.

Türkiye'yi, dünyayı, bir kaç kez katlayacak tüm münasebetleri geliştirerek, gerek şahsımız gerek tüm arkadaşlarımız hep birlikte el ele vererek, bütün sivil toplum örgütlerimizle diyalogları geliştirerek, rekabet alanları da onların güçlerine güç katmak suretiyle buralara geldik. Türkiye'de huzuru, güven ve istikrar ortamını kolay tesis etmedik. Zorla kazandıklarımızın kolayca heba edilmesine asla izin vermeyiz, vermeyeceğiz. Varsa yapıcı önerisi olanlar, buyursun ortaya koysun. Biz, bunların hepsini değerli katkı sayarız. Onun için diyoruz ki bize katkı amacıyla söylenen hiçbir söz boşa gitmez. Ama toplumsal ve ekonomik olarak hassasiyet arz eden alanlarda, herkesin söylediği sözün önünü, arkasını iyi hesap etmesi; iyi düşünüp öyle konuşması icap eder. Çünkü ağızdan çıkan söz, 'yaydan çıkan ok'a benzer. Hiçbirimizin bu millete bir daha ağır bedeller ödetmeye hakkı yoktur, olamaz. Bunun altını özellikle çizerek söylüyorum.''

''GERGİNLİKLERİN TARAFI OLMADIK''

Hiçbir zaman gerginliğin tarafı olmadıklarının ifade eden Erdoğan, bundan sonra da olmayacaklarını söyledi.
Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Ak Parti Hükümetini, uzlaşma noktasında olumsuz gösterme gayreti içine girenler, burada çok büyük haksızlık ederler. Uzlaşmanın her zaman tarafı olan bir iktidarız, her zaman bunun gayreti içerisinde olduk. Ama kavramlar kargaşası içinde iktidarımızı zedelemeye çalışanlar, onlar da burada yanılıyorlar. Çünkü, eleştiri ile hakareti bir birinden iyi ayırt etmemiz gerekiyor. İktidarımız hakarete evet diyemez, ama eleştiriye her zaman apılarımız sonuna kadar açık. Biz, hiçbir zaman elde ettiğimiz güven ve istikrar içinde büyüme çizgimizin bozulmasına izin vermedik, vermeyeceğiz. Yapay
gündemlere, tartışmalara prim vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Bizim çok net hedeflerimiz var ve bu hedeflere kararlı adımlarla
ilerlemeye devam edeceğiz. Her zaman söylüyorum; bizim gündemimiz, Türkiye'nin gündemidir; Türkiye'nin gündeminde istikrar talebi vardır.''

Türkiye'nin nasıl bir sağlam ekonomiye kavuştuğunu, yatırımcıların, girişimcilerin çok net olarak gördüklerini ifade eden Erdoğan, ''Türkiye'ye giren uluslararası sermayeye, özelleştirmelere bakın. Türkiye'ye yönelik güvenin azalmadığını, aksine arttığını göreceksiniz. Para politikamızda, mali disiplinden de en ufak bir sapma olmayacaktır'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, hasat dönemi başlayan hububat konusunda bazı bilgiler verdi.
''Çiftçimiz bizden bugün bu açıklamayı bekliyor'' diyen Erdoğan, hükümetin özellikle sertifikalı tohum kullanımını yaygınlaştırmak ve süneyle mücadele yapılması yönündeki çalışmaları sonucunda, hububatta bu yıl da geçen yıl olduğu gibi üretimde ve kalitede bereketli bir yıl beklendiğini söyledi.

Son 3 yılda hububat üretimde yüzde 20'lik bir artışın söz konusu olduğunu ve buğday ithalatı yapılmadığını belirten Erdoğan, yıllık 1-1.5 milyon tonluk mısır ithalatının da sona erdiğini bildirdi.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin 2005'te ilk kez yerli ürün kullanarak dünya un ticaretinde lider konumuna geldiğini vurguladı.

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürlüğü tarafından Anadolu kırmızı sert ekmeklik buğday için taban alım fiyatının, 0,375 YTL uygulanacağını, ayrıca üreticilere kilogram başına 0,035 YTL prim ödeneceğini açıkladı. Erdoğan, böylece buğdaya kilogram için toplam 0,410 YTL ödeme yapılacağını söyledi.

Bu yıl ilk kez yapılacak uygulamayla, ürününü TMO depolarına emanet bırakacak üreticiye talep etmesi halinde ürün bedelinin yüzde 25'i oranında avans verileceğini ifade eden Erdoğan, böylece üreticilerin ürünlerini sonraki aylarda daha yüksek fiyattan satabilmek için geçici finansman imkanına kavuşacağını bildirdi.

Ürün bedellerinin üreticilerin hesaplarına otomatik olarak aktarılacağını belirten Erdoğan, böylece çiftçinin ürün bedeli tahsilatı için bir kaç kez ofislere gitmesinin önüne geçileceğini vurguladı. Erdoğan, piyasada bulunan atıl depoların da önümüzdeki süreçte kullanılacağını bildirdi.

Başbakan Erdoğan, 225-250 milyon tonluk dünya hububat ticaretinin 50-60 milyon tonunun Türkiye'nin çevresinde gerçekleştiğini ve bunun
parasal değerinin yaklaşık 7 milyar doları bulduğunu belirtti.

-''HEDEFİMİZ...''-
Erdoğan, şunları kaydetti:

''Hedefimiz sadece modern depolama tesisleri, kaliteli ve standart üretim, lisanslı depoculuğun yaygınlaşması değil; hedefimiz, sadece ülkemiz ürünlerinin borsalarda alınıp satıldığı bir Türkiye de değil... Bunun da ötesinde, bulunduğu havzanın ürünlerini pazarlayan, uluslararası pazardaki önemini gittikçe artıran ve hububat ticaretinde daha fazla ses sahibi bir Türkiye için çalışıyoruz. Bu konuda önemli bir başlangıç yaptık, inşallah sonunda en iyi şekilde getireceğiz.

Elbette çiftçimizin, köylümüzün sorunlarıyla yakından ilgileniyoruz, ilgileneceğiz. Sadece iyi günde değil, kötü günlerinde de yanlarında olacağız. Tarım kesimimizi çeşitli risklere karşı koruyacak tarım ürünleri sigortası uygulamasında ilk kez devlet desteğini sağlamış oluyoruz. Bundan büyük gurur ve mutluluk duyuyoruz.

Bundan böyle çiftçilerimiz ürünlerini, hayvanlarını, seralarını sigortaladıkları takdirde sigorta primlerinin yarısını ödeyecekler, diğer yarısı da devlet tarafından karşılanacaktır. 2006'da bu amaçla kullanılmak üzere 200 milyon YTL bütçe ayırdık. 1 Haziran 2006 tarihi itibariyle yüzde 50 devlet destekli tarım sigortaları poliçesi kesilmeye başlanmıştır.''

BİODİZEL
Başbakan Erdoğan, çıkarılan kanunla biodizeli özel tüketim vergisi kanununa eklediklerini ve bundan litrede 0.650 YTL ÖTV alındığını anımsattı.

Biodizele uygulanan ÖTV'yi sıfırlamaya yönelik kararnamenin Bakanlar Kurulunda imzaya açıldığını kaydeden Erdoğan, ''Bu kararnamenin yürürlüğe girmesiyle birlikte EPDK tarafından biodizel üretimi için verilen işletme lisansı sahibi firmalarca yalnızca Türkiye'de üretilen tarım ürünlerinden elde edilen biodizelin motorinlere harmanlanmak üzere rafineri ve dağıtıcı firmalara tesliminde ÖTV uygulanmayacaktır. Böylece rafineri ve dağıtıcılar
tarafından yerli tarım ürünlerinden üretilen biodizelin karıştırılması suretiyle elde edilen motorinin yüzde 2'lik kısmı ÖTV dışı bırakılmaktadır'' diye konuştu.

Erdoğan, bu düzenlemeyle biodizel üretiminde kullanılan pamuk, buğday, ayçiçeği, soya gibi yağı çıkartılan yerli tarım ürünleriyle kanola gibi alternatif tarım ürünlerinin üretimini teşvik ettiklerini söyledi.

Biodizelin, motorinin alternatifi olması nedeniyle akaryakıtta dışa bağımlılığın azaltılması yönünde önemli bir adım olduğunu gördüklerini anlatan Erdoğan, ''Akaryakıt üretimi için yurt dışına yapılan döviz ödemeleri azaltılıyor, dış ticaret açığı açısından da olumlu bir netice alınıyor'' dedi.

SİYASETİN NORMALLEŞMESİ
Başbakan Erdoğan, AK Parti olarak, 3 Kasımdan itibaren siyaset kurumunun güçlendirilmesi ve çözümün siyasette aranması ilkesine uygun
davrandıklarını ifade ederek, siyasetin normalleşmesi yönünde ciddi bir mesafe aldıklarını belirtti.

''Çünkü biliyorduk ki çözüm siyasettedir ve çözümü ancak normalleşen bir siyaset üretebilir'' diyen Erdoğan, ''3 Kasım öncesi Türkiye'nin yaşadığı krizler, siyasetin normal akışı içinde seyretmemesinden, siyasetin toplum mühendisliğine soyunanlarca varsayıma dayalı zeminlerde inşa edilmeye çalışılmasından kaynaklanmıştı'' dedi. Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bu nedenle 3.5 yıllık iktidarımızda siyaseti toplumsal talepler ekseninde yeniden inşa ettik ve normalleştirdik. Toplumdan gelen daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok hukuk, daha çok refah istikametindeki talepleri siyasetin merkezine koyduk. AB'ye tam üyelik iddiamız ve bu istikamette alınan mesafe de normalleşme sürecine ivme kazandırdı. Bizim amacımız, anayasal kuralları içinde işleyen demokratik siyasi süreci güçlendirmek ve siyaset zemininde toplumsal problemlerimizi çözmektir.

Cumhuriyetimiz, demokratik kazanımlarla taçlanmış; demokrasimiz, Cumhuriyetimizin değerleriyle bütünleşerek olgunlaşmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokratik süreçleri içselleştirmiş, bütün kurumlarıyla demokrasiye bağlı, modern ve güçlü bir devlettir.Aksini düşünenler olabilir; ancak Türkiye'nin geleceğini, birlik ve bütünlüğümüzü birtakım hilekarların samimiyetsiz, sathi ve kirli emellerine kurban edemeyiz, etmeyeceğiz.''

ASPARAGAS HABERLER
Son günlerde basında yer alan bazı haberlerle ilgili hatırlatmalarda bulunan Erdoğan, bütün kurumların, hukukun tayin ettiği çerçevede görevlerini yaptıklarını ve kamu otoritesini kullandıklarını ifade etti.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

''Hukuk dışına çıkan kişi ya da gruplara ne şekilde müeyyide uygulanacağı bellidir. Çetelerle mücadelemiz bu çerçevede sürecektir, sürmektedir. Başta yargı teşkilatımız ve güvenlik güçlerimiz bütünüyle, el ele, omuz omuza olmak üzere bütün kurumlarımızın görev ve sorumlulukları çerçevesinde üzerlerine düşeni yapacağı muhakkaktır.

Vatandaşlarımız bu konuda müsterih olsun. Türkiye Cumhuriyeti, bütün kurumlarıyla demokrasiye ve hukuka bağlıdır. Demokrasi ancak bu şekilde zaten varlığını ve güç kazandığını ortaya koyacaktır. Hukuk dışı oluşumların üstesinden gelmeye de ülkemiz bu noktada muktedir, bundan hiç kimsenin şüphesi olmaması gerekir.

Bu hissiyatla son zamanlarda yine bir çok asparagas haberlerle bu güzel ve olumlu zemini gölgelemeye çalışanlar da çıkabilir. Lütfen bu konularda da hassas olalım ve bu konulara da dikkatle eğilelim ve bu tür asparagas haberlere kulak asmayalım. Maalesef bunlar var ve oluyor. Bundan da rant elde etmeye çalışanlar da var, bunu da özellikle söylemek istiyorum. Bunlara prim vermeyeceğiz.''