2013-10-01 - 15:07
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in başkanlığında toplandı. Çiçek'in konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yeni yasama yılının açılış konuşmasını yaptı.
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in başkanlığında toplandı.

TBMM Başkanı Çiçek, birleşimi açarak, toplantı yeter sayısının bulunduğunu belirtti. Çiçek, daha sonra 24. Dönem 4. Yasama Yılı'nın sunuş konuşmasına başladı.

Çiçek, Genel Kurul'da 24. Dönem 4. Yasama Yılı'nın başlaması dolayısıyla yaptığı sunuş konuşmasında, yeni yasama yılının ülkeye, millete ve milletvekillerine hayırlı ve uğurlu olmasını dileyerek, sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir çalışma yılı geçirilmesini temenni etti.

Meclisin ilk başkanı, Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Meclise başkanlık etmiş, üye olarak bulunmuş bütün devlet ve siyaset adamlarını, şehitleri, gazileri ve Meclis çalışanlarını rahmet, minnet ve şükranla andığını dile getiren Çiçek, 24. Dönem çalışmalarıyla ilgili şu bilgileri verdi:

"TBMM'ye 24. dönemin başlangıcından bugüne kadar 800 kanun tasarısı, 1725 kanun teklifi ve 35 kanun hükmünde kararname sunulmuş, bunlardan 363'ü komisyonlarda ve Genel Kurul'da görüşülerek yasalaşmıştır. Ayrıca, Meclisimizde 53 adet Meclis kararı alınmıştır. Yine bu dönem içerisinde 982 dokunulmazlık dosyası Meclisimize gelmiştir.

Bu dönemde 4643 sözlü soru önergesi verilmiş, bunlardan 1534'ü cevaplanmıştır. Verilen 29 bin 137 bin yazılı önergenin de 7 bin 633'ü cevaplanmıştır.

Bu dönemde Meclisimize 21 Genel Görüşme Önergesi gelmiş, bu önergelerden 4'ü kabul edilerek Genel Kurul'da görüşülmüştür. Ayrıca 3 Genel Görüşme Önergesi gündemde olup, 14'ü de işlemdedir.

Bu dönemde Meclisimize 2063 Meclis Araştırma Önergesi gelmiş, bunlardan 37'si kabul edilerek 6 adet Meclis Araştırma komisyonu kurulmuştur."
Türk milletinin son yüzyılda elde ettiği en başta gelen üç önemli kazanım olduğunu belirten Çiçek, yakın çevrede, bölgede yaşanan insanlık dramlarından sonra bunların ne kadar büyük ve hayati önemi olduğununun şimdi daha iyi anlaşıldığını kaydetti.

"Bunların birincisi; kanımız ve canımız pahasına kazandığımız bağımsızlığımızdır. Bu büyük milletin hangi şartlar ve zorluklar içerisinde buna kavuştuğuna dünya ve tarih şahittir. İkincisi; Şanlı milli mücadelemizin bağımsızlıkla noktalanmasından sonra kurduğumuz Cumhuriyettir, Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Üçünsüsü ise bazı eksikliklerine ve zaman zaman yaşadığımız ciddi sorunlara rağmen demokrasidir" diyen Çiçek, tüm bu kazanımların elde edilmesindeki en büyük şerefin, hiç şüphesiz aziz milletin, onun temsilcilerinin oluşturduğu yüce Meclis'in olduğunu dile getirdi. Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"TBMM, milli mücadeleyi yürüten, yöneten Gazi Meclis'tir ve bu yönüyle de tüm dünyada tektir. Devleti kuran tek Meclis'tir. Geçmişte ve bugün önce devletler kurulmuş, sonra parlamentolar oluşmuşken, milletimiz, başlattığı kutsal mücadele ile önce Erzurum ve Sivas kongrelerini yapmış, ardından da kendi adına karar alacak 23 Nisan 1920'de Meclis'ini oluşturmuş, ordusunu ve devletini kurarak Cumhuriyete kavuşmuştur. Bunun arkasından da çok partili hayata geçiş dönemlerini de tecrübe ederek, yaşayarak ve deneyerek demokrasi ile buluşmuştur. Bu kazanımları bizlere armağan edenlere hepimizin derin bir şükran borcu vardır.

İşte sayın milletvekilleri, bizler bu tarihi başarıları elde etmiş müstesna bir kurumun çatısı altında milletimize hizmet etme mazhariyetine erişmiş şanslı insanlarız. Bu bizim için, ailelerimiz için gurur verici bir payedir. Hem bu kazanım hem de bu payenin üzerimize büyük sorumluluk yüklediği de aşikardır. O nedenle TBMM'nin saygınlığının korunması en başta gelen görevimizdir. Bu konuyu, yaşadıklarımızdan sonra bilhassa dikkatlerinize sunmak istiyorum. Demokrasimizin geleceği, demokrasiye duyulan güven buna bağlıdır.

Bizler, ülkemiz, bölgemiz ve hatta dünyanın tüm sorunlarını, bizi ilgilendiren yönleriyle bu kutsal çatı altında grup toplantılarında, komisyonlarda ve Genel Kurul'da kaba ve yaralayıcı olmayan, temiz bir uslüpla konuşacağız, tartışacağız ve bir sonuca bağlayacağız.

Unutmayalım ki TBMM, milletimizin, Cumhuriyetin ve demokrasinin kalbidir. Bu kurumun hepimizin üstünde, bizleri aşan ayrı bir kişiliği vardır. Söz ve eylemlerimizde bu gerçeğin ne kadar farkında olursak siyaset kurumu ve milletvekilleri olarak o kadar güç ve saygınlık kazanacağız. Bu hususları yüksek takdirlerinize önemle arz ediyorum.

TBMM, demokrasimizin ve halkımızın en önemli güç kaynağıdır. Ülkemizin yokluklar içerisinde varolma mücadelesi veren bir durumdan, bugünkü konuma gelmesinde Meclisimizin çok büyük payı vardır. TBMM, devleti kurmuş, her dönemde yasal, kurumsal ve yapısal düzenlemeleri yaparak, çağdaş uygarlık düzeyine erişebilmek için yoğun bir gayret içerisinde olmuş, milletimizin sorunlarına çare ve çözüm üretmeye devam etmiştir. Hiç şüphesiz bundan böyle de devam edecektir."

Ülke ve millet için çok önemli işlerin 93 yıllık mazide birlikte başarıldığını ama yapılacak daha çok iş bulunduğunu belirten Cemil Çiçek, "Olanla yetinemeyiz. Milletimiz için tasavvurlarımız var, hedeflerimiz ve temennilerimiz var. Temenni ettiklerimizi temin etmek bizim asli görevimizdir. Parlamentolar, temennide bulunan kurumlar değildirler. Çare ve çözüm üreten kuruluşlardır. Varlık sebebimiz de budur. Parlamentoların tarihi varlık gerekçeleri böyle bir sebep üzerine kuruludur" dedi.

İçerde ve dışarda çözülmesi gereken birçok sorun bulunduğunu dile getiren Çiçek, "Ayrıntıya girmeye gerek yok, bunları biliyoruz. Bu sorunları uygarca tartışarak ve konuşarak, birbirimizin hukukuna saygı göstererek ve uzlaşarak birlikte çözmek durumundayız. Başka ülkelerin demokrasi ve uzlaşma örneklerini ve uygulamalarını anlatarak çağdaş demokrasiye ulaşamayız. Arz ettiğim hususlarla ilgili olarak günümüzde ve aramızda yeni güzel örnekler koymak zorundayız. Demokrasi böyle gelişir, kökleşir ve kurumsallaşır. Demokrasi kültürü de böyle oluşur. Demokrasinin yalnızca yasal düzenlemelerden ibaret olmadığını, esas olanın zihniyet değişimi olduğunu, demokrasiyi özümseme ve benimseme olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz" diye konuştu. Çiçek, şunları söyledi:

"Başta Ortadoğu ve Kuzey Afrika olmak üzere yaşanan insanlık dramı, oluk oluk akan kan, gözyaşı; insanlığın erozyona uğrayan değerleri, hak, hukuk, özgürlük adına söylenen bunca söze rağmen, kitle halinde öldürülen insanlar, terör, insanlık suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar; bütün bunlara karşı uluslararası kuruluşların ve medeni dünyanın sorumsuzluğu, ilgisizliği ve yürütükleri Makyavelist ve Merkantilist siyasettir. Ölenleri değil öldürme şekli ve tekniklerinin ve saldırıda kullanılan silahların tartışmanın odağına alınması, insanlık suçunun ve insanlığa karşı suçların herkesin gözü önünde işlendiği halde suç faillerinin himaye ve destek görmesi, akıllara durgunluk vermektedir.

Terör konusu ülkemizin, bölgemizin ve hatta tüm dünyanın acı gerçeğidir. Asrın vebasıdır. Maalesef bu konuda da ortak bir anlayış, ortak bir tavır ve uluslararası bir işbirliği yoktur. Biz ülke olarak, en başta devlet terörü olmak üzere Allah adı kullanılarak işlenen cinayet ve vahşetler de dahil, terörün her türlüsüne karşıyız, böyle olmaya da devam edeceğiz. Halkın seçtiği ve işbaşına getirdiği yönetimlerin kanlı askeri darbelerle görevden uzaklaştırılması ve bunun karşısında tüm dünyanın ortaya koyduğu tavır ise akıllara ziyan bir ayıptır.

Bunları ifade etmemin sebebi, bağımsızlığımızın, Cumhuriyetin ve demokrasimizin ne büyük nimetler olduğunun daha fazla farkına varmamıza dikkat çekmek içindir. Birbirimizin değerini daha çok bilmemiz içindir. Milli birlik ve bütünlüğümüz bu aziz vatanda en büyük gücümüzdür. Onun için her vesileyle buna vurgu yapıyoruz; çünkü kuvvet birliktedir, dirlik de birliktedir. Dularımızda bunun için yakarıyoruz. Sağduyulu davranmak, hoşgörü, birbirimizin kişiliğine, değerlerine ve hukukuna saygı göstermek, bir arada huzur, barış ve kardeşlik içerisinde yaşamanın ön şartıdır. Demokrasi kültürümüzün kökleşmesi de buna bağlıdır."

"Yeni yasama yılını, geriye dönük olarak yaptıklarımız ve yapmadıklarımız konusunda özeleştiri için bir fırsat olarak görmeliyiz" ifadesini kullanan Çiçek, "Yaptıklarımızı biliyoruz ama yapamadıklarımız var. Milletimiz özlemi ve beklentisi olmasına, bizim de milletimize hep birlikte söz vermemize, bunun bir zaruret ve mecburiyet olmasına rağmen mesela; uzlaşarak ve anlaşarak toplumsal mutabakata dayalı, öncelikleri, ilkeleri, dengeleri ve standandartları iyi belirlenmiş yeni ve sivil bir anayasayı henüz toplum önüne koyamadık. Ortaya koyduğumuz hedefimizin çok uzağında, umutların her geçen gün daha da azaldığı bir süreçte çalışma sürdürüyoruz " dedi.

"Bu süreç bizi nereye götürecek, doğrusu bilmiyorum. Yeni bir Anayasa yapmamış olmamızın sorumluluğunu nasıl taşıyacağız? Milletimize bunu nasıl izah edeceğiz?" sorularını yönelten Çiçek, şunları ifade etti:

"Hepimiz kabul ettik ki bu Anayasa bize dar geliyor, ihtiyaca cevap vermiyor. Bu anayasa her gün yeni sorunlar çıkarıyor. Yanlış düzenlemeler, kurallar, yenisini ve doğrusunu yapmadığımız için yürürlüğünü sürdürürken, karşılaştığımız sorunlara nasıl doğru çözümler bulacağız? Nitekim bulamadık. Tutuklu milletvekilleri sorunu, hak ve özgürlükler sorunu, terör, demokrasi sorunu ve benzeri bir çok toplumsal sorun, bütün bunlara tatminkar çözümler bulamadık. Çağdaş demokrasinin önündeki en büyük engel bu anayasadır.

Kaldı ki yeni bir Anayasa yapamamaktan dolayı bir çelişki yaşadık ve yaşıyoruz. O da şudur; 4 Siyasi partimizin Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na verdikleri metinlere baktığımızda yürürlükteki Anayasanın tümüne yönelik köklü değişiklikler içerdiği ortadadır. Mevcut Anayasanın yanlış, eksik, yetersiz, ihtiyaca cevap vermediği hepimizin ortak tespiti olduğu için bu komisyon kuruldu. Yenisini yapamazsak bu Anayasa yürürlükte kalacak ve biz yasama organı olarak ayıplarla malul bu anayasaya uygun yasa çıkarmaya devam edeceğiz. Bu bir çelişkidir. Anayasa yargısı da 'Neden yanlışa uymadınız?' diye kanunları iptal edecek. Bu çelişkili süreç ne zaman ve nereye kadar devam edecek?

Demokrasi doğru kuralların hayata geçirildiği sistemin adıdır. Yanlış kuralların yürürlükte olduğu bir sistemde sorunların çözümü, kişisel yeteneklere, bir yolunu bulma yöntemlerine havale edilmiş olur.

Keza hepimiz için büyük bir stres kaynağı olan ne etkin yasamaya ne de etkin denetime imkan vermeyen, hergün daha da şiddetli kırıcı tartışmalara kaynaklık eden kırk yıl önceki ikili parlamento yapısına göre hazırlanmış, 155 maddesi değiştirilmiş ve bütünlüğü bozulmuş bir içtüzükle nasıl verimli bir çalışma yapabiliriz? Şu an fiili içtüzükle iş yapmaya çalışıyoruz. Herkes kendisine göre yorum ve uygulama istiyor. Geçen dönemde ve bu dönemde de komisyon kurduk, çalışmalar yaptık. Ancak ortada henüz uygulamaya koyacağımız yeni bir içtüzük de yoktur."

TBMM Başkanı Çiçek, herkesin tek tipçilikten şikayet ettiğini vurgulayarak, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Sağdaki partilerden merkez ve sol partilere kadar hepimize aynı elbise giydiren ve tek tip teşkilatlanmayı zorunlu kılan, olağanüstü dönemlerin ürünü siyasi partiler yasası, yapılmış ve yapılacak olan değişikliklere rağmen kevgire dönmüş seçim mevzuatı ve siyaset hukukunun yeniden tanziminde de bütünlük içerisinde birlikte bir şey yapamadık. Peki bunları kim yapacak? Anayasa, içtüzük, siyasi partiler yasası, seçim mevzuatı, bu konular ilgili diğer mevzuat ortak hukukumuzu oluşturur. Bunlar sağlıklı ve sağlam siyasi bir yapı oluşturmamızın temel unsurlarıdır.

Mevcut siyaset hukukunun, yürürlükteki mevzuatın içerdiği katı, yasaklayıcı kurallarla siyasetin gerçekleri ve halkın beklentileri karşı karşıyadır. Kanuni meşruiyet ile siyasi meşruiyet örtüşmüyor. Yasal meşruiyetin çizdiği çerçeve, reel siyaseti zorluyor, rehin alıyor. Dünün kuralları, bu günün sorunlarını çözmüyor, beklentilerimizi karşılamaya yetmiyor. Sonuçta sertleşiyoruz, kırılıyoruz, daha dargın, daha gergin bir toplum oluyoruz.

Değerli Milletvekilleri; İşimiz çok, yolumuz uzun ama zaman kısa. Gelin sorunlarımızı çözmek için birlikte yeni bir başlangıç yapalım. Emin olun bu çok zor değil ama gereklidir. Bu inanç ve ümitle yeni yasama yılı Türk Milletine ve hepimize hayırlı olsun."

Çiçek'in konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yeni yasama yılının başlaması dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'na hitap etti.

Her yasama yılı başlangıcında Genel Kurul kürsüsünden Türkiye'yi yakından ilgilendiren gelişmeler hakkındaki görüşlerini paylaştığını belirterek sözlerine başlayan Gül, altı yıl önce kendisinin de milletvekili sıralarında oturduğunu hatırlattı.

"Beni Cumhurbaşkanı olarak seçen, üyesi bulunduğunuz Yüce Meclis'tir. Kurtuluşumuzun, kuruluşumuzun ve demokrasimizin ocağı olan bu Meclis, istiklal ve istikbalimizin de nihai teminatıdır. Görev yaptığım altı yıl boyunca Yüce Meclis'in seçtiği 11'inci Cumhurbaşkanı olmanın şeref ve gururunu hep taşıdım" diyen Cumhurbaşkanı Gül, görev süresi boyunca bir yandan anayasal sorumlulukları yerine getirirken, diğer yandan da egemenliğin gerçek temsilcisi olan TBMM'nin çalışmalarını yakından izlediğini vurguladı.

Demokrasinin kendi dinamikleri içinde yaşaması ve ilerlemesi için yoğun mesai harcayan siyasi partilere ve tüm milletvekillerine teşekkür eden Cumhurbaşkanı Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu süre zarfında Anayasa'nın bana verdiği yetki ve sorumlulukları, demokratik teamüller, hukukun üstünlüğü, kamu vicdanı ve milletimizin hassasiyetleri çerçevesinde kullanmak için azami çaba sarf ettim. 2007 yılındaki seçilme sürecinde yaşanan demokratik olgunluğa yakışmayan zorlama ve tartışmaları arkamda bırakarak, Türkiye'nin normalleşmesine özen gösterdim.

Millet iradesine gölge düşüren, siyasi hayatımızı zaman zaman tehlikeye sokan örtülü vesayetlerin ortadan kaldırılması için Meclisimizin ve halkımızın ortaya koyduğu kararlılığa destek oldum."

Çoğulcu demokrasilerde siyasi partilerin birbirleriyle yarıştığını, mücadele ettiğini ve sonuçta ülkenin kazandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, Genel Kurul'a "Sizin demokratik mücadelenizden de hep Türkiye kazanmıştır, kazanacaktır. Bu kazancın ne kadar değerli olduğunu görmek için gözlerimizi sınırlarımızın biraz ötesine çevirmemiz yeterli olacaktır" diye seslendi.

Aktif siyasetin içinden gelen, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı yapmış biri olarak seçimlerin belirleyiciliğine, sandığın erdem ve onuruna yürekten inandığına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Gül, şunları söyledi:

"Demokratik teamüllerin zorlandığı veya ayaklar altına alındığı dönemlerde dahi, halkımızın milli iradesini er ya da geç sandığa ve ülke yönetimine yansıtacağına inancım hiçbir zaman sarsılmadı. Demokrasinin hoşgörü, tahammül, sabır, azim ve fedakârlık gerektirdiğinin hep bilincinde oldum. Yine, demokrasinin bir fren ve dengeler sistemi olduğunu daima akılda tuttum.

Katılımcı, çoğulcu ve özgürlükleri genişleten bir demokrasi anlayışı içinde demokratik reformların gerçekleştirilmesini her fırsatta savunageldim. Bu nedenle, temel insan hakları ve demokratik değerler bakımından etrafımızda yaşanan onca trajediye rağmen, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün bölgemizde de er ya da geç hüküm süreceğine olan inancım hiç eksilmedi. Bu şartlar altında, yüzlerini ve umutlarını Türkiye'ye çeviren kardeş halklara yapabileceğimiz en anlamlı katkının, Türk demokrasisini sağlam ve güçlü tutmak olacağı kanaatindeyim."

"200 yıllık anayasa ve demokrasi geleneğimizin en önemli unsuru, hakim güvencesinde yapılan seçimlerdir yani sandıktır" ifadesini kullanan Gül, Türkiye'de iki yıldan az süre içinde üç önemli seçim yapılacağını, halkın önüne, tercihlerini özgür bir şekilde yapacağı seçim sandıklarının konulacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu:

"Bir demokrasi şöleni havasında gerçekleştirileceğinden emin olduğum seçimlerin ortaya çıkaracağı milli iradeye, her zaman olduğu gibi, herkes saygı duyacak, seçimi kazananlar tüm milletimizi temsil edeceklerdir. Demokrasinin en temel şartı olan seçim dönemlerinde bazen tanık olunan kutuplaşmanın, siyasi partilerimize de ülkemize de faydası yoktur.

Ülkemizde siyasi tartışmalarla başlayan kutuplaşma, bazen siyasetin ötesine geçebilmekte, kimliklere, inançlara, hassasiyetlere dokunan bir nitelik kazanabilmektedir. Böyle bir kutuplaşma elbette milletimizin sosyal insicamını bozma tehlikesi taşır. Her meseleye, her tartışmaya 'siyah-beyaz', 'doğru-yanlış', 'haklı-haksız', 'bizden-onlardan', 'dost-düşman' zaviyesinden bakamayız.

Esasen toplumsal meselelerde, hayata geçirelebilir çözümler, daha çok gri alanlarda, orta yolda ve uzlaşıda bulunabilmektedir. Çünkü insan fıtratı, kalıpları, kampları, önkabulleri, önyargıları ve ötekileştirilmeyi sevmez. Aslında kutuplaşmadan uzaklaşan ülkeler normalleşir. Yapılan reformlar ancak kutuplaşmanın yaşanmadığı dönemlerde kalıcı olur, kök salar. Bu nedenle, kutuplaşmalardan kaçınarak, demokrasimizin değer ve erdemlerine toplum olarak sahip çıkalım. Demokrasiye yönelik tehlikeler konusunda hep birlikte uyanık olalım."

Bir ülkede gelişme, ilerleme, toplumsal huzur, refah ve mutluluğun demokrasi çatısı altında mümkün olabileceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, demokrasinin statik bir sistem olmadığını, yaşayan, gelişen ve değişime ayak uyduran bir yönetim biçimi olduğunu belirtti.

Son yıllarda demokratik standartları yükseltmek amacıyla "sessiz devrim" olarak adlandırılabilecek pek çok köklü reformun hayata geçirildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, "Bu sürece iktidarın olduğu kadar, muhalefetin de katkısı olmuştur. Doğu'da da Batı'da da takdirle karşılanan bu reform ruhunu bugün de devam ettirmemizde büyük fayda vardır" diye konuştu.

Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, Türkiye'nin daha kolay ve iyi yönetilir hale getirilebilmesinin bu reform ruhuyla mümkün olacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bu bağlamda, dün Sayın Başbakan tarafından açıklanan ve ülkemizin önemli sorunlarına çözüm getireceğine inandığım yeni adımları da memnuniyetle karşıladığımı belirtmek isterim. Bu sürecin devam ettirilmesi gerektiğine de inanıyorum. Türkiye gibi genç, dinamik ve hızla şehirleşen bir toplumun demokratik sistem içerisinde dile getirilen ihtiyaçları ve talepleri bitmez, hep süreklilik arz eder.

Bu anlayışla, Gezi Parkı'nda çevre duyarlılığı ve şehir estetiği kaygılarını sergileyen gençlerin barışçı eylemlerini, demokratik gelişkinliğimizin yeni bir tezahürü olarak gördüm. Uzun yıllar yargısız infazlarla, işkenceyle ve vahim insan hakları ihlalleriyle anılmış olan ülkemizin, bu kez, gelişmiş demokrasilerdekilere benzer kaygı ve taleplerle gündeme gelmesinden çekinilecek bir husus yoktu. Bu nedenle, gerek ben gerek Hükümet yetkilileri, 'iyi niyetli mesajların alındığını' eylemlerin hemen ardından ifade ettik.

Ne var ki bazı aşırı gruplar, şiddet kullanarak ve vandalizm sergileyerek barışçı gösterileri istismar etme teşebbüsünde bulunmuşlardır. İyi niyetle başlayan bu eylemler zamanla kamu düzenini bozan, yanlış bir niteliğe bürünmüştür. Neticede, ülkemizin algısını zedeleyen talihsiz olaylar yaşanmış ve maalesef bu süreçte biri polis altı vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bu eylem ve olaylarda hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı dilerim."

***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***