2013-02-17 - 12:39
TBMM ve Avrupa Birliği'nin işbirliği ile hayata geçirilen Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Projesi çerçevesinde düzenlenen terör konusunun ele alındığı sempozyum Antalya'da devam ediyor.
TBMM ve Avrupa Birliği'nin işbirliği ile hayata geçirilen Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Projesi çerçevesinde düzenlenen terör konusunun ele alındığı sempozyum Antalya'da devam ediyor.
Sempozyumun "Terör: AB ve Türkiye Perspektifi" başlığını taşıyan birinci oturumu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu moderatörlüğünde yapıldı.
Oturumun ilk konuşmacısı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Muammer Türker, güvenlik ve özgürlük dengesinin önemine işaret etti. Her ülkenin farklı tehdit algılaması ve ulusal öncelikleri bulunmasının terör konusunda uluslararası işbirliğini zorlaştıran bir unsur olduğuna dikkat çeken Türker, Türkiye'nin tecrübesinin terörün sadece güvenlik endeksli bir yaklaşımla önlenemeyeceğini ortaya koyduğunu söyledi. Türkiye'nin terörle mücadelede uluslararası toplumdan destek beklediğini ifade eden Türker, "Avrupa'da yürütülen insan ve uyuşturucu kaçakçılığı, haraç toplama gibi faaliyetler, bölücü örgütün finansmanı için önemli bir kaynak oluşturuyor. Son 5 yılda Türkiye'nin iadesini istediği terör suçlularından yalnızca 7'si iade edildi. 2002'den beri terör örgütleri listesinde yer alan PKK konusunda Avrupa Birliği'nden daha fazla hassasiyet bekliyoruz" dedi.
Avrupa Birliği'nin terörü bir suç olarak kabul ettiğini, ancak normal ceza hukuku usullerine göre ele alınması gerektiği görüşünde olduğunu belirten Avrupa Birliği Terörle Mücadele Koordinatörü Gilles de Kerchove, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden terör suçlularının iadesi yönündeki taleplerinin yerine getirilmediği yönündeki eleştirilerini cevapladı. Kerchove, "Talepler genellikle çok geniş ifadeler içeriyor ve somut kanıtlar içermiyor. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin somut delile dayanmadan, bir kişinin terör örgütü üyesi olduğu yönündeki iddialarla iade taleplerini yerine getirmesi mümkün değil" değerlendirmesini yaptı. Kerchove, Avrupa Birliği'nin de El-Kaide kaynaklı terör konusunda Türkiye'nin daha sıkı işbirliğine ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanı Mürsel Ali Kaplan ise, terörün finansmanının sıradan bir suç olarak değerlendirilmesi gerektiği görüşüne katılmadığını belirtti. Kaplan, terör suçlularının iadesiyle ilgili taleplere değinirken de terörün finansmanının önlenmesi ilişkin uluslararası sözleşmede "makul şüphelerin bulunması" ifadesinin yer aldığını hatırlattı ve somut delillerin ancak soruşturma ya da kovuşturma aşamasında ortaya çıkabileceğine işaret etti.
Oturumun son konuşmacısı, Pireaus Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mary Bosi de, ülkesi Yunanistan'da son dönemde ortaya çıkan bazı terörist oluşumların yapılarını anlattı. Mali kriz döneminin bu oluşumları güçlendirdiğini belirten Bosi, söz konusu örgütlerin yeni iletişim teknolojilerini kullanarak hızlı bir haberleşme ağı kurduğunu ve bir tür "uluslararası anarşistler grubu" oluşturduğunu sözlerine ekledi.
Oturumun müzakere bölümünde söz alan BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, mevzuattaki terör tanımının genişliği nedeniyle, herkesin kolayca terörist olmakla suçlanabileceği görüşünü dile getirdi.
AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Ali Ramazanoğlu ise, Belçika'da mahkemenin, cinayet işlediğini ve terör örgütü üyesi olduğunu itiraf etmesine karşın Fehriye Erdal'ı serbest bıraktığını hatırlattı ve "Avrupa Birliği'nde bazı terör örgütleriyle mücadele konusunda motivasyon eksikliği var" dedi.
AK Parti Gaziantep Milletvekilli Ali Şahin ise, bazı ülkelerin terörü post modern bir savaş yöntemi olarak benimsediklerini ve hedef seçtikleri ülkelerde terör örgütlerini desteklediklerini ifade etti.
Terör sempozyumunun ikinci oturumunda, güvenlik-özgürlük dengesi ele alındı.
CHP İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danişoğlu'nun moderatörlüğünü yaptığı oturumun ilk konuşmacısı, Fransa Senatosu Orne Senatörü Nathalie Goulet oldu. Goulet, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra Fransa'da artan güvenlik tedbirlerini anlattı. "Terörle mücadele uğruna bir çok özgürlüğümüzü kaybettik" diyen Goulet, bir çok insanın elektronik postalarının takip altında olduğunu, kameraların şehirlerin her köşesinde kayıtta olduğunu söyledi.
İrlanda Parlamentosu milletvekili Eamon O'cuiv ise, ülkesinde ETA terörünün sona erdirilmesi ve barış süreci hakkında bilgi verdi. İrlanda da yıllar boyunca alınan her sert tedbirin terörü daha da şiddetlendirdiğine dikkat çeken O'cuiv, barış sürecinde gerilimi azaltarak, teröre zemin bırakmama yöntemini izlediklerini belitti. O'cuiv "Bu süreç içinde karşılaştığımız sorun güvenliği, özgürlükle birlikte sağlamaktı. Bazı kesimlere çok acı veren siyasi ödünler verilmesi, geçmişteki çatışmaların geçmişte bırakılması gerekliydi" dedi. O'cuiv, bir ülkenin terörle mücadele sürecinin başka bir ülkeye tam olarak uygulanamayacağının, her ülkenin kendi koşullarına özel bir yöntem geliştirmesi gerektiğinin de altını çizdi.
Malaga Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ana Salinas de Frias terörle etkili mücadele için "işleyen bir hukuk sisteminin varlığı, insan haklarına saygılı görev yapan güvenlik güçleri ve net bir mevzuatın" olmazsa olmaz unsurlar olduğunu vurguladı.
Uluslararası Terörizm ve Sınır aşan Suçlar Araştırma Merkezi Müdürü, Polis Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Özeren ise, terör örgütlerinin temel stratejisinin her zaman devleti; sınırı geçmeye ve hata yapmaya zorlamak olduğunu ifade etti.
İkinci oturumun son konuşmacısı, kalkınma ve terörle mücadele uzmanı Valerio de Divitiis de, terör örgütlerinin kutuplaşma yaratarak devletin kendi vatandaşlarının bir kısmına düşman olarak bakmasını sağlamayı bir yöntem olarak kullandığına işaret etti.
Oturumun müzakere bölümünde söz alan CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, CHP'nin terörle mücadeleye yönelik olarak, mecliste bir toplumsal uzlaşma komisyonu ve akil adamlar komisyonu kurulması önerilerini de içeren bir öneriler paketi hazırladığını hatırlattı.
MHP Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç, bireylere değil, gruplara çeşitli haklar verilmesinin ülke bütünlüğü açısından zedeleyici olabileceği uyarısını yaptı.
AK Parti Amasya Milletvekili Naci Bostancı ise, çatışma ortamının uzun bir süre devam ettiği toplumlarda kutuplaşma, karşıdakini "düşman" olarak niteleme eğiliminin güçlendiğini belirtti ve terörle mücadelede başlayan yeni süreçte muhalefetin bu eğilimi besleyecek tutumlardan kaçınmasının yararlı olacağını söyledi.
AK Parti Konya Milletvekili Cem Zorlu da, "Avrupalı dostlarımız, Türkiye'nin yerine kendilerini koyarak düşünsünler. Böyle bir terör felaketini yaşıyor olsalar, onlar Türkiye'den ne beklerlerse, biz de Avrupa Birliği'nden onu bekliyoruz" değerlendirmesini yaptı.
Sempozyum katılımcıları, Akdeniz Üniversitesi kampüsünde ERASMUS Öğrenci Değişim Programı çerçevesinde, Türkiye'de öğrenim gören Avrupa Birliği üyesi ülkelerden öğrenciler ve çeşitli Avrupa ülkelerinde eğitim görmüş Türk öğrencilerle de bir araya geldiler.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Avrupa Birliği'nin işbirliği ile yürütülen Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Projesi çerçevesinde Antalya'da devam eden terör sempozyumunun ikinci gününde, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik bir konuşma yaptı.
Konuşmasında Suriye'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Genel Sekreteri'ne "Suriye'de yıpratıcı ve yıkıcı faaliyetlere destek verdiği" iddiasıyla Türkiye hakkında şikayette bulunmasına değinen Çelik, kendi halkına illegal örgütlerden daha büyük bir şiddet uygulayan bir rejimin böyle bir girişimde bulunmasının literatüre geçecek bir hareket olduğunu söyledi. Suriye'deki rejimin bir terör örgütüne dönüştüğünü, buna karşılık Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi 2 ülkenin vetosu nedeniyle, rejime karşı uluslararası yaptırımların uygulanamadığını hatırlatan Çelik, "Kendi halkına terör uygulayan, halkını katleden bir devlete karşı Birleşmiş Milletler'in tedbir alması için hangi mekanizmalara ihtiyaç var, bunun düşünülmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler'de yaptırım uygulanmasını veto eden devletlerden biri Suriye'den binlerce kilometre uzakta, diğerinin Suriye ile sınırı yok. Türkiye'nin ise Suriye ile 1000 kilometreyi bulan bir sınırı var. Biz terör meselesini konuşurken yalnız terör örgütü düzeyinde değil, devlet terörünün nasıl önleneceği üzerinde de kafa yormalıyız" dedi.
Bazı ülkelerde Suriye'deki silahlı mücadeleyi yürüten muhalif grupların arasına El-Kaide bağlantılı terör unsurlarının sızdığı yönündeki iddiaların yaygın biçimde dile getirildiğine dikkat çeken Çelik, "Böyle bir durum varsa, bununla ilgili somut deliller bulunuyorsa, bunlarla mücadelenin yolu, muhalif grupları hırpalamak değil, onların savunuculuğunu yaptığı meşru taleplerin yerine getirilmesini sağlamaktır" değerlendirmesini yaptı.
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, terörün bir ülkede ya da dünyada yalnızca güvenliği değil, demokrasiyi, toplumsal barışı ve birlikte yaşama isteğini tehdit eden bir unsur olduğunu vurguladı. AK Parti hükümetlerinin hukukun içinde kalarak teröre karşı etkili bir mücadele yürütmeye çalıştığının altını çizen Çelik, 10 yıl öncesine kadar, Türkiye'de devlet içinde çetelerin bulunduğunu, terörle mücadele adı altında hukuk dışı işlerin yapıldığını kaydetti. " Geride kalan 10 yıl, Türkiye'nin 100 yıllık tarihine eşittir" diyen Çelik, AK Parti hükümetleri döneminde yaşanan gelişmeleri "sessiz devrim" olarak niteledi.
Buna karşılık, Türkiye'nin terörle mücadelede müttefiklerinden yeterli desteği bulamadığını ifade eden Ömer Çelik, "Bugün Türkiye'yi özgün bir konuma getiren, terörle mücadeleyi demokrasi standartlarını yükselterek yapmasıdır. Demokrasi ve insan hakları vizyonumuzdan ne olursa olsun, geri adım atmayacağız. Ancak herkese hatırlatmak isterim ki, dünyanın bir yerinde bir ülke güvende değilse, hiç kimse güvende değildir" dedi.
Filiz Türer
Sempozyumun "Terör: AB ve Türkiye Perspektifi" başlığını taşıyan birinci oturumu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu moderatörlüğünde yapıldı.
Oturumun ilk konuşmacısı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Muammer Türker, güvenlik ve özgürlük dengesinin önemine işaret etti. Her ülkenin farklı tehdit algılaması ve ulusal öncelikleri bulunmasının terör konusunda uluslararası işbirliğini zorlaştıran bir unsur olduğuna dikkat çeken Türker, Türkiye'nin tecrübesinin terörün sadece güvenlik endeksli bir yaklaşımla önlenemeyeceğini ortaya koyduğunu söyledi. Türkiye'nin terörle mücadelede uluslararası toplumdan destek beklediğini ifade eden Türker, "Avrupa'da yürütülen insan ve uyuşturucu kaçakçılığı, haraç toplama gibi faaliyetler, bölücü örgütün finansmanı için önemli bir kaynak oluşturuyor. Son 5 yılda Türkiye'nin iadesini istediği terör suçlularından yalnızca 7'si iade edildi. 2002'den beri terör örgütleri listesinde yer alan PKK konusunda Avrupa Birliği'nden daha fazla hassasiyet bekliyoruz" dedi.
Avrupa Birliği'nin terörü bir suç olarak kabul ettiğini, ancak normal ceza hukuku usullerine göre ele alınması gerektiği görüşünde olduğunu belirten Avrupa Birliği Terörle Mücadele Koordinatörü Gilles de Kerchove, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden terör suçlularının iadesi yönündeki taleplerinin yerine getirilmediği yönündeki eleştirilerini cevapladı. Kerchove, "Talepler genellikle çok geniş ifadeler içeriyor ve somut kanıtlar içermiyor. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin somut delile dayanmadan, bir kişinin terör örgütü üyesi olduğu yönündeki iddialarla iade taleplerini yerine getirmesi mümkün değil" değerlendirmesini yaptı. Kerchove, Avrupa Birliği'nin de El-Kaide kaynaklı terör konusunda Türkiye'nin daha sıkı işbirliğine ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanı Mürsel Ali Kaplan ise, terörün finansmanının sıradan bir suç olarak değerlendirilmesi gerektiği görüşüne katılmadığını belirtti. Kaplan, terör suçlularının iadesiyle ilgili taleplere değinirken de terörün finansmanının önlenmesi ilişkin uluslararası sözleşmede "makul şüphelerin bulunması" ifadesinin yer aldığını hatırlattı ve somut delillerin ancak soruşturma ya da kovuşturma aşamasında ortaya çıkabileceğine işaret etti.
Oturumun son konuşmacısı, Pireaus Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mary Bosi de, ülkesi Yunanistan'da son dönemde ortaya çıkan bazı terörist oluşumların yapılarını anlattı. Mali kriz döneminin bu oluşumları güçlendirdiğini belirten Bosi, söz konusu örgütlerin yeni iletişim teknolojilerini kullanarak hızlı bir haberleşme ağı kurduğunu ve bir tür "uluslararası anarşistler grubu" oluşturduğunu sözlerine ekledi.
Oturumun müzakere bölümünde söz alan BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, mevzuattaki terör tanımının genişliği nedeniyle, herkesin kolayca terörist olmakla suçlanabileceği görüşünü dile getirdi.
AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Ali Ramazanoğlu ise, Belçika'da mahkemenin, cinayet işlediğini ve terör örgütü üyesi olduğunu itiraf etmesine karşın Fehriye Erdal'ı serbest bıraktığını hatırlattı ve "Avrupa Birliği'nde bazı terör örgütleriyle mücadele konusunda motivasyon eksikliği var" dedi.
AK Parti Gaziantep Milletvekilli Ali Şahin ise, bazı ülkelerin terörü post modern bir savaş yöntemi olarak benimsediklerini ve hedef seçtikleri ülkelerde terör örgütlerini desteklediklerini ifade etti.
Terör sempozyumunun ikinci oturumunda, güvenlik-özgürlük dengesi ele alındı.
CHP İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danişoğlu'nun moderatörlüğünü yaptığı oturumun ilk konuşmacısı, Fransa Senatosu Orne Senatörü Nathalie Goulet oldu. Goulet, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra Fransa'da artan güvenlik tedbirlerini anlattı. "Terörle mücadele uğruna bir çok özgürlüğümüzü kaybettik" diyen Goulet, bir çok insanın elektronik postalarının takip altında olduğunu, kameraların şehirlerin her köşesinde kayıtta olduğunu söyledi.
İrlanda Parlamentosu milletvekili Eamon O'cuiv ise, ülkesinde ETA terörünün sona erdirilmesi ve barış süreci hakkında bilgi verdi. İrlanda da yıllar boyunca alınan her sert tedbirin terörü daha da şiddetlendirdiğine dikkat çeken O'cuiv, barış sürecinde gerilimi azaltarak, teröre zemin bırakmama yöntemini izlediklerini belitti. O'cuiv "Bu süreç içinde karşılaştığımız sorun güvenliği, özgürlükle birlikte sağlamaktı. Bazı kesimlere çok acı veren siyasi ödünler verilmesi, geçmişteki çatışmaların geçmişte bırakılması gerekliydi" dedi. O'cuiv, bir ülkenin terörle mücadele sürecinin başka bir ülkeye tam olarak uygulanamayacağının, her ülkenin kendi koşullarına özel bir yöntem geliştirmesi gerektiğinin de altını çizdi.
Malaga Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ana Salinas de Frias terörle etkili mücadele için "işleyen bir hukuk sisteminin varlığı, insan haklarına saygılı görev yapan güvenlik güçleri ve net bir mevzuatın" olmazsa olmaz unsurlar olduğunu vurguladı.
Uluslararası Terörizm ve Sınır aşan Suçlar Araştırma Merkezi Müdürü, Polis Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Özeren ise, terör örgütlerinin temel stratejisinin her zaman devleti; sınırı geçmeye ve hata yapmaya zorlamak olduğunu ifade etti.
İkinci oturumun son konuşmacısı, kalkınma ve terörle mücadele uzmanı Valerio de Divitiis de, terör örgütlerinin kutuplaşma yaratarak devletin kendi vatandaşlarının bir kısmına düşman olarak bakmasını sağlamayı bir yöntem olarak kullandığına işaret etti.
Oturumun müzakere bölümünde söz alan CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, CHP'nin terörle mücadeleye yönelik olarak, mecliste bir toplumsal uzlaşma komisyonu ve akil adamlar komisyonu kurulması önerilerini de içeren bir öneriler paketi hazırladığını hatırlattı.
MHP Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç, bireylere değil, gruplara çeşitli haklar verilmesinin ülke bütünlüğü açısından zedeleyici olabileceği uyarısını yaptı.
AK Parti Amasya Milletvekili Naci Bostancı ise, çatışma ortamının uzun bir süre devam ettiği toplumlarda kutuplaşma, karşıdakini "düşman" olarak niteleme eğiliminin güçlendiğini belirtti ve terörle mücadelede başlayan yeni süreçte muhalefetin bu eğilimi besleyecek tutumlardan kaçınmasının yararlı olacağını söyledi.
AK Parti Konya Milletvekili Cem Zorlu da, "Avrupalı dostlarımız, Türkiye'nin yerine kendilerini koyarak düşünsünler. Böyle bir terör felaketini yaşıyor olsalar, onlar Türkiye'den ne beklerlerse, biz de Avrupa Birliği'nden onu bekliyoruz" değerlendirmesini yaptı.
Sempozyum katılımcıları, Akdeniz Üniversitesi kampüsünde ERASMUS Öğrenci Değişim Programı çerçevesinde, Türkiye'de öğrenim gören Avrupa Birliği üyesi ülkelerden öğrenciler ve çeşitli Avrupa ülkelerinde eğitim görmüş Türk öğrencilerle de bir araya geldiler.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Avrupa Birliği'nin işbirliği ile yürütülen Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Projesi çerçevesinde Antalya'da devam eden terör sempozyumunun ikinci gününde, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik bir konuşma yaptı.
Konuşmasında Suriye'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Genel Sekreteri'ne "Suriye'de yıpratıcı ve yıkıcı faaliyetlere destek verdiği" iddiasıyla Türkiye hakkında şikayette bulunmasına değinen Çelik, kendi halkına illegal örgütlerden daha büyük bir şiddet uygulayan bir rejimin böyle bir girişimde bulunmasının literatüre geçecek bir hareket olduğunu söyledi. Suriye'deki rejimin bir terör örgütüne dönüştüğünü, buna karşılık Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi 2 ülkenin vetosu nedeniyle, rejime karşı uluslararası yaptırımların uygulanamadığını hatırlatan Çelik, "Kendi halkına terör uygulayan, halkını katleden bir devlete karşı Birleşmiş Milletler'in tedbir alması için hangi mekanizmalara ihtiyaç var, bunun düşünülmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler'de yaptırım uygulanmasını veto eden devletlerden biri Suriye'den binlerce kilometre uzakta, diğerinin Suriye ile sınırı yok. Türkiye'nin ise Suriye ile 1000 kilometreyi bulan bir sınırı var. Biz terör meselesini konuşurken yalnız terör örgütü düzeyinde değil, devlet terörünün nasıl önleneceği üzerinde de kafa yormalıyız" dedi.
Bazı ülkelerde Suriye'deki silahlı mücadeleyi yürüten muhalif grupların arasına El-Kaide bağlantılı terör unsurlarının sızdığı yönündeki iddiaların yaygın biçimde dile getirildiğine dikkat çeken Çelik, "Böyle bir durum varsa, bununla ilgili somut deliller bulunuyorsa, bunlarla mücadelenin yolu, muhalif grupları hırpalamak değil, onların savunuculuğunu yaptığı meşru taleplerin yerine getirilmesini sağlamaktır" değerlendirmesini yaptı.
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, terörün bir ülkede ya da dünyada yalnızca güvenliği değil, demokrasiyi, toplumsal barışı ve birlikte yaşama isteğini tehdit eden bir unsur olduğunu vurguladı. AK Parti hükümetlerinin hukukun içinde kalarak teröre karşı etkili bir mücadele yürütmeye çalıştığının altını çizen Çelik, 10 yıl öncesine kadar, Türkiye'de devlet içinde çetelerin bulunduğunu, terörle mücadele adı altında hukuk dışı işlerin yapıldığını kaydetti. " Geride kalan 10 yıl, Türkiye'nin 100 yıllık tarihine eşittir" diyen Çelik, AK Parti hükümetleri döneminde yaşanan gelişmeleri "sessiz devrim" olarak niteledi.
Buna karşılık, Türkiye'nin terörle mücadelede müttefiklerinden yeterli desteği bulamadığını ifade eden Ömer Çelik, "Bugün Türkiye'yi özgün bir konuma getiren, terörle mücadeleyi demokrasi standartlarını yükselterek yapmasıdır. Demokrasi ve insan hakları vizyonumuzdan ne olursa olsun, geri adım atmayacağız. Ancak herkese hatırlatmak isterim ki, dünyanın bir yerinde bir ülke güvende değilse, hiç kimse güvende değildir" dedi.
Filiz Türer
