2007-01-09 - 15:00
CHP GENEL BAŞKANI BAYKAL:''TÜRKİYE'NİN KIBRIS POLİTİKASININ NE OLMASI GEREKTİĞİ KONUSUNDA İLGİLİ KURUMLAR ARASINDA BİR ANLAYIŞ BERABERLİĞİ BULUNMADIĞINI GÖRÜYORUZ''
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Hükümet, KKTC'deki talebi Türk Genelkurmayı ile karşı karşıya getirerek 'kendi işini kendin hallet' dercesine devre dışı kalmaya çalışarak, kaosun gelişmesine göz yumuyor'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, KKTC'deki Lokmacı Üst Geçidi ile ilgili sürecin, Türkiye'nin Kıbrıs politikası konusunda ilgili kurumlar
arasında bir anlayış beraberliği bulunmadığını ortaya koyduğunu söyledi.
Baykal, ''Hükümet, KKTC'deki talebi Türk Genelkurmayı ile karşı karşıya getirerek 'kendi işini kendin hallet' dercesine devre dışı kalmaya çalışarak,
kaosun gelişmesine göz yumuyor'' dedi.
CHP Grup toplantısında, Genel Başkan Deniz Baykal, kürsüye çıkmadan önce bayramda geçirdiği trafik kazasında hayatları kaybeden Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz ile İl Sekreteri Ali Alp için saygı duruşunda bulunuldu. Baykal da konuşmasına başlarken, Büyükcengiz ve Alp'in vefatından duyduğu üzüntüyü bir kez daha ifade etti.
Konuşmasında 2006 yılında ortaya çıkan gelişmelere yönelik değerlendirmelerde bulunan Baykal, ''2006 yılı, Türkiye'nin, ekonomi, iç ve dış
politikada uygulanan siyasetlerin sınıra, artık taşınmaz hale geldiğini gösteren bir yıl olmuştur'' diye konuştu. Baykal, bu alanlarda yeni bir yaklaşımın ortaya çıkması gerektiğine işaret ederek, ''2007, gerçeklerle yüzleşerek kendimize çıkış yolu arayacağımız bir yıl olmalıdır'' dedi.
Ekonomide izlenen politikaları eleştiren Baykal, ''Temel ekonomi politikasının zafiyetinin, bedava kömür, okul kitabı dağıtılarak kapatılamayacağını'' söyledi.
Avrupa Birliği (AB) sürecine de değinen Baykal, AB ile ilişkilerin 2006 yılı sonunda tıkandığını belirterek, ''AB mirasının, 2 yılda bu hükümetin elinde tüketildiğini'' savundu. Daha önce bu konuda izlenen politika nedeniyle Hükümete uyarıda bulunduklarını, ancak bunların dikkate alınmadığını kaydeden Baykal, şimdi geçmişte atılan bazı yanlış imzaların tutsağı olunduğunu ve sürecin tıkandığını belirtti.
Baykal, ''Tam bir başarısızlık... Bunu bir Türk vatandaşı olarak acı içinde söylüyorum, bir muhalefet gayretkeşliğiyle değil. Türkiye'nin bu kadar haklı olduğu bir davanın, bir mirasyedi gibi bu kadar kısa süre içinde tüketilmesine isyan ediyorum'' diye konuştu.

-KKTC'DEKİ GELİŞMELER-

Konuşmasında, KKTC'deki Lokmacı Üst Geçidi ile ilgili tartışmalara da değinen Baykal, bu sorunun, çok acı gerçekleri ortaya koyduğunu kaydetti. Baykal, şöyle devam etti:
''Bu konuyla ilgili gelişmeler ortaya koymuştur ki Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki dış politikası, bu konuyla doğrudan ilişkili milli kurumların
mutabakatı ve ortak anlayışı içinde götürülüyor değildir. Kıbrıs'ta izlenen politikanın, bu politikayla doğrudan ilgili KKTC, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti,
TSK, emniyet güçleri, devlet kurumları arasında bir uyum, arayış, hedef birliği içinde götürülmediği, bu olay vesilesiyle ortaya çıkmıştır. Asıl acı olan,
düşündürücü olan budur. Türkiye'nin Kıbrıs politikasının ne olması gerektiği konusunda bu konuyla doğrudan ilgili olması gereken kurumlar arasında maalesef bir anlayış beraberliğinin bulunmadığını görüyoruz. Asıl sorun buradadır.
Üst geçit yapılır, yıkılır bunlar önemli değil. Yapılması ya da yapılmaması gerektiğini yetkili kurumlar kendi aralarında değerlendirir, alır kararı
uygularlar. Ama birisi öyle, birisi böyle diyecek, birbirleriyle çatışacaklar...''
Bu noktaya nasıl gelindiğini soran Baykal, bir süre önce KKTC'de bir hükümet değişikliği yaşandığını anımsattı. O dönemde bir AK Parti Genel Başkan Yardımcısının KKTC'de milletvekilleriyle gizli görüşmeler yaptığını, oradaki en üst düzeydeki dini yetkilinin siyasi kulislerde etkin rol oynadığını savunan Baykal, ''Bir de baktık ki saflar değişti, transferlerle bir parti hükümetin dışında kaldı, başka bir partinin girişiyle yeni bir hükümet kuruldu'' diye konuştu.
Baykal, bu gelişmelerin ardından limanların açılması önerisinin gündeme geldiğini, daha sonra da Türkiye'ye meydan okuyan bir tavırla karşı karşıya kalındığını söyledi.
''Bir hükümet niçin vardır, Türkiye Cumhuriyeti'nin işi nedir?'' diye soran Baykal, Hükümetin görevinin, Türkiye'nin uyumlu, ulusal yararlarıyla bütünleşmiş bir politikayı ortaya koyarak, gerçekleştirmesini sağlamak olduğunu kaydetti.
Baykal, ''Hükümet, KKTC'deki talebi Türk Genelkurmayı ile karşı karşıya getirerek 'kendi işini kendin hallet' dercesine devre dışı kalmaya çalışarak, ortadaki kaosun gelişmesine göz yumuyor''diye konuştu.

-''BAYRAM DEĞİL SEYRAN DEĞİL...''-

Deniz Baykal, konuşmasında AK Parti'nin bayram süresince 'bilboard'lara asılan, Başbakan Erdoğan'ın fotoğrafı ve ''Kurban olam ayına yıldızına''
yazısının yer aldığı afişlerin çok ilgi çektiğini söyledi. Baykal, söyle devam etti:
''Bu kampanya niye ilgi çekti? Başbakan'ın ağzına yakıştıramadılar. Herkes, 'nereden çıktı, hayrola, bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü, seçim mi var' diye sormaya başladı. Siyasi partilerimizin, bu memleketin bayrağına sahip çıkmasından, bayrağıyla bütünlemesinden mutluluk duyarız. Ama önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum, bu afişler nerede var, nerede yok farkında mısınız? Bu afişler, Türkiye'nin bir coğrafyasında var ama bir başka coğrafyasında yok.
Ne oluyor, ne demek istiyor bu hükümet? Bu hükümet, ayına yıldızına ülkenin bir coğrafyasında kurban oluyor, bir başka coğrafyasında 'Aman ha, bırakın bu lafları' mı diyor? Böyle bir şey olabilir mi? Şaka bir yana bu tablonun ortaya koyduğu çelişki, tutarsızlık, samimiyetsizlik bir yana, böyle bir tablo olabilir mi? En vahim bölücülük bu değil mi?
Türkiye'yi iki ayrı sloganla siyaset yapılır bir ülke haline bizzat iktidar getirirse, buradan olumlu bir yere ulaşılabilir mi? Çok acı bir manzara.
Türkiye'nin gerçekten bir ulusal ümide, bir milli duruşa ihtiyacı var. Ama bizim ihtiyacımız olan milli duruş, afiş milliyetçiliği anlayışı değildir. Yurdun bir
coğrafyasında afişle yapılan milliyetçilikle, Türkiye'nin hiçbir yere gitmesi mümkün değildir.''

-''TUZAĞA DÜŞMEYİN''-

Baykal, milli devletin, ulus devletin ortadan kalkması durumunda başka dinamiklerin işlemeye başlayacağına dikkati çekerek, bunların birincisinin din ve mezhep, diğerinin de etnik kimlik dinamiği olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
''Son zamanlarda yeni bir söylem geliştiriliyor; 'Artık globalleşme çağındayız, böyle bir ortamda artık milli, ulusal devlet dönemi geçmiştir, milli
devletin modası geçmiştir' anlayışı, Türkiye'de bir süreden beri bilinçli, planlı olarak yaygınlaştırılmak isteniyor. Bu, Türkiye'yi de Ortadoğululaştırmak
sürecinin bir parçasıdır. Türkiye, bu coğrafyada ancak bir milli devlet olarak ayakta durur. Barışımızı, huzurumuzu ancak milli bir devlet olarak, birliğimizi bütünlüğümüzü sağlayarak koruyabiliriz.
Birliğimizin, bütünlüğümüzün; şu süreç, bu gelişme adına ortadan kalkmasına göz yumduğumuz anda karşılaşacağımız tablo, bilmeliyiz ki bir gerilim, çatışma, kutuplaşma ortamı olacaktır. Güzel sunumlarla, parlak vaatlerle Türkiye geçmişte de bir maceraya çekilmek istenmiştir. Şimdi içinde bulunduğumuz coğrafyanın çok ciddi bir sarsıntıya sürüklenmekte olduğunu görüyoruz, Ortadoğu ile ilgili haritalar, yaşanan gerçekler, işleyen süreçler var. Bütün bunları görerek böyle bir oluşumun parçası haline dönüşme tehlikesi karşısında çok dikkatli, bilinçli olmamız gerekiyor. Bütün milletimizi çok dikkatli olmaya çağırıyorum, sakın ha o söylemlerin tuzağına düşmeyin. 'Ulus devletin modası geçti' diye diye Türkiye'nin
içinden bir ulus devlet çıkarmaya çalışanların tuzağına düşmeyelim. ''

''CHP'NİN CUMHURİYET İLE BAĞLANTISINDAN ANCAK CUMHURİYET ÖZÜRLÜ OLANLAR RAHATSIZ OLUR''
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yanıt verdi.
Erdoğan'ın, bayram günlerinde, ''açıldığını, üslubunu daha da çarpıcı hale getirdiğini, bayram ortamında gerginlik yaratmaya çalıştığını'' savunan Baykal, CHP'nin bunlara, milletin ağzının tadını bozmamak adına ve cevaba değer saymadığı için yanıt vermediğini söyledi.
Cumhuriyet ile CHP'nin ilişkisi ve kadrolaşma iddialarının aydınlığa kavuşturulması gerektiğini belirten Baykal, Erdoğan'ın; CHP'nin, Cumhuriyete
sahip çıkmasından rahatsızlık ve tedirginlik duyduğunu, Cumhuriyet ile CHP'nin ilişkisini sorgulamaya kalktığını öne sürdü.
Baykal, ''CHP'nin Cumhuriyete sahip çıkmasından rahatsız oluyorsan, yapman gereken şey; CHP'yi suçlamak değil, sen de Cumhuriyete sahip çık. Elini kolunu tutan, ağzını bağlayan mı var? Ben Cumhuriyete bir sahip çıkıyorsam, sen üç sahip çık, helal olsun diyeyim sana'' diye konuştu.
Cumhuriyeti, Müdafai Hukukçular ve Kuvayi Milliyecilerin kurduğunu, CHP'nin temelinde de bunların yer aldığını ifade eden Baykal, ''Cumhuriyeti kuranlar kime karşı kurdular? CHP'nin, işin temelindeki bu bağlantısını yok sayabilir misin?'' diye sordu.
Baykal, CHP'nin, bütün yaşamı boyunca Cumhuriyete inançla, içtenlik ve özveriyle sahip çıktığını, hiçbir zaman Cumhuriyetten tedirginlik duyanlara yaranma çabasında olmadığını söyledi.
CHP'nin Cumhuriyet ile bağlantısından ancak ''Cumhuriyet özürlü olanların rahatsız olacağını'' kaydeden Baykal, ''Cumhuriyet özürlü değilsen, sen de sahip çık'' dedi.

-''ERDOĞAN İLE AŞIK ATMAM MÜMKÜN DEĞİL''-
Başbakan Erdoğan'ın, kadrolaşmayı, kendisine yakışan bir üslupla dile getirdiğini kaydeden Baykal, bu konuda Erdoğan ile aşık atmasının mümkün olmadığını, bunu Erdoğan'a iade ettiğini söyledi. Baykal, sokak ağzı ile konuşmaya kalksa söyleyecek çok şeyi olduğunu ancak buraya yakışmayacağını vurguladı.
CHP'nin kadrolaşma yaptığına yönelik iddialara yanıt veren Baykal, partisinin çeyrek asrı aşan bir süredir iktidar olmadığını, yolsuzluklar,
haksızlıklar, hukuk, ekonomi ve dış politikadaki sorunların çoğunun, sağ iktidarların sorumluluk üstlendikleri bir dönemin sonucu olarak ortaya çıktığını
söyledi. Baykal, Türkiye'nin, CHP iktidarını, kuşaklar boyu yaşayamadığını, CHP'nin denenemediğini dile getirdi.
4 yıllık AK Parti iktidarının, Cumhuriyet tarihin en büyük memur ve bürokratik kıyımın, kadrolaşmanın yaşandığı bir dönem olduğunu savunan Baykal, değiştirilmeyen ilkokul müdürü, sağlık müdürü, başhekim kalmadığını söyledi.

-''KADROLAŞMA DEĞİL, KUŞATMA''-
Baykal, bütün bunlar için kadrolaşma sözünün yeterli olmadığını, yapılanın kadrolaşma değil, kuşatma olduğunu ifade etti.
Devlet kurumlarının vekaletle yönetildiğini belirten Baykal, buna, Emniyet Genel Müdürlüğü, TRT Genel Müdürlüğü, SPK, Gelir İdaresi Başkanlığı, Maliye Teftiş Kurulu Başkanlığı, BOTAŞ, Gümrük Müsteşarlığı, KOSGEB, Darphane Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığını örnek olarak gösterdi.
Baykal, yüzlerce kritik üst düzeyin vekaletle yönetildiğini, vekaletle idare edilen toplam üst yönetim makam sayısının 381 olduğunu bildirdi.
Bakanlığın atamaya ilişkin kararnamesinin, Cumhurbaşkanından önce ''zihniyetimize uygun adam getireceksin, bu olmaz'' diyerek Başbakanlıktan
döndüğünü belirten Baykal, bunun, yeni bir tablo olduğunu kaydetti.
Baykal, Başbakanlığın 2002'de 4, 2003'te 117, 2004'te 133 ve 2005'te 122 kararnameyi geri çevirdiğini bildirdi.

-KADROLAŞMA ÖRNEKLERİ-
Bir felsefeye dayalı, ''kara kadrolaşma ve kuşatmanın'' görüldüğünü savunan Baykal, devlette hiçbir hizmeti olmamış bir kişinin Maliye Bakanlığında müşavir olduğunu, ERDEMİR, Türkiye Denizcilik İşletmelerinde yönetim kurulu üyeliğine getirildiğini söyledi.
Baykal, AK Parti iktidarında, hiçbir devlet hizmeti olmamış bir kişinin 4 yılda genel müdüre dönüştürüldüğünü ifade ederek, ''72 milyonun içinde 4 yılda genel müdür olmayı başarmış bir tane kişi var, AKP'nin getirdiği kişi'' dedi.
Bir milletvekilinin ağabeyinin hapisteyken yönetim kurulu üyeliğine atandığını belirten Baykal, kadrolaşma sıfatının buna uygun olup olmadığını
sordu.
Hayali ihracat yapmaktan dosyası olan bir kişinin Kızılay'ın başına getirildiğini ifade eden Baykal, müteahhitlik yaptığı dönemde sahte fatura
düzenlemekten davası süren, Nevşehir'de 2005'te vergi yüzsüzleri listesinde yer alan bir kişinin ise Türkiye Sanayi Bankası yönetiminde ve ihale komisyonun başında olduğunu kaydetti.
Baykal, hakkında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilişkili olarak devam eden zimmet davası olan bir kişinin Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu
Başkanlığına, TMSF tarafından hakkında şahsi iflas davası bulunan başka birinin ise Pakistan, İran, Türkiye Ortak Yatırım Bankasına genel müdür olarak atandığını söyledi. Baykal, AK Parti'nin, Ziraat Bankası'nın Almanya'daki Ziraat Enternasyonal Bankasına atadığı genel müdürü, Almanya'nın, Türkiye'de hakkında dava açıldığı için geri çevirdiğini kaydetti.
Egebank davasında yargılanan bir kişinin, Sanayi ve Ticaret Bakanlığına müsteşar yardımcısı olarak atandığını ifade eden Baykal, bu örneklerin haddi hesabının olmadığını söyledi.
Baykal, ''Bu kadrolaşmaya sıfat bulmak, benim yeteneklerimin ötesinde. Bir rahat zamanında Sayın Başbakan'ın bu uygulamaya bir sıfat vermesini rica ediyorum'' dedi.
Konuşmasında, bankacılık sektöründeki yabancı payının arttığına da işaret eden Baykal, AB ülkelerinde, bankaların yabancı ortak payının yüzde 10-11'inin geçmediğini vurguladı.
Baykal, bankacılığın adım adım ulusal kimliğini yitirdiğini ifade etti.

-''HÜKÜMETİN, SADDAM HÜSEYİN'İN İDAMI KONUSUNDA TAM BİR DUYARSIZLIKLA, 'ONLARIN KENDİ İŞİDİR' DEMİŞ OLMASINI
BÜYÜK ÜZÜNTÜYLE KARŞILADIĞIMI SÖYLEMEK ZORUNDAYIM''

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında, Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin'in idamı konusunda değerlendirmelerde bulundu.
Dünyanın, medeniyetin geldiği noktada, artık siyasetin idamla noktalandığına tanık olmanın, kabul edilebilir olmaktan çıktığını belirten Baykal, şöyle
konuştu:
''İnsan hayatını, siyasetçi hayatını, siyasi mücadelenin bir parçası haline dönüştürmek, artık kesinlikle ortadan kaldırılması gereken bir yanlış
uygulamadır. Biz ülke olarak bundan çok çektik. Bu konudaki yanlış uygulamaların acısını yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. Bu konuda, Anayasamızda gerekli düzenlemeleri yaptık, uluslararası anlaşmaları imzaladık. Artık geldiğimiz medeniyet noktasında hiçbir siyaset adamının, kendi yanlışını idam edilerek, hayatıyla ödemesini talep etmek doğru değildir. Bunun, ortaya çıkmış olması lazım.''
Baykal, Saddam Hüseyin'in idamı dolayısıyla çok üzüntü verici manzaralara tanık olduklarını ifade ederek, şöyle devam etti:
''İdamın yanlışlığını, hukuktan çıkarılması gerektiğini dünyaya ilan edenler, söyleyenler, bu idamdan büyük mutluluk duyduklarını söylediler.
Birdenbire bu konudaki ikiyüzlülüğün, mürailiğin ne noktada olduğunu gözlemleme fırsatı bulduk. Bizi 'idamı kaldırın' diye baskı altına alan, talep yapan ülkeler, bu idamdan memnuniyet duyduklarını söyleyince, nasıl bir çifte standardın bu ülkelere hakim olduğunu gözlemlemiş oluyoruz. Çok acı bir olay.
Bizim için şaşırtıcı değil. Bizim için asıl üzücü olan, Hükümetin, bu olay konusunda Anayasanın, imzaladığımız uluslararası anlaşmaların, halkımızın
hissiyatının tamamen dışında bir yaklaşım içinde, idam konusunda tam bir duyarsızlıkla, 'onların kendi işidir' demiş olmasını da büyük üzüntüyle
karşıladığımı söylemek zorundayım. Yanlış olmuştur, yakışıksız olmuştur.''
Irak'taki sürecin bir kan, kin ve intikam sürecine dönüştüğünü belirten Baykal, bunu ortadan kaldırma konusundaki fırsatların değerlendirilemediğini söyledi.

-''BİRLİK, BÜTÜNLÜĞÜMÜZÜ KORUYACAĞIZ''-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Anadolu coğrafyasının bir kısmını afişlerle bayraklarla donattığını anlatan Baykal, ancak ''Türkiye'nin resmi dili
Türkçedir'' anlayışını ortadan kaldırmaya yönelik arayışlar karşısında ağzını açıp tek kelime bile söyleyemediğini öne sürdü. Baykal, ''Türkiye'nin birliğini, bütünlüğünü koruyacağız. Resmi dilimizin, Türkçe olduğunu unutmayacağız, unutturmayacağız. Dilimizi, toprağımızı, vatanımızı, milletimizi sahipleneceğiz'' diye konuştu.

-HALK BANKASININ SATIŞI-
Baykal, seçim yılında ''bir telaş içinde'' Halk Bankasını satma girişimini sakıncalı bulduğunu ifade ederek, ihale süreci başlamadığını ancak, 'işin
bitirildiği, satışın bağlandığı' yönünde söylentiler bulunduğunu kaydetti.
Baykal, ''Halk Bankasını almaya kalkan herkesin, bu iktidarın gidici olduğunu unutmamasını istiyorum. Böyle hazır müşteriye giderayak banka satarak, ülke yönetmeye imkan yoktur'' diye konuştu.

-OY KULLANIN ÇAĞRISI-
Vatandaşları oy vermeye çağıran Baykal, ''Lütfen, bu defa sandığa gidin ve oy kullanın'' dedi.
Seçimlerde vatandaşlık numarası ile oy kullanılacağını anımsatan Baykal, herkesin, vatandaşlık numarasını içeren yeni nüfus kağıtlarını kolaylıkla alması konusunda bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu, gerekirse bu konuda yasa çıkarılabileceğini söyledi.