2013-05-21 - 19:03
Varlık barışının da içinde yer aldığı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.
MHP, Danışma Kurulu'nda uzlaşma sağlanamadığı için geçici köy korucularının sorunlarına ilişkin araştırma önergesinin bugün görüşülmesini, grup önerisi olarak Genel Kurul gündemine getirdi.
Erdem, öneri lehinde yaptığı konuşmada, sayıları 60 bin olan geçici köy korucularının, canları başlarıyla askerin, polisin yanında, Türk bayrağının semalarda dalgalanması, Türk devletinin payidar olması için mücadele ettiğini söyledi. Erdem, geçici köy korucularının, dağda gezen teröristlerin korkulu rüyası olmaya devam ettiğini ifade etti.
Geçici köy korucularının bin 700 şehit, 2 bin gazi verdiğini; bazen yakınlarını kaybettiğini belirten Erdem, buna karşın asla mücadeleden vazgeçmediğini söyledi. Köy korucularının 800-900 lira arasında değişen oranda, açlık sınırında bir maaş aldığını kaydeden Erdem, geçici köy korucularının sosyal güvencelerinin eksik olduğunu, sağlık güvencelerinden de tam olarak yararlanamadığını söyledi.
Enver Erdem, geçici köy korucularına sosyal haklarının verilmesi, maaşlarının iyileştirilmesi, yol ve kumanya parası verilmesini istedi.
CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt de öneri lehinde söz alarak, Türkiye'nin barış sürecinden geçtiğini, barış istediklerini söyledi. Öğüt, bu nedenle köy koruculuğunun tamamen kalkması, 55 yaş ve altı olanların devlet kurumlarında memur olarak istihdam edilmesini, 55 yaş üstünün emekli olmasını, yaklaşık bin lira emekli maaşı bağlanmasını önerdi.
Öneri aleyhinde söz alan AK Parti Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy, yaklaşık 47 bin geçici köy korucusunun görev yaptığını kaydetti.
Geçici köy korucularının yaklaşık 850 lira maaş aldığını, korucu başlarının yüzde 10 daha fazla maaş aldığını, bin 700 lira da yıllık tazminat ödendiğini anlatan Ersoy, 55 yaşını dolduran ve 15 yıl görev yapanlara da 370-590 lira arasında değişen oranda aylık bağlandığını dile getirdi.
Ersoy, ''Gönül ister ki asayiş ve güvenliği sağlamak için kanunen görevlendirilen güvenlik birimleri dışında hiçbir düzenleme ve oluşuma ihtiyaç olmasın, her yerde barış, huzur, kardeşlik olsun. Vatandaşlarımızın hiçbiri, ülkenin hiçbir köşesinde can ve mal emniyetinden muzdarip olmasın. Gönül ister ki böyle bir düzenlemeye ihtiyaç olmasın. Böyle bir durumda geçici, gönüllü köy korucularına ihtiyaç olmasın. İhtiyaç olduğunda görevlerine devam edecektir. Bugüne kadar canları, mallarını ortaya koyarak, çoluk ve çocuklarıyla birlikte devletin bekası için kahramanca mücadele etmiş kardeşlerimizi mağdur etmek, görmezden gelmek, bizim içimize sinecek bir uygulama olmaz. Onları mağdur etmemeye kararlıyız'' diye konuştu.
Konuşmaların ardından MHP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
Genel Kurul'da ayrıca BDP'nin ''Çerkezce UNESCO'nun kaybolmakta olan diller atlasında risk altında olan diller grubunda yer alması hakkında'' araştırma önergesinin bugün görüşülmesine dair grup önerisi de reddedildi.
Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda, milletvekillerinin sözlü sorularına yanıt verdi.
Özellikle en büyük ihracat pazarı olan AB ekonomilerinde yaşanan sorunların da etkisiyle cari açıkta bir miktar yükselme olduğuna işaret eden Yılmaz, ancak bunu finanse etmede hiçbir sıkıntı yaşanmadığını söyledi.
Büyüme politikalarıyla ekonomiyi büyüterek istihdam imkanlarını geliştirdiklerini vurgulayan Yılmaz, aktif iş gücü, bölgesel ve diğer politikalarla iş gücü piyasalarında istihdamla ilgili güçlü bir politika uyguladıklarını kaydetti. Yılmaz, ekonominin, son 4 yılda 4 milyonu aşkın istihdam ürettiğine dikkati çekti.
Yılmaz, Ekim 2011 itibarıyla 9 milyon 41 bin 140 kişinin yeşil kartlı göründüğünü bildirdi.
Suriye'de yaşananların meyve ve sebze ihracatına etkilerine yönelik soruya Yılmaz, ''Elbette ki Suriye'de yaşanan hadiseler insani maliyetler oluşturduğu gibi komşu ülkemizle ticaretimizi de etkiliyor. Ancak Suriye ekonomisinin büyüklüğünü de çok abartmamamız lazım. Suriye ekonomisi bu durumda olduğu halde Türkiye'nin ihracatı artmıştır, Güneydoğu Anadolu Bölgemizin de ihracatı geçen yıl artmıştır. 2002'de sadece 600-700 milyon dolar seviyesinde olan Güneydoğu Anadolu'nun ihracatı geçen yıl itibarıyla 8 milyar doları aşmıştır. Sebze meyve ihracatı, 2002'de 65,5 milyon dolarken 2012'de 425 milyon dolara yükseldi'' karşılığını verdi.
Bakan Yılmaz, 2002'de yaklaşık bin 500 olan gıda denetçisi sayısının 2012'de 4 bin 732'ye ulaştığını belirterek, gıda konusunda 2002'de 39 bin; geçen yıl 412 bin denetim yapıldığını kaydetti.
Kürecik'teki erken uyarı radarının, NATO füze savunma sisteminin bir unsurunu oluşturduğuna işaret eden Yılmaz, bunun tamamen savunma amaçlı olduğunu dile getirdi. Yılmaz, radar tesisinin komutanının bir Türk subayı olduğunu anımsatarak, ''NATO müttefikimiz ABD'nin de tesiste personeli bulunmaktadır. Bu tesiste yakın bir gelecekte diğer müttefik ülkeler personelinin de görevlendirilmesi bekleniyor, halen 150 civarında personel görev yapıyor'' diye konuştu.
Doğu Anadolu Bölgesi'nin, kendileri için önemli olduğunu belirten Yılmaz, bölgeyle ilgili DAP programını uyguladıklarını anımsattı. Yılmaz, burada 642 sayılı KHK ile yeni bir idare de oluşturulduğunu dile getirerek, daha önceden sadece GAP Bölge Kalkınma İdaresi bulunduğunu söyledi. Yılmaz, yeni kurdukları DAP Bölge Kalkınma İdaresi ile fiilen kurumsal yapısı güçlendirilmiş bir tarzda kalkınma konularında çalışmalara başladıklarını kaydetti.
DAP İdaresi'nin, öncelikle bu bölgeye ilişkin bir eylem planı hazırladığını dile getiren Yılmaz, ''Önümüzdeki 5 yıla ilişkin DAP Eylem Planı'mızı da hazırlama aşamasındayız ve bu yıl içinde tamamlamayı hedefliyoruz'' dedi.
Yılmaz, Doğu Anadolu'da "cazibe merkezi" diye adlandırdıkları bir program yürüttüklerini belirterek, Erzurum ve Van'da, buraya özgü, özel bazı programlar, projeler yürüttüklerini vurguladı. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Çünkü göçün önüne olabildiğince geçmek istiyoruz. Bu, sadece bu bölgelere ilişkin bir politika değildir. Bölgesel politikayı biz ne kadar etkili uygularsak, bu tüm Türkiye'nin faydasınadır. İstanbul'un sorununu çözmek istiyorsanız, işe Van'dan, Erzurum'dan, Diyarbakır'dan, Urfa'dan başlamak zorundasınız. Göç hadisesini azaltmak, gelişmiş, büyük metropol şehirlerimizi rahatlatmak için de bunlar son derece önemli. Dolayısıyla burada etkili bir politika uyguluyoruz. Son 10 yılda, yeni bölgesel politika demeyi hak eder ölçüde yeni bir formülasyon sağladık. Yeni kurumlar, yeni enstrümanlar, yeni teşvik sistemleri, yeni birtakım projelerle bölgesel kalkınmamızı hızlandırıyoruz. Burada, 26 tane de kalkınma ajansı kurduk. Tüm Türkiye çapında kurduk ve 81 ilimizde de yatırım destek ofisleri açtık. Yatırımcılarımıza bilgi vermek, onları sağlıklı bir şekilde yönlendirmek, bürokratik işlemlerini takip etmek amacıyla bu yapılanmayı da sağlamış durumdayız. Çünkü nispi olarak geri kalmış bölgelerimizdeki en önemli sorunlardan biri, nitelikli, donanımlı eleman sorunudur. Bu sorunu aşmak için son dönemlerde bir taraftan kalkınma ajanslarıyla, bir taraftan bölge kalkınma idareleriyle ciddi bir çaba içine girdik. Ajanslarımız kanalıyla çok sayıda projeye hibe niteliğinde destekler sunduk. Sadece projelere destekler sunmadık, doğrudan faaliyet destekleriyle çok sayıda analizler, raporlar, araştırmalar ve çalışmalar gerçekleştirdik. Buradaki amacımız da bilgi birikimimizi artırmak çünkü biz bilgiye dayalı bir kalkınma anlayışından yanayız.
Yörelerimizi ne kadar iyi tanırsak, ne kadar iyi analiz edersek o kadar iyi hedef ve stratejiler belirleriz ve hızlı bir şekilde bu yörelerimizi kalkındırırız. Bunu da artık sadece Ankara'dan yapmıyoruz. Bir taraftan Ankara'da elbette çalışmalar yapıyoruz ancak bir taraftan da yerel aktörlerle, yerel dinamiklerle, bütün unsurlarla; üniversitesinden kamu kurumlarına, sivil toplumdan meslek kuruluşlarına, bütün ilgili taraflarla birlikte o yörelerimizin kalkınması, gelişmesi için stratejiler belirliyoruz. Bugüne kadar 26 ajansımızın sağladığı eğitimlerle 100 bin kişiden fazla insana ulaştık ve bu vesileyle bütün Anadolu'da projecilik kültürünü, planlama kültürünü yayıyoruz. Sadece Ankara'da, sadece belli gelişmiş yörelerde bu kültürün oluşması bizim için yeterli değil.''
Bakan Yılmaz, Doğu Anadolu'da, büyük projeler yürüttüklerini ifade ederek, Doğu Anadolu'da 2002-2013 yılları arasında mali karşılığı 11 milyar liranın üzerinde olan 2 bin 840 kilometrelik bölünmüş yol yaptıklarını bildirdi.
Kendileri için 4 bölgenin öncelikli olduğunu vurgulayan Yılmaz, ''Bütün Türkiye öncelikli ama ortalamanın altında olan 4 bölgeye özel önem veriyoruz. Bunlardan 1'incisi GAP, 2'ncisi DAP, 3'üncüsü KOP, 4'üncüsü de DOKAP. İşte bu 4 bölgemize özel birtakım eylem planları yapıyoruz ve bu projelerle bu bölgelerimizi Türkiye ortalamalarına yaklaştırmak istiyoruz. Bu bölgelerimizin Türkiye'nin 2023 vizyonuna daha fazla katkıda bulunmasını arzu ediyoruz çünkü biz bu bölgelerimize bir yük olarak bakmıyoruz, bir varlık olarak bakıyoruz, kullanılmamış fırsat, kullanılmamış potansiyel olarak bakıyoruz. İnşallah, önümüzdeki dönemlerde huzur, güven ortamının da pekişmesiyle bu bölgelerimizin potansiyelini çok daha hızlı bir şekilde harekete geçireceğiz'' diye konuştu.
Yılmaz, AB fonlarını, geçmişte çok kaybettiklerini vurgulayarak, iyi, uygun formatta proje hazırlanamadığı için birçok hibe fonların, uluslararası fonların kullanılamadığının altını çizdi. Yılmaz, son yıllarda ajanslarının bu konularda da etkin bir şekilde sürece müdahil olduğunu belirtti.
TBMM Genel Kurulu'nda, sözlü soruların yanıtlanmasının ardından içinde varlık barışının da olduğu Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile bazı kanun ve KHK'lerde değişiklik yapan yasa tasarısının görüşmelerine geçildi. ''Temel kanun'' olarak görüşülen ve daha önce birinci bölümü kabul edilen tasarıya ikinci bölüm üzerinden devam edildi.
Tasarının ikinci bölümü üzerinde konuşan CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, iktidar tarafından ekonominin iyi olduğunun anlatıldığını, ancak getirilen varlık barışının durumun iyi olmadığının itirafı olduğunu söyledi. Sarı, ''Varlık barışı gibi düzenlemeler bir defa, olağanüstü zamanlarda ve finansal kaynaklara çok ihtiyaç duyulduğunda yapılır. 2008 yılında yaptınız, şimdi ikinci kez yapıyorsunuz. Aslolan kazancın vergilendirilmesidir. Vergisini zamanında ve eksiksiz veren mükellefin ne suçu var-'' dedi.
Türkiye'nin büyüme ve vergi hedefine ulaşamayacağını ileri süren Sarı, yılın ikinci çeyreğinde vergi hedefinin tutturulması için çok ciddi zamlar yapılacağını ileri sürdü.
MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, varlık barışıyla suç ve suçluların affedildiğini, kayıt dışının meşrulaştırıldığını savundu. Terör örgütü PKK'nın paralarıyla kentlerde yeni ve meşru bir güç elde edeceğini ileri süren Akçay, ''AKP, terör örgütünü aklama çabasındadır. Bir süre önce yasalaşan terörün finansmanının bir anlamı kalmayacak'' dedi.
BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, 1997 öncesi yatırımların ÇED kapsamı dışında tutulmasının skandal olduğunu savunarak, bu yaklaşımı ekolojik denge açısından sakıncalı bulduklarını kaydetti. Dora, varlık barışının, ekonomide istenen çıkışı yakalayamayan AK Parti'nin kendisi için bir şans görerek gündeme getirdiğini söyledi.
CHP Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt, tasarının en önemli düzenlemesinin bazı yatırımların ÇED dışında tutulması olduğunu belirterek, hangi yatırımcıların bundan yararlanacağının açıklanmadığını savundu.
MHP Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'e, ''Varlık barışını daha önce yapacağınızı siz de bilmiyordunuz, yoksa bütçede olurdu. Bu ülkeye para gelmesinden kim rahatsız olur. PKK'lıların dağda geçen sürelerinin emekliliğe sayılıp sayılmayacağını, Oslo'da buna söz verip vermediğinizi sordum. Siz de alçaklık olarak değerlendirdiğinizi söylediniz. Bundan memnuniyet duydum. Oslo kayıtlarını verip 'bu aynısıdır, Bakanlar Kurulu'nda görüştük' diyebiliyor musunuz- 'Oslo görüşmeleri, İmralı'da söylenenler doğru değil' deyin Türk milleti rahatlasın'' diye konuştu.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, tasarıdaki düzenlemeler hakkında bilgi verdi. Çelik, Ceylanpınar'da 1937 yılından beri göçerlerin yaşadığı sorunun çözülmesi için adım atıldığını anlatan Çelik, daha önce yapılan düzenlemenin, Ceylanpınar tarım işletmesi dışında çözüm arayışını içerdiği için sonuç vermediğini, ancak tasarıyla arazi içinde çözüleceğini ve bir sosyal yaranın ortadan kalkacağını kaydetti.
1997 yılında yatırım programına alınan ve ihale süreci başlamış olan yatırımların ÇED kapsamı dışında tutulduğunu anlatan Çelik, ''Bu bizim dönemimizde oluşan bir sorun değil. Geçmiş dönemde oluşan, yargıya intikal eden ve birçok iptallerle işlemez noktaya gelen uygulamaların, yasal düzenlemelerle çelişmesini sonlandırılmasına dönük düzenlemedir. 1997 sonrası projeler için ÇED istenmeyeceği doğru değil'' dedi.
Çelik, varlık barışına işaret ederek, yapılan eleştirilere karşı şunları söyledi:
''Ekonomide olumlu hava yaratılıyor dendi. Ekonomide olumlu hava niye yaratalım, ekonomide iyi hava var zaten. Bunu bütün dünya kabul ediyor da biz mi kabul etmeyeceğiz- Varlık barışı ekonominin iyi gitmediği anlamını taşıyor deniyor. Enteresan, varlık barışının ekonomik kriz dönemlerinde yapılabileceği, sağlıklı bir yaklaşım değil. Akıl ve yönetim onu gerektirir ki kriz süreçleri doğmadan, o ihtimaller hiç yokken, o ihtimalleri gündeme getirmeyecek önlemler alınsın. 11 yıldır dünyada küresel krizler yaşanmasına rağmen Türkiye'de eğer bu sorunlar diğer ülkelerde yaşandığı boyutuyla yaşanmıyorsa, çok akılcı, çok doğru kurallara uygun ekonomik anlayışın işbaşında olduğunu gösteriyor. Varlık barışının zamanlaması bizce de manidar. Kaynak, finansman, para dışarıda. Reel faizler dışarıda eksi, OECD vergi cenneti ülkelere savaş açmış, bankacılık sektörü yurtdışında sıkıntılı, Türkiye'de güvenilir bir ortamda. Bu durumda dışarıdaki kaynağı çekmek için çok uygun ortam yok mu- Var. Zamanlamanın manidar olduğuna ben de aynen katılıyorum. Tam zamanıdır varlık barışının gündeme getirilmesi. Amaç dışarıdaki kaynağın içeriye girmesidir. Kayıt dışındaki bir şey kayıt altına girecek, yatırım, istihdam olacak. Bunun neresi yanlış, anlamakta zorlanıyorum. Varlık barışı yaptık, buradan geçti.Yurtdışı beyan edilen beyan tutarı 27,8 milyar, yurtiçi beyan edilen değer 20,3 milyar lira. Tahakkuk edilen toplam vergi, 1,5 milyar. Bu gerçekleşen bir şey. Ne olacağını bugün nasıl isteyebilirsiniz- Umarız ki bunun üzerinde bir rakam gerçekleşir. Varlık barışı kesinlikle suç aklamaya dönük yasa değil. Sadece yurtdışı para ve kaynakların milli ekonomiye kazandırılmasından ibarettir. ''
Milletvekillerinin sorularını da yanıtlayan Çelik, sosyal güvenlik destek priminin Türkiye'de emeklilik yaşı belli düzeye gelinceye kadar devam etmek zorunda olduğunu belirterek, uygun bir yaş ortamında değerlendirilmesinin doğru olacağını kaydetti.
Çelik, ''Kanser hastalarının ilaç bulamaması söz konusu değil. Hasta sayısı az diye gelmeyen ilaçtan vatandaşı mahrum etme durum yok. Bu konuda sıkıntı yaşanmamaktadır. Münferit bazı olaylar gündeme geliyor, bunlar da kısa sürede çözüme kavuşuyor'' dedi. .
Taşeron ile ilgili çalışmayı bakanlık olarak tamamladıklarını anlatan Çelik, ''Tarafları çok keskin ve yargı kararları da var. Nihai görüşmeyi yapıp, bir an önce Parlamento'ya gelmesinde biz de çok sabırsızız. Ama çok farklı uç noktalarda değerlendirmeler söz konusu'' diye konuştu.
Sağlıkta dönüşüm programının son derece önemli olduğunu ve sürdürülebilirliği konusunda sıkıntı olmadığını ifade eden Çelik, ''2008 yılı öncesinde sınırsız katkı payı vardı, 10 katını da 20 katını da alabilirdiniz. Şimdi özel hastanelerde iki katına kadar uygulanmasında Bakanlar Kurulu yetkili kılınıyor. Birinci, ikinci, üçüncü sağlık basamakları kuruluşları vatandaşın hizmetindedir. Üniversite, devlet, eğitim hastanelerinde ve aile hekimiliğinde sıkıntı varmış gibi takdim ediyorsunuz, bu doğru değil. Kamunun hizmetlerinde hiçbir aksama yok. Türkiye son derece başarılı şekilde sağlık hizmetleri sürdürülüyor. Vatandaşın memnuniyeti de üst seviyede'' değerlendirmesinde bulundu.
Çelik, göçerlere tapularının verileceğini, arazi sahibi olacaklarını ve kendi yerlerinde yerleşik olarak yaşamlarını sürdüreceklerini söyledi.
Tasarının ikinci bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçildi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı'nın görüşmeleri devam ediyor.
MHP İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu, tasarıyla, Çevre Kanunu'na geçici madde eklenerek, yatırım programındaki bazı projelerin ÇED kapsamı dışında tutulmasının öngörüldüğüne işaret etti. Tanrıkulu, bu değişiklikle bütün alt ve üst yapı tesislerinin, muafiyet kapsamına alındığını ve çevre mevzuatının kaldırıldığını savundu.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, bu düzenlemeyle nükleer enerjiyle ilgili ÇED zorunluluğunun kaldırılmadığını bildirdi.
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, bugün Van, Erciş'in SGK'tan katılım payı şokuyla karşılaştığını belirtti. Özel, bir kemoterapi hastasına 700 lira, şeker hastasına 250, tansiyon hastasına 350 lira borç çıkarıldığını, parayı ödemeden ilaçlarını alamadığını ifade etti.
Çelik, Van depreminde katılım payının alınmamasıyla ilgili gerekli idari ve hukuki kararların uygulandığını vurgulayarak, AFAD'ın 16 Mayıs 2013'te doğal afet durumunu ortadan kaldıran bir duyuru yaptığını söyledi. Çelik, ''Bu tarihe kadar sağlıkla ilgili, katılım paylarıyla ilgili bütün değerlerden muafiyet var. Sağlık işlemi yapılırken hastanelerde, doğal afet butonuna basılması gerekirken, basılmadığı tespit edilen vatandaşlar da muafiyetten yararlanacak'' dedi.
MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Varlık Barışı ile PKK'nın kara parasının aklanacağını savunarak, bu düzenlemeyle AK Parti'nin akına, kara paranın karasının bulaşacağını öne sürdü.
Faruk Çelik, aklama ve terörün finansmanı suçlarına ilişkin araştırma, inceleme, soruşturma yapılmasının önünde yasal engel bulunmadığını ifade etti. Çelik, kıymetlerle ilgili olarak aklama veya terörün finansmanı şüphesi olması halinde kaynak ülke nezdinde gerekli inceleme ve araştırma yapılabileceğini kaydederek, ''Bu ve benzeri tüm şüpheleri ortadan kaldıracak bir düzenleme. Türkiye, güçlenerek yoluna devam ediyor. Dünyadaki, çevremizdeki gelişmeler Türkiye'nin ikinci kez varlık barışı konusunda adım atmasını gerekli kılmaktadır. Akılcı, doğru yaklaşım budur'' dedi.
*********HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ*******
Erdem, öneri lehinde yaptığı konuşmada, sayıları 60 bin olan geçici köy korucularının, canları başlarıyla askerin, polisin yanında, Türk bayrağının semalarda dalgalanması, Türk devletinin payidar olması için mücadele ettiğini söyledi. Erdem, geçici köy korucularının, dağda gezen teröristlerin korkulu rüyası olmaya devam ettiğini ifade etti.
Geçici köy korucularının bin 700 şehit, 2 bin gazi verdiğini; bazen yakınlarını kaybettiğini belirten Erdem, buna karşın asla mücadeleden vazgeçmediğini söyledi. Köy korucularının 800-900 lira arasında değişen oranda, açlık sınırında bir maaş aldığını kaydeden Erdem, geçici köy korucularının sosyal güvencelerinin eksik olduğunu, sağlık güvencelerinden de tam olarak yararlanamadığını söyledi.
Enver Erdem, geçici köy korucularına sosyal haklarının verilmesi, maaşlarının iyileştirilmesi, yol ve kumanya parası verilmesini istedi.
CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt de öneri lehinde söz alarak, Türkiye'nin barış sürecinden geçtiğini, barış istediklerini söyledi. Öğüt, bu nedenle köy koruculuğunun tamamen kalkması, 55 yaş ve altı olanların devlet kurumlarında memur olarak istihdam edilmesini, 55 yaş üstünün emekli olmasını, yaklaşık bin lira emekli maaşı bağlanmasını önerdi.
Öneri aleyhinde söz alan AK Parti Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy, yaklaşık 47 bin geçici köy korucusunun görev yaptığını kaydetti.
Geçici köy korucularının yaklaşık 850 lira maaş aldığını, korucu başlarının yüzde 10 daha fazla maaş aldığını, bin 700 lira da yıllık tazminat ödendiğini anlatan Ersoy, 55 yaşını dolduran ve 15 yıl görev yapanlara da 370-590 lira arasında değişen oranda aylık bağlandığını dile getirdi.
Ersoy, ''Gönül ister ki asayiş ve güvenliği sağlamak için kanunen görevlendirilen güvenlik birimleri dışında hiçbir düzenleme ve oluşuma ihtiyaç olmasın, her yerde barış, huzur, kardeşlik olsun. Vatandaşlarımızın hiçbiri, ülkenin hiçbir köşesinde can ve mal emniyetinden muzdarip olmasın. Gönül ister ki böyle bir düzenlemeye ihtiyaç olmasın. Böyle bir durumda geçici, gönüllü köy korucularına ihtiyaç olmasın. İhtiyaç olduğunda görevlerine devam edecektir. Bugüne kadar canları, mallarını ortaya koyarak, çoluk ve çocuklarıyla birlikte devletin bekası için kahramanca mücadele etmiş kardeşlerimizi mağdur etmek, görmezden gelmek, bizim içimize sinecek bir uygulama olmaz. Onları mağdur etmemeye kararlıyız'' diye konuştu.
Konuşmaların ardından MHP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
Genel Kurul'da ayrıca BDP'nin ''Çerkezce UNESCO'nun kaybolmakta olan diller atlasında risk altında olan diller grubunda yer alması hakkında'' araştırma önergesinin bugün görüşülmesine dair grup önerisi de reddedildi.
Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda, milletvekillerinin sözlü sorularına yanıt verdi.
Özellikle en büyük ihracat pazarı olan AB ekonomilerinde yaşanan sorunların da etkisiyle cari açıkta bir miktar yükselme olduğuna işaret eden Yılmaz, ancak bunu finanse etmede hiçbir sıkıntı yaşanmadığını söyledi.
Büyüme politikalarıyla ekonomiyi büyüterek istihdam imkanlarını geliştirdiklerini vurgulayan Yılmaz, aktif iş gücü, bölgesel ve diğer politikalarla iş gücü piyasalarında istihdamla ilgili güçlü bir politika uyguladıklarını kaydetti. Yılmaz, ekonominin, son 4 yılda 4 milyonu aşkın istihdam ürettiğine dikkati çekti.
Yılmaz, Ekim 2011 itibarıyla 9 milyon 41 bin 140 kişinin yeşil kartlı göründüğünü bildirdi.
Suriye'de yaşananların meyve ve sebze ihracatına etkilerine yönelik soruya Yılmaz, ''Elbette ki Suriye'de yaşanan hadiseler insani maliyetler oluşturduğu gibi komşu ülkemizle ticaretimizi de etkiliyor. Ancak Suriye ekonomisinin büyüklüğünü de çok abartmamamız lazım. Suriye ekonomisi bu durumda olduğu halde Türkiye'nin ihracatı artmıştır, Güneydoğu Anadolu Bölgemizin de ihracatı geçen yıl artmıştır. 2002'de sadece 600-700 milyon dolar seviyesinde olan Güneydoğu Anadolu'nun ihracatı geçen yıl itibarıyla 8 milyar doları aşmıştır. Sebze meyve ihracatı, 2002'de 65,5 milyon dolarken 2012'de 425 milyon dolara yükseldi'' karşılığını verdi.
Bakan Yılmaz, 2002'de yaklaşık bin 500 olan gıda denetçisi sayısının 2012'de 4 bin 732'ye ulaştığını belirterek, gıda konusunda 2002'de 39 bin; geçen yıl 412 bin denetim yapıldığını kaydetti.
Kürecik'teki erken uyarı radarının, NATO füze savunma sisteminin bir unsurunu oluşturduğuna işaret eden Yılmaz, bunun tamamen savunma amaçlı olduğunu dile getirdi. Yılmaz, radar tesisinin komutanının bir Türk subayı olduğunu anımsatarak, ''NATO müttefikimiz ABD'nin de tesiste personeli bulunmaktadır. Bu tesiste yakın bir gelecekte diğer müttefik ülkeler personelinin de görevlendirilmesi bekleniyor, halen 150 civarında personel görev yapıyor'' diye konuştu.
Doğu Anadolu Bölgesi'nin, kendileri için önemli olduğunu belirten Yılmaz, bölgeyle ilgili DAP programını uyguladıklarını anımsattı. Yılmaz, burada 642 sayılı KHK ile yeni bir idare de oluşturulduğunu dile getirerek, daha önceden sadece GAP Bölge Kalkınma İdaresi bulunduğunu söyledi. Yılmaz, yeni kurdukları DAP Bölge Kalkınma İdaresi ile fiilen kurumsal yapısı güçlendirilmiş bir tarzda kalkınma konularında çalışmalara başladıklarını kaydetti.
DAP İdaresi'nin, öncelikle bu bölgeye ilişkin bir eylem planı hazırladığını dile getiren Yılmaz, ''Önümüzdeki 5 yıla ilişkin DAP Eylem Planı'mızı da hazırlama aşamasındayız ve bu yıl içinde tamamlamayı hedefliyoruz'' dedi.
Yılmaz, Doğu Anadolu'da "cazibe merkezi" diye adlandırdıkları bir program yürüttüklerini belirterek, Erzurum ve Van'da, buraya özgü, özel bazı programlar, projeler yürüttüklerini vurguladı. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Çünkü göçün önüne olabildiğince geçmek istiyoruz. Bu, sadece bu bölgelere ilişkin bir politika değildir. Bölgesel politikayı biz ne kadar etkili uygularsak, bu tüm Türkiye'nin faydasınadır. İstanbul'un sorununu çözmek istiyorsanız, işe Van'dan, Erzurum'dan, Diyarbakır'dan, Urfa'dan başlamak zorundasınız. Göç hadisesini azaltmak, gelişmiş, büyük metropol şehirlerimizi rahatlatmak için de bunlar son derece önemli. Dolayısıyla burada etkili bir politika uyguluyoruz. Son 10 yılda, yeni bölgesel politika demeyi hak eder ölçüde yeni bir formülasyon sağladık. Yeni kurumlar, yeni enstrümanlar, yeni teşvik sistemleri, yeni birtakım projelerle bölgesel kalkınmamızı hızlandırıyoruz. Burada, 26 tane de kalkınma ajansı kurduk. Tüm Türkiye çapında kurduk ve 81 ilimizde de yatırım destek ofisleri açtık. Yatırımcılarımıza bilgi vermek, onları sağlıklı bir şekilde yönlendirmek, bürokratik işlemlerini takip etmek amacıyla bu yapılanmayı da sağlamış durumdayız. Çünkü nispi olarak geri kalmış bölgelerimizdeki en önemli sorunlardan biri, nitelikli, donanımlı eleman sorunudur. Bu sorunu aşmak için son dönemlerde bir taraftan kalkınma ajanslarıyla, bir taraftan bölge kalkınma idareleriyle ciddi bir çaba içine girdik. Ajanslarımız kanalıyla çok sayıda projeye hibe niteliğinde destekler sunduk. Sadece projelere destekler sunmadık, doğrudan faaliyet destekleriyle çok sayıda analizler, raporlar, araştırmalar ve çalışmalar gerçekleştirdik. Buradaki amacımız da bilgi birikimimizi artırmak çünkü biz bilgiye dayalı bir kalkınma anlayışından yanayız.
Yörelerimizi ne kadar iyi tanırsak, ne kadar iyi analiz edersek o kadar iyi hedef ve stratejiler belirleriz ve hızlı bir şekilde bu yörelerimizi kalkındırırız. Bunu da artık sadece Ankara'dan yapmıyoruz. Bir taraftan Ankara'da elbette çalışmalar yapıyoruz ancak bir taraftan da yerel aktörlerle, yerel dinamiklerle, bütün unsurlarla; üniversitesinden kamu kurumlarına, sivil toplumdan meslek kuruluşlarına, bütün ilgili taraflarla birlikte o yörelerimizin kalkınması, gelişmesi için stratejiler belirliyoruz. Bugüne kadar 26 ajansımızın sağladığı eğitimlerle 100 bin kişiden fazla insana ulaştık ve bu vesileyle bütün Anadolu'da projecilik kültürünü, planlama kültürünü yayıyoruz. Sadece Ankara'da, sadece belli gelişmiş yörelerde bu kültürün oluşması bizim için yeterli değil.''
Bakan Yılmaz, Doğu Anadolu'da, büyük projeler yürüttüklerini ifade ederek, Doğu Anadolu'da 2002-2013 yılları arasında mali karşılığı 11 milyar liranın üzerinde olan 2 bin 840 kilometrelik bölünmüş yol yaptıklarını bildirdi.
Kendileri için 4 bölgenin öncelikli olduğunu vurgulayan Yılmaz, ''Bütün Türkiye öncelikli ama ortalamanın altında olan 4 bölgeye özel önem veriyoruz. Bunlardan 1'incisi GAP, 2'ncisi DAP, 3'üncüsü KOP, 4'üncüsü de DOKAP. İşte bu 4 bölgemize özel birtakım eylem planları yapıyoruz ve bu projelerle bu bölgelerimizi Türkiye ortalamalarına yaklaştırmak istiyoruz. Bu bölgelerimizin Türkiye'nin 2023 vizyonuna daha fazla katkıda bulunmasını arzu ediyoruz çünkü biz bu bölgelerimize bir yük olarak bakmıyoruz, bir varlık olarak bakıyoruz, kullanılmamış fırsat, kullanılmamış potansiyel olarak bakıyoruz. İnşallah, önümüzdeki dönemlerde huzur, güven ortamının da pekişmesiyle bu bölgelerimizin potansiyelini çok daha hızlı bir şekilde harekete geçireceğiz'' diye konuştu.
Yılmaz, AB fonlarını, geçmişte çok kaybettiklerini vurgulayarak, iyi, uygun formatta proje hazırlanamadığı için birçok hibe fonların, uluslararası fonların kullanılamadığının altını çizdi. Yılmaz, son yıllarda ajanslarının bu konularda da etkin bir şekilde sürece müdahil olduğunu belirtti.
TBMM Genel Kurulu'nda, sözlü soruların yanıtlanmasının ardından içinde varlık barışının da olduğu Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile bazı kanun ve KHK'lerde değişiklik yapan yasa tasarısının görüşmelerine geçildi. ''Temel kanun'' olarak görüşülen ve daha önce birinci bölümü kabul edilen tasarıya ikinci bölüm üzerinden devam edildi.
Tasarının ikinci bölümü üzerinde konuşan CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, iktidar tarafından ekonominin iyi olduğunun anlatıldığını, ancak getirilen varlık barışının durumun iyi olmadığının itirafı olduğunu söyledi. Sarı, ''Varlık barışı gibi düzenlemeler bir defa, olağanüstü zamanlarda ve finansal kaynaklara çok ihtiyaç duyulduğunda yapılır. 2008 yılında yaptınız, şimdi ikinci kez yapıyorsunuz. Aslolan kazancın vergilendirilmesidir. Vergisini zamanında ve eksiksiz veren mükellefin ne suçu var-'' dedi.
Türkiye'nin büyüme ve vergi hedefine ulaşamayacağını ileri süren Sarı, yılın ikinci çeyreğinde vergi hedefinin tutturulması için çok ciddi zamlar yapılacağını ileri sürdü.
MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, varlık barışıyla suç ve suçluların affedildiğini, kayıt dışının meşrulaştırıldığını savundu. Terör örgütü PKK'nın paralarıyla kentlerde yeni ve meşru bir güç elde edeceğini ileri süren Akçay, ''AKP, terör örgütünü aklama çabasındadır. Bir süre önce yasalaşan terörün finansmanının bir anlamı kalmayacak'' dedi.
BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, 1997 öncesi yatırımların ÇED kapsamı dışında tutulmasının skandal olduğunu savunarak, bu yaklaşımı ekolojik denge açısından sakıncalı bulduklarını kaydetti. Dora, varlık barışının, ekonomide istenen çıkışı yakalayamayan AK Parti'nin kendisi için bir şans görerek gündeme getirdiğini söyledi.
CHP Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt, tasarının en önemli düzenlemesinin bazı yatırımların ÇED dışında tutulması olduğunu belirterek, hangi yatırımcıların bundan yararlanacağının açıklanmadığını savundu.
MHP Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'e, ''Varlık barışını daha önce yapacağınızı siz de bilmiyordunuz, yoksa bütçede olurdu. Bu ülkeye para gelmesinden kim rahatsız olur. PKK'lıların dağda geçen sürelerinin emekliliğe sayılıp sayılmayacağını, Oslo'da buna söz verip vermediğinizi sordum. Siz de alçaklık olarak değerlendirdiğinizi söylediniz. Bundan memnuniyet duydum. Oslo kayıtlarını verip 'bu aynısıdır, Bakanlar Kurulu'nda görüştük' diyebiliyor musunuz- 'Oslo görüşmeleri, İmralı'da söylenenler doğru değil' deyin Türk milleti rahatlasın'' diye konuştu.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, tasarıdaki düzenlemeler hakkında bilgi verdi. Çelik, Ceylanpınar'da 1937 yılından beri göçerlerin yaşadığı sorunun çözülmesi için adım atıldığını anlatan Çelik, daha önce yapılan düzenlemenin, Ceylanpınar tarım işletmesi dışında çözüm arayışını içerdiği için sonuç vermediğini, ancak tasarıyla arazi içinde çözüleceğini ve bir sosyal yaranın ortadan kalkacağını kaydetti.
1997 yılında yatırım programına alınan ve ihale süreci başlamış olan yatırımların ÇED kapsamı dışında tutulduğunu anlatan Çelik, ''Bu bizim dönemimizde oluşan bir sorun değil. Geçmiş dönemde oluşan, yargıya intikal eden ve birçok iptallerle işlemez noktaya gelen uygulamaların, yasal düzenlemelerle çelişmesini sonlandırılmasına dönük düzenlemedir. 1997 sonrası projeler için ÇED istenmeyeceği doğru değil'' dedi.
Çelik, varlık barışına işaret ederek, yapılan eleştirilere karşı şunları söyledi:
''Ekonomide olumlu hava yaratılıyor dendi. Ekonomide olumlu hava niye yaratalım, ekonomide iyi hava var zaten. Bunu bütün dünya kabul ediyor da biz mi kabul etmeyeceğiz- Varlık barışı ekonominin iyi gitmediği anlamını taşıyor deniyor. Enteresan, varlık barışının ekonomik kriz dönemlerinde yapılabileceği, sağlıklı bir yaklaşım değil. Akıl ve yönetim onu gerektirir ki kriz süreçleri doğmadan, o ihtimaller hiç yokken, o ihtimalleri gündeme getirmeyecek önlemler alınsın. 11 yıldır dünyada küresel krizler yaşanmasına rağmen Türkiye'de eğer bu sorunlar diğer ülkelerde yaşandığı boyutuyla yaşanmıyorsa, çok akılcı, çok doğru kurallara uygun ekonomik anlayışın işbaşında olduğunu gösteriyor. Varlık barışının zamanlaması bizce de manidar. Kaynak, finansman, para dışarıda. Reel faizler dışarıda eksi, OECD vergi cenneti ülkelere savaş açmış, bankacılık sektörü yurtdışında sıkıntılı, Türkiye'de güvenilir bir ortamda. Bu durumda dışarıdaki kaynağı çekmek için çok uygun ortam yok mu- Var. Zamanlamanın manidar olduğuna ben de aynen katılıyorum. Tam zamanıdır varlık barışının gündeme getirilmesi. Amaç dışarıdaki kaynağın içeriye girmesidir. Kayıt dışındaki bir şey kayıt altına girecek, yatırım, istihdam olacak. Bunun neresi yanlış, anlamakta zorlanıyorum. Varlık barışı yaptık, buradan geçti.Yurtdışı beyan edilen beyan tutarı 27,8 milyar, yurtiçi beyan edilen değer 20,3 milyar lira. Tahakkuk edilen toplam vergi, 1,5 milyar. Bu gerçekleşen bir şey. Ne olacağını bugün nasıl isteyebilirsiniz- Umarız ki bunun üzerinde bir rakam gerçekleşir. Varlık barışı kesinlikle suç aklamaya dönük yasa değil. Sadece yurtdışı para ve kaynakların milli ekonomiye kazandırılmasından ibarettir. ''
Milletvekillerinin sorularını da yanıtlayan Çelik, sosyal güvenlik destek priminin Türkiye'de emeklilik yaşı belli düzeye gelinceye kadar devam etmek zorunda olduğunu belirterek, uygun bir yaş ortamında değerlendirilmesinin doğru olacağını kaydetti.
Çelik, ''Kanser hastalarının ilaç bulamaması söz konusu değil. Hasta sayısı az diye gelmeyen ilaçtan vatandaşı mahrum etme durum yok. Bu konuda sıkıntı yaşanmamaktadır. Münferit bazı olaylar gündeme geliyor, bunlar da kısa sürede çözüme kavuşuyor'' dedi. .
Taşeron ile ilgili çalışmayı bakanlık olarak tamamladıklarını anlatan Çelik, ''Tarafları çok keskin ve yargı kararları da var. Nihai görüşmeyi yapıp, bir an önce Parlamento'ya gelmesinde biz de çok sabırsızız. Ama çok farklı uç noktalarda değerlendirmeler söz konusu'' diye konuştu.
Sağlıkta dönüşüm programının son derece önemli olduğunu ve sürdürülebilirliği konusunda sıkıntı olmadığını ifade eden Çelik, ''2008 yılı öncesinde sınırsız katkı payı vardı, 10 katını da 20 katını da alabilirdiniz. Şimdi özel hastanelerde iki katına kadar uygulanmasında Bakanlar Kurulu yetkili kılınıyor. Birinci, ikinci, üçüncü sağlık basamakları kuruluşları vatandaşın hizmetindedir. Üniversite, devlet, eğitim hastanelerinde ve aile hekimiliğinde sıkıntı varmış gibi takdim ediyorsunuz, bu doğru değil. Kamunun hizmetlerinde hiçbir aksama yok. Türkiye son derece başarılı şekilde sağlık hizmetleri sürdürülüyor. Vatandaşın memnuniyeti de üst seviyede'' değerlendirmesinde bulundu.
Çelik, göçerlere tapularının verileceğini, arazi sahibi olacaklarını ve kendi yerlerinde yerleşik olarak yaşamlarını sürdüreceklerini söyledi.
Tasarının ikinci bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçildi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı'nın görüşmeleri devam ediyor.
MHP İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu, tasarıyla, Çevre Kanunu'na geçici madde eklenerek, yatırım programındaki bazı projelerin ÇED kapsamı dışında tutulmasının öngörüldüğüne işaret etti. Tanrıkulu, bu değişiklikle bütün alt ve üst yapı tesislerinin, muafiyet kapsamına alındığını ve çevre mevzuatının kaldırıldığını savundu.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, bu düzenlemeyle nükleer enerjiyle ilgili ÇED zorunluluğunun kaldırılmadığını bildirdi.
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, bugün Van, Erciş'in SGK'tan katılım payı şokuyla karşılaştığını belirtti. Özel, bir kemoterapi hastasına 700 lira, şeker hastasına 250, tansiyon hastasına 350 lira borç çıkarıldığını, parayı ödemeden ilaçlarını alamadığını ifade etti.
Çelik, Van depreminde katılım payının alınmamasıyla ilgili gerekli idari ve hukuki kararların uygulandığını vurgulayarak, AFAD'ın 16 Mayıs 2013'te doğal afet durumunu ortadan kaldıran bir duyuru yaptığını söyledi. Çelik, ''Bu tarihe kadar sağlıkla ilgili, katılım paylarıyla ilgili bütün değerlerden muafiyet var. Sağlık işlemi yapılırken hastanelerde, doğal afet butonuna basılması gerekirken, basılmadığı tespit edilen vatandaşlar da muafiyetten yararlanacak'' dedi.
MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Varlık Barışı ile PKK'nın kara parasının aklanacağını savunarak, bu düzenlemeyle AK Parti'nin akına, kara paranın karasının bulaşacağını öne sürdü.
Faruk Çelik, aklama ve terörün finansmanı suçlarına ilişkin araştırma, inceleme, soruşturma yapılmasının önünde yasal engel bulunmadığını ifade etti. Çelik, kıymetlerle ilgili olarak aklama veya terörün finansmanı şüphesi olması halinde kaynak ülke nezdinde gerekli inceleme ve araştırma yapılabileceğini kaydederek, ''Bu ve benzeri tüm şüpheleri ortadan kaldıracak bir düzenleme. Türkiye, güçlenerek yoluna devam ediyor. Dünyadaki, çevremizdeki gelişmeler Türkiye'nin ikinci kez varlık barışı konusunda adım atmasını gerekli kılmaktadır. Akılcı, doğru yaklaşım budur'' dedi.
*********HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ*******
