2014-06-24 - 13:26
AK PARTİ TBMM GRUP TOPLANTISI...
Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmaya, vefat eden eski TBMM Başkanvekili Murat Sökmenoğlu'na Allah'tan rahmet, ailesine başsağlığı dileyerek başladı.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, parti olarak, Türkiye ve coğrafyalarındaki tüm inançlara, mezheplere, meşreplere, etnik kökenlere, kültürlere karşı eşit mesafede durduklarını belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak bizim için en önemli kriterdir. Bunun dışındaki her özellik, yani mezhep, meşrep, tutulan yol, yaşam tarzları bizim için birer zenginlik alametidir" dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmaya, vefat eden eski TBMM Başkanvekili Murat Sökmenoğlu'na Allah'tan rahmet, ailesine başsağlığı dileyerek başladı.

Başbakan Erdoğan, konuşmasında, geçen hafta gerçekleştirdiği Avusturya ve Fransa temaslarına yer verdi. Beraberindeki heyetle geçen perşembe günü Avusturya'nın başkenti Viyana'ya gittiklerini anımsatan Erdoğan, ayaklarının tozuyla oradaki kardeşleriyle biraraya geldiklerini, kucaklaştıklarını anlattı.

Avrupalı Türk Demokrat Birliği'nin 10. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında düzenlediği toplantının, Viyana'da yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı salonda yapıldığını anımsatan Erdoğan, birliğin daha büyük salon talebinin, çeşitli bahanelerle karşılanmadığını söyledi.

Erdoğan, Avusturya'daki vatandaşların, akın akın toplantıya geldiğini dile getirerek, hem salon içinde hem dışında çok büyük coşku, heyecan olduğunu kaydetti. Erdoğan, saatlerce dışarıda bekleyen vatandaşların da salondaki konuşmayı sonuna kadar izlediğini ifade ederek, dışarıda da açık hava mitingi yaparak, onlarla buluştuğunu anlattı. Erdoğan, "Türkiye'yi, Türkiye'deki mitingleri aratmayan, heyecanın, coşkunun, muhabbetin zirve yaptığı anları hem Avusturyalı kardeşlerimiz yaşadı, hem de bizlere yaşattılar" dedi.

Avusturya'dan sonra gittiği Paris'te de Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile görüştüğüne işaret eden Erdoğan, heyetler arası toplantı gerçekleştirdiğini kaydetti.

Erdoğan, Türkiye-Fransa ilişkilerini ele aldıklarını, askeri, siyasi, ekonomik, ticari, kültürel alanlarda neler yapabileceklerini konuştuklarını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir güncelleme diyebileceğim, geleceğe yönelik plan oluşturduk. Cumartesi günü, Fransa'nın aynı zamanda Türkiye'de bugün itibariyle bin 200'ü bulan Fransız şirketi var. Bunların ileri gelenlerinden bir kısmıyla büyükelçiliğimizde kahvaltı yaptık, Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri birlikte değerlendirdik. Paris'teki resmi temaslar esnasındaki yaptığımız bu görüşme, Türkiye'deki yatırımların geleceğine yönelik de adeta bir yeni değerlendirme fırsatı verdi. Arzuları, talepleri nelerdir, bunları dinleyerek, bu eksiklikleri gidermek ve geleceğe yönelik de yaptıkları yatırımların daha da artırılması için taleplerimizi kendilerine ilettik. Resmi temasların ardından Lyon kentine geçtik. Bölge Valisi, Belediye Başkanı ile görüştük. Lyon'da Avrupalı Türk Demokratlar Birliği'nin düzenlediği vatandaşlar buluşmasına katıldık. Çeşitli kentlerden gelen yaklaşık 20 bin vatandaşımızla buluştuk. Baştan sona dinmeyen heyecanla hasret giderdik. Birliğin 10. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında, Köln, Viyana ve Lyon'da vatandaş buluşmaları yaptık. Orada yaşayan vatandaşlarımızın morallerinin her açıdan son derece yüksek olduğunu gördüm. Dışarıdaki gurbetçilerimiz, geçmişte olduğu gibi Türkiye adına kaygılanmıyor, Türkiye'deki gelişmelerden dolayı hüzünlenmiyorlar. Tam tersine büyüyen, güçlenen, dünyada itibarı artan bir Türkiye'nin yurt dışındaki kardeşlerimize de birebir yansıdığını gördük."

Erdoğan, yurt dışındaki vatandaşların sorunlarını çözmek ve haklarını genişletmek için önemli adımları, girişimleri olduğunu dile getirdi.

Mavi Kart uygulaması ile vatandaşlık sorunlarına çözüm ürettiklerini, askerlikle ilgili konularda kolaylık sağladıklarını belirten Erdoğan, uzun bir mücadelenin ardından getirdikleri, bulundukları ülkelerde oy verme hakkının, bu ülkelerdeki vatandaşların Türkiye ile irtibatlarını daha da güçlendirdiğini söyledi.

Erdoğan, yurt dışındaki vatandaşların ilk kez cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanacağına işaret ederek, bu kişilerin bundan sonraki genel seçim, halk oylamalarında, Türkiye'ye gelmelerine gerek kalmadan, bulundukları ülkelerde demokratik tercihlerini yapabileceklerini anlattı.

Yurt dışında cumhurbaşkanı seçimlerinin ilk turunun, 31 Temmuz- 3 Ağustos'ta, seçimlerin ikinci tura kalması halinde 17-20 Ağustos tarihlerinde olacağını belirten Erdoğan, büyükelçiliklerin, oy kullanma işlemlerinin altyapısını oluşturmak, seçimlerin sağlıklı şekilde yapılmasını, katılımın yüksek olmasını sağlamak için çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.

Erdoğan, Fransa'dan sonra döndükleri İstanbul'da pazar günü AK Parti İstanbul il teşkilatının, İl Danışma Meclisi toplantısına katıldıklarını dile getirdi. Erdoğan, katılımı yüksek, verimli toplantı gerçekleştirdiklerini dile getirdi.

Daha sonra Milli İrade Platformu'nun düzenlediği sivil toplum kuruluşlarının buluşmasına katıldıklarını ifade eden Erdoğan, 160'tan dan fazla sivil toplum örgütü, dernek ve vakfın yöneticileriyle buluştuklarını anlattı. Erdoğan, 20 kuruluşun yöneticilerinin söz aldığını anımsatarak, "O buluşmadaki hissiyatı sizlerle paylaşmak isterim. Sevgili Peygamberimiz, 'Ümmetimin ihtilafı rahmettir' buyurdular. Elbette ihtilaftan kasıt fitne, nifak değildi, hele hele bugün coğrafyamızda yaşandığı türden çatışma hiç değil. İstikamet, menzil belliyken meşru, gayrimeşru, helal ve haram çizgileri belliyken, bu daire içinde kalmak suretiyle farklı yolların izlenmesi hayırlı bir ihtifal olarak Hz. Peygamber tarafından rahmet olarak tarif edilmişti" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, her insanın, nevi şahsına münhasır olduğunu dile getirdi.

Fikirlerin, becerilerin, birikimlerin, mezheplerin, meşreplerin, tutulan yol ve yöntemlerin farklı olabileceğini belirten Erdoğan, bu farklılıkların bir çatışma, ayrışmanın değil, tam tersine renkliliğin yani zenginliğin belirtisi olduğunu vurguladı.

AK Parti olarak Türkiye'deki ve coğrafyalarındaki tüm inançlara, mezheplere, meşreplere, etnik kökenlere, kültürlere karşı hep eşit mesafede durduklarını ifade eden Erdoğan, her zaman kucaklayıcı ve yapıcı davrandıklarını söyledi.

Erdoğan, hiçbir ferdi, hiçbir grubu, "bize oy verenler veya vermeyenler" diye asla ayırmadıklarının altını çizerek, yatırım yaparken, hizmet üretirken, vatandaşın yaşadığı yere eser götürürken asla ve asla seçim sonuçlarını önlerine almadıklarını kaydetti.

Kimin nereye oy verdiğini, asla ve asla bir kriter olarak kullanmadıklarına işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Kriterlerimiz bellidir; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak bizim için en önemli kriterdir. Bunun dışındaki her özellik, yani mezhep, meşrep, tutulan yol, yaşam tarzları bizim için birer zenginlik alametidir. 77 milyona bu nazarla baktığımız gibi, Türkiye'deki dini yapılanmalara, cemaatlere, vakıf ve derneklere de aynen bu nazarla baktık. Bize oy versinler ya da vermesinler, bizim yöntemlerimizi tasvip etsinler ya da etmesinler, hepsinin özgürce faaliyet gösterecekleri, özgürce fikirlerini ifade edebilecekleri bir zemini inşa etmenin mücadelesi içinde olduk.

On yıllar boyunca örgütlenmenin, örgütlerin, özellikle dernek ve vakıfların üzerinde çok ciddi baskılar oldu, çok ciddi zulümler yapıldı. Türkiye'de farklı olan, farklı düşünen, makbul vatandaş kalıbına girmeyen herkes, her grup, on yıllar boyunca ötelendi. Kurban derilerinin kimlerin toplayacağı dahil bu ülkede bir dönem çok büyük tartışmalara, zulümlere sahne oldu. Benim kurbanım, benim kurbanımın derisi, sana ne ya, bunu istediğim yere veririm, nasıl olur da buna müdahale edersin. 'Hayır ben nereye istiyorsam oraya vereceksin' dediler. Böyle bir anlayış olabilir mi? İşte bu ceberut, zulme dayalı bir anlayışın uygulamasıydı. Bu tartışmaların, zulümlerin, engellemelerin hemen hepsine biz son verdik. Dedik ki 'Kardeşim, bu kurban senindir, derisi de senindir, nereye istersen oraya verirsin, kimsenin buna müdahale etme hakkı yoktur'. Hristiyan, Musevi, Müslüman, tüm inanç sahiplerinin inançlarının gereğini yerine getirmesinin önündeki engelleri tek tek kaldırdık ve kaldırıyoruz. Bir çok azınlıklara ait gayrimenkullere el konulmuştu. Bütün bu gayrimenkulleri bu vakıflara tek tek biz iade ettik. Şu ana kadar iade ettiğimiz vakıfların gayrimenkullerinin toplam değeri 2 milyar doları aşmış vaziyette. Niye bu bizim değil, öyleyse sahibine vermek, bizim görevimizdir. İşte biz bunu yaptık. Bundan dolayı Türkiye zayıflamadı, birilerinin on yıllar boyunca toplumu korkuttuğu gibi Türkiye bölünmedi, parçalanmadı. Azınlık vakıflarıyla, azınlık ibadethaneleriyle ilgili bu adım, muhalefet partileri tarafından adeta sürekli sömürüldü ve şunu söylediler, 'bu Türkiye'nin sonu olur' dediler, oldu mu, hayır. Aradan yıllar geçti, var mı bir sorun."

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin bugünkü grup konuşmasına değinerek, "Bu sabah yaptığı konuşmasına bakıyorsunuz Bahçeli?nin, aman Yarabbi. Baştan aşağı, tamamıyla ağzından salyalar akıyor. MHP?yi küçülten bu adamla bir yere varamazsınız. Bu adam siyasette çırak bile olamadı, olamayacak da. Bunun varlığı MHP teşkilatı için bir tehlikedir" dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, başörtüsünü yasaklayanların, on yıllar boyunca başörtüsünün Türkiye'yi böleceğini, parçalayacağını iddia ettiğini belirterek, "Ne oldu Türkiye bölündü mü, parçalandı mı? İşte biz serbest bıraktık. Hangi sorun çıktı? Dinlerle, kültürlerle, inançlarla ilgili yaptığımız her reformun öncesinde başta CHP ve MHP olmak üzere, muhalefet son derece karamsar, son derece karanlık tablolar çizdi. 'Şu dilde televizyon açarsanız, ülke bölünür, üniversitede bölüm açarsanız millet bölünür, klavyelere özgürlük getirirseniz Türkiye parçalanır.' Peki ne oldu? Hiç bir dedikleri çıkmadı. Korkuttukları gibi de olmadı, korkulan da olmadı. Ne oldu biliyor musunuz? CHP ve MHP'nin, onların egemen zihniyetlerinin bizden önceki 10 yıllar boyunca bu millete gereksiz yere zulmettikleri ortaya çıktı" diye konuştu.

CHP ve MHP'nin korkuları kendilerinin ürettiğini, ürettikleri korkularla milleti tehdit ettiklerini ve millete istedikleri gibi istikamet çizmeye çalıştıklarını belirten Erdoğan, "Aslında şu anda CHP'nin de MHP'nin de bu kadar hırçınlaşmasının altında işte bu yatıyor. CHP, on yıllar boyunca bölünme, parçalanma korkusuyla işi idare ettiler. Şimdi bu korku ortadan kalktıkça varlık zeminini kaybettiler. MHP on yıllar boyunca terör korkusuyla, şehitleri istismar ederek işi idare ettiler. Şimdi bu korku, kaygı ortadan kalkınca o da varlık zeminini kaybetti" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"İşte bu sabah yaptığı konuşmasına bakıyorsunuz bu Bahçeli?nin, aman Yarabbi. Baştan aşağı, tamamıyla, - şu kürsüden ifade ediyorum - ağzından salyalar akıyor. Biz öyle konuşmayacağız. Tamamıyla bir müfteri edasıyla yaptığı konuşma. İftiralarla dolu bir konuşma. 16?17 yıldır o partinin başındasın, geldiğin yer ortada. Ben MHP?li kardeşlerime hep sesleniyorum: MHP?yi küçülten bu adamla bir yere varamazsınız. Bu adam siyasette çırak bile olamadı, olamayacak da. Bunun varlığı MHP teşkilatı için bir tehlikedir. Bu denli bir tehlikedir. Bugün yine iftiralarla dolu, yolsuzluklar, şu bu filan falan. Kalkıp evladıma Hazine arazilerinin tahsisinden bahsediyor. Bakın bu kürsüden söylüyorum: 'Terör örgütünün başıyla aynı sofrada oturup oturmamaktan' bahsediyor. Meydanlarda defaatle söyledim. Ey Bahçeli, bunları ispat edemezsen sen alçaksın, adisin. Müfteri iddiasını ispatla mükelleftir. 3.5 yıl bu ülkede Başbakan Yardımcılığı yaptın ve takımın yargılandı. 'Efendim kurtuldu.' Niye kaçıp iktidardan? Sakarya depremlerinin, Düzce depremlerinin, Kocaeli depremlerinin altında kalan sensin, sen. Oraları ayağa kaldıramadınız, kaçıp gittiniz, biz geldik ve oraları ayağa kaldırdık.

Bu ülkede faiz lobisinin ihya edilmesinin tek sebebi sizsiniz. Şu anda da beraber yandaş olduğunuz CHP o da aynı işleri yaptı. Bu ülkede CHP'nin yavrusu DSP ile beraberdiniz. Görev zararı adı altında, bu ülkede sıkıntıların en önemli sebebi siz oldunuz. Ziraat ve Halkbankasını batırdınız, Vakıfbank'ı kapatılır hale getirdiniz. Nice bankalar zaten kapatıldı, gitti. Halbankası ile Ziraat biliyorsunuz birleştirildi, böyle bir noktaya getirildi. Biz Halkbankasına şahsiyetini kazandırdık, kişiliğini kazandırdık. Esnafıma yüzde 47 ile kredi verirken, öbür tarafta aynı şekilde Ziraat Bankası yüzde 59 ile kredi verirken, biz şimdi bunları adeta sıfırladık, 0.5 aralığına getirecek kadar indirdik. Bu halka, milleti zulmeden siz oldunuz, biz ise bu zulmü kaldıran olduk. İki de bir ayakkabı kutuları ile konuşup duranlara sesleniyorum: Ayakkabı kutularının içine milyarlarca ne Avro ne Dolar sığmaz, o ancak sizin kasalarınıza sığar. Neler yaptıklarınızın hepsi ortada, 3.5 senede kaçıp gittiniz. Daha fazla kalamadınız orada. Şu anda ben bugünkü konuşmasıyla alakalı da gerekli olan davalarımı yine açacağım. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'na 'köksüz' diyecek kadar köktenliği binasip olan bir kişi bunun hesabını verecektir. Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanına 'despot' diyen bir adam bunun hesabını verecektir. Eğer Türkiye'de böyle birileri aranıyorsa, aynaya baksınlar."

Başbakan Erdoğan, buna benzer çalışmaları HDP'nin de yaptığını, silahlarla korkutarak siyaset yaptıklarını ifade ederek, "Çünkü arkalarında silahlı bir terör örgütü vardı. Silahların sustuğu bir ortamda, demokratik bir zeminde siyaset yapamıyor olmanın hırçınlığını taşıyorlar. Ellerindeki gulyabaniler birer birer gittiği için, artık kendileri gulyabani olmaya başladılar. Ne yaparlarsa yapsınlar, biz bu ülkeyi, milleti korkutmak için kullanılan tüm vasıtaları inşallah tek tek ortadan kaldırmaya devam edeceğiz" dedi. Erdoğan, herkesin özgürce yaşadığı, inancının gereğini özgürce yerine getirdiği, yaşam tarzlarını özgürce muhafaza ettiği yeni Türkiye'nin inşaasını kararlılıkla sürdüreceklerini kaydetti.

Erdoğan, "Dik dur eğilme, Simav seninle" sloganı atılması üzerine, "Sağolun, varolun, biz de sizlerle beraberiz. Tabi biz lafla değil veya muhalefet gibi değil. Deprem anında anında Simav'da olduk. Yeni bir Van inşa ettik, yeni bir Bingöl inşa ettik. Hiçbir zaman durmadık" dedi.

Geçen pazar günü 160'dan fazla STK, dernek ve vakfın yöneticileri ile yaptığı toplantıda bir kez daha bu hissiyatı, özgürlük ortamını, oluşan memnuniyeti müşahede ettiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"AK Parti'nin 12 yılda tesis ettiği özgürlük, istikrar ve güven ortamının Türkiye'nin büyümesi ve güçlenmesi, hakkın ve hayrın çoğalması için kullanması yerine, kendi hırsı ve ikbali için kullananlar da oldu. Görünürde öğrenci yetiştiriyor, yoksul öğrencilerin elinden tutuyorlardı. Görünürde okul, yurt açıyor, yardımlaşma faaliyetinde bulunuyor. Ama öyle bir noktaya gelindi ki zalim ile batılın aynı olmadığını hem bizler gördük hem aziz milletimiz gördü. Milletimizin değerlerinin, şefkatinin, merhametinin, yardım etme hissiyatının görünenden çok farklı amaçla kullanıldığı acı bir şekilde ortaya çıktı. Yaklaşık 40 yıl boyunca cemaat maskesi altında, ince ince, son derece sinsi bir şekilde bir ihanet şebekesinin inşa edildiğini gördük. Bu şebeke öyle bir noktaya geldi ki, ?benden olmayanın faaliyet hakkı, söz hakkı, hatta yaşam hakkı dahi yoktur? demeye başladı. Hiçbir alanda başkalarının varlığına tahammül edemez hale geldiler. Doymak bilmeyen bir iştahla, tatmin edilemez bir hırsla, kendileri dışındaki her grubu, kesimi, kendileri gibi düşünmeyen herkesi son derece iğrenç metotlarla saf dışı bırakmaya başladılar. Kendilerine rakip olan herkesi, hatta bizzat yanlarındaki arkadaşlarını, telefonlarını dinleyerek, yatak odalarını gözetleyerek, şantaj atarak, iftira atarak saf dışı bırakma gayretine girdiler. Nerede varlarsa, nerede varlık gösteriyorlarsa, orada kendilerinden başka hiç kimseye tahammül edemediler.

Öyle bir noktaya öyle bir azgınlık seviyesine ulaştılar ki Türkiye'yi topyekün kontrol altında tutmak, Türkiye?nin istikametini tek başlarına belirlemek gibi bir şehvete kapıldılar. İşte orada da en büyük yanlışı yaptılar. Orada maskeleri düştü, gerçek yüzleri ortaya çıktı. Dertlerinin talebe yetiştirmek, yoksulların elinden tutmak, yardımlaşmak olmadığı, dertlerinin iktidar olduğu, güç olduğu, hırs ve ikbal olduğu orada ortaya çıktı. Başta emniyet ve yargı içine yerleştirdikleri maşaları aracılığıyla kendi faaliyet alanları dışında, hatta meşruluk çerçevesinin, helal dairesinin dışında teşebbüslere giriştiler. Bize farklı göründüler. Ama gizliden gizliye başka işlerin içine girdiler. Bunların bizim dönemimizde büyüdükleri, geliştikleri, güç kazandıkları iddiası tamamen asılsız bir iftiradır. 12 Eylül darbesine bakın, bunların oradan güç devşirdiklerini görürsünüz, 28 Şubat darbesine bakın, bunların oradan güç devşirdiklerini görürsünüz.

Sadece Türkiye'deki darbecilerden değil, uluslararası bazı çevrelerden, özellikle de istihbarat örgütlerinden bunların güç devşirdiklerini görürsünüz. Altını çizerek ifade ediyorum: Her işlerinde tedbir adı altında, işte o 40 yıllık gizlenme taktiklerini kullandılar. Takiyye var, yalan var, iftira var. 40 yıl boyunca da farklı çevreler tarafından gizlice beslendiler. Bu şebekenin yargı ve emniyet içindeki maşaları eliyle nasıl hukuk cinayetleri işlediklerini, geçmişte fark edebilmek kolay değildi. Evet, mağdurlardı, maruz kaldıkları zulmü biliyorlardı ama fakat ateş düştüğü yeri yakıyor, bizim de milletimin de gerçeklerden haberdar olmamız çok ustaca engelleniyordu. İşte böcek soruşturması... Bazıları soruyor, neden iki yıl beklediniz? Biz iki yıl beklemedik ama onlar maşaları yoluyla iki yıldır bu soruşturmanın üzerini örtüyor, bugün de hala üzerini örtmenin hayasızca, ahlaksızca mücadelesini veriyorlar. Biz bunun takipçisiyiz, bunu takip edeceğiz. Sırf kendileri gibi düşünmüyor diye, sırf deşifre ediyor diye, masum insanları dahi nasıl zindana attıkları bugünlerde tek tek ortaya çıkıyor. 'Darbeyle, darbe girişimleri ile mücadele ediliyor' görüntüsü altında, gerçek zanlıların yanında masum insanların da nasıl mahkum edildiği, bugün tek tek ortaya çıkıyor."

**** HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****