2014-12-13 - 11:10
2015 YILI BÜTÇESİ TBMM GENEL KURULU'NDA...
TBMM Genel Kurulu'nda, Adalet Bakanlığı, Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu, Türkiye Adalet Akademisi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Mesleki Yeterlilik Kurumu, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Devlet Personel Başkanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı ile Türk Akreditasyon Kurumu'nun 2015 bütçeleri ve 2013 kesin hesapları kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Başkanvekili Güldal Mumcu başkanlığında toplandı.

2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı'nın üçüncü turunda yer alan kurumların bütçeleri üzerinde ilk sözü, HDP Mardin Milletvekili Erol Dora aldı.

Dora, konuşmasında kısa süre önce kanunlaşan yargı paketini ve pakette yer alan makul şüpheli ifadesini eleştirerek, bu ifadenin kişi haklarının zedelenmesinin önünü açacağını, hak ihlallerini artıracağını savundu. Yeni yasal düzenleme ile avukatların dava dosyasına ulaşmasının da engellenmek istendiğini ifade eden Dora, "Bu uygulama kanuna uygundur ama hukuka, savunma hakkına ve evrensel insan hakkına aykırıdır" dedi.

İç Güvenlik Paketine de değinen Dora, düzenleme ile polislerin yetkilileri artırılırken, savcı ve hakimlerin yetkilerinin ise gasp edildiğini söyledi. Dora, "Polisin ve yargının görevi elbette kamu düzenini sağlamaktır. Ancak polis ve yargı gücü bugün gerçek anlamda suçluyu yakalamak, cezalandırmak için kullanılmamaktadır. Maalesef polis ve yargı gücü kamu düzenini değil, iktidarı korumak üzere hükümetçe her gün yeniden tasarlanmakta ve adeta iktidarın, iktidarda kalmasının bir aracı haline getirilmektedir" diye konuştu.

HDP Van Milletvekili Özdal Üçer de bütçenin tahsisinden önemlisinin, denetlenebilirliği olduğunu vurguladı.

Milletin ödediği vergilerden oluşan bütçenin, denetimsiz harcamalarla birilerinin çocuklarına, eşlerine, yakınlarına haksızlık kazanca dönüşmesinin yolsuzluk olarak tanımlandığını belirten Üçer, "Türkiye'de bütün kurumların yolsuzluk konusunda güçlü bir denetimden geçmesi lazım. Hele ki adaleti temsil eden kurumların yolsuzluktan arındırılması lazım" değerlendirmesinde bulundu.

Halkın taleplerini dile getirmek için gösteri yapmasının suç olarak görülmesinin hukuk devletine uygun olmadığını kaydeden Üçer, "(Gösteri yaparsan, akan kandan sorumlu olursun) demek hukuk bilincinden yoksunluktur, despotluktur" dedi.

Üçer konuşmasını muhalefet sıralarına dönerek yaparken, iktidar milletvekillerinin koltuklarını gösterdi ve boş olmasını eleştirdi. Üçer, "Bu tarafa doğru konuşayım. Boş koltukların neyine söyleyeyim? Sayın Bakanım, siz de bakar mısınız?" ifadelerini kullandı.

Hukukun adaleti tesis etmekle sorumlu olduğunu belirten Üçer, "Adalet, cumhurbaşkanının bin 250 odalı sarayda oturup da halkın evsiz olması değildir" diye konuştu.

Üçer'in konuşması sırasında polisin uygulamalarını eleştirmesi AK Parti milletvekillerinin tepkisine neden oldu. Bir milletvekilinin "40 kişiyi kim öldürdü?" diye sorması üzerine de Üçer, "40 kişiyi bizzat devletin polisi öldürdü. Bizzat devletin askeri öldürdü. Bununla ilgili bir yargı sistemi oluşturdun mu? 40 kişiyi kimin öldürdüğünü herkes biliyor" karşılığını verdi.

AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Üçer'in konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve oğluna ilişkin kullandığı bazı ifadelere tepki göstererek, Üçer'i kınadı ve Başkanlık Divanı'ndan temiz bir dil kullanılması konusunda duyarlı olmasını istedi.

Üçer de kullandığı ifadelerin kınamayı gerektiren bir husus olmadığını savunarak, cumhurbaşkanın oğlu bile olsa herkesin gelir kaynağını resmi şekilde kamuoyunu bildirmek durumunda olduğunu söyledi.

Ünal, Üçer'in konuşmasında kaçakçılık ifadesini kullandığını, kendisinin bu sözü kınadığını, bunun çirkin bir ifade olduğunu belirtti.

Üçer ise yerinden tekrar söz alarak, "Cumhurbaşkanının oğlunun gemisinin nasıl alındığını, faturalarının nasıl düzenlendiğinin araştırılmasını istiyorum" dedi.

Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu, karşılıklı konuşmanın uzadığını belirterek, "Konu anlaşılmıştır. Gereğini yerine getirirsiniz milletvekilleri olarak" dedi.

Üçer'in yerinden sözlerini sürdürmesi üzerine Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da tepki göstererek, "Gözümüze baka baka iftira atıyorsunuz. İftira yakışmaz. O zaman getir belgeleri koy ortaya" ifadelerini kullandı.

Ardından kürsüye gelen HDP Hakkari Milletvekili Adil Zozani, ceza infaz kurumlarında çalışanların da çalışma koşulları ve özlük hakları açısından sıkıntılar yaşadıklarını belirterek, bu sorunlara çözüm bulunmasını istedi.

Zozani, hasta mahkumların durumlarını da gündeme getirerek, bir çok hasta mahkumun durumlarına rağmen, gerçekle bağdaşmayacak gerekçelerle cezaevlerinde tutulduklarını söyledi. Zozani şöyle devam etti:

"Bu ülkede adalet, herkese eşit uygulanmıyor. İnfaz eşitliği mekanizmasını lütfen ama lütfen artık gündeminize alın. Adam bir gemi dolusu uyuşturucu ile yakalanıyor, bu adama uygulanan infaz koşulları ile siyasi düşüncelerini ifade eden vatandaşa uygulanan infaz mekanizması eşit değildir. Şimdi siz diyorsunuz ki (Bu vatandaş bu devlete niye isyan ediyor?) İsyan etmesin de ne yapsın?"

Konuşmasında taşeron uygulamasını eleştiren Zozani'nin taşeronların siyasi parti il yönetimleriyle teması olduğu sözü, AK Parti milletvekillerinin tepkisini yol açtı. Zozani, "Parti ismi vermedim ki siz niye üzerinize alındınız ben anlamadım?" karşılığını verdi.

HDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ise Türkiye'de iş kazalarının ve işsizliğin yüksek olduğunu belirterek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın bu alanlarda elle tutulur çözümler üretemediğini ileri sürdü.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesinin azaldığını ifade eden Kürkcü, "Bütün bakanlar bütçedeki payları için mücadele ederler. Ben Çalışma Bakanımızın bu kadar milyon emekçinin, emeklinin, sosyal sigorta kapsamında yardım ve destek bekleyen insanın bakanı olarak niçin bakanlığının bütçesinin düşmesine rıza gösterdiğini anlamak istiyorum" dedi.

AK Parti Çorum Milletvekili Salim Uslu, toplu sözleşmesiz iş yeri kalmamasını, Kıdem Tazminatı Fonu'nun kurulmasını, sendikal hakların etkin kullanımının sağlanmasını, maden işletmelerinin insafsızlığına ve kural tanımazlığına izin verilmemesini istedi.

AK Parti milletvekilleri TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen Adalet Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Avrupa Birliği Bakanlığı ile bağlı kuruluşlarının bütçeleri üzerinde konuşmalar yaptı.

AK Parti Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının hukuk devletinin olmazsa olmazı olduğunu belirterek, hukuk devleti niteliğini, yargıya karşı her kesimin güvenini artırmayı hakimler ve savcıların sağlayacağını söyledi.

Yargı mensuplarının, farklı kesimlerin emir ve talimatları doğrultusunda davranmaya başladığını savunan Türkmenoğlu, "Bu da Türkiye'deki hukuk devletine olan inancı, adalete olan güveni sarstığı gibi, hem milletimiz hem devletimiz için büyük tehlike oluşturmuştur. HSYK yasaları çiğneyen hakim ve savcılar hakkında zamanında önlem alırsa, hakim ve savcılarımız daha özenli davranacaktır" diye konuştu.

Almanya'da hakim ve savcıların siyasi partilere üye olabildiğini ve siyaset yapabildiğini anlatan Türkmenoğlu, "Bu, hakim ve savcıların kararlarında siyasi, ideolojik davranmayacaklarına olan inancın tam olduğunu gösteriyor. Darısı Türkiye'nin başına" dedi.

AK Parti Malatya Milletvekili Hüseyin Cemal Aydın, cezaevlerinde özgürlüğü kısıtlananların topluma kazandırılmasının, onlara yakışan koşullarla mümkün olacağını ifade etti. AK Parti iktidarı döneminde ihtiyaçları karşılamayan, suçluları rehabilite etmeyen 249 ceza infaz kurumunun kapatıldığını ve yerlerine insani yaşam koşullarına uygun kurumlar inşa edildiğini anlatan Aydın, suçluların infaz ve ıslahı yanında eğitimine, iyileştirme faaliyetine ve meslek edinmelerine özel önem verildiğini kaydetti.

AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman, AK Parti döneminde adalet alanında reform niteliğinde adımlar atıldığını dile getirerek, "Merdivenaltı mezbelelik alanlarda dağıtılan adaletten, saraylarda dağıtılan adalete geçtik. Hakim ve savcıların maaşları düzeldi. Yargının sorunları büyük oranda çözüldü" dedi.

AK Parti Kırklareli Milletvekili Şenol Gürşan HSYK'nın 1960 darbe anayasasıyla oluşturulduğunu anımsatarak, "HSYK, o zamanki yapısıyla yargı erkini birilerinin arka bahçesinin ürünü olarak gösteren bir anlayışın ürünüydü" diye konuştu.

HSYK'nın yapısının 2010'daki referandumla değiştirildiğini anlatan Gürşan, kurulun idari ve mali yönden bağımsız olmasının amaçlandığını söyledi. Gürşan, mahkemelerin millet adına karar verdiğini ifade ederek, "Egemenliğin kaynağı da milletin kendisidir. Dolayısıyla TBMM'nin HSYK'ya üye seçiminde aktif olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun HSYK'nın yapısını daha demokratik meşruiyet ve geniş tabanlı temsil imkanına kavuşturacağını düşünüyorum" ifadesini kullandı.

AK Parti Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, AK Parti iktidarında çalışma hayatına ilişkin radikal değişimlere imza atıldığını vurguladı.

Zorunlu tasarrufların AK Parti döneminde ödendiğini, özelleştirmelerde kapı önüne konulan işçilere AK Parti'nin sahip çıktığını anlatan Tanrıverdi'ye, CHP İzmir Milletvekili Musa Çam, "Soma'dan bahset" diye laf attı. Tanrıverdi, Çam'a, "1 Mayıs, Emek ve Dayanışma Günü olarak ilan edildi, resmi tatil yapıldı. Teşekkür etmeniz lazım" diye karşılık verdi.

Çalışma hayatındaki düzenlemelerin AK Parti'nin emekçilere karşı sorumluluk anlayışıyla hayata geçirildiğinin altını çizen Tanrıverdi, "Türkiye ILO'nun kara listesinden çıktı. Bunlar radikal dönüşümlerdir" dedi.

Soma'daki maden faciasına da değinen Tanrıverdi, olaydan milletçe derin üzüntü duyulduğunu, ancak yaraların hızla sarıldığını ve işçilerin geride bıraktığı yakınlarına sahip çıkıldığını kaydetti.

AK Parti Çorum Milletvekili Salim Uslu, Mesleki Yeterlilik Kurumu'nun eğitim ve istihdam ilişkisini güçlendirerek Türkiye'de insan kaynaklarına yeni bir bakış açısı getirdiğini, mesleki ve teknik eğitimin yeniden yapılandırılmasını sağlayacak yapı olduğunu söyledi.

Yürütülen çalışmalar sonucu şimdiye kadar 669 meslek standardı hazırlandığını, bunlardan 576'sının ulusal meslek standardı olarak Resmi Gazete'de yayımlandığını anlatan Uslu, 21 bin 170 kişiye mesleki yeterlilik belgesi verildiğini kaydetti.

Mesleki eğitim ile eğitim sistemi, istihdam planlaması ile istihdam politikaları, ekonomik kalkınma ile sosyal gelişme, sendikal haklar ile sosyal düzen, toplu sözleşme hakkı ile kamu düzeni arasında doğru ilişki kurgulanması gerektiğini ifade eden Uslu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'ten şu isteklerde bulundu:

"İş kolu sözleşmesi imkanı getirip toplu sözleşmesiz iş yeri bırakmayınız. İşsizlik sigortasına erişimi kolaylaştırıp işsiz kalanların imkanlarını artırınız. Kıdem Tazminatı Fonunu bir an önce kurup kıdem tazminatı hakkını güvenceye alınız. İşçi ve memur ayrımını kaldırıp AB ve ILO normlarına uygun düzenlemelerle sendikal hakların etkin kullanımını sağlayınız. Kamu iş yerlerinde geçici işçilik sürelerini ve statülerini yasayla belirlemek yerine, ihtiyaçlara göre belirlenmek üzere ilgili işletmeye bırakınız. Maden işletmelerinin insafsızlığına ve kural tanımazlığına izin vermeyiniz. İşçi temsilciliğini, iş sağlığı ve güvenliğiyle sınırlı tutmak yerine, tüm işletmeler de yer alacak şekilde örgütlülüğü teşvik ediniz. Başta, İş Sağlığı ve Güvenliği Kurumu olmak üzere, diyalog kurumlarının etkin bir biçimde çalışmasını sağlayarak katılımcılığı etkin hale getiriniz. Sendikal yaşama ve endüstri ilişkilerine yönelik düzenlemeleri konjonktürel istek ve taleplere göre değil, ILO konvansiyonları, AB normları ve ihtiyaçlarımıza göre yapınız. Bu önerilerin 'yeni Türkiye' politikalarıyla örtüşeceğine ve Cumhuriyetimizin değerleriyle daha yaraşacağına inanıyorum."

AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu da AB Bakanlığı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, birliğe üyeliğin Türkiye açısından kader olduğunu belirtti.

Türkiye'nin AB'nin stratejik ortağı ve bölgesel aktör olduğunu ifade eden Ensarioğlu, "Türkiye'nin AB üyeliği, AB'nin üzerine kurulduğu değerleri canlandırmak açısından hayati önem taşımaktadır" dedi.

Ensarioğlu, Türkiye'nin insan hakları ve temel özgürlükler alanında reformlar yaptığını, düşünce ve ifade özgürlüğünün önünü açtığını, işkence ve kötü muameleyle mücadelede ve kadın erkek eşitliği alanlarında önemli mesafe aldığını anlatarak, "Demokratik değerler gündelik hayatımızın parçası oldu" diye konuştu.

AB müzakerelerinde birkaç ülkenin tutumu ve önyargılar sonucu blokajlar yaşanabildiğine dikkati çeken Ensarioğlu, "Bu engellemelerden, hükümetimizin gönülsüz olduğu eleştirisini çıkarmak hakkaniyetli olmayacaktır" dedi. Ensarioğlu, 2014'ün Türkiye'de AB yılı ilan edildiğini ve reformların kesintisiz sürmesinin öngörüldüğünü sözlerine ekledi.

MHP'li milletvekilleri, TBMM Genel Kurulu'nda, Adalet Bakanlığı, Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu, Türkiye Adalet Akademisi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Mesleki Yeterlilik Kurumu, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Devlet Personel Başkanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı ile Türk Akreditasyon Kurumu'nun bütçelerinin görüşülmesi sırasında söz aldılar.

MHP Konya Milletvekili Faruk Bal, Adalet Bakanlığı'nın hukukun üstünlüğünün inşasının atölyesi, mutfağı olduğunu söyledi.

AK Parti iktidarları döneminde Adalet Bakanlıklarında geliştirilen anlayışı eleştiren Bal, temel sorunun, yargının silah olarak kullanılması ve buna karşı direnilmemesi olduğunu kaydetti.
Bal, şöyle devam etti:

"Yargıyı silah olarak kullananlar gelmiş, geçmiştir. Şimdi esameleri okunmuyor. Ancak bundan en büyük zararı Türkiye, Türk yargısı ve Türk yargı mensupları görmüştür. Bundan ders almayan AKP, yargıyı silah olarak kullanmanın katmerlisini yapmaktadır ve yapmaya devam etmektedir. Bu gidişat, hukukun üstünlüğüne değil, AKP'nin üstünlerine hukuk sağlayan, haklıyı değil, güçlüyü koruyan postmodern diktatörlüğün inşasıdır."

İktidarın ülkeyi, hukukun üstün olduğu güvenli bir liman haline getiremediğini savunan Bal, "13. bütçesini yapan AKP suçla mücadeleyi başaramamış, aksine Türkiye'yi suç cenneti haline getirmiştir" dedi.

Yargının kalbinin HSYK, HSYK'nın da geçmişte darbelerin ve muhtıraların hedefi olduğunu belirten Bal, AK Parti'nin de aynı anlayışla davrandığını ve HSYK'yı hedef haline getirdiğini ileri sürdü.

Bal, "7 Şubat, 17 Aralık ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarıyla birlikte AKP bir rüyadan uyanmıştır. Burada, altın kaçakçılığı, görevi suiistimal, nüfuz suiistimali, kara para aklama, uluslararası kaçakçılık gibi ağır suçlardan kuyruğu AKP'nin bakanları hukuka kaptırdı, kuyruğu hukuktan kurtarabilmek için AKP büyük bir telaş ve korkuya kapıldı" şeklinde konuştu.

AK Parti Grup Başkanvekili Naci Bostancı da Bal'ın AK Parti'nin yargıyı siyasallaştırdığı iddiaları üzerine söz aldı.

Bostancı, "Yargıyı siyasallaştırdığımız ve etkimiz altına aldığımız türküsü yeni söylenmiş değil. 2010 referandumunda da aynı sözler söyleniyordu. Ne hikmetse kuşattığımız bu yargı, 2013'de 17 ve 25 Aralık darbelerini yaptığında kuşatmadığımız anlaşıldı. Yargı iktidara karşı bir suikast içine girmişti. Kuşatılan yargının itibarı yerlerdeydi ama aynı yargı hükümete karşı bir girişimde bulunduğunda, bu defa da ne hikmetse yine itibarı yukarılara çıkıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Bostancı, Bal'ın konuşmasındaki "kuyruğu hukuka kaptırdınız" ifadesini de eleştirdi, bu sözün hakaret içerdiğini, iktidar, muhalefet müzakerelerine uygun olmadığını söyledi.

Bal ise bu ifadeyi ne mecazi ne de metaforik olarak kullandığını, sadece yaşayan Türkçe'nin diline vermiş olduğu bir örnek olarak ifade ettiğini vurguladı. Bal, "Ama bal gibi hukuku siyasallaştırdınız" dedi.

MHP İstanbul Milletvekili Murat Başesgioğlu da konuşmasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 2014 yılında iş kazaları ile anılan bir bakanlık olduğunu söyledi.

"Niye bizim ülkemizde bu kadar maden kazası oluyor?" diye soran Başesgioğlu, yaşananlardan ders alınmadığını ve güvenlik kültürü oluşturulmadığını dile getirdi. Başesgioğlu, "Artık eski teknoloji ile kömür çıkarmaktan vazgeçmemiz lazım. Bedeli ne olursa olsun. Maliyet de artacaksa mutlaka yeni teknoloji ile bizim maden üretmemiz kaçınılmaz" diye konuştu.

Maden kazalarının ardından panik ile torba yasalar çıkarıldığını, ancak bu yasaların pratikte hiç bir faydası olmadığını savunan Başesgioğlu, "Yasa yapmak sorunları çözmüyor" ifadesini kullandı.

Konuşmasında sendikalara değinen ve özellikle kamu sendikacılığının geldiği noktayı eleştiren Başesgioğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Sendikacılık yapılacaksa, muhalif bir duruş sergilemeyi gerektirir. Çünkü sizin çalışanlarınızın, üyelerinizin menfaatleri ile hükümetin, yönetimin menfaatleri daima çatışma halindedir. Yönetime teslim olmuş bir kuruluş, bizim nazarımızda sendika olamaz. O bir dernek olur, sivil toplum kuruluşu olur. Onun için bugün gerçek sendikacılığın yapılacağı gündür. Sendikacılık sadece ücret sendikacılığı değildir. Bu ülkede demokrasinin, hak ve özgürlüklerin gelişmesi açısından siyasi partiler kadar önemli kuruluşlardır."

MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ise iktidarın işçiye, memura, emekliye yeterli bütçeyi ayırmadığını ileri sürerek, "Halktan tasarruf yapmasını isteyen AKP hükümeti, kendisine saray yaptırarak, uçaklarla zevk-ü sefa sürmektedir" dedi.

Kalaycı, Ermenek'te yaşanan maden kazasının ardından hükümetin üç bakanının günlerce bölgede kaldığını hatırlatarak, "Soruyorum, üç bakan kameralar karşısında boy göstermekten başka Ermenek için ne yaptınız? Bari verdiğiniz sözleri tutun" diye konuştu.

Kazanın ardından Bakanlar tarafından yeraltında kalan işçilerin Halk Bankası'na olan borçlarının silindiğinin, maden işçilerinin kredi borçlarının üç ay süreyle ertelendiğinin açıklandığını ifade eden Kalaycı, şöyle devam etti:

"Bugün 13 Aralık. Bakanların sözlerinden bu yana 40 gün geçmiş. Peki durum nedir? Halk Bankası'nın yaptığı hiçbir şey yok. İnsan utanır. Koca koca bakanlar halkı aldatır mı? Bölgenin bakanı, başbakanı var ama bir kamu bankasına bile sözü geçmiyor. Ama yandaşlara, havuzculara gelince akan sular duruyor. Kararlar hızla alınıyor. Trilyonlar aktarılıyor."

MHP Iğdır Milletvekili Sinan Oğan da konuşmasında, AB Bakanlığı'nın Türkiye'nin üyeliği konusundaki politikalarını eleştirdi.

Oğan, şöyle konuştu:

"Doğrusu AB Bakanlığı'nın AB'nin karşısına yolsuzlukla çıkacağını ben tahmin etmezdim. AB'nin Sayıştay'ı olarak ifade edilen OLAF'ın bakanlığınız aleyhinde açmış olduğu iki soruşturma davası var. Yolsuzlukta harbiden bizi AB'ye soktunuz ve 4,5 milyon Avro'yu AB, Bakanlığınızdan geri istiyor. Umarım bunun da savunmasını iyi yapıyorsunuz. Çünkü Türkiye'de bu tür hırsızlıklara 'darbe' deyip geçiştirebilirsiniz ama AB'ne bunu 'darbe' deyip geçiştirme imkanınız yok."

***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***