2010-05-03 - 12:22
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Vakıflar Haftası dolayısıyla TBMM Tören salonunda düzenlenen törende yaptığı konuşmada ''Ağaç
kökleriyle yaşar. Kökü olmayan ağaç olmaz. Aynı şekilde milletler de medeniyetler de kökleriyle yaşar'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Ağaç kökleriyle yaşar. Kökü olmayan
ağaç olmaz. Aynı şekilde milletler de medeniyetler de kökleriyle yaşar'' dedi.
Erdoğan, Vakıflar Haftasının hayırlı olmasını diledi.
''Vatan, alelade bir toprak parçası asla değildir'' diyen Başbakan
Erdoğan, ''Vatan; o toprağı sevgi, merhamet, şefkatle yoğrulması, can feda edecek
kadar sahiplenilmesi ve muhafaza edilmesidir'' diye konuştu.
Anadolu ve Trakya'nın bin yıllar boyunca bizim sevgi medeniyetimizle
yoğrulduğunu, tarihin en büyük kahramanlıklarına ev sahipliği yaptığı gibi,
tarihin en gözde eserlerine de ilham kaynağı olduğunu vurgulayan Başbakan
Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bizim bu topraklar üzerine kurduğumuz ve dünyaya örnek teşkil eden
medeniyet, altını çizerek ifade ediyorum; bir sevgi medeniyetidir. Biz,
gerektiğinde vatanımızı savunmak noktasında hiçbir tereddüt göstermeyen, vatanı
namus olarak addedip, siperlere koşan ve omuz omuza o siperlerde can feda eden
insanların torunlarıyız. Ama aynı zamanda bizler, barış zamanlarında insan
odaklı, daha geniş manada canlı odaklı medeniyetler inşa eden, çevresiyle,
canlılarla, toprakla, estetikle, tabiatla barışık bir kültürün de
takipçileriyiz.
Vakıf medeniyeti, kendisini insanlığa vakfetmek, insanı ve canı hayatın
merkezine alarak, insanlığın yararına çalışmak anlayışı üzerine kuruludur. Bu
vakıf anlayışı, göçmen kuşlarını da düşünür, garip gurebayı, fakir fukarayı da
düşünür, kimsesizi, yolda kalmışı da düşünür.
Bizi birbirimize bağlayan sevgi, merhamet, dayanışma, kardeşlik gibi
özellikler, vakıf anlayışıyla daha da güçlenmiş, bizi bir ve beraber yapmıştır.
Onun için vakıf demek sağdan soldan toplanılarak oluşturulmuş bir kese değildir
aslında. Vakıf denilen aslında kişinin, geçmişteki büyüklerimizin ifadesiyle,
ceb-i hümayundan (padişahın kişisel parası) vermek suretiyle bir hayrı inşa
etmesi demektir. Bugün bunlar çok farklı şekilde devam ediyor, süre gidiyor.''
''Bakınız, dünya üzerindeki bir çok topluma nasip olmayan bir medeniyet
tasavvurumuz var'' diyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu medeniyet tasavvurunda devlet kuran, o devleti yücelten, huzur ve
güvenliğe kavuşturan, Osman Gazi kadar, Orhan Gazi kadar, dikkat ediniz, 'insanı
yaşat ki devlet yaşasın' diyen Şeyh Edebali vardır.
Bu topraklar Alpaslan gibi, Melik Şah gibi, Kılıçarslan, Selahaddin
Eyyubi gibi tarihe mal olmuş devlet adamları çıkarması yanında, Mevlana gibi,
Yunus gibi, Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Karacoğlan gibi sultanlarını da
yetiştirmiş topraklardır. Bizim tarihimizde Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan
Süleyman ve Yavuz Sultan Selim büyüktür, ulu şahsiyetlerdir, ancak en az onlar
kadar Ak Şemsettin, Mimar Sinan, Hayrettin, Fuzuli, Nedim ve daha niceleri
büyüktür, uludur ve en az onlar kadar şöhretlidir.
Her zaman ifade ediyorum; bizim medeniyetimizde kalem, kılıcın önünde yer
alır. 3 kıta üzerinde hüküm sürmüş Osmanlı Devleti'nin, bugün o kıtalarda nasıl
anıldığına hepimiz dikkat etmek durumundayız. Balkanlar'da Osmanlı Devleti, zulüm
ile baskı ile değil, Mostar Köprüsüyle, Drina Köprüsüyle, Karagöz Bey Camisiyle,
Vardar Köprüsü, Kosova Taş Köprüsüyle, Vidin Köprüsüyle, binlerce sebiliyle, han,
hamam ve kütüphaneleriyle hatırlanmaktadır. Ortadoğu'da Osmanlı, sömürüyle,
istismarla, emperyalizme değil, Kudüs'te tesis ettiği barış ve huzur ortamıyla,
Hicaz Demiryoluyla, Bağdat Demiryoluyla, Mescid-i Haram ile Kerbela ile inşa
ettiği su kanallarıyla anılmaktadır...
Aynı şekilde Afrika'da, ta Ace'de Afrika'nın zenginliklerini dışarıya
kaçıran bir bir Osmanlı değil, oralara köprüler, camiler, sebiller, medrese ve
kütüphaneler inşa eden bir Osmanlı vardır.
Herkes, her toplum, tarihine, geçip gitmiş bir zaman dilimi olarak
bakabilir, nostalji gözüyle bakabilir, tarihini unutabilir ya da geçmişine
sırtını dönebilir ama biz bunu yapamayız. Yapmak istesek de yapamayız.
Tarihimizden, onun bugüne taşınan eserlerinden sıyrılamayız.''
''On yıllar boyunca bırakın Balkanlar'daki, Asya'daki, Ortadoğu'daki,
Afrika ve Avrupa'daki eserlere, kendi topraklarımızdaki eserlere dahi sahip
çıkılmadı'' diyen Başbakan Erdoğan, ''onları kendi kaderlerine terk ettiler.
Tarihe ve tarihi mirasa sırtlarını dönenler, işte görüyorsunuz; bugün tarih
oldular ve isimlerini kimseler anmıyor'' görüşünü ifade etti.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Tarihin unutturulmak istendiği, tarihin yeniden ve farklı şekilde
yazılmak istendiği dönemlerden geçtik. Oysa şunun idrakine varmak zorundayız:
Bizi ülke ve millet olarak var eden tarihimizdir. Tarihi olmayanların geleceği
olmaz bunu böyle bilmek zorundayız. Bizim geleceğimiz de tarihimizle
şekillenecektir ve şekillenmektedir. Ağaç kökleriyle yaşar. Kökü olmayan ağaç
olmaz. Aynı şekilde milletler de medeniyetler de kökleriyle yaşar. Açık
söylüyorum; istediği kadar iyi eğitim alsın, teknolojiyi istediği kadar iyi
kullansın, dünyayı istediği kadar yakından takip etsin eğer nesiller Şeyh
Edebali'yi, Osman Gazi'yi, Ali Kuşçu'yu, Fatih'i, Mimar Sinan'ı, Fuzuli'yi, Hacı
Arif Bey'i tanımıyorsa, onlardan ilhamını almıyorsa, alamıyorsa, asla ve asla
kalıcı ve güçlü bir gelecek inşa edemez. Arif Nihat Asya bunu en güzel şekilde
ifade ediyor. 'Bu kitaplar Fatih'dir, Selim'dir, Süleyman'dır. Şu minare
Sinan'dır haydi artık uyuyan, destanını uyandır'.
Yahya Kemal, 'ruh ufuksuz yaşamaz' diyor. Bizim de genç nesillere
'Fatih'in ruhu kadar Çanakkale'nin, Kurtuluş savaşı'nın, Gazi Mustafa Kemal'in
ruh dünyası kadar Mimar Sinan ve Selimiye'nin, Süleymaniye'nin ufkunu
kazandırmamız gerekiyor.
Şu 7,5 yıl içinde Türkiye'nin her köşesinde, Gazi Mustafa Kemal
Atatürk'ün İsmet İnönü'ye yazdığı o mektuptaki o incelik var ya... Ah ah, o
mektubu iyi incelemek lazım, teferruatına girmeyeceğim. Hani diyor ya, 'o
camiler, kervansaraylar askerlerden boşaltılsın...' Sadece o değil, orada daha
başka şeyler de var. onu eğer incelersek, araştırırsak onların içinde nelerin
olduğunu görürüz. İşte biz, oraları onlardan temizliyoruz. Ve bu nesile onları
kazandırdık, şimdi de geleceğe kazandırıyoruz. Fark bu.
7,5 yıl içinde tarihi eserlerimiz yeniden hayata döndü. Bunlar ahır
olarak kullanılıyordu. Bu ahırlardan temizledik. Bu tarihe ihanet değil midir?
İşte bunlardan temizleyerek onları bugüne ve geleceğe kazandırdık. Yeniden can
suyuna kavuştular.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, milliyetçiliğin; ırk esasıyla bir ayrımcılığa gitmek
olmadığını ifade ederek, ''Milliyetçilik, bu ülkeyi var eden, kardeşliğe, dayanışmaya,
paylaşmaya sırtını dönmektir diye asla düşünmüyorum. Milliyetçilik, bu toprakların
nasıl vatan olduğudur, bu milletin nasıl teşekkül ettiğidir, hangi iklimde doğup, hangi
atmosferde büyüyüp, geliştiğini idrak etmek ve bunun gereğini yapmaktır'' dedi.
Erdoğan, Vakıf Haftası açılışı dolayısıyla TBMM'de düzenlenen törende
yaptığı konuşmada, iktidarları döneminde vakıflar alanında yapılan çalışmalar
hakkında bilgi verdi.
Türkiye'de 1996-2002 yılları arasında sadece 46 tarihi eserin onarımının
yapıldığına işaret eden Erdoğan, 2003-2009 yılları arasında ise 165 hamam, 26
kervansaray, 76 han, 26 bedesten, 21 imaret, 13 kilise, 3 mevlevihane, 19 çeşme,
30 kümbet ve 4 şadırvan da dahil olmak üzere, yaklaşık 3 bin 400 eserin
restorasyonunun tamamlandığını bildirdi.
Erdoğan, şu anda 250 kültür varlığının restorasyonunun devam ettiğini, bu
yıl içinde toplamda 500 eseri daha tamamlamış olacaklarını ifade etti. Adana'dan
Zonguldak'a, Aksaray'dan Batman, Osmaniye, Diyarbakır'a kadar 81 ilde tarihi
eserlerin izini sürdüklerini dile getiren Erdoğan, bunlar için kaynak
ürettiklerini, ellerinden tutup ayağa kaldırdıklarını anlattı.
Yapılan çalışmalardan örnekler veren Erdoğan, Adıyaman'da Musalla
Camisi'nin onarıldığını, Amasya'da Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Hamamı'nın tamir
edildiğini, Antalya'da Yivli Minareli Cami'nin, Bursa'da Emir Sultan Hamamı'nın,
kendi dönemlerinde Vakıflar Genel Müdürlüğü eliyle yeniden kazandırıldığını
söyledi.
Sadece Türkiye ile kalmadıklarını, Anadolu ve Trakya'da değil, dünya
üzerinde medeniyetlerine, kültürlerine ait eser, miras varsa oraya ulaştıklarını,
gün yüzüne çıkardıklarını vurgulayan Erdoğan, Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve
Turizm Bakanlığı, TİKA aracılığıyla ata yadigarlarını bulup, o ülkelerin yetkili
makamlarıyla görüşüp, anlaşmalar imzalayıp, hayata döndürdüklerini belirtti.
Erdoğan, Türklere ait bilinen en eski eserleri, Moğolistan'daki Orhun Anıtları'nı
restore ettiklerini, 46 kilometrelik yolu yaptıklarını, oraya ulaşabilecek
imkanları sağladıklarını dile getirerek, ''Niçin, tarih ayağa kalksın, tarih
konuşsun diye yaptık'' dedi.
Erdoğan, Balkanlar, Ortadoğu, Orta Asya, Afrika'da kültür varlıklarının
izini sürdüklerine işaret ederek, ''Atalarımız nerelere gitmişler, neler
yapmışlar. Biz, şimdi 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarının dışına
çıkamıyoruz. Hele hele bazıları Ankara'nın dışına çıkamıyor'' diye konuştu.
İstanbul, Bursa, Konya, Kayseri büyükşehir belediyeleri ve ilçe
belediyelerinin, sınırları içerisindeki yüzlerce eseri bu dönemde restore
ettiklerini anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Biz, bizi biz yapan, bizi var eden o ruh kökünden yola çıkıyor,
geçmişten aldığımız ilhamla geleceğimiz için bir ufuk çizmenin mücadelesini
veriyoruz. Büyük düşünenler, işte bugünlere ulaşan, yüzlerce yıldır, asırlardır
ayakta duran bu eserlerin oluşmasını sağladı. Onlar bizi var ettiler, inşallah
biz de yarınların var olmasına vesile oluşturacak tohumları atıyoruz. Bizlerde
büyük düşünüyoruz. Geleceğe eserler bırakmak için emek sarf ediyoruz.
Lütfen farklı yerlere çekilmesin; milliyetçilik ırk esasıyla bir
ayrımcılığa gitmek değildir. Milliyetçilik, ben bu ülkeyi var eden, kardeşliğe,
dayanışmaya, paylaşmaya sırtını dönmektir diye asla düşünmüyorum. Milliyetçilik,
bu toprakların nasıl vatan olduğudur, bu milletin nasıl teşekkül ettiğidir, hangi
iklimde doğup, hangi atmosferde büyüyüp, geliştiğini idrak etmek ve bunun
gereğini yapmaktır. Süleymaniye'nin her bir tuğlası, kerpici, taşı farklı
coğrafyalardan getirilmiş olabilir, her bir ahşap, çivi, hat farklı bir elde
işlenmiş olabilir. Ama Süleymaniye tek başına, tek bir vücut olarak bu ülkenin
tamamının, tarihin, medeniyetimizin, kültürümüzün, birlik, bütünlük ve
kardeşliğimizin özetidir. Bugün bizim millet tasavvurumuzun da özünde bu vardır.
Bizler aynı vatan üzerinde, aynı bayrak altında aynı idealler altında birlemiş
bir milletiz. Dili, dini, ırkı, etnik kökeni, rengi ne olursa olsun, biz tıpkı
Süleymaniye, Selimiye, Sultan Ahmet, Galata Kulesi, Akdamar Kilisesi gibi bu
toprakların ortak sahibiyiz ve bu toprakların ortak eseriyiz. Nasıl geçmişi
birlikte inşa ettiysek,aynı şekilde geleceği de kimsenin kuşkusu olmasın birlikte
inşa edeceğiz.''
Erdoğan, 2010 yılı Vakıf Medeniyeti İstanbul olarak belirlenmesinin son
derece isabetli bir tercih olduğunu dile getirdi. İstanbul'un, 2010 Avrupa Kültür
Başkenti olarak, dünyanın bir kez daha dikkatini çektiğini, çok sayıda etkinliğe
ev sahipliği yaptığını anımsatan Erdoğan, belediye başkanlığı ve hükümetleri
döneminde, İstanbul'u modern bir dünya şehri yapmak için yoğun bir çaba sarf
ederken eş zamanlı olarak İstanbul'un tarihi mirasını koruma, geliştirmenin
gayreti içinde olduklarını söyledi.
Kendileri bu gayret içinde olurken, bir kısmının Marmaray'a, bir kısmının
tüp geçite karşı çıktığını belirten Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
''Bir kısmı da 1. köprüye karşı çıktıkları gibi şimdi de 3. köprüye karşı
çıkıyorlar. Bunları, bu zihniyeti anlamak mümkün değil. Çünkü bunların, bu ülkede
çakılı bir tek kazığı yok. 1 ve 2. köprüyle ilgili 250 bin araç düşünülürken,
şimdi ihtiyaca cevap vermiyor. 3. köprü bu ihtiyaçtan doğdu. Saatlerce eğer
oralarda bekleniyorsa, bunun çözümünü, çıkış yollarını bulmak da bizlerin
sorumluluğumuzdur. Bunun için Marmaray dünyanın en derin raylı sistemi olarak,
BOğaz'ın altından geçiyor, aynı şekilde onun biraz daha güneyinde çift tüp
lastikli sistem yapılıyor. Şu anda ihalesi yapıldı. Öbür tarafta da 3.
köprü...Bütün bunları Asya, Avrupa arasındaki bu bağı rahatlatalım diye bu
adımları atıyoruz. Ama bütün bunların yanında tarihi zenginlik noktasında ihmal
edilmiş İstanbul, bizim dönemlerimizde 2 koldan büyük gelişme kaydetti. Bugün
İstanbul, geniş caddeleri, metro hatları, kongre salonları büyük ulaşım
yatırımları,havaalanları, uluslararası organizasyonları, artan yeşil dokusu,
temiz havası, temiz sokaklarıyla dünyada öne çıkarken, tarih ve kültür noktasında
hiçbir şey kaybetmiyor, tam tersine kazanıyor. Bir yandan İstanbul'u, dünyanın
önemli bir finans merkezi yapmanın mücadelesini verirken, diğer yandan her türlü
tarihi eseri unutulmuş onlarca yadigarını da İstanbul'a yeniden kazandırıyoruz.
2010 yılı Vakıf Medeniyeti İstanbul kapsamında, bu dünya şehrinin yeni
güzellikleriyle buluşmasını temenni ediyorum. ''
Konuşmaların ardından ödül törenine geçildi.
Başbakan Erdoğan, aralarında işadamı Abdülkadir Konukoğlu'nun da
bulunduğu bazı kişilere ''vakıf insanlar'' ödüllerini verdi.
Basın dalında, Anadolu Ajansı (AA) da ödüle layık görüldü. Ödülü, AA
Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür Hilmi Bengi, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç'ın elinden aldı.
Arınç ayrıca, Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih
Altaylı,Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak, Zaman Gazetesi Ankara
Temsilciliği adına Ömer Şahin, NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün, Kanal A Genel
Yayın Yönetmeni Alper Tan, TGRT Haber Yönetim Kurulu adına Nuri Elibol, Cihan
Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Mustafa Kılıç ve DHA adına Kemal Gülmüş'e,
kurumları adına ödül verdi.
Köşe yazarları Hüseyin Öztürk ve Mehmet Çetingüleç de ödüle layık
görüldü.
AK Parti Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin, proje dalında ödüllerini
ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, Ali Nihat Gökyiğit Vakfı adına Prof.
Dr. Adil Gürel, Fetihler Hayır Evi adına Şahin Altuner'e ödülünü verdi.
Resim yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödüllerini eski Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler verirken; ''Ben bir vakıf kursam'' adlı
kompozisyon yarışmasında dereceye girenlere de ödüllerini YÖK Başkanı Prof.Dr.
Yusuf Ziya Özcan verdi. (12.22)
ağaç olmaz. Aynı şekilde milletler de medeniyetler de kökleriyle yaşar'' dedi.
Erdoğan, Vakıflar Haftasının hayırlı olmasını diledi.
''Vatan, alelade bir toprak parçası asla değildir'' diyen Başbakan
Erdoğan, ''Vatan; o toprağı sevgi, merhamet, şefkatle yoğrulması, can feda edecek
kadar sahiplenilmesi ve muhafaza edilmesidir'' diye konuştu.
Anadolu ve Trakya'nın bin yıllar boyunca bizim sevgi medeniyetimizle
yoğrulduğunu, tarihin en büyük kahramanlıklarına ev sahipliği yaptığı gibi,
tarihin en gözde eserlerine de ilham kaynağı olduğunu vurgulayan Başbakan
Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bizim bu topraklar üzerine kurduğumuz ve dünyaya örnek teşkil eden
medeniyet, altını çizerek ifade ediyorum; bir sevgi medeniyetidir. Biz,
gerektiğinde vatanımızı savunmak noktasında hiçbir tereddüt göstermeyen, vatanı
namus olarak addedip, siperlere koşan ve omuz omuza o siperlerde can feda eden
insanların torunlarıyız. Ama aynı zamanda bizler, barış zamanlarında insan
odaklı, daha geniş manada canlı odaklı medeniyetler inşa eden, çevresiyle,
canlılarla, toprakla, estetikle, tabiatla barışık bir kültürün de
takipçileriyiz.
Vakıf medeniyeti, kendisini insanlığa vakfetmek, insanı ve canı hayatın
merkezine alarak, insanlığın yararına çalışmak anlayışı üzerine kuruludur. Bu
vakıf anlayışı, göçmen kuşlarını da düşünür, garip gurebayı, fakir fukarayı da
düşünür, kimsesizi, yolda kalmışı da düşünür.
Bizi birbirimize bağlayan sevgi, merhamet, dayanışma, kardeşlik gibi
özellikler, vakıf anlayışıyla daha da güçlenmiş, bizi bir ve beraber yapmıştır.
Onun için vakıf demek sağdan soldan toplanılarak oluşturulmuş bir kese değildir
aslında. Vakıf denilen aslında kişinin, geçmişteki büyüklerimizin ifadesiyle,
ceb-i hümayundan (padişahın kişisel parası) vermek suretiyle bir hayrı inşa
etmesi demektir. Bugün bunlar çok farklı şekilde devam ediyor, süre gidiyor.''
''Bakınız, dünya üzerindeki bir çok topluma nasip olmayan bir medeniyet
tasavvurumuz var'' diyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu medeniyet tasavvurunda devlet kuran, o devleti yücelten, huzur ve
güvenliğe kavuşturan, Osman Gazi kadar, Orhan Gazi kadar, dikkat ediniz, 'insanı
yaşat ki devlet yaşasın' diyen Şeyh Edebali vardır.
Bu topraklar Alpaslan gibi, Melik Şah gibi, Kılıçarslan, Selahaddin
Eyyubi gibi tarihe mal olmuş devlet adamları çıkarması yanında, Mevlana gibi,
Yunus gibi, Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Karacoğlan gibi sultanlarını da
yetiştirmiş topraklardır. Bizim tarihimizde Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan
Süleyman ve Yavuz Sultan Selim büyüktür, ulu şahsiyetlerdir, ancak en az onlar
kadar Ak Şemsettin, Mimar Sinan, Hayrettin, Fuzuli, Nedim ve daha niceleri
büyüktür, uludur ve en az onlar kadar şöhretlidir.
Her zaman ifade ediyorum; bizim medeniyetimizde kalem, kılıcın önünde yer
alır. 3 kıta üzerinde hüküm sürmüş Osmanlı Devleti'nin, bugün o kıtalarda nasıl
anıldığına hepimiz dikkat etmek durumundayız. Balkanlar'da Osmanlı Devleti, zulüm
ile baskı ile değil, Mostar Köprüsüyle, Drina Köprüsüyle, Karagöz Bey Camisiyle,
Vardar Köprüsü, Kosova Taş Köprüsüyle, Vidin Köprüsüyle, binlerce sebiliyle, han,
hamam ve kütüphaneleriyle hatırlanmaktadır. Ortadoğu'da Osmanlı, sömürüyle,
istismarla, emperyalizme değil, Kudüs'te tesis ettiği barış ve huzur ortamıyla,
Hicaz Demiryoluyla, Bağdat Demiryoluyla, Mescid-i Haram ile Kerbela ile inşa
ettiği su kanallarıyla anılmaktadır...
Aynı şekilde Afrika'da, ta Ace'de Afrika'nın zenginliklerini dışarıya
kaçıran bir bir Osmanlı değil, oralara köprüler, camiler, sebiller, medrese ve
kütüphaneler inşa eden bir Osmanlı vardır.
Herkes, her toplum, tarihine, geçip gitmiş bir zaman dilimi olarak
bakabilir, nostalji gözüyle bakabilir, tarihini unutabilir ya da geçmişine
sırtını dönebilir ama biz bunu yapamayız. Yapmak istesek de yapamayız.
Tarihimizden, onun bugüne taşınan eserlerinden sıyrılamayız.''
''On yıllar boyunca bırakın Balkanlar'daki, Asya'daki, Ortadoğu'daki,
Afrika ve Avrupa'daki eserlere, kendi topraklarımızdaki eserlere dahi sahip
çıkılmadı'' diyen Başbakan Erdoğan, ''onları kendi kaderlerine terk ettiler.
Tarihe ve tarihi mirasa sırtlarını dönenler, işte görüyorsunuz; bugün tarih
oldular ve isimlerini kimseler anmıyor'' görüşünü ifade etti.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Tarihin unutturulmak istendiği, tarihin yeniden ve farklı şekilde
yazılmak istendiği dönemlerden geçtik. Oysa şunun idrakine varmak zorundayız:
Bizi ülke ve millet olarak var eden tarihimizdir. Tarihi olmayanların geleceği
olmaz bunu böyle bilmek zorundayız. Bizim geleceğimiz de tarihimizle
şekillenecektir ve şekillenmektedir. Ağaç kökleriyle yaşar. Kökü olmayan ağaç
olmaz. Aynı şekilde milletler de medeniyetler de kökleriyle yaşar. Açık
söylüyorum; istediği kadar iyi eğitim alsın, teknolojiyi istediği kadar iyi
kullansın, dünyayı istediği kadar yakından takip etsin eğer nesiller Şeyh
Edebali'yi, Osman Gazi'yi, Ali Kuşçu'yu, Fatih'i, Mimar Sinan'ı, Fuzuli'yi, Hacı
Arif Bey'i tanımıyorsa, onlardan ilhamını almıyorsa, alamıyorsa, asla ve asla
kalıcı ve güçlü bir gelecek inşa edemez. Arif Nihat Asya bunu en güzel şekilde
ifade ediyor. 'Bu kitaplar Fatih'dir, Selim'dir, Süleyman'dır. Şu minare
Sinan'dır haydi artık uyuyan, destanını uyandır'.
Yahya Kemal, 'ruh ufuksuz yaşamaz' diyor. Bizim de genç nesillere
'Fatih'in ruhu kadar Çanakkale'nin, Kurtuluş savaşı'nın, Gazi Mustafa Kemal'in
ruh dünyası kadar Mimar Sinan ve Selimiye'nin, Süleymaniye'nin ufkunu
kazandırmamız gerekiyor.
Şu 7,5 yıl içinde Türkiye'nin her köşesinde, Gazi Mustafa Kemal
Atatürk'ün İsmet İnönü'ye yazdığı o mektuptaki o incelik var ya... Ah ah, o
mektubu iyi incelemek lazım, teferruatına girmeyeceğim. Hani diyor ya, 'o
camiler, kervansaraylar askerlerden boşaltılsın...' Sadece o değil, orada daha
başka şeyler de var. onu eğer incelersek, araştırırsak onların içinde nelerin
olduğunu görürüz. İşte biz, oraları onlardan temizliyoruz. Ve bu nesile onları
kazandırdık, şimdi de geleceğe kazandırıyoruz. Fark bu.
7,5 yıl içinde tarihi eserlerimiz yeniden hayata döndü. Bunlar ahır
olarak kullanılıyordu. Bu ahırlardan temizledik. Bu tarihe ihanet değil midir?
İşte bunlardan temizleyerek onları bugüne ve geleceğe kazandırdık. Yeniden can
suyuna kavuştular.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, milliyetçiliğin; ırk esasıyla bir ayrımcılığa gitmek
olmadığını ifade ederek, ''Milliyetçilik, bu ülkeyi var eden, kardeşliğe, dayanışmaya,
paylaşmaya sırtını dönmektir diye asla düşünmüyorum. Milliyetçilik, bu toprakların
nasıl vatan olduğudur, bu milletin nasıl teşekkül ettiğidir, hangi iklimde doğup, hangi
atmosferde büyüyüp, geliştiğini idrak etmek ve bunun gereğini yapmaktır'' dedi.
Erdoğan, Vakıf Haftası açılışı dolayısıyla TBMM'de düzenlenen törende
yaptığı konuşmada, iktidarları döneminde vakıflar alanında yapılan çalışmalar
hakkında bilgi verdi.
Türkiye'de 1996-2002 yılları arasında sadece 46 tarihi eserin onarımının
yapıldığına işaret eden Erdoğan, 2003-2009 yılları arasında ise 165 hamam, 26
kervansaray, 76 han, 26 bedesten, 21 imaret, 13 kilise, 3 mevlevihane, 19 çeşme,
30 kümbet ve 4 şadırvan da dahil olmak üzere, yaklaşık 3 bin 400 eserin
restorasyonunun tamamlandığını bildirdi.
Erdoğan, şu anda 250 kültür varlığının restorasyonunun devam ettiğini, bu
yıl içinde toplamda 500 eseri daha tamamlamış olacaklarını ifade etti. Adana'dan
Zonguldak'a, Aksaray'dan Batman, Osmaniye, Diyarbakır'a kadar 81 ilde tarihi
eserlerin izini sürdüklerini dile getiren Erdoğan, bunlar için kaynak
ürettiklerini, ellerinden tutup ayağa kaldırdıklarını anlattı.
Yapılan çalışmalardan örnekler veren Erdoğan, Adıyaman'da Musalla
Camisi'nin onarıldığını, Amasya'da Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Hamamı'nın tamir
edildiğini, Antalya'da Yivli Minareli Cami'nin, Bursa'da Emir Sultan Hamamı'nın,
kendi dönemlerinde Vakıflar Genel Müdürlüğü eliyle yeniden kazandırıldığını
söyledi.
Sadece Türkiye ile kalmadıklarını, Anadolu ve Trakya'da değil, dünya
üzerinde medeniyetlerine, kültürlerine ait eser, miras varsa oraya ulaştıklarını,
gün yüzüne çıkardıklarını vurgulayan Erdoğan, Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve
Turizm Bakanlığı, TİKA aracılığıyla ata yadigarlarını bulup, o ülkelerin yetkili
makamlarıyla görüşüp, anlaşmalar imzalayıp, hayata döndürdüklerini belirtti.
Erdoğan, Türklere ait bilinen en eski eserleri, Moğolistan'daki Orhun Anıtları'nı
restore ettiklerini, 46 kilometrelik yolu yaptıklarını, oraya ulaşabilecek
imkanları sağladıklarını dile getirerek, ''Niçin, tarih ayağa kalksın, tarih
konuşsun diye yaptık'' dedi.
Erdoğan, Balkanlar, Ortadoğu, Orta Asya, Afrika'da kültür varlıklarının
izini sürdüklerine işaret ederek, ''Atalarımız nerelere gitmişler, neler
yapmışlar. Biz, şimdi 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarının dışına
çıkamıyoruz. Hele hele bazıları Ankara'nın dışına çıkamıyor'' diye konuştu.
İstanbul, Bursa, Konya, Kayseri büyükşehir belediyeleri ve ilçe
belediyelerinin, sınırları içerisindeki yüzlerce eseri bu dönemde restore
ettiklerini anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Biz, bizi biz yapan, bizi var eden o ruh kökünden yola çıkıyor,
geçmişten aldığımız ilhamla geleceğimiz için bir ufuk çizmenin mücadelesini
veriyoruz. Büyük düşünenler, işte bugünlere ulaşan, yüzlerce yıldır, asırlardır
ayakta duran bu eserlerin oluşmasını sağladı. Onlar bizi var ettiler, inşallah
biz de yarınların var olmasına vesile oluşturacak tohumları atıyoruz. Bizlerde
büyük düşünüyoruz. Geleceğe eserler bırakmak için emek sarf ediyoruz.
Lütfen farklı yerlere çekilmesin; milliyetçilik ırk esasıyla bir
ayrımcılığa gitmek değildir. Milliyetçilik, ben bu ülkeyi var eden, kardeşliğe,
dayanışmaya, paylaşmaya sırtını dönmektir diye asla düşünmüyorum. Milliyetçilik,
bu toprakların nasıl vatan olduğudur, bu milletin nasıl teşekkül ettiğidir, hangi
iklimde doğup, hangi atmosferde büyüyüp, geliştiğini idrak etmek ve bunun
gereğini yapmaktır. Süleymaniye'nin her bir tuğlası, kerpici, taşı farklı
coğrafyalardan getirilmiş olabilir, her bir ahşap, çivi, hat farklı bir elde
işlenmiş olabilir. Ama Süleymaniye tek başına, tek bir vücut olarak bu ülkenin
tamamının, tarihin, medeniyetimizin, kültürümüzün, birlik, bütünlük ve
kardeşliğimizin özetidir. Bugün bizim millet tasavvurumuzun da özünde bu vardır.
Bizler aynı vatan üzerinde, aynı bayrak altında aynı idealler altında birlemiş
bir milletiz. Dili, dini, ırkı, etnik kökeni, rengi ne olursa olsun, biz tıpkı
Süleymaniye, Selimiye, Sultan Ahmet, Galata Kulesi, Akdamar Kilisesi gibi bu
toprakların ortak sahibiyiz ve bu toprakların ortak eseriyiz. Nasıl geçmişi
birlikte inşa ettiysek,aynı şekilde geleceği de kimsenin kuşkusu olmasın birlikte
inşa edeceğiz.''
Erdoğan, 2010 yılı Vakıf Medeniyeti İstanbul olarak belirlenmesinin son
derece isabetli bir tercih olduğunu dile getirdi. İstanbul'un, 2010 Avrupa Kültür
Başkenti olarak, dünyanın bir kez daha dikkatini çektiğini, çok sayıda etkinliğe
ev sahipliği yaptığını anımsatan Erdoğan, belediye başkanlığı ve hükümetleri
döneminde, İstanbul'u modern bir dünya şehri yapmak için yoğun bir çaba sarf
ederken eş zamanlı olarak İstanbul'un tarihi mirasını koruma, geliştirmenin
gayreti içinde olduklarını söyledi.
Kendileri bu gayret içinde olurken, bir kısmının Marmaray'a, bir kısmının
tüp geçite karşı çıktığını belirten Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
''Bir kısmı da 1. köprüye karşı çıktıkları gibi şimdi de 3. köprüye karşı
çıkıyorlar. Bunları, bu zihniyeti anlamak mümkün değil. Çünkü bunların, bu ülkede
çakılı bir tek kazığı yok. 1 ve 2. köprüyle ilgili 250 bin araç düşünülürken,
şimdi ihtiyaca cevap vermiyor. 3. köprü bu ihtiyaçtan doğdu. Saatlerce eğer
oralarda bekleniyorsa, bunun çözümünü, çıkış yollarını bulmak da bizlerin
sorumluluğumuzdur. Bunun için Marmaray dünyanın en derin raylı sistemi olarak,
BOğaz'ın altından geçiyor, aynı şekilde onun biraz daha güneyinde çift tüp
lastikli sistem yapılıyor. Şu anda ihalesi yapıldı. Öbür tarafta da 3.
köprü...Bütün bunları Asya, Avrupa arasındaki bu bağı rahatlatalım diye bu
adımları atıyoruz. Ama bütün bunların yanında tarihi zenginlik noktasında ihmal
edilmiş İstanbul, bizim dönemlerimizde 2 koldan büyük gelişme kaydetti. Bugün
İstanbul, geniş caddeleri, metro hatları, kongre salonları büyük ulaşım
yatırımları,havaalanları, uluslararası organizasyonları, artan yeşil dokusu,
temiz havası, temiz sokaklarıyla dünyada öne çıkarken, tarih ve kültür noktasında
hiçbir şey kaybetmiyor, tam tersine kazanıyor. Bir yandan İstanbul'u, dünyanın
önemli bir finans merkezi yapmanın mücadelesini verirken, diğer yandan her türlü
tarihi eseri unutulmuş onlarca yadigarını da İstanbul'a yeniden kazandırıyoruz.
2010 yılı Vakıf Medeniyeti İstanbul kapsamında, bu dünya şehrinin yeni
güzellikleriyle buluşmasını temenni ediyorum. ''
Konuşmaların ardından ödül törenine geçildi.
Başbakan Erdoğan, aralarında işadamı Abdülkadir Konukoğlu'nun da
bulunduğu bazı kişilere ''vakıf insanlar'' ödüllerini verdi.
Basın dalında, Anadolu Ajansı (AA) da ödüle layık görüldü. Ödülü, AA
Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür Hilmi Bengi, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç'ın elinden aldı.
Arınç ayrıca, Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih
Altaylı,Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak, Zaman Gazetesi Ankara
Temsilciliği adına Ömer Şahin, NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün, Kanal A Genel
Yayın Yönetmeni Alper Tan, TGRT Haber Yönetim Kurulu adına Nuri Elibol, Cihan
Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Mustafa Kılıç ve DHA adına Kemal Gülmüş'e,
kurumları adına ödül verdi.
Köşe yazarları Hüseyin Öztürk ve Mehmet Çetingüleç de ödüle layık
görüldü.
AK Parti Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin, proje dalında ödüllerini
ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, Ali Nihat Gökyiğit Vakfı adına Prof.
Dr. Adil Gürel, Fetihler Hayır Evi adına Şahin Altuner'e ödülünü verdi.
Resim yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödüllerini eski Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler verirken; ''Ben bir vakıf kursam'' adlı
kompozisyon yarışmasında dereceye girenlere de ödüllerini YÖK Başkanı Prof.Dr.
Yusuf Ziya Özcan verdi. (12.22)
