2011-01-14 - 14:08
AK PARTİ GRUP BAŞKANVEKİLİ KILIÇ, GAZETECİLERİN SORULARINI CEVAPLADI
AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, CMK'nın 102. maddesinden dolayı yapılan tahliyelere ilişkin, ''Maalesef Rahşan affından sonra Yargıtayın atmış olduğu bu adım, zihinlerde, 'Yargıtay affı' olarak yerini almış olacak'' dedi.
AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, Gazetecilerin, CMK'nın 102. maddesinin yürürlüğe girmesinin ardından
yapılan tahliyelerle ilgili sorularını cevapladı. Kılıç, Türkiye'de tek bir
Yargıtay bulunduğunu ve bu kurumun herkesin Yargıtayı olduğunu belirterek,
yapılan yanlışların, Yargıtayı anlamsız kılmayacağını, yalnızca yanlışları
gözönüne getireceğini söyledi.

Tahliyeleri hukuka uygun bulmadığını, bunların, Yargıtayın yanlış
kararları olduğunu ifade eden Kılıç, ''Nitekim Yargıtayın 6. ceza dairesinden bir
tek tahliye kararının verilmemiş olması, 5. Ceza Dairesi Üyesi Nihat Ömeroğlu'nun
aylar öncesinden, bir makalesi ile Yargıtay Başkanlığını bu konuda uyarmış
olması, Yargıtayın yaptığı işin, hukuken dayanaksız ve yanlış bir iş olduğunu
ortaya koymaktadır. Maalesef Rahşan affından sonra Yargıtayın atmış olduğu bu
adım, zihinlerde, 'Yargıtay affı' olarak yerini almış olacak'' diye konuştu.

Yargıtayın daha önce harekete geçmesi, kritik dosyaları öne çekip karara
bağlaması gerektiğini söyleyen Kılıç, bugüne kadar beklenmiş olmasının, bugün
harekete geçiliyor olmasının, geç kalınmışlığın işareti olduğunu dile getirdi.

Kılıç, ''Hükümet yaşanacak bu kaosu öngörüp tedbir alamaz mıydı'' sorusu
üzerine, ''Hükümet ve TBMM durumu görmüştür. 2004 yılında çıkan kanun, 2005
yılında uygulanması gerekirken, önce 3 yıl ertelenmek suretiyle 2008 yılına
ötelenmiştir. Yargıtayın gereken işlemleri yapmadığı, hazırlıklarını
tamamlamadığı görülünce, aynı kanun 3 yıl daha ötelenerek 1 Ocak 2011 tarihine
ertelenmiştir. Yani TBMM'nin kabul ettiği kanun, üzerinden 6.5 yıl geçtikten
sonra yürürlüğe girmiştir'' dedi.

Yargıtayın, her yıl bu dosyalardan 150 tanesini karara bağlaması halinde
1000 kritik dosyanın 6.5 yıl içinde karara bağlanmış olacağını ifade eden Kılıç,
şunları söyledi:

''Yargıtayın 6. Ceza Dairesi, kanun yürürlüğe girmeden 3 ay önce, kritik
dosyaların tamamını öne çekti, görüştü ve karar bağladı ve bir tek tahliye
kararına imza atmadı. Adana Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ortada. Ankara 12. Ağır
Ceza Mahkemesinin kararı ortada. Buralardaki hakimlerimiz, ne yapmaları
gerektiğini görüyor da Yargıtaydaki değerli hakimlerimiz ne yapmaları gerektiğini
görmüyor mu? 6.5 sene önce çıkan ve 2 sene ertelenen bir kanunu, bir daha
ertelemek ne için gereksin?

Yargıtay, 3-4 ay öncesinden gelip, 'Dosyaları bitiremiyorum, erteleme
ihtiyacı var' demiş değildir. Kaldı ki 6.5 sene, bu kritik dosyaları karara
bağlamak için yeterli süredir, yeterinden de fazla bir süredir.''

Suat Kılıç, ''Tahliyelerin arkasında bir maksat arıyor musunuz'' sorusu
üzerine, özellikle bir maksat arayışı içinde olmadıklarını belirtti. Kılıç,
hukukun uygulanmadığı her durumun toplumda infial yarattığını, özellikle yargının
hukuku dikkate almadığı her uygulamanın, kendi içinde maksatlı bir uygulama
olduğunu ifade etti.

Birinci derece mahkemeler tarafından ömür boyu hapse mahkum edilmiş olan
sanıkların bile 10 yıllık tutukluluk süresi dolduğu gerekçesiyle salıverilmesinin
hukuka uygun bir uygulama olmadığını belirten Kılıç, ''Birinci derece
mahkemesinin verdiği hüküm, hikaye, oyuncak ya da gelişigüzel yazılmış bir karar
değildir. Yargıtaydaki inceleme sadece temyiz incelemesidir. Yargıtay gerçekçi
bir yorum yapamadı, kanunu uygulayamadı. Tutukluluk hali hükümlülük haliyle devam
etmesi gereken sanıkları tahliye etti'' diye konuştu.

Vatandaşlar için ''kanunu bilmemek mazeret sayılmaz'' diye bir kural
olduğunu belirten Kılıç, ''Vatandaş için geçerli olan bu kural, Yargıtay için
geçerli değil midir'' diye sordu.

Tahliyelerin vatandaş tarafından ''af'' gibi değerlendirildiğini, bunun
bedelinin hükümete ve TBMM'ye çıkarılmak istendiğini kaydeden Kılıç, ancak bu
olayda TBMM'nin de hükümetin de en küçük kusuru ya da eksiği olmadığını
söyledi.

Yargıtayın, yeterli sayıda hakim ve savcı olmadığını gündeme getirdiğini
anımsatan Kılıç, buna rağmen hakim, savcı alımlarının defalarca idari yargı
kararlarıyla durdurulduğunu belirtti.

Yargıtayın, bölge adliye mahkemelerinin kurulmamış olmasını da dosya
yükünün artmasına gerekçe olarak gösterdiğini ifade eden Kılıç, ''Peki bölge
adliye mahkemelerinin kurulmasına hukuki engeller çıkaran kimdir'' diye sordu.

Kılıç, tahliye edilen, ancak daha sonra haklarında yakalama kararı alınan
Hizbullah davası sanıklarının bulunamadığı, bu konuda neden daha önceden tedbir
alınmadığı yönündeki soruya, şu yanıtı verdi:

''Bu konuda sorduğunuz soruları aynı tutarlılık ve köşelilik içerisinde
tahliyeler sürecinde sormadınız. O nedenle sizleri adil davranmaya davet
ediyorum. Yargıtayın tahliyelerinden sonra Yargıtay Başkanı'na bu soruyu
sormadınız.

Burada, 'Tahliye edenin hiç mi kabahati yok' diye de sorulmalıdır.
Tahliye edilmemiş olsalardı, zaten polis bu sanıkları yakalamak, yargı önüne
çıkarmak için büyük mücadeleleri geçmişte vermişti. Bu sanıkları yakalama
sürecinde polisin, askerin, jandarmanın verdiği şehitlerimiz bile var.
Yakalanmış, yargı önüne çıkarılmış, haklarında hüküm verilmiş. Neden tahliye
edildiklerinin üzerinde durmayıp da bu konunun üzerinde duracak olursak adresi
yanlış noktaya yönlendirmiş oluruz.

Denetimli serbestlik hükümlerinin ne şekilde uygulanacağı bellidir.
Muhatapları da bellidir. Muhatapları elbette ki gereklerini yerine
getireceklerdir. Ama hazır yakalanmış, tutuklu olarak yargılanmış, haklarında
hüküm inşa edilmiş olanların serbest bırakılması üzerinde daha fazla kafa yormak
gerekiyor.'' (14:08)