2009-01-27 - 12:10
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: ''Asırlardır birçok badire ve felaketleri aşarak muhterem varlığını bu zamana kadar ulaştıran necip milletimiz, içindeki kinini her vesilede dışa vuran bir avuç siyaset bezirganı ve besledikleri haramiler tarafından tarumar edilmektedir
MHP TBMM Grubu toplandı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmasına, önceki
gün Gümüşhane'nin Zigana Dağı Bölgesi'nde, çığ düşmesi sonucu 10 kişinin
hayatını kaybetmesi ve iki kişinin de yaralanmasından derin üzüntü duyduğunu belirterek başladı.
Bahçeli, ''Bu ve benzeri acıların tekrarlamaması temennilerimle, hayatını
kaybedenlere Cenab-ı Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum''
dedi.
Milletin, AK Parti iktidarının siyasi uygulamalarıyla tam bir korku
tüneline sokulduğunu savunan Bahçeli, toplumu bir arada tutan ortak aklın işlemez
hale getirildiğini bildirdi. Devletin kurumlar boyutuyla, millet fertlerinin ise
düşünceler bağlamıyla bölündüğünü, ayrıştığını dile getiren Bahçeli, ''Bu noktada
en tehlikeli olan zihinlerdeki parçalanmışlık, hakim bir duygu olarak ortaya
çıkmış ve gün geçtikçe mesafe almıştır. Endişemiz, toplumsal alanda alevlenecek
bir çatışmanın bölünmeye kadar giden sürecin kapışım açabilecek olmasıdır. Türk
toplumunun, böylesine büyük ve ciddi bir yükü daha uzun bir süre kaldıramayacağı,
taşıyamayacağı ve tahammül edemeyeceği gün gibi ortadadır'' diye konuştu.
-''MİLLETİN AKLI KARIŞTI''-
Bahçeli, sorunların temelinde, esasen hükümet etme anlayışının yol açtığı
sonuçların bulunduğunu ifade ederek, sorun çözme yeteneğinin istenilen düzeyde
organize edilememesi, belirsizlikten ve güvensizlikten yeşeren yeni sorun
alanlarının boy atmasına ortam hazırladığını vurguladı.
''Asırlardır birçok badire ve felaketleri aşarak muhterem varlığını bu
zamana kadar ulaştıran necip milletimiz, içindeki kinini her vesilede dışa vuran
bir avuç siyaset bezirganı ve besledikleri haramiler tarafından tarumar
edilmektedir'' diyen Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Aziz millet fertlerinin; karmaşıklaşan ve dipsiz bir kuyu haline dönen
meseleler karşısında aklı karışmış, dermanı tükenmiş heyecanı kesilmiştir.
Dikkatlerinizi, çok önemli gördüğüm bir hususun üzerine çekmek istiyorum: Adalet
ve Kalkınma Partisi hükümetleri; milletimizin çağın olaylarını, kendine özgü bir
üslupla anlayabilme, yorumlayabilme ve değerlendirebilme kudretine, meseleleri
kendi kültür dairesinden bakabilme ve kavrayabilme gücüne büyük bir darbe
vurmuştur.
Başkent Ankara merkezli, çağı Türkçe okuyan kuvvetli bir devletin yerine;
iç çekişmelere teslim olmuş, kimsenin kimseye güvenmediği, şüphelerin kanaat
olarak belirdiği, başkalarının yalanlarını, kendi doğrularına tercih eden bir
yönetim anlayışıyla Türkiye uçurumun kenarına kadar getirilmiştir.
Başbakan Erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde Karadeniz'in güzel kentlerinden
birinde yaptığı bir konuşmada; 'Yurt içinde, yurt dışında artık Türk
vatandaşlarının sokakta başı dik bir biçimde ben Türk'üm diyerek dolaşabildiğini'
söylemesi çok yüzlü siyaset anlayışının bir yansıması olarak görülmelidir.''
-''TÜRK MİLLETİNİN İTİBARI ZEDELENDİ''-
MHP lideri Bahçeli, Başbakanın ve partisinin; Türklüğe hakareti
engelleyen Türk Ceza Kanununun 301 maddesinde el birliği ile yaptığı değişikliğin
tahribatının sıcaklığını koruduğunu ifade etti.
AK Parti ile birlikte ''Ben Türk'üm demenin'' ayıplandığını belirten
Bahçeli, bu ifadenin ırkçılıkla özdeşleştirildiğini ve çağ dışı bir ifade olarak
takdim edildiğini söyledi. Bahçeli, Türk milletinin hiçbir dönemde olmadığı kadar
itibarının zedelendiğini iddia ederek, Başbakan'ın bu ifadelerini, dengesini
kaybeden bir ruh halinin çırpınışları olarak görmek gerektiğini kaydetti.
Bahçeli, ''Hiç haddi ve hakkı olmadığı halde; Türklükten bahsederek, bu
konudaki ayıplarını telafi etmeye çalışan Başbakan'ın nafile hamleleri, millet
vicdanında açtığı yaralar asla ortadan kaldırmayacaktır.
Milli benliğimizin yıpratıldığı, gelecek umutlarının kırıldığı, bizi bir
arada tutan değerlerin hırpalandığı bu hazin dönemde; Başbakan Erdoğan'ın söz ve
uygulamalarını herkes unutsa bile, Milliyetçi Hareket unutmayacaktır. Herkes
affetse bile Milliyetçi Hareket affetmeyecektir'' dedi.
-''SİYASET GÜVEN KAYBETTİ''-
Devlet Bahçeli, Türkiye'de siyasi belirsizliğin ve gerginliğin endişe
verici bir nitelik kazandığına işaret ederek, toplumsal tedirginlik, yılgınlık ve
huzursuzluğun geniş bir tabana yayıldığını bildirdi. Korkunun toplum hayatının
her alanına egemen olduğunu ifade eden Bahçeli, siyaset kurumunun bu gelişmeler
karşısında çözüm kapısı olmaktan çıktığını ve güven kaybına uğradığını söyledi.
''Son dönemde işleyen bir yargı sürecini, hukuk dışı mecralara saptırma
gayretleri ve bunun üzerinden yürütülen tartışma ve polemikler, bu bakımdan her
yönüyle endişe ve üzüntü vericidir'' diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
''Savcısı ve avukatı siyasetçi olan, gazete manşetlerinde ve televizyon
ekranlarında izlenen ve soruşturma ile yargılama süreçlerinin parçalı olarak eş
zamanlı yürütüldüğü bu dava, siyasi ve hukuki tartışmalara, polemiklere ve
istismara alet edilmektedir. Yapılmakta olan bir soruşturma ve görülmekte olan
dava hakkında kanaat bildirmek, kendi mecrasında akan hukuki sürecin bir tarafı
olmak, hukuka ve kanunlara aykırı olacağı gibi, siyasi sorumluluk ve demokratik
meşruiyet anlayışıyla da bağdaşmayacaktır. Genel olarak, bu konuya olan
yaklaşımımız: Adalete sonuna kadar güvenmek, davanın hızla sonuçlanmasını
beklemek, hukuki süreci ve yargıyı siyasileştirmemek, kişilik haklarına saygılı
olmak, terörle mücadeleyi zaafa uğratmamak, bilgi kirliliğine itibar etmemek ve
toplumda korku uyandırmamak olarak özetlenebilecektir.''
-''İKTİDAR VE ANA MUHALEFET DAVAYI...''-
Bahçeli, iktidarın davayı (Ergenekon) bir kamplaşma fırsatı ve çatışma
vesilesi gibi görmeye başladığını, iktidar ile ana muhalefetin tutumlarının,
soruşturmayı hukuki mecrasından çıkarttığını ve giderek siyasallaştırdığını
savundu.
Başbakan'ın savcılığına, anamuhalefet liderinin ise avukatlığına talip
olduğu bu hukuki sürecin; ''rövanş'' veya ''öç alma'' gibi kavramlarla
siyasallaşmasının, toplumun giderek kutuplaşmasının yeni bir gerekçesi haline
geldiğine öne süren Bahçeli, ''Bu nedenle, bir yandan 'çomak soktuk' sözleri ile
sürece müdahil olduğunu söyleyen Başbakan'ın, 'yargıyı rahat bırakın' çağrıları
inandırıcılığını kaybetmiştir'' dedi.
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu meselede, ortaya çıkan korku ve endişelerin neden olduğu toplumsal
gerginliklerin, öfkelerin ve kaygıların birikiyor olması, gelişmelerin başka
yönleriyle de hassasiyetle incelenmesini ve değerlendirilmesini artık zorunlu ve
gerekli kılmaktadır. Söz konusu dava sürecinin izlediği seyir, bir yandan hukuki
süreç devam ederken, öte yandan terörizmle mücadele gibi hassasiyet gerektiren
bir alanda, güvenlik güçlerimizin mücadele azmini kıracak, görevlerini zaafa
uğratacak bir istikamete de girebileceğine işaret etmektedir.
Özellikle yurt dışından servis yapıldığı anlaşılan propaganda ile akla
karanın, doğru ile yanlışın, suçlu ile suçsuzun, haklı ile haksızın birbirine
karışmaya başladığı içinden çıkılmaz bir yola doğru ilerlendiğini söylemek yanlış
olmayacaktır.''
Bahçeli, parti olarak baştan beri bu konudaki hassasiyetlerini ve
duruşlarını gösterdiklerini belirtti. Bahçeli, milletin verdiği vergilerle
kurumsal devamlılığını sağlayan bir devlet televizyonunda yapılan yayıncılık
faaliyetinin, topluma fitne ve kuşku tohumlarını atmasının, buna hükümet
tarafından da çanak tutulmasının; kabulün mümkün olmayacağını ifade etti.
-''YOĞUN BİR TAHRİBAT VAR''-
Bahçeli, Türkiye'nin, yılların ihmal ve himayesi ile bölücü terör
örgütünün eylemleriyle desteklenen ciddi bir siyasal bölücülük tehlikesi ile
karşı karşıya olduğunu belirtti.
Bu tehlikeyi tehdit haline getiren karmaşık sürecin, çok yönlü ve çok
maksatlı bir sistematik kampanya ile örtüştüğünü ifade eden Bahçeli, ''Türkiye,
hayatın her alanında yoğun bir tahribat ve propagandaya maruz kalmaktadır''
dedi.
Oluşan kirli ittifakın, bölünme ve ayrışma sürecini bir yandan
hızlandıracak, diğer yandan kamuoyunun gözünden kaçıracak senaryoyu sahnelemeye
başladığı kaydeden Bahçeli, şunları söyledi:
''Bu ittifakın ortak paydasını; devlet ve millet olarak bir arada
yaşamanın garantisi olan milli ve üniter devlet yapımızdan duydukları
rahatsızlık; Türk tarihini ve kültürünü karalamak için kolladıkları fırsatlar;
millet değerlerini aşağılamak için yapılan (özür dileme) rezaletleri, tarihimizi
sorgulatmayı amaçlayan hakaret kampanyaları ve bölücülüğü aklamaya, terörle
mücadeleyi sorgulamaya dönük alçaklıklar oluşturmaktadır.
Hükümetin, elindeki siyasal güç ve imkanları tam bir seferberlikle bu
odaklara sunduğu ve bütün yıkıcı ve bölücü girişimlere yataklık yaptığı bu
ortamda, kirli çabaların maksadının; Türk milletini kendinden kuşku duyan,
ecdadına şüpheyle bakan, milli kimliği ve kişiliği zayıflatılmış, bölünmeye karşı
duyarsız, ihanetlere karşı tepkisiz, bekasını savunma refleksi zayıflamış,
kardeşliği umursamayan, terör ve şahadetler arasında kafası karıştırılmış, kimin
dost, kimin düşman, neyin ihanet neyin cesaret olduğu konusunda tereddüt
yaşatılan, kendisiyle ve inançları ile problemli bir topluluk haline getirilmek
olduğu ortaya çıkmıştır.''
Devlet Bahçeli, Hükümetin teslimiyetçi uygulamaları ile siyasal
bölücülüğün önünün açılması, mücadele azmi kırılmış ve inancı zedelenmiş güvenlik
mensuplarının etkisiz ve sahipsiz bırakılmasının, oynanan oyunun son perdesi
olarak değerlendirildiğini savundu.
-ERGENEKON SORUŞTURMASI-
Devlet Bahçeli, ''Ergenekon adı verilen dava sürecine ve gelişmelere bu
açıdan bakıldığında, adaletin tecellisinin üstünde ve dışında, ayrıca bir sinsi
çabanın, ülkemizi karanlık bir sürece doğru itmek ve yönlendirmek istediğini
görmek ve söylemek gerekmektedir'' diye konuştu.
Bahçeli, bu sürecin, yıllarca bölücülük ve terörle fedakarca mücadele
eden asker ve polis, güvenlik mensuplarında kaygı ve kararsızlığa yol açmasının,
yaşanacak en büyük zafiyet olacağına dikkati çekti.
Milletin, hükümetleri getirip götürebileceğini, siyasetçiyi sandıkta
değiştirerek beğendiğini seçebileceğini ifade eden Bahçeli, ''Ancak ne ordumuzun,
ne polisimizin ne de hukukçumuzun yerine yenisini koyma lüksümüz, başka
ülkelerden getirme şansımız yoktur. Onlara sahip çıkmak, sorunlarını çözmek ve
görevlerinde destek olmak zorundayız'' dedi.
Türkiye'nin bu sorunları mutlaka aşacağını ifade eden Bahçeli, şöyle
devam etti:
''Çünkü gideceğimiz başka ülke, yaşayacağımız başka vatan ve gurur
duyacağımız başka bir bayrak yoktur. Başkalarının gelecekte ne olacağı ve nerede
duracağı, bizi hiç ilgilendirmemektedir. Biz bin yıldır buradayız. Bir ve
beraberiz. Önümüzdeki bin yılda da burada olacağız. Kimse en ufak bir tereddüt
göstermesin, ay yıldızlı al bayrağımızı dünya durdukça, son yurdumuz Anadolu'da
dalgalandıracağız.''
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, ağır bir
gerilim ve bunalım döneminden geçen Türkiye'nin önündeki en önemli siyasi
kilometre taşının, 29 Mart 2009'da yapılacak olan mahalli idareler genel seçimi
olduğunu söyledi.
Seçimlerin, AK Parti'nin 6 yılı aşan tahribat döneminin muhasebesini ve
Türk milletinin sandık başında hesap sormasını sağlayacak çok önemli bir
demokratik denetim imkanı olacağını ifade eden Bahçeli, ''Türkiye'nin yaşamakta
olduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal kriz sürecinde, 29 Mart seçimlerinde AKP
iktidarına sandık yoluyla ders verilmesi Türkiye'nin kötü gidişatına 'dur'
diyecek hayırlı bir sonuç doğuracaktır'' dedi.
Bahçeli, seçimlerin, yerel yöneticilerin seçiminin ötesinde, Türkiye'nin
ülke ve millet olarak geleceğinin belirleneceği bir kader seçimi olacağını dile
getirerek, bu süreçte ''bozgun psikolojisine giren AK Parti'nin, bulanık suda
balık avlamaya çalıştığını ve yeni cephe mevzileri oluşturarak yeni bir mazlum ve
mağdur rolü oynamak için fırsat kolladığını'' ileri sürdü.
-''BARZANİ'DEN DESTEK ARAYIŞINDA''-
AK Parti'nin, Türkiye'nin bazı bölgelerinde bölücü emellere hizmet
yarışında, siyasi bölücülerle tam bir rekabetin içine gireceği; bu amaçla KDP
lideri Mesut Barzani'den destek arayacağının anlaşıldığını savunan Bahçeli, şöyle
devam etti:
''PKK'nın siyasi talep listesinin ön sıralarında yer alan bazı konularda
etnik bölücülüğün zemin kazanması ve köprü başını tutması bu tehlikeli anlayışın
yansımasıdır. TRT eliyle Kürtçe yayın yapma, üniversitelerde Kürtçe enstitülerini
kurma, Kürtçeyi seçmeli ders olarak müfredata alma çabaları ve daha ileri adımlar
atma konusundaki niyetleri bu yönde AKP'nin bölücülere vadeli ümit ve cesaret
verme hedefi olarak görülmelidir. Üzerinde durulması gereken ikinci husus ise bir
hayal yolculuğu olduğu artık iyice anlaşılan Avrupa Birliği ile ilişkilerin ve
sanal müzakerelerin, bu seçim sürecinde yeni bir ambalaj ve makyajla kampanya
malzemesi olarak kullanılacağının görülmesidir. Kıbrıs nedeniyle oksijen çadırına
giren sanal AB sürecinin bu gibi gösterilerle canlandırılması beklenmemelidir.
Kıbrıs Rum bandıralı uçak ve gemilere Türk limanları açılmadığı ve Rum Yönetimi
ile ilişkilerin normalleştirilmesi süreci başlatılacak adımlar atılmadığı sürece,
AB ile ilişkiler, içinde bulunduğu koma durumundan çıkarılamayacaktır. Bu durumu
çok iyi bilen AKP hükümetinin belediye seçimleri geçtikten sonra, bu konuları
gündeme getirmesi hiç kimse için şaşırtıcı olmayacaktır.''
Devlet Bahçeli, seçim sürecinde iktidarın yeniden ''sahte mağdur ve
demokrasi havarisi'' rolü için prova yaptığını öne sürerek, ''AKP'nin seçim
istismarında dördüncü husus ise siyasi ve ekonomik istikrar yalanı etrafında
pembe tablolar çizmeyi sürdürmek, 'temiz siyaset- temiz toplum' sloganıyla
pisliklerin üstünü örtmek ve AKP'nin alternatifi olmadığını iddia ederek Türk
milletinin vicdanını ve idrakini baskı altına alma gayretidir'' dedi.
-YASAMA DOKUNULMAZLIKLARI-
Bahçeli, servetinin meşru kaynağını açıklayamayan, dokunulmazlık zırhını
adalet önünde hesap vermekten kaçma kapısı olarak gören, en yakın çalışma
arkadaşları yolsuzluk çamuruna bulaşan bir Başbakanın, hala temiz siyasetten
bahsetmesinin ve ''Torunların yaşayacağı temiz Türkiye'yi düşündüğünü'' iddia
etmesinin, siyasi tarihe ibret örneği olarak geçeceğini söyledi.
TBMM'nin önünde milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının
kaldırılması konusunda, 92 milletvekiline ilişkin toplam 221 dosya bulunduğunu
ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:
''Dokunulmazlık dosyaları Mecliste bekleyen milletvekillerinin yüzde 80'i
AKP ve DTP milletvekilleridir. Bu dosyalardaki suçlar; evrakta sahtecilik,
ihaleye fesat karıştırmak, kamu kurumunu dolandırmak, zimmet ve emniyeti
suistimal gibi ağır fiillerle ilgilidir. Bu konularda siyasi ve ahlaki sicili
böylesine karanlık olan adalet kaçkınlarının, temiz siyaset ve temiz toplum
edebiyatı yaparak Türk milletini aldatmak imkanı artık kalmamıştır. 29 Mart
seçimleri bu yolun açılması ve yolsuzlukların hesabının sorulması sürecinin
başlatılması için tarihi bir fırsat olarak görülmelidir. Bütün bu gerçekler,
AKP'nin alternatifi olmadığı yolunda yürütülen yalan kampanyasının hiçbir temele
dayanmadığını göstermeye yeterli olacaktır. AKP'nin alternatifsiz olduğu iddia
ediliyorsa, bunun hangi alanlarda geçerli olduğu açıklıkla ortaya konulmalıdır.
AKP; siyasi ve ahlaki kirlilikte, siyasi kışkırtıcılıkta, dini duygular ve manevi
değerler dolandırıcılığında, etnik bölücülere ümit ve cesaret vermede
alternatifsizdir. Bunun yanı sıra; yoksulluk, açlık ve sefaleti Türk milleti için
kader haline getirmede, ekonomik kriz ortamında, Türkiye'yi korumasız bırakmada
ve çiftçi, memur, esnaf, işçi ve emekli inim inim inlerken affedilmez bir
aymazlıkla 'teğet' edebiyatı yapmakta, AKP'nin siyaset tarihinde alternatifi
bulunmamaktadır.''
-EKONOMİDE YAŞANAN GELİŞMELER-
Başbakan Erdoğan'a, ''Mademki Türkiye'nin geliri 6 yılda 500 milyar dolar
arttı ise 70 milyonun alın teri olan bu gelir nerededir ve kimlerdedir?
Vatandaşta olmadığına göre, hangi vasıtalarla kimlerin cebine girmiştir?''
sorularını yönelten Bahçeli, ''Bize göre 6 yılda Türkiye ne gelişmiş, ne de
zenginleşmiştir. Bu hesap kurnazlığının özeti şudur; zenginlik yandaşlara,
yoksulluk ise yurttaşlara pay edilmiştir'' diye konuştu.
Ekonomide yaşanan gelişmelere de değinen Bahçeli, AK Parti Hükümetinin,
reel sektörün tümüyle iflasa sürüklenmemesi için mal ve servis fiyatlarında
gittikçe belirginleşen düşme eğilimini dikkate alacak önlemler paketini hayata
geçirmesi gerektiğini bildirdi.
Bahçeli, Türkiye'nin kaybedecek yılları, heba edecek değerleri ve israf
edecek kaynaklarının bulunmadığını vurgulayarak, ''AKP ile girilen yolun sonunda
açlık, işsizlik, eşkıyalık, suçluluk, yoksulluk ve tükenmişlik vardır. Bu
iktidarın artık son kullanım tarihi dolmuş, geçen her gün sonradan telafisi çok
zor olacak bedelleri ortaya çıkarmıştır. Bu sürece 'dur' demenin, demokratik
devir teslimin yapılmasının zamanı artık gelmiştir. Yeni bir silkiniş ve uyanışın
ilk durağı önümüzdeki yerel seçimlerde kendisini gösterecektir'' diye konuştu.
Konuşmasının ardından Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi ve Millet
Partisi'nden MHP'ye katılan 10 kişiye parti rozeti takan Bahçeli, Türkiye sathına
yayılan büyük çatı anlayışı içerisinde, her geçen gün çatılarına yeni kiremitler
konulduğunu söyledi. Bunun MHP'yi güçlü kıldığını ifade eden Bahçeli, ''Bu çatı,
Misakımilliye kadar sürecektir'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmasına, önceki
gün Gümüşhane'nin Zigana Dağı Bölgesi'nde, çığ düşmesi sonucu 10 kişinin
hayatını kaybetmesi ve iki kişinin de yaralanmasından derin üzüntü duyduğunu belirterek başladı.
Bahçeli, ''Bu ve benzeri acıların tekrarlamaması temennilerimle, hayatını
kaybedenlere Cenab-ı Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum''
dedi.
Milletin, AK Parti iktidarının siyasi uygulamalarıyla tam bir korku
tüneline sokulduğunu savunan Bahçeli, toplumu bir arada tutan ortak aklın işlemez
hale getirildiğini bildirdi. Devletin kurumlar boyutuyla, millet fertlerinin ise
düşünceler bağlamıyla bölündüğünü, ayrıştığını dile getiren Bahçeli, ''Bu noktada
en tehlikeli olan zihinlerdeki parçalanmışlık, hakim bir duygu olarak ortaya
çıkmış ve gün geçtikçe mesafe almıştır. Endişemiz, toplumsal alanda alevlenecek
bir çatışmanın bölünmeye kadar giden sürecin kapışım açabilecek olmasıdır. Türk
toplumunun, böylesine büyük ve ciddi bir yükü daha uzun bir süre kaldıramayacağı,
taşıyamayacağı ve tahammül edemeyeceği gün gibi ortadadır'' diye konuştu.
-''MİLLETİN AKLI KARIŞTI''-
Bahçeli, sorunların temelinde, esasen hükümet etme anlayışının yol açtığı
sonuçların bulunduğunu ifade ederek, sorun çözme yeteneğinin istenilen düzeyde
organize edilememesi, belirsizlikten ve güvensizlikten yeşeren yeni sorun
alanlarının boy atmasına ortam hazırladığını vurguladı.
''Asırlardır birçok badire ve felaketleri aşarak muhterem varlığını bu
zamana kadar ulaştıran necip milletimiz, içindeki kinini her vesilede dışa vuran
bir avuç siyaset bezirganı ve besledikleri haramiler tarafından tarumar
edilmektedir'' diyen Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Aziz millet fertlerinin; karmaşıklaşan ve dipsiz bir kuyu haline dönen
meseleler karşısında aklı karışmış, dermanı tükenmiş heyecanı kesilmiştir.
Dikkatlerinizi, çok önemli gördüğüm bir hususun üzerine çekmek istiyorum: Adalet
ve Kalkınma Partisi hükümetleri; milletimizin çağın olaylarını, kendine özgü bir
üslupla anlayabilme, yorumlayabilme ve değerlendirebilme kudretine, meseleleri
kendi kültür dairesinden bakabilme ve kavrayabilme gücüne büyük bir darbe
vurmuştur.
Başkent Ankara merkezli, çağı Türkçe okuyan kuvvetli bir devletin yerine;
iç çekişmelere teslim olmuş, kimsenin kimseye güvenmediği, şüphelerin kanaat
olarak belirdiği, başkalarının yalanlarını, kendi doğrularına tercih eden bir
yönetim anlayışıyla Türkiye uçurumun kenarına kadar getirilmiştir.
Başbakan Erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde Karadeniz'in güzel kentlerinden
birinde yaptığı bir konuşmada; 'Yurt içinde, yurt dışında artık Türk
vatandaşlarının sokakta başı dik bir biçimde ben Türk'üm diyerek dolaşabildiğini'
söylemesi çok yüzlü siyaset anlayışının bir yansıması olarak görülmelidir.''
-''TÜRK MİLLETİNİN İTİBARI ZEDELENDİ''-
MHP lideri Bahçeli, Başbakanın ve partisinin; Türklüğe hakareti
engelleyen Türk Ceza Kanununun 301 maddesinde el birliği ile yaptığı değişikliğin
tahribatının sıcaklığını koruduğunu ifade etti.
AK Parti ile birlikte ''Ben Türk'üm demenin'' ayıplandığını belirten
Bahçeli, bu ifadenin ırkçılıkla özdeşleştirildiğini ve çağ dışı bir ifade olarak
takdim edildiğini söyledi. Bahçeli, Türk milletinin hiçbir dönemde olmadığı kadar
itibarının zedelendiğini iddia ederek, Başbakan'ın bu ifadelerini, dengesini
kaybeden bir ruh halinin çırpınışları olarak görmek gerektiğini kaydetti.
Bahçeli, ''Hiç haddi ve hakkı olmadığı halde; Türklükten bahsederek, bu
konudaki ayıplarını telafi etmeye çalışan Başbakan'ın nafile hamleleri, millet
vicdanında açtığı yaralar asla ortadan kaldırmayacaktır.
Milli benliğimizin yıpratıldığı, gelecek umutlarının kırıldığı, bizi bir
arada tutan değerlerin hırpalandığı bu hazin dönemde; Başbakan Erdoğan'ın söz ve
uygulamalarını herkes unutsa bile, Milliyetçi Hareket unutmayacaktır. Herkes
affetse bile Milliyetçi Hareket affetmeyecektir'' dedi.
-''SİYASET GÜVEN KAYBETTİ''-
Devlet Bahçeli, Türkiye'de siyasi belirsizliğin ve gerginliğin endişe
verici bir nitelik kazandığına işaret ederek, toplumsal tedirginlik, yılgınlık ve
huzursuzluğun geniş bir tabana yayıldığını bildirdi. Korkunun toplum hayatının
her alanına egemen olduğunu ifade eden Bahçeli, siyaset kurumunun bu gelişmeler
karşısında çözüm kapısı olmaktan çıktığını ve güven kaybına uğradığını söyledi.
''Son dönemde işleyen bir yargı sürecini, hukuk dışı mecralara saptırma
gayretleri ve bunun üzerinden yürütülen tartışma ve polemikler, bu bakımdan her
yönüyle endişe ve üzüntü vericidir'' diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
''Savcısı ve avukatı siyasetçi olan, gazete manşetlerinde ve televizyon
ekranlarında izlenen ve soruşturma ile yargılama süreçlerinin parçalı olarak eş
zamanlı yürütüldüğü bu dava, siyasi ve hukuki tartışmalara, polemiklere ve
istismara alet edilmektedir. Yapılmakta olan bir soruşturma ve görülmekte olan
dava hakkında kanaat bildirmek, kendi mecrasında akan hukuki sürecin bir tarafı
olmak, hukuka ve kanunlara aykırı olacağı gibi, siyasi sorumluluk ve demokratik
meşruiyet anlayışıyla da bağdaşmayacaktır. Genel olarak, bu konuya olan
yaklaşımımız: Adalete sonuna kadar güvenmek, davanın hızla sonuçlanmasını
beklemek, hukuki süreci ve yargıyı siyasileştirmemek, kişilik haklarına saygılı
olmak, terörle mücadeleyi zaafa uğratmamak, bilgi kirliliğine itibar etmemek ve
toplumda korku uyandırmamak olarak özetlenebilecektir.''
-''İKTİDAR VE ANA MUHALEFET DAVAYI...''-
Bahçeli, iktidarın davayı (Ergenekon) bir kamplaşma fırsatı ve çatışma
vesilesi gibi görmeye başladığını, iktidar ile ana muhalefetin tutumlarının,
soruşturmayı hukuki mecrasından çıkarttığını ve giderek siyasallaştırdığını
savundu.
Başbakan'ın savcılığına, anamuhalefet liderinin ise avukatlığına talip
olduğu bu hukuki sürecin; ''rövanş'' veya ''öç alma'' gibi kavramlarla
siyasallaşmasının, toplumun giderek kutuplaşmasının yeni bir gerekçesi haline
geldiğine öne süren Bahçeli, ''Bu nedenle, bir yandan 'çomak soktuk' sözleri ile
sürece müdahil olduğunu söyleyen Başbakan'ın, 'yargıyı rahat bırakın' çağrıları
inandırıcılığını kaybetmiştir'' dedi.
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu meselede, ortaya çıkan korku ve endişelerin neden olduğu toplumsal
gerginliklerin, öfkelerin ve kaygıların birikiyor olması, gelişmelerin başka
yönleriyle de hassasiyetle incelenmesini ve değerlendirilmesini artık zorunlu ve
gerekli kılmaktadır. Söz konusu dava sürecinin izlediği seyir, bir yandan hukuki
süreç devam ederken, öte yandan terörizmle mücadele gibi hassasiyet gerektiren
bir alanda, güvenlik güçlerimizin mücadele azmini kıracak, görevlerini zaafa
uğratacak bir istikamete de girebileceğine işaret etmektedir.
Özellikle yurt dışından servis yapıldığı anlaşılan propaganda ile akla
karanın, doğru ile yanlışın, suçlu ile suçsuzun, haklı ile haksızın birbirine
karışmaya başladığı içinden çıkılmaz bir yola doğru ilerlendiğini söylemek yanlış
olmayacaktır.''
Bahçeli, parti olarak baştan beri bu konudaki hassasiyetlerini ve
duruşlarını gösterdiklerini belirtti. Bahçeli, milletin verdiği vergilerle
kurumsal devamlılığını sağlayan bir devlet televizyonunda yapılan yayıncılık
faaliyetinin, topluma fitne ve kuşku tohumlarını atmasının, buna hükümet
tarafından da çanak tutulmasının; kabulün mümkün olmayacağını ifade etti.
-''YOĞUN BİR TAHRİBAT VAR''-
Bahçeli, Türkiye'nin, yılların ihmal ve himayesi ile bölücü terör
örgütünün eylemleriyle desteklenen ciddi bir siyasal bölücülük tehlikesi ile
karşı karşıya olduğunu belirtti.
Bu tehlikeyi tehdit haline getiren karmaşık sürecin, çok yönlü ve çok
maksatlı bir sistematik kampanya ile örtüştüğünü ifade eden Bahçeli, ''Türkiye,
hayatın her alanında yoğun bir tahribat ve propagandaya maruz kalmaktadır''
dedi.
Oluşan kirli ittifakın, bölünme ve ayrışma sürecini bir yandan
hızlandıracak, diğer yandan kamuoyunun gözünden kaçıracak senaryoyu sahnelemeye
başladığı kaydeden Bahçeli, şunları söyledi:
''Bu ittifakın ortak paydasını; devlet ve millet olarak bir arada
yaşamanın garantisi olan milli ve üniter devlet yapımızdan duydukları
rahatsızlık; Türk tarihini ve kültürünü karalamak için kolladıkları fırsatlar;
millet değerlerini aşağılamak için yapılan (özür dileme) rezaletleri, tarihimizi
sorgulatmayı amaçlayan hakaret kampanyaları ve bölücülüğü aklamaya, terörle
mücadeleyi sorgulamaya dönük alçaklıklar oluşturmaktadır.
Hükümetin, elindeki siyasal güç ve imkanları tam bir seferberlikle bu
odaklara sunduğu ve bütün yıkıcı ve bölücü girişimlere yataklık yaptığı bu
ortamda, kirli çabaların maksadının; Türk milletini kendinden kuşku duyan,
ecdadına şüpheyle bakan, milli kimliği ve kişiliği zayıflatılmış, bölünmeye karşı
duyarsız, ihanetlere karşı tepkisiz, bekasını savunma refleksi zayıflamış,
kardeşliği umursamayan, terör ve şahadetler arasında kafası karıştırılmış, kimin
dost, kimin düşman, neyin ihanet neyin cesaret olduğu konusunda tereddüt
yaşatılan, kendisiyle ve inançları ile problemli bir topluluk haline getirilmek
olduğu ortaya çıkmıştır.''
Devlet Bahçeli, Hükümetin teslimiyetçi uygulamaları ile siyasal
bölücülüğün önünün açılması, mücadele azmi kırılmış ve inancı zedelenmiş güvenlik
mensuplarının etkisiz ve sahipsiz bırakılmasının, oynanan oyunun son perdesi
olarak değerlendirildiğini savundu.
-ERGENEKON SORUŞTURMASI-
Devlet Bahçeli, ''Ergenekon adı verilen dava sürecine ve gelişmelere bu
açıdan bakıldığında, adaletin tecellisinin üstünde ve dışında, ayrıca bir sinsi
çabanın, ülkemizi karanlık bir sürece doğru itmek ve yönlendirmek istediğini
görmek ve söylemek gerekmektedir'' diye konuştu.
Bahçeli, bu sürecin, yıllarca bölücülük ve terörle fedakarca mücadele
eden asker ve polis, güvenlik mensuplarında kaygı ve kararsızlığa yol açmasının,
yaşanacak en büyük zafiyet olacağına dikkati çekti.
Milletin, hükümetleri getirip götürebileceğini, siyasetçiyi sandıkta
değiştirerek beğendiğini seçebileceğini ifade eden Bahçeli, ''Ancak ne ordumuzun,
ne polisimizin ne de hukukçumuzun yerine yenisini koyma lüksümüz, başka
ülkelerden getirme şansımız yoktur. Onlara sahip çıkmak, sorunlarını çözmek ve
görevlerinde destek olmak zorundayız'' dedi.
Türkiye'nin bu sorunları mutlaka aşacağını ifade eden Bahçeli, şöyle
devam etti:
''Çünkü gideceğimiz başka ülke, yaşayacağımız başka vatan ve gurur
duyacağımız başka bir bayrak yoktur. Başkalarının gelecekte ne olacağı ve nerede
duracağı, bizi hiç ilgilendirmemektedir. Biz bin yıldır buradayız. Bir ve
beraberiz. Önümüzdeki bin yılda da burada olacağız. Kimse en ufak bir tereddüt
göstermesin, ay yıldızlı al bayrağımızı dünya durdukça, son yurdumuz Anadolu'da
dalgalandıracağız.''
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, ağır bir
gerilim ve bunalım döneminden geçen Türkiye'nin önündeki en önemli siyasi
kilometre taşının, 29 Mart 2009'da yapılacak olan mahalli idareler genel seçimi
olduğunu söyledi.
Seçimlerin, AK Parti'nin 6 yılı aşan tahribat döneminin muhasebesini ve
Türk milletinin sandık başında hesap sormasını sağlayacak çok önemli bir
demokratik denetim imkanı olacağını ifade eden Bahçeli, ''Türkiye'nin yaşamakta
olduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal kriz sürecinde, 29 Mart seçimlerinde AKP
iktidarına sandık yoluyla ders verilmesi Türkiye'nin kötü gidişatına 'dur'
diyecek hayırlı bir sonuç doğuracaktır'' dedi.
Bahçeli, seçimlerin, yerel yöneticilerin seçiminin ötesinde, Türkiye'nin
ülke ve millet olarak geleceğinin belirleneceği bir kader seçimi olacağını dile
getirerek, bu süreçte ''bozgun psikolojisine giren AK Parti'nin, bulanık suda
balık avlamaya çalıştığını ve yeni cephe mevzileri oluşturarak yeni bir mazlum ve
mağdur rolü oynamak için fırsat kolladığını'' ileri sürdü.
-''BARZANİ'DEN DESTEK ARAYIŞINDA''-
AK Parti'nin, Türkiye'nin bazı bölgelerinde bölücü emellere hizmet
yarışında, siyasi bölücülerle tam bir rekabetin içine gireceği; bu amaçla KDP
lideri Mesut Barzani'den destek arayacağının anlaşıldığını savunan Bahçeli, şöyle
devam etti:
''PKK'nın siyasi talep listesinin ön sıralarında yer alan bazı konularda
etnik bölücülüğün zemin kazanması ve köprü başını tutması bu tehlikeli anlayışın
yansımasıdır. TRT eliyle Kürtçe yayın yapma, üniversitelerde Kürtçe enstitülerini
kurma, Kürtçeyi seçmeli ders olarak müfredata alma çabaları ve daha ileri adımlar
atma konusundaki niyetleri bu yönde AKP'nin bölücülere vadeli ümit ve cesaret
verme hedefi olarak görülmelidir. Üzerinde durulması gereken ikinci husus ise bir
hayal yolculuğu olduğu artık iyice anlaşılan Avrupa Birliği ile ilişkilerin ve
sanal müzakerelerin, bu seçim sürecinde yeni bir ambalaj ve makyajla kampanya
malzemesi olarak kullanılacağının görülmesidir. Kıbrıs nedeniyle oksijen çadırına
giren sanal AB sürecinin bu gibi gösterilerle canlandırılması beklenmemelidir.
Kıbrıs Rum bandıralı uçak ve gemilere Türk limanları açılmadığı ve Rum Yönetimi
ile ilişkilerin normalleştirilmesi süreci başlatılacak adımlar atılmadığı sürece,
AB ile ilişkiler, içinde bulunduğu koma durumundan çıkarılamayacaktır. Bu durumu
çok iyi bilen AKP hükümetinin belediye seçimleri geçtikten sonra, bu konuları
gündeme getirmesi hiç kimse için şaşırtıcı olmayacaktır.''
Devlet Bahçeli, seçim sürecinde iktidarın yeniden ''sahte mağdur ve
demokrasi havarisi'' rolü için prova yaptığını öne sürerek, ''AKP'nin seçim
istismarında dördüncü husus ise siyasi ve ekonomik istikrar yalanı etrafında
pembe tablolar çizmeyi sürdürmek, 'temiz siyaset- temiz toplum' sloganıyla
pisliklerin üstünü örtmek ve AKP'nin alternatifi olmadığını iddia ederek Türk
milletinin vicdanını ve idrakini baskı altına alma gayretidir'' dedi.
-YASAMA DOKUNULMAZLIKLARI-
Bahçeli, servetinin meşru kaynağını açıklayamayan, dokunulmazlık zırhını
adalet önünde hesap vermekten kaçma kapısı olarak gören, en yakın çalışma
arkadaşları yolsuzluk çamuruna bulaşan bir Başbakanın, hala temiz siyasetten
bahsetmesinin ve ''Torunların yaşayacağı temiz Türkiye'yi düşündüğünü'' iddia
etmesinin, siyasi tarihe ibret örneği olarak geçeceğini söyledi.
TBMM'nin önünde milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının
kaldırılması konusunda, 92 milletvekiline ilişkin toplam 221 dosya bulunduğunu
ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:
''Dokunulmazlık dosyaları Mecliste bekleyen milletvekillerinin yüzde 80'i
AKP ve DTP milletvekilleridir. Bu dosyalardaki suçlar; evrakta sahtecilik,
ihaleye fesat karıştırmak, kamu kurumunu dolandırmak, zimmet ve emniyeti
suistimal gibi ağır fiillerle ilgilidir. Bu konularda siyasi ve ahlaki sicili
böylesine karanlık olan adalet kaçkınlarının, temiz siyaset ve temiz toplum
edebiyatı yaparak Türk milletini aldatmak imkanı artık kalmamıştır. 29 Mart
seçimleri bu yolun açılması ve yolsuzlukların hesabının sorulması sürecinin
başlatılması için tarihi bir fırsat olarak görülmelidir. Bütün bu gerçekler,
AKP'nin alternatifi olmadığı yolunda yürütülen yalan kampanyasının hiçbir temele
dayanmadığını göstermeye yeterli olacaktır. AKP'nin alternatifsiz olduğu iddia
ediliyorsa, bunun hangi alanlarda geçerli olduğu açıklıkla ortaya konulmalıdır.
AKP; siyasi ve ahlaki kirlilikte, siyasi kışkırtıcılıkta, dini duygular ve manevi
değerler dolandırıcılığında, etnik bölücülere ümit ve cesaret vermede
alternatifsizdir. Bunun yanı sıra; yoksulluk, açlık ve sefaleti Türk milleti için
kader haline getirmede, ekonomik kriz ortamında, Türkiye'yi korumasız bırakmada
ve çiftçi, memur, esnaf, işçi ve emekli inim inim inlerken affedilmez bir
aymazlıkla 'teğet' edebiyatı yapmakta, AKP'nin siyaset tarihinde alternatifi
bulunmamaktadır.''
-EKONOMİDE YAŞANAN GELİŞMELER-
Başbakan Erdoğan'a, ''Mademki Türkiye'nin geliri 6 yılda 500 milyar dolar
arttı ise 70 milyonun alın teri olan bu gelir nerededir ve kimlerdedir?
Vatandaşta olmadığına göre, hangi vasıtalarla kimlerin cebine girmiştir?''
sorularını yönelten Bahçeli, ''Bize göre 6 yılda Türkiye ne gelişmiş, ne de
zenginleşmiştir. Bu hesap kurnazlığının özeti şudur; zenginlik yandaşlara,
yoksulluk ise yurttaşlara pay edilmiştir'' diye konuştu.
Ekonomide yaşanan gelişmelere de değinen Bahçeli, AK Parti Hükümetinin,
reel sektörün tümüyle iflasa sürüklenmemesi için mal ve servis fiyatlarında
gittikçe belirginleşen düşme eğilimini dikkate alacak önlemler paketini hayata
geçirmesi gerektiğini bildirdi.
Bahçeli, Türkiye'nin kaybedecek yılları, heba edecek değerleri ve israf
edecek kaynaklarının bulunmadığını vurgulayarak, ''AKP ile girilen yolun sonunda
açlık, işsizlik, eşkıyalık, suçluluk, yoksulluk ve tükenmişlik vardır. Bu
iktidarın artık son kullanım tarihi dolmuş, geçen her gün sonradan telafisi çok
zor olacak bedelleri ortaya çıkarmıştır. Bu sürece 'dur' demenin, demokratik
devir teslimin yapılmasının zamanı artık gelmiştir. Yeni bir silkiniş ve uyanışın
ilk durağı önümüzdeki yerel seçimlerde kendisini gösterecektir'' diye konuştu.
Konuşmasının ardından Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi ve Millet
Partisi'nden MHP'ye katılan 10 kişiye parti rozeti takan Bahçeli, Türkiye sathına
yayılan büyük çatı anlayışı içerisinde, her geçen gün çatılarına yeni kiremitler
konulduğunu söyledi. Bunun MHP'yi güçlü kıldığını ifade eden Bahçeli, ''Bu çatı,
Misakımilliye kadar sürecektir'' dedi.
