2009-01-27 - 15:00
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Türkiye de Hamas'ın bir terör örgütü olduğunu 2006'daki iktidarla yani AKP iktidarının kararıyla onaylamıştır. Şimdi biz Hamas sözcülüğüne, savunmacılığına çıkmış gibi görülüyoruz. Bunun ciddi sonuçları olur'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada Zigana'da
yaşamını kaybeden 11 dağcıya Allah'tan rahmet, yakınlarına ve Türk milletine
başsağlığı dileyerek başladı. Kültür yaşamının önemli isimlerinden Gazeteci-Yazar
Orhan Duru ile siyasetin dünyasının seçkin kişilerinden İsmail Hakkı Birler ve
Mustafa Ok'un da geçtiğimiz günlerde yaşamlarını kaybettiklerini hatırlatan
Baykal, bu büyük isimlerin kaybından derin üzüntü duyduğunu ifade etti.
Baykal, konuşmasında bugün bir gazetede yer alan Cumhurbaşkanlığı
internet sitesine ilişkin habere değinerek, Cumhurbaşkanlığının internet
sitesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ''yokmuşcasına yansıtıldığını''
söyledi.
CHP Genel Başkanı Baykal, ''KKTC'den Çankaya'nın haberi yoktur, KKTC'den
Cumhurbaşkanlığının haberi yoktur ya da önemli saymamaktadır. Hiç
ilgilenmemektedir. Bu anlayış, bir süreden beri Kıbrıs'ta tek devlet, tek
egemenlik anlayışına dayalı bir müzakerenin götürülmekte olduğu bir ortamda
kendisini gösterince, ister istemez bunun bir ihmal, duyarsızlık, dikkatsizlikten
ibaret bir olay olamayabileceği kuşkusunu da haklı olarak ortaya çıkarıyor'' diye
konuştu.
Cumhurbaşkanlığının henüz konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmadığını
belirten Baykal, ''Çankaya tavrını netleştirmelidir. KKTC'nin farkında mıdır,
değil midir? Kıbrıs'ı bir tek egemenlik altında bütünleşmiş bir coğrafya olarak
görme anlayışında, yanlışında ısrar etmekte midir, değil midir? Bunun derhal
aydınlığa kavuşturulması gerekiyor'' dedi.
-IMF İLE ANLAŞMA-
Baykal, Hükümetin IMF ile görüşmelerinin ''askıya alındığının, en azından
bir süre için kesildiğinin'' ortaya çıktığını öne sürerek, bunun Hükümetin
ekonomik kriz karşısında, sonuç alıcı, etkin, güven veren bir uygulama içinde
bulunmadığını gösterdiğini söyledi.
Ekonomi alanındaki sıkıntıların giderek daha da ciddiyet kazandığını dile
getiren Baykal, ''Türkiye'nin bütünleşmiş bir krizle mücadele programı ortaya
koyamadığını'' iddia etti. Birbirinden kopuk önlemlerin ekonomik krizin
sonlandırılmasına yönelik bekleyişlere cevap veremediğini bildiren Baykal, vergi
gelirlerinde düşme ve borçlanmada artış yaşandığını öne sürdü. İşsizliğin kaygı
verici düzeye yükseldiğini anlatan Baykal, ''Gerçekçi değerlendirmelerde gençler
arasındaki işsizliğin yüzde 30 düzeyine çıkmakta olduğu görülmüştür. Bu vahim bir
manzaradır'' dedi.
''Türkiye'de ekonominin içinde bulunduğu durum Hükümeti, IMF ile müzakere
dışında ciddi bir önlem alamaz noktaya getirmiştir'' diyen Baykal, İşsizlik
Fonunun mutlaka devreye sokulması ve buna benzer önlemlerin hızla hayata
geçirilmesi gerektiğini belirtti.
IMF ile anlaşma konusunda gelinen noktayı da eleştiren Baykal, şunları
söyledi:
''IMF ile nerede tıkandı? Sorun netleşmemiştir. Türk kamuoyuna bilgi
vermeye ihtiyaç vardır. IMF ile müzakereler, gelecek yardımın miktarı üzerindeki
pazarlıktan mı kaynaklanmaktadır, yoksa IMF ile içine girilen yeni tıkanıklığın
altında, Türkiye'de yapılacak reformlarla ilgili bir görüş ayrılığı konusu mu
vardır? Kamuoyuna bunun sunulması lazımdır. Ne istenmiştir? Ne verilmemektedir?
Verilirse ne olur, verilmezse ne olur? Eğer bir ümük sıkma söz konusu ise ümüğü
sıkılacak olan millettir. Milletin hangi tehlikeye maruz kaldığını Hükümet, hemen
açıklamalıdır.''
-''HÜKÜMET ÖLÇÜYÜ KAÇIRDI''-
Konuşmasında dış politikaya da değinen Baykal, ''Hükümetin, Ortadoğu
krizi dolayısıyla izlediği politika ne yazık ki yaşanan acılara son verme
konusunda hiçbir somut sonuç vermemiştir. Ama Türkiye'nin dış politikasıyla
ilgili çok ciddi tartışmaların açılmasına yol açmıştır. Yani bir anlamda Türkiye,
Gazze'deki bombalamalardan zarar gören ülke haline gelmiştir'' diye konuştu.
İzlenen dış politikanın Türkiye'nin tutarlılığını, güvenilirliğini,
ciddiyetini tartışmaya açtığını söyleyen Baykal, şimdi Hükümetin bunu telafi
etmesi gerektiğini bildirdi.
Türk dış politikasının ahlaki ve insani temellere dayandığını, bölgede
istikrarın öncelikli olduğunu vurgulayan Baykal, ancak Türkiye'nin bu bölgedeki
çatışmaların bir parçası haline dönüştürülmemesi gerektiğini dile getirdi.
Baykal, şöyle devam etti:
''Hükümetin, bu konuda ölçüyü kaçırdığı, kendi iç dünyasına özgü
tercihlerini ortaya koymaya başladığı anlaşılmaktadır. Türkiye'nin bir ciddi
çelişki içinde olduğu da bu vesile ile ortaya çıkmaktadır. Avrupa Birliği daha
2006 yılında Hamas'ın bir terör örgütü olduğunu ilan etmiştir. PKK'dan önce
Hamas'ın bir terör örgütü olduğunu ilan etmiştir. Ve bu ilanın altında
Türkiye'nin de imzası var, Türkiye de bunu kabul etmiştir. Türkiye de Hamas'ın
bir terör örgütü olduğunu 2006'daki iktidarla yani AKP iktidarının kararıyla
onaylamıştır. Şimdi biz Hamas sözcülüğüne, savunmacılığına çıkmış gibi
görülüyoruz. Bunun ciddi sonuçları olur. Yani aynı listede PKK da terör örgütü,
Hamas da terör örgütü. Birileri de bize çıkıp PKK ile ilgili olarak bu anlayış
doğrultusunda tavır takınmaya kalkarsa... Bu çelişkiyi göze almamızı gerektiren
ne var Allah aşkına. Bu AKP ve Hamas beraberliğini, paralelliğini Başbakan'ın
bizzat kendisinin kurmaya çalışmasının Türkiye'ye ne gibi bedeller ödeteceğinin
hesabı nasıl yapılmaz? Gerçekten üzüntü verici bir tablodur''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın BM kararlarının uygulanmadığı konusunda
eleştirileri olduğunu da ifade eden Baykal, ''BM kararlarının tümünün uygulanması
söz konusuysa o zaman bizim de vermemiz gereken hesaplar vardır. BM kararlarıyla
ilgili uygulanabilirlik açısından çok çeşitli, farklı konumlar söz konusudur.
Bütün bunları bir tarafa bırakarak ince diplomatik alana Başbakan Hamas aşkıyla
girdi ve ortalığı allak bullak etti'' diye konuştu.
Baykal, partisinin grup toplantısında, ''malum, maruf dava'' diye
nitelediği Ergenekon'a ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek'in de aralarında
bulunduğu kişilerin gözaltına alınmasıyla, bir kez daha dikkatlerin Ergenekon
soruşturmasına çevrildiğini ifade eden Baykal, sorgudan yansıyanlara göre,
''Ergenekon'a bir kasa, bir finansör arandığını; Özbek'in de bu nedenle gözaltına
alındığını'' söyledi.
Baykal, ''Ergenekon'un kasası'' diye tutuklanan Kuddusi Okkır'ın,
hayatını kaybettiğini, daha sonra ''muhtemel finansör'' diye Sinan Aygün'ün
gözaltına alındığını anımsattı. ''İşadamından finansör bulamadılar, şimdi,
işçiden, sendikacıdan finansör bulacaklar'' diyen Baykal, Özbek'in, Ergenekon'u
finanse edip etmediğinin de gelecek günlerde ortaya çıkacağını belirtti.
Kamuoyunun yakından tanıdığı saygın kişilerin, sağlam delillere
dayanmadan gözaltına alındığını ileri süren Baykal, şöyle konuştu:
''Elinizde delil yokken niye gidiyorsunuz? Orada delilin bulunacağını
nasıl bilebilirsiniz? Önce sizin elinizde deliller olacak. Sanıktan delil arayışı
olmaz. 2 bin yıllık dünya hukuk medeniyetinin temel kuralıdır: Sanıktan delile
değil, delilden sanığa gidilir. Siz, sanığı biliyorsunuz. Onun suçlu olduğuna
eminsiniz. Size birileri söylemiş, 'şunları alın'. Onun alışını nasıl hukuki
göstereceksiniz? Bir gerekçe buluruz. Evine bir gidelim. Telefonlarını bir
dinleyelim. Kimlerle temas etti? Temas ettikleri arasında bir sol suçlu var mı?
Onunla bir bağlantı ima ederiz. Evden bir şeyler buluruz. Böyle bir şey olabilir
mi? Bu oluyor... Yalçın Küçük'le ilgili ifade edilen gerekçe bu. Yalçın Küçük ile
ilgili toplanan delillerin hukuki geçerliği olmadığı anlaşıldığından tahliye
edildi. Bu arada, günlerce orada sorgulanıyor, eziyet ediliyor. Böyle hukuk olur
mu? Yalçın Küçük'ün tutuklanması gerektiğine dair elinizde emare vardıysa,
tutuklayın. Yok. Bir gidelim bakalım. Böyle hukuk olur mu? Bu ortaya çıktı.''
-''..TÜRKİYE'YE YAKIŞIR MI?''-
Baykal, soruşturma kapsamında 11 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye
edilen gazeteci Vedat Yenerer'in, ''Hala neyle suçlandığını bilmediğini'' ifade
ettiğini anımsatarak, böyle yargılama olamayacağını söyledi. ''Bu bir faciadır''
diyen Baykal, şunları kaydetti:
''Bir tas çorbaya muhtaç olduğunu, bir battaniyeye ihtiyacı olduğunu ama
bunların karşılanmadığını, çıktıktan sonra acı acı feryat ediyor. Bize yakışıyor
mu? Bir insan suçlu olabilir, mahkum da olabilir. Ama ona bir tas çorbayı çok
gören bir adalet anlayışı, Türkiye'ye yakışır mı? Çanakkale Savaşında susuzluktan
kırılmasınlar diye, merkeplerin üstündeki sucularla su gönderiyordu Çanakkale
Savaşını yürütenler. Bu ahlakın içinden geldik biz. Çok acı. Obama geldi,
'Guantanamo'yu kapatacağız' dedi. Silivri, bir AKP Guantanamosı olmamalıdır.''
-SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİ İHLAL
Ergenekon soruşturmasında, ''Soruşturmanın gizliliğinin ihlal
edildiğini'' ileri süren Baykal, ''Kimse inkar edemez ki kimse reddedemez ki,
Ergenekon soruşturması, soruşturmanın gizliliği açıkça ihlal edilerek
yürütülmektedir'' dedi.
''Soruşturmanın gizliliği ihlali suç değil mi? Gizliliği gözetmeyen bir
soruşturmayı adil kabul etmek mümkün mü?'' diye soran Baykal, bunun bir
teferruat, usul konusu diye geçiştirilmeyeceğini söyledi. Soruşturmaya, hiçbir
dış müdahale, kamusal baskı, siyasi etki olmaması gerektiğini, soruşturmanın çok
özel şartlar altında götürülmesi gereken en hassas adliye süreci olduğunu anlatan
Baykal, ''Antiseptik bir süreç. Oraya kimse giremez. Ameliyathane gibi bir yer
orası. Türkiye'de Ergenekon soruşturması böyle midir?'' diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,
soruşturmayla ilgili 2007 yılında yaptıkları açıklamalara değinen Baykal, bu
açıklamaların arkasından gazetecilerin, ''tutuklanacak kişilerin isimlerini
yazmaya başladıklarını'' iddia etti.
-''HESAP SORMA VAR MI?''-
Baykal, Adalet Bakanlığınca, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart'ın soru
önergesine verilen yanıtta, 2008 yılının ilk 3 ayında soruşturmanın gizliliğinin
ihlal edildiği iddiasıyla 472 başvuru yapıldığına yer verildiğini belirterek,
soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek suçsa, bu suçu işleyenlerin kim olduğunu
sordu. Bu ihlalin, soruşturmayı yürütenler tarafından gerçekleştirildiğini iddia
eden Baykal, şöyle konuştu.
''Bu kadar ağır ihlale rağmen, bir tek savcılık mensubu, bir tek güvenlik
mensubu hakkında soruşturma yapıldığına dair bir bilgi var mı?, Bu konuda açılmış
bir dava var mı? Bir hesap sorma var mı? Bu gizliliği ihlal etme olayının
muhtemel sorumluları olabilecek kişilerle ilgili bir tek görevden alma girişimi
var mı? Bu konu, 2 yıla yakın bir süredir konuşuluyor. Artık Başbakan da Adalet
Bakanı da kabul ediyor gizlilik ihlal edilmektedir. Genelkurmay geçenlerde,
gizliliğin, adil yargılama hakkının ihlal edildiğini feryat ediyor. Kim ediyor?
Genelkurmay ediyor? Ne ediyor? Gizlilik ihlal edildi diye şikayet ediyor. Ne
oluyor? İhlal edenlerden hesap soran var mı? Bu ihlalleri yapanlar, davayı
yürütmeye devam ediyorlar. Bu davayı temelinden tahrip edecek, bir temel gerçek
bu davanın soruşturma sürecinin, aleni, çeşitli etkilere açık bir şekilde
götürüldüğünün ve bu durum karşısında gereken hukuki yaptırımların hiçbirisinin
yürürlüğe konulmadığının ortaya çıkmış olmasıdır. Bu bir linç adaletidir. Bu
temel bir olay. Bu, net bir şekilde ortaya çıkmıştır.''
Baykal, partisinin TBMM Grubunda yaptığı konuşmada, Ergenekon'un,
savcılıktan çok, emniyetin, polisin götürdüğü bir soruşturma olduğunu savundu.
Emniyetin, ifadeleri aldığını, sanıkları çağırdığını, ''şöyle bir ifade
verirsen, böyle yaparız'' şeklinde pazarlık yaptığını ileri süren Baykal, ''Boş
konuşmuyorum, bilerek konuşuyorum. Böyle teklifi almış sanıkları biliyorum''
dedi.
Baykal, iki yıl geçmesine rağmen Ergenekon'un neyin davası olduğunun
netleşmediğini ifade ederek, ''Tutanağa ismi kim koydu, davaya isim koyma kimin
hakkıdır? Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü bilmiyor, böyle bir
örgütün varlığını kim, neye dayanarak biliyor?'' diye sordu.
Soruşturma ve yargılamanın aynı anda yürütülmesini eleştiren Baykal,
''Ortada iddianame yok, bu ne biçim hukuk'' diye konuştu.
-''DARBEYSE GEREĞİNİ YAP''-
Baykal, önce, darbe ihtimaline karşı soruşturma ve yargılama sürecinin
açıldığının söylendiğini ancak böyle bir gelişmenin olmadığını belirterek,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Darbeyle ilgisi olması muhtemel kimse, git onlardan hesap sor,
sormazsan namertsin. Darbeymiş. Darbeyse gereğini yap, kim o darbenin içinde,
açık söyle, dilinin altında dolaştırma, korkma, cesur ol, gereğini yap, üzerine
yürü. 'Darbe derim, idare ederim' yok öyle şey.
Darbe değil, ne; Susurluk'ta görülmeyen hesabı görmeye yönelik soruşturma
mı? Tamamlanmamış Susurluk'u tamamlama girişimi mi? Eğer öyleyse, çık onu söyle.
Susurluk ise gereğini yap, onu da yapmazsan namertsin. Bu da değil. 'Terörle
mücadele ederken, JİTEM kuruldu, kanunsuz, hukuksuz işler yaptı, onun hesabını
soracağız, terörle mücadeledeki hukuksuzlukların hesabını soracağız' diyorsan,
onu da sor. Türkiye'nin terörle mücadelesinin, Susurluk'un hesabını, darbenin
hesabını sormak için mi çıktı, bunların hiçbirisi değil.''
-''ÇOCUKLARI İÇİN ENDİŞE ETMESİN''-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''temiz eller'' operasyonundan
bahsettiğine işaret eden Baykal, Türkiye'de bir temiz eller operasyonuna ihtiyaç
olduğunun çok açık olduğunu söyledi. Baykal, Türkiye'nin kirli ellerin
yönetiminde olduğunu iddia ederek, ''Türkiye'de temiz olmayan, kirli eller var.
Bunların ortaya çıkarılması lazım. Kim ortaya çıkaracak; yönetim. Peki, yönetimin
eli kirliyse ne olacak? Temiz eller operasyonuymuş'' dedi.
Baykal, Erdoğan'ın, ''Çocuklarımızın geleceği için temiz eller operasyonu
yapıyoruz'' dediğini ifade ederek, Erdoğan'ın çocuklarının geleceğinin güvence
altında olduğunu, hiç endişe etmemesi gerektiğini söyledi. Baykal, Başbakan ve
yakınlarının değil, sahipsiz olduğu düşünülen 70 milyonun çocuklarının geleceğini
düşündüklerini söyledi.
''Temiz eller operasyonu; insaf edin, temiz eller operasyonu lafı,
Başbakan'ın ağzına yakışıyor mu? Temiz eller kim, sen kimsin? Ne alakası var
seninle?'' diyen Baykal, İtalya'da, başbakanların ve milletvekillerinin
dokunulmazlığı kaldırıldığı için temiz eller operasyonunun yapılabildiğini
vurguladı. Baykal, ''Kaldır dokunulmazlıkları, gel temiz elleri yapalım''
çağrısında bulundu.
Baykal, ''Ergenekon ne? Darbenin, Susurluk'un, temiz ellerin, terörle
mücadelenin yanlış yapılmasının mı soruşturması? Hiçbiri değil. Hepsi, Başbakan
ve AKP'nin, özel intikam duygularına, hesaplaşma arzularına, burun sürtme
heveslerine cevap vermek üzere düzenlenmiş olay. Devlete bu kadar zarar verdiği
söylenenlerin arasında bir tane bile AKP'li yok. Olabilir mi?'' diye konuştu.
-''ONLARIN TİPİ Mİ FARKLI?''-
AK Parti yönetiminde, Hrant Dink ve rahip cinayetleri işlendiğini,
Malatya'da katliam yapıldığını ifade eden Baykal, devletin güvenlik güçleriyle
ilgili istihbarat gizleme, olayı örtbas etme, zamanında önlem alıp, ölümleri
engelleme konularıyla ilgili zafiyetin görüldüğünü söyledi.
Bu konuda sorumluluğu olan güvenlik güçleriyle ilgili ciddi bir inceleme
olup olmadığını soran Baykal, ''Senin iş başında olduğun dönemde, senin
getirdiğin kadroların sorumluluğu altında işlenen cinayetler bunlar. Aydınlığa
kavuştursana. Onlar imtiyazlı mı, sizin kadrodan mı, onlar dokunulmaz mı, onların
tipi mi farklı?'' sorularını yöneltti.
-''KORKUNUN ECELE FAYDASI YOKTUR''-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına, CHP İstanbul Milletvekili
Kemal Kılıçdaroğlu'nu aday gösterdiklerine işaret eden Baykal, Kılıçdaroğlu'nun,
''dürüstlüğü, tevazuyu, alçak gönüllülüğü'' simgelediğini söyledi.
Baykal, sözlerini, ''AK Parti'nin İstanbul'u kaybetmesi halinde,
İstanbul'da yaşanan tezgah ve tertiplerin, Kılıçdaroğlu gibi birinin elinde nasıl
ortaya çıkacağı, bir deprem yaratacağı, iktidarı kullananların çocuğunun oradan
gelen kanallarla beslenmekte, nemalanmakta olduğunun ortaya çıkacağı korkusu,
telaş yarattı. Onun için Başbakan CHP'ye verip, veriştiriyor. Korkunun ecele
faydası yoktur'' diye tamamladı.
