2016-02-17 - 17:25
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulmasını öngören tasarıyı kabul etti.
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, AK PARTİ İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu başkanlığında toplanarak, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu Tasarısı'nı görüşmeye başladı.
Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulmasını öngören tasarının amacının, Türkiye?nin uluslararası yükümlülükleri ve AB süreci bakımından önem taşıyan birbiriyle bağlantılı üç alanı tek bir kurumsal çatı altında toplamak olduğunu açıkladı.
Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan, tasarıyı komisyona sundu.
Dünyada çok hızlı değişim ve dönüşüm yaşandığını, bu değişim ve dönüşüm sürecine ayak uyduran ülkeler ve kurumların, yaşam standartları, temel hak ve hürriyetler ile büyüme ve gelişme açısından sürdürülebilir yapıda olduğunu belirten Elvan, bunların reform ajandasıyla gerçekleşmesinin önemine işaret etti.
Elvan, bu düzenlemenin Avrupa müktesebatı çerçevesinde yapılması gereken düzenleme olduğunu kaydetti.
Mevlana'nın daha 13. yüzyılda, insan hakları ihlallerine engel olmak için, yöneticiler ve hakimlere yönelik mektubunda, "Bir bireyin hakkını ihlal etmenin bütün insanlığın hakkını ihlal etmek olduğunu, bir bireyin hakkını korumanın tüm insanlığın hakkını korumak olduğunu" söylediğini aktaran Elvan, insan hakları hukukunun İkinci Dünya Savaşı sonunda somutlaştığını, bu alandaki kurulların ise 1990'lı yıllarda ortaya çıkmaya başladığını ifade etti.
Başbakan Yardımcısı Elvan, tasarının amacının, Türkiye?nin uluslararası yükümlülükleri ve AB süreci bakımından önem taşıyan birbiriyle bağlantılı üç alanı tek bir kurumsal çatı altında toplamak olduğunu bildirdi.
Bu alanların, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, ayrımcılıkla mücadele ve eşit muamele hakkı ile işkence ve kötü muameleye karşı mücadele olduğunu belirten Elvan, tasarının, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada eşitliği ve ayrımcılığın önlenmesini amaçladığını kaydetti.
Lütfi Elvan, yasama ve yargı yetkilerinin kullanılmasına ilişkin işlemler, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararları ile Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlerin kapsam dışında olacağını anlattı.
Ayrımcılıkla mücadele konusunda hem bireysel başvuru hakkını tanıdıklarını hem de İnsan Hakları Kurumuna resen inceleme hakkı verdiklerini kaydeden Elvan, "Kamu kurum ve kuruluşlarımızda işlenen insan hakları ihlallerinde ombudsmanlık müessesi kuruldu. Ombudsmanlık kurumunun bu çalışmayı yürütmesi nedeniyle, İnsan Hakları Kurumunun bu yetkisini kaldırdık çünkü iki kurumun aldığı kararlar birbiriyle çelişebiliyordu. Ombudsmanlık kurumu, insan haklarına yönelik bireysel başvuruyu kabul edecek" diye konuştu.
Lütfi Elvan, ayrımcılığın türlerinin, AB müktesebatına ve Avrupa Konseyi tavsiyelerine uygun olarak belirlendiğini belirtti.
Tasarının mal ve hizmetlere erişim, sosyal hizmetlere erişim ve istihdam alanlarındaki ayrımcılığı yasakladığını vurgulayan Elvan, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun özel bütçeli, idari ve mali açıdan özerk ve Başbakanlıkla ilişkili olacağını aktardı.
11 üyeden oluşacak kurumun 8 üyesinin Bakanlar Kurulu, 3 üyesinin de Cumhurbaşkanı tarafından atanacağını bildiren Elvan, Başkan ve ikinci başkanın Bakanlar Kurulu tarafından görevlendirileceğini, üyelerin görev süresinin 4 yıl olacağını, en az 4 yıllık yükseköğrenim mezunu olanların, kurumun görev alanındaki konularda bilgi ve deneyime sahip olanların, kamuda veya özel sektörde 10 yıl hizmeti bulunanların kurul üyesi olarak atanabileceğini belirtti.
Başkan ve üyelerin süreleri dolmadan görevden alınamayacağını dile getiren Elvan, üyeler hakkındaki soruşturma izninin Başbakan veya görevlendireceği bakan tarafından verileceğini vurguladı.
Elvan, kurulun görevlerini; "bireysel başvuruları ve resen yapılan incelemeleri karara bağlamak, inceleme ve başvurularda uzlaşma sürecini sonuçlandırmak, ayrımcılık yapanlara para cezası vermek, kurumun hazırladığı inceleme ve denetim raporlarını, uluslararası işbirliğine ilişkin hususları karara bağlamak" olarak sıraladı.
Kurulun uzmanlaşmayı sağlamak için daireler ve komisyonlar halinde çalışabileceğine işaret eden Lütfi Elvan, isimleri önceden belirlenmiş daireler oluşturmadıklarını, bunun yerine sayısı onu geçmemek üzere daireler oluşturulabileceğini belirtti.
Başbakan Yardımcısı Elvan, kurumun görev alanıyla ilgili konularda görüş alışverişinde bulunmak amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve diğer ilgililerden oluşan istişare komisyonu oluşturulacağını söyledi.
Kuruma herkesin başvurabileceğini, başvuruların da ücretsiz olacağını vurgulayan Elvan, başvuru öncesinde ilgili taraftan sorunun çözümü ve ihlalin giderilmesinin isteneceğini, cezanın bin TL ile 15 bin TL arasında değişeceğini, ihlalin suç teşkil edecek konu olması halinde de suç duyurusunda bulunulacağını ifade etti.
Elvan, tasarıda iddia sahibinin "kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların" varlığını ortaya koyması durumunda, ispat yükünün karşı tarafa geçeceğinin öngörüldüğünü belirterek, "Yani başvuru sahibinin elinde karine oluşturan bir olgu varsa, karşı taraf ayrımcılık yapmadığını ispat etmekle yükümlü olacak" dedi.
Mevcut Türkiye İnsan Hakları Kurumuna ait personel, taşınır, evrak, hak ve alacakların Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna devrolacağını aktaran Elvan, kurumun başkan ve üyelerinin görevlerinin sona ereceğini, başkan ve ikinci başkanın kalan görev sürelerini başkan müşaviri olarak tamamlayabileceğini bildirdi.
Tasarı üzerinde milletvekillerinin eleştirilerini yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Elvan, tasarıdaki düzenlemeler hakkında 2009-2010 yıllarında kapsamlı çalışmalar yapıldığını bildiklerini söyledi.
Çalışmalar sırasında 39 sivil toplum örgütünün görüşünün alındığını ve bunların tamamını değerlendirdiklerini kaydeden Elvan, tasarıya son şekli verilirken Paris prensiplerinin dikkate alındığını, oradaki her bir maddeyle bu tasarıdaki maddenin karşılaştırmasının yapıldığını bildirdi.
Elvan, tasarı hazırlanırken AB müktesebatının dikkate alındığını ifade ederek, reformlara yönelik çalışmaları yürütürken Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda ve İsveç'teki uygulamalara baktıklarını bildirdi. Elvan, bu beş ülkedeki düzenlemeleri incelediklerini belirterek, "Şunu çok açıklıkla ifade ediyorum. Bu beş ülkedeki insan hakları ve ayrımcılıkla mücadeleye yönelik mevcut olan tasarılardan daha güçlü bir tasarıdır" dedi.
"150 kişiyle mi bu işler yapılacak" denildiğini kaydeden Elvan, 50-60 kişinin çalıştığı kurumların yanı sıra, 7-8 kişi çalışan kurumların da bulunduğunu vurguladı.
Elvan, 150 kişilik kadroyu oluştururken mümkün olduğunca esnek yapı olmasını istediklerini söyledi. Elvan, "Anayasa ve yasalar, oralara yazacağız hususlar önemli ama daha önemli olan insanın zihniyeti, kafa yapısı" diyen Elvan, "Siz dünyanın en güzel Anayasa ve yasasını da yapsanız, sizin zihniyetiniz insan haklarını özümsememişse, buradan çok olumlu netice alamazsınız. Burada esas önemli olan; insan haklarının özümsenmesi, ayrımcılığın ne kadar iğrenç verici bir husus olduğunun herkes tarafından benimsenmesi" diye konuştu.
"Ayrımcılıkla ilgili tanım yok" eleştirisini dile getirildiğini anımsatan Lütfi Elvan, bu konuda AB'nin ayrı, BM'nin ayrı tanımlar yaptığını belirtti.
Elvan, "Biz öyle bir yapı oluşturalım ki bu kurum, mümkün olduğu ölçüde esnek bir yapıda olsun, kurumun kendi içinde karar alabilecek karar mekanizmaları olsun. Aslında biz alanı genişletiyoruz, daraltmıyoruz" diye konuştu.
"Ayrımcılık, insan hakları ve işkenceyi önleme konusunda ayrı ayrı kurumlar olsun" denildiğini dile getiren Elvan, şöyle konuştu:
"Biz bunları detaylıca tartıştık. Olamaz mıydı? Olabilirdi. Ama bunlar iç içe geçmiş hususlar. Siz insan hakları konusunu ayrımcılıktan çok fazla ayırt edemezsiniz. 2 ya da 3 farklı kurum oluşturduğunuz anda kurum kargaşası çıkacaktır. Bir kurum 'benim yetkimde', diğer kurum da 'benim yetkimde' diyecektir ve sorun ortada kalacaktır. Yoksa ilave bir kurum niye oluşturmayalım? Hollanda, Fransa ve İngiltere'de, ayrımcılık ve insan hakları ile ilgili kurumların, aynı kurum altında olmasının önemine çok fazla sayıda vurgu yapmışlar, bunun gerekçelerini anlatmışlar. Bunlar bize makul geldi. Bu ülkelerde ayrımcılık ve insan hakları kurumu beraber. Biz mümkün olduğu ölçüde 'Kurumu rahat bırakalım, kurum kendi içinde etkin bir yapı oluştursun' istedik."
Başbakan Yardımcısı Elvan, "kurul üyelerinin hükümet ve cumhurbaşkanı tarafından atanmasına" yönelik eleştiriyi yanıtlarken, Avrupa'dan örnekler verdi. Hollanda'da Adalet ve Güvenlik Bakanlığının teklifi ve kraliyetin onayıyla kurul üyelerinin atandığını belirten Elvan, Fransa'da ombudsmanı cumhurbaşkanının atadığını, üyeleri ise ombudsmanın seçtiğini, İngiltere'de ise Devlet Bakanının atadığını bildirdi.
Elvan, "Burada önemli olan husus, atanan kişilerin kimler tarafından atandığı değil, o atanan kişilerin gerçekten liyakat sahibi olup olmadığı ve kurumu etkin olarak kurumu çalıştırıp çalıştıramayacağı konusudur" sözlerini sarfetti.
Başbakan Yardımcısı Elvan, şöyle konuştu:
"Cinsel yönelime yönelik olarak şunu da ifade edeyim. Burada evet, böyle bir tavsiye kararı var. Ancak Avrupa içerisinde de bununla ilgili ciddi bir tartışma var. Biz Anayasa ve uluslararası sözleşmeleri dikkate aldığımızda, böyle bir terimin buraya konmasının uygun olmayacağını düşündük. Biz, toplumun bütününü kucaklamak ve bu anlayış içinde hareket etmek zorundayız."
Elvan, meslek gruplarının neden tasarıya yazılmadığına ilişkin eleştirilere yanıt verirken, bir mühendisin de insan hakları konusunda bilgili olabileceğini, o yüzden meslek gruplarını yazmadıklarını söyledi.
Kurul üyelerinin atanması konusunda Lütfi Elvan, "Atamalarda hangi ülkeye bakarsanız bakın, siyasi otoriteler yapıyor bunları. Burada önemli olan o kurumdaki işlevsel bağımsızlıktır, o bağımsızlığın tesis edilmesidir" diye konuştu.
Elvan, "Almanya'daki kurul; bırakın yaptırımı, tavsiye vermeyi; insan hakları ve ayrımcılıkla ilgili kurul sadece ve sadece danışmanlık yapıyor, bunu da bilelim. AB'de durum pembe tablo değil. İnsan hakları ve ayrımcılık alanında tek ses olursak güçlü oluruz" sözlerini sarfetti.
Başbakan Yardımcısı Elvan'ın, Ankara'daki terör saldırısı hakkında bilgi vermesinin ardından söz alan muhalefet milletvekilleri, bu aşamada toplantıya devam edemeyeceklerini belirterek, toplantının yarına ertelenmesini istedi.
CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, saldırıyı lanetlediğini ifade ederek, "Bizi buraya nasıl getirdiğine bakmak lazım..." ifadesini kullandı.
Bunun üzerine, AK Parti'li milletvekilleri Tanal'a tepki gösterdi. AK Parti Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar, tepkisini, "Bu konuda siyaset yapmayın. Orada ceset toplanıyor, siz burada ceset üzerinden siyaset yapıyorsunuz" sözleriyle dile getirdi.
Komisyon Başkanı Mustafa Yeneroğlu, çalışmaya devam edeceklerini belirterek, "Milletin başı sağ olsun, inşallah daha fazla şehidimiz olmaz, yaralılara da acil şifalar diliyorum" dedi.
Başbakan Yardımcısı Elvan da TBMM Genel Kurulunu yöneten Başkanvekili Akif Hamzaçebi'nin çalışmalara devam edeceği bilgisini aldıklarını, bu nedenle komisyonun çalışmalarına devam edebileceğini belirtti.
CHP'li Şenal Sarıhan, Ankara milletvekili olduğunu anımsatarak, "Saldırının olduğu yere gitmek istiyorum ama komisyon çalıştığı için gidemiyorum. Bir günle, iki günle bir şey kaybetmeyiz. Genel Kurul çalışıyor ama orada, komisyonlarda görüşülmüş tasarılar ele alınıyor. Bu acele neden? Yarına erteleyelim, ne olacak?" dedi.
HDP Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan, böyle bir aşamada Meclisin çalışıyor görünmesinin tepkiye yol açacağını söyleyerek, toplantıya yarın devam edilmesini talep etti.
AK PARTİ Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar, yarın sabah Almanya'ya gideceğini, diğer milletvekillerinin de programları olduğunu ifade ederek, "Bu işi aksatmayalım, başladığımız tasarıya devam edelim" diye konuştu.
AK PARTİ Sakarya Milletvekili Ali İhsan Yavuz ise "Terörizmin de istediği bu, Meclis çalışmasın. Savaş şartlarında bile çalışmış Meclis'in, böyle bir hadise karşısında ara vermesinin mantığı yok" sözlerini sarfetti.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulmasını öngören tasarıyı kabul etti.
Tasarıya göre, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu; insan onurunu temel alarak insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, işkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek ve bu konuda ulusal önleme mekanizması görevini yerine getirmek üzere kurulacak.
Cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hal, sağlık durumu, engellilik ve yaşa dayalı ayrımcılık yasak olacak. Ayrımcılık yasağının ihlali halinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ihlali sona erdirmek, tekrarlanmasını önlemek, adli ve idari yoldan takibini sağlamak üzere gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak.
"Ayrı tutma, ayrımcılık talimatı verme ve bu talimatları uygulama, çoklu ayrımcılık, doğrudan ayrımcılık, dolaylı ayrımcılık, iş yerinde yıldırma, makul düzenleme yapmama, taciz, varsayılan temele dayalı ayrımcılık, eşit muamele ilkesine uyulması veya ayrımcılığın önlenmesi amacıyla idari ya da adli süreçleri başlatan yahut bu süreçlere katılan kişiler ile bunların temsilcilerinin, bu nedenle maruz kaldıkları olumsuz muameleler" ayrımcılık olarak kabul edilecek.
Eğitim ve öğretim, yargı, kolluk, sağlık, ulaşım, iletişim, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler, sosyal yardım, spor, konaklama, kültür, turizm ve benzeri hizmetleri sunan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri, yürüttükleri faaliyetler bakımından bu hizmetlerden yararlanmakta olan veya yararlanmak üzere başvurmuş olan ya da bu hizmetler hakkında bilgi almak isteyen kişi aleyhine ayrımcılık yapılamayacak.
Ayrıca, taşınır ve taşınmazların kamuya açık satışa veya kiralamaya sunulması ile dernek, vakıf, sendika, parti ve meslek örgütü üyeliklerinde ve faaliyetlerinde de ayrımcılık yapılamayacak.
İşveren veya işveren tarafından yetkilendirilmiş kişi, istihdam başvurusunu gebelik, annelik ve çocuk bakımı gerekçeleriyle reddedemeyecek. Serbest mesleğe kabul, ruhsat, kayıt, disiplin ve benzeri hususlar bakımından ayrımcılık yapılamayacak.
Tasarıda, ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği haller ve istisnalar da düzenleniyor.
Buna göre; istihdam ve serbest meslek alanlarında, zorunlu mesleki gerekliliklerin varlığı halinde amaca uygun ve orantılı olan farklı muamele, sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumlar, işe kabul ve istihdam sürecinde hizmetin zorunlulukları nedeniyle yaş sınırlarının belirlenmesi ve uygulanması, çocuk veya özel bir yerde tutulması gereken kişilere yönelik özel tedbirler ve koruma önlemleri, bir dine ait kurumda din hizmeti veya o dine ilişkin eğitim ve öğretim vermek üzere sadece o dine mensup kişilerin istihdamı, ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği haller ve istisnalar olacak.
Dernek, vakıf, sendika, siyasi parti ve meslek örgütlerinin ilgili mevzuatlarında veya tüzüklerinde yer alan amaç, ilke ve değerler temelinde üye olacak kişilerde belli şart ve nitelik aramaları, eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik, gerekli amaca uygun ve orantılı farklı muamele, vatandaş olmayanların ülkeye giriş ve ikametlerine ilişkin şartlarından ve hukuki statülerinden kaynaklanan farklı muamele de ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği haller ve istisnalar arasında yer alacak.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli, Başbakanlık ile ilişkili bir yapıda olacak.
Kurum, insan haklarının korunmasına, geliştirilmesine, ayrımcılığın önlenmesine ve ihlallerin giderilmesine yönelik çalışmalar yapacak. İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele konularında kitle iletişim araçlarını da kullanarak bilgilendirme ve eğitim yoluyla kamuoyunda duyarlılığı geliştirecek.
Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerlere haberli veya habersiz düzenli ziyaretler gerçekleştirerek, bu ziyaretlere ilişkin raporları ilgili kurum ve kuruluşlara iletecek.
Cumhurbaşkanlığına, TBMM ve Başbakanlığa sunulmak üzere yıllık raporlar hazırlayacak.
Kamuoyunu bilgilendirmek, düzenli yıllık raporlar dışında, gerek görüldüğünde görev alanına ilişkin özel raporlar yayımlayacak; kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve üniversitelerle işbirliği yapacak.
Kurumun karar organı, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu olacak. Kurul, görev ve yetkilerini bağımsız olarak yerine getirecek.
Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremeyecek, tavsiye ve telkinde bulunamayacak.
Kurul; 11 üyeden oluşacak. Kurulun 8 üyesi Bakanlar Kurulu, 3 üyesi Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek. Kurula üye olabilmek için; Kurumun görev alanındaki konularda bilgi ve deneyim sahibi olmak, herhangi bir siyasi partinin yönetim ve denetim organlarında görevli veya yetkili bulunmamak, en az 4 yıllık lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olmak, kamu kurum ve kuruluşlarında, uluslararası kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında ya da özel sektörde toplamda en az 10 yıl çalışmış olmak şartları aranacak.
Üyelerin görev süresi 4 yıl olacak. Arka arkaya iki dönem görev yapan üyeler bir dönem geçmeden tekrar seçilemeyecek.
Başkan ve ikinci başkan, Bakanlar Kurulunca Kurul üyeleri arasından görevlendirilecek.
Başkan, ikinci başkan ve üyelerin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemeyecek ancak üyenin; seçilmek için gerekli şartları taşımaması ya da sonradan kaybetmesi, kararları süresi içinde imzalamaması, kabul edilebilir mazereti olmaksızın bir takvim yılı içinde toplam beş toplantıya katılmaması, göreviyle ilgili olarak işlediği suçlardan dolayı hakkında verilen mahkumiyet kararının kesinleşmesi, geçici iş göremezlik halinin 3 aydan fazla sürmesi üzerine üyeliğine son verilecek.
Seçilen üyeler ilk toplantının başında; "Görevimi tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim" şeklinde yemin edecek.
Başkan ve üyeler için soruşturma yapılması, Başbakan veya görevlendireceği bakanın iznine tabi olacak.
Başkan ve üyeler ile kurum personeli, edindikleri gizli bilgileri, kişisel verileri, ticari sırları ve bunlara ait belgeleri, kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamayacak, kendilerinin veya üçüncü kişilerin yararına kullanamayacak. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam edecek.
Başkan ve üyeler, kendileri, aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşleri, evlatlıkları ve üçüncü derece dahil üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci derece dahil ikinci dereceye kadar kayın hısımlarıyla ilgili veya kişisel menfaat ilişkisi içinde oldukları konularda toplantı ve oylamaya katılamayacak.
Aksi kararlaştırılmadıkça Kurul toplantılarındaki müzakereler gizli olacak.
**** HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulmasını öngören tasarının amacının, Türkiye?nin uluslararası yükümlülükleri ve AB süreci bakımından önem taşıyan birbiriyle bağlantılı üç alanı tek bir kurumsal çatı altında toplamak olduğunu açıkladı.
Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan, tasarıyı komisyona sundu.
Dünyada çok hızlı değişim ve dönüşüm yaşandığını, bu değişim ve dönüşüm sürecine ayak uyduran ülkeler ve kurumların, yaşam standartları, temel hak ve hürriyetler ile büyüme ve gelişme açısından sürdürülebilir yapıda olduğunu belirten Elvan, bunların reform ajandasıyla gerçekleşmesinin önemine işaret etti.
Elvan, bu düzenlemenin Avrupa müktesebatı çerçevesinde yapılması gereken düzenleme olduğunu kaydetti.
Mevlana'nın daha 13. yüzyılda, insan hakları ihlallerine engel olmak için, yöneticiler ve hakimlere yönelik mektubunda, "Bir bireyin hakkını ihlal etmenin bütün insanlığın hakkını ihlal etmek olduğunu, bir bireyin hakkını korumanın tüm insanlığın hakkını korumak olduğunu" söylediğini aktaran Elvan, insan hakları hukukunun İkinci Dünya Savaşı sonunda somutlaştığını, bu alandaki kurulların ise 1990'lı yıllarda ortaya çıkmaya başladığını ifade etti.
Başbakan Yardımcısı Elvan, tasarının amacının, Türkiye?nin uluslararası yükümlülükleri ve AB süreci bakımından önem taşıyan birbiriyle bağlantılı üç alanı tek bir kurumsal çatı altında toplamak olduğunu bildirdi.
Bu alanların, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, ayrımcılıkla mücadele ve eşit muamele hakkı ile işkence ve kötü muameleye karşı mücadele olduğunu belirten Elvan, tasarının, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada eşitliği ve ayrımcılığın önlenmesini amaçladığını kaydetti.
Lütfi Elvan, yasama ve yargı yetkilerinin kullanılmasına ilişkin işlemler, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararları ile Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlerin kapsam dışında olacağını anlattı.
Ayrımcılıkla mücadele konusunda hem bireysel başvuru hakkını tanıdıklarını hem de İnsan Hakları Kurumuna resen inceleme hakkı verdiklerini kaydeden Elvan, "Kamu kurum ve kuruluşlarımızda işlenen insan hakları ihlallerinde ombudsmanlık müessesi kuruldu. Ombudsmanlık kurumunun bu çalışmayı yürütmesi nedeniyle, İnsan Hakları Kurumunun bu yetkisini kaldırdık çünkü iki kurumun aldığı kararlar birbiriyle çelişebiliyordu. Ombudsmanlık kurumu, insan haklarına yönelik bireysel başvuruyu kabul edecek" diye konuştu.
Lütfi Elvan, ayrımcılığın türlerinin, AB müktesebatına ve Avrupa Konseyi tavsiyelerine uygun olarak belirlendiğini belirtti.
Tasarının mal ve hizmetlere erişim, sosyal hizmetlere erişim ve istihdam alanlarındaki ayrımcılığı yasakladığını vurgulayan Elvan, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun özel bütçeli, idari ve mali açıdan özerk ve Başbakanlıkla ilişkili olacağını aktardı.
11 üyeden oluşacak kurumun 8 üyesinin Bakanlar Kurulu, 3 üyesinin de Cumhurbaşkanı tarafından atanacağını bildiren Elvan, Başkan ve ikinci başkanın Bakanlar Kurulu tarafından görevlendirileceğini, üyelerin görev süresinin 4 yıl olacağını, en az 4 yıllık yükseköğrenim mezunu olanların, kurumun görev alanındaki konularda bilgi ve deneyime sahip olanların, kamuda veya özel sektörde 10 yıl hizmeti bulunanların kurul üyesi olarak atanabileceğini belirtti.
Başkan ve üyelerin süreleri dolmadan görevden alınamayacağını dile getiren Elvan, üyeler hakkındaki soruşturma izninin Başbakan veya görevlendireceği bakan tarafından verileceğini vurguladı.
Elvan, kurulun görevlerini; "bireysel başvuruları ve resen yapılan incelemeleri karara bağlamak, inceleme ve başvurularda uzlaşma sürecini sonuçlandırmak, ayrımcılık yapanlara para cezası vermek, kurumun hazırladığı inceleme ve denetim raporlarını, uluslararası işbirliğine ilişkin hususları karara bağlamak" olarak sıraladı.
Kurulun uzmanlaşmayı sağlamak için daireler ve komisyonlar halinde çalışabileceğine işaret eden Lütfi Elvan, isimleri önceden belirlenmiş daireler oluşturmadıklarını, bunun yerine sayısı onu geçmemek üzere daireler oluşturulabileceğini belirtti.
Başbakan Yardımcısı Elvan, kurumun görev alanıyla ilgili konularda görüş alışverişinde bulunmak amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve diğer ilgililerden oluşan istişare komisyonu oluşturulacağını söyledi.
Kuruma herkesin başvurabileceğini, başvuruların da ücretsiz olacağını vurgulayan Elvan, başvuru öncesinde ilgili taraftan sorunun çözümü ve ihlalin giderilmesinin isteneceğini, cezanın bin TL ile 15 bin TL arasında değişeceğini, ihlalin suç teşkil edecek konu olması halinde de suç duyurusunda bulunulacağını ifade etti.
Elvan, tasarıda iddia sahibinin "kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların" varlığını ortaya koyması durumunda, ispat yükünün karşı tarafa geçeceğinin öngörüldüğünü belirterek, "Yani başvuru sahibinin elinde karine oluşturan bir olgu varsa, karşı taraf ayrımcılık yapmadığını ispat etmekle yükümlü olacak" dedi.
Mevcut Türkiye İnsan Hakları Kurumuna ait personel, taşınır, evrak, hak ve alacakların Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna devrolacağını aktaran Elvan, kurumun başkan ve üyelerinin görevlerinin sona ereceğini, başkan ve ikinci başkanın kalan görev sürelerini başkan müşaviri olarak tamamlayabileceğini bildirdi.
Tasarı üzerinde milletvekillerinin eleştirilerini yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Elvan, tasarıdaki düzenlemeler hakkında 2009-2010 yıllarında kapsamlı çalışmalar yapıldığını bildiklerini söyledi.
Çalışmalar sırasında 39 sivil toplum örgütünün görüşünün alındığını ve bunların tamamını değerlendirdiklerini kaydeden Elvan, tasarıya son şekli verilirken Paris prensiplerinin dikkate alındığını, oradaki her bir maddeyle bu tasarıdaki maddenin karşılaştırmasının yapıldığını bildirdi.
Elvan, tasarı hazırlanırken AB müktesebatının dikkate alındığını ifade ederek, reformlara yönelik çalışmaları yürütürken Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda ve İsveç'teki uygulamalara baktıklarını bildirdi. Elvan, bu beş ülkedeki düzenlemeleri incelediklerini belirterek, "Şunu çok açıklıkla ifade ediyorum. Bu beş ülkedeki insan hakları ve ayrımcılıkla mücadeleye yönelik mevcut olan tasarılardan daha güçlü bir tasarıdır" dedi.
"150 kişiyle mi bu işler yapılacak" denildiğini kaydeden Elvan, 50-60 kişinin çalıştığı kurumların yanı sıra, 7-8 kişi çalışan kurumların da bulunduğunu vurguladı.
Elvan, 150 kişilik kadroyu oluştururken mümkün olduğunca esnek yapı olmasını istediklerini söyledi. Elvan, "Anayasa ve yasalar, oralara yazacağız hususlar önemli ama daha önemli olan insanın zihniyeti, kafa yapısı" diyen Elvan, "Siz dünyanın en güzel Anayasa ve yasasını da yapsanız, sizin zihniyetiniz insan haklarını özümsememişse, buradan çok olumlu netice alamazsınız. Burada esas önemli olan; insan haklarının özümsenmesi, ayrımcılığın ne kadar iğrenç verici bir husus olduğunun herkes tarafından benimsenmesi" diye konuştu.
"Ayrımcılıkla ilgili tanım yok" eleştirisini dile getirildiğini anımsatan Lütfi Elvan, bu konuda AB'nin ayrı, BM'nin ayrı tanımlar yaptığını belirtti.
Elvan, "Biz öyle bir yapı oluşturalım ki bu kurum, mümkün olduğu ölçüde esnek bir yapıda olsun, kurumun kendi içinde karar alabilecek karar mekanizmaları olsun. Aslında biz alanı genişletiyoruz, daraltmıyoruz" diye konuştu.
"Ayrımcılık, insan hakları ve işkenceyi önleme konusunda ayrı ayrı kurumlar olsun" denildiğini dile getiren Elvan, şöyle konuştu:
"Biz bunları detaylıca tartıştık. Olamaz mıydı? Olabilirdi. Ama bunlar iç içe geçmiş hususlar. Siz insan hakları konusunu ayrımcılıktan çok fazla ayırt edemezsiniz. 2 ya da 3 farklı kurum oluşturduğunuz anda kurum kargaşası çıkacaktır. Bir kurum 'benim yetkimde', diğer kurum da 'benim yetkimde' diyecektir ve sorun ortada kalacaktır. Yoksa ilave bir kurum niye oluşturmayalım? Hollanda, Fransa ve İngiltere'de, ayrımcılık ve insan hakları ile ilgili kurumların, aynı kurum altında olmasının önemine çok fazla sayıda vurgu yapmışlar, bunun gerekçelerini anlatmışlar. Bunlar bize makul geldi. Bu ülkelerde ayrımcılık ve insan hakları kurumu beraber. Biz mümkün olduğu ölçüde 'Kurumu rahat bırakalım, kurum kendi içinde etkin bir yapı oluştursun' istedik."
Başbakan Yardımcısı Elvan, "kurul üyelerinin hükümet ve cumhurbaşkanı tarafından atanmasına" yönelik eleştiriyi yanıtlarken, Avrupa'dan örnekler verdi. Hollanda'da Adalet ve Güvenlik Bakanlığının teklifi ve kraliyetin onayıyla kurul üyelerinin atandığını belirten Elvan, Fransa'da ombudsmanı cumhurbaşkanının atadığını, üyeleri ise ombudsmanın seçtiğini, İngiltere'de ise Devlet Bakanının atadığını bildirdi.
Elvan, "Burada önemli olan husus, atanan kişilerin kimler tarafından atandığı değil, o atanan kişilerin gerçekten liyakat sahibi olup olmadığı ve kurumu etkin olarak kurumu çalıştırıp çalıştıramayacağı konusudur" sözlerini sarfetti.
Başbakan Yardımcısı Elvan, şöyle konuştu:
"Cinsel yönelime yönelik olarak şunu da ifade edeyim. Burada evet, böyle bir tavsiye kararı var. Ancak Avrupa içerisinde de bununla ilgili ciddi bir tartışma var. Biz Anayasa ve uluslararası sözleşmeleri dikkate aldığımızda, böyle bir terimin buraya konmasının uygun olmayacağını düşündük. Biz, toplumun bütününü kucaklamak ve bu anlayış içinde hareket etmek zorundayız."
Elvan, meslek gruplarının neden tasarıya yazılmadığına ilişkin eleştirilere yanıt verirken, bir mühendisin de insan hakları konusunda bilgili olabileceğini, o yüzden meslek gruplarını yazmadıklarını söyledi.
Kurul üyelerinin atanması konusunda Lütfi Elvan, "Atamalarda hangi ülkeye bakarsanız bakın, siyasi otoriteler yapıyor bunları. Burada önemli olan o kurumdaki işlevsel bağımsızlıktır, o bağımsızlığın tesis edilmesidir" diye konuştu.
Elvan, "Almanya'daki kurul; bırakın yaptırımı, tavsiye vermeyi; insan hakları ve ayrımcılıkla ilgili kurul sadece ve sadece danışmanlık yapıyor, bunu da bilelim. AB'de durum pembe tablo değil. İnsan hakları ve ayrımcılık alanında tek ses olursak güçlü oluruz" sözlerini sarfetti.
Başbakan Yardımcısı Elvan'ın, Ankara'daki terör saldırısı hakkında bilgi vermesinin ardından söz alan muhalefet milletvekilleri, bu aşamada toplantıya devam edemeyeceklerini belirterek, toplantının yarına ertelenmesini istedi.
CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, saldırıyı lanetlediğini ifade ederek, "Bizi buraya nasıl getirdiğine bakmak lazım..." ifadesini kullandı.
Bunun üzerine, AK Parti'li milletvekilleri Tanal'a tepki gösterdi. AK Parti Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar, tepkisini, "Bu konuda siyaset yapmayın. Orada ceset toplanıyor, siz burada ceset üzerinden siyaset yapıyorsunuz" sözleriyle dile getirdi.
Komisyon Başkanı Mustafa Yeneroğlu, çalışmaya devam edeceklerini belirterek, "Milletin başı sağ olsun, inşallah daha fazla şehidimiz olmaz, yaralılara da acil şifalar diliyorum" dedi.
Başbakan Yardımcısı Elvan da TBMM Genel Kurulunu yöneten Başkanvekili Akif Hamzaçebi'nin çalışmalara devam edeceği bilgisini aldıklarını, bu nedenle komisyonun çalışmalarına devam edebileceğini belirtti.
CHP'li Şenal Sarıhan, Ankara milletvekili olduğunu anımsatarak, "Saldırının olduğu yere gitmek istiyorum ama komisyon çalıştığı için gidemiyorum. Bir günle, iki günle bir şey kaybetmeyiz. Genel Kurul çalışıyor ama orada, komisyonlarda görüşülmüş tasarılar ele alınıyor. Bu acele neden? Yarına erteleyelim, ne olacak?" dedi.
HDP Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan, böyle bir aşamada Meclisin çalışıyor görünmesinin tepkiye yol açacağını söyleyerek, toplantıya yarın devam edilmesini talep etti.
AK PARTİ Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar, yarın sabah Almanya'ya gideceğini, diğer milletvekillerinin de programları olduğunu ifade ederek, "Bu işi aksatmayalım, başladığımız tasarıya devam edelim" diye konuştu.
AK PARTİ Sakarya Milletvekili Ali İhsan Yavuz ise "Terörizmin de istediği bu, Meclis çalışmasın. Savaş şartlarında bile çalışmış Meclis'in, böyle bir hadise karşısında ara vermesinin mantığı yok" sözlerini sarfetti.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulmasını öngören tasarıyı kabul etti.
Tasarıya göre, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu; insan onurunu temel alarak insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, işkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek ve bu konuda ulusal önleme mekanizması görevini yerine getirmek üzere kurulacak.
Cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hal, sağlık durumu, engellilik ve yaşa dayalı ayrımcılık yasak olacak. Ayrımcılık yasağının ihlali halinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ihlali sona erdirmek, tekrarlanmasını önlemek, adli ve idari yoldan takibini sağlamak üzere gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak.
"Ayrı tutma, ayrımcılık talimatı verme ve bu talimatları uygulama, çoklu ayrımcılık, doğrudan ayrımcılık, dolaylı ayrımcılık, iş yerinde yıldırma, makul düzenleme yapmama, taciz, varsayılan temele dayalı ayrımcılık, eşit muamele ilkesine uyulması veya ayrımcılığın önlenmesi amacıyla idari ya da adli süreçleri başlatan yahut bu süreçlere katılan kişiler ile bunların temsilcilerinin, bu nedenle maruz kaldıkları olumsuz muameleler" ayrımcılık olarak kabul edilecek.
Eğitim ve öğretim, yargı, kolluk, sağlık, ulaşım, iletişim, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler, sosyal yardım, spor, konaklama, kültür, turizm ve benzeri hizmetleri sunan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri, yürüttükleri faaliyetler bakımından bu hizmetlerden yararlanmakta olan veya yararlanmak üzere başvurmuş olan ya da bu hizmetler hakkında bilgi almak isteyen kişi aleyhine ayrımcılık yapılamayacak.
Ayrıca, taşınır ve taşınmazların kamuya açık satışa veya kiralamaya sunulması ile dernek, vakıf, sendika, parti ve meslek örgütü üyeliklerinde ve faaliyetlerinde de ayrımcılık yapılamayacak.
İşveren veya işveren tarafından yetkilendirilmiş kişi, istihdam başvurusunu gebelik, annelik ve çocuk bakımı gerekçeleriyle reddedemeyecek. Serbest mesleğe kabul, ruhsat, kayıt, disiplin ve benzeri hususlar bakımından ayrımcılık yapılamayacak.
Tasarıda, ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği haller ve istisnalar da düzenleniyor.
Buna göre; istihdam ve serbest meslek alanlarında, zorunlu mesleki gerekliliklerin varlığı halinde amaca uygun ve orantılı olan farklı muamele, sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumlar, işe kabul ve istihdam sürecinde hizmetin zorunlulukları nedeniyle yaş sınırlarının belirlenmesi ve uygulanması, çocuk veya özel bir yerde tutulması gereken kişilere yönelik özel tedbirler ve koruma önlemleri, bir dine ait kurumda din hizmeti veya o dine ilişkin eğitim ve öğretim vermek üzere sadece o dine mensup kişilerin istihdamı, ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği haller ve istisnalar olacak.
Dernek, vakıf, sendika, siyasi parti ve meslek örgütlerinin ilgili mevzuatlarında veya tüzüklerinde yer alan amaç, ilke ve değerler temelinde üye olacak kişilerde belli şart ve nitelik aramaları, eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik, gerekli amaca uygun ve orantılı farklı muamele, vatandaş olmayanların ülkeye giriş ve ikametlerine ilişkin şartlarından ve hukuki statülerinden kaynaklanan farklı muamele de ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği haller ve istisnalar arasında yer alacak.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli, Başbakanlık ile ilişkili bir yapıda olacak.
Kurum, insan haklarının korunmasına, geliştirilmesine, ayrımcılığın önlenmesine ve ihlallerin giderilmesine yönelik çalışmalar yapacak. İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele konularında kitle iletişim araçlarını da kullanarak bilgilendirme ve eğitim yoluyla kamuoyunda duyarlılığı geliştirecek.
Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerlere haberli veya habersiz düzenli ziyaretler gerçekleştirerek, bu ziyaretlere ilişkin raporları ilgili kurum ve kuruluşlara iletecek.
Cumhurbaşkanlığına, TBMM ve Başbakanlığa sunulmak üzere yıllık raporlar hazırlayacak.
Kamuoyunu bilgilendirmek, düzenli yıllık raporlar dışında, gerek görüldüğünde görev alanına ilişkin özel raporlar yayımlayacak; kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve üniversitelerle işbirliği yapacak.
Kurumun karar organı, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu olacak. Kurul, görev ve yetkilerini bağımsız olarak yerine getirecek.
Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremeyecek, tavsiye ve telkinde bulunamayacak.
Kurul; 11 üyeden oluşacak. Kurulun 8 üyesi Bakanlar Kurulu, 3 üyesi Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek. Kurula üye olabilmek için; Kurumun görev alanındaki konularda bilgi ve deneyim sahibi olmak, herhangi bir siyasi partinin yönetim ve denetim organlarında görevli veya yetkili bulunmamak, en az 4 yıllık lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olmak, kamu kurum ve kuruluşlarında, uluslararası kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında ya da özel sektörde toplamda en az 10 yıl çalışmış olmak şartları aranacak.
Üyelerin görev süresi 4 yıl olacak. Arka arkaya iki dönem görev yapan üyeler bir dönem geçmeden tekrar seçilemeyecek.
Başkan ve ikinci başkan, Bakanlar Kurulunca Kurul üyeleri arasından görevlendirilecek.
Başkan, ikinci başkan ve üyelerin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemeyecek ancak üyenin; seçilmek için gerekli şartları taşımaması ya da sonradan kaybetmesi, kararları süresi içinde imzalamaması, kabul edilebilir mazereti olmaksızın bir takvim yılı içinde toplam beş toplantıya katılmaması, göreviyle ilgili olarak işlediği suçlardan dolayı hakkında verilen mahkumiyet kararının kesinleşmesi, geçici iş göremezlik halinin 3 aydan fazla sürmesi üzerine üyeliğine son verilecek.
Seçilen üyeler ilk toplantının başında; "Görevimi tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim" şeklinde yemin edecek.
Başkan ve üyeler için soruşturma yapılması, Başbakan veya görevlendireceği bakanın iznine tabi olacak.
Başkan ve üyeler ile kurum personeli, edindikleri gizli bilgileri, kişisel verileri, ticari sırları ve bunlara ait belgeleri, kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamayacak, kendilerinin veya üçüncü kişilerin yararına kullanamayacak. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam edecek.
Başkan ve üyeler, kendileri, aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşleri, evlatlıkları ve üçüncü derece dahil üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci derece dahil ikinci dereceye kadar kayın hısımlarıyla ilgili veya kişisel menfaat ilişkisi içinde oldukları konularda toplantı ve oylamaya katılamayacak.
Aksi kararlaştırılmadıkça Kurul toplantılarındaki müzakereler gizli olacak.
**** HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
