2013-11-26 - 13:01
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hiç kimsenin kendilerine, bölen, parçalayan, ayrıştıran deme hakkının da haddinin de olmadığını belirterek, "Bu iftiralar, bu ithamlar sadece hakaret değil aynı zamanda hezeyandır, acziyetin, zavallılığın ifadesidir. CHP ve MHP'nin bu ülkeye on yıllar boyunca ektikleri nifak tohumlarını temizlemenin mücadelesi içindeyiz. Onların inkar ettiklerini biz görüyor, onların reddettiklerini biz kabul ediyoruz" dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hiç kimsenin kendilerine, bölen, parçalayan, ayrıştıran deme hakkının da haddinin de olmadığını belirterek, "Bu iftiralar, bu ithamlar sadece hakaret değil aynı zamanda hezeyandır, acziyetin, zavallılığın ifadesidir. CHP ve MHP'nin bu ülkeye on yıllar boyunca ektikleri nifak tohumlarını temizlemenin mücadelesi içindeyiz. Onların inkar ettiklerini biz görüyor, onların reddettiklerini biz kabul ediyoruz" dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, pazar günü Trabzon'da öğretmenler ile biraraya gelerek 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü kutladıklarını anımsattı. Erdoğan, bütün öğretmenlerin bugününü yeniden kutlayarak, başarılar diledi.
Başbakan Erdoğan, medeniyet ve tarihlerinin, ilme, öğrenmeye ve öğretmeye verdiği değer mucibince öğretmenlerini yılda bir hatırlayan değil, öğretmenini adeta ailenin ferdi olarak gören bir toplum olduklarını belirtti. Erdoğan, 11 yıl boyunca eğitimi en öncelikli gündem maddesi yaparken, eğitimin vazgeçilmez unsuru olan öğretmenleri de hep baştacı yaptıklarını söyledi.
11 yıl içinde 407 bin 469 öğretmenin atamasını yaptıklarını bildiren Erdoğan, bu atamalarla birlikte toplam öğretmen sayısının 810 bin kişiye ulaştığını kaydetti. Şu andaki öğretmenlerin yarıdan fazlasının atamalarını kendilerinin gerçekleştirdiklerini dile getiren Erdoğan, bin 312 engelli ve 651 milli sporcunun da öğretmen olarak atanmasını sağladıklarını vurguladı.
Erdoğan, öğretmenlerin özlük haklarında da çok önemli iyileştirmeler yaptıklarına işaret ederek, "Örneğin 2002'de mesleğe yeni başlamış, bekar ve ek ders ücreti almayan bir öğretmenimizin eline 470 lira geçiyordu. Bu rakam Temmuz itibariyle, bizim dönemimizde bin 894 liraya yükseldi. 1 Ocak'tan itibaren mesleğe yeni başlamış, bekar ve ek ders ücreti almayan öğretmenimiz 2 bin 81 lira alacak. 11 yılda sadece bu şartlardaki öğretmenimize yaptığımız zam oranı yüzde 373. İnşallah Türkiye'nin şartları iyileştikçe, imkanları artıkça bunu en önce, eğitime, en önce öğretmenlerimize yansıtmaya devam edeceğiz" diye konuştu.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nun 2014 bütçesi üzerindeki çalışmalarını tamamladığını anımsatan Erdoğan, Aralık sonunda Genel Kurul'da müzakereleri tamamlayıp, oylamayı yapacaklarını söyledi.
AK Parti olarak 12. bütçelerini Genel Kurul'a getireceklerine işaret eden Erdoğan, diğer 11 bütçe gibi 2014 bütçesinin de eğitim, sağlık, adalet, emniyeti büyüten, sosyal politikaları güçlendiren, yatırımları arttıran bir bütçe olarak hazırlandığını anlattı.
Erdoğan, "Disiplinden asla taviz vermeden, politikalarımızdan hiçbir sapma göstermeden, 2014 seçimlerine rağmen popülizme hiç tevessül etmeden, bu bütçemizi de uygulayacak, Türkiye'yi daha da büyüteceğiz. Haftalardır çok yoğun mesai yapan Plan ve Bütçe Komisyonumuzun Başkan ve üyelerini, bürokrat, teknokrat arkadaşlarımızı, kurumlarımızın tüm yönetici ve çalışanlarını tebrik ediyorum, şükranlarımı sunuyorum" dedi.
Konuşmasında Erdoğan, cumartesi ve pazar günleri Trabzon ve ilçelerinde gerçekleştirdiği ziyaret ve açılışlara da yer verdi.
Çok önemli açılış ve temel atma törenleri gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, Trabzon merkezde 537 milyon liralık hizmet ve yatırımların açılışını yaptıklarını söyledi. Erdoğan, 2 bin 162 TOKİ konutu, 314 derslik, 5 ticaret merkezi, 3 cami, 8 spor salonu, sevgi evleri altyapı projeleri, iki öğrenci yurdu, valiliğin, il özel idaresi ve Trabzon belediyesinin yatırımlarını resmi olarak hizmete aldıklarını anlattı.
Erdoğan, sporun, özellikle futbolun Trabzon için önemine işaret ederek, Trabzon'un, bu spor aşkına karşılık gelecek bir stadyum ve spor tesisine sahip olmadığını belirtti. Erdoğan, Hüseyin Avni Aker Stadı'nın hem yetersiz kaldığını hem de eskiliği, yıpranmışlığıyla, şehrin tam merkezinde Trabzon'a cevap veremediğini dile getirdi.
Trabzon'a 40 bin kişilik stadyum sözü verdiklerini anımsatan Erdoğan, 41 bin 61 yönünde talep geldiğini ifade etti. Erdoğan, "61'in onlar için farklı anlamı var. Onun için biz de kendilerine söz dedik, temel atma töreninde de bunu ifade ettik. Trabzon'da bu büyük tesis için yer bulma konusunda zorluklarımız vardı. Bu zorluğu da deniz üzerinde 795 bin metrekarelik alanı doldurarak çözdük. Haziran'da yer teslimi yapıldı, pazar günü de gittik, tesisin temelini attık. İnşallah iki yıl içinde bitirecek, Trabzon'a 41 bin 61 kişilik stadyumu, yanında modern spor tesislerini kazandırmış olacağız" diye konuştu.
Erdoğan, Trabzon'da iki gün içinde açılışını yaptıkları yatırımların bedelinin 593 milyon lira olduğunu bildirdi.
Başbakan Erdoğan, Diyarbakır'daki tarihi buluşmanın ardından Türkiye'deki normalleşmeden rahatsız olanların, çeşitli iftiralarla, ithamlarla, hakaretlerle hem süreci hem de zihinleri bulandırmak için yeniden bir gayretin içine girdiğini kaydetti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Geçmişte defalarca yaptıkları gibi bizim doğuda söylediklerimizi batıda, kuzeyde, güneyde söyleyemeyeceğimizi iddia ettiler. Geçmişte başta Trabzon olmak üzere her ilimiz bu iftiraya anında cevap verdi. Hafta sonu da Trabzon, aynı şekilde bizi kucaklayarak, bizi bağrına basarak samimiyetimiz karşısında muhabbetini açık şekilde dile getirdi. Biz, çözüm sürecini sürpriz politikalarla ilerleten bir parti, böyle bir hükümet değiliz. 2001'de parti programımızda bu meseleyi çok açık, çok net şekilde ortaya koyduk. 2001'den itibaren her vesileyle, her fırsatta meseleyle ilgili görüşlerimizi, politikalarımızı, çözüm önerilerimizi, yol haritalarımızı milletimizle paylaştık. Girdiğimiz her seçim, yaptıklarımızı teyid edecek kadar çok açık, net bir olay anlamına geliyor. Aziz milletimiz her seçimde oylarımızı artırarak, bize daha fazla destek vererek, bize inandığını, güvendiğini, yaptıklarımızı beğendiği kadar, yapacaklarımıza yetki verdiğini sandıkta ifade etti. Eğer milletimiz bizim yanlış yolda ilerlediğimizi düşünseydi 2007'de bizi yüzde 47 ile tekrar göreve getirmezdi. Eğer milletimiz politikalarımızı yanlış bulsaydı, bize karşı güven bunalımında olsaydı 2010 halkoylamasında, 2011 seçimlerinde bize daha güçlü destek vermezdi. Millet bizim ne yaptığımızı, ne yapmaya çalıştığımızı, nasıl bir samimiyet içinde olduğumuzu çok ama çok net görüyor."
Erdoğan, hiç kimsenin çıkıp kendilerine bölen, parçalayan, ayrıştıran deme hakkının da haddinin de olmadığını ifade etti. Erdoğan, iftiraların, ithamların sadece hakaret değil aynı zamanda hezeyan, acziyetin, zavallılığın ifadesi olduğunu söyledi. Erdoğan, şöyle konuştu:
"Hiç kimse kusura bakmasın, biz CHP ve MHP'nin bu ülkeye on yıllar boyunca ektikleri nifak tohumlarını temizlemenin mücadelesi içindeyiz. Onların bozduklarını tamir ediyor, onların yıktıklarını yeniden ve daha sağlam yapıyoruz. Onların inkar ettiklerini biz görüyor, onların reddettiklerini biz kabul ediyoruz. Onlar, on yıllar boyunca Türkiye'yi olağanüstü şartlara mahkum ederken, biz şimdi Türkiye'yi normalleştiriyor, özüyle, asli ruhuyla buluşturuyoruz. Herkes elini vicdanına koysun, şu soruyu kendisine sorsun: On yıllar boyunca belli kelimeleri, belli kavramları, türküleri, sanatçıları, düşünceleri yok sayarak, inkar ederek, red ederek Türkiye, iyi birşey yapmış olabilir mi? Türkiye, sanal korkularıyla yüzleşmekten kaçınarak iyi birşey yapmış olabilir mi? Yok denildiğinde varlık asla yok olmaz. Siz istediğiniz kadar görmeyin, görmezden gelin, inkar edin, var olan siz görmüyorsunuz diye yok olup gitmez. Siz sorunu arayıp bulmazsanız, derinden sinsice ilerler, fark edildiğinde de çoğu zaman iş işten geçmiş olur. Siz görmeseniz de inkar etseniz de o sorun toplum bünyesinde ilerler, bir gün ben buradayım diyerek ortaya çıkıverir. İşte Türkiye, on yıllar boyunca ne yazık ki bunları yaşadı. İnkar, sorun olarak ortadan kalkmadı. Ret, asimilasyon sorunu ortadan kalkmadı. Sümenaltı yapmak, kilimin altına süpürmek, geçici önlemlerle, makyajla durumu idare etmek, sorunu yok etmedi. Sorun gizlice büyüdü, bünyeyi sardı ve çok farklı şekillerde tezahür etmeye başladı."
Başbakan Erdoğan, bu ülkeye sevdaları olduğunu dile getirerek, "Bizden öncekilerin yaptığını yapar, inkar edip, görmezden gelip, ret edebilirdik. Biz de geçici çözümlere, makyaja, palyatif önlemlere sığınabilirdik. Ama biz bunu yapmayız, yapamayız. Çünkü bu ülke bizim" dedi.
Bu ülkeden başka gidebilecekleri bir yerleri olmadığını ifade eden Erdoğan, bu sorunun gizlenemeyeceğini, saklanamayacağını vurguladı. Erdoğan, şöyle devam etti:
"Durum böyle olduğuna göre biz pılımızı pırtımızı toplayıp gideceğimiz yer arayamayız. Bizim bu ülkeye olan sevdamız, hiçbir partiyle, hiçbir grupla paylaşılabilecek gibi değildir. Biz bu meselenin üzerini örtersek, çocuklarımız, torunlarımız yüzleşecek. Bunu göremezsek halimiz ne olur. Bizim yaşadığımızı onlar neden yaşasın, bizim çektiğimiz çileyi onlar neden çeksin? Biz çektik onlar da çeksin mi diyeceğiz? Diyemeyiz. Geleceğe böyle bir kötü miras bırakmak istemiyoruz. Bu sözlerimi kimse farklı yerlere çekmesin. Bu meseleyi her ne pahasına olursa olsun çözme anlayışı içinde değiliz. Çözülsün de ne olursa olsun anlayışı içinde de değiliz. Biz sorunu, birliğimizi, bütünlüğümüzü, kardeşliğimizi muhafaza ederek çözüyoruz. Sorunu kırmadan, dökmeden, bir tarafı tamir ederken, diğer tarafı bozmadan böyle bir hassasiyetle çözüyoruz. Bir taraftan alıp, diğer tarafa vererek değil, meseleyi adalet terazisinde çözerek, tartarak inşallah bir neticeye ulaştırıyoruz. Anayasa bize ne sınır çiziyorsa o sınırın içindeyiz. Kanunlar ne sınır çiziyorsa o sınırın içindeyiz. Meşruiyet dairesinin içindeyiz ve vicdanımızla her an başbaşayız. Eğer bu milletin başını öne eğdirecek bir girişim olursa bunun karşısında ilk duracak olan önce şahsımdır, arkadaşlarımdır, AK Parti'dir ve AK Parti Hükümeti'dir.
Kimse bize milliyetçilik, vatanseverlik dersi vermesin. Bu dersi almak isteyen varsa bizim 11 yılımıza baksın. Biz her anlamda Türkiye Cumhuriyeti'nin itibarını arttıran bir iktidarız. Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağı, pasaportu, parası bizim dönemimizde itibarına itibar katmış, var olduğu her yerde hürmet görmüş, daha fazla değer ifade etmiştir. Dünyanın her yerinde artık şu çok iyi biliniyor: Türkiye hakkı destekleyen bir ülkedir, haksızlığın karşısında da mertçe, yiğitçe, eğilmeden, bükülmeden durabilen bir ülkedir."
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bizim üzerimizde bölücü yaftası durmaz. Ama bunların zihinlerinde, masalardaki haritalarında ülkeyi nasıl böldüklerini milletim çok iyi görüyor" dedi.
Partisinin TBMM Grup toplantısında konuşan Erdoğan, gündeme değindi. Hep turist sayısındaki artışın zikredildiğini ama bir de yurt dışına giden vatandaşlar olduğunu belirten Erdoğan, 2003 yılında yurt dışına giden vatandaş sayısının 3,5 milyon iken şu anda 7 milyona yaklaştığını kaydetti. "Bu bir şeyi ifade ediyor herhalde. Her yıl yaklaşık 7 milyon vatandaşımız yurt dışına gidiyor. İş yapıyor, vazife yapıyor, turistik seyahat yapıyor. Nüfusumuzun yaklaşık onda biri artık dünyayı geziyor, görüyor, tanıyor" diyen Erdoğan, bu 7 milyon kişinin dışarıdan Türkiye'nin nasıl değiştiğini, ülkenin pasaportunun, parasının nasıl değer ifade ettiğini bizzat yaşadığını vurguladı.
Erdoğan, anamuhalefet partisi liderinin yurt dışına gittiğinde ülkesini şikayet edip alay konusu olduğunu öne sürerek, "Yavru muhalefet ise neredeyse hiç yurt dışına çıkmıyor. Balkanlara gitseler, Türk cumhuriyetlerine gitseler, Ortadoğu'nun sokaklarında dolaşabilseler inanın kendi ülkelerini daha iyi görecek, tanıyacak, kendi ülkeleriyle gurur duyacaklar. Ama bunlar bırakın Edirne'yi Kars'ı, hala Sivas'ın ötesine geçemiyorlar. Kardeşlerim bizim üzerimizde bölücü yaftası durmaz. Ama bunların zihinlerinde, masalardaki haritalarında ülkeyi nasıl böldüklerini milletim çok iyi görüyor. Hakkari'ye gidip Türk bayrağını sallamayacak, bir diğeri Van'a gidip geçmiş olsun bile diyemeyecek, sonra kalkıp bize hakaret edecek. Bunlar bu ya...Anamuhalefet Hakkari'ye, anlaşma yapıyor, oraya yanına Türk bayrağı alıp gidemiyor. MHP, Van depreminde kalkıp da Van'a gidemiyor. Sevsinler sizin gibi muhalefeti, sizin gibi milliyetçiliği... Milliyetçilik Diyarbakır'da da Trabzon'da da on binlere hitap edebilmek, yüz binlerin gönlünü kazanabilmek, her yerde aynı gönül diliyle konuşabilmektir. Milliyetçilik bütünleştirmektir, kucaklaşmadır, helalleşmedir" diye konuştu.
Türkiye'nin; attığı adımlarla zayıflayan değil, daha da güçlenen, güçbirliği, gönülbirliği, kader ortaklığı yapan bir ülke olduğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın değerli kardeşlerim. Milletimiz bizi gayet iyi anlıyor, ne yaptığımızı görüyor, ne yapacağımızı da çok iyi biliyor. Attığımız her adımın milletin, ülkenin lehine olduğunu, Türkiye'yi büyütmek için olduğunu, her adımın samimi adım olduğunu milletimiz kalp gözüyle takip ediyor. Teoriler bir kenarda dursun, matematik hesapları onlar da bir kenarda dursun. Biz milletimizle teorileri de aşan, hesapları aşan bir iletişim şekli inşa ettik. Diyor ya Neşet Ertaş 'kalpten kalbe bir yol vardır görünmez / gönülden gönüle gider yol gizli gizli. Evet, işte o günül diliyle, o kalp diliyle milletimizle konuşuyor, çok da iyi anlaşıyoruz. Bir sıkıntımız yok. Diyarbakır'daki coşku, Trabzon'daki heyecan bunun ispatıdır. Allah'ın izniyle ne yaparlarsa yapsınlar bu gönül dilini unutturamayacaklar, kalpten kalbe giden yolları yıkamayacaklar.
Unutmayın; tuzakların üzerinde bir tuzak var. Hesapların üzerinde bir hesap vardır. Biz iyi niyetli olduğumuz müddetçe, biz hayrı talep ettiğimiz müddetçe önce Allah'ın, sonra milletin hesabı, her hesaba galebe çalacak. Biz bugüne kadar her işimizde şunu söyledik; niyet hayır, akıbet hayır. Başladığımız her işe bu duayla başladık. 'Hak şerleri hayreyler, Zannetme ki gayreyler, Arif onu seyreyler; Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler...' Biz bismillah diyerek başladık, hayır niyetle başladık İnşallah başladığımız her işte de hayırlı neticelere ulaşacağız. Hiç endişe etmeyin."
Erdoğan, Mısır'da 3 Temmuz'da yapılan darbenin arkasında enkaz bırakarak ilerlemeye devam ettiğini belirterek, şunları kaydetti:
"Ne yazık ki 3 Temmuz darbesinin ardından Mısır'da 4 bine yakın kardeşimiz şehit edildi, on binlercesi yaralandı ve binlercesi tutuklandı. Türkiye olarak bu darbeyi eleştirmemiz, Mısırlı kardeşlerimize sahip çıkmamız, tabii olarak darbecileri ciddi şekilde rahatsız etti. Cumartesi günü Mısır'daki büyükelçimizi istenmeyen adam ilan ettiler. Biz de hemen mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde Mısır'ın Ankara büyükelçisini istenmeyen adam ilan ettik. Mısır ile ilişkilerimizi maslahatgüzar seviyesine indirdik. En başta şunu söylemek istiyorum; Mısır'daki darbe yönetimi rahatsız oluyor diye hakkı söylemekten, Mısır halkının yanında durmaktan vazgeçmeyeceğiz. Unutmayın, biz dilsiz şeytan olanlardan olmayacağız. Bizim Mısır ve Mısır halkıyla ilişkimiz, öyle birkaç yıllık değil, asırlara sari. Hatta neredeyse bin yıllık ilişkidir. Bu zalim darbe yönetimi gelir ve geçer ama bizim Mısır halkıyla gönül bağımız ebedidir. Bedeli ne olursa olsun, Mısır halkının yanında durmaya, hakkı söylemeye, Mısır'daki askeri darbeyi ve insanlık dramını dünyaya anlatmaya devam edeceğiz.
Bir taraftan demokrasi diyecek dünya, öbür taraftan darbe yöneticileriyle iş tutacak. Bu nasıl demokrasi? İşte Batı dünyasının şu anda yaptığı bu. Ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak hangisiyle karşı karşıya geldiysem şu ana kadar, hepsine 'dik durmuyorsunuz, samimi değilsiniz demokrasi noktasında' diye kendilerine bunu söyledik, söylüyoruz. Niye? Eğer demokrasiye inanıyorsanız, eğer demokrasi diyorsanız, o zaman lütfen bu darbe yönetimlerine hep birlikte siyasi iktidarlar olarak bizler dersi vermemiz lazım. Basit menfaat ilişkileri sebebiyle eğer darbe yönetimleriyle iş tutmaya kalkarsak o zaman bu dünya, darbecilerin egemenliği altına girer ki gelecek kuşaklar 'bize nasıl bir dünya bıraktınız' diye ta'n ederler. Biz Mısır halkıyla sadece elçileriyle değil, birbirine karşı olan kalplerimizle irtibatlı haldeyiz. Bu irtibatı sürdürecek, Mısır halkıyla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz."
Başbakan Erdoğan, Pazar günü İran ile ilgili önemli gelişmeye şahit olduklarını, Cenevre'de İran'ın nükleer programıyla ilgili yürütülen müzakerelerde üç turun ardından olumlu sonuçlar alınmaya başladığını hatırlattı. 2010 yılında Tahran Deklarasyonu'nun ardından bu konuda ilk kez olumlu hava oluştuğuna dikkati çeken Erdoğan, "Elbette Cenevre'de bir ilk adım atıldı. Ancak başlı başına bu bile umut verici bir gelişme. Tarafların sağduyulu, yapıcı yaklaşımıyla sürecin daha ileriye götürülmesine umut ediyoruz" dedi.
En başından itibaren İran'a yaptırım uygulamak yerine, müzakerelerin sürdürülmesini, meselenin barışçıl şekilde diyalogla çözülmesini savunduklarını belirten Erdoğan, bunun için de çok yoğun ve samimi çabanın içinde olduklarını söyledi. İran'a yaptırım uygulanması kararına da Tahran deklarasyonu kapsamında Brezilya ile birlikte karşı çıktıklarını ifade eden Erdoğan, "Bizim bu çabamız dışarıdan daha çok içeride muhalefet tarafından eleştiri konusu yapıldı. 'Türkiye yalnızlığa itildi, Türkiye'nin ekseni kayıyor, Türkiye İran ile aynı fotoğrafta yer alıyor' dediler. Daha birçok eleştiri yaptılar. Gelinen noktada Cenevre'de ortaya çıkan sonuçla Türkiye'nin haklılığı ortaya çıkmış, Türkiye'nin tezleri kabul görmüştür. Buyrun beş artı bir... Bir araya geldiler mi geldiler, kucaklaştılar mı kucaklaştılar, işte bunlar geleceği okumaktır. Ama bizde ne anamuhalet ne yavrusu; bunların geleceği okumak diye bir şeyi yoktur. Türkiye'yi; haklı, ilkeli tutumundan olayı eleştirenler bugün mahcup duruma düşmüşlerdir. Biz dış politikada başkalarına göre pozisyon alan değil, ilkelerimize göre pozisyon alan bir hükümetiz. Suriye'de, Mısır'da nasıl hakkın yanındaysak, İran'ın nükleer çalışmaları konusunda da sadece hakkın yanında olduk. Suriye'de, Mısır'da nasıl başkalarına göre değil, ilkelerimize göre karar aldıysak; İran konusunda da başkalarına göre değil akıl ve vicdan dengesini gözeterek karar aldık. Türkiye'nin büyüklüğü de işte buradadır. Göreceksiniz zaman, İran konusunda olduğu gibi Suriye ve Mısır konusunda da haklılığımızı inşallah gösterecektir."
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, pazar günü Trabzon'da öğretmenler ile biraraya gelerek 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü kutladıklarını anımsattı. Erdoğan, bütün öğretmenlerin bugününü yeniden kutlayarak, başarılar diledi.
Başbakan Erdoğan, medeniyet ve tarihlerinin, ilme, öğrenmeye ve öğretmeye verdiği değer mucibince öğretmenlerini yılda bir hatırlayan değil, öğretmenini adeta ailenin ferdi olarak gören bir toplum olduklarını belirtti. Erdoğan, 11 yıl boyunca eğitimi en öncelikli gündem maddesi yaparken, eğitimin vazgeçilmez unsuru olan öğretmenleri de hep baştacı yaptıklarını söyledi.
11 yıl içinde 407 bin 469 öğretmenin atamasını yaptıklarını bildiren Erdoğan, bu atamalarla birlikte toplam öğretmen sayısının 810 bin kişiye ulaştığını kaydetti. Şu andaki öğretmenlerin yarıdan fazlasının atamalarını kendilerinin gerçekleştirdiklerini dile getiren Erdoğan, bin 312 engelli ve 651 milli sporcunun da öğretmen olarak atanmasını sağladıklarını vurguladı.
Erdoğan, öğretmenlerin özlük haklarında da çok önemli iyileştirmeler yaptıklarına işaret ederek, "Örneğin 2002'de mesleğe yeni başlamış, bekar ve ek ders ücreti almayan bir öğretmenimizin eline 470 lira geçiyordu. Bu rakam Temmuz itibariyle, bizim dönemimizde bin 894 liraya yükseldi. 1 Ocak'tan itibaren mesleğe yeni başlamış, bekar ve ek ders ücreti almayan öğretmenimiz 2 bin 81 lira alacak. 11 yılda sadece bu şartlardaki öğretmenimize yaptığımız zam oranı yüzde 373. İnşallah Türkiye'nin şartları iyileştikçe, imkanları artıkça bunu en önce, eğitime, en önce öğretmenlerimize yansıtmaya devam edeceğiz" diye konuştu.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nun 2014 bütçesi üzerindeki çalışmalarını tamamladığını anımsatan Erdoğan, Aralık sonunda Genel Kurul'da müzakereleri tamamlayıp, oylamayı yapacaklarını söyledi.
AK Parti olarak 12. bütçelerini Genel Kurul'a getireceklerine işaret eden Erdoğan, diğer 11 bütçe gibi 2014 bütçesinin de eğitim, sağlık, adalet, emniyeti büyüten, sosyal politikaları güçlendiren, yatırımları arttıran bir bütçe olarak hazırlandığını anlattı.
Erdoğan, "Disiplinden asla taviz vermeden, politikalarımızdan hiçbir sapma göstermeden, 2014 seçimlerine rağmen popülizme hiç tevessül etmeden, bu bütçemizi de uygulayacak, Türkiye'yi daha da büyüteceğiz. Haftalardır çok yoğun mesai yapan Plan ve Bütçe Komisyonumuzun Başkan ve üyelerini, bürokrat, teknokrat arkadaşlarımızı, kurumlarımızın tüm yönetici ve çalışanlarını tebrik ediyorum, şükranlarımı sunuyorum" dedi.
Konuşmasında Erdoğan, cumartesi ve pazar günleri Trabzon ve ilçelerinde gerçekleştirdiği ziyaret ve açılışlara da yer verdi.
Çok önemli açılış ve temel atma törenleri gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, Trabzon merkezde 537 milyon liralık hizmet ve yatırımların açılışını yaptıklarını söyledi. Erdoğan, 2 bin 162 TOKİ konutu, 314 derslik, 5 ticaret merkezi, 3 cami, 8 spor salonu, sevgi evleri altyapı projeleri, iki öğrenci yurdu, valiliğin, il özel idaresi ve Trabzon belediyesinin yatırımlarını resmi olarak hizmete aldıklarını anlattı.
Erdoğan, sporun, özellikle futbolun Trabzon için önemine işaret ederek, Trabzon'un, bu spor aşkına karşılık gelecek bir stadyum ve spor tesisine sahip olmadığını belirtti. Erdoğan, Hüseyin Avni Aker Stadı'nın hem yetersiz kaldığını hem de eskiliği, yıpranmışlığıyla, şehrin tam merkezinde Trabzon'a cevap veremediğini dile getirdi.
Trabzon'a 40 bin kişilik stadyum sözü verdiklerini anımsatan Erdoğan, 41 bin 61 yönünde talep geldiğini ifade etti. Erdoğan, "61'in onlar için farklı anlamı var. Onun için biz de kendilerine söz dedik, temel atma töreninde de bunu ifade ettik. Trabzon'da bu büyük tesis için yer bulma konusunda zorluklarımız vardı. Bu zorluğu da deniz üzerinde 795 bin metrekarelik alanı doldurarak çözdük. Haziran'da yer teslimi yapıldı, pazar günü de gittik, tesisin temelini attık. İnşallah iki yıl içinde bitirecek, Trabzon'a 41 bin 61 kişilik stadyumu, yanında modern spor tesislerini kazandırmış olacağız" diye konuştu.
Erdoğan, Trabzon'da iki gün içinde açılışını yaptıkları yatırımların bedelinin 593 milyon lira olduğunu bildirdi.
Başbakan Erdoğan, Diyarbakır'daki tarihi buluşmanın ardından Türkiye'deki normalleşmeden rahatsız olanların, çeşitli iftiralarla, ithamlarla, hakaretlerle hem süreci hem de zihinleri bulandırmak için yeniden bir gayretin içine girdiğini kaydetti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Geçmişte defalarca yaptıkları gibi bizim doğuda söylediklerimizi batıda, kuzeyde, güneyde söyleyemeyeceğimizi iddia ettiler. Geçmişte başta Trabzon olmak üzere her ilimiz bu iftiraya anında cevap verdi. Hafta sonu da Trabzon, aynı şekilde bizi kucaklayarak, bizi bağrına basarak samimiyetimiz karşısında muhabbetini açık şekilde dile getirdi. Biz, çözüm sürecini sürpriz politikalarla ilerleten bir parti, böyle bir hükümet değiliz. 2001'de parti programımızda bu meseleyi çok açık, çok net şekilde ortaya koyduk. 2001'den itibaren her vesileyle, her fırsatta meseleyle ilgili görüşlerimizi, politikalarımızı, çözüm önerilerimizi, yol haritalarımızı milletimizle paylaştık. Girdiğimiz her seçim, yaptıklarımızı teyid edecek kadar çok açık, net bir olay anlamına geliyor. Aziz milletimiz her seçimde oylarımızı artırarak, bize daha fazla destek vererek, bize inandığını, güvendiğini, yaptıklarımızı beğendiği kadar, yapacaklarımıza yetki verdiğini sandıkta ifade etti. Eğer milletimiz bizim yanlış yolda ilerlediğimizi düşünseydi 2007'de bizi yüzde 47 ile tekrar göreve getirmezdi. Eğer milletimiz politikalarımızı yanlış bulsaydı, bize karşı güven bunalımında olsaydı 2010 halkoylamasında, 2011 seçimlerinde bize daha güçlü destek vermezdi. Millet bizim ne yaptığımızı, ne yapmaya çalıştığımızı, nasıl bir samimiyet içinde olduğumuzu çok ama çok net görüyor."
Erdoğan, hiç kimsenin çıkıp kendilerine bölen, parçalayan, ayrıştıran deme hakkının da haddinin de olmadığını ifade etti. Erdoğan, iftiraların, ithamların sadece hakaret değil aynı zamanda hezeyan, acziyetin, zavallılığın ifadesi olduğunu söyledi. Erdoğan, şöyle konuştu:
"Hiç kimse kusura bakmasın, biz CHP ve MHP'nin bu ülkeye on yıllar boyunca ektikleri nifak tohumlarını temizlemenin mücadelesi içindeyiz. Onların bozduklarını tamir ediyor, onların yıktıklarını yeniden ve daha sağlam yapıyoruz. Onların inkar ettiklerini biz görüyor, onların reddettiklerini biz kabul ediyoruz. Onlar, on yıllar boyunca Türkiye'yi olağanüstü şartlara mahkum ederken, biz şimdi Türkiye'yi normalleştiriyor, özüyle, asli ruhuyla buluşturuyoruz. Herkes elini vicdanına koysun, şu soruyu kendisine sorsun: On yıllar boyunca belli kelimeleri, belli kavramları, türküleri, sanatçıları, düşünceleri yok sayarak, inkar ederek, red ederek Türkiye, iyi birşey yapmış olabilir mi? Türkiye, sanal korkularıyla yüzleşmekten kaçınarak iyi birşey yapmış olabilir mi? Yok denildiğinde varlık asla yok olmaz. Siz istediğiniz kadar görmeyin, görmezden gelin, inkar edin, var olan siz görmüyorsunuz diye yok olup gitmez. Siz sorunu arayıp bulmazsanız, derinden sinsice ilerler, fark edildiğinde de çoğu zaman iş işten geçmiş olur. Siz görmeseniz de inkar etseniz de o sorun toplum bünyesinde ilerler, bir gün ben buradayım diyerek ortaya çıkıverir. İşte Türkiye, on yıllar boyunca ne yazık ki bunları yaşadı. İnkar, sorun olarak ortadan kalkmadı. Ret, asimilasyon sorunu ortadan kalkmadı. Sümenaltı yapmak, kilimin altına süpürmek, geçici önlemlerle, makyajla durumu idare etmek, sorunu yok etmedi. Sorun gizlice büyüdü, bünyeyi sardı ve çok farklı şekillerde tezahür etmeye başladı."
Başbakan Erdoğan, bu ülkeye sevdaları olduğunu dile getirerek, "Bizden öncekilerin yaptığını yapar, inkar edip, görmezden gelip, ret edebilirdik. Biz de geçici çözümlere, makyaja, palyatif önlemlere sığınabilirdik. Ama biz bunu yapmayız, yapamayız. Çünkü bu ülke bizim" dedi.
Bu ülkeden başka gidebilecekleri bir yerleri olmadığını ifade eden Erdoğan, bu sorunun gizlenemeyeceğini, saklanamayacağını vurguladı. Erdoğan, şöyle devam etti:
"Durum böyle olduğuna göre biz pılımızı pırtımızı toplayıp gideceğimiz yer arayamayız. Bizim bu ülkeye olan sevdamız, hiçbir partiyle, hiçbir grupla paylaşılabilecek gibi değildir. Biz bu meselenin üzerini örtersek, çocuklarımız, torunlarımız yüzleşecek. Bunu göremezsek halimiz ne olur. Bizim yaşadığımızı onlar neden yaşasın, bizim çektiğimiz çileyi onlar neden çeksin? Biz çektik onlar da çeksin mi diyeceğiz? Diyemeyiz. Geleceğe böyle bir kötü miras bırakmak istemiyoruz. Bu sözlerimi kimse farklı yerlere çekmesin. Bu meseleyi her ne pahasına olursa olsun çözme anlayışı içinde değiliz. Çözülsün de ne olursa olsun anlayışı içinde de değiliz. Biz sorunu, birliğimizi, bütünlüğümüzü, kardeşliğimizi muhafaza ederek çözüyoruz. Sorunu kırmadan, dökmeden, bir tarafı tamir ederken, diğer tarafı bozmadan böyle bir hassasiyetle çözüyoruz. Bir taraftan alıp, diğer tarafa vererek değil, meseleyi adalet terazisinde çözerek, tartarak inşallah bir neticeye ulaştırıyoruz. Anayasa bize ne sınır çiziyorsa o sınırın içindeyiz. Kanunlar ne sınır çiziyorsa o sınırın içindeyiz. Meşruiyet dairesinin içindeyiz ve vicdanımızla her an başbaşayız. Eğer bu milletin başını öne eğdirecek bir girişim olursa bunun karşısında ilk duracak olan önce şahsımdır, arkadaşlarımdır, AK Parti'dir ve AK Parti Hükümeti'dir.
Kimse bize milliyetçilik, vatanseverlik dersi vermesin. Bu dersi almak isteyen varsa bizim 11 yılımıza baksın. Biz her anlamda Türkiye Cumhuriyeti'nin itibarını arttıran bir iktidarız. Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağı, pasaportu, parası bizim dönemimizde itibarına itibar katmış, var olduğu her yerde hürmet görmüş, daha fazla değer ifade etmiştir. Dünyanın her yerinde artık şu çok iyi biliniyor: Türkiye hakkı destekleyen bir ülkedir, haksızlığın karşısında da mertçe, yiğitçe, eğilmeden, bükülmeden durabilen bir ülkedir."
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bizim üzerimizde bölücü yaftası durmaz. Ama bunların zihinlerinde, masalardaki haritalarında ülkeyi nasıl böldüklerini milletim çok iyi görüyor" dedi.
Partisinin TBMM Grup toplantısında konuşan Erdoğan, gündeme değindi. Hep turist sayısındaki artışın zikredildiğini ama bir de yurt dışına giden vatandaşlar olduğunu belirten Erdoğan, 2003 yılında yurt dışına giden vatandaş sayısının 3,5 milyon iken şu anda 7 milyona yaklaştığını kaydetti. "Bu bir şeyi ifade ediyor herhalde. Her yıl yaklaşık 7 milyon vatandaşımız yurt dışına gidiyor. İş yapıyor, vazife yapıyor, turistik seyahat yapıyor. Nüfusumuzun yaklaşık onda biri artık dünyayı geziyor, görüyor, tanıyor" diyen Erdoğan, bu 7 milyon kişinin dışarıdan Türkiye'nin nasıl değiştiğini, ülkenin pasaportunun, parasının nasıl değer ifade ettiğini bizzat yaşadığını vurguladı.
Erdoğan, anamuhalefet partisi liderinin yurt dışına gittiğinde ülkesini şikayet edip alay konusu olduğunu öne sürerek, "Yavru muhalefet ise neredeyse hiç yurt dışına çıkmıyor. Balkanlara gitseler, Türk cumhuriyetlerine gitseler, Ortadoğu'nun sokaklarında dolaşabilseler inanın kendi ülkelerini daha iyi görecek, tanıyacak, kendi ülkeleriyle gurur duyacaklar. Ama bunlar bırakın Edirne'yi Kars'ı, hala Sivas'ın ötesine geçemiyorlar. Kardeşlerim bizim üzerimizde bölücü yaftası durmaz. Ama bunların zihinlerinde, masalardaki haritalarında ülkeyi nasıl böldüklerini milletim çok iyi görüyor. Hakkari'ye gidip Türk bayrağını sallamayacak, bir diğeri Van'a gidip geçmiş olsun bile diyemeyecek, sonra kalkıp bize hakaret edecek. Bunlar bu ya...Anamuhalefet Hakkari'ye, anlaşma yapıyor, oraya yanına Türk bayrağı alıp gidemiyor. MHP, Van depreminde kalkıp da Van'a gidemiyor. Sevsinler sizin gibi muhalefeti, sizin gibi milliyetçiliği... Milliyetçilik Diyarbakır'da da Trabzon'da da on binlere hitap edebilmek, yüz binlerin gönlünü kazanabilmek, her yerde aynı gönül diliyle konuşabilmektir. Milliyetçilik bütünleştirmektir, kucaklaşmadır, helalleşmedir" diye konuştu.
Türkiye'nin; attığı adımlarla zayıflayan değil, daha da güçlenen, güçbirliği, gönülbirliği, kader ortaklığı yapan bir ülke olduğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın değerli kardeşlerim. Milletimiz bizi gayet iyi anlıyor, ne yaptığımızı görüyor, ne yapacağımızı da çok iyi biliyor. Attığımız her adımın milletin, ülkenin lehine olduğunu, Türkiye'yi büyütmek için olduğunu, her adımın samimi adım olduğunu milletimiz kalp gözüyle takip ediyor. Teoriler bir kenarda dursun, matematik hesapları onlar da bir kenarda dursun. Biz milletimizle teorileri de aşan, hesapları aşan bir iletişim şekli inşa ettik. Diyor ya Neşet Ertaş 'kalpten kalbe bir yol vardır görünmez / gönülden gönüle gider yol gizli gizli. Evet, işte o günül diliyle, o kalp diliyle milletimizle konuşuyor, çok da iyi anlaşıyoruz. Bir sıkıntımız yok. Diyarbakır'daki coşku, Trabzon'daki heyecan bunun ispatıdır. Allah'ın izniyle ne yaparlarsa yapsınlar bu gönül dilini unutturamayacaklar, kalpten kalbe giden yolları yıkamayacaklar.
Unutmayın; tuzakların üzerinde bir tuzak var. Hesapların üzerinde bir hesap vardır. Biz iyi niyetli olduğumuz müddetçe, biz hayrı talep ettiğimiz müddetçe önce Allah'ın, sonra milletin hesabı, her hesaba galebe çalacak. Biz bugüne kadar her işimizde şunu söyledik; niyet hayır, akıbet hayır. Başladığımız her işe bu duayla başladık. 'Hak şerleri hayreyler, Zannetme ki gayreyler, Arif onu seyreyler; Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler...' Biz bismillah diyerek başladık, hayır niyetle başladık İnşallah başladığımız her işte de hayırlı neticelere ulaşacağız. Hiç endişe etmeyin."
Erdoğan, Mısır'da 3 Temmuz'da yapılan darbenin arkasında enkaz bırakarak ilerlemeye devam ettiğini belirterek, şunları kaydetti:
"Ne yazık ki 3 Temmuz darbesinin ardından Mısır'da 4 bine yakın kardeşimiz şehit edildi, on binlercesi yaralandı ve binlercesi tutuklandı. Türkiye olarak bu darbeyi eleştirmemiz, Mısırlı kardeşlerimize sahip çıkmamız, tabii olarak darbecileri ciddi şekilde rahatsız etti. Cumartesi günü Mısır'daki büyükelçimizi istenmeyen adam ilan ettiler. Biz de hemen mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde Mısır'ın Ankara büyükelçisini istenmeyen adam ilan ettik. Mısır ile ilişkilerimizi maslahatgüzar seviyesine indirdik. En başta şunu söylemek istiyorum; Mısır'daki darbe yönetimi rahatsız oluyor diye hakkı söylemekten, Mısır halkının yanında durmaktan vazgeçmeyeceğiz. Unutmayın, biz dilsiz şeytan olanlardan olmayacağız. Bizim Mısır ve Mısır halkıyla ilişkimiz, öyle birkaç yıllık değil, asırlara sari. Hatta neredeyse bin yıllık ilişkidir. Bu zalim darbe yönetimi gelir ve geçer ama bizim Mısır halkıyla gönül bağımız ebedidir. Bedeli ne olursa olsun, Mısır halkının yanında durmaya, hakkı söylemeye, Mısır'daki askeri darbeyi ve insanlık dramını dünyaya anlatmaya devam edeceğiz.
Bir taraftan demokrasi diyecek dünya, öbür taraftan darbe yöneticileriyle iş tutacak. Bu nasıl demokrasi? İşte Batı dünyasının şu anda yaptığı bu. Ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak hangisiyle karşı karşıya geldiysem şu ana kadar, hepsine 'dik durmuyorsunuz, samimi değilsiniz demokrasi noktasında' diye kendilerine bunu söyledik, söylüyoruz. Niye? Eğer demokrasiye inanıyorsanız, eğer demokrasi diyorsanız, o zaman lütfen bu darbe yönetimlerine hep birlikte siyasi iktidarlar olarak bizler dersi vermemiz lazım. Basit menfaat ilişkileri sebebiyle eğer darbe yönetimleriyle iş tutmaya kalkarsak o zaman bu dünya, darbecilerin egemenliği altına girer ki gelecek kuşaklar 'bize nasıl bir dünya bıraktınız' diye ta'n ederler. Biz Mısır halkıyla sadece elçileriyle değil, birbirine karşı olan kalplerimizle irtibatlı haldeyiz. Bu irtibatı sürdürecek, Mısır halkıyla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz."
Başbakan Erdoğan, Pazar günü İran ile ilgili önemli gelişmeye şahit olduklarını, Cenevre'de İran'ın nükleer programıyla ilgili yürütülen müzakerelerde üç turun ardından olumlu sonuçlar alınmaya başladığını hatırlattı. 2010 yılında Tahran Deklarasyonu'nun ardından bu konuda ilk kez olumlu hava oluştuğuna dikkati çeken Erdoğan, "Elbette Cenevre'de bir ilk adım atıldı. Ancak başlı başına bu bile umut verici bir gelişme. Tarafların sağduyulu, yapıcı yaklaşımıyla sürecin daha ileriye götürülmesine umut ediyoruz" dedi.
En başından itibaren İran'a yaptırım uygulamak yerine, müzakerelerin sürdürülmesini, meselenin barışçıl şekilde diyalogla çözülmesini savunduklarını belirten Erdoğan, bunun için de çok yoğun ve samimi çabanın içinde olduklarını söyledi. İran'a yaptırım uygulanması kararına da Tahran deklarasyonu kapsamında Brezilya ile birlikte karşı çıktıklarını ifade eden Erdoğan, "Bizim bu çabamız dışarıdan daha çok içeride muhalefet tarafından eleştiri konusu yapıldı. 'Türkiye yalnızlığa itildi, Türkiye'nin ekseni kayıyor, Türkiye İran ile aynı fotoğrafta yer alıyor' dediler. Daha birçok eleştiri yaptılar. Gelinen noktada Cenevre'de ortaya çıkan sonuçla Türkiye'nin haklılığı ortaya çıkmış, Türkiye'nin tezleri kabul görmüştür. Buyrun beş artı bir... Bir araya geldiler mi geldiler, kucaklaştılar mı kucaklaştılar, işte bunlar geleceği okumaktır. Ama bizde ne anamuhalet ne yavrusu; bunların geleceği okumak diye bir şeyi yoktur. Türkiye'yi; haklı, ilkeli tutumundan olayı eleştirenler bugün mahcup duruma düşmüşlerdir. Biz dış politikada başkalarına göre pozisyon alan değil, ilkelerimize göre pozisyon alan bir hükümetiz. Suriye'de, Mısır'da nasıl hakkın yanındaysak, İran'ın nükleer çalışmaları konusunda da sadece hakkın yanında olduk. Suriye'de, Mısır'da nasıl başkalarına göre değil, ilkelerimize göre karar aldıysak; İran konusunda da başkalarına göre değil akıl ve vicdan dengesini gözeterek karar aldık. Türkiye'nin büyüklüğü de işte buradadır. Göreceksiniz zaman, İran konusunda olduğu gibi Suriye ve Mısır konusunda da haklılığımızı inşallah gösterecektir."
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
