2009-06-09 - 15:50
CHP GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, hafta sonu yapılan yerel seçim sonuçlarından mutluluk duyduğunu, bekledikleri ve umut ettikleri sonucu aldıklarını söyledi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, hafta sonu yapılan yerel seçim sonuçlarından mutluluk
duyduğunu, bekledikleri ve umut ettikleri sonucu aldıklarını söyledi.

Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, 29 Mart yerel
seçimlerine yapılan itirazın ardından yeniden gerçekleştirilen seçimlerin
sonucundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

AK Parti'nin 12, muhalefetin ise 17 belediyeyi kazandığını anımsatan
Baykal, bu seçim çevrelerinin, küçük, iktidar ve belediyelerin etkisine,
baskısına açık olduğunu savundu. Baykal, ''Türkiye'deki muhalefet potansiyelinin
böyle mini bir yerel seçimde dahi ortaya çıkması, baskı altına alınamayacağı,
yönlendirilemeyeceğini göstermesi açısından önemli olmuştur'' dedi.

CHP'nin 10 seçim bölgesini kazandığını, bazı yerlerde ise çok az oy
farkıyla kaybettiğini dile getiren Baykal, ''Ortaya çıkan sonuç bizim açımızdan
mutluluk vericidir, beklediğimiz, umut ettiğimiz sonucu aldık. Seçim yapılan
yerlerde daha önce 7 belediyemiz vardı. Belediyelerden 2'sini AKP, 1'ini ise
DSP'den aldık'' diye konuştu.

''TÜRKİYE DÜŞMANLIĞIYLA OY TOPLAMA''

Baykal, Avrupa Parlamentosu seçim sonuçlarına da yer verdiği
konuşmasında, seçimlerin sadece Türkiye değil, Avrupa açısından da kaygı verici
olduğunu belirtti.

Avrupa siyasetinin, demokrasinin temel değerlerine, insan haklarına
aykırı şekilde yönlendirilebileceğini ortaya koyması açısından üzüntüyle
karşılanması gereken bir seçim olduğunu vurgulayan Baykal, seçimlerde Türkiye
düşmanlığının siyasi yöntem olarak kullanıldığını kaydetti.

Partilerin, Türkiye düşmanlığıyla oy toplamasının üzüntü verici olduğunu
dile getiren Baykal, sözlerine şöyle devam etti:

''Türkiye düşmanlığının, prim yapan, siyasi partilere güç kazandıran bir
tema haline dönüşmesi, buna fırsat verilmesi, en saygı değer olması gereken
Avrupalı devlet adamlarının buna tenezzül etmesi, böyle bir yönteme başvurmayı
içlerine, demokrasi, insanlık, hoşgörü ve eşitlik anlayışlarına, Avrupa ruhuna
sığdırabilmiş olması, kaygı, üzüntü vericidir.

Türkiye'nin, AB ile ilişkileri düşündüğümüzden daha güç ve karmaşıktır,
kabul etmeye hazır olduğumuzun da ötesinde engellerle doludur. Bunu unutmamamız
lazım. AB'nin her an bizimle üye olmaya hazır bir noktaya gelebileceğini
varsayarak, üzerimize düşen sorumlulukları, sorumluluk duygusu içinde, görev
bilincinde yerine getirmeliyiz. AB ile tam üyelik için gerekli hazırlığı ihmal
etmeden sürdürmeliyiz, müzakereleri yürütmeliyiz. AB ile tam üyelik müzakeremizin
gereği olmanın ötesindeki talepleri konusunda daha dikkatli bir çizgi içinde
olmalıyız. Bu çerçevede en önemli konu, Kıbrıs ile yürütülen müzakerelerdir. Bu
müzakerelerin Türkiye'nin, AB'ye tam üyelik konusundaki bekleyişine, yapıcı,
nihai, somut bir katkı yapabileceği umudu içinde AB ile müzakere götürenlerin,
artık daha gerçekçi bir değerlendirme yapma ihtiyacı vardır. Türkiye'nin
demokratikleşmesi, hukuk devleti haline dönüşmesi doğrultusunda, AB'nin tam üyesi
olması konusunda, haklı olarak bizden beklenecek her türlü değişimi, reformu,
düzenlemeyi içtenlikle yapmalıyız. Ama Türkiye'nin ulusal yararları, geri
dönülemeyecek muhtemel kayıpları konusunda, bir umutla yola çıkıp, yanlışa
sürüklenmemeliyiz. Bu konuda yapılan yanlış 2004'te katma protokolün
imzalanmasıdır. Başbakan imzayı attı, şimdi o imzanın altında kıvranıp
duruyor.''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan, IMF'nin,
Türkiye'den hangi siyasi taleplerde bulunduğunu açıklamasını isteyerek,
'' IMF'nin, Başbakan'ın söylediği gibi siyasi istekleri varsa, hep beraber bilelim, hep beraber karşı çıkalım'' dedi.

Baykal, ekonomideki gelişmeleri de değerlendirdi ve sanayideki daralmanın ciddi boyutlarda sürdüğünü,
nisan ayı daralmasının, mart ve şubattan daha düşük olmasının teselli dayanağı olduğunu belirtti. Baykal,
''Dikkatli gözlemciler, bu daralmanın mevsimsel etkileri arındırdıktan sonra ne ifade ettiğine bakıyorlar;
o kadar erken sevinmememiz gerektiğini söylüyorlar. Sanayideki daralmanın azalması,
hepimiz için memnuniyet vericidir'' diye konuştu.

Baykal, Başbakan'ın açıkladığı teşvik paketine ilişkin görüşlerini dile
getirirken, Türkiye ekonomisinin, teşvik paketinden önce, orta vadeli ekonomi
programı beklediğini ifade etti. Bu programa şiddetle ihtiyaç bulunduğunu
kaydeden Baykal, Türkiye'nin orta vadeli ekonomi politikasını, makro ekonomik
kriterlere yönelik bekleyişini ortaya koyması gerektiğini söyledi. Baykal, bunu
ortaya koymadan, ''hadi yapıyoruz, ediyoruz'' diyerek, ekonominin
yönetilemeyeceğini belirtti.

Ortada bütçe olmadığını, başta işsizlik olmak üzere ekonomideki
olumsuzlukların alarm verdiğini ifade eden Baykal, ''Böyle bir ortamda, geleceğe
hangi projektörü önümüze alarak baktığımızı bilme ihtiyacımız var. Bunların
projektörü yok. Gelecek, alacakaranlık. Günübirlik kararlarla sürükleniyoruz''
görüşünü savundu.

Baykal, Hükümetin, ''bizi teğet geçecek'' sorumsuzluğu ve yaklaşımıyla,
yüz binlerce kişinin işsizler ordusuna katılmasına, sanayide üretim düzeyinin 5
yıl geriye gitmesine yol açtığını ileri sürdü.

Ekonominin, 2008'in son 3 aylık döneminde yüzde 6.2 daraldığını anımsatan
Baykal, 2009'un ilk 3 aylık döneminde sanayi üretiminin yüzde 23 düştüğünü, aynı
dönemde milli gelirin yüzde 12-13 daraldığını söyledi.

Başbakan Erdoğan'ın, krizin en az zarar verdiği ülkenin, Türkiye olduğunu
söylediğini hatırlatan Baykal, rakamların, bunun geçerli olmadığını gösterdiğini
kaydetti. Baykal, Türkiye'nin en çok zarar gören ülkelerin başında yer aldığını
ifade etti.

''MALİYE YÖNETİMİ TERS YÜZ''

Baykal, ekim ayından bu yana işsiz sayısının 1 milyon 125 bin arttığını,
ücretli çalışan sayısının ise 1 milyon düştüğünü vurgulayarak, Türkiye'nin,
ekonomini yönetiminin altında mali dengesini kaybettiğini, maliye yönetiminin ise
ters yüz olduğunu öne sürdü.

Erdoğan'ın, ''IMF, bizden siyasi önlemler almamızı istiyor, kabul
edemeyiz'' dediğine işaret eden CHP Lideri Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Başbakan, IMF'nin, Türkiye'den hangi siyasi talepleri istediğini açıkça
dile getirmelidir. Ne istemiştir? Başbakan'ın kabul edilemez bulduğu, IMF'nin
talep ettiği siyasi istekler nelerdir, bunu anlamamız lazım. IMF neyi istiyor,
Kıbrıs, Ermenistan, azınlıklar konusunda mı bir talebi var? Bunu bir an önce dile
getirmesi lazım, böyle söyleyip geçemez. IMF'nin böyle siyasi istekleri varsa,
hep beraber bilelim, hep beraber karşı çıkalım. Başbakan, bunu daha net şekilde
ifade etmeli.

Başbakan, 'Dünya Bankası böyle bir talepte bulunsa, bu anlaşılabilir ama
biz IMF'nin üyesiyiz, o nedenle bize bu talebi yapamaz. Dünya Bankası yaparsa
neyse ne' diyor. Başbakan'a söylemek lazım ki Türkiye, Dünya Bankasının da
üyesidir. Türkiye'nin, Dünya Bankasındaki konumu, IMF'deki konumundan farklı
değildir. IMF'de durum neyse, Dünya Bankasında da odur. Hiçbir ayırım yoktur.''

''KRİZLE MÜCADELE PROGRAMI İLAN EDİLMELİ''

Baykal, Erdoğan'ın, ''Kusura bakmayın, vatandaşın parası var'' dediğini
ifade ederek, ''Vatandaşın parası varsa, niye kusura bakmak söz konusu olsun''
dedi. Baykal, Erdoğan'ın bu sözünün, ''Teğet geçecek'' değerlendirmesinin
izdüşümü olduğunu, Erdoğan'ın, kriz karşısında sağlıklı tavır takınamamanın
dağınıklığını yaşadığını savundu.

Deniz Baykal, krizle mücadeleyi öngören, krizle mücadele programının ilan
edilmesini istedi. Baykal, kriz ortamında asıl sorunun finansman bulmak olduğunu
dile getirerek, fabrikaların yüzde 60 kapasiteyle çalıştığını belirtti. Baykal,
''(Sen fabrikanı kur, KDV'ni az alırım) diyerek, yatırıma teşvik etmenin mümkün
olacağını düşünmek-çok özel başka bazı pazarlıklar söz konusu değilse-makul
görünmüyor'' diye konuştu.

Baykal, Kurumlar Vergisi indirilecekse, bunun, herkes için uygulanmasını
önerdi.

Açıklanan teşvik paketinde fabrikaların taşınmasının yer aldığına işaret
eden Baykal, fabrikaların açılacağı yerde istihdam yaratılırken, mevcut yerlerde
işsizliğin yaşanacağını söyledi. Baykal, bütün bunların, alel usül ortaya atılmış
yaklaşımlar olduğunu öne sürdü.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Başbakan, Abdullah Öcalan'a da
'sayın' diyor. Başbakan, bana 'sayın' dedi diye göğsüm kabaracak değil'' dedi.

Baykal, CHP TBMM Grup toplantısında son siyasi gelişmeleri de
değerlendirdi.

RTÜK Başkanı Zahid Akman'ın istifa edip etmeyeceğinin, Deniz Feneri ile
AK Parti arasında ilişki olup olmadığının temel tartışma konuları olduğunu
vurgulayan Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''Deniz Feneri konusunda AK
Parti olarak çok rahatız'' dediğini belirtti. ''AKP, çok rahat ama biz
rahatsızız. Bu olayı, Türkiye'ye yakıştıramıyoruz'' diyen Baykal, Deniz Feneri
olayıyla ilgili gerekenlerin yapılmadığını iddia etti. ''Nasıl rahat
olabiliyorsun Sayın Başbakan?'' diye soran Baykal, ''Başbakan, 'Ben, bu işte
rahatım. Rahatız, bizi ilgilendirmez' diyor. Bizim meselemiz değil anlayışının
toplumda kabul görmesini sağlamaya çalışıyor. Olur mu? Sizi, çok yakından
ilgilendiriyor. Kaçamazsınız. Bu sizi doğrudan, başından beri ilgilendiriyor''
diye konuştu.

Hükümetin, Deniz Feneri olayını, başından beri sistematik biçimde
savsaklayıcı anlayış içine girdiğini, hükümet üyelerinin Alman Büyükelçisine ''Bu
iş ne oluyor? Niye bunları tutukluyorsunuz'' diye sorarak, bu kişilerin
avukatlığına kalkıştıklarını ileri süren Baykal, şöyle devam etti:

''Almanya'da pek çok tutuklu Türk vatandaşı var. Onların hangisinin
derdini, acaba Adalet Bakanı, Alman Büyükelçisi nezdinde dile getirdi? Bunları
tanıyorsunuz. Akrabalarınız. Bildiğiniz insanlar. Din iman demişler, milletin
fitresini zekatını toplamışlar. Gelmişler burada televizyon kanalı kurmuşlar.
Hangi televizyon kanalı? Sizin en yakın destekçiniz televizyon kanalını
kurmuşlar. Nasıl olur da 'Biz rahatız' dersiniz. Kuran kim, hısım akrabanız.
Çalışanlar kim? En yakınlarınız. Bu işlerde kuryelik yapanlar kim? Şimdi bir
türlü hükümet üyelerinin istifa ettiremediği RTÜK Başkanınız. Nasıl rahat
olursunuz Sayın Başbakan? Her şey ortada. Hala gerekeni yapamıyoruz. Binbir ısrar
üzerine 18 kişinin mal varlığına tedbir konuldu ama hala hiçbir şey yok. Herkes
yerinde yurdunda duruyor.''

RTÜK Başkanı Akman'ın istifa etmemesinin ''tesadüf'' olmadığını savunan
Baykal, şunları kaydetti:

''Bu olay, çok önemli gelişmelerin odak noktasında bir konu olduğu
içindir ki bütün Türkiye, bu kadar haklı olarak, doğal bir biçimde talep ettiği
halde olmuyor. 1,5 ay sonra başkanlık süresi bitecek. Yapamıyorlar. Niye acaba?
Bir kaygı mı var? 'Yetkimiz yok' diyorlar, sızlanıyorlar. Yetkileri yokmuş,
sevsinler. Sizin yetkiniz yoksa, sizin oy vererek seçtiğiniz RTÜK üyelerinin
yetkisi var. Onlar, RTÜK Kanununun ilgili maddesini çalıştırırlar. Bir tek şey
gerekiyor; gereken kişinin buna evet demesi... niye yapılamıyor? Bu olay, Kanal 7
ile irtibatlıdır. Kanal 7, sıradan bir televizyon kuruluşu değildir. Kuruluş
aşamalarında yaşanan olayları, kısa bir süre önce Sebahattin Önkibar yazılarında
dile getirmiştir, kapsamlı şekilde anlatmıştır... Şimdi Başbakan, 'rahatız'
diyor, Allah rahatlık versin Sayın Başbakan.''

"CUMHURİYET SAVCILARINI GÖREVE ÇAĞIRDI"

Başbakan Erdoğan'ın, CHP'nin Hazine yardımına ilişkin kendisine ve
partisine yönelik suçlamalarda bulunduğu ifade eden Baykal, ''bu konularda boş
konuşmaya gerek olmadığını, her türlü güç, imkan ve yetkinin Başbakan Erdoğan'ın
elinde olduğunu söyledi. Baykal, ''Eğer CHP'nin ya da benim vermem gereken bir
hesap olduğunu düşünüyorsa, kendisini göreve çağırıyorum. Derhal savcılıkları
harekete geçirsinler. CHP ya da benim hakkımda bilip de takip etmek istediği ne
iddia varsa, derhal suç duyurusu yapsınlar. O yapmıyorsa, ben, onun adına
savcıları göreve çağırıyorum'' dedi.

Cumhuriyet savcılarından, Başbakan Erdoğan'ın kendileri hakkındaki
sözlerini suç duyurusu olarak kabul etmelerini isteyen Baykal, ''Benim ve partim
hakkında ne iddia ediyorlarsa, lütfen onları, Başbakan'ın suç duyurusu olarak
kabul etsinler. Başbakan, meydanlarda konuşmayı tercih ediyor mahkemeye dilekçe
vermesi gerekirken... Onun adına dilekçeyi ben veriyorum. Onun sözlerini dilekçe
olarak kabul edin'' diye konuştu.

Baykal, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda daha
önce yaptığı çağrıyı yineledi. Dokunulmazlık zırhının arkasına sığınarak bir şey
söylemediğini ifade eden Baykal, şunları kaydetti:

''Herkesi sıkıntıya sokmayalım. İkimizin, Recep Tayyip Erdoğan ve Deniz
Baykal'ın dokunulmazlıklarını kaldırıverelim. Sen bildiklerini söyle, ben de
söyleyeyim. Bunu yapmayıp da grup toplantılarında, meydanlarda 'Hesabını versin.
Savcılıklara gitsin' diye boş boş konuşmanın anlamı yok. Başbakan'a yakışmıyor.
Gereğini yap Sayın Başbakan. İddianın arkasında dur. Durmazsan namertsin. Ben,
iddiamın arkasında duruyorum. Sen de dur. Getirsinler senin dokunulmazlığını ben
kaldıracağım. Benim ki gelirse de sen kaldır. Ver talimatı arkadaşlarına
kaldırıversinler.''

"SEN, SAYIN TARTIŞMASI"

Başbakan Erdoğan'ın, birden bire ''sen, siz, sayın'' tartışması açtığını
ifade eden Baykal, milletin çok yakından bildiğini, insanlara birinci tekil şahıs
olarak hitap edilmesinde hakaret kastı olmadığını söyledi. Baykal, şöyle
konuştu:

''Başbakan, benim zaman zaman kendisine 'Sen' diye hitap ediyor olmamdan
bir hakaret kastı çıkarmasın lütfen. Eğer böyle bir kasıtla değerlendiriyorsa,
doğru değildir. Hiçbir şekilde Başbakan'ı üzmek, hakaret etmek, küçük düşürmek
anlayışı içinde ifade etmiyorum. Bu, benim içtenliğimden, samimiyetimden,
protokolü kaldırarak işi esasıyla dile getirme arzumdan kaynaklanıyor. Başbakan
da bana 'sen' diye hitap eder. Bundan da alınganlık göstermem. Bugün gazetelerde
var. Bunu bir hakaret diye almıyorum. Önemli olan sözlerin içeriği, 'sen' diye
hitap edilmesi değil.''

"MİLLETİN AĞZINA TORBA VURAMAZSIN"

Baykal, Erdoğan'ın kendisine ''Sayın'' diye de hitap ettiğini belirterek,
şunları kaydetti:

''Partime, 'AK Parti diyeceksin' diyordu. İsimlere taktı. Demek ki
insanların böyle bir dönemi oluyor. Özel takıntı dönemi oluyor... 'AK Parti'
deyin. Herkesin diyeceğine sen karışamazsın. Milletin ağzına torba vuramazsın.
Millet, Cumhuriyet Halk Partisi'ne nasıl 'CHP, Halk Partisi' diyor. Sen, bana
nasıl Halk Partisi dersin diye kavga mı edeceğiz? Bunlar yanlış işler. Vatandaş
istediği gibi söyler. Hayır, 'AK Parti' diyeceksin. Yani parti giderek
kirlendikçe bir aklanma ihtiyacı hissediyor. Partime, 'AK Parti' diyeceksin.
Diyen var. Biz diyene bir şey söylemiyoruz. Onun takdiri ama söylemeyene de sen
karışma. Alışılmış usulle partileri, büyük harflerini bir araya getirerek
isimlendirsin. Bunda bir hakaret kastı yok. Ama AK Parti'de zorla, resmi
talimatla methettirme dayatması var...O çerçevede bu hafta tuttu 'Sayın' diyor.
'Bak, ben sana sayın' diyorum... Vazgeçtim ya, senin demene gerek yok. Sen
demesen de olur. Başbakan, Abdullah Öcalan'a da 'Sayın' diyor. Başbakan, bana
'Sayın' dedi diye göğsüm kabaracak değil...''

Baykal, Başbakan Erdoğan'a gerektiği noktada ''sayın'' dediklerini, ancak
siyasi tartışmaların içinde her noktada bunun mümkün olmadığını belirterek,
''Şimdi sana, Deniz Feneri konusunda gereken duyarlılığı göstermedin, görevini
yapmadın, bunları himaye ediyorsun, hırsızlıklara yolsuzlara sahip çıkıyorsun
derken, nasıl sayın derim canım?'' diye konuştu.

"CUMHURBAŞKANI GÜL'E ÇAĞRI"

Deniz Baykal, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesini öngören kanunu
eleştirirken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e çağrıda bulundu. Baykal, ''Sayın
Cumhurbaşkanı, gerçekten Anayasanın tanımladığı cumhurbaşkanı olduğu fırsatını bu
vesileyle elde edecektir. Sayın Cumhurbaşkanı'na düşen, Anayasaya, Türkiye'nin
menfaatlerine aykırı, garip, dünyada hiçbir ülkenin uygulamadığı bir yöntemi
kanuna getirmiş olan bu düzenlemeyi, bir kere daha görüşmenizde yarar var diye
Meclise iade etmelidir'' dedi.

Türkiye'nin tamamına yakınının beklentisinin bu yönde olduğunu,
kendisinin de daha önce referandum yapılması için çağrıda bulunduğunu anımsatan
Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:

''Cumhurbaşkanı şimdi, herkesin cumhurbaşkanı olduğunu göstermelidir. Bu
kanunu, Parlamento'ya iade etmelidir. Cumhurbaşkanı, bunu yaparsa, kendisini
kutlarız. Kendisi için de Türkiye için de iyi olur. İktidarın bir aynası,
simetrisi, bir izdüşümü halinde bir Çankaya, Anayasanın öngördüğü bir Çankaya
değildir. Gerektiği zaman fren olacaksın. Yanlış olduğu zaman 'dur' diyeceksin.
İşte yanlış. Bundan daha önemli yanlış olur mu? Burada da 'dur' demezsen, ne
zaman 'dur' diyeceksin. Eğer Cumhurbaşkanı, bunu yapmazsa, elbette Anayasa
Mahkemesine götüreceğiz. Anayasa Mahkemesi, gereğini yapacaktır.''