2014-11-18 - 12:32
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Bedelli askerlikle ilgili beklentileri de hesaba kattığımızda, meselenin etraflıca değerlendirilmesini, kısa süre içinde uzlaşma ve diyalogla çözüme kavuşturulup gündemden çıkarılmasını elzem görüyoruz. MHP, bedelli askerlik konusu Meclis'e gelirse mesafeli durmayacak" dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Bedelli askerlikle ilgili beklentileri de hesaba kattığımızda, meselenin etraflıca değerlendirilmesini, kısa süre içinde uzlaşma ve diyalogla çözüme kavuşturulup gündemden çıkarılmasını elzem görüyoruz. MHP, bedelli askerlik konusu Meclis'e gelirse mesafeli durmayacak" dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Çorum'un Bayat ilçesi Çukuröz köyünde evleri yananlara hükümetin şefkat elini uzatmasını beklediklerini söyledi.
Maden kazalarına değinen Bahçeli, madenlere neşter vurulmasının devamlı ertelendiğini, ilkel çalışma şartlarına ısrarla göz yumulduğunu ve ölümlü kazalara adeta davetiye çıkarıldığını ifade etti. Bahçeli, "İktidara nüfuz etmiş çıkar ittifakı madenlere sadece para kaynağı olarak bakmış, işçi güvenliğini, işçi sağlığını, insan haysiyetine yaraşır çalışma ortamlarını hep göz ardı etmiştir. Ekmeğini kazanmak için yerin yüzlerce metre altına inen işçilerimize zulüm ve kabus gibi şartlar reva görülmüştür. Bugünkü çağda ülkemizdeki çalışma ortamlarına hiçbir vatandaşımız layık değildir" diye konuştu.
AK Parti iktidarında 12 yılda iş güvenliği ve çalışma hayatıyla ilgili yasal ve idari düzenlemeler yapılmasına rağmen madenlerden kötü haber gelmesine engel olunamadığını belirten Bahçeli, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun geçen hafta açıkladığı İş Güvenliği Eylem Paketi'nin yeterli ve ikna edici olmadığını savundu.
Türkiye'de zihniyet değişimi ve dönüşümünün zorunlu olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle konuştu:
"Başbakan, buraya kadar haklıdır ancak bu değişimi, bu dönüşümü evvela zihniyeti bozuk, zihni karışık AKP gerçekleştirmelidir. Başbakan maden kazalarının ağır faturasından yakayı kurtarmak için kolay yolu bulmuştur. İşçi ve işverenlere sorumluluk yıkılınca temize çıkacağını, birden bire aklanacağını zanneden Başbakan yanılmakta, taşıdığı görevi sakatlamaktadır. Fırat'ın kenarındaki koyundan bile sorumlu olacak kadar sahte duyarlılık gösterileri yapan çürük zihniyetin, Soma ve Ermenek maden facialarında kaçak güreşmesi insaflı bir tutum olmayacaktır. Başbakan, işverenlerin zihniyet dönüşümüne ihtiyacı olduğunu gerçekten düşünüyorsa, önceden ayarlanmış adrese teslim ihaleleri alan yandaş çetelerin kulağını çekmelidir. Ancak bu hesaplaşmanın yapılması, bu dirayet ve cesaretin sergilenmesi vesayet altındaki bir Başbakan'ın harcı olmayıp, kendisine de on gömlek bol gelecektir."
Bahçeli, AK Parti hükümetinin ekonomi politikalarının "çuvalladığını" iddia ederek, "Türkiye ekonomisinin neresi istikrarlıdır. Parmakla gösterilen, gıptayla bakılan, borç veren, büyüyen, kalkınan ve istikrar adası olarak yutturulan ülke neresidir?" diye sordu.
İstikrarın belli çevrelerde olduğunu dile getiren Bahçeli, "Hırsızlar istikrarlıdır, soyguncular istikrarlıdır, yankesiciler istikrarlıdır, hainler istikrarlıdır, rüşvetçiler istikrar içinde havuzları doldurmaktadır. Millet malını yiyen ahlaksızlar istikrar ve güven içindedir. Neylersiniz ki vatandaşlarımız ekonomik sefaletin göbeğindedir" dedi.
Resmi işsizlik oranının çift haneye tutunarak yüzde 10,1'e çıktığını, rakamın gerçekte yüzde 20'ye yaklaştığını savunan Bahçeli, şunları söyledi:
"Her dört gencimizden birisinin işsiz kalması dış güçlerin oyunu olarak görülmüyorsa veya devlet içine yuvalanmış gayri meşru yapılanmaların provokasyonu şeklinde yorumlanmıyorsa, kimsenin ağzına alacağı da yoktur. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlarla birlikte 5,5 milyonu aşan işsiz, 30 milyon sınırını zorlayan yoksul Türkiye'nin ekonomik felaketinin tek kelimeyle özetidir. ABD'nin keşfiyle ilgili kafa yorup internette dolaşan beşinci sınıf kulaktan dolma bilgilere itibar edenler, zaman bolluğundan canları sıkılıyorsa dizlerini kırıp işsizliğin, yoksulluğun millet varlığında açtığı dipsiz kuyuları keşfe çıkmalıdır. Kolomb'un keşfiyle ilgili polemik yapanlar, ekonomik teslimiyete, ekonomik kaosa, ekonomik alaboraya eğilmelidir. Amerika kıtasını alan almış, satan satmıştır. Marifet, fethin kim tarafından yapıldığını konuşmak değil fethedilene kimin köle gibi bağlandığını itiraf edebilmek, bundan da utanç duymaktır.
Dahası saraya kurulan, hazineye çöreklenen zihniyet, Kristof Kolomb'un hatıralarında Küba kıyılarında bir dağın tepesinde bir caminin varlığından bahsettiğini söylemiştir. 17-25 Aralık akımının lideri burada da durmamış, Kübalı kardeşleriyle konuşacaklarını, o dağın tepesine bugün bir caminin yakışacağını açıklamıştır. Elbette cami Müslümanların manevi görkem ve güzelliği olarak yeryüzünün her tarafına yakışacaktır. Bundan gurur duyarız. Merakımız Erdoğan'ın, hangi açık ve kabahatini kapatmak için böylesi muhterem bir girişimi alet edeceğidir. Şayet konu ibadet ise aziz Peygamberimiz kuralı koymuş ve 'Yeryüzü bana mescit kılındı' buyurarak ibadetin mekanlar üstü olduğuna işaret etmiştir. Yine de Küba'ya tıpkı Çamlıca'dakine benzer şekilde bir cami yapılmasını temenni ediyorum. Atatürk büstüne kucak açan Küba'nın camiye itiraz etmeyeceğini samimiyetle ümit ediyorum. Erdoğan hayır yapmak istiyorsa sevap kazanmak arayışında ise bankadaki milyar dolarlarından bir bölümünü kurulacak 'Küba Cami Yaptırma Derneği'ne bağışlamalı, hiç olmazsa dua almalıdır."
"Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın her sıkıştığında cami, her zorlandığında başörtüsü, her dara düştüğünde imam hatip istismarından medet umduğunu" öne süren Bahçeli, "Çünkü Erdoğan için din ve mukaddesatımız siyasi hedefler için kullanılması mecburi vasıtalardır" dedi.
Güneşi balçıkla sıvamanın henüz mümkün olmadığını belirten Bahçeli, şöyle konuştu:
"Bakınız, İranlı karanlık simanın özel kuryesi Meclis Soruşturma Komisyonu'nda sahibinin tüm kirli çamaşırlarını dökmüş, üstelik AKP'yi de zımnen ele vermiştir. Bu kurye, Ankara'ya pek çok kez para taşıdığını, bu paraları kime verdiğini hatırlamadığını, ayrıca altın bile getirdiğini ifade etmiştir. Diğer yandan İranlı Zarrap'ın, İsviçre'den yılda bir milyon Avroluk saat aldığı da tescillenmiştir. Koluna 700 bin liralık saati takacak kadar vicdanı kuruyan eski bakanla, İranlının rüşvet ağına düşen diğer bakanlar bu gelişmeler karşısında ne diyecektir? Erdoğan, 17-25 Aralık'ı darbe olarak göstermeyi, Soruşturma Komisyonundaki ifadeleri tezvirat olarak yaftalamayı göze alacak mıdır? Rüşvet ve yolsuzluk yandaş savcı ve hakimler tarafından örtbas edilse de Türk milleti bu rezaleti vicdanında kapatacak mıdır?"
Başbakan Davutoğlu'nun, G-20 zirvesinde 1 Aralık'tan itibaren Türkiye'nin G-20 dönem başkanlığı süresince yolsuzluğa karşı bir strateji oluşturacağını gündeme getirdiğini aktaran Bahçeli, şöyle devam etti:
"Sonuç itibariyle Başbakan'a tavsiyem şunlar olacaktır: G-20 dönem başkanlığı sırasında, yolsuzluk stratejisi oluşturmak yerine gelin ilk önce eline-avucuna düştüğünüz rüşvet ve yolsuzluk çetelerini yargıya teslim edin. 'Yetmez ama evet' diyorsanız, siz de teslim olun. Kaçak ve karanlık sarayın, uçakların, otomobillerin hesabını verin. Villada eritilemeyen soygun hasılatını anlatın. 17-25 Aralık üzerindeki ambargoyu kaldırın, kim neyle suçlanıyor ve kokuşmuşluğun ucu nereye dayanıyorsa devreye girmesi için bağımsız yargının önünü açın. Sayın Davutoğlu, Brisbane'de yolsuzlukla ilgili sözlerinizden dolayı yüzünüze bakarak alaycı bir edayla tebessüm eden devlet veya hükümet başkanlarına hiç mi tesadüf etmediniz? Biz buradan gördük de siz mi görmediniz? Biz buradan sizin halinize ülkemiz adına acıdık da, siz kendinizi ne hallere düşürdüğünüzü hiç mi idrak edemediniz? Sayın Başbakan, hakikaten de bir yolsuzluk stratejisi oluşturmak istiyorsan, önce işe kaynaktan, yani 17-25 Erdoğan'dan başlamalısın ki attığın taş ürküttün kurbağaya değebilsin. Bilesin ki Brisbane'de yolsuzluktan sızlanıp, Ankara'da onaylamak ve bizzat tarafı olmak izah edilemeyecek bir çapsızlık, ne vicdan ne de siyasi ahlak açısından telafisi olmayacak bir küçülme halidir. Kendinizi, içinde debelendiğiniz haram, hurafe ve hıyanet ticaretiyle kandırabilirsiniz, etrafınızı menfaat vaatleriyle uyuşturabilirsiniz. Bu sizin bileceğiniz bir şeydir ama Türk milleti size artık kanmayacak, hele Milliyetçi Hareket Partisi asla inanmayacaktır ve Başbakan'ın yolsuzluk stratejisi oluşturmakla ilgili sözleri sanıyorum hava değişiminden kaynaklı bir bilinç kaybından başka bir şey olmasa gerektir."
Bahçeli, bedelli askerlikle ilgili talep, beklenti ve sözlerin tekraren ülke gündemine yerleştiğine işaret ederek askerliğin, yani vatan savunmasının bir bedelinin asla olmadığını vurguladı. Ancak askerlik çağını geçmiş, bir sebeple askerlik görevini ifa edememiş yüz binlerce vatandaşın çağrısına ilgisiz kalmanın belirli kıstaslar dahlinde çok makul olmayacağını ifade eden Bahçeli, MHP'nin bedelli askerlik meselesiyle ilgili görüş ve düşüncelerinin hiç değişmediğini anlattı.
Öncelikle parası olanın bedelli askerlik imkanından yararlanacağı, olmayanın ise dışarıda tutulacağı algısını kırmak ve adaletsizliğin önüne geçmek gerektiğini dile getiren Bahçeli, şunları kaydetti:
"Belirli aralıklarla bedelli konusunun seslendirilmesi, asker alma sistemindeki tıkanıklıkları da göstermektedir. Milli bekamızla ilgili iç-dış tehdit ve tahriklerin sistematik olarak yoğunlaştığı bir dönemde bedelli askerliğin tartışılıyor olması ilave mahsurlara da yol açabilecektir. Bedelli askerlik konusu ele alınırken TSK'nın ikaz, ihtiyaç, imkan ve kapasitesi belirleyici olmalı, vatan savunmasını aksatacak ve riske sokacak manevi ve moral çöküntüye müsamaha gösterilmemelidir.
Askerlik süresi ülkemizin savunma ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yeniden belirlenmeli ve hangi meslek, gelir düzeyi veya eğitim seviyesine sahip olunursa olsun bu süre herkes için bağlayıcı olmalıdır. Şehit yakınları ve gazilerimizi incitecek, milli vicdanları sarsacak en ufak bir teklifte bulunmak Türkiye'nin iç huzuruna zarar verebilecektir. Bazı mahsurlarına rağmen, askerlik yaşını geçirmiş vatandaşlarımızın fazlaca birikmesine kayıtsız kalmak da mağduriyetlere kapı aralayabilecektir. Parti olarak, TSK'nın olumlu görüşü alınmadan bedelli askerlikte ısrar etmenin doğru olmayacağı kanaatindeyiz. Bedelli askerlikle ilgili beklentileri de hesaba kattığımızda, meselenin etraflıca değerlendirilmesini, kısa süre içinde uzlaşma ve diyalogla çözüme kavuşturulup gündemden çıkarılmasını elzem görüyoruz. MHP'nin, bedelli askerlik konusu TBMM'ye gelmesi halinde mesafeli durmayacağını muhataplarına bilhassa bildirmek istiyorum."
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Bugünün PKK'sı neyse 1937-1938'de Dersim'de isyan edenler aynısıdır. Bugünün teröristbaşı Öcalan'ı neyse, Dersim ihanetinin baş aktörü terörist Rıza da kopyasıdır. Terörist Rıza, emperyalizme piyonluk yaparak Türkiye'yi bölmek istemiş; ne var ki amacına ulaşamadan hak ettiği cezasını bulmuştur" dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Suriye politikası ve çözüm sürecine ilişkin eleştirilerde bulundu.
Türkiye?nin ne bölgesindeki ne de dünyanın herhangi bir yerindeki sorunlara milli menfaatlere uygun, bağımsız karar verebilme hal ve takati kalmadığını ifade eden Bahçeli, "Meşruiyetini ve geleceğini küresel projelerin gönüllü taşeronluğuna bağlayan ve ayakta kalabilmesini ancak bu projelere sadakatte gören hükümet, ülkemizi karanlık bir mecraya yöneltmiştir" diye konuştu.
Türk dış politikasına milli duruş ve kaygıların değil, küresel türbülansın çekim gücünün yön verdiğini savunan Bahçeli, "AKP 'bölgesel güç, yumuşak güç, sözü dinlenen ve itibarlı ülke' gibi kendinden menkul tanımlarla avunurken, Türkiye bütün geleceğini, dünyaya yön veren vahşi ve sömürgeci projelere eklemlemiştir" dedi. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun küresel hegemonyanın emellerine alkış tutarak, çevresinde pervane gibi dönerek siyasi varlıklarını sürdürmek için çırpındıklarını öne sürdü.
Davutoğlu'nun ABD Başkanı Barack Obama'nın söyleyeceklerine merak saldığını ifade eden Bahçeli, "Esad?a karşı ABD?yi ikna etmek için geceyi gündüze katan, Ankara tehdit altındayken Halep?in derdine yanan bir Başbakan ve hükümeti bize göre Türkiye?nin çıkarlarını ikinci plana atmış demektir" diye konuştu.
Devlet Bahçeli, G-20 gibi katı kuralları olmayan, dünya ekonomisini yönlendiren, daha çok istişari olan bir platformda Türkiye?nin milli hassasiyetlerinin dile getirilmediğini, hak ve beklentilerinin savunulmadığını belirterek, şunları söyledi:
"Davutoğlu Brisbane?e Türkiye?yi temsil etmek için mi, yoksa ABD?nin Suriye?yi vurması konusunda yalvarıp yakarmak için mi gitmiştir? Davutoğlu G-20 toplantısında Obama?nın masasında oturmayı ayrıcalık ve lütuf mu görmektedir? Esad teröristtir, Esad zalimdir, Esad katildir de; IŞİD-PYD-PKK kırlarda bayırlarda çiçek toplayan, karıncayı bile ezmekten sakınan sevgi kelebekleri midir? Taşın altına elini koymaktan bahseden Başbakan, Esad gidince, Suriye bölününce, sınırlarımız boyunca terör devletleri kurulunca Türkiye?nin ve bölgenin huzura kavuşacağını mı sanmaktadır? Suriye?nin parçalanması milletimizin aleyhine olacak, büyüyecek kaos dalgasının nerede duracağı ve nerede son bulacağı bugünden kestirilemeyecektir. Şüphesiz ki çatışmaların Halep?te yoğunlaşması Türkiye?ye yönelik mülteci akınını hızlandıracaktır. Türkiye bir ateşin ortasında, acımasız bir hesaplaşmanın, kanlı emperyalizmin yeni bir saldırısının hedefindedir. Sorun Esad değildir. Asıl sorun sömürgeciliğin güncellenmiş yepyeni bir operasyonudur. Gidişat felakettir. AKP Hükümeti, Esad?a karşı kurşun asker olmak için yanıp tutuşmakta, ABD?den rol kapmak için haysiyetini iki paralık etmektedir."
Bahçeli, MHP'nin Türkiye?nin milli ve tarihi haklarını savunduğunu vurgulayarak, "MHP en büyük proje olarak tam bağımsız Türkiye, güvenli, huzurlu ve barış içinde bir vatan vaat ediyor. Ne yapacağımızı, neyi başaracağımızı, Türkiye?yi bölgesinde ve dünyada güçlü ve sözü geçen bir ülke haline nasıl getireceğimizi bir yıla kalmaz herkes görecektir" dedi.
"Çözüm sürecinin tüm rezilliklere rağmen sürdüğünü" ifade eden Bahçeli, "Hükümet memurları ve güvenlik güçlerinin müşahitliğinde PKK?lılara özel misafir muamelesi yapılmakta, araç yakan, maske takan, saldıran, yol kesen, haraç alan, tehdit eden hainlere kahredici bir suskunluk gösterilmektedir" diye konuştu.
Başbakan Davutoğlu'nun "kamu düzeni" dediğini, teröristlerin ise Diyarbakır?da iki belediye otobüsünü içindeki yolcularıyla yakmaya kalkıştığını, Cizre, Silopi, Sur ve Nusaybin?de özerlik hendekleri kazdığını anlatan Bahçeli, "Hükümet canilere teşrifatçı, şehit ailelerine ceberuttur. Hükümet katillere kucaklayıcı, gazilere zorbadır. Şehadet ile ihanet, ay yıldızlı bayrak ile paçavra, gazi ile terörist, alçaklık ile kahramanlık, pişmanlık ile küstahlık AKP?nin lügatinde yer değiştirmiştir" dedi.
Sürecin Irak ve Suriye?deki gelişmelere paralel ilerlediğini ve ABD'nin Ortadoğu?daki sınırları değiştirmeye doğru giden projelerine yaradığını öne süren Bahçeli, şöyle devam etti:
"6-7 Ekim isyan provalarıyla türbülansa girdiği söylenen ihanet müzakerelerinin onca kayba, onca zarar ve ziyana rağmen, bir şey olmamış gibi sürdürülmesi Türk milletine hakaret ve hürmetsizlik değil midir? Son gelişmeler karşısında, silahı kimin bırakacağını anlayanınız var mıdır? PKK?da bir suçluluk duygusu ve milletten utanma ve mahcubiyet var mıdır? Elbette terör son bulmalı, şiddet ortadan kalkmalı, vatandaşımız huzur ve emniyet bulmalıdır. Ancak eline silah alarak ülkemizi bölmek için dağa çıkmış teröristlerin bütün taleplerini, silahsız çözecekleri ortam oluşturarak onlara kucak açmak dünyada görülmemiş bir uygulamadır. Böylesi bir mantık garabetiyle ne Çanakkale savunulabilirdi, ne de milli mücadele yapılabilirdi? İzmir?i Yunanlı?ya bırakırdınız, İstanbul?u İngiliz?e teslim ederdiniz, böylece pürüzler ve sorunlar ortadan kalkmış ve AKP?nin tanımındaki barış da sağlanmış olurdu. Bugüne kadar sorunları çözmek adına onları yok sayan ve hatta sorunun parçası haline gelerek teslim olan hiç bir ülkenin ayakta kaldığına şahit olunmamıştır.
PKK?nın ve uzantılarının bütün hedefleri artık AKP tarafından temsil edilmektedir. Bütün istekleri Başbakan ve Hükümeti tarafından dile getirilmektedir. Sonuçta böyle olacak idiyse, 1984 yılında ilk silahlı eylem başladığında ne ordu sevk etmeye ne de Mehmetçiğin, polislerin ve korucuların yıllar süren fedakarca mücadelelerine lüzum vardı. Ne isteniyorsa verirdiniz, ne dayatılıyorsa teslim olurdunuz, ne yapmayı arzu ediyorlarsa el sıkışırdınız, böylece aradan geçen 30 yılda kayıplarımız da gerçekleşmezdi. Bugün gelinen aşamada Türkiye?nin bölünmesi için PKK?ya ihtiyaç kalmamıştır. Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi ihanet projesini gönüllü olarak BOP kargosundan teslim almışlardır. AKP zihniyeti Kandil Kadrolarının geride kalmış bütün niyetlerini siyaset zemini içinde çözmeyi kafasına koymuş ve bölücülüğün yeni liderliğine soyunmuştur. Ve bu konuda İmralı Canisi ile rekabet ve işbirliği başlatmıştır."
Hükümetin hesabının teröristlere siyasi af çıkartmak, bölücülerin statü ve kimlik taleplerini karşılamak, özerklikle ilgili tüm ön çalışmaları süratle tamamlamak olduğunu iddia eden Bahçeli, "Erdoğan ve Davutoğlu dayatılan hain projeler gereğince Kürdistan?a yeşil ışık yakacaklardır" diye konuştu.
Bahçeli, Türkiye'nin çok yakında yaşayacağı daha vahim gelişmelerle Başbakan Davutoğlu ve AK Parti?nin foyasını göreceğini öne sürerek, "Kendisine huzur, esenlik, refah ve onur kazandırsın diyerek bu zihniyete verdiği desteğin pişmanlığını duyacaktır. Tarihimizde göremeyeceğimiz bu küçülmenin adresi AKP, mihrakı işbirlikçiler, odağı ise Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan olacaktır" dedi.
İktidarın "Yeni Türkiye" propagandasıyla kan ve şehitler üzerinden pazarlığa devam ettiğini belirten Bahçeli, "AKP sona yaklaştıkça Türkiye?yi de beraberinde sürüklemektedir" ifadesini kullandı.
"Başbakan Davutoğlu'nun Dersim isyanıyla Kerbela hadisesini özdeşleştirmesinin, hainlerden özürler dilenmesinin ne hale gelindiğinin en açık kanıtı olduğunu" dile getiren Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Atatürk?e Yezid denilmesine, Türk milletinin Yezid ile bir görülmesine bir tek Milliyetçi Hareket Partisi karşı çıkmıştır. Bugünün PKK?sı neyse, 1937-1938?de Dersim?de isyan edenler aynısıdır. Bugünün teröristbaşı Öcalan?ı neyse, Dersim ihanetinin baş aktörü terörist Rıza da kopyasıdır. Devlete ve millete başkaldıran, kafa tutanların geçmişteki akıbetleri bellidir. Bugün AKP?nin pazarlık yaptığı eşkıyayla Türk milleti asırlarca mücadele etmiştir. Terörist Rıza emperyalizme piyonluk yaparak Türkiye?yi bölmek istemiş, ne var ki amacına ulaşamadan hak ettiği cezasını bulmuştur. Milli irade yetkiyi bize versin, millet bize güvensin, yine yaparız, yine hainlerin alayını birden vatan topraklarından temizler atarız."
Bahçeli, Dersim isyanına gösterdiği kararlı tepkiden dolayı hakkında sembolik de olsa manevi tazminat davası açıldığını, bunlardan birinin de 4,9 kuruşluk dava olduğunu kaydederek, "Ben özel olarak dava başına 4,9 kuruşluk bütçemi çoktan ayırdım. Dileyen ve isteyen varsa peşin peşin ödemeye de hazırım. Biz bu kutlu vatanı, bu aziz milleti tazminatla almadık, hibe yoluyla kazanmadık, masalarda bulmadık. Bu yollarla da vermeyeceğiz, devretmeyeceğiz, kesinlikle vazgeçmeyeceğiz" diye konuştu.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Çorum'un Bayat ilçesi Çukuröz köyünde evleri yananlara hükümetin şefkat elini uzatmasını beklediklerini söyledi.
Maden kazalarına değinen Bahçeli, madenlere neşter vurulmasının devamlı ertelendiğini, ilkel çalışma şartlarına ısrarla göz yumulduğunu ve ölümlü kazalara adeta davetiye çıkarıldığını ifade etti. Bahçeli, "İktidara nüfuz etmiş çıkar ittifakı madenlere sadece para kaynağı olarak bakmış, işçi güvenliğini, işçi sağlığını, insan haysiyetine yaraşır çalışma ortamlarını hep göz ardı etmiştir. Ekmeğini kazanmak için yerin yüzlerce metre altına inen işçilerimize zulüm ve kabus gibi şartlar reva görülmüştür. Bugünkü çağda ülkemizdeki çalışma ortamlarına hiçbir vatandaşımız layık değildir" diye konuştu.
AK Parti iktidarında 12 yılda iş güvenliği ve çalışma hayatıyla ilgili yasal ve idari düzenlemeler yapılmasına rağmen madenlerden kötü haber gelmesine engel olunamadığını belirten Bahçeli, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun geçen hafta açıkladığı İş Güvenliği Eylem Paketi'nin yeterli ve ikna edici olmadığını savundu.
Türkiye'de zihniyet değişimi ve dönüşümünün zorunlu olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle konuştu:
"Başbakan, buraya kadar haklıdır ancak bu değişimi, bu dönüşümü evvela zihniyeti bozuk, zihni karışık AKP gerçekleştirmelidir. Başbakan maden kazalarının ağır faturasından yakayı kurtarmak için kolay yolu bulmuştur. İşçi ve işverenlere sorumluluk yıkılınca temize çıkacağını, birden bire aklanacağını zanneden Başbakan yanılmakta, taşıdığı görevi sakatlamaktadır. Fırat'ın kenarındaki koyundan bile sorumlu olacak kadar sahte duyarlılık gösterileri yapan çürük zihniyetin, Soma ve Ermenek maden facialarında kaçak güreşmesi insaflı bir tutum olmayacaktır. Başbakan, işverenlerin zihniyet dönüşümüne ihtiyacı olduğunu gerçekten düşünüyorsa, önceden ayarlanmış adrese teslim ihaleleri alan yandaş çetelerin kulağını çekmelidir. Ancak bu hesaplaşmanın yapılması, bu dirayet ve cesaretin sergilenmesi vesayet altındaki bir Başbakan'ın harcı olmayıp, kendisine de on gömlek bol gelecektir."
Bahçeli, AK Parti hükümetinin ekonomi politikalarının "çuvalladığını" iddia ederek, "Türkiye ekonomisinin neresi istikrarlıdır. Parmakla gösterilen, gıptayla bakılan, borç veren, büyüyen, kalkınan ve istikrar adası olarak yutturulan ülke neresidir?" diye sordu.
İstikrarın belli çevrelerde olduğunu dile getiren Bahçeli, "Hırsızlar istikrarlıdır, soyguncular istikrarlıdır, yankesiciler istikrarlıdır, hainler istikrarlıdır, rüşvetçiler istikrar içinde havuzları doldurmaktadır. Millet malını yiyen ahlaksızlar istikrar ve güven içindedir. Neylersiniz ki vatandaşlarımız ekonomik sefaletin göbeğindedir" dedi.
Resmi işsizlik oranının çift haneye tutunarak yüzde 10,1'e çıktığını, rakamın gerçekte yüzde 20'ye yaklaştığını savunan Bahçeli, şunları söyledi:
"Her dört gencimizden birisinin işsiz kalması dış güçlerin oyunu olarak görülmüyorsa veya devlet içine yuvalanmış gayri meşru yapılanmaların provokasyonu şeklinde yorumlanmıyorsa, kimsenin ağzına alacağı da yoktur. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlarla birlikte 5,5 milyonu aşan işsiz, 30 milyon sınırını zorlayan yoksul Türkiye'nin ekonomik felaketinin tek kelimeyle özetidir. ABD'nin keşfiyle ilgili kafa yorup internette dolaşan beşinci sınıf kulaktan dolma bilgilere itibar edenler, zaman bolluğundan canları sıkılıyorsa dizlerini kırıp işsizliğin, yoksulluğun millet varlığında açtığı dipsiz kuyuları keşfe çıkmalıdır. Kolomb'un keşfiyle ilgili polemik yapanlar, ekonomik teslimiyete, ekonomik kaosa, ekonomik alaboraya eğilmelidir. Amerika kıtasını alan almış, satan satmıştır. Marifet, fethin kim tarafından yapıldığını konuşmak değil fethedilene kimin köle gibi bağlandığını itiraf edebilmek, bundan da utanç duymaktır.
Dahası saraya kurulan, hazineye çöreklenen zihniyet, Kristof Kolomb'un hatıralarında Küba kıyılarında bir dağın tepesinde bir caminin varlığından bahsettiğini söylemiştir. 17-25 Aralık akımının lideri burada da durmamış, Kübalı kardeşleriyle konuşacaklarını, o dağın tepesine bugün bir caminin yakışacağını açıklamıştır. Elbette cami Müslümanların manevi görkem ve güzelliği olarak yeryüzünün her tarafına yakışacaktır. Bundan gurur duyarız. Merakımız Erdoğan'ın, hangi açık ve kabahatini kapatmak için böylesi muhterem bir girişimi alet edeceğidir. Şayet konu ibadet ise aziz Peygamberimiz kuralı koymuş ve 'Yeryüzü bana mescit kılındı' buyurarak ibadetin mekanlar üstü olduğuna işaret etmiştir. Yine de Küba'ya tıpkı Çamlıca'dakine benzer şekilde bir cami yapılmasını temenni ediyorum. Atatürk büstüne kucak açan Küba'nın camiye itiraz etmeyeceğini samimiyetle ümit ediyorum. Erdoğan hayır yapmak istiyorsa sevap kazanmak arayışında ise bankadaki milyar dolarlarından bir bölümünü kurulacak 'Küba Cami Yaptırma Derneği'ne bağışlamalı, hiç olmazsa dua almalıdır."
"Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın her sıkıştığında cami, her zorlandığında başörtüsü, her dara düştüğünde imam hatip istismarından medet umduğunu" öne süren Bahçeli, "Çünkü Erdoğan için din ve mukaddesatımız siyasi hedefler için kullanılması mecburi vasıtalardır" dedi.
Güneşi balçıkla sıvamanın henüz mümkün olmadığını belirten Bahçeli, şöyle konuştu:
"Bakınız, İranlı karanlık simanın özel kuryesi Meclis Soruşturma Komisyonu'nda sahibinin tüm kirli çamaşırlarını dökmüş, üstelik AKP'yi de zımnen ele vermiştir. Bu kurye, Ankara'ya pek çok kez para taşıdığını, bu paraları kime verdiğini hatırlamadığını, ayrıca altın bile getirdiğini ifade etmiştir. Diğer yandan İranlı Zarrap'ın, İsviçre'den yılda bir milyon Avroluk saat aldığı da tescillenmiştir. Koluna 700 bin liralık saati takacak kadar vicdanı kuruyan eski bakanla, İranlının rüşvet ağına düşen diğer bakanlar bu gelişmeler karşısında ne diyecektir? Erdoğan, 17-25 Aralık'ı darbe olarak göstermeyi, Soruşturma Komisyonundaki ifadeleri tezvirat olarak yaftalamayı göze alacak mıdır? Rüşvet ve yolsuzluk yandaş savcı ve hakimler tarafından örtbas edilse de Türk milleti bu rezaleti vicdanında kapatacak mıdır?"
Başbakan Davutoğlu'nun, G-20 zirvesinde 1 Aralık'tan itibaren Türkiye'nin G-20 dönem başkanlığı süresince yolsuzluğa karşı bir strateji oluşturacağını gündeme getirdiğini aktaran Bahçeli, şöyle devam etti:
"Sonuç itibariyle Başbakan'a tavsiyem şunlar olacaktır: G-20 dönem başkanlığı sırasında, yolsuzluk stratejisi oluşturmak yerine gelin ilk önce eline-avucuna düştüğünüz rüşvet ve yolsuzluk çetelerini yargıya teslim edin. 'Yetmez ama evet' diyorsanız, siz de teslim olun. Kaçak ve karanlık sarayın, uçakların, otomobillerin hesabını verin. Villada eritilemeyen soygun hasılatını anlatın. 17-25 Aralık üzerindeki ambargoyu kaldırın, kim neyle suçlanıyor ve kokuşmuşluğun ucu nereye dayanıyorsa devreye girmesi için bağımsız yargının önünü açın. Sayın Davutoğlu, Brisbane'de yolsuzlukla ilgili sözlerinizden dolayı yüzünüze bakarak alaycı bir edayla tebessüm eden devlet veya hükümet başkanlarına hiç mi tesadüf etmediniz? Biz buradan gördük de siz mi görmediniz? Biz buradan sizin halinize ülkemiz adına acıdık da, siz kendinizi ne hallere düşürdüğünüzü hiç mi idrak edemediniz? Sayın Başbakan, hakikaten de bir yolsuzluk stratejisi oluşturmak istiyorsan, önce işe kaynaktan, yani 17-25 Erdoğan'dan başlamalısın ki attığın taş ürküttün kurbağaya değebilsin. Bilesin ki Brisbane'de yolsuzluktan sızlanıp, Ankara'da onaylamak ve bizzat tarafı olmak izah edilemeyecek bir çapsızlık, ne vicdan ne de siyasi ahlak açısından telafisi olmayacak bir küçülme halidir. Kendinizi, içinde debelendiğiniz haram, hurafe ve hıyanet ticaretiyle kandırabilirsiniz, etrafınızı menfaat vaatleriyle uyuşturabilirsiniz. Bu sizin bileceğiniz bir şeydir ama Türk milleti size artık kanmayacak, hele Milliyetçi Hareket Partisi asla inanmayacaktır ve Başbakan'ın yolsuzluk stratejisi oluşturmakla ilgili sözleri sanıyorum hava değişiminden kaynaklı bir bilinç kaybından başka bir şey olmasa gerektir."
Bahçeli, bedelli askerlikle ilgili talep, beklenti ve sözlerin tekraren ülke gündemine yerleştiğine işaret ederek askerliğin, yani vatan savunmasının bir bedelinin asla olmadığını vurguladı. Ancak askerlik çağını geçmiş, bir sebeple askerlik görevini ifa edememiş yüz binlerce vatandaşın çağrısına ilgisiz kalmanın belirli kıstaslar dahlinde çok makul olmayacağını ifade eden Bahçeli, MHP'nin bedelli askerlik meselesiyle ilgili görüş ve düşüncelerinin hiç değişmediğini anlattı.
Öncelikle parası olanın bedelli askerlik imkanından yararlanacağı, olmayanın ise dışarıda tutulacağı algısını kırmak ve adaletsizliğin önüne geçmek gerektiğini dile getiren Bahçeli, şunları kaydetti:
"Belirli aralıklarla bedelli konusunun seslendirilmesi, asker alma sistemindeki tıkanıklıkları da göstermektedir. Milli bekamızla ilgili iç-dış tehdit ve tahriklerin sistematik olarak yoğunlaştığı bir dönemde bedelli askerliğin tartışılıyor olması ilave mahsurlara da yol açabilecektir. Bedelli askerlik konusu ele alınırken TSK'nın ikaz, ihtiyaç, imkan ve kapasitesi belirleyici olmalı, vatan savunmasını aksatacak ve riske sokacak manevi ve moral çöküntüye müsamaha gösterilmemelidir.
Askerlik süresi ülkemizin savunma ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yeniden belirlenmeli ve hangi meslek, gelir düzeyi veya eğitim seviyesine sahip olunursa olsun bu süre herkes için bağlayıcı olmalıdır. Şehit yakınları ve gazilerimizi incitecek, milli vicdanları sarsacak en ufak bir teklifte bulunmak Türkiye'nin iç huzuruna zarar verebilecektir. Bazı mahsurlarına rağmen, askerlik yaşını geçirmiş vatandaşlarımızın fazlaca birikmesine kayıtsız kalmak da mağduriyetlere kapı aralayabilecektir. Parti olarak, TSK'nın olumlu görüşü alınmadan bedelli askerlikte ısrar etmenin doğru olmayacağı kanaatindeyiz. Bedelli askerlikle ilgili beklentileri de hesaba kattığımızda, meselenin etraflıca değerlendirilmesini, kısa süre içinde uzlaşma ve diyalogla çözüme kavuşturulup gündemden çıkarılmasını elzem görüyoruz. MHP'nin, bedelli askerlik konusu TBMM'ye gelmesi halinde mesafeli durmayacağını muhataplarına bilhassa bildirmek istiyorum."
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Bugünün PKK'sı neyse 1937-1938'de Dersim'de isyan edenler aynısıdır. Bugünün teröristbaşı Öcalan'ı neyse, Dersim ihanetinin baş aktörü terörist Rıza da kopyasıdır. Terörist Rıza, emperyalizme piyonluk yaparak Türkiye'yi bölmek istemiş; ne var ki amacına ulaşamadan hak ettiği cezasını bulmuştur" dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Suriye politikası ve çözüm sürecine ilişkin eleştirilerde bulundu.
Türkiye?nin ne bölgesindeki ne de dünyanın herhangi bir yerindeki sorunlara milli menfaatlere uygun, bağımsız karar verebilme hal ve takati kalmadığını ifade eden Bahçeli, "Meşruiyetini ve geleceğini küresel projelerin gönüllü taşeronluğuna bağlayan ve ayakta kalabilmesini ancak bu projelere sadakatte gören hükümet, ülkemizi karanlık bir mecraya yöneltmiştir" diye konuştu.
Türk dış politikasına milli duruş ve kaygıların değil, küresel türbülansın çekim gücünün yön verdiğini savunan Bahçeli, "AKP 'bölgesel güç, yumuşak güç, sözü dinlenen ve itibarlı ülke' gibi kendinden menkul tanımlarla avunurken, Türkiye bütün geleceğini, dünyaya yön veren vahşi ve sömürgeci projelere eklemlemiştir" dedi. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun küresel hegemonyanın emellerine alkış tutarak, çevresinde pervane gibi dönerek siyasi varlıklarını sürdürmek için çırpındıklarını öne sürdü.
Davutoğlu'nun ABD Başkanı Barack Obama'nın söyleyeceklerine merak saldığını ifade eden Bahçeli, "Esad?a karşı ABD?yi ikna etmek için geceyi gündüze katan, Ankara tehdit altındayken Halep?in derdine yanan bir Başbakan ve hükümeti bize göre Türkiye?nin çıkarlarını ikinci plana atmış demektir" diye konuştu.
Devlet Bahçeli, G-20 gibi katı kuralları olmayan, dünya ekonomisini yönlendiren, daha çok istişari olan bir platformda Türkiye?nin milli hassasiyetlerinin dile getirilmediğini, hak ve beklentilerinin savunulmadığını belirterek, şunları söyledi:
"Davutoğlu Brisbane?e Türkiye?yi temsil etmek için mi, yoksa ABD?nin Suriye?yi vurması konusunda yalvarıp yakarmak için mi gitmiştir? Davutoğlu G-20 toplantısında Obama?nın masasında oturmayı ayrıcalık ve lütuf mu görmektedir? Esad teröristtir, Esad zalimdir, Esad katildir de; IŞİD-PYD-PKK kırlarda bayırlarda çiçek toplayan, karıncayı bile ezmekten sakınan sevgi kelebekleri midir? Taşın altına elini koymaktan bahseden Başbakan, Esad gidince, Suriye bölününce, sınırlarımız boyunca terör devletleri kurulunca Türkiye?nin ve bölgenin huzura kavuşacağını mı sanmaktadır? Suriye?nin parçalanması milletimizin aleyhine olacak, büyüyecek kaos dalgasının nerede duracağı ve nerede son bulacağı bugünden kestirilemeyecektir. Şüphesiz ki çatışmaların Halep?te yoğunlaşması Türkiye?ye yönelik mülteci akınını hızlandıracaktır. Türkiye bir ateşin ortasında, acımasız bir hesaplaşmanın, kanlı emperyalizmin yeni bir saldırısının hedefindedir. Sorun Esad değildir. Asıl sorun sömürgeciliğin güncellenmiş yepyeni bir operasyonudur. Gidişat felakettir. AKP Hükümeti, Esad?a karşı kurşun asker olmak için yanıp tutuşmakta, ABD?den rol kapmak için haysiyetini iki paralık etmektedir."
Bahçeli, MHP'nin Türkiye?nin milli ve tarihi haklarını savunduğunu vurgulayarak, "MHP en büyük proje olarak tam bağımsız Türkiye, güvenli, huzurlu ve barış içinde bir vatan vaat ediyor. Ne yapacağımızı, neyi başaracağımızı, Türkiye?yi bölgesinde ve dünyada güçlü ve sözü geçen bir ülke haline nasıl getireceğimizi bir yıla kalmaz herkes görecektir" dedi.
"Çözüm sürecinin tüm rezilliklere rağmen sürdüğünü" ifade eden Bahçeli, "Hükümet memurları ve güvenlik güçlerinin müşahitliğinde PKK?lılara özel misafir muamelesi yapılmakta, araç yakan, maske takan, saldıran, yol kesen, haraç alan, tehdit eden hainlere kahredici bir suskunluk gösterilmektedir" diye konuştu.
Başbakan Davutoğlu'nun "kamu düzeni" dediğini, teröristlerin ise Diyarbakır?da iki belediye otobüsünü içindeki yolcularıyla yakmaya kalkıştığını, Cizre, Silopi, Sur ve Nusaybin?de özerlik hendekleri kazdığını anlatan Bahçeli, "Hükümet canilere teşrifatçı, şehit ailelerine ceberuttur. Hükümet katillere kucaklayıcı, gazilere zorbadır. Şehadet ile ihanet, ay yıldızlı bayrak ile paçavra, gazi ile terörist, alçaklık ile kahramanlık, pişmanlık ile küstahlık AKP?nin lügatinde yer değiştirmiştir" dedi.
Sürecin Irak ve Suriye?deki gelişmelere paralel ilerlediğini ve ABD'nin Ortadoğu?daki sınırları değiştirmeye doğru giden projelerine yaradığını öne süren Bahçeli, şöyle devam etti:
"6-7 Ekim isyan provalarıyla türbülansa girdiği söylenen ihanet müzakerelerinin onca kayba, onca zarar ve ziyana rağmen, bir şey olmamış gibi sürdürülmesi Türk milletine hakaret ve hürmetsizlik değil midir? Son gelişmeler karşısında, silahı kimin bırakacağını anlayanınız var mıdır? PKK?da bir suçluluk duygusu ve milletten utanma ve mahcubiyet var mıdır? Elbette terör son bulmalı, şiddet ortadan kalkmalı, vatandaşımız huzur ve emniyet bulmalıdır. Ancak eline silah alarak ülkemizi bölmek için dağa çıkmış teröristlerin bütün taleplerini, silahsız çözecekleri ortam oluşturarak onlara kucak açmak dünyada görülmemiş bir uygulamadır. Böylesi bir mantık garabetiyle ne Çanakkale savunulabilirdi, ne de milli mücadele yapılabilirdi? İzmir?i Yunanlı?ya bırakırdınız, İstanbul?u İngiliz?e teslim ederdiniz, böylece pürüzler ve sorunlar ortadan kalkmış ve AKP?nin tanımındaki barış da sağlanmış olurdu. Bugüne kadar sorunları çözmek adına onları yok sayan ve hatta sorunun parçası haline gelerek teslim olan hiç bir ülkenin ayakta kaldığına şahit olunmamıştır.
PKK?nın ve uzantılarının bütün hedefleri artık AKP tarafından temsil edilmektedir. Bütün istekleri Başbakan ve Hükümeti tarafından dile getirilmektedir. Sonuçta böyle olacak idiyse, 1984 yılında ilk silahlı eylem başladığında ne ordu sevk etmeye ne de Mehmetçiğin, polislerin ve korucuların yıllar süren fedakarca mücadelelerine lüzum vardı. Ne isteniyorsa verirdiniz, ne dayatılıyorsa teslim olurdunuz, ne yapmayı arzu ediyorlarsa el sıkışırdınız, böylece aradan geçen 30 yılda kayıplarımız da gerçekleşmezdi. Bugün gelinen aşamada Türkiye?nin bölünmesi için PKK?ya ihtiyaç kalmamıştır. Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi ihanet projesini gönüllü olarak BOP kargosundan teslim almışlardır. AKP zihniyeti Kandil Kadrolarının geride kalmış bütün niyetlerini siyaset zemini içinde çözmeyi kafasına koymuş ve bölücülüğün yeni liderliğine soyunmuştur. Ve bu konuda İmralı Canisi ile rekabet ve işbirliği başlatmıştır."
Hükümetin hesabının teröristlere siyasi af çıkartmak, bölücülerin statü ve kimlik taleplerini karşılamak, özerklikle ilgili tüm ön çalışmaları süratle tamamlamak olduğunu iddia eden Bahçeli, "Erdoğan ve Davutoğlu dayatılan hain projeler gereğince Kürdistan?a yeşil ışık yakacaklardır" diye konuştu.
Bahçeli, Türkiye'nin çok yakında yaşayacağı daha vahim gelişmelerle Başbakan Davutoğlu ve AK Parti?nin foyasını göreceğini öne sürerek, "Kendisine huzur, esenlik, refah ve onur kazandırsın diyerek bu zihniyete verdiği desteğin pişmanlığını duyacaktır. Tarihimizde göremeyeceğimiz bu küçülmenin adresi AKP, mihrakı işbirlikçiler, odağı ise Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan olacaktır" dedi.
İktidarın "Yeni Türkiye" propagandasıyla kan ve şehitler üzerinden pazarlığa devam ettiğini belirten Bahçeli, "AKP sona yaklaştıkça Türkiye?yi de beraberinde sürüklemektedir" ifadesini kullandı.
"Başbakan Davutoğlu'nun Dersim isyanıyla Kerbela hadisesini özdeşleştirmesinin, hainlerden özürler dilenmesinin ne hale gelindiğinin en açık kanıtı olduğunu" dile getiren Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Atatürk?e Yezid denilmesine, Türk milletinin Yezid ile bir görülmesine bir tek Milliyetçi Hareket Partisi karşı çıkmıştır. Bugünün PKK?sı neyse, 1937-1938?de Dersim?de isyan edenler aynısıdır. Bugünün teröristbaşı Öcalan?ı neyse, Dersim ihanetinin baş aktörü terörist Rıza da kopyasıdır. Devlete ve millete başkaldıran, kafa tutanların geçmişteki akıbetleri bellidir. Bugün AKP?nin pazarlık yaptığı eşkıyayla Türk milleti asırlarca mücadele etmiştir. Terörist Rıza emperyalizme piyonluk yaparak Türkiye?yi bölmek istemiş, ne var ki amacına ulaşamadan hak ettiği cezasını bulmuştur. Milli irade yetkiyi bize versin, millet bize güvensin, yine yaparız, yine hainlerin alayını birden vatan topraklarından temizler atarız."
Bahçeli, Dersim isyanına gösterdiği kararlı tepkiden dolayı hakkında sembolik de olsa manevi tazminat davası açıldığını, bunlardan birinin de 4,9 kuruşluk dava olduğunu kaydederek, "Ben özel olarak dava başına 4,9 kuruşluk bütçemi çoktan ayırdım. Dileyen ve isteyen varsa peşin peşin ödemeye de hazırım. Biz bu kutlu vatanı, bu aziz milleti tazminatla almadık, hibe yoluyla kazanmadık, masalarda bulmadık. Bu yollarla da vermeyeceğiz, devretmeyeceğiz, kesinlikle vazgeçmeyeceğiz" diye konuştu.
